… ıpkınlar ile levrek ve palamid ve alakerde ve fıçıda ve kolyoz nâm iri balıklar
ururlar
.
Esnâf-ı sıpkıncıyân: Bunlar dâ’imâ balık geçitlerin bilüp anda kayıklar ile ellerinde harbe ve sıpkınlar ile levrek ve palamid ve alakerde ve fıçıda ve kolyoz nâm iri balıklar ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174b ·
metinde göster ·
… is kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile
ururlar
deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek ka …
"Sulânım, Arapça sabr eylen. Görelim âyîne-i devrân ne sûret gösterir" deyüp "Gerçi sultânım bu bizim askerimiz Kethüdâ Beğ'in buyurduğu üzre Abaza ve Çerkez ve Gürcî ve Kürd ceng-âver ve dilâver-i server hünerverlerdir. Bu kavmin cümlesinin aklı gözlerindedir. Bin mikdârı yiğidimiz Harem ardındaki kapudan Cebehâne sokağında Sarıkçılar tarafından vur eyleseler, iki bini büyük demir kapudan Bâb-ı hümâyûna varınca vur eyleseler ve niçe iç ağaları pencerelerden Bâb-ı hümâyûn önünde olanlara kurşum ursalar Hudâ hakkiyçün anlardan bir cân halâs olmazdı. Ammâ sizin Melek nâmınız bed-nâm olup cemî‘i halk size hayr du‘a ederlerken bed-du‘â etmesinler. Gel evvel ben senin yoluna cân u başım fedâ edüp ol guluvv-i âm mahalline varayım, göreyim, söz alayım, lütfile söz vereyim, müdârâyı elden komayım. Hemân beni hayr du‘âdan ferâmûş buyurman" dedikde Paşa eyitdi: "Hoş, ne güzel Allah halâs eyleye. Ammâ Hüseyin Ağa katı ıstilâhât [u] ibârâtçısın ' Arapça bilmez misin? Anlar bir alay haşerâtdır. Zîrâ sen fodulcasın. Korkarım bir habt-ı kelâm-ı nâ-sezâ edersin. Anlara bu mahalde iltiyâm ü müdârâ ve mülâyimet ile kelimât etmek lâzımdır. Anlara selâm vererek şeyhülislâma varup dest-bûs edüp murâdınız üzre altun tahsîli ref‘ olundu, diyesin" deyü niçe nasîhat-âmiz ta‘lîmâtlar edüp "Göreyim seni" deyü mu‘tâd-ı kadîmleri üzre bir Fâtiha okuyup Hüseyin Ağa'yı şeyhülislâma ve serçeşme-i Ah-i Evrân Ahî Baba'ya selâm ile gönderüp "Yürü Evliyâm, sen de Hüseyin Ağa'nın yanından ayrılmayup müşâvere ederek gidin. Bu cem‘iyyetden korkma. Sana bir nesne yokdur. Yürü Allah işin onara" deyü bir Fâtiha tilâvet edüp hakîrin üzerine üfledi. Hemân hakîr mutarraş olmağıla başımdan destmâlim çıkarup bir yedekçi takyesi ve bir çuka dolama geyüp etek dermeyân Hüseyin Ağa ile bizim sarây kapusundan taşra çıkup gulâmımın bir serhaddîsini geyüp altına pala kılıcı kemerime bend edüp tevekkeltü-alallah deyüp büyük kapudan harem kapusuna dek aslâ âdem yok idi. Zîrâ sarâyımız pençereleri dibine gelmeden havf ederlerdi. Andan Hüseyin Ağa ile ba‘zı kelimât-ı âkıbet-endişâne kelimâtlar ederek bin bir ayak bir ayak üzre pür-silâh âmâde olmuş asker-i deryâ-misâl içine girince çatal fitil râyihasından geçilmez, cebe ve cevşen ve kılıç ve kalkan âyînesi 103b şa‘şa‘asından âdem seçilmez. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp mebhût oldum. Hüseyin Ağa gâyet muhteşemâne sofa kaplı kakum kürk ve destâr-ı musâhib ile ardında on iki aded elvân akmişe-i fâhire siyâblı muhteşem hizmetkârlarıyla Hüseyin Ağa tarafeynine selâm vererek Bâb-ı hümâyûn önünde âbdest musluklarına varınca bir alay asker-i Cemâpuru sökerek giderken "Dur a ağa! Nereye gidersin" dediler. "İleride zorbabaşınıza giderim" deyince aklım gitdi. Anlar da "İşte biz zorbabaşıyız. Söyleyeceğin var ise bize söyle! Ne dersin?" dediler. Hemân Hüseyin Ağa eydür "Bre ben sözümü âdem ağızlı âdeme söylerim" deyü ileri gitmeğe kasd edince içlerinden biri "Bre avretin filân etdiğim. Bizi beğenemedin mi? Ne herzekârlık edersin?" dediler. Hakîr eyitdim "Gâzîler, murâdı sizi beğenmemek değildir. Ancak dînimiz direği müftî hazretlerine gider. Vezîr sizlere selâm etdi. Cümle ümmet-i Muhammed'in murâdları üzre sâlyâne olunan altunu kaldırdım, deyü bu ağayı Ayasofya içinde şeyhülislâmımıza gönderdi" dediğimde "Hay Allah vezîrden râzı olsun" deyü taraf taraf, "ma‘kûl ma‘kûl ağaya yol verin" deyü râh küşâde edüp dahi ileri giderken hemân yine Hüseyin Ağa "Bre âdemler! Bu fesâd içün ne cem‘ olmışsız. Kadızâde hazretleri bu Ayasofya câmi‘i'nde her cum‘a günü kürsîde va‘z [u] nasîhat edüp, cem‘iyyet memnû‘dur, deyü kahvehâneleri men‘ etdirmedi mi? Ya siz ne cem‘ olmuşsuz, dağılın, varın yerlü yerinize. Yohsa şimdi Bâb-ı hümâyûn kullelerindeki toplara âteş edüp vezîr sarâyından hâzır-bâş olan asker iki tarafından sizi çevirirse cümleniz helâk olur" dedikde hakîr sehel gerice kaldım. Hemân askerden biri Hüseyin Ağa'nın başından musâhib sarığın tüfenk ucuyla kakup düşürdü. Hemân Hüseyin Ağa Laz âdemi olmağıla lehçe-i mahsûsasıyla "Bak a asılacağı! Ben pâdişâhın telhîscisi olam, iki pâdişâhın mâbeynlerin sulh [u] salâha kâdir olam, ben sizi ıslâh etmeğe gelmede, [siz] benim başımdan sarığımı düşürürsüz" deyü bir âdeme dest-dırâzlık edüp urunca gördüm ki âteş-i hâr-ı hâşâk tutuşdu. Hemân hakîr sâ’ir halk içinde kendümü pinhâne çeküp anı gördüm "Bre vur gidiyi" oldu. İbtidâ Hüseyin Ağa'ya sille ve tabanca ve sademe ve pontal ve muşta urarak sonra matrak-ı tırtaka