… eyyâmında feryâd ederken bunun bülbülü hezâr hezârân nağamâtları şiddet-i şitâ
vaktinde
ederdi. Cümle ahibbânın ta‘accüb etdüği şeydir kim sırr-ı acîb idi. 114b
Ve Eyyûb'da Bülbül Dîvânesi: Yaz ve kış bir kafes ile bülbül gezdirirdi. Mu‘tâd andelîb bahâr eyyâmında feryâd ederken bunun bülbülü hezâr hezârân nağamâtları şiddet-i şitâ vaktinde ederdi. Cümle ahibbânın ta‘accüb etdüği şeydir kim sırr-ı acîb idi. 114b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 114a–114b ·
metinde göster ·
… lezâr Kâğızhâne lâlesi nâmıyla meşhûr olan lâle-i gûnâ-gûn bunda hâsıl olur kim
vaktinde
bu sahrâya lâle-i rengâreng zeyn olup görenin aklı perîşân olur bir vâdî-i lâle …
Ve mesîregâh-ı Lâlezâr Kâğızhâne lâlesi nâmıyla meşhûr olan lâle-i gûnâ-gûn bunda hâsıl olur kim vaktinde bu sahrâya lâle-i rengâreng zeyn olup görenin aklı perîşân olur bir vâdî-i lâlezârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 145a ·
metinde göster ·
… t edüp fürûht etmek dilese beşer bin guruşa tûtyâ gibi satılır. Sabâhdan kuşluk
vaktine
dek işler bir kârhâne-i azîmdir, cihânın cümle zî-kıymet eşyâları bu bezâstende …
Ve bezâsten içre şâhrâh dörd sokağın yemîn [ü] yesârı cümle altı yüz dükkândır ve kat-ender-kat cümle iki bin dollâbdır. Her dollâb sâhibi ferâğat edüp fürûht etmek dilese beşer bin guruşa tûtyâ gibi satılır. Sabâhdan kuşluk vaktine dek işler bir kârhâne-i azîmdir, cihânın cümle zî-kıymet eşyâları bu bezâstende bî-kıymet bulunur bâzârdır. Ve bunda biner ve ikişer bin kîseye mâlik bâzergânlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 200a ·
metinde göster ·
öyle ezânı okumağa başlayup niçesin minârede katl ve niçesin kayd-bend ile "vak …
Ve'l-hâsıl yigirmi beş aded sâhib-i fetvâ imzâsıyla sadrıa‘zam telhîsiyle (---)(---) [katline hatt-ı şerîf sâdır olup] yeniçeri ve cebeci ocakları mâh-ı şevvâlin onuncu gün yevm-i selâse idi, orta Câmi‘de tekrâr meşveret edüp Atmeydânı'na bir mütekellim âdem gönderüp çorbacı-ı mezbûru katl edince cümle} yeniçeri ve cebeci ocağı ve gayrı askerî tâ’ifesi Hazret-i Risâlet-penâhın sancağ-ı şerîfi dibinde cem‘ olup cümle meşâyihân fukarâlarıyla tevhîd ü tezkîr ederek sadrıa‘zam ve yeniçeri ocağı ve cümle asker tâ’ifesi Atmeydân'ın ve Yeni Câmi‘in yedi tarafdan kapuların asker ihâta edüp Atmeydânı'nın iki başından yeniçerileri Atmeydânı'na dolup sadâ-yı Allah Allah ile tarafeynden gülbâng-ı Muhammedî sadâsı cihânı dutdu. Hemân Atmeydânı'nda olan pür-silâh sipâh yiğitleri yeniçeri üzre küheylân atların Atmeydânı'nda at bırağup bir hücûm etdiler kim hakkâ bârekallah ancak olur. Niçe âdemi dendân-ı tîğdan ve rîh-ı bî-emân-ı sinândan geçirüp bî-bâk ü bî-pervâ merkezlerinde karâr edüp yine yeniçeri cânibinden varan atlılar yine birbirlerine hücûm edüp bir epeyce elbeşti dahi etdiler. Ammâ bu hücûmda niçe sipâh hâk-i mezellete düşüp Yeni Câmi‘ hareminden kafadârları gelüp şehîdlerin aldılar. Hemân yeniçeri çavuşları ve çorbacıları yeniçeriye "Koma kurdlarım" deyüp tâ vasat-ı meydâna köpek cengi ederek geldiklerinde sipâh Atmeydânı'nda kalmayup cümle Yeni Câmi‘ haremine mâl-â-mâl olup cümle demir kapuları seddidüp demir pencereleri sedd [ü] siper edüp içerden taşra yeniçeriye kurşum ve oku bârân-ı la‘net gibi yağdırup ân-ı vâhidde yüz yetmiş yeniçeriyi şehîd ve niçe yüz âdem mecrûh olup sipâh siper ardında yeniçeri Atmeydânı'nda kaldı ve sipâh minârenin altısına dahi çıkup pür-nakıl olup minâreler ve harem kubbeleri üstünden Atmeydânı'nda yeniçerilere eyle kurğuşum urdular kim yeniçeri bî-emân kaldı. Âhir yeniçeriler Ahmed Hân Türbesi tarafındaki Kurrâ kubbeleri ve medrese kubbeleri ve niçe hânelerin dâm [u] bâmları üzre çıkup Yeni Câmi‘ haremi içre olan sipâha kurşumu eyle yağdırdılar kim bu kerre sipâhın atları kurşum zahmından sipâhları târmâr edüp niçe yüzü de kurşumdan helâk olup hemân yeniçeriler Atmeydânı'ndan "Allah" ile demir pencerelerden ankebût-vâr urûc edüp taşra harem kapuların kırup hücûm edince cümle sipâh Yeni Câmi‘in iç haremine mâl-â-mâl olup derûn-ı câmi‘e dahi girüp mahsûr olup harem pencerelerinden taşra haremde olan askere oku kurşumu urup taşrada olan asker cân ve baş kaydına düşdüler. Hikmet-i Hudâ Yeni Câmi‘in altı minâresinin kapuları taşra hareme vâkı‘ olmuşdur. Hemân yeniçeriler minârelerin kapuların kırup dal-kılıç minâreden yukaru çıkdıklarında celeb sipâhlar kuşluk vaktinde öyle ezânı okumağa başlayup niçesin minârede katl ve niçesin kayd-bend ile "vakitsiz ezân okuyan yalancı mü’ezzinin hâli budur" deyü aşağı indirüp kelle paça ederlerdi. Ba‘dehû yeniçeriler altı aded minârelerden iç harem içre olan sipâha havaliden eyle kurşumlar urdular kim beyâz mermer-i hâm üzre pembe-misâl cesed-i insândan cereyân eden hûn-ı ahmer-gûndan cümle mermerler la‘l-gûn oldu. Bu hâli sipâh görüp haremin üç kapusun açup yeniçeriler üzre üç yerden dal-satûr-ı sipâh olup fakîrlerden câmi‘e avdet eder kalmayup cümlesi yeniçeri destinde şehîd oldular. Niçe yüzü câmi‘-i şerîf içre girüp kapandılar. Yine pencerelerden câmi‘ içre