… nâyim ile kabz edüp ba‘de'l-feth bir câmi‘ ve yüz dekâkîn inşâ etdirüp câmi‘ine
vakf
etmişdir. Bu hakîrin İslâmbol içre mütevellid olduğu hânemizi gazâ mâlında[n] d …
Ol asırda büyük dedemiz Yavuz Er Beğ Ebü'l-feth'in mîrialemliği hizmetinde olup İslâmbol fethinde dedemiz ma‘an bulunup Unkapanı'nın iç yüzünde Sağrıcılar câmi‘i zemîninde olan binâları dedemiz mâl-ı ganâyim ile kabz edüp ba‘de'l-feth bir câmi‘ ve yüz dekâkîn inşâ etdirüp câmi‘ine vakf etmişdir. Bu hakîrin İslâmbol içre mütevellid olduğu hânemizi gazâ mâlında[n] dedemiz binâ edüp sâkin olurlar. Ve binâ etdüği câmi‘in ve dekâkîn ü büyûtların berâtları Ebü'l-feth'in tuğra-yı garrâsıyla ve hüccet-i şer‘iyyelerin imzâları Emîr Buhârî hazretleri imzâsıyla mümzâ olup hâlâ zürriyetinden olmamız cihetiyle tevliyet-i mezbûr elimizde olup keyfe mâ-yeşâ mutasarrıfız. Ol takrîb ile dâ’imâ evkâfnâmelerimize nazar edüp Ebü'l-feth'in hilâfeti târîhleri ve tulû‘-ı zuhûru mazbûtumuzdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 25a ·
metinde göster ·
… n kavm-i Kabâbıta-i nâbıta destinden Mısır'a istîlâ edüp bu Ayasofya'ya Mısır'ı
vakf
etdiler. Tâ bu mertebe ma‘mûr oldu kim millet-i nasârânın bilâ-teşbîh ka‘beleri …
Ve'l-hâsıl Ayasofya kâmil kırk senede 34b tamâm edüp enderûn [u] bîrûnunda on iki bin ruhbân huddâmânı var idi. Hattâ vilâdet-i Resûl-i Kibriyâ'dan 882 sene (sene) mukaddem İskender-i Kübrâ asrında tâ’ife-i Yûnâniyân kavm-i Kabâbıta-i nâbıta destinden Mısır'a istîlâ edüp bu Ayasofya'ya Mısır'ı vakf etdiler. Tâ bu mertebe ma‘mûr oldu kim millet-i nasârânın bilâ-teşbîh ka‘beleri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 34a–34b ·
metinde göster ·
Sebeb-i feth-i Hanya oldur kim ibtidâ Sultân Ahmed Hân'ın mübârek nefeslerinin te’sîridir kim feth-i Girid evlâdı İbrâhîm Hân'a müyesser oldu. İnşâ’allâh Ahmed Hân'ın Venedik'den Girid cezîresin Yeni Câmi‘e vakf olmağiçün ricâ etdiği tahrîr olunur. Ammâ mezkûr senede İbrâhîm Hân'ın Dârü's-sa‘âde Ağası Sünbül Ağa âzâd 77b olup ve Esîrî Mehemmed Efendi ma‘an Sünbül Ağa ile Mısır'a müteveccih olmağiçün İbrâhîm Çelebi nâm {re’îsin} bir azîm karavana kalyonununa üç bin kadar huccâc ü züvvâr ve tüccâr girüp Mısır'a giderken Değirmenlik nâm cezîre önünde altı pâre Malta gemisi bu İbrâhîm Çelebi kalyonun ihâta edüp bî-eyyâm mahalde döğe döğe iki günde kalyon içre ibâdullâh az kalup ol mahalde Kızlar Ağası ve kalyon sâhibi İbrâhîm Çelebi dahi şehîd olup küffâr gemiye zafer bulup yedek ile cezîre-i Girid'de kal‘a-i Hanya limanına varup lenger-endâht olup yatdı. Ahidnâme-i Hayreddîn Paşa'da eyle der kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 77a–77b ·
metinde göster ·
Evvelâ Mevlânâ Şemseddîn Ahmed bin Süleymân bin Kemâl Paşa: Bunların evsâfı bir mücelled kitâb olur. Ammâ yüz kırk pâre mücelled kitâb te’lîfâtları ve âlimâne pâkîze tasavvufâne eş‘ârları vardır. Ammâ bî-mahlaslıkları kendülere mahlas olmuşdur. Mısır fethinde kadı‘asker-i Rûm bulunup mevleviyyet ile Mısır kendülere ihsân olunup Vâlî-i Mısır Hayre Beğ ve Gazâlî Mısır'ın tahrîrine me’mûr olmuşlardır. Ba‘de't-tahrîr gördüler kim Mısır'da gökde uçan yerde gezen ve deryâda yüzen cümle vakfullâhdır, Pâdişâha dâne-i hardal â’id ü fâ’ide olmaduğun Selîm Hân'a i‘lâm etdiklerinde Selîm Hân buyururlar kim "Bize Hâdimü'l-Haremeyn huddâmı olduğumuz kifâyet eder". Ba‘dehu Kemâl Paşazâde Mısır mevleviyyetinden ma‘zûl olup Der-i devletde müfti's-sakaleyn olup intikâl edüp Edirnekapusu hâricinde medfûndur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 101a ·
metinde göster ·
eyleyüp bu dahi geysûdâr olup harâbâta yüz dutdu. Ammâ bunlardan gûnâ-gûn hâlet …
Ve Geysûdâr Mollâ Mustafâ Çelebi: Kazancılar câmi‘i müderrisi iken Geysûdâr Mehemmed Efendi'yle ihtilât edüp cemî‘i kitâbların Hayreddîn câmi‘ine vakf eyleyüp bu dahi geysûdâr olup harâbâta yüz dutdu. Ammâ bunlardan gûnâ-gûn hâletler zâhir olurdu kim kürsî nâsıhlarından zâhir olmazdı. Hakîr Tarabefsûn diyârı seyâhatine gitdiğimizde merhûm olup kabr-i şerîfleri ma‘lûmumuz değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114a ·
metinde göster ·
… tabaklar ve yüz aded kâseyi ve niçe âlât-ı ta‘âm zî-kıymet eşyâları bu tekyeye
vakf
eder. Ba‘dehu bu şeyleri zorbalar asrında hazîneye alup sofra ile bir şeftâlû ç …
Süleymân Hân bu tekyenin deryâya nâzır bir köşesinde sâkin olup teferrüc ederken Hindûstân pâdişâhından hedâyâlar gelüp bir nakş-ı bûkalemûn telâtîn derisinden bir ta‘âm sofrası ve yüz Hıtâyî münebbid tabaklar ve yüz aded kâseyi ve niçe âlât-ı ta‘âm zî-kıymet eşyâları bu tekyeye vakf eder. Ba‘dehu bu şeyleri zorbalar asrında hazîneye alup sofra ile bir şeftâlû çekirdeğinden bir dervîşân keşkülü kalmışdır kim garâyibdir. Hindûstân'da hâsıl olmuş şeftâlû çekirdeğinin nısfıdır. Hâlâ iki vukıyye su alır. Kenâreleri altun dîvâre ve sîm halhâllar ile bir ibret-nümâ sun‘-ı Hudâ'dır. Nısfı hâlâ hazînededir. Selîm-i Sânî bu keşkülden bilâ cur‘a bâde nûş etmişdir. Hakkâ ki yek-merdî kâse değil penc-merdî kâseden ziyâde bâde alur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 123a ·
metinde göster ·
… kârhâne edüp on bin sahan ve beş yüz kazgan ve tancere ve sâ’ir bakır âvânları
vakf
edüp hayrât-ı azîm etdi.