tak tak urarak Hüseyin Ağa kaçarak arkasından kakum kürkü almışlar. Meyân kemer yine musluklar yanına geldikde "Bre pârele gidiyi" deyince azamet-i Hudâ, Hüseyin Ağa'ya kılıç üşürüp cân havliyle yokuş aşağı Melek Paşa'nın harem kapusu önüne gelince kılıç üşürüp niçe yerden zahm-ı hurde edüp leşin harem kapusu önünde bırağup koynundan bir telhis kisesin ve sâ‘ati ve bıçağ [u] hançer yağma edüp Melek sarâyından kurşum ile ururlar deyü kâtiller firâr edüp na‘ş-ı Hüseyin Ağa meydânda çabalayarak debelenerek kaldı. Hakîr hemân yokuş aşağı seğirdüp fi'l-hâl bizim sarây kapusuna gelüp "Bre yıldırım kapucu, açın kapuyu. Ben Evliyâ Çelebi'yim" deyü depe olanca feryâd etdim. Hele bin mihnet ile kapuyu açup hakîri alup paşa huzûruna varup vâkıf-ı esrâr olduğu minvâl-i meşrûh üzre paşaya bir bir takrîr edüp "İşte leşi bizim iç ağalarının pençereleri önünde çabalayup yatar" dedim. Paşa eyitdi "Ben demedim mi, foduldur. İşte gördün mü?" deyüp innâ lillâh ammâ inşâallah hayat bulur" dedi. "Sultânım, şimdi gördük, dahi cân çekişüp çabalar" dediler. Hemân Paşa "Bre şunu içeri alır bir yiğit yok mu? Yüz altun vereyim" dedikde âdemler gitdi. Hakîr ağalar penceresine varup "Hüseyin Ağa niçe olur ve niçe ölür" derken anı gördüm, bir âdem yerden bir büyük taş koparup Tophâne'nin İsâ Çelebi somunu kadar var idi, omuzuna alup Hüseyin Ağa'nın leşi üzre gelüp "Bre zâlim, bre mel‘ûn, bre pirâve oğlu, Sarı Gınâyî Efendi'nin kuvvetiyle sen değil misin benim Gönye dizdârlığını elimden alan? İşte buldun belânı" deyüp elindeki taşı Hüseyin Ağa'nın göğsüne urup herîf firâr edince hemân Hüseyin Ağa bi-emrillahi Te‘âlâ hayât bulup ayak üzre kalkup yine yıkıldı ve yine kalkup serâsime ve serserî düşe kalkarken hemândem 104a Abdurrahmân nâm bir Hızır-misâl gulâm yetişüp efendisin çuval gibi arkasına urup bizim sarây kapusuna getirüp güc ile kapuyu açup derhâl Hüseyin Ağa'nın yaraların sarup cerrâh gelince at fışkısı içine boğazına dek gömdüler. Hemân bu mahalde cümle paşa askeri pür-silâh olup guluvv-i âm üzre yürümeğe sarây kapusu açılınca, hikmet-i Hudâ taşradan içeri yetmiş seksen kapucuyla Hünkâr Kapucular Kethüdâsı İbrâhîm Ağa, paşaya gelüp "Buyurun sizi sa‘âdetlü pâdişâh-ı âlem-penâh hazretleri ister" dedikde paşa eydür: "Ağa, bu guluvv-i âm-ı haşerât içinden niçe gideyim. Lütf eyle, pâdişâhın ayağın öperim. Hüsn-i terbiye ile hâlimizi i‘lâm eyle" deyüp koynundan mührü çıkarup verdi. İbrâhîm Ağa eydür "Sultânım, hâşâ sümme hâşâ, ben mührü almağa gelmedim" dedi. Paşa eyitdi "Al imdi şu bin altunu, var vâkı‘-i hâli i‘lâm eyle. Yine hizmet bâkî" deyü gönderdi. Yine guluvv-i âm andan haşerâtların feryâdları evce peyveste olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 103a–104a ·
metinde göster ·
… yüp ve sadâların istimâ‘ etmeyüp her biri birer tabakaya çıkup bâng-i Muhammedî
ururlar
. Kerâmet mertebesi bir gûne musanna‘ ibret-nümâ vâcibü's-seyr bir minâre-i ra‘n …
Ve bu haremin cânib-i erba‘asında çâr-rükn-misâl dörd aded minâre-i serâmedi var kim her biri eflâke ser çekmişdir. Ammâ sağ tarafında olan minâre-i zîbâ Üçşerîfeli olduğundan bu câmi‘e Üçşerîfeli derler. Aşağıdaki bir kapudan üç dâne 153a mü’ezzinân-ı hânendegân girüp minâreye urûc etdükde birbirlerin görmeyüp ve sadâların istimâ‘ etmeyüp her biri birer tabakaya çıkup bâng-i Muhammedî ururlar. Kerâmet mertebesi bir gûne musanna‘ ibret-nümâ vâcibü's-seyr bir minâre-i ra‘nâdır kim ilm-i mi‘mârîsine akl-ı Aristo ermez. Ve sol taraftaki minâre iki şerîfelidir. Ve haremin iki köşesinde minârelerin ikisi de birer tabaka burma burma ve şeşhâne mevzûn minâre-i ibret-nümûnlardır. Ve gûyâ cümlesi yek-pâre bâğhânelerdir. Ve bu câmi‘-i bî-bedelin cemî‘i kıbâbları rasâs-ı hâs-ı nîl-gûn ile bir gûne mestûrdur kim görenin aklı gider. Makdûr-ı beşer değil bir gûne kâr-ı acîb u garîbdir. El-hâsıl bu câmi‘in letâfet [ü] zarâfet [ü] nezâfet-i ilm-i mi‘mârîsinde misli yokdur. Üstâd-ı bennâ var makdûrun sarf edüp ol binâ-yı bânî bu câmi‘in enderûn [u] bîrûnunda ol kadar tasarruflar etmişdir kim atlas-ı felekde eyle bir kârgerlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 152b–153a ·
metinde göster ·
… Hasan Paşa ve gayri haşerât bu ahd-i habâset üzre yemîn edüp Kelâm-ı kadîme el
ururlar
.
Müşâvere-i sû-i tedbîr-i İpşir Paşa: Evvelâ bu sarâydan ben pâdişâh tarafına revâne olunca sizler bunda olan vüzerâ ü vükelâ ü ulemâları cümle rehn alıkoyup nezâketle göz hapsine alasız. Eğer pâdişâhdan bana bir zarar isâbet ederse bunda rehn olanları cümle kılıçdan geçirüp yetmiş seksen bin asker Üsküdar'ı nehb ü gâret ve hünkâr sarâyın talan u hasâret edüp gulâmların ve kızların alup şehri âteşe urup gidesiz" deyü Kara Hasan Paşa ve gayri haşerât bu ahd-i habâset üzre yemîn edüp Kelâm-ı kadîme el ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179a ·
metinde göster ·
… gûne usûl ile "tırtaka tırtâk tırtırtâk", diyerek "çifte düyek" usûlünde çekiç
ururlar
ve körük çekerken kezâlik usûl-ı sofyâne ile çekerler.