kurşumlar urup câmi‘ kapuların kal‘ edüp dal-sâtûr-ı Bektâşî urarak câmi‘ içinde ibrişim haliçeler üzre sipâh kırarak kimi namâz kılarak kırılırdı, kimi Kur’ân-ı azîm okuyarak Hazret-i Osmân gibi şehîd olarak kırılırdı. Câmi‘in cemî‘î der-i dîvârında ve câmlarında ve kıbâblar üzre mestûr olan kurşumlarda kurşum darbından bir rahnedâr olmadık yer kalmamışdı ve derûn-ı câmi‘de Kelâm-ı İzzet'i gerdeninde iken gerdeninden kılıç geçen ibâdullahın hadd [u] pâyânı yok idi. Hulâsa-i kelâm, kâmil yedi buçuk sâ‘at {kâr-zâr eylediler kim eğer Kahramân-ı bî-emân ol kâr-zârda olsa Nerîmân-ı nerm-râm olurdu. Veyâhud perhâş-ı bî-kârda ceng-cûyân olan dilâverân-ı mübârizânın merdâneliklerin Rüstem-i zamân ve Zâl-ı bî-amân istimâ‘ etse meddâhân-ı sipâhiyân ol[urdu]. El-kıssa yeniçeri bî-hisâb sipâhiyân bî-tâb olmağıla cenge iktidârları olmayup "El-firâru mimmâ lâ yutak, min süneni'l-mürselîn" mâ-sadakınca sipâhın karârı firâra mübeddel olup her biri bir cânibe perîşân oldular. Sipâhdan bî-aded ve yeniçeriden mürd az oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 371b ·
metinde göster ·
… evle başıyla yetmiş boy beğleri başıyla Mısır'da Gavrî Hân'a gönderüp "Hâzır ol
vaktine
!" dedi. Gavrî dahi Selîm Hân'ı Mercidâbık'da dört kerre yüz bin benî Âdemle kar …
Kadîm-i evvelde bunlara kayser-i Rûm derlerdi. Zîrâ Erzurûm'a ve Sivas'a ve Kayseriyye ve Konya şehirlerine mâlik olmağıla Kayser-i Rûm derlerdi. Birkaç kral cem‘ olsa kayâsıra derler. Ammâ bu Takyanus Rûm pâdişâhlarından olup tahtgâhı Roma ve Antakıyye idi. Târîh-i İskender-i Yunanî'nin sene 595 kral-ı dâl olup zulmünden Ashâb-ı Kehf âyet nass-ı kâtı‘ üzre ArapçaArapça mâ sadakı üzre yedi sekiz aded Ashâb-ı Kehf firâr etdikleri cemî‘i tefâsîrlerde mastûrdur. Ve bu Takyanus putperest idi ammâ mudârâdan millet-i mesîhiyye ve ehl-i Şâm ve Mısır'ı kırup kenîseleri harâb ederdi. Anların mâlıyla İskenderiyye üzre varup kendüye âsî olan vezîri hileyle katl edüp İskenderiyye sâhibi olup diyâr-ı Mısr'ı Buhtunnasr gibi harâb edüp andan diyâr-ı Acem'e bir vezîrin serdâr edüp Şapur Şâh ile ceng-i azîm edüp Şapur Şâh'ı katl ve cümle ehl-i ıyâli ve hazînesin Takyanus'a gönderüp ol mâl ile bu Antakıyye kal‘asın dahi ziyâde imâr edüp âhir yiğirmi sene kral olup cebbâr olduğundan dişlerinin etleri dökülüp mürd olup yerine veled-i pelîdi Karnibal kral olup iki yıldan ol dahi mürd olup kayâsıralar bunda inkırâz bulup devlet millet-i Mesîhiyye Nasârâsına müyesser olup Kostantin-i Kübra kral olup âyîn-i İsâ icrâ edüp ibtidâ Nasrânî bu Kostantin olup cümle Takyanus putların kırmışdır ve cemî‘i heyâkilleri âteşe yakmışdır ve yerlerine kenîseler yapmışdır ammâ Takyanus'dan} sonra Buhtunnasr evlâdları Antakıyye'i harâb edüp niçe mülûk destine girüp Âl-i Kayasıra-i Nasârâlar destinde iken Hazret-i Ömer hilâfetinde Kuds-i Şerîf feth olup Hâlid b. Velîd ve Esved b. Mikdâd ve Ebû Ubeyde ibn Cerrâh niçe bunun emsâli ashâb-ı güzînin güzîdeleri gelüp ceng-i azîmler edüp kimi feth edüp kimi bî-feth Medîne'ye avdet edüp âhir sene (---) târîhinde Âl-i Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd üç kerre yüz bin asker ile Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî ile gelüp ceng-i azîm ile feth eyleyüp cümle küffârın dendân-ı tîğden geçirdiler ve Şehzâde Me’mûn'u hâkim nasb edüp Hârûnu'r-Reşîd yine Bağdâd'a gidüp merhûm olunca küffâr yine kal‘a-i Antakıyye'ye istilâ eyledi. Âhir Şâm pâdişâhı Nûreddîn eş-Şehîd hazretleri dest-i kefereden feth etdi. Ol merhûm olup Yûsuf Selâhaddîn Mısır sultânıyken Kudüs'ü ve Şâm Tarablus'u ve bu Antakıyye'ye küffâr-ı Frenk istîlâ edüp {Âl-i Türkmâniyân ki cümle beş neferdir, bunlardan biri Emîr Kerboğa'dır deryâ-misâl azîm asker ile kal‘a-i Antakıyye'i küffârdan istihlâsa geldikde Frenk-i pür-cenk elinde münhezim olup âr u gayret-i hamiyyetinden Haleb tahtın bırağup sene 495 târîhinde Acem diyârının Isfahân-ı nısf-ı cihânına giderken şehr-i Hoy'da merhûm olup anda medfûndur}. Ba‘dehû Selâhaddîn Yûsuf Mısır'dan deryâ-misâl asker ile gelüp Kudüs'ü ve Tarablus Şâm'ı ve bu Antakıyye'i feth edüp tâ Mısır pâdişâhlarının Çerâkizelerinden Sultân Gavrî hilâfetine dek Mısır pâdişâhlarının elinde kalup Selîm Şâh-ı Evvel Acem'le cenk ederken Mısır Sultânı Gavrî kızılbaşa imdâd edüp Çıldır sahrâsında Selîm Şâh Gavrî'nin Acem'e imdâdı sebebiyle münhezim olmuşken bi-emrillahi Te‘âlâ nesîm-i fursat Selîm Şâh üzre esüp Şâh İsmâ‘îl münhezimen firâr edüp kırk bin mikdârı güzîde Mısır askeri kılıçdan geçüp Selîm Şâh mansûr [u] muzaffer avdet edüp "Kızılbaşa imdâd eden müslim geçinen âdemin katli vâcibdür" deyü Kemâlpaşazâde Ahmed Efendi'den fetvâ-yı şerîfler alup Bismillah ile niyyetü'l-gazâ deyüp sene-i âtîde Mısır'da Gavrî'ye elçiler gönderüp elçileri de katl etdüğü haberi Selîm Şâh'a gelince bir fetvâ-yı huccet [ü] bürhân dahi ele alup yer götürmez asker ile ibtidâ Göksun yaylasında Mar‘aş pâdişâhı Sultân Alâüddevle'i bozup kırk bin Türkmân eşirrâsın katl edüp Alâüddevle'nin bî-devle başıyla yetmiş boy