… cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha
ursa
şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] ga …
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
… kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat
ursa
garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhi …
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
… di. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha
ursa
şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i …
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
… l sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha
ursa
cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âle …
On dördüncü tılısmât-ı acîbe: Ayasofya deyrinin cenûbunda dörd aded amûd-ı müntehâ beyâz mermerler üzre bilâ-teşbîh Cebrâ’îl ve İsrâfîl ve Mîkâ’îl ve Azrâ’îl kerrûblarının timsâlleri var idi. Biri cânib-i şarka, biri garba, biri şimâle, biri cenûba müteveccih dururlardı. Yılda bir kerre Cebrâ’îl sûreti kanat kakup sayha ursa şark cânibi ganîmet olur derlerdi. İsrâfîl sûreti kanat ursa garbda kaht [u] galâ olur derlerdi. Mîkâ’îl sayha ursa şimâl cânibinde bir sâhib-hurûc zuhûr eder derlerdi. Azrâ’îl sayha ursa cemî‘i dünyâda tâ‘ûn olur deyü havf ederlerdi. Bu timsâller Hazret-i Fahr-i âlem vücûda gel[dik]de ser-nigûn olup hâlâ mezkûr amûdlar Ayasofya Çukurçeşmeleri kurbünde dörd aded mermer amûdlar râyegân temâşâgâhdır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
… nun eşkâl-i timsâlleri var idi. Meselâ mâh-ı hamsînde hamsîn balığı sûreti sadâ
ursa
Karadeniz'de aslâ hamsi balığı kalmayup cümle İslâmbol'a gelüp der-kenâr olup c …
Beşinci tılısmât: Yine Sarâyburnu'nda üç yüz amûd-ı müntehâlar üzre üç yüz altmış nev‘a deryâ mahlûkunun eşkâl-i timsâlleri var idi. Meselâ mâh-ı hamsînde hamsîn balığı sûreti sadâ ursa Karadeniz'de aslâ hamsi balığı kalmayup cümle İslâmbol'a gelüp der-kenâr olup cümle ahâlî-i Makdon, hamsîn balığı ile hamsîn yevm kifâflanırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 18a ·
metinde göster ·
… n te’sîriyle ol makûle yılan ve akreb ve çıyan olmaz. Olursa da benî Âdem'e nîş
ursa
mü’essir değildir.
Evsâf-ı ibret-nümâ-yı mutalsamat-ı kal‘a-i Hımıs: Hâlâ zemân-ı kadîm keheneleri ve hukemâları bu şehr-i kadîm içre ka‘r-ı zemînde yılan ve akreb ve çıyan ve'l-hâsıl mesmûm hayvânâtlar içün tılsımâtlar edüp defnetmişler. İlâ hâze'l-ân ol mutalsamâtların te’sîriyle ol makûle yılan ve akreb ve çıyan olmaz. Olursa da benî Âdem'e nîş ursa mü’essir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 27b ·
metinde göster ·
… Kurna'dan gelüp bu sultân üzre bi-sırr-i Yahyâ Hayâtî deyü kubbesi dîvârına el
ursa
kasem-billâh yerine i‘tibâr ederler. {Ve bu Sultâna Yahyâ-yı Hayâtî demelerinin …
Harrân dibindedir. Sultân halîfelerinden kutbiyyete kadem basmış ulu sultândır kim kal‘a-i Harrân'ın kurbunda çöl cânibinde bir kubbe-i azîm içinde medfûndur. Çöl Urbânları bu sultâna gâyet mu‘tekidlerdir. Hattâ Urbân mâbeyninde bir mâdde-i kübrâ içün birine yemîn icâb etse tâ Basra ve Lahsa ve Ummân ve Cezâyir ve Kurna'dan gelüp bu sultân üzre bi-sırr-i Yahyâ Hayâtî deyü kubbesi dîvârına el ursa kasem-billâh yerine i‘tibâr ederler. {Ve bu Sultâna Yahyâ-yı Hayâtî demelerinin aslı bir seccâde üzre tahiyyâtda ve hayâtde oturur gibi oturduğundan Yahyâ Hayâtî derler}. Ve bu ziyâret ile Urfa mâbeyninde bâlâda tahrîr olunan ibret-nümâ taş olan âdemler bu mahalle karîbdir. Andan cânib-i kıbleye çöle 18 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58b ·