Ve cemî‘i âhengerân-ı Ermenîleri çekiç çalup körüklerin çekerken cümle nağamât-ı mûsıkî ederek hoş-âvâz ile kâr u nakş zecel ü tasnîfâtlar okuyarak amel edüp kâr okuyup kâr ederler. Ve huddâmları çekiç çalarken yigirmi dörd gûne usûl ile "tırtaka tırtâk tırtırtâk", diyerek "çifte düyek" usûlünde çekiç ururlar ve körük çekerken kezâlik usûl-ı sofyâne ile çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
Bu kûh-ı Sincâr'ın bir cânibine Saçlı dağı denmesinin aslı cemî‘i halkı avret gibi fetile fetile saçlılardır ve gâyet pis ü peîd (?) kavmdir. Bi-emri Hudâ pire ve kehle Hazret-i Nûh asrında bu cebelde yılan külünden hâsıl olmağile Saçlı Yezîdîlerinin giysûlarında niçe kerre yüz bin pire ve kevâhile âşiyân yapmışdır. Ve esbâbları cümle alaca sofdan şal u şapikdir ve kuşakları harîr-i elvân-ı çâriyedir. Destârları alaca serbend-i harîrdir. Pâylarında püçekli ve pansadı ve sıdısî ve hezârî kepkepli ve kuyruklu pabuç giyerler. Zîrâ gâyet sengistân yerdir. Silâhları kılıc u hançer ve tüfeng ü câbdır. Câb ol şeydir kim Ayntab gedeleci gibi ok ve yay konur ve kemerine bend olur bir silâhdır kim câb derler. Ammâ kurşum atmada ol kadar hünerverlerdir kim pireyi kurşum ile ururlar, ammâ tüfenglerini görsen bir nukreye almazsın, maliyetli değildir, ammâ yahşı nişân urur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 215b ·
metinde göster ·
… topa biri bir çevgân urup kendi taraflarındaki mili geçirmeğe bu topa çevgânlar
ururlar
. Biri dahi at ile seğirdüp ol galtân olan topa bir çevgân urup kendü hudûdundak …
{Ta‘rîf-i lu‘bedebâz-ı Çevgân}: Çevgân oynamak oldur kim bu meydânın bir başında bir seng-i hârâ var ve bir başında yine bir sütûn-ı müntehâ dikilmişdir. Bir tarafda bin atlı ve bir tarafda bin atlı cem‘ olup ellerinde birer kızılcık ağacından eğri kûpâl ve çevgân ile âmâde olurlar. Mezkûr meydân-ı muhabbete âdem kellesi kadar bir ağaç-ı müdevver top korlar. Bir tarafda sekizer kat mehterhâneye tarralar urulup âvâz-ı dühl evce peyveste oldukda bir tarafdan bir âdem ve bir cânibden bir âdem at bırağup meydândaki topa biri bir çevgân urup kendi taraflarındaki mili geçirmeğe bu topa çevgânlar ururlar. Biri dahi at ile seğirdüp ol galtân olan topa bir çevgân urup kendü hudûdundaki amûda getirmek ister. Biri dahi yetişüp top hevâda 234b tayerân ederken bir çevgân urup biri dahi urup netice tarafeynin askereyni birbirlerine girüp fakîr topa eyle çevgân-ı kûpâllar ururlar kim niçesi pâre pâre olup elbette bir hâl ile bir taraf halkı gâlib gelüp topu kendü hudûdlarına getirüp karşu tarafdakiler mağlûb, topu alanlar gâlib olup mağlûblar gâliblere ba‘de'l-çevgân azîm ziyâfetler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234a–234b ·
metinde göster ·
… etice tarafeynin askereyni birbirlerine girüp fakîr topa eyle çevgân-ı kûpâllar
ururlar
kim niçesi pâre pâre olup elbette bir hâl ile bir taraf halkı gâlib gelüp topu …
{Ta‘rîf-i lu‘bedebâz-ı Çevgân}: Çevgân oynamak oldur kim bu meydânın bir başında bir seng-i hârâ var ve bir başında yine bir sütûn-ı müntehâ dikilmişdir. Bir tarafda bin atlı ve bir tarafda bin atlı cem‘ olup ellerinde birer kızılcık ağacından eğri kûpâl ve çevgân ile âmâde olurlar. Mezkûr meydân-ı muhabbete âdem kellesi kadar bir ağaç-ı müdevver top korlar. Bir tarafda sekizer kat mehterhâneye tarralar urulup âvâz-ı dühl evce peyveste oldukda bir tarafdan bir âdem ve bir cânibden bir âdem at bırağup meydândaki topa biri bir çevgân urup kendi taraflarındaki mili geçirmeğe bu topa çevgânlar ururlar. Biri dahi at ile seğirdüp ol galtân olan topa bir çevgân urup kendü hudûdundaki amûda getirmek ister. Biri dahi yetişüp top hevâda 234b tayerân ederken bir çevgân urup biri dahi urup netice tarafeynin askereyni birbirlerine girüp fakîr topa eyle çevgân-ı kûpâllar ururlar kim niçesi pâre pâre olup elbette bir hâl ile bir taraf halkı gâlib gelüp topu kendü hudûdlarına getirüp karşu tarafdakiler mağlûb, topu alanlar gâlib olup mağlûblar gâliblere ba‘de'l-çevgân azîm ziyâfetler ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234a–234b ·
metinde göster ·
… e istimâ‘ edüp altmış nefer kimesne ile Kızılbaş'a girüp eyle satûr-ı Muhammedî
ururlar
kim sekiz bin Kızılbaş'dan ancak elli aded sorhbaş firâr edüp on bir aded gâzîl …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı Âdilcevâz: Evvelâ Zâl Paşazâde bunda hâkim iken bir gice ale'l-gafle sekiz bin şâh nökeri tülüngi Kızılbaş şebhûn edüp bâğlar içinde siyâbi yatarlar. Hemân Zâl Paşazâde istimâ‘ edüp altmış nefer kimesne ile Kızılbaş'a girüp eyle satûr-ı Muhammedî ururlar kim sekiz bin Kızılbaş'dan ancak elli aded sorhbaş firâr edüp on bir aded gâzîler câm-ı şehâdetde şerbet-i şehâdeti nûş etdiklerine bu beyt şâhiddir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243a ·
metinde göster ·
… 'ın Harâmî ve Cüzzâmî gibi bu Van kulu dahi ba‘zı zamân birbirlerine eyle kılıç
ururlar
kim ta‘bîr olunmaz. Bi-emrillahi Ta‘âlâ yine görsen şehir içinde omuz omuzu sök …