beğleri başıyla Mısır'da Gavrî Hân'a gönderüp "Hâzır ol vaktine!" dedi. Gavrî dahi Selîm Hân'ı Mercidâbık'da dört kerre yüz bin benî Âdemle karşulayup Hazret-i Dâvûd-ı Nebî Câlût Melik ile ceng etdüğü yerde bir ceng-i Selîm ü Gavrî oldu kim Gavrî bu cengin gavrına ermeden kal‘a-i Haleb'e ancak yedi yüz Çerâkes-i nâkes ile bî-kes olup firâr etdiler. Selîm Şâh akîbine düşüp Haleb'i emân ile feth edüp Yûnus Paşa'ya dahi bu Antakıyye'nin miftâhların teslîm edüp niçe kerre yüzbin altun ile ahâlî-i vilâyet hedâyalar ile Haleb altında Selîm Hân'a gelüp du‘â vü senâ ile hedâyâların arz edüp Vâli-yi Antakıyye Bıyıklı Mehemmed Paşa olup Haleb eyâleti tahrîr olundu. İşbu feth-i fütûh sene 922 târîhinde feth-i Antakıyye vâkı‘ olmuşdur. İlâ hâze'l-ân dest-i Âl-i Osmân'da Haleb vâlîsi hâs-ı hümâyûnun voyvadalığı hükûmetinden üç yüz âdem ile zabt [u] rabt eder ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Niçe kerre beş yüz pâyesiyle niçe mollalara arpalık ihsân olunmuşdur. Mezâhîb-i erba‘adan şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şehir nâ’ibi ve muhtesibi vardır ve kal‘a dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları vardır. İçil olmağile kifâyet mikdârı cebehânesi ve sağîr ü kebîr yigirmi pâre mecrûh şekilli topları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 22a ·
metinde göster ·
Eşkâl-i kal‘a-i azîm-i atîk Antakıyye: Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzı ibn Âdem ile müzeyyen edeli niçe bin seneden berü kılâ‘-ı azîmler ve binâ-yı kadîmler inşâ olunmuşdur ammâ bi-emri Hudâ benî Âdem'in ibtidâ ibret-nümâ binâsı Hazret-i 22b İdrîs'in ta‘lîmiyle Sürid ve Kalimon hakîmler hâkimlikleri vaktinde Mısır'da ihram dağların yaptılar. Ba‘de't-tûfan arz-ı Ermen'de şehr-i Cû'da, andan arz-ı Mısır'da arz-ı Hâsân'da şehr-i Arîş ve şehr-i Balîs ve şehr-i Ahmîm ve şehr-i Elvâhât ve şehr-i Asvân ve şehr-i Sûdân ve şehr-i Menufiyye ve şehr-i Antakıyye binâ olunmuşdur. Binâ-yı azîmlerin biri dahi budur. Biri Ümm-i dünyâ-yı Kâhire-i Mu‘izziye-i Mısır'dır. Biri Irâk-ı Bağdâd-ı Behişt-âbâd'dır. Biri Irâk-ı Arab-ı Haleb'dir. Biri Irâk-ı Dâdyân'dır kim kûh-ı Elburz dâmeninde deşt-i Kıpçağ'a nâzırdır. Biri dahi binâ-yı azîm Ahlat'dır. Biri dahi kal‘a-i Makedonya ya‘ni Mahmiyye-i Kostantiniyye'dir kim ibtidâ bânîsi Hazret-i Süleymân'dır, ammâ bu kal‘a-i Antakıyye'i İslâmbol'dan evvel imâr olup Hazret-i Süleymân bu Antakıyye'de cenk edüp feth etmişdir. İmdi binâ-yı kadîmin ve âsâr-ı azîmin biri dahi bu kal‘a-i Antakıyye'dir kim sûr-ı azîmi beş aded kûh-ı bülend [ü] azîm üzre vâkı‘ olmuşdur kim bu cebel üzre olan kal‘a dîvârları cânib-i şarkda evc-i hevâya münkalib olmuş dağlardır. Andan bu kal‘anın nısfı aşağı düzde cânib-i garba tâ nehr-i azîm Âsî kenarına varınca alçak yire vâkı‘ olmuş kal‘a-i azîmdir kim bu hisâb üzre bu kal‘anın nısfı makâlîd-i âlîler üzredir. Nısfı zeyl-i cebelde aşağı düzde vâkı‘ olmuşdur. Be-hisâb-ı mil bu kal‘a on iki mildir. Her mil dörd bin adımdır. Bu hisâb üzre bu kal‘anın cümle zîr ü bâlâsı dâ’iren-mâdâr kâmil kırk dört bin adımdır kim âheste reviş ile on iki sâ‘atde devr olunur. Ammâ İslâmbol kal‘ası kırk yedi bin adımdır ve zirâ‘-ı bennâ ile vech-i dîvârın arşınlamağile seksen yedi bin arşın ihâta etmişdürür. Andan Bağdâd-ı Behişt-âbâd dahi büyük kal‘adır. Yigirmi dört bin bedendir ve yigirmi yedi bin adımdır. Andan büyük bu kal‘a-i Antakıyye'dir. Andan küçük kal‘a Mısır'dır, andan küçük Şâm'dır, andan Haleb'dir, andan küçük Kırım cezîresinde Kefe kal‘asıdır ve Rûmeli'nde Kefe'ye mu‘âdil Selânik kal‘asıdır. Andan mâ‘adâ kılâ‘lar bu Antakıyye'den küçükdür ammâ bu kal‘a-i Antakıyye'nin dîvârlarının burc [u] bârûlarının kaddi kadar âlî bir kad bir kal‘ada görmedim. Şark tarafında olan dağlar üzre dîvârlarının kaddi kâmil seksener zirâ‘-ı melikî âlîdir. Ammâ sâhil-i nehr-i Âsî'de olan tarafı yigirmi zirâ‘ alçakdır ve yalın kat dîvârdır. Bu tarafdan mâ‘adâ Haleb kapusundan ve Şâm kapusundan yukaru dağlara çıkınca kat-ender-kat birbirine karîb burc [u] bârûlardır kim dâ’iren-mâdâr cümle (--) aded kulle-i azîmlerdir. Zamân-ı kadîmde bu her kullede kûs-i Takyanus'u döğülürmüş ve her kulle içi beşer tabaka tarh olunmuşdur. Kal‘anın dağ tarafı dîvârının arzı yigirmişer zirâ‘ enlidir ve bu kal‘a ile mefret-i azîm seng-trâşlar ile binâ olunmuşdur kim her bir taşı birer pîl-i Mengerûsî cüssesi kadar vardır. Ve üstâd-ı kâmil tîşe-i Ferhâd ile taşları birbirine eyle imtizâc etdirmiş kim gûyâ yek-pâre bir kal‘a-i devvârdır ve cümle (---) aded kapu, evvelâ cânib-i şimâle nâzır Bâb-ı Haleb yigirmi zirâ‘ kaddi bâb-ı âlî ve vâsi‘dir. Bu kapunun iç yüzünde kayalardan âb-ı hayât su kaynar ve cânib-i garba Bâb-ı Cisr nehr-i Âsî üzre (---) göz cism-i azîm ile ubûr olunup bâb-ı kavîdir ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 22a–22b ·
metinde göster ·
… e vâki‘ olmağile bed-hevâ olmak görünür ammâ ol kadar hevâsı latîfdir kim seher
vaktinde
sabâsı mukarrerdir. Şitâsında i‘tidâl üzre olduğundan halkı ten-dürüstdür.