metinde göster ·
… da aslâ ve kat‘â Yahûdî yokdur. Ammâ bu Mankılya'da bir Laz Yahûdî'ye bir sille
ursa
şer‘ ile hakkından gelirler. Anınçün mahkemede Laz ve Çufud da‘vâsı çok olur. İ …
Ve cümle (---) aded kiremitli ve şındıra tahta örtülü ma‘mûr u müzeyyen ve metîn kal‘a-misâl hâneleri vardır. Ankâ re’îs bâzergânları çok olmak ile Kazak-ı Ak havfinden kavî binâ büyûtları vardır. Ekseriyyâ a‘yânı Laz-ı zebân-dırâz tâ’ifesidir kim cümle anadan doğma kuloğludur. Hatta Laz ta’ifesi beyninde latîfe gûne böyle derler, bir âdemin Ka‘be'ye gitmeğe iktidârı olmasa "Bre câhil Mankaliyye'ye gitsene, garîblerin ka‘besidir" derler. Tâ bu mertebe Lazlar bu şehre i‘tibâr ederler. Ve Rûm u Yahûd tâ‘ifesi dahi çokdur. Ammâ şeb [u] rûz mahkeme-i şer‘de Laz ile Yahûd da‘vâsından geçilmezdir. Zîrâ Lazlar Yahûd kavmin aslâ sevmezler. Tarabefzûn şehrinde Lazlar Yahûdî görseler emân u zemân vermeyüp katl ederler. Zîrâ Selîm-i Evvel'den berü ellerinde müte‘addid hatt-ı şerîfler vardır. Anınçün Tarabefzûn'da aslâ ve kat‘â Yahûdî yokdur. Ammâ bu Mankılya'da bir Laz Yahûdî'ye bir sille ursa şer‘ ile hakkından gelirler. Anınçün mahkemede Laz ve Çufud da‘vâsı çok olur. İkisi de şerîr tâ’ifesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 124b ·
metinde göster ·
… t mehîb ü mahûfdur. Bir kerre kemîngâh-ı hâvurdan tulû‘ edüp ra‘d-âsâ bir na‘ra
ursa
âdemin zehresi çâk, elbette ol mahalde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet …
Bu mahallerin hâvurlarında ve büklüklerinde esedler sürü sürü gezüp câmûs-ı beyâbânı ve har-ı çâr-pây-ı deşti ve gazal-ı maralı ve gayrı gûne gûsfend ü câmûs ve bakar-ı beyâbânî şikâr edüp tenâvül ederler. Bu Bağdâd arslanı kadar mahbûb u şîrîn ve semîn ü müdrik esed bir diyârda yokdur. Ammâ mel‘ûnlar gâyet mehîb ü mahûfdur. Bir kerre kemîngâh-ı hâvurdan tulû‘ edüp ra‘d-âsâ bir na‘ra ursa âdemin zehresi çâk, elbette ol mahalde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet anda kim âdem yine na‘rasına karşu varmağa cür’et eder ammâ altında eğer atın aygır ise isterse iki yaşdan cılıkdan küheylânı olsun na‘ra-i esedi istimâ‘ edince hemân ol ân dümmin hotas edüp firâr eder. Bin kerre mahmîz itsen feryâd edüp avdet eder. Ammâ eğer kısrak üzre bulunursan 358a bi-emri Hudâ kısrak arslanın na‘rasından değil birkaç mühlik zahm-ı pençesinden bile havf etmeyüp yine arslan üzre hamle eder. Ammâ dişi arslan yavrularına nafaka tahsîliyçün şikârbâz u cengâver olur. Eğer tokdur ve eğer açdır elbette şikâr arar. Ammâ erkek sübû‘ yigirmi dörd sâatde bir kerre şikâr alsa tok iken artık gayrı şikâra bakmaz ve asla ceng etmez. Ammâ Yezîdî gazanfer eğer aç ve eğer tok Yezîdî'dir elbette ceng eder ve gâyet bed-çehre vü hamlekâr u hîlekâr ve boz tüğlü ve gerdeni kalın ve arkası siyâh ve başı büyük ve tüğleri çim çim Marzıvân katırından iri Yezîdî arslan bî-emân olur. Ammâ hikmet-i hudâ bu Bağdâd arslanları şikâr içün köylere ve büleydelere gelince avretler bu arslanları ortaya alup döğe döğe deyelerler. Arslanlar firâr ederken durup avretlerden tarafa aslâ nazar etmeyüp firâr eder, bir aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b–358a ·
metinde göster ·
… pirinç ve kalaylı demir teneke örtülü kıbâbları üzre haç alemlerine güneş 62a
ursa
ol haç alemlerin mutallâsı şa‘şa‘asından Hudâ hakkıyçün âdemin gözü hîrelenir.