Aceb hikmetdir kim bu kal‘ada sâkinler eyle birbirlerine adüvv-i cânlardır ve Hüseynî Hasan Ağalı'dır ve Hasanî Hüseyin Ağalı'dır kim yine sipâhân zümrelerindendir. Ammâ bunlar dahi birbirlerine hasm-ı kavîlerdir vesâ’ir esnâfdan bunların hevâsına tâbi‘ neferâtlar vardır. Gûyâ Hâbilli ve Kâbilli ve Bedî‘î ve Kâsımlı gibi ve Şâm'ın Aklı Kızıllısı gibi ve Mısır'ın Harâmî ve Cüzzâmî gibi bu Van kulu dahi ba‘zı zamân birbirlerine eyle kılıç ururlar kim ta‘bîr olunmaz. Bi-emrillahi Ta‘âlâ yine görsen şehir içinde omuz omuzu sökmez, bir gûne yarar şecî‘ âdemlerdir. Ammâ üzerlerine düşman gelse yek-dil ü yek-cihet olup düşmana her biri Alîy-yi Kerrâr gibi görünürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254a ·
metinde göster ·
… ri kırkar ve ellişer dirhem tüfeng atar. Ol kadar tüfeng-endâzlardır kim pireyi
ururlar
ve arkalarında birer Kürd kalkanları ve ellerinde kûpâl nâm çevgânları vardır v …
Ve her biri kırkar ve ellişer dirhem tüfeng atar. Ol kadar tüfeng-endâzlardır kim pireyi ururlar ve arkalarında birer Kürd kalkanları ve ellerinde kûpâl nâm çevgânları vardır ve başlarında alaca serbendler üzre çığa teller ile zeyn olmuşdur. Ammâ ekseri kulakları yanların bıçağ ile delüp kanları akarak turna ve şahin ve horos telleri sokmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·
… âb-ı nâb içmişler nöker-i Mâzenderânîler var kim tüfeng-i pür-reng ile pire[y]i
ururlar
. Bâğı ve bâğçesi çokdur. Hatta fâtih-i Revân Gâzî Murâd Hân feth-i Revân'dan av …
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim sene 694 târîhinde Mehemmed Şâm-ı Gazan asrında şâhbender-i Tebrîz olan Alî Bâkî bu kal‘ayı binâ edüp Alî Bâkî'den galat kavm-i Moğol ve kavm-i Ekrâd Albak derler. Niçe mülûka intikâl etmiş bir gurâbhâne-i harâbdır kim kal‘ası âlî bakdır. Hâlâ Van [u] Azerbaycân ve Rûmiyye [vü] Ucân şehirlerinin tâ vasatında bir zeyl-i kûhda şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acıkdır. İçinde yasavul ağası ve dizçöken ağası vardır ve şâh destinden dolu nûş etmiş dizçöken tülüngîleri vardır. Ve şâh elinden câm ile çakır çekmişler ve şarâb-ı nâb içmişler nöker-i Mâzenderânîler var kim tüfeng-i pür-reng ile pire[y]i ururlar. Bâğı ve bâğçesi çokdur. Hatta fâtih-i Revân Gâzî Murâd Hân feth-i Revân'dan avdet etdikde bu Albak eline konup şehri tehî bulduklarında harâb u yebâb etmeyüp ubûr eder. Hâlâ otağı yerinde bir mesîregâh çemenzâr yerde soffaları vardır. Ol mahall-i mübârekde her hafta ahâlî-i kend cem‘ olup bâzâr-ı âlî olur. Kal‘adan taşra câmi‘i ve hânı ve hammâmı ve kifâyet mikdârı dükkânı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 288b ·
metinde göster ·
… anlılar ile kal‘a-i Revân'a imdâda giderken bunlar Acem'in önün alup eyle kılıç
ururlar
kim Kızılbaş bir baş cân halâs idemez. Hâlâ ol asırdan berü bunlara Gâzîkıranlı …
Bu kavme "gâzî kıran" denmeğe bâ’is oldur kim bunlar evvel asırda sekiz bin asker olup şâh hânları Gâzîkıranlılar ile kal‘a-i Revân'a imdâda giderken bunlar Acem'in önün alup eyle kılıç ururlar kim Kızılbaş bir baş cân halâs idemez. Hâlâ ol asırdan berü bunlara Gâzîkıranlı derler, ammâ çoğu Acem'e tâbi‘lerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 289a ·
metinde göster ·
… {Cânpolad askeri} sadâ-yı Allah Allah koparup Kızılbaş'a eyle satûr-ı Cânpolâdî
ururlar
kim yigirmi bin güzîde Kızılbaş'ın başların tîğ-i âteş-tâb ile tıraş edüp firâr …
Bu mahalde Cânpoladzâde Hüseyin Paşa 305b on iki bin asker ile ve Bitlîs Hâkimi Ziyâeddîn Hân dahi on bin asker ile henüz imdâda gelirken görseler kim Cığaloğlu Sinân Paşa bozulmuş kaçarlar, hemân Cânpoladlı askeriyle Ziyâeddîn Hân'ın dinç askeri dağlar içre dörd yire yasavul edüp yatırlar. Acem askeri {ise} bozulmuş askerin ardına düşüp mevc mevc ve fevc fevc gelüp kovarak kırup geçmede. Bu kerre iki pusu askerin mâbeyninde Acem askeri kalınca girüden ve ileriden kemîngâhlar içre {Cânpolad askeri} sadâ-yı Allah Allah koparup Kızılbaş'a eyle satûr-ı Cânpolâdî ururlar kim yigirmi bin güzîde Kızılbaş'ın başların tîğ-i âteş-tâb ile tıraş edüp firâr edenleri kova kıra tâ asker-i İslâm'ın bozulduğu yire gelirler. Meğer henüz şâh askeri "Osmânlı'nın bir hîlesi vardır." deyü ordu-yı İslâm'a vaz‘-ı yed etmemişler. Şâh askeri bu hâl-i pür-melâli görüp Âl-i Osmân dönek etdi zann edüp {cümle hazâ’in ve ordu-yı şâhı bırağup} firâr ederler. Vezîr-i dilîr Cânpoladzâde bî-bâk ü bî-pervâ cümle cebehâne ve topları ve hayme vü hargâh-ı bâr u bengâhları zabt {idüp} Kızılbaş'dan yigirmi bin kelle ve üç bin diri Kızılbaşları Bitlîs Hânı Ziyâeddîn Hân ile bir alây-ı azîm ederek Van'a dâhil olunca Cığaloğlu hasedinden {eydür}: "Benim cengimde bulunmayup başlı başına böyle iş edersin!" deyü nâhak ol gâzî Cânpoladzâde'yi şehîd edüp "Askerin inhizâmına sebeb olmuşdur." deyü der-i devlet'e arz eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 305a–305b ·
metinde göster ·
… ağup birkaç gün pâymâl-i rimâl yatırken ba‘zı Yezîdîler re’s-i şerîfe püşt-i pâ
ururlar
idi. Hâlâ Mısr-ı Kâhire fellahının ve Hazrî kavminin bir ayakları tulum gibi şi …