Der-vasf-ı hevâ-yı hûb-ı câvidân: Gerçi bu şehr-i Bitlîs dereli ve depeli sâfî sengistân yere vâki‘ olmağile bed-hevâ olmak görünür ammâ ol kadar hevâsı latîfdir kim seher vaktinde sabâsı mukarrerdir. Şitâsında i‘tidâl üzre olduğundan halkı ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225b ·
metinde göster ·
Hikmet-i İlâh-ı Lemyezel Bitlîs şehrinin niçe yüz aded ulemâ vü sulehâ vü a‘yân [u] kibârından âdemler {gelüp} Paşanın hâk-i pâyine yüzler sürüp niçe yüz kîse va‘deler edüp hânı ricâ etdiler. Mümkin olup ricâları bir vech ile kabûl olmayup paşa eyitdi: "Efendiler, bu tedârik, evvel Van'dan kendüye nâme gönderüp şerî‘ate da‘vet etdiğim mahalde gerek idi. Şimden gerü ben bu kadar deryâ-misâl askerle renc [ü] anâ çekerek geldik. Bugünkü gün ya taht ola ya baht, varın söylen vaktine hâzır olsun." deyü cümle ahâlî-i Bitlîs'i tehî-şuğl giru döndürdü. Zirâ cenge âmâde olmağiçün cümle asker-i İslâm'a tenbîh [ü] te’kîdler olunup herkes gusl edüp vasiyyetler edüp hâzır-bâş olmuşlardı. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267b ·
metinde göster ·
… i kat-ender-kat çevirüp cümle âmâde oldukları haberi Paşa'ya gelüp hemân kuşluk
vaktinde
sa‘d sâ‘at-i tâli‘-i meymûnda bir kerre dahi Allah denilüp ceng-i harbîler çalı …
Netice-i kelâm cümle asâkir-i İslâm şehr-i Bitlîs'in cânib-i erba‘asın ta giceden piyâdeler gidüp ve rûz-ı rûşende deryâ-misâl asker gidüp şehri kat-ender-kat çevirüp cümle âmâde oldukları haberi Paşa'ya gelüp hemân kuşluk vaktinde sa‘d sâ‘at-i tâli‘-i meymûnda bir kerre dahi Allah denilüp ceng-i harbîler çalınup işâret-i ma‘hûde üzre Paşa kolundan kolomborna ve balyemezler ve Vanlı tarafından cümle şâhîlere âteşler olup sadâ-yı Allah Allah kopup el-azametullah bu kadar top-ı kûbların gülleleri taşa, taşlar dahi başa isâbet edüp Hân meterislerinde sâbit-kadem olanlar bu kere târumâr u allak bullak olup yine ber-karâr olup anlar dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden bir gülbâng-ı Muhammedî'ye rehâ buldurdular kim ka‘r-ı zemînde hamele-i arz-ı bakarı ditredüp semâda kerrûbiyânlar vehm-nâk olup zirâ iki İslâm askeri, anlar da Allah Allah derler, bizim asker de Allah Allah derler. Bu bâzârın bey‘ u şirâsında hakîr dem-beste ve hayrân kaldım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… kise ve bir katar-ı katır hedâyâ verüp vedâ‘ mahallinde paşa eydür: "Beğ, yine
vaktine
hâzır ol! Hizmet-i pâdişâhîye gelmeyen Evliyâ Beğ üzre seferim vardır. Hâzır ol …
Ezîn-cânib alây ile Van'a dâhil olduğumuzda Melek ramazanının ikinci gün bir dîvân-ı azîm olup cümle ümerâ edâ-yı hizmet etdik deyü izin taleb eylediklerinden ibtidâ Hakkarî hâkiminin kethudâsına destûr olup bir hil‘at-i fâhire ihsân olunup paşaya on kise ve on katar-ı katır pîşkeş keşîde kılup Çölümerik nâm kal‘asına şâd [u] handân gitdi. Andan Mahmûdî beği hil‘at giyüp paşaya sekiz kise ve yedi katar-ı katır ve üç tula Mahmûdî küheylân atlar verüp Hoşâb kal‘asına gitdi ve Pinyanişî beği hil‘at giyüp paşaya üç kise ve bir katar-ı katır hedâyâ verüp vedâ‘ mahallinde paşa eydür: "Beğ, yine vaktine hâzır ol! Hizmet-i pâdişâhîye gelmeyen Evliyâ Beğ üzre seferim vardır. Hâzır olun gâzîyân, bilmedim ve işitmedim demen!" dedikde cümle asâkir-i Van mesrûr u şâdkâm oldular. Ve Gâzîkıran beği ve Bârgîrî Beği ve Şeref Beğ ve Bâyezîd Beği Budak Hân Beğ ve Ercîş beği ve Âdilcevâz beği ve Muş beği birer hil‘at-i fâhire ve birer çeleng ihsân olunup anlar da paşaya üçer kise guruş ve birer katar katır kendi kânûnları üzre verüp livâlarına revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 283b ·
metinde göster ·
… bir pîşekârlık edeni evvel elçiler ile nâmeler gönderüp mudârâlar gösterir ve ‘
Vaktine
hâzır-bâş ol!’ deyü haber gönderir. Sonra deryâ-misâl asker ile kankı düşman is …
Hakîr eyitdim: "Hânım Âl-i Osmân Oğuz tâ’ife vü minkaladır ve deryâ-misâl askere mâlik olduğundan hîle ve hud‘a nedir bilmez. Bir cânibe hâb-ı hargûş gösterüp bir tarafı urmağa tenezzül etmez ve hâdimü'l-Haremeyni'ş-şerîfeynliğe ol hîle-i bednâmı düşürmez. Ve cemî‘i zamânda Osmânlı ahid-şikenlik edüp bir düşmanının üstüne ale'l-gafle varmamışdır. İbtidâ sulha muğâyir bir pîşekârlık edeni evvel elçiler ile nâmeler gönderüp mudârâlar gösterir ve ‘Vaktine hâzır-bâş ol!’ deyü haber gönderir. Sonra deryâ-misâl asker ile kankı düşman ise üzerine çeküp intikâm alır. Yohsa hânım eğer Âl-i Osmân ve eğer vüzerâları evvel kendileri ahid-şikenlik etmemişlerdir. Husûsan bizim Melek Ahmed Paşa vezîrimiz hânımla dost ve kardaş olup hiçbir cânibe hakâret nazarıyla nazar eder mi?" deyü Tebrîz hânına inşirâh-ı sadr-ı derûn haberleri verdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 303a ·
metinde göster ·
… haslet olup cemî‘i evkâtı hayr [u] hasenât ile geçerdi. Ve sefer ve hazerde bir
vaktin
kazâya komayup evkât-ı hamsesin vakt-i evvelde edâ-yı farz edüp ehl-i sünnet ve …
El-hâsıl bu Melek efendimiz hakkâ ki melek haslet olup cemî‘i evkâtı hayr [u] hasenât ile geçerdi. Ve sefer ve hazerde bir vaktin kazâya komayup evkât-ı hamsesin vakt-i evvelde edâ-yı farz edüp ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at bir dindâr hâmî-i dîn-i mübîn idi. Ve ekseriyyâ ömrü savm-ı Dâvûd ile geçüp cemî‘i zamânda lisânından sikem sikem lafzı çıkmayup pek gazab-âlûd oldukda "Hay nâmerd" ve "Hay hayâsız" der idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 33b ·