Ba‘dehu Süleymân Hân pâdişâh oldukda kuyumcubaşılara iltifâten Sakkâ çeşmesin binâ edüp önünde bir hevâdâr yerde bâğlı ve bâğçeli ve bir câmi‘, hammâmlı ve müte‘addid kâ‘a ve hücreli bir tavîl dîvânhâne-misâl ortası yollu iki tarafı kuyumcu dezgâhlarında halîfeler işleyecek hücreler ile ârâste bir kârhâne edüp on bin sahan ve beş yüz kazgan ve tancere ve sâ’ir bakır âvânları vakf edüp hayrât-ı azîm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 186a ·
metinde göster ·
… n Gâzî binâ etmişdir. Binden mütecâviz sahan ve tencere ve kazgân-ı bakır âvânî
vakfı
vardır. Cümle 226a ehl-i ziyâret anda sohbet edüp ibâdet ederler.
Tekye-i Abdâl Murâd Sultân: Bursa'ya havâle çemenzâr ve hıyâbân-ı kûyâh, bir teferrücgâh [u] mesîregâh, âsitâne-i Âl-i Abâ, ya‘nî tekye-i Bektâşiyândır. Pâ-bürehne ve ser-bürehne, zeber-dest, tüvânâ, aşk-ı İlâhî ile ciğeri büryân, sînesi sûzân olmuş cânlar vardır kim teferrüce varan cânlara dil u cân ile rû-mâlîde edüp hizmet ederler. Bu tekyeyi Orhân Gâzî binâ etmişdir. Binden mütecâviz sahan ve tencere ve kazgân-ı bakır âvânî vakfı vardır. Cümle 226a ehl-i ziyâret anda sohbet edüp ibâdet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 225b–226a ·
metinde göster ·
… fer ve âyende vü revende konup göçer bâd-ı hevâ hâne-i bî-minnetlerdir. Taraf-ı
vakfa
bir habbe vermeyüp konup göçer mihmân-sarâylardır. {Kârbân-sarây-ı Alî Paşa, kâ …
Cümlesi ondur. Bunlara ehl-i sefer ve âyende vü revende konup göçer bâd-ı hevâ hâne-i bî-minnetlerdir. Taraf-ı vakfa bir habbe vermeyüp konup göçer mihmân-sarâylardır. {Kârbân-sarây-ı Alî Paşa, kâr-ı Mi‘mâr Sinân}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 226b ·
metinde göster ·
… uş bir medrese-i dârü'l-ulûmdur ki ders-i âm ve talebelerine mâh-be-mâh cânib-i
vakfdan
vazîfe-i mu‘ayyeneleri ve lahmiyye ve şem‘iyyeleri vâsıldır.
Ve Medrese-i Hâtûniyye: Câmî‘ hareminin cânib-i erba‘asında hucerât-ı âliyeler ile ârâste olmuş bir medrese-i dârü'l-ulûmdur ki ders-i âm ve talebelerine mâh-be-mâh cânib-i vakfdan vazîfe-i mu‘ayyeneleri ve lahmiyye ve şem‘iyyeleri vâsıldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251a ·
metinde göster ·
… ânları içün binâ olunmuş bir dârü't-ta‘lîm-i Kur‘ândır kim cümle eytâma cânib-i
vakfdan
rûz-merreteyn ta‘âmları ve îd-ı şerîfde libâsları ve arakıyye ve serâvîl kamîsl …
Cümle (---) aded mektebdir. Evvelâ Orta Hisâr'da Mekteb-i Ebü'l-feth Gâzî ve Mekteb-i Yeni Câmi‘ Şeyh Ricâlî hazretleri mu‘allim-i sıbyân [ve] sâhib-i feyz bir nûrânî azîzdir kim bunlardan bir kerre "Bismillah" diyen ma‘sûm-ı pâk elbette feyz-yâb olup âlim ve fâzıl olması mukarrerdir. Ve Mekteb-i mükellef-i Hâtûniyye: Câmi‘in cânib-i garbîsinde kârgîr binâ ve kubbe-i ra‘nâ mekteb-i sıbyân-ı fukarâ ve hâs u âmm nâ-resîde tıflân-ı ebced-hânları içün binâ olunmuş bir dârü't-ta‘lîm-i Kur‘ândır kim cümle eytâma cânib-i vakfdan rûz-merreteyn ta‘âmları ve îd-ı şerîfde libâsları ve arakıyye ve serâvîl kamîsları ve surre ve atıyyeleri dâ’imdir. Bu dârü't-ta‘lîmin itmâmına târîhdir "fe-temmet" [920] lafzı kapusu üzre tahrîr olunmuşdur. ve Mekteb-i İskender Paşa: (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) . Meşhûr mektebler bunlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251b ·
metinde göster ·
… ârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize
vakf
edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i M …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… eke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine
vakf
eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân H …
Evvelâ sene (---) târîhinde Sultan Ahmed Hân asrında sen vücûde geldiğin sene Atmeydânı'nda yedi aded vezîr ve a‘yân-ı kibâr sarâyların münhedim edüp yerlerine yeni câmi‘in esâsına şürû‘ olunup kırkar ellişer zirâ‘ melikî hafrlar kazılup ızkara temeline mübâşeret olunup bir senede kâmil esâs-ı binâ rûy-ı arza berâber oldukda cümle hâs u âm ve sulehâ-yı ümmetden kimesneler ve ilm-i eflâkden haberdâr müneccimler ilm-i mîkât ve kıble-nümâ ile ibtidâ du‘â ü senâ ile bin aded kurbânlar ile makâm-ı mihrâb vaz‘ olundu. Ve Kalender Paşa temele mu‘temed ve nâzır olup Kara Sünbül Alî Efendi temel kâtibi ve kadısı olup üstâdımız Evliyâ Efendi temel imâmı olup Üsküdarî eş-Şeyh Hazret-i kutbu'l-aktâb Mahmûd Efendi temel şeyhi ve Mahmûd Çelebi ve Kara Mahmûd Ağa ve gayrı kırk kimesne-i hoş-elhân temel mü’ezzinleri olup rûz-merre ale'd-devâm binânın itmâmına cidd u cehd, sa‘y [u] ihtimâm etmede. Bir gün merhûm Sultân Ahmed Hân, câmi‘in harem yeri ki, Koca Mehemmed Paşa'nın sarâyı yerinde ancak bir kasr-ı münakkaş kalmışdı, anda bir çetr-i mülemma‘ kurulup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve meşâyıh [u] sâdât ve a‘yân [u] eşrâf ve sığâr u kibâra bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim bu ni‘met-i uzmâ sûr-ı hümâyûn-ı hıtân-ı Ahmed Hân'da olmamışdır. Cümle ricâlullah ba‘de't-ta‘âm hayr du‘â edüp herkes vatanına gitdikde merhûm Sultân Ahmed Hân çetr-i mülemma‘ı içre Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve Kara Sünbül Alî Efendi ve Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve sultân-ı hânendegân Musâhib Dervîş Ömer Gülşenî ve biz hakîr huzûr-ı pâdişâhîde ber-zânû kalup Sultân Ahmed Hân bu cümleye hitâb edüp eydür "İnşâallahu Te‘âla bu câmi‘imiz itmâm bulup rûşen ma‘bedhâne olur. Hudâ itmâmın müyesser eyleye" buyururlar. "Ammâ bu câmi‘e bir evkâf-ı azîm lâzımdır" deyince hemân huzzâr-ı meclisde 274a olanlardan Evliyâ Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi buyururlar kim "Pâdişâhım niyyetü'l-gazâ deyüp bir diyârı feth edin. Andan cümle imârâtı ve mahsûlât-ı cizyesin bu câmi‘-i şerîfinize vakf edin. Gör e ecdâd-ı ızâmın Süleymân Hân tâbe serâha bizzât kendüleri cezîre-i Malta [ve] Rodos'u feth edüp ve cezîre-i İstanköy ve cezîre-i Hereke ve cezîre-i İlyaki ve cezîre-i Sönbeki kal‘alarını feth edüp cümle câmi‘ine vakf eyleyüp, hâlâ tevliyet-i azîmdir, cümle ecdâdlarınızın evkâflarından Süleymân Hân evkâfından metîn ve kavî evkâf-ı azîm yokdur. Bolay kim Pâdişâhım, siz de Akdeniz'de cezîre-i Girid'i Venedik küffârı elinden feth edüp İslâmbol'dan Mısır'a giden tüccâr ve züvvâr-ı huccâc-ı müslimînin ma‘beri küffâr gemilerinden pâk olaydı" denildikde hemân Cerrâh Şeyhi İbrâhîm Efendi ve Üsküdarî Mahmûd Efendi bu niyyet-i hâlisa içün, Allah rızâsiçün Fâtiha denilüp cümle huzzâr-ı meclisin hâs u âmmı Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet edüp el yüze sürülüp cümle hâzırûn "İnşâallahu Te‘âlâ du‘âmız icâbet kurbunda vâkı‘ olmuşdur. Erde ve geçde ol cezîre feth olur. Lâkin hemân ol cezîrenin fethi esbâbına sa‘y-ı beliğ etmek gerekdir" dediklerinde hemân Sultân Ahmed Hân aleyhi'r-rahmeti ve'r-rıdvân eydür: "Ammâ efendiler! Bizim Venedik kâfiriyle sulh [u] salâhımız vardır. Sulha mugâyir bir iş işlemek şân-ı şehinşâhlara lâyık-ı Muhammedî değildir. Ne bahâne ile ahd-şikenlik idelim. Bâ-husûs hâlâ Anadolu eyâletlerinde Karayazıcı ve Sa‘îd Arab ve Kalenderoğlu ve Cennetoğlu nâmân celâlîler gibi hasm-ı kavîlerimiz derdinden bîzâr olup asker-i deryâ-misâlimiz ile Serdâr-ı mükerrem Murâd Paşa lalam anların def‘iyle mukayyeddir. Niçe sefer açup cezîre-i Girid'i feth idelim" dediklerinde Evliyâ Efendi eydür "Pâdişâhım üçüncü gün serdârın cümle celâlîyi katl edüp on ikinci gün pâdişâhıma müjde gelir. Ol celâlîlerin devâm [u] sebâtları yokdur. Seyl suyu gibi geçkincidir. Serdârın Murâd Paşa, anların leşini kuyulara doldurup nâmına Kuyucu Murâd Paşa deyü tevârîhlere tahrîr oluna" deyü keşf eder. Hakîkatü'l-hâl, Murâd Paşa cümle celâlîyi Haleb ve Aziz ve Kilis altında dendân-ı tîğdan geçirüp leşlerini kuyulara doldurduğu müjdesi Sultan Ahmed'e gelince pâdişâh-ı halûk, inşirâh-ı sadr [u] zevk-i derûn hâsıl eder. Hemân ol sâ‘at Üsküdarî Mahmûd Efendi eydür "Pâdişâhım! Gazân mübârek ola, Ammâ beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 273b–274a ·
metinde göster ·
… m‘-i revgân ve her at ve katır ve deve ve hımâr başına birer tobra yem, cânib-i
vakfdan
mihmândârlar getirüp hizmet ederler. Böyle bir hayrât-ı kavîdir. Ve bir âb [u] …
lafzı târîh vâkı‘ olmuşdur. Ve derûn-ı câmi'de yetmiş aded hüsn-i hatt ile kelâm-ı İzzet'ler var kim her biri birer Mısır hazînesi değer, ammâ cümleden mihrâbın sol tarafında Yâkût-ı Musta‘sımî hattıyla olan kelâm-ı İzzet bir diyârda yokdur. Meğer Sultân Ahmed Câmi‘i'nde ola. Ve kıble kapusunun iki yanında taşra sofalarında altı aded sütun-ı gûnâ-gûnlar üzre altı âded kubbe ve bir kapu 277a kubbesiyle yedi aded kubbeler ile müzeyyendir. Ve haremi, câmi‘-i selâtîn-misâl bir harem-i vâsi‘dir kim (---)(---)(---) müzeyyendir. Ve bir şerîfeli bir tabaka minâresi vardır. Ol dahi gâyet mevzûn minâre-i âlîdir. Bu câmi‘in cânib [ü] etrâfında âyende vü revendeye mihmân olmağ içün bir mihmân-sarây var kim üç bin âdem ve iki bin at alır kârbân-sarâydır. Ve başka develiği vardır. Ve cemî‘î müsâfirîn ve mücâvirîn içün bir dârü't-ta‘âmı vardır kim mâh u sâl pîr u civâna ve ricâl u nisvâna ni‘meti mebzûl olduğundan mâ‘ada ile'l-ân her şeb ba‘de'l-ışâ mihmân-sarâyda sâkin olanlara bakır sinilerle her ocak başına birer sini çobra ve âdem başına birer nân-pâre ve her ocağa birer şem‘-i revgân ve her at ve katır ve deve ve hımâr başına birer tobra yem, cânib-i vakfdan mihmândârlar getirüp hizmet ederler. Böyle bir hayrât-ı kavîdir. Ve bir âb [u] hevâsı ve binâsı latîf rûşen ve rûşenâ hammâmı vardır. Bu zikr olunan imâretlerin cümlesi serâpâ kurşum ile mestûr hayrât-ı azîmlerdir. Bunlardan gayrı sağîr ü kebîr kırk bir hânı ve yüz seksen dükkânı vardır. {Bu cümle şîrîn-kârlığ Mi‘mâr Sinân sun‘ıdır} ve çârsû içinde (---) câmi‘i sâdece binâ-yı kadîmdir. Ve cümle hâneleri kırmızı kiremit örtülüdür. Suları cümle kuyulardır. Ser-i kûh üzre olmağıla hevâsı latîfdir. Ammâ suyu sakîlcedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b–277a ·
