… deyüp yanında olan hokkabâz ve sürâhîbâz ve ol sihirbâz maymuncuların sözlerine
uyup
Kürd damarları depreşüp bir nâ-şer‘ ü nâ-hemvâr işde bulunmayasın ve her tarafı …
Andan sonra Murâd Hân efendim merhûmun fermânı üzre senin üzerine asker cem‘ edüp Diyârbekir'den Mifârıkîn kal‘asına dek gelüp tarafeynimize maslahatın görüp senden yetmiş kîse mâl ve bu kadar metâ‘ [u] menâl alup "Menem; Diyârbekir eyâletinde değil Van eyâletindedir." deyü ığmâz-ı ayn edüp senin üstüne sefer etmeden ferâğat edüp bu kadar üsârâlar alınup bu kadar mâl-ı Firâvân ile asâkir-i Âl-i Osmân muğtenim olup sâlimîn ü gânimîn iken yine sen epsem duymayup tâzeliğin hasebiyle Erzurûm eyâletinde Bingöl yaylağına çıkan Ekrâd tâ’ifesinden bâc-ı öşr alırım deyü yetmiş bin koyun nehb ü gâret etdiğinde koyun sâhibleri Erzurûm'da bana gelüp tazallum etdiklerinde sana bir muhabbetnâmem ile koyuncular kethudâmı gönderdiğimde, "Ben anın eyâletinde vekîlim ve ben bir hân-ı âlîşânım, bende ne alâkası var Melek Ahmed Paşa'nın deyüp muhabbetnâmemi pâre pâre edüp "Koyuncular kethudâsını katl idem!..." dedin. Mudikî Alî Ağa ricâ edüp koyuncular kethudâm halâs olup Erzurûm'a geldikde üstüne asker çeküp gelmek sadedinde iken Sultân İbrâhîm Hân beni Erzurûm'dan ma‘zûl edüp yine sen ol zamân elimden halâs oldun. Mezâ mâ mezâ, ol zamânlar sen de biz de tâze idik. Ammâ sana nasîhatim oldur kim hamd-i Hudâ yine görüşmek müyesser olup bu kadar ni‘metin tenâvül edüp bu kadar ihsânların gördüm. Ammâ, ey hân karındaşım senden ricâm oldur kim biz Âl-i Osmân pâdişâhlarının vezîrleriyiz. Husûsan dâmâd-ı Sultân Murâd Hân'ım. Nitekim ben Van eyâletine mutasarrıfım. Sen benim taht-ı eyâletimde serbes hâkimsin ve mü’ebbed ocaklık olmak üzre bu eyâletine mutasarrıfsın. Ammâ paşayı hâneme kondurup bu kadar i‘zâz u ikrâm etdim, deyüp yanında olan hokkabâz ve sürâhîbâz ve ol sihirbâz maymuncuların sözlerine uyup Kürd damarları depreşüp bir nâ-şer‘ ü nâ-hemvâr işde bulunmayasın ve her tarafında meştâ olan mîr-i aşâ’irler ile hüsn-i zindegâne edüp memûr olduğun pâdişâh hizmetlerini edâ idesin. Ve illâ bu Melek karındaşın söz[i] doğrudur, zerre kadar şerî‘at u tarîkat ve hakîkat u ma‘rifetden taşra taş koparırsan senden baş kopar. Lûtf eyle ben Van'da iken cümle halk ile yahşı geçin ve illâ eğer dersen İpşir Paşa bu Melek Ahmed Paşa'yı Van'a sürdü, ne vaka‘ u vakârı olsa gerek dersen, ben hâlâ hatt-ı şerîf ile serdâr-ı mu‘azzam ve tuğrâ-yı garrâ-keş düstûr-ı mükerremim, hemân epsem olup tarîk-ı Hak'dan ayrılma. Sana nasîhatim budur." deyince hân eydür: "Hakkâ ki ata ve dede nasîhatidir, el-emrü emrüküm, sultânım" deyüp hân ile Paşa yine öpüşüp vedâlaşup giderken hân paşaya eyitdi: "Sultânım, Evliyâ Çelebi kulunuz bunda birkaç gün dursun. Akîbinizce Van'a ulaşdırırım." dedikde paşa: "Evliyâ'm, hân fermânıyla birkaç gün kalup yine tiz gel" deyüp me’zûn olup paşa Van'a revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236a ·
metinde göster ·
"Bes neylese gerek! Münâfık sözüne uyup Osmânlı ülkesin ura, mâl apara, âdem depeyleye. Niçe Ekrâdları kuyluğa çaklaya. Anın işin güzel şâh yahşı bilir. Şimdi varanda iki gözlerine mil çeker ve başına kızgın demir tas giydirer. Ertesi ödün ağzından çıkarar ve ciğerin ve yüreğin koltukları altından çıkarar ve bu kırk nefer bâğlı âdemlerin dahi birer gûne işkence-i şikence ve lomça ile heresinin özlerini sokar kim İrân-zemînde nişân olur." dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299b ·