metinde göster ·
kös-i rıhletler çalınup üç aded mîr-i mîrân askeriyle ve yalı ağası Sefer Gâzî …
Evvelâ kal‘a-i Bender'den seher vaktinde kös-i rıhletler çalınup üç aded mîr-i mîrân askeriyle ve yalı ağası Sefer Gâzî oğlu İslâm Ağa kırk yedi bin aded güzîde sadaklı ve savatlı ve koş atlı bahâdır-ı Bucak Tatarı ileri çarkacı olup kös-i kebirgeler çalup ileri gitdiler, ammâ cümle kapu kuluyla cebehâne ve toplar ile aşağı bölük sipâhîleri cümle kal‘a-i Bender'de kalmak fermân olunup ancak Melek Ahmed Paşa seksen yedi bin altmış aded güzîde asker ile kal‘a-i Bender'den "Tevekkülen-alallâh" deyüp cânib-i garba Turla kenârınca gidüp mukaddemâ Eflâk ve Boğdan memleketine gönderdiğimiz çaşıtlarımız Paşa'ya gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 38b ·
metinde göster ·
ol havâle olan dağlar tarafından bir toz evc-i âsumâna zâhir olup tarfetü'l-ayn …
Bir sabâh vaktinde ol havâle olan dağlar tarafından bir toz evc-i âsumâna zâhir olup tarfetü'l-ayn içre anı gördük. Nûreddîn Sultân kırk bin Kırım askeriyle nümâyân olunca biz dahi kırk yedi bin aded Bucak Tatarıyla atlanup istikbâle çıkup fi'l-hâl iki asker bir yere cem‘ olup yalı ağası ve hakîr atlarımızdan piyâde olup Nûreddîn Sultân'ın pây-ı semendine yüzler sürüp yine atlarımıza süvâr olup sultân ile hakîr atbaşı berâber olup niçe kelimâtlar ederek yine sahrâ-yı Podhayiçse'de meks etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
Temâşâ-yı garîbe-i buhayre-i Ilıbat: Bu nehr-i Ilıbat sabâhdan öyle
vaktine
varınca gerüye dönüp akar ve ba‘de'z-zuhur yine aşağı akar. Yine ale's-sabâh se …
Temâşâ-yı garîbe-i buhayre-i Ilıbat: Bu nehr-i Ilıbat sabâhdan öyle vaktine varınca gerüye dönüp akar ve ba‘de'z-zuhur yine aşağı akar. Yine ale's-sabâh seyl-i revân gibi yukaru şark cânibine akar. Gûyâ Basra kal‘ası önünde şattı'l-Arab gibi med cezimdir. Hattâ ba‘zı zurefâlar bu Ilıbat suyun misâl getirüp sözünde devâm-ı sebâtı olmayanlar içün ve bir yerde karâr-dâde olmayanlar içün "Behey âdem, Ilıbat suyu gibi gâh aşağı ve gâh yukarusun" deyü darb-ı mesel olmuşdur. Hakkâ ki bir acâ’ib ü garâ’ib cereyân eder nehr-i nâfi‘dir, ammâ Ilıbat gölü derler, ammâ sahîhi Kirmastı suyu derler ve Mihâlic şehri {boğazında dahi Kirmastı nehri derler ve kasaba-i Ilıbat'dan cânib-i cenûba gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 86a ·
metinde göster ·
… er bile Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp bir vakit namâzın cemâ‘atsiz kılmayup ve bir
vaktin
kazâya komayup edâ-yı salât ederdi.
"Allâh emâneti olsun, bu teslîm-i mütevellî etdiğim altunlarla Allâh içün her gece her odada hatm-i şerîfler okuyup sevâbın rûhuma hibe edeler. Ve her Cum‘a geceleri Risâlet-penâh rûhiyçün kırk bin salavât-ı şerîfe tilâvet oluna. Ve benim vücûdum bir kubbeli yerine komayup Ebâ Eyyûb-ı Ensârî civârında velî-ni‘am üstâdım Kiçi Mehemmed Efendi hazretlerinin pây-ı sa‘âdetleri cenbinde beni defn edün ve üzerime bir kubbe ve âsâr-ı binâlar etmen. Ancak sebeb(?) üzre başım ve ayağım uçlarına hice taşları alâmet dikin ve oğlum İbrâhîm'ime on bin altun ve ker[î]mem (---) Fâtım'a on bin altun verüp anları Allâh'a ısmarladım ve edenleri(?) de ol Kâdir ü Kayyûm ve Kahhâr Allâh'a havâle eyledim" deyü yedi sâ‘at kâmil vasiyyetler edüp mecmereler ile buhûr ve amber-i hâm ve ûdlar yanup cümle iç ağalarıyla kendüler bile Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp bir vakit namâzın cemâ‘atsiz kılmayup ve bir vaktin kazâya komayup edâ-yı salât ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 45a ·
metinde göster ·
Andan sonra Edirne müşâveresinden Nemse çâsârına "
Vaktine
hâzır ol" deyü nâmeler ile elçiler gitdi. Ve ol gün yine dîvân-ı azîmde huzûr-ı …
Andan sonra Edirne müşâveresinden Nemse çâsârına "Vaktine hâzır ol" deyü nâmeler ile elçiler gitdi. Ve ol gün yine dîvân-ı azîmde huzûr-ı pâdişâh-ı âlem-penâhda Sadrıa‘zam Köpürlüzâde Fâzıl Ahmed Paşa ve Defterdâr Ahmed Paşa ve Yeniçeri ağası Sâlih Paşa ve Re’îs Efendi Şâmîzâde ve'l-hâsıl cümle sefere me’mûr sekiz vezîr ve on sekiz eyâlet sâhib[i] mîr-i mîrânlar ve sâ’ir ümerâlar ve cümle erbâb-ı dîvân cümle ocak halkı huzûr-ı pâdişâhîde üç yüz yetmiş altı aded zer-ender-zer hil‘at-i fâhireler geyilüp sa‘âdetlü pâdişâhın du‘â vü senâlarıyla sene (---) mâh-ı (---) günü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 52b ·
metinde göster ·
… üzerâ ve mîr-i mîrânlar ve niçe yüz ümerâlar cümle asâkir-i İslâmlarıyla kuşluk
vaktinden
tâ Uyvar'a varınca dağlara ve taşlara ve bâğlara ve ormanistân u çengelistân ma …