Sekizinci gün İmâm Hüseyin'in ser-i sa‘âdetin ılgar ile Mısır'a gönderdi. Zîrâ ahâlî-i Mısır'ın ekserî Hazret-i İmâm'dan bî‘at edüp Yezîd'den bî‘at etmemişlerdi. Ve ehl-i Gazze'nin çoğu dahi Yezîd'den bî‘at etmemişlerdi. Bî‘at etmeyenlere rağmen re’s-i İmâm Hüseyn'i {Yezîd} Mısır'a gönderüp derûn-ı Mısır'da Sultân Hasan Câmi‘i zemîninde bırağup birkaç gün pâymâl-i rimâl yatırken ba‘zı Yezîdîler re’s-i şerîfe püşt-i pâ ururlar idi. Hâlâ Mısr-ı Kâhire fellahının ve Hazrî kavminin bir ayakları tulum gibi şişmişdir, görenlere nihân değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 350a ·
metinde göster ·
… ûn Yezîdî Kürdleridir ve cümle tüfeng-endâzdırlar kim serçeyi kurşumla gözünden
ururlar
. Bu karye-i Menâr'dan yine şark ile şimâle meyyâl dağlar içre bir menzilde,
Hâk-i Akar'dadır, ammâ Musul hükmünde beş yüz hâneli sâfî Yezîdî Ekrâdlarıdır kim ne‘ûzubillâh bir müselmânı katl etmeğe fursat ararlar. Eğer yüzlerine karşu şeytâna ve Yezîd'e ve kara köpeğe la‘net desen ol ân amân u zamân vermeyüp âdemi katl ederler. Ve eğer bir soğanı ayağın altında ezsen ve yâhûd bir kara kelbi ursan ol ân hemân ol müselmânı katl ederler. Nâhiye-i Menârek nâm bir {nâ-mübârek} mel‘ûn Yezîdî Kürdleridir ve cümle tüfeng-endâzdırlar kim serçeyi kurşumla gözünden ururlar. Bu karye-i Menâr'dan yine şark ile şimâle meyyâl dağlar içre bir menzilde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 2b ·
metinde göster ·
kim ân-ı vâhidde kırk yedi bin kâfir dendân-ı tîğdan geçüp bakıyyetü's-seyf ola …
Fazlî Paşa Kethüdâsı Gürcî Mehemmed Kethüdâ dahi Banyaluka'da bu haber-i mûhiş mesmû‘ı olduğu gibi ol dahi beş bin aded güzîde asker ile bilâ-tevakkuf guzât-ı İslâm ile ta‘kîb edüp İzmiyan dağların ve Varçal vakfı bellerin aşup Kinin altında Paşa'ya yetişirler. Hemân bilâ-tevakkuf "Allâh Allâh" deyüp kâfire girişirler. Bi-inâyetillâhi Te‘âlâ küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim ân-ı vâhidde kırk yedi bin kâfir dendân-ı tîğdan geçüp bakıyyetü's-seyf olanlar dağlara firâr etdiklerinde Bosna Alaybeğisi İsmâ‘îl Beğ ve bürâderi Mîr-i alem Beğ ve Hersek Beği Çengîzâde Beğ bunların her biri bezm [u] rezmin birer kağan arslanı, merdânelik cibâlinin bebr ü pelenk ve kaplanı idi. Bunlar bir yere cem‘ olup re’y [ü] tedbîr ve ittifâk ü ittihâd ile elbir edüp cümle guzât ile emîrân-ı mûmâ-ileyhler firâr eden kâfirlerin akîblerine düşüp kova kıra on bin aded durgun ve dargın ve mecrûh nâ-mecrûh kâfirleri dest ber-kafâ kayd [u] bend ile huzûr-ı Fazlî Paşa'ya getirüp bunlara hil‘at-i fâhireler ve serlerine çelenkler takılup ihsânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 139a ·
metinde göster ·
kim kâfir kellelerin[den] cereyân eden hûn-ı insân kelleyi kelle üstüne yuvarla …
Tâ İskender-i Kübrâ zamânında karavulhâne içün binâ olunmuş bir küçük kal‘a imiş. Âb [u] havâsının letâfetinden ve hâk-i pâk-i amber-nâki mahsûldâr olduğundan kavm-i Hırvad ve Islovin ve Dodoşka kavimleri sengistân yerlerden firâr edüp bu mezra‘aları hûb ve hâk-i pâki mergûb bu vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr olan zemînde tavattun edüp tenâsül bularak bu cây-ı mu‘teberi amâr edüp şehr-i mu‘azzam olur. Ba‘dehû sene 944 târîhinde bu şehr-i ma‘mûr içün Âl-i Osmân tama‘a düşüp sene-i mezbûrede Gâzî Hüsrev Paşa bu şehrin etrâfların feth ederek etrâf-ı şehr-i Dirniş'i şemşîr-i nîş ile harâb ve hânelerin yebâb mesken-i bûm u gurâb ederek bu şehr-i Dirniş'e bir iş oldu kim kaht [u] galâdan işleri teşvîş oldu. Âhirü'l-emr derûn-ı hisârda mütehassın olan küffâr krallarına başları dûd ve her bâr cümle kapuları mesdûd olup bir vech ile derûn-ı kal‘ada bir ân ârâma imkân olmaduğın kral-ı dâll-ı bed-fi‘âllerine bildirüp ol ân kral-ı bî-îmân kırk bin asker-i be-nâm bed-fercâm ile şehr-i Dirniş'e gelüp imdâd eder. Hersek sancağında Ahmed Paşa bu işden haberdâr olup Gâzî Hüsrev Beğ'e ve Malkoç Beğ'e ve Murâd Beğ'e ve Bektaş Beğ'e ve İzvornik Beği Pılak Beğ'e ve bunun emsâli niçe ümerâlara ve serhad gâzîlerinin bahâdırân-ı dilâverân şahbâzlarına haber gönderüp otuz üç bin güzîde "Benem, diğer nîst!" diyen yarar ve bahâdır ve akrânları nâdir yiğitler ile ılkarup bir gece vakt-i şâfi‘îde kal‘a-i Dirniş altında mest ü harâbât evkâr-ı bî-kâr yatırlarken cümle gâzîler şeb-revânî esbâblarıyla kâfire şebhûn edüp kâfire bir tîğ-i Ahmedî eyle ururlar kim kâfir kellelerin[den] cereyân eden hûn-ı insân kelleyi kelle üstüne yuvarlayup gider. Bakıyyetü's-seyf olan küffârlar firâr edüp dağlara ve gârlara girir. Bu cengde bile mevcûd olan yüz kırk dokuz yaşında bir pîr-i fânîden bu hakîr bu cengin evsâfın istimâ‘ etdikde anlar buyururlar ki,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147a ·
metinde göster ·