Ve bu kullenin cânib-i erba‘asının içinde kat-ender-kat kemerler içre kârgîr binâ hücrelerin billûr u necef ve moran câmlar ile ârâste ve niçe sivri sivri minârenin külâhı gibi sivri kıbâblar ile pîrâste olmuş üzerlerinde gûnâ-gûn altun haçlı alemleri var ve birbirine nâ-müşâbih maksûreler ve şâhnişîn-i cihân-nümâları var kim cümle sarınç pirinç ve kalaylı demir teneke örtülü kıbâbları üzre haç alemlerine güneş 62a ursa ol haç alemlerin mutallâsı şa‘şa‘asından Hudâ hakkıyçün âdemin gözü hîrelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61b–62a ·
metinde göster ·
… ıbın değil hânlığımdan dahi ma‘zûl edüp cümle milk-i emlâkim Akkirmân'da talava
ursa
biz Selâmet Geray Hân evlâdınız ne deriz(?) Osmânlıdan yüz çevirmeziz. Yine biz …
"Osmânlı bizim Akkirmân mansıbın değil hânlığımdan dahi ma‘zûl edüp cümle milk-i emlâkim Akkirmân'da talava ursa biz Selâmet Geray Hân evlâdınız ne deriz(?) Osmânlıdan yüz çevirmeziz. Yine biz Âl-i Osmân'ın eylediğine kalmayup pâdişâh uğuruna bu maslahata sefer edelim. Tevekkülen alallâh kardaşlarım atlanınız(?)" deyüp azm-i râh eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 116b ·
metinde göster ·
… tu'l-kâme dest-i keffi vâsi‘ kuvvet-i kudret pençesine mâlik her ne cânibe dest
ursa
düşmandan intikâm alır ve mesâkîn ü fukarâlara gâyet mahabbet edüp el-âye[t]:
El-hâsıl bu tabî‘atde bir Cem ü Cemşîd-sıfat ve bir Hâtem-i Tayy ve bir Ca‘fer-i Bermekî gibi sâhib-i kerem Âl-i Cingiziyândan böyle bir sâhib-i himem bir şehzâde-i cüvân-baht gelmemişdir. Hüsn-i hulku gibi münevver yüzlü ve şîr[în sö]zlü ve merâlî ve gazâlî gözlü vasatu'l-kâme dest-i keffi vâsi‘ kuvvet-i kudret pençesine mâlik her ne cânibe dest ursa düşmandan intikâm alır ve mesâkîn ü fukarâlara gâyet mahabbet edüp el-âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 129b ·
metinde göster ·
… yüz yıl yaşap, anın kulunları zor atlar olurlar kim bir at ana yetmez ve düşman
ursa
ölmez at olur.