metinde göster ·
… ?) : Bu dahi Amasiyye hâkidir. {Yüz elli akçe kazâdır. Altmış pâre kurâsı cümle
vakf-ı
Resûlullahdır}. Bir câmi‘li ve bir hânlı müselmân köyüdür. Ammâ bu dahi vîrâna …
Menzil-i karye-i Kerkiraz (?) : Bu dahi Amasiyye hâkidir. {Yüz elli akçe kazâdır. Altmış pâre kurâsı cümle vakf-ı Resûlullahdır}. Bir câmi‘li ve bir hânlı müselmân köyüdür. Ammâ bu dahi vîrâna yüz dutmadadır. İmâr olacak yerdir, zîrâ menzil yeridir. Andan 8 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a ·
metinde göster ·
… e yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke
vakf
bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmü …
Müverrihân-ı İrân-zemîn olan Şerefnâme sâhibi nakli üzre bu kal‘a ibtidâ İskender-i Zülkarneyn'in hazînedârı Betlis 319a binâsıdır. Hatta Van eyâletinde Betlis kal‘ası dahi anın binâsıdır. Hulâsa-i kelâm bu kal‘a üzre niçe yüz kerre niçe yüz bin yâğîler ve bâğîler gelüp muhâsara edüp mülûkden mûlüke vakf bir kârhâne-i Tiflis'dir. Âhir bu kal‘a Gürcîstân hâkimlerinden Dâvûd Hân hükmünde iken mezkûr hân Âl-i Osmân havfinden şâh-ı bed-fi‘âlden tâc-ı bî-revâc giyüp hânlık pâyesiyle mülkine melîk olmuşdu. Niçe eyyâm mülkiyyet üzre Enüşirvân-misâl adâlet edüp ma‘mûr [u] âbâdân etmişken âhir sene 986 târîhinde Sultân Murâd-ı Sâlis asrında Lala Kara Ferhâd Paşa diyâr-ı Gürcîstân üzre yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Çıldır'ı ve yetmiş aded tevâbi‘i kal‘aları feth edüp azîmet-i kal‘a-i Tiflis ve kavm-i müflis üzre serdâr-ı mu‘azzam azîmet etdüğün mezkûr Dâvûd Hân istimâ‘ edüp kırk bin asker Tiflis kal‘asına müstahfızân koyup cenge âmâde olup kal‘a-i Tiflis'i gereği gibi metânet üzre âmâde idi. Beri tarafdan asker-i deryâ-misâl kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek kal‘a-i Şûrân sahrâsına gelüp meks-i hıyâm edüp ibtidâ hâkim-i Tiflis'e bir nâme ile resûl gönderüp ibtidâ dîne da‘vet edüp ba‘dehû kal‘ayı pâdişâha teslîm ve ba‘dehû kal‘a hâricinde harâc-güzâr re‘âyâ olasın ve illâ dîn-i mübîn uğruna kılıçdan geçüp cümle ehl [u] ıyâliniz esîr ü pâ-beste ve dil-haste olması mukarrerdir. Kânûn-ı Hazret-i Risâlet üzre nâme varınca kırâ‘at olunup mefhûmu ma‘lûm olunca cümle kefere ve fecere ve cümle Kızılbâş-ı evbâş [u] nâ-tırâş bir yere cem‘ olup müşâvere eder. Netîce-i kelâmları ol olur kim "Osmânlı bildiğinden kalmasın" deyü elçiyi kovup kal‘a-bend olmağı irtikâb ederler. Ammâ yine akıbet-endîş olanlar meşveret edüp asker-i İslâm'ın muhâsarasına tâkat getiremeyeceklerin bilüp bir gice cümlesi firâr ve terk-i diyâr edüp kal‘a hâlî üzre bırağırlar. Bu ahvâl-i meserret-hâl serdâr-ı mu‘azzamın mesmû‘ları olup asâkir-i İslâm ile kal‘adan çıkan küffârın akîblerine düşüp kal‘a-i Tiflis kurbunda nehr-i Kür'den ubûr edüp bir gün bir gice ılgar ile kal‘a-i Zekim altında kal‘a-i Tiflis hânına irüp bir sa‘b u metîn ve sengistân ve çengelistân içre bir becene-i azîm içine kal‘adan götürdükleri girân-bahâ metâ‘ları ve cümle ehl [u] ıyâlleriyle mütehassın olmuşlar. Bi-inâyetillahi Te‘alâ guzât-ı müslimîn mûr-i bî-hisâb mâra üşer gibi Gürcî ve kızılbaşın cânib-i erba‘asından hücûm edüp bir hayli ceng-i azîm olur. İçerden küffâr amân deyüp aslâ amân vermeyüp kırk bin mikdârı bed-re’y Gürcî ve kızılbaşın başların tırâş edüp bî-baş vücûdların hâke salup asâkir-i İslâm ol kadar mâl-ı ganâ’imle muğtenîm olurlar kim en ednâsı bir kalkan dolusu altuna mâlik olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318b–319a ·
metinde göster ·
… â Kadızâde Mehemmed Çelebi, câmi‘ine muttasıl bir hân-ı azîm binâ edüp câmi‘ine
vakf
etmişdir. Cümleden metîn ve müstahkem binâ-yı azîm hândır. Her bâzâr günlerinde …
Ve cümle (---) hândır. Evvelâ Kadızâde Mehemmed Çelebi, câmi‘ine muttasıl bir hân-ı azîm binâ edüp câmi‘ine vakf etmişdir. Cümleden metîn ve müstahkem binâ-yı azîm hândır. Her bâzâr günlerinde bu hân önünde beş on bin âdem cem‘ olup azîm bâzâr olup herkes metâ‘ın bey‘ [u] şirâ ederler ve cümle üç yüz ma‘dûd dükkânlardır. Ve bir müzeyyen kârhane-i bezzâzistânı var, mahkemeye muttasıldır. Câbecâ kahvehâneleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327b ·
metinde göster ·
… i Van eyâletinde Kör Lâdik sancağıdır}. Biri dahi bu Amasiyye Lâdik'i şehridir.
Vakfullah
olmağıla harâb olmamışdır. Ba‘dehû dest-i Âl-i Osmâniyân'dan sene (---) târîhin …
Amasiyye kayâsıralarından Havik nâm bir cehelenin binâsıdır. Niçe mülûk eline girüp âhir Âl-i Dânişmendiyye'den Melik Gâzî hazretleri Mâhân diyârından Selçûkiyân ile gelüp Nîkhisâr'ı ve bu Lâdik'i sene (---) târîhinde feth etdükde vezîri Salmân Hân, "Sancakı kal‘a üzre dikmeyelim" der, Melik Gâzî "Lâ, dik" sancağı der. Ol ismile bu kal‘a tesmiye olunup Lâdik şehri derler. Hükm-i Âl-i Osmânda üç Lâdik şehri vardır. Biri Konya Lâdik'i, şehr-i kebîr iken celâlî ve cemâlî ve paşalar zulmünden hâlâ bir kasabacıkdır. {Biri dahi Van eyâletinde Kör Lâdik sancağıdır}. Biri dahi bu Amasiyye Lâdik'i şehridir. Vakfullah olmağıla harâb olmamışdır. Ba‘dehû dest-i Âl-i Osmâniyân'dan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân Amasiyye kal‘asın feth etdikde bu Lâdik kal‘ası emân ile bilâ-ceng ü cidâl kal‘ayı Timurtaş Paşa'ya teslîm edüp miftâhların Bâyezîd Hân'a teslîm etdiğinde Lâdik ahâlîlerine "Mu‘ammer olup refâhiyyet üzre safâ ideler" deyü hayr du‘â eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344b ·
metinde göster ·
… ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ
vakf
ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları n …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… e bir pınar / Câri olsun görelim hem âşikâr / Terk edelim dîn ü kendi bilimiz /
Vakfedelim
ana cümle ilimiz / Hem müselmân olalım biz bi't-temâm / Sözümüz hep cümle budur …
Dediler kim isteriz biz yâ imâmDîniniz hakk ise bildir bi‘t-temâmZâhir olsun ilimizde bir pınarCâri olsun görelim hem âşikârTerk edelim dîn ü kendi bilimizVakfedelim ana cümle ilimizHem müselmân olalım biz bi't-temâmSözümüz hep cümle budur ve's-selâmNâme geldi çün Medîne şehrineOl halîfe ve adâlet bahrineNâme geldi çün ana buldı vusûlGördi ma‘nâsın bulup ol pür usûlLîk düşdi kalbine çok ıztırâbZâhiren verdi cevâb-ı bâ-savâbGice vardı merkad-i Peygamber'eMakdemine kodu baş yüz yire
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17a ·
metinde göster ·
bâ’is çü budur / Sebeb vakf olmağa budur bu sudur / Anın ismiyle Harkil idi evv …
Cemî‘an zâid olan mâ’-i cârîAkup buldu kemâl üzre karârıZevâid su varup bir çaya akdıKi menfez oluben hep suyu çekdiBu asr içre denildi ana çün RûdZevâyid sular oldu anda mevcûdBu duran suyu çekmese o yineOlup deryâ yürür idi sefîneTaşar hengâm-ı gülde o serâserOlur nef‘inde her mahlûk beraberSuvarır bâğ u bustân ehl-i dihkânRefâhiyyet bulur insân [u] hayvânMedîne vakfına bâ’is çü budurSebeb vakf olmağa budur bu sudurAnın ismiyle Harkil idi evvelHerak dimek olurdu iy mükemmel
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
olmağa budur bu sudur / Anın ismiyle Harkil idi evvel / Herak dimek olurdu iy m …
Cemî‘an zâid olan mâ’-i cârîAkup buldu kemâl üzre karârıZevâid su varup bir çaya akdıKi menfez oluben hep suyu çekdiBu asr içre denildi ana çün RûdZevâyid sular oldu anda mevcûdBu duran suyu çekmese o yineOlup deryâ yürür idi sefîneTaşar hengâm-ı gülde o serâserOlur nef‘inde her mahlûk beraberSuvarır bâğ u bustân ehl-i dihkânRefâhiyyet bulur insân [u] hayvânMedîne vakfına bâ’is çü budurSebeb vakf olmağa budur bu sudurAnın ismiyle Harkil idi evvelHerak dimek olurdu iy mükemmel
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… urma / Nice medh etmeyim ben bu cinânı / Ki zîrâ yokdurur bu şehre sânî / Verüp
vakfiyyetine
Âl-i Selçuk / Bu hâli bilmiş idi cümle mahlûk / Telef olmuş idi ol vakf cerrâs …
Ki kande varsa anın bir mizânbıDöner üstünde niçe âsiyâbıNedir anda olan bağ u besâtînNedir ezhâr ile dürlü reyâhînNedir anda olan enhâr-ı cârîGönüllerde komaz aslâ gubârıAna bâğ-ı İrem desem hatâ yokİrem bağında bu denlü safâ yokBiter şeftâlû vü emrûd u elmaOlur zerdâlüsü mânend-i hurmaNice medh etmeyim ben bu cinânıKi zîrâ yokdurur bu şehre sânîVerüp vakfiyyetine Âl-i SelçukBu hâli bilmiş idi cümle mahlûkTelef olmuş idi ol vakf cerrâsMukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… vakfiyyetine Âl-i Selçuk / Bu hâli bilmiş idi cümle mahlûk / Telef olmuş idi ol
vakf
cerrâs / Mukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Ki kande varsa anın bir mizânbıDöner üstünde niçe âsiyâbıNedir anda olan bağ u besâtînNedir ezhâr ile dürlü reyâhînNedir anda olan enhâr-ı cârîGönüllerde komaz aslâ gubârıAna bâğ-ı İrem desem hatâ yokİrem bağında bu denlü safâ yokBiter şeftâlû vü emrûd u elmaOlur zerdâlüsü mânend-i hurmaNice medh etmeyim ben bu cinânıKi zîrâ yokdurur bu şehre sânîVerüp vakfiyyetine Âl-i SelçukBu hâli bilmiş idi cümle mahlûkTelef olmuş idi ol vakf cerrâsMukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… de ol Allah / Verüp hükmü ana sâhibkırânı / Mukarrer eyledi evkâfın ânı / Verüp
vakfiyyetin
cümle selâtin / Mücedded verdiler hükm-i berâtın / Husûsâ bu zamânda ol vilâyet …
Gelüp sonra yine mîr-i KaramânMuhakkak eyleyüb etmişdi fermânOlup vâlî bu iklîme Selîm ŞâhMakâmın kıla cennetde ol AllahVerüp hükmü ana sâhibkırânıMukarrer eyledi evkâfın ânıVerüp vakfiyyetin cümle selâtinMücedded verdiler hükm-i berâtınHusûsâ bu zamânda ol vilâyetMüfettâh üstüne bâb-ı sa‘âdetGüzîn-i Âl-i Osmân Hân OsmânŞehinşâh-ı cihân Sultân OsmânAnun şimdi olupdur pâdişâhıHudâ olsun nigehbân-ı penâhıSa‘âdetle muzaffer ola dâ’mSemâvât ile arz oldukca kâ’im
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
… n-ı ebcedhânı vardır. Niçesinin ıydiyye libâsları ve surre-i atiyyeleri taraf-ı
vakfdan
ihsân olunur, ma‘mûr mekteblerdir.
Evsâf-ı dârü'l-kurrâ ve mekteb-i sıbyân: Üç yerde seb‘a ve aşere ve takrîb kırâ’eti tilâvet olunur dâr-ı kurrâları var; lâkîn mahsûs talebelerine vazîfe-i mu‘ayyeneleri yokdur, hasbî şeyhleri vardır. Ve cümle kırk aded mekteb-i sıbyân [u] tıflân-ı ebcedhânı vardır. Niçesinin ıydiyye libâsları ve surre-i atiyyeleri taraf-ı vakfdan ihsân olunur, ma‘mûr mekteblerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23a ·
metinde göster ·
… tlarına ve iç gılmân-ı hâssalarının üç bin âdeme varınca yıllık hil‘at-i fâhire
vakf
etmişdir ve Ka‘be-i Şerîf'i siyâh harîr münakkaş kisve ve zer-ender-zer kuşak v …
Sene (---) târîhinde Mısır hulefâlarının hâtûnlarından Şecerü'd-dür nâm bir Râbi‘a-i Adviyye Diyârıbekr eyâletinde Hısn-ı Keyfâ'da oğlunu ziyârete giderken bu mahalde Şecerü'd-dür Hâtûn'u hârâmîler basup ceng-i azîm ile halâs olup oğluna Hısn-ı Keyfâ'da Mısır hilâfeti müyesser olup avdetde bu mahûf u muhâtara yerde bu kal‘ayı binâ etdüğünden ol hâtûnun ismiyle müsemmâ kal‘a-i Şecer derler. Ba‘dehû Mısır'da hatûna hilâfet müyesser olup zamân-ı Fir‘avn'da Deluke nâm hâtûn şehr-i Menuf'da niçe pâdişâh olduysa eyle bir melike olup Mısır sultânlarının cümle ağavâtlarına ve iç gılmân-ı hâssalarının üç bin âdeme varınca yıllık hil‘at-i fâhire vakf etmişdir ve Ka‘be-i Şerîf'i siyâh harîr münakkaş kisve ve zer-ender-zer kuşak ve Bâb-ı Mekke perdesi serâpâ zer-dûz ve Makâm-ı İbrâhîm sütrü zer-dûz cümle üç yüz kîse masrûf ile işlenür bu kisve-i şerîfler hâlâ dâ’imdir. Bu kal‘a sâhibi Şecerü'd-dür Hâtûn'un hayrât [u] hasenâtıdır. Merhûme bizzât kendüleri Mısır içre Sitt-i Nefîse kurbunda Sirkeciler mahallesinde câmi‘-i latîfi içre bir kubbe-i âlîde medfûndur. Sebeb-i vefâtı ehli sultân Aybeği et-Türkmânî'yi câriyelerine hâmmâm içre katl etdirirken meğer Aybeğ et-Türkmânî derûn-ı hâmmâmda gâfil değil imiş. Hançer ile hâmmâm içre cevârîlerle ceng ederken mezkûr Şecerü'd-dür ayâ niçe oldu, deyü ol lahm-i şahmıyla hammâm kubbesi üzre câmdan Aybeğ et-Türkmânî'nin cengin seyr ederken hemân hammâm kubbesi çöküp Şecerü'd-dür Aybeği et-Türkmânî önüne düşünce Aybeğ "Eyi geldin" deyüp Şecerü'd-dürr'ü hançerle katl eder. Câriyeler de Aybeği yaman günde şehîd ederler. İkisinin dahi şehâdeti böyle vâki‘ olmuşdur. Ammâ bu Şecer kal‘ası anların asrında gâyet imâr idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24b ·
metinde göster ·
… ve bu mekteb-i sıbyânların her sene başında ıydiyye hil‘at-ı fâhireleri cânib-i
vakfdan
nâ-resîde yetîmâne surre ve atiyyeler ile mebzûldür. Cümlesi evkâf-ı azîmlerdir …
Ta‘rîf-i mekteb-i dârü't-ta‘lîm-i sıbyân [u] tıflân-ı ebcedhân: Cümle otuz aded mektebdir. Evvelâ Kızıl Câmi‘ mektebi ve Hazret-i İbrâhîm Halîl mektebi ve Sultân Hasan mektebi ve Ak Câmi‘ mektebi ve bu mekteb-i sıbyânların her sene başında ıydiyye hil‘at-ı fâhireleri cânib-i vakfdan nâ-resîde yetîmâne surre ve atiyyeler ile mebzûldür. Cümlesi evkâf-ı azîmlerdir. (---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 55b ·
metinde göster ·
. Lâkin Kal‘a câmi‘i nâmıyla meşhûr bir minâreli câmi‘-i pür-nûr-ı Bor'dur. Ve Ş …
Evvelâ çârsû kurbunda câmi‘-i atîk-i Sultân Alâ’eddîn'indir. Cümle câmi‘lerden büyükdür, ammâ minâresi yokdur. Ve Gözlüzâde câmi‘i Adanalı Ramazânoğlu vakfıdır. Lâkin Kal‘a câmi‘i nâmıyla meşhûr bir minâreli câmi‘-i pür-nûr-ı Bor'dur. Ve Şehîd Mehemmed Paşa câmi‘i ya‘nî Sokullu Vezîr câmi‘i çârsû içinde fevkânî bir câmi‘-i nûrânîdir kim altında serâpâ altmış aded ârâste dükkânlı ve minâreli ve kurşumlu câm‘i-i rûşendir ve Çayırlı câmi‘i Hacı Mahmûd mahallesinde bir minâreli câmi‘dir ve Orta mahalle câmi‘i tahta minârelidir. Ve Sufiyân mahallesi câmi‘i minâresizdir. Bunlardan mâ‘adâ kırk altı aded mesâcidlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 69a ·
metinde göster ·
… eymân Hân'ın Kurşumlu medresesi ma‘mûrdur. Talebeleri ve dersiâmları ve cânib-i
vakfdan
talebelerine hücre-bahâ lahmiyye ve şem‘iyyeleri ve vazîfe-i mu‘ayyeneleri dâ’i …
Ve çârsû içinde Ebü'l-feth câmi‘i, kiremitlidir. Ammâ bu İmâret câmi‘i, imâretiyle ve cümle kıbâbları ile serâpâ rasâs-ı hâs-ı nîl-gûn ile mestûr, huddâmları mesrûr câmi‘-i pür-nûrdur. Bu câmi‘ kurbunda Süleymân Hân'ın Kurşumlu medresesi ma‘mûrdur. Talebeleri ve dersiâmları ve cânib-i vakfdan talebelerine hücre-bahâ lahmiyye ve şem‘iyyeleri ve vazîfe-i mu‘ayyeneleri dâ’imdir. Ve cümle yigirmi aded mekteb-i sıbyân-ı tıflândır. Ve cümle iki imâretdir kim cem‘i müsâfirîne beher yevm merreteyn ta‘âmı mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 106b ·
metinde göster ·
… ris [ü] hân u hammâm binâ edüp Babadağı şehrin ol sultâna Sultân Bâyezîd Sultân
vakf
etmişdir kim Bâyezîd-i Velî'dir. Niçe keşf [ü] kerâmetleri, Moton, Koron ve Kil …