metinde göster ·
Tatar Hânı kırk bin yiğit ile Erdebil üzre talî‘a-i asker edüp gitmede. Beri ta …
İnhizâm-ı sânî def‘a, be-sahrâ-yı Serâv: Bu ma‘lûmumuzdur kim sene 1027 târîhinde Sultân Osmân Hân asrında Vezîr Dilâver Paşa ve Vezîr Halîl Paşa Acem serdârı olup Tebrîz'e vardılar. Acem sulha rağbet etmişken hâkim Osmân-ı gâfilin gurûruyla sû-i tedbîrine uyup Tatar Hânı kırk bin yiğit ile Erdebil üzre talî‘a-i asker edüp gitmede. Beri tarafda ordu defterdârı dûrbîn-i âkıbet-endîş Bâkî Paşa bu işe hâşâ sümme hâşâ rızâ vermedi. Ammâ el-abdü yüdebbiru vallahu yukaddiru Erdebil'de Karçığa Hân haber alup seksen bin asker ile çıkup Kehrevân dağlarına ve Serâv yollarında kemîngâhlara askerin âmâde eder. Bunlar da Tatar-ı sabâ-reftâr askeriyle azm-i Erdebil deyüp Serâv sahrâsına ılgar ile gelüp meks etdiklerinde dörd günlük yolu bir günde almış atları yorgun olmuş ve kendileri argın kalmış hemân Kızılbaş askeri her tarafdan "Şâh! Şâh!" deyüp kılıç urmağa başlar. Cümle asker bî-tâb u bî-mecâl iken yine üç sâ‘at ceng edüp âhir Kızılbaş'da meydân kalup illâ Tatar Hân ile ileri serdâr olan Bıyıklı Hasan Paşa ve Arslan Paşa ve Diyârbekir Vâlîsi Mustafâ Paşa, ve niçe mîr-i mîrânlar cümle şehd-i şehâdeti nûş, gam-ı dünyâyı ferâmûş eylediler. Ve Kara Bali Paşa ve Elmacı Mehemmed Paşa ve Rişvânlı Mustafâ Paşa bunlar ve niçe yüz ümerâlar esîr olup yigirmi altı bin âdem bu Serâv-ı menhûs sahrâsında şehîd oldular. Hâlâ üstühânları yığın yığın zâhir ü bâhirdir. Bu dahi bir nuhûset-i ekber idi. Hattâ bizler {şimdi} Serâv şehri içre seyr ü temâşâ tarîkiyle kahvehâneler önünden güzer etdiğimizce bayâtî makâmında usûl ile Kızılbaş-ı bed-ma‘âşlar Cığaloğlu'nun münhezim olduğunu ma‘niyyât-ı bî-ma‘nîleri yüzünden,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 305b ·
metinde göster ·
… n bölükbaşılarından bir Macar oğlanı ve ana âşık bir Türk yiğidi Macar gulâmına
uyup
ol gün atlarına süvâr olup ol ân Uyvar kal‘ası kapudanı ve hâkimi olan Fargaçi …
Beri cânibde bizim Kadızâde İbrâhîm Paşa'nın sekbân bölükbaşılarından bir Macar oğlanı ve ana âşık bir Türk yiğidi Macar gulâmına uyup ol gün atlarına süvâr olup ol ân Uyvar kal‘ası kapudanı ve hâkimi olan Fargaçi la‘îne varup destâr-ı Muhammedîler yere urup mürted [ü] kâfir-i bî-dîn olup eydirler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100a ·
metinde göster ·
du‘â etdi kim Hazret-i Mûsâ vâlih u sergerdân olup bu Medyen şehrine varmaya. O …
Âhir bu kavm-i mekkâr bir hîle edüp Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un bir mekkâre hâtûnu var idi, Bel‘am anı gâyet severdi, bu kavim ol hâtûna ilticâ etdiler. Ol mekkâre-i pîrezen Bel‘am ibn Bâ‘ûr'un urûkına girüp gûnâ-gûn hiyel-i şeytanat ile ricâsı makbûle geçüp derhâl Bel‘am gibi peygamber mertebesinde kimesne avret sözüne uyup du‘â etdi kim Hazret-i Mûsâ vâlih u sergerdân olup bu Medyen şehrine varmaya. Ol ân Cenâb-ı Bârî Bel‘am'ın du‘âsın kabûl edüp Cenâb-ı Allâh Hazret-i Mûsâ'nın askerinin cânib-i erba‘asında bu Tîh sahrâsın halk eyledi. Hazret-i Mûsâ cümle askeriyle şedd-i rahl ederek gördüler kim bir beyâbân ve çöl [ü] çölistan halk olunmuş. Mukaddemâ eyle kum deryâsı yok idi. Hazret-i Mûsâ askeriyle bu rimâlistânın bir cânibinde meks etdiler. Gördüler kim ale's-sabâh kalkdıkları yere konmuşlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y382a ·
metinde göster ·