Ve bizler dahi ka‘bemiz yanında aslâ bir et ve talkan ve balık şeylerinden bir şey yemeyüp cümle ka‘be yemişi yeriz ve alaca sularından içeriz. Ve cümle atlarımız çiçeklerinden yeyüp eyle semiz olup erkek atlarımız birbirlerine aşmağa başlar, ya‘nî çiftleşmeğe başlar. Anıniçün bu ka‘beye çok kısrak baytal götürürüz. Ol baytallar ka‘bede gebe kalan[la]rdan doğan atlar yüz yıl yaşap, anın kulunları zor atlar olurlar kim bir at ana yetmez ve düşman ursa ölmez at olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 177b ·
metinde göster ·
gerekdir, gâfil olman" deyü evvelki dillerin diline bu dil dahi muvâfık gelüp d …
"Vallâhi sizi Benî Zühd ve Benî Âl-i Umûr ursa gerekdir, gâfil olman" deyü evvelki dillerin diline bu dil dahi muvâfık gelüp derhâl paşa cebehâneyi meydân-ı mahabbete döküp cümle asker-i İslâm pür-silâh olup on iki katâr yan yana huccâcı koyup taht-ı revânlar iki tarafda üç kat Türkmân huccâcın ve Acem huccâcın ortaya, şâm askeri sol cânibe, paşa askeri sağ cânibe zü'l-cenâheyn-vâr, sekbân ileri çarka ile sarıca gerüde dündâr ile huccâc içinde salt atlı olan pür-silâh askeri dahi yemîn ü yesâra ale't-tertîb âmâde edüp kendüleri iç ağaları ile kalb-i askerde rikâb rikâba bu minvâl üzre gök demire müstağrak asker mevc ü mevc ve fevc ü fevc cümle huccâc huzûr-ı kalb ile gidüp sekiz sâ‘at mehterhâne-i Osmâniyân güm güm ötüp tağ u taşlar ra‘d-vâr gürleyerek Aneze nâm mahalle karîb oldukda dağı ve taşı Urbânın sırık ormanı dutmuş. Bir hayli bulandılar ve çalkandılar. Ammâ gördüler kim bu geliş sâ’ir huccâc gelişi gibi değil. Bilâhire karârları firâra mübeddel olup târumâr misâl-i mûr-ı mâr olup 19 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265b ·
metinde göster ·
… hacerine râyegân el ururlardı. Zâlim ise cür’et edüp el urmazdı. Gayret edüp el
ursa
helâk olurdu. Mazlûm olan el urup halâs olurdu. Bu mahalde beddu‘â ve hayr du‘â …
Ve Hazret-i Resûlü's-sakaleyn'in Mekke hacerlerinde i‘tibâr etdiklerinin biri dahi Hacerü'l-Esved ile Beyt-i şerîfin bâbı mâbeynine Mültezem derler, bir kulaç mikdârı yerdir, ana hâlâ Mültezem derler. Vech-i tesmiyesi oldur kim du‘â iltizâm olunduğıyçün mültezem derler. Ve zamân-ı câhiliyyetde kadı ve hâkim yoğiken müdde‘î müdde‘un-aleyh bu mahalle gelüp bu Mültezem hacerine râyegân el ururlardı. Zâlim ise cür’et edüp el urmazdı. Gayret edüp el ursa helâk olurdu. Mazlûm olan el urup halâs olurdu. Bu mahalde beddu‘â ve hayr du‘â etseler, kabûl olurdu. Ve keziben el urup yemîn eden derhâl ukûbetin bulurdu. Mültezem demesinin aslı budur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y344a ·
metinde göster ·
un gibi ügidür-idi bir yazın bir güzin buġa-y-ıla buġrayı ṣavaşdururlar-ıdı bay …
daḫı buġrası var-ıdı ol buġa ḳatı ṭaşa buynuz ursa un gibi ügidür-idi bir yazın bir güzin buġa-y-ıla buġrayı ṣavaşdururlar-ıdı bayındır ḫan ḳalın oġuz bigleri-y-ile ṭamaşaya baḳar-ıdı teferrüc ider-idi meger