Ammâ atlar aç ve bizler aç. Hele bir orman içine girüp cümle atları çayıra salup etrâfımıza karavullar koyup sehelce istirâhat etdikde Hudâ mu‘în ü zahîri ola, Şâmîzâde Re’îs Efendi'den on dâne muharrâ pişmiş beslenmiş koyunlar ve beş bin ekmek ve bin aded at yemi gelüp cümle ni‘metullâhı mahlûkullâhlara bezl edüp cümle guzâtın cânları yerine gelüp kâmil bir sâ‘at bu mahalde ârâm edüp andan yine esb-i sabâ-peymâlarımıza "Niyyetü'l-gazâ" deyü süvâr olup "Azm-i râh-ı cânib-i küffâr" deyü giderken ibtidâ Serasker Ali Paşa'ya Bosna askeriyle râst geldik ve Kaplan Paşa ve Yûsuf Paşa ve Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve Budin vezîri Siyâvuş Paşa karındaşı Hüseyin Paşa ve Sührâb Mehemmed Paşa ve Kanbur Mustafâ Paşa ve Defterdâr Hüseyin Paşa ve Sıska Ken‘ân Paşa ve Hısım Mehemmed Paşa ve Gürcî Koca Mehemmed Kethudâ Paşa ve Seydîzâde Mehemmed Paşa ve Cân Arslan Paşa ve Çatrapatra Ali Paşa ve Konakçı Kara Ali Paşa ve Kıbleli Paşa ve Kaplan Paşa ve Kurd Paşa ve niçe bunun emsâlleri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve niçe yüz ümerâlar cümle asâkir-i İslâmlarıyla kuşluk vaktinden tâ Uyvar'a varınca dağlara ve taşlara ve bâğlara ve ormanistân u çengelistân mahûf yollara ve bellere girüp tâ vakt-i asra dek gezüp elli altmış bin asâkir-i İslâm dağlarda taşlarda av arar gibi arayup tâ vakt-i asra dak sâlimîn ü gânimîn her cânibe at saldılar, ammâ kızıl kan içinde kaldılar ve bin yedi yüz aded kelle dahi aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106a ·
metinde göster ·
… olur, ammâ "El-umûru merhûnetün bi-evkâtihâ" dır. Elbette Feyyâz-ı Mutlak anın
vaktini
bilir. Ol vakit oldukda bir sehel bahâneyle feth olur. Ammâ fethi müyesser olsa …
Ammâ "İzâ erâdellâhu şey’en heyye’e esbâbehû" kelâmı üzre bir gün Cenâb-ı Bârî bu kal‘a-i Kotur fethinin esbâbını halk edüp elbette feth olur, ammâ "El-umûru merhûnetün bi-evkâtihâ" dır. Elbette Feyyâz-ı Mutlak anın vaktini bilir. Ol vakit oldukda bir sehel bahâneyle feth olur. Ammâ fethi müyesser olsa yedi sancak yerde ümmet-i Muhammed şûr-ı şerr-i kâfirden emîn ü sâlim olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 158a ·
metinde göster ·
"Ecdâd-ı ızâmım Süleymân Hân tâbe serâh sulhundan ziyâde harâc 30a verirse ve Uyvar kal‘amdan ve Kanije kal‘amdan ve Çavka kal‘amdan içeri tâ nehr-i Raba'ya varınca on ikişer sâ‘at yer hudûd verirse sulhum sulhdur ve illâ yok derse evvelbahârda leşker-i deryâ-misâlimle kalkup Alman dağlarında av kuş avlayup elini vilâyetini harâb u yebâb edüp Yanık kal‘asın muhâsara edüp tâ Beç'e ve Prağ'a varınca üstüne asker çekerim, vaktine hâzır olsun" deyü nâme elçi huzûrunda kırâ’at olundukda âkıbet-endîş elçi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 29b–30a ·
metinde göster ·
… ı yaydan ok çıkar gibi akar. Ve sabâhdan öyleye dek cânib-i garba akar. Ve öyle
vaktinden
tâ vakt-i gurûba dek şark tarafına cereyân eder. İlâ mâşâallâh leyl ü nehâr bu …
Der-acâ’ibât-ı mutalsamât-ı kâr-ı kehene-i kudemâ: Bu mahallin cisri altından gece ve gündüz deryâ bir kesme kaya boğazda kırk kerre aşağı ve kırk kerre yukaruya cereyân etmededir, ammâ katı yaydan ok çıkar gibi akar. Ve sabâhdan öyleye dek cânib-i garba akar. Ve öyle vaktinden tâ vakt-i gurûba dek şark tarafına cereyân eder. İlâ mâşâallâh leyl ü nehâr bu boğazda deryâ böyle cereyân etmededir. Bir acâ’ib ü garâ’ib temâşâgâh mutalsamât-ı ibret-nümâdır. Ve bu boğazda suyun yukaru aşağı akduğu yerde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 248a ·
metinde göster ·
kal‘a içindeki cemî‘i küffâr Yüksek tabya ve Yarımca tabya ve Bıyıklı Mustafâ P …
Hattâ bu cengin üçüncü gün kuşluk vaktinde kal‘a içindeki cemî‘i küffâr Yüksek tabya ve Yarımca tabya ve Bıyıklı Mustafâ Paşa'nın tabyaları üzre cümle küffâr alâ mele’i'n-nâs âşikâreye çıkup kara şapka kal‘a dîvârın üstlerin zeyn edüp durdular, zîrâ bu tabyalar tarafında asâkir-i İslâmın aslâ meterisleri olmadığından kal‘a kapuları cümle açık dururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 295b ·
metinde göster ·
Oğlanım hakîre der kim "Ağa bu asker Allâhu a‘lem kal‘aya yürüyüş etmeğe sabâh
vaktin
beklerler" dedikde hemân kalbime ilhâm-ı Rabbânî ile bir şey lâyih oladüşüp ile …
Oğlanım hakîre der kim "Ağa bu asker Allâhu a‘lem kal‘aya yürüyüş etmeğe sabâh vaktin beklerler" dedikde hemân kalbime ilhâm-ı Rabbânî ile bir şey lâyih oladüşüp ileri gitmeyüp gerüye Seydîzâde ordusuna döndüm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 297b ·
metinde göster ·
… tesi gün sene 1080 mâh-ı Cemâziye'l-evveli'nin gurresinde yevm-i Cum‘ada kuşluk
vaktinde
cümle altı bin altı yüz altmış altı aded kal‘a ve sâ’ir cebehâneler ve sâ’ir ha …
Haberin sıhhati alınup cümle guzât yine meterislerde ol gece kalup ertesi gün sene 1080 mâh-ı Cemâziye'l-evveli'nin gurresinde yevm-i Cum‘ada kuşluk vaktinde cümle altı bin altı yüz altmış altı aded kal‘a ve sâ’ir cebehâneler ve sâ’ir hazâ’in ve mühimmât anbârlarının cümle miftâhların vekîl-i pâdişâh-ı âlem-penâh olan fâtih-i Kandiye Fâzıl Ahmed Paşa'ya miftâhları teslîm edüp cenerali ve kapudanları cümle a‘yân-ı kibâr ile vedâlaşup gideceklerinde karşu cezîreye gönderdikleri rehinlerimiz olan paşa ve ağavâtların yerlerine kırk aded kapudanların dahi kal‘ada rehin alıkoyup cümle küffâr şikeste beste meksûrü'l-bâl ve dil-haste ve mecrûh ser kec-gerdân olup köse sakalların yolarak ve parmakların ba‘zıları gözlerine sokarak niçesi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304a ·
metinde göster ·