Hulâsa-i kelâm Seyyid Muhammed-i Saltık Bay'ın yedi yerde medfûn olmasının aslı odur. Ba‘zı melâhide-i münkerîn Saltık nâmında bir papas imiş derler. Hâşâ sümme hâşâ ol Saltık papas bunların nâmıyla Nasârâyı idlâl ederdi. Muhammed-i Saltık Bây tebdîl-i kıyâfet ayyârâne seyâhatle Leh diyârına varup ol mukallid Saltık papası katl etdüğün Urûmlar dahi tevârîhlerinde sıhhati üzre tahrîr etmişlerdir. Irk-ı tâhir Seyyid Muhammed-i Buhârî'dir kim Sultân Bâyezîd-i Velî ile Sivasî Kara Şemseddîn iki veliyy-i sâhib-i dîn meşveretiyle kabr-i Muhammed-i Saltık Bây üzre kıbâb u câmi‘ ve medâris [ü] hân u hammâm binâ edüp Babadağı şehrin ol sultâna Sultân Bâyezîd Sultân vakf etmişdir kim Bâyezîd-i Velî'dir. Niçe keşf [ü] kerâmetleri, Moton, Koron ve Kili ve Akkirmân kal‘aları fethinde âşikâre olmuşdur. Husûsan nefsin kay edüp katl etmişdir ammâ Bâyezîd bu mertebede ulu sultân iken ilhâm ile keşf ile istihâre ile Sarı Saltık Bây Muhammed-i Buhârî kim edüğün bilmeyüp o kadar mâl-ı beytülmâl-ı müslimîni yine itlâf edüp hayrât [u] hasenât ederdi. Saltık Bây Muhammed-i Buhârî hakkında zebân-dırâzlık eden ne‘ûzü billah min-zâlike esm olur. Hâşâ sümme hâşâ. Ammâ yine sadede rücû‘ edelim. Mezkûr Pirevadi kurbunda Kızan balkanında Muhammed-i Buhârî'nin kazanda kaynadığı hâk-i anberpâk bir harman cirmi kadar arz-ı bî-çemendir. Aslâ ahdar-gûn bir halfe ve bir giyâh hasıl olmak ihtimâli yokdur. Ol mahalde bî-kıyâs mezâristân vardır. Cümle mevtâları niçe yüz seneden berü hâlâ ter ü tâze pirinç halfesi otuyla sarılmış dururlar. Lâkin kefen ile türâb içre medfûn değillerdir. Ba‘zılar Sarı Saltık ile Rûm'a gelenlerdir, derler. Ba‘zılar kadlerinin dırâzlığından İskender kavmidir kim ol zamanda mevtâyı hasıra sarup defn ederlerdi, derler. Hakkâ ki bu hakîrin Acem diyârında Tesu şehri gârlarında ve Van diyârında Ahlat şehrinde gördüğümüz ümmet-i Muhammedlerin çoğu bûriyâ-yı bî-riyâ ile mestûr yatup ter ü tâze yatdıkları manzûrumuz olmuşdur, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111a ·
metinde göster ·
… ddim rufuçun bu ev benim aba ve dedelerimden kalmışdır" deyü ceddine yemîn edüp
vakfullah
hâneyi mülk-i mevrûsumdur, deyü feryâd ile dîvânı kapatdı. Gınâyî Efendi eydür: …
Sebeb-i tesmiyesi oldur kim sene (---) târîhinde Yıldırım Hân asrında Alî nâm vezîr-i hümâm feth ederken vefret üzre meşakkat çekilüp "Şu Şumnı feth olmayup kaldı" deyü nefes etdüğü dem kal‘adan vere bayrakları zâhir olup Bulkar keferesi elinden dest-i İslâm'a girüp memâlik-i İslâm'a zem olunup ismi Şumnı kaldı. Ammâ bânîsi ma‘lûmum değildir. Hâlâ kal‘ası şehrin hâ’ilinde bir türâblı püşte üzre şekl-i murabba‘dan tûlânice câ-be-câ rahnedâr olmuş ve derûn [u] bîrûnı harâbe yüz tutmuş hâne ve dizdârsız kal‘a-i mu‘attaldır. Ammâ aşağı şehri ma‘mûrdur. Kânûn-ı Süleymân Hân üzre Özü eyâletinde Nigebolı sancağı hudûdunda subaşılıkdır. Ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Vefâlı Emîr nâm bir mahkeme şâkird ve cümle halk andan şâkir fuzalâ’ü'd-dehr'den bir kadısı var idi kim beyne'l-akrân nazîri yok idi. Kazasında cümle (---) aded kurâ-yı ma‘mûrlardır. Müftî ve nakîbi vardır. Zîrâ sâdât-ı kirâmı ve müteseyyidi gâyetü'l-gâye çokdur kim {hadîs}Arapça hadîsi 111b la‘netin kabûl edüp medhûl-i nâs olmuş Kalmuk Tatarı gözlü ve İznik çinisi gibi gök gözlü zehr-i mâr sözlü nûrsuz yüzlü hâşâ emîrleri var. Hattâ bir da‘vâ ile bir emîr Melek Ahmed Paşa huzûruna gelüp ifrât üzre bir feryâd [u] figân edüp "Ceddim rufuçun bu ev benim aba ve dedelerimden kalmışdır" deyü ceddine yemîn edüp vakfullah hâneyi mülk-i mevrûsumdur, deyü feryâd ile dîvânı kapatdı. Gınâyî Efendi eydür: "Adam sen yeni emîr olmuşa benzersin. Zîrâ tezvîr da‘vâya yapışdın" dedikde hemân "Behey Efendi Sultân Osmân kişi Hotin seferine buradan geçerken Nakîbü'l-eşrâf Gulâmî Efendi'den üç yüz kile arpa verüp Emir kapusuna çıkup on bir kişi şecere aldık. On bir kişiden yedi kişi kaldık. Hani benim gibi eski emir" deyince Paşa "Ya öbür yoldaşların kandedir. Anları kande bulalım" dedikde "İşte bunlardır" deyü beş kişi gösterüp beşini dahi ve kendüyi dahi aslâ söyletmeyüp haps edüp hânelerin basup sahte şecerelerin getirüp başlarından destârların alup ahâlî-i vilâyetden ahvâlleri su’âl olundukda ıkrârları üzre müteseyyidlikleri isbât olunup yedişer yıllık tekâlîf-i örfiyyeyi vermek {üzre} akrabâ-yı ta‘allukâtlarıyla kırk yedi nefer kimesneye hükm olunup izn-i şer‘îyle destârı alınup sicill-i şer‘-i mübînde re‘âyâ kayd olunup bu gûne müteseyyidi çok şehr-i Şumnu'dur. Hudâ ıslâh ede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111a–111b ·
metinde göster ·
… bezzâzistânı ve medrese ve dârü'l-kurrâsı ve darü'l-hadîsi yokdur. Ve yedi aded
vakf-ı
kavî mekteb-i sıbyânı var. Ve şehir içi gâyet pâkdir ve âb [u] hevâsı gâyet lat …
Köprü başında bir tekyesi ve bir hânı ve kurbunda bir hammâmı ve üç yüz aded dükkânları var. Ammâ bezzâzistânı ve medrese ve dârü'l-kurrâsı ve darü'l-hadîsi yokdur. Ve yedi aded vakf-ı kavî mekteb-i sıbyânı var. Ve şehir içi gâyet pâkdir ve âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ekseriyyâ halkı neccârlardır. Cümle çuka bürünüp cümle beyâz şeyh abası ferrâce giyerler. Meğer mün‘ime hâtûnlar ola kim çuka ferrâce giyerler. Ve memdûhâtından üzümü ve kavunu memdûhdur. Ve cümle halkı ehl-i tevhîd ve garîb-dost ve kerem sâhibleridir. Ve âyende vü revendeye ni‘metleri mebzûldür. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 111b ·
metinde göster ·
… aşa'nındır. Ve cümle üç yüz aded dekâkînleri vardır. Ekseriyyâ İbrâhîm Paşa'nın
vakfıdır
kim azîm tevliyetdir. Ve bir aded ma‘mûr tekyesi var. Cümle halkı ehl-i tevhîd …
Ve Beğ câmi‘i kadîmdir. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve iki aded hânları var, Kurşumlu Hân İbrâhîm Paşa'nındır. Ve cümle üç yüz aded dekâkînleri vardır. Ekseriyyâ İbrâhîm Paşa'nın vakfıdır kim azîm tevliyetdir. Ve bir aded ma‘mûr tekyesi var. Cümle halkı ehl-i tevhîd ve muhibb-i fukarâlardır. Ve a‘yân [u] kibârı ve ulemâsı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112a ·
metinde göster ·
… ıbyân-ı dârü't-ta‘lîm-i Hazret-i Kur’ân'ı var. Cümleden Kurşumlu câmi‘ mektebi,
vakf-ı
azîmdir. Ve Eski câmi‘ mektebi ve Mahkeme câmi‘ mektebi ve Dervîş Efendi mekteb …
Ve bir medresesi vardır. Mâ‘adâ gayrı câmi‘lerde birer ders-i âm mukarrerdir. Ve kırk aded mekteb-i sıbyân-ı dârü't-ta‘lîm-i Hazret-i Kur’ân'ı var. Cümleden Kurşumlu câmi‘ mektebi, vakf-ı azîmdir. Ve Eski câmi‘ mektebi ve Mahkeme câmi‘ mektebi ve Dervîş Efendi mektebi ve Akkapu mektebi ve Sabuncuzâde mektebi ve Harâccı mektebi ve Çârsû mektebi. Bu mekteblerin cümlesi sıbyân-ı tıflân-ı ebcedhân ile mâl-â-mâl dârü't-ta‘lîmlerdir. Zîrâ gâyet necîb ve reşîd nâ-resîde püserânları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 119b ·
metinde göster ·
Ve cümle on aded çeşmesârlar vardır. Evvelâ Akkapu çeşmesi ve Sarrâchâne çeşmesi ve Bâzâryeri çeşmesi ve Kurşumlu Câmi‘ çeşmesi ve Harâccı Çeşmesi ve Kuruçeşme. Bular âb-ı hayâtdan nişân verir uyûn-ı câriyelerdir. Gerçi bu çeşmelere bu şehir ihtiyâc değildir. Zîrâ Tuna deryâsı kenarında bir şehr-i mu‘azzam olmağıla sâhibü'l-hayrâtlar on yirde çeşme-i cânperverler inşâ etmişler. Ve cümle yigirmi yerde sebîl vardır. Gayrı diyârların sebîlleri gibi kârgîr ve mükellef ve müzeyyen binâlar değildir ammâ mâh-ı temmûzda cânib-i vakfdan Tuna buzuyla âb-ı hayâtları cümle atşâna bezl edüp nûş edenler sebîlciler
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 119b ·
metinde göster ·
… mı var. Cümle bu hayrât [u] hasenâtlar İsmihân Sultân evkâfıdır kim gâyet metîn
vakf-ı
emîndir.
Ve dahi çârsû içre (---) câmi‘i. Mâ‘adâ mesâcidlerdir. Yedi aded mekteb-i sıbyânı ve üç aded hânı ve üç yüz aded dükkânı ve bir küçük bezzâzistânı ve bir küçük hammâmı var. Cümle bu hayrât [u] hasenâtlar İsmihân Sultân evkâfıdır kim gâyet metîn vakf-ı emîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 125a ·
metinde göster ·
… listân imiş. Bâyezîd-i Velî anları rü’yâ-yı sâlihalarında görüp bu şehri anlara
vakf
eylemişdir.
Sebeb-i tesmiyyesi oldur kim Hazret-i Sarı Saltık Muhammed Buhârî hazretleri Hacı Bektâş-ı Velî ile Horâsân'dan hurûc edüp Rûm'a teveccüh etdiklerinde Bektâş-ı Velî’nin izn-i şerîfiyle bu Babadağı mahallinde tavattun edüp Leh ve Çeh ve Nemse ve İsfaç ve Moskov memleketlerinde Saltık nâmıyla seyâhat edüp şöhre-i şehr olup nihânîce niçe yüz bin kefere dîn-i İslâm ile müşerref olup cümle kâfiristân kendülere mu‘tekid olup âhir vatan-ı mukaddemi olan Babadağı'nda sâkin ü medfûn olunduğiyçün hâlâ Babadağı derler. Ammâ mukaddemâ bir hıyâbân ormanistân-ı çengelistân imiş. Bâyezîd-i Velî anları rü’yâ-yı sâlihalarında görüp bu şehri anlara vakf eylemişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126b ·
metinde göster ·
… rd ü zen bir haşebin almağa kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı
vakfullah
binâlara haşeblerin kat‘ ederler. Anda Sarı Saltık Sultân'ın niçe bin koyunu ve …
Ve teferrücgâh-ı Babadağı: Cümle on bir aded mesîregâhdır. Evvelâ şehrin şarkında Kulle bâğları ve Bekir Ağa hânesi ensesinde Yarbağları ve Dede Saltık Sultân korusu bir azîm hıyâbân u çınaristân ve çengelistân ü kûyâh-ı sebzezâr ve lâle-ızâr u sayd [u] şikârlı korudur. Ferd-i âferîdeden bir merd ü zen bir haşebin almağa kâdir değildir. İllâ hâkim izniyle tekyeye ve ba‘zı vakfullah binâlara haşeblerin kat‘ ederler. Anda Sarı Saltık Sultân'ın niçe bin koyunu ve sığırı ve sıpası ve atları ve kısrakları ve taylakları mâl-â-mâldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·