Meğer Küçük Mehemmed Paşa ol gece ale'l-fevr on altı bin salt cürd atlı müsellah ve mükemmel serhad gâzîleriyle Küçük Mehemmed Paşa Kemen Yanoş-ı la‘în-i bî-dînin şevket-i iktidâr urûkunu şemşîr-i zafer-luhûk ile kat‘ etmeğe kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek bir gün bir gece Kemen Yanoş taburuna ılgar ile yetişüp vakt-i Şâfi‘îde altmış bin küffâr serhoş ve nâ-hoş ve ser-pûş ve âhen-pûş içre hınzîr gibi hor hor horlayup yatırlarken hemân bir kerre cümle guzât derûn-ı dilden ve cân u gönülden Allâh Allâh'a rehâ buldurup bir tarafdan dahi gülbâng-ı Muhammedî ile asker-i İslâm at bırağup küffâr ile bir uğraş [u] savaş-ı perhâş ile gûnâ-gûn serbâzlıklar edüp hâh nâ-hâh gâziyân-ı ser-firâzlar küffârı davrandırmayup eyle sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim tarfetü'l-ayn içre salât-ı fecr-i Hanefîye varınca cemî‘i kâfiri çakıl taşı gibi yere döküp Kemen Yanoş-ı melâ‘în ilm-i nücûmdan gâyet haberdâr olduğundan bu kâfir sürüsü içre bulunmayup üç yüz mikdârı kefereler ile bir köşede atlanırken ana da asker-i kerrâr yetişüp anı da meydân-ı ma‘rekede kelle perrân paça edüp câ-be-câ yerlerde mahmûr evkâr yatan kâfirleri kıra kıra orduları ve kara çadırların ve cümle hınto arabaları ve cemî‘i atların kabza-i tasarrufa alup kırk bir bin küffârın kellesiyle ve yedi bin aded katana kâfirleri ve torompete ve nâkûs ve haçlı peykerleri ve kırk pâre topları ve bin altmış hınto arabaları ve sâ’ir bârhâne ve âvânîleriyle yedinci günde ordu-yı İslâm'a bir alay-ı azîm ile bu kadar bin kelle-i küffâr ârâyiş-i nîze olup gûyâ bir orman gibi sırıklar üzre kelleler gelüp serdâr-ı mu‘azzamın serâperdesi önünde cümle kelleleri galtân edüp Serdâr Ali Paşa safâsından Küçük Mehemmed Paşa'ya iki kürk geydirüp beline bir murassa‘ tîğ ve bir hançer-i zü'l-fecâm ve bir çâ[r]kâb-i tîrkeş ve başına bir şâhin kanadı sokup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 25b ·
metinde göster ·
… â ertesi gün Tatar Hân imdâda gelüp küffâr-ı hâksâra eyle bir sâtûr-ı Muhammedî
ururlar
kim hâlâ ba‘zı mahallerde küffâr-ı murdârın üstühânları cümle 60b püşte püşte …
Hikmet-i Hudâ ertesi gün Tatar Hân imdâda gelüp küffâr-ı hâksâra eyle bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim hâlâ ba‘zı mahallerde küffâr-ı murdârın üstühânları cümle 60b püşte püşte yığılup durur. Ba‘dehu bu bendleri Rüstem Paşa doldurup Sirem sahrâları susuz kalmışdır, ammâ beş karış kadar kazsan bir âb-ı tahûr-ı zülâl tulû‘ eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 60a–60b ·
metinde göster ·
… tüfengler atup cân havliyle kâfire girişüp ol vakt-i Şâfi‘îde kâfire bir kılıç
ururlar
kim vasfında lisân kâsırdır.
Ammâ sene 1072 Nemse çâsârı tahrîkiyle bu kal‘aya Zirinoğlu kırk bin asker ile bu kal‘ayı döğüp Penteli kal‘ası gibi ıhrâk edem zann edüp zarabât-ı top-ı kûplar ile bu kal‘anın câ-be-câ yerlerin rahnedâr 72a edüp şeb [ü] rûz döğerken derûn-ı hisârda mahsûr olan gâzîler görseler kim Budin'den imdâd yok ve cümle Âl-i Osmân askeri vilâyet-i Erdel gazâsında. Ne çâre imdâddan me’yûs olup bir gece cemî‘i kırk bin küffâr-ı hâksâr-ı murdâr-ı bedkâr mahmûr u evkâr hınzîrlar gibi horlayup yatırlarken cümle guzât-ı Cânkurtaran cânların kurtarmadan geçüp cümle avret ve oğlanlarıyla iki bin altmış aded sağîr ü kebîr âdemler olup dal sâtûr-ı Muhammedî kal‘a kapusundan taşra çıkup derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden Cânkurtaranlı sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup küffâra bir yaylım kal‘adan toplar ve bir yaylım tüfengler atup cân havliyle kâfire girişüp ol vakt-i Şâfi‘îde kâfire bir kılıç ururlar kim vasfında lisân kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 71b–72a ·
metinde göster ·
… asel zenbûru-vâr üşüp meterise kat-ender-kat girüp Budin'e ol kadar top güllesi
ururlar
kim gûyâ bârân-ı la‘net yağar.
Çünki asâkir-i İslâm'ın Budin altından gitdikleri gibi cümle muhâfazaya me’mûr olanlar Budin Kralı Yanoş ile kaldı. Pes sene-i âtiye kim sene 935 târîhinin mâh-ı Ramazân'ında evvelbahâr olmadan dahi bârân u selc ü berf alaca iken Nemse banı Ferdinand Kral ve Çeh banı ve Leh banı ve Korol banı ve Tot banı ve Kallevine banı ve Fiyameng banı ve Lonçat banı ve Donkarkiz banı ve Danimarka banı ve Kız kral banı ve Dış Françe banları cümle Zirin hersek ve Dodoşka hersek ve Moran hersek ve Began hersek ve Nadaj hersek ve Kepan hersek ve Mekemorya ve Pirmorya ve İslovin beğleri ve niçe bin Hırvadistan segleriyle yedi kral yedi kerre yüz bin asker ile kâmil yedi yüz balyemez toplar ile Budin üzre gelüp alâ melei'n-nâs Budin'e mûr [u] mâr-vâr asel zenbûru-vâr üşüp meterise kat-ender-kat girüp Budin'e ol kadar top güllesi ururlar kim gûyâ bârân-ı la‘net yağar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 75b ·
metinde göster ·
… dal sâtûr-ı Muhammedî olup küffâr-ı murdârı ortaya alup eyle kılıç-ı Süleymânî
ururlar
kim küffârda tâb u tüvân ve eli dutar bir bî-îmân kalmayup meterislerine firâr …
Hikmet-i Cenâb-ı Bârî yârî kılup bu bezm [ü] rezm esnâsında Hazret-i Hilâfet-me’âb âfitâb-ı âlem-tâb-misâl şitâb ederek elli bin aded "Benem, diğer nîst!" diyen asâkir-i İslâm'ın salt ve sebükbâr güzîdesiyle bu ceng-âşûb üzre gelüp cümle dal sâtûr-ı Muhammedî olup küffâr-ı murdârı ortaya alup eyle kılıç-ı Süleymânî ururlar kim küffârda tâb u tüvân ve eli dutar bir bî-îmân kalmayup meterislerine firâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77a ·
metinde göster ·
… âs olam derken guzât-ı müslimîn Tuna içinde şinâverlik eden küffâra eyle kurşum
ururlar
kim anlardan dahi bir cân halâs olmaz.