… û‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î
vaktinde
göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı M …
makâl-i hakîkat-me’âl ile küffâr-ı hâksârın ve füccâr-ı sakar-karârın i‘timâd eyledikleri metânet ve istihkâmı ademden ma‘dûd edüp yevmen fe-yevmen nakl-i toprak ile meterisler yürütüp handaka karîb a‘dâ-yı dînin sedd-i râh içün ihdâs eyledüğü zîr-i hâkde iri iri ağaçlardan çatma şaranpav tabyalarına karîb varıldıkda düşman cevânib-i erba‘ada mânend-i katarât-ı bârân top ve kumbara ve havân taşları yağdırup zîr-i hâkde olan tabyalardan lâ-yenkatı‘ tüfengler ve el kumbaraları atup ve lağım püskürmeleri ve âlât-ı hiyel ü şeytânat-ı garîbeler ile âteşler saçup bu minvâl üzre asâkir-i İslâmın şeş cihetleri âteş-i Nemrûd iken uğur-ı dîn-i mübînde bezl-i vücûd-ı nâzenîn-i cân-ı azîz edüp semender-vâr-ı nâ’ire-i ceng ü peykârda sarf-ı miknet ve ikdâm-ı iktidâr ile handakdan hâric olan tabyalarının ba‘zıların nakl-i toprak ile basdırup ve ba‘zıların lağımlar ile hedm edüp ve ba‘zıların top-ı kûp kazan kumbaralar ile nâbûd edüp ve niçelerin şîrân-ı dilîrân-ı meydân-ı veğâlar yürüyüş ile ahz ü kabz edüp handakı ve leb-i deryâda Kızıl tabyaya mülâhık olan mevâni‘leri balyemez toplar ile hedm edüp asıl dîvâr-ı kal‘ada olan Kızıl tabyaya dest-res edüp altına niçe yerden üçer dörder hazîneli lağımlar olunup burc-ı bârûsun ejder-sıfat toplar ile berâber turâb edüp ve esâs-ı bünyâdın lağımlar ile harâb [u] yebâb edüp kezâlik Göllük cânibinde olan meterisler dahi vech-i meşrûh üzre nakl-i toprak ile asâkir-i İslâmı yürüdüp dâ’ire-i tasavvurdan hâric mukâtele ve muhârebeler ile kal‘adan munfasıl zîr-i hâkde tabyaların ve sedd-i râh olan parmaklıkların ve cümle mevâni‘ olan şaranpav nâm hıyel ü şeytânatların ahz ü kabz u hedm edüp ma‘rûf olan Kum[lu] tabya kurbunda asıl kal‘a dîvârına lağımlar olunup tersâhânenin dîvârın yıkan demâr toplar ile hâk ile berâber kılup ve'l-hâsıl iki koldan kal‘aya gedikler ve gûnâ-gûn rahneler olup arûs-ı feth ü zafer-me’ser zuhûra cilve-ger olmak müşâhedesinde iken levâyih-i aliyye ve sevânih-i lâriye hâlâtı mukârenetiyle olan zafer ve vusûl-ı ayn-ı(?) hülûl ve ebvâb-ı feth u duhûl meşrûh olduğu nümâyân-ı ulu'l-ebsâr ve mefhûmu kerîmi, Arapça be-dîdâr olmağile vech-i sâbık üzre mürûr-ı şitâ edüp i‘tidâl-i hevâ olunca zabt olunan gediklerinde meks ü karâr olunup bu hâl-i nusret-me’âl üzre melâ‘în ü hâsirîn kal‘anın metânet ve istihkâmına kemâl mertebe i‘timâd etdikleri yerlerden gedikler açılup neheng âheng toplar (toplar) ile limana gemileri hurûc ve duhûlde men‘ u mesdûd olmak ile kal‘a-i metîneleri ellerinden çıkacağın mukarrer bilüp lâkin temerrüd-i şeytânîleri üzre inâd-ı vesvâsı ve hîle ve hannâsı ellerinden fürunihâde etmeyüp mürûr-ı şiddet-i şitâ edince hedm-i hâkile yeksân olan dîvârların bâ-husûs Kızıl tabya verâsında amîk handaklar hafr edüp ve lağım kuyuları açup müceddeden bir dîvâr-ı azîm medd-i sedd edüp Kızıl tabya altına mülâsık ve leb-i deryâ ile vâki‘ olan sengistânı süfte ve zemîn-i hâke lağımlar etdirüp zîr-i sengistânda dörd tarafa lağımlar hâzırlayup kal‘anın Kızıl tabya câniblerinin iç tarafında kal‘anın rub‘ hissesine varınca muttasıl parmaklıklar ve şaranpavlar ve zîr-i zemînde cengci tabyaları edüp iç tarafda dahi dörd tarafa kol kol mühlik lağımlar edüp intihâsında dahi bir cedîd mîl-i hadîd kal‘a dîvârı çeküp üzerine elli adedden ziyâde balyemez toplar vaz‘ edüp dahi ilerisine meterisler ve sıçan yolları edüp niçe bin şeytânatlar ile her şeylerin hâzır ve âmâde edü[p] i‘tidâl-i hevâ olunca düşman-ı dîn açılan gediklerin verâsında dürlü dürlü hiyel ü şeytânatlar ve envâ‘-ı istihkâmlar ve metânet üzre her tedâriklerin görüp hâzır-bâş oldular. Ve Göllük cânibinde olan zemîn alçak ve [bâ]rân seyli(?) ve emvâc-ı deryânın karârgâhı ve mahalli dahi teng olduğundan gayri dörd koldan a‘dâ-yı dînin topları meterislere havâle olmağile Su kullesinde ve tersâhâneden ve Kumlu tabyadan ve Aktabyadan elliden mütecâviz zencîr ile balyemez topların ve kumbaralar ve taş atar havân topların meterislere havâle edüp 327b leyl ü nehâr lâ-yenkatı‘ topların atup mülûk-ı nasârâdan dahi imdâdları gelüp bâ-husûs vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ ve kesret-i emtâr olmağile seyl-i bî-girân cümle meterisleri cümle su basup emvâc-ı deryâdan zîr ü zeber olup pây-ı guzât pâydâr olmayup şeb [ü] rûz usretler çekilüp her cânib meterislerinin hıfz [u] hırâsetleri müşkil iken yine cünûd-ı muvahhidîn ve kümât-i zafer-karîn bu mahalde emvâc-ı deryânın karârgâhında uğur-ı dîn-i mübînde mebrak-ı mekînde(?) ve meşakkat ü zahmetin ihtiyâr eden a‘dâ-yı dîn ile leyl ü nehâr kâr-ı zârdan bir ân hâlî olmayup lâkin meterisler böyle teng mahalde olmağın küffâr ikide birde taşra meterisleri basmak fikrinde olup birkaç kerre taşra çıkup meterisleri zabt etmeden hâlî olmayup husûsan Fransa la‘înden kalyonlar ile imdâdı gelmekle Göllük'de olan meterisleri basmağa kasdı tedâriklerinden guzât-ı müslimîn haberdâr olup Göllük kolunda serdâr-ı mu‘azzam olan Haleb Vâlîsi Ebü'l-hayr İbrâhîm Paşa-yı hûrşîd-i münîr hazretleri Göllük koluna me’mûr olan mîr-i mîrân-ı zevi'l-ihtirâmlara ve Zağarcıbaşı Zülfikâr Ağa'ya ve sâ’ir bölük ağalarına ve cümle serdengeçdi ağalarına ve Mısır ve Şâm kullarına tenbîh ü te’kîdler gidüp herkes gediklerinde hâzır ve mevcûd bulunmağa fermân olundukda küffâr-ı şekâvet-şi‘ârın hurûcuna cümle guzât müterakkıblar iken sene (---) mâh-ı (---) gününde vakt-i Şâfi‘îde derûn-ı kal‘ada mahsûr olan a‘dâ-yı makar-sa‘îr-i bed-tedbîr-i hezîmet-gîrleri üzre kal‘adan tulû‘ edüp üç koldan hurûc ve meterisler üzre hücûm-ı mehcûm eyledikde dahi Şâfi‘î vaktinde göz gözü görmez iken asâkir-i İslâm mânend-i süreyyâ-nizâm tekbîr ü gülbâng-ı Muhammedî getirüp meterislerden bi'l-müvâcehe küffâra karşu varılup tüfeng ü tîr ü selle seyf-i âteş-te’sîr ile küffâr a‘dâ ve nâ’ire-i ceng-âşûb germiyyet ile üç sâ‘at mikdârı harb ü darb olup inâyet-i Bârî yârî kılup nesîm-i feth [u] zafer taraf-ı cünûd-ı nusret-karînden vezân ve kesr ü hezîmet-eser leşker-i müşrikînde nümâyân olmağile a‘dâ-yı bed-girdâr füccâr-ı murdâr kal‘aya firâr ve kırkdan mütecâviz beğzâde ve kapudanları ve (---) den ziyâde kefereleri âteş-i harb ile ittisâl-i nîrân kılınup cümle (---) binden mütecâviz küffârları esîr-i bend-i zencîr olunduklarından mâ‘adâ bizzât serdârları olan Fransa şehzâdesi savaş-ı perhâşda gâ’ib olup lillâhi'l-hamd ve'l-minne böyle sa‘b yerde ve böyle teng mahall-i şâfi‘îde böyle gazâ-yı ekber asâkir-i nusret-me’sere nasîb olup böyle yüz aklık ve a‘dâ-yı dîne böyle rû-siyâhlık tafsîli emr-i muhâl olup bu ma‘reke-i nusret-encâmdan sonra melâ‘în-i hâsirîn bir dahi kal‘adan baş göstermeğe kâdir olmayup verâ-yı cidârda püskürme nâm lağımlar atmağa cidd [ü] ihtimâma başlayup âlât-ı âteş-bâzlıklar ile ceng ederek şiddet-i sermâ da mürûr ve i‘tidâl-i hevâ hulûl etmeğile asâkir-i İslâm-ı nusret-encâm pây-ı ikdâma hareket ve Kızıl tabyanın hedm olunmasına rağbet edüp niçe yerlerden kal‘aya duhûl olmak üzre meterislere mübâşeret ve niçe ceng [ü] harb ile ve i‘mâl-i lağımlar ile Kızıl tabyanın tâ bâlâsına urûc etmek üzre iken a‘dâ-yı dînin mukaddemâ Kızıl tabyaya mülâsık ve leb-i deryâda meterisler yolunda vâki‘ olup süfte eyledüğü yerlü kayalarda lağımlara âteşler eyledikde umûmen kal‘a ve meterisler mütezelzil ve şiddet-i lağımlardan mânend-i kulle-i kûh yerlü kayalar mevzı‘larından mübeddel ve küffârın altlarında olan lağımât ve meterisleri zelzeleden zîr ü zeber olup bu mertebede lağımlara efârît-i Süleymânî tâkat getirmek emr-i muhâl iken inâyet-i Bârî yârî kılup mu‘cizât-ı Resûl-i Kibriyâ aleyhi efdalü's-salavât ve't-tahiyyât ile asâkir-i zafer-me’sere aslâ fütûr gelmeyüp ve aslâ bir şey ârız olmayup derkâr oldukları üzre Kızıl tabyanın münhedim olmuş yokuşlarından meterisler yürüdüp tavsîf ü ta‘rîfden hâric harb ü ceng [ü] cidâller ile Kızıl tabyanın üzerinden mürûr edüp verâsında a‘dâ-yı dînin müceddeden medd eyledüğü dîvâra henüz mukârin oldukda zabt [u] rabtı müyesser olan Kızıl tabyanın üzerinde ve leb-i deryâda toplar içün müte‘addid âlî tabyalar binâ olunup üzerlerine kırk adedden mütecâviz balyemez serâmed toplar koyup her biri birer ra‘d-girdâr balyemez toplar vaz‘-ı mücedded olunup küffârın nev binâ etdüği dîvârına ve kal‘anın içerisine havâle olup zamân-ı kalîlde düşmen-i dînin müceddeden hafr eyledüğü handakları cümle guzât memlû edüp ihdâs eyledüğü içerdeki yeni dîvârı münhedim edüp üzerinde vaz‘ eyledüğü topları cümle münkesir edüp ve'l-hâsıl asâkir-i İslâm-ı nusret-encâmın topları heybetinden ve kazgan kumbara ve havân taşları vefretinden ve îsâl-i merk eden tüfeng-endâzların tegerg-misâl kesretinden ve Rüstem-vâr dilâverlerin ve serdengeçdilerin ve salıcı ve varıcı nâmâ[n] bahâdır yiğitlerin hareket ve hamlelerinden a‘dâ-yı dîn verâ-yı cidârdan ve zîr-i hâkde 328a olan tabyalardan baş göstermeğe iktidârları olmayup mânend-i haffâş muhtefî olup dürlü dürlü hiyel ü âteş ile muhârebeler edüp bu minvâl üzre ceng-âşûblar ile yeni dîvârları ki küffâra sakar-karâr olmuşdu, anı dahi hedm edüp derûn-ı kal‘aya duhûl müyesser olunca Kızıl tabyada vâki‘ olan ceng ü neberd ferâmûş olup bu yeni kal‘a dîvârı savaşları eyle oldu kim cemî‘i gâziyân-ı mücâhidân âteş-i Nemrûd içinde olup dilâverân-ı fetâyân gazanfer-vâr cünbüş ü merdân edüp cümle aldıkları diller ve başlar ve eyledikleri yüz aklıkları ve dîn-i mübîn uğuruna bezl-i vücûd-ı cân edüp vücûda getirdikleri hünerverliklerinden binde biri takrîr olunmak muhâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 327a–328a ·
metinde göster ·
… ne (---) mâh-ı Muharremü'l-harâmın yigirmi altıncı gün alâ hîni gafletin Şâfi‘î
vaktinde
deryâ tarafından cümle küffâr gemileri cümle meterisleri toplayup germâ-germ ce …
Bu eyyâm-ı nusret-encâmda sa‘âdetlü Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa hazretleri donanma-i hümâyûn ile Hanya'dan ordu-yı hümâyûna dâhil olup Göllük'de müşârun-ileyh Haleb vâlîsi Ebü'l-hayr Kethudâ İbrâhîm Paşa koluna bir alay-ı azîm ile gidüp anda meks etdikde Su kullesine göz açdırmayup bir gecede niçe yerlerin rahnedâr edüp sene (---) mâh-ı Muharremü'l-Harâm'ın yigirmi ikinci gün bu kolda dahi cebehâne ve müstevfâ ıhzâr olunmağile meterislere mübâşeret olunup iki koldan serdengeçdi yeniçeriler ve bir koldan serdengeçