… deşt-i hâmûnları ve nahlistân [ü] dırahtistânlı kiyâh-ı hıyâbânları vardır kim
vakarel
nâm odunu ve kömürü cümle bu taraflardan niçe bin arabalar ile gelir.
Ve dahi vilâyet-i vâsi‘ ma‘mûr ve dâ’imâ halkı şâdân [u] mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i amber-i pâki beyne'n-nâs mergûbdur. Cânib-i şarkîsi İslâmbol tarafına Solak çeşmesi râhı cânibine varınca bir sahrâ-yı lâlezâr mezâri‘âtlı vâdî-i ma‘mûr u âbâdân bâğ u besâtînler ile ârâste vü çiftlikler ile pîrâste olmuş imâristân kurâlardır. Ve cânib-i garbîsinde nehr-i Meriç'in yemîn ü yesârındaki vâdîler tâ livâ-yı Çirmen'e varınca rabta-misâl kend kurâlarla zeyn olup mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtları mütekâsir niçe deşt-i hâmûnları ve nahlistân [ü] dırahtistânlı kiyâh-ı hıyâbânları vardır kim vakarel nâm odunu ve kömürü cümle bu taraflardan niçe bin arabalar ile gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 166b ·
metinde göster ·
… yına getirin. Ben dahi bir yirden alayın temâşâ ederim. İpşir lalamın vaka‘ [u]
vakarın
tutup bir alay eylen kim bir vezîre olmamış ola" deyü fermân edince Melek Paşa …
Üsküdar'da olan haşerât-ı mukleciyân [u] nekbetân-ı müflisândan sana ne fâ’ide olmuş oldu. İmdi benim birâderim, evvel ve âhir bu hânedânda neşv [u] nemâ bulup Revân altında Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in emir-âhûr-ı kebîri idin. Ben hakîr silâhdârı idim. Hamd-i Hudâ yine bu Âsitâne'ye gelüp otuz bir senede mühre nâ’il oldun. İmdi var kuvveti bâzûya getirüp bî-garaz kimesnelere dîn-i mübîn umûrların su’âl ederek seninle etek dermeyân edüp berren u bahren asker-i deryâ-misâller cem‘ edüp Mısır yolların Venedik ve Malta küffârı elinden tathîr edüp cezîre-i Girid'i ve cezîre-i Misine'yi ve cezîre-i Malta'yı ve cezîre-i Korfoz'u ve cezîre-i İstindil'i ve kal‘a-i Zadra'yı inşâallah cümle berren u bahren feth edüp Fâtih-i Yemen Sinân Paşa gibi ve Kılıç Alî Paşa gibi ve Fâtih-i Kıbrıs Kara Mustafâ Paşa gibi nâm sâhibi olup inkırâzu'd-deverân hayr ile yâd olasın" deyü İpşir Paşa'ya {Melek Ahmed Paşa} bunun emsâli niçe bin va‘z [u] nasîhatler edüp eydür "İnşâallah benim birâderi-i cân-beraberim! Ale's-sabâh sizi Eyyûb Sultân'dan bu hakîr alay çavuşun olup bir alay-ı azîm ile İslâmbol'a koyalım kim ne Hâfız Ahmed Paşa ve ne Husrev-i Şir Paşa gelmemiş ola. İllâ siz İpşir Paşa gelmiş olasuz. Hemân şimdi asesbaşı ve subaşıya beyâz buyurdu tahrîr etsin ve kapudan paşa niçe bin kayıklar ve sandal u mavunalar Üsküdar'a gelüp cümle asker-i İslâm'ı karşu Beşiktaş'a geçirsinler. Siz dahi ale's-sabâh kapudan paşa ile başdarde-i hümâyûna süvâr olup cümle kadırgalara askeriniz mâl-â-mâl olup Yâvedûd İskelesi'ne gelin. Andan içeri deryâ sığlıkdır. Kapudan paşa kayığıyla Eyyûb'da Kurbân İskelesi'ne yanaşup anda hâzır olan atlara süvâr olup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî hazretleri âsitânesine yüz sürüp âkıbet hayrlığı içün rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edüp niçe kurbânlar edüp ve niçe bin fukarâlara tasadduklar edüp andan sa‘âdetle esb-i sabâ-sür‘ate süvâr olup âheste âheste Edirnekapusu'na gelince bu hakîri dahi alay-ı azîmi âmâde ederiz. Hudâ âsân ede!" dedikde İpşir Paşa Melek Ahmed Paşa'ya bir hil‘at-i semmûr ve üç kîse zer-i hâlis mümessek-i nevr verüp Üsküdar'da öpüşüp görüşüp İpşir'den hünkâra gitmeğe {Melek Paşa} me’zûn olup andan paşa ile kayığa süvar olup Sarâyburnu'nda Sinân Paşa Köşkü'nde paşa sa‘âdetlü pâdişâha buluşup "Pâdişâhım sabâh İpşir Paşa lalan alay ile der-i devlete dâhil olacakdır, fermân pâdişâhımındır" dedikde "Ey Melek lala, bugün İpşir lalan bana geldikde siz sâ’ir vüzerâlar ile Üsküdar'da rehin miydiniz?" dedi. Melek Paşa "Hayır pâdişâhım, anlar pâdişâhımdan gelince müşâvere etsek gerek idi. Anınçün Üsküdar'da kalup pâdişâhım huzûruna gelemedik" deyü hüsn-i ta‘bîr etdikde pâdişâh-ı Cem-cenâb ‘ârifâna kaziyye’ ma‘lûm deyüp "Lala sabâhın alay-ı azîm ile lalamı sarâyına getirin. Ben dahi bir yirden alayın temâşâ ederim. İpşir lalamın vaka‘ [u] vakarın tutup bir alay eylen kim bir vezîre olmamış ola" deyü fermân edince Melek Paşa dest ber-zemîn edüp paşa sarâyına gelüp cümle ocaklara ve askerî tâ’ifelerine ağalar ile beyâz üzre buyurdular gönderüp kendüsü de cemî‘i iç ve tış ağavâtların zer-ender-zere müstağrak edüp ale's-sabâh dörd bin güzîde askeriyle yedi kubbe vezîrleriyle alay-ı azîm edüp her vezîr mehterhânelerin çalarak Eyyûb Sultân'a varılup herkes merkezlerinde âmâde olup selâma durdular. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 180a ·
metinde göster ·
… ıt karışmaz, zîrâ her bozahânenin birer kart nâmında hâkimleri var, ya‘nî vaka‘
vakar
sâhibi ihtiyâr dayı âdemleri var kim anlar mîr-i meclislerdir. Salb [u] siyâset …
Der-fasl-ı temâşâ-yı garîbe vü acîbe: Bu mezkûr bozahânelerde sâkin olan boza Bekrîsi cânlara aslâ hâkim ve zâbit ve râbıt karışmaz, zîrâ her bozahânenin birer kart nâmında hâkimleri var, ya‘nî vaka‘ vakar sâhibi ihtiyâr dayı âdemleri var kim anlar mîr-i meclislerdir. Salb [u] siyâset ve ta‘zîr-i belîğ be-dürüstî bu kartlarındır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 185a ·
metinde göster ·