Kırk elli bin kâfir nehr-i Tuna'ya atlarıyla ve piyâdegânlarıyla cân pâzârına düşüp Tuna'ya bir baş urup gark olup kimi halâs olam derken guzât-ı müslimîn Tuna içinde şinâverlik eden küffâra eyle kurşum ururlar kim anlardan dahi bir cân halâs olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77a ·
metinde göster ·
… u kâfirin kal‘asına tâ‘ûn-ı ekber gibi girüp küffâra eyle bir sâtûr-ı Muhammedî
ururlar
kim küffârı kıra kıra iç kal‘aya tıkup taşra kal‘ayı âteşe urunca küffâr bunlar …
Hemân küffâr dahi içerde olanlara girişince içerde olanlar henüz bilirler kim bu kal‘a küffârın imiş. "Bire vurun gâzîler şu kâfiri" deyince bu kal‘a içre girmiş üç yüz aded cürd atlı gâziyân-ı Anadolu kâfirin kal‘asına tâ‘ûn-ı ekber gibi girüp küffâra eyle bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim küffârı kıra kıra iç kal‘aya tıkup taşra kal‘ayı âteşe urunca küffâr bunlara iç kal‘adan elli yedi pâre top atdığın biz arpa demetleri düğdüğümüz yerden istimâ‘ ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
… up kırdığı gibi bunlar dahi men dakka dukka deyüp küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî
ururlar
kim ilâ hâze'l-ân tevârîh-i Latin'de,
Ba‘dehu Bundukanî Venedik'i elinden sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân feth edüp ba‘dehu yine küffâr donanması gelüp Venedik kâfiri bu kal‘aya istîlâ edüp germâ-germ kâmil üç gün ceng-i azîm edüp andan dördüncü günde derûn-ı hisârda olan bir alay şerî‘at ve tarîkat u hakîkat ve ma‘rifetullâh bilmez ve hâkimlerine itâ‘at etmez bir alay azgın kavimler kal‘ayı Bundukanî kâfirine amân ile verüp küffâr kal‘aya duhûl edince derûn-ı hisârda mahsûr olan ümmet-i Muhammed'in amânlarına bakmayup cümle ibâdullâhı bi-esrihim katl eyleyüp kal‘a-i Nova'yı kabza-i teshîre alup ba‘dehu sene 946 târîhinde Sultân Süleymân Hân aleyhi'r-rahmetü ve'l-gufrân hazretlerinin mesmû‘-ı şerîfleri olunca hemân ol ân Rûmeli eyâletine mutasarrıf olan Dîvâne Husrev Paşa'yı cümle Rûmeli eyâleti askeriyle kal‘a-i Nova üzre serdâr edüp on balyemez ve kırk oda yeniçeri ve on oda cebeci ve on oda topçu ve cümle elli bin asker ile Nova üzre gidüp deryâdan dahi donanma-yı hümâyûn ile Koca Hayreddîn Paşa kal‘a-i Nova limanına lenger endâht olup berren ve bahren Nova kal‘asını dâ’iren-mâdâr çevirüp bi-avnillâh üçüncü günde küffâr amân ile kal‘ayı Dîvâne Husrev Paşa'ya verince mukaddemâ küffâr bu kal‘ayı aldıkda ümmet-i Muhammed'in amânına bakmayup kırdığı gibi bunlar dahi men dakka dukka deyüp küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim ilâ hâze'l-ân tevârîh-i Latin'de,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 154a ·
metinde göster ·
… deyüp kal‘adan taşra küffâra cümle guzât at depüp küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî
ururlar
kim Deli Mehemmed nâm nâmdâr-ı benâm tarfetü'l-ayn içre kırk yedi aded kâfirler …
"Bire gâzîler bugün Kurbân bayramı namâzından efdal gâzîler ve şehîdler bayramıdır. Hemân kâfire uğrayalıma" deyüp kal‘adan taşra küffâra cümle guzât at depüp küffâra bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim Deli Mehemmed nâm nâmdâr-ı benâm tarfetü'l-ayn içre kırk yedi aded kâfirleri akdarup hikmet-i Bârî Deli Mehemmed dahi şehîd olup bir kâfir Gâzî Mehemmed'in kellesin kesüp kellesi teninden cüdâ olup na‘ş-ı şerîfi hâk-âlûd yatırken hemân Deli Husrev nâm ayakdaşı ol meydân-ı veğâda Deli Mehemmed'i bî-ser görüp eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 11a ·
metinde göster ·
… âsıyla küffârı basup dahi cümle küffâr mest-i medhûş iken bir sâtûr-ı Muhammedî
ururlar
kim ancak yedi kapudan yedi yüz kadar kefere vü fecereleriyle firâr edüp mâ‘adâ …
Cümle küffâr bir yere gelüp müşâvere ederler kim "İşte kış geldi, gerçi Türk'ü bozup kaçırdık ve Polata kal‘amızı aldık. Şimdi bu Belgrad'a yeniden meteris kazsak bir ayda olmaz, üç dörd günden sonra kar ve yağmur yağar" müşâveresinde iken meğer derûn-ı hisârda mahsûr olan gâzîler de müşâvere edüp yek-dil [ü] yek-cihet olup Budin'den Sinân Paşa ile imdâda gelen ve kal‘ada âmâde olan yigirmi otuz bin asker kal‘a kapuların küşâde edüp vakt-i seherde küffâr sarhoş evgâr mahmûr iken kal‘adan bir kerre yedi yüz pâre balyemez toplara âteş edüp küffâr-ı dûzah-karâr nâr-ı dûzahda kalup alak bulak mahallinde iken derûn-ı hisârdan bir kerre guzât-ı muvahhidîn Allâh Allâh sadâsıyla küffârı basup dahi cümle küffâr mest-i medhûş iken bir sâtûr-ı Muhammedî ururlar kim ancak yedi kapudan yedi yüz kadar kefere vü fecereleriyle firâr edüp mâ‘adâsı sahrâ-yı Ustolni'de piyâde kalup eni konu küffârı kıra kıra bî-tâb u bî-mecâl kalup ba‘de't-ta‘âm yine kırarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 13a ·
metinde göster ·
… lar ile âmâde ederken gördüler kim sipâhî-i kafâdâr geriden kimse kalmayup suya
ururlar
ve Sadrıa‘zam sekbânları dahi yayan suya urup şinâverlik edüp karşu selâmete çı …
Hemân hakîr karşu tarafda at üzre dururdum. Bu hâli görüp su kenârında aklım başımdan gidüp bî-hûş olmuşum. Meğer min indillâh mukaddem atım urulup ol bahâneyle beri geçüp halâs olmuşum, ammâ yeniçerileri yine çavuşları gerüye püskürdüp fermân üzre cisr başındaki meterislerine girüp mazgalların torbalar ile âmâde ederken gördüler kim sipâhî-i kafâdâr geriden kimse kalmayup suya ururlar ve Sadrıa‘zam sekbânları dahi yayan suya urup şinâverlik edüp karşu selâmete çıkarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21a ·
metinde göster ·
… sekiz yüz nefer Tatarlar pusudan çıkup varoş içre girüp eyle bir sâtûr-ı miczem
ururlar
kim ta‘bîr olunmaz.
Bir sâ‘atden mukaddem bizim Ahmed Geray Sultân'ın Alî Batır be-nâm bir bahâdırı bin atlı yiğit ile baş başa gidüp dağlar içre yedi yüz atlı yiğidi pusuya koyup üç yüz atlı yiğit ile kal‘a-i Marçil varoşuna sarılırlar. Der-akab küffâr-ı hâksâr sevmediği Tatar'ı görüp hemân cümlesi varoşdan çıkup Tatar'ı kovarak bir top menzili ba‘îd oldukda hemân kemîngâhda olan yedi sekiz yüz nefer Tatarlar pusudan çıkup varoş içre girüp eyle bir sâtûr-ı miczem ururlar kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23b ·
metinde göster ·
… rüyüş edemeyeler, ammâ bu mahallerde oturanlar taşradan gelenleri görüp düşmanı
ururlar
. Ve yol üzre şâhâne topları dururlar, hîn-i iktizâda düşmanlara ururlar.
Ve bu mezkûr mağâralarda ve zîr-i zemînlerde şehrin mutâfları ve urgancıları ip bükerler. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm gâr-ı yetîmânlardır. Ve âb-ı hayât buz pâre kuyuları vardır. Ve bu Macar hisârında yigirmi aded dükkânlarından aşağı yüz elli adım kıbleye nâzır dörd kat kemer kapular var, ammâ bu kapuların mâbeynlerindeki kemerleri kasden karanlık etmişlerdir kim eğer taşradan gelen düşman içeri girirken gözleri görmeyüp yürüyüş edemeyeler, ammâ bu mahallerde oturanlar taşradan gelenleri görüp düşmanı ururlar. Ve yol üzre şâhâne topları dururlar, hîn-i iktizâda düşmanlara ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37a ·
metinde göster ·
… düşmanı ururlar. Ve yol üzre şâhâne topları dururlar, hîn-i iktizâda düşmanlara
ururlar
.
Ve bu mezkûr mağâralarda ve zîr-i zemînlerde şehrin mutâfları ve urgancıları ip bükerler. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm gâr-ı yetîmânlardır. Ve âb-ı hayât buz pâre kuyuları vardır. Ve bu Macar hisârında yigirmi aded dükkânlarından aşağı yüz elli adım kıbleye nâzır dörd kat kemer kapular var, ammâ bu kapuların mâbeynlerindeki kemerleri kasden karanlık etmişlerdir kim eğer taşradan gelen düşman içeri girirken gözleri görmeyüp yürüyüş edemeyeler, ammâ bu mahallerde oturanlar taşradan gelenleri görüp düşmanı ururlar. Ve yol üzre şâhâne topları dururlar, hîn-i iktizâda düşmanlara ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37a ·
metinde göster ·
… ikde bi-avnillâhi Te‘âlâ Cığalazâde tarafından küffâra bir ey sâtûr-ı Muhammedî
ururlar
. Çünki vakt-i gurûb olup tarafeynden ceng âsâyişler çalınup her cânibe mükemmel …
Ertesi gün pâdişâh-ı gerdûn-vakâr geldikde bi-avnillâhi Te‘âlâ Cığalazâde tarafından küffâra bir ey sâtûr-ı Muhammedî ururlar. Çünki vakt-i gurûb olup tarafeynden ceng âsâyişler çalınup her cânibe mükemmel karavullar koyup âsûde-hâl yatırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 39a ·
metinde göster ·
… her tarafdan yürüyüşler olup Çerkes meydânına varınca kâfirleri kıra kıra kılıç
ururlar
ve dendân-ı bedenlerde ezânlar okurlar ve derûn-ı hisârda bî-hadd ü bî-kıyâs mâ …
Hâlâ bu elfâz-ı cıfr-ı câmi‘ler Beç kal‘ası içre İstifani kenîsesinde ve cemî‘i Macar ve Nemse vilâyetin ve Yûnân târîhlerinde bu Beç Kızılelması ve Büyük İrim Papa Kızılelmasını Osmânlı alacağı müsarrahdır, ammâ hakkâ ki Şem‘ûn-ı Safâ'nın nutk-ı dür[er]bârlarıyla 55b işâret buyurdukları ba‘dehu Hicreti'n-Nebeviyye zılle târîhindeki sene 935'dir, ol sene-i menhûsda Süleymân Hân bu Beç kal‘asına gelüp Sinân Paşa ve Rüstem Paşa ve Makbûl iken Maktûl İbrâhîm Paşa kollarından lağımlar atılup her tarafdan yürüyüşler olup Çerkes meydânına varınca kâfirleri kıra kıra kılıç ururlar ve dendân-ı bedenlerde ezânlar okurlar ve derûn-ı hisârda bî-hadd ü bî-kıyâs mâl-ı ganâ’imler alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 55a–55b ·
metinde göster ·
… edemez. Ve kırk elli gûne sâ‘at urulur. Tatar gelse şehri yağmâ etse başka tarz
ururlar
ve bednâm günleri ve Sarı Saltık ve Kâsım ve Hızır-İlyâs ve İsvet-i Nikola ve A …
Cümleden büyük sâ‘at çanı bu kullededir kim nâkûsu hammâm kubbesi kadar vardır. Çekici at karnı kadardır kim kaçan öyle zamânı bu sâ‘at on ikiyi darb etdikde bu çanın sadâsı iki konak yerden istimâ‘ olunur. Kış günleri çan çekicin darbından pârelenmiş deyü çekicin önüne keçe bağlayup sâ‘at çanına çekiç pek darb edemez. Ve kırk elli gûne sâ‘at urulur. Tatar gelse şehri yağmâ etse başka tarz ururlar ve bednâm günleri ve Sarı Saltık ve Kâsım ve Hızır-İlyâs ve İsvet-i Nikola ve Avustos ve Kızıl yumurta günleri ve Aya Basyanima ve kralın bir mu‘ayyen işi olması günlerinin başka başka uruşları var bir mehîb çandır. Kırk aded kefere hüddâmları var, ammâ gayri zamân sâ‘at vakti geldikde çarhları dönüp sâ‘at sâ‘at kendüsü urur, ammâ gayri zamân kefereler urur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 61b ·
metinde göster ·
"Hemân çâsârım siz sizin Macar katananızı zabt u rabt edin. Bizim serhad halkı bir şey etmeğe kâdir değillerdir. İllâ sizler elçi göndermediğiniz mahallerde serhadliler fursat bilüp elçi çıkmadı deyü ol zamân vilâyetler ururlar. Hemân siz katanalarınız görün" dedikde hemân çâsârın vezîri Rudolfoş eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66a ·
metinde göster ·
… ûbu ötrükdür. Sizi bu vilâyetden kalkup gitsin belki benim Daniska vilâyetim de
ururlar
, deyü havfinden bu ötrük-nâme yazmışdır. İ‘timâd etme hânım. Hemân bu vilâyetle …
"Hânım bu Leh mektûbu ötrükdür. Sizi bu vilâyetden kalkup gitsin belki benim Daniska vilâyetim de ururlar, deyü havfinden bu ötrük-nâme yazmışdır. İ‘timâd etme hânım. Hemân bu vilâyetlere şu cem‘iyyetinle gelmişken Mesköv vilâyetin urup yere berâber edelim, olmaya [illâ] hayr" deyü niçe gûne güft [ü] gûlar etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 116a ·
metinde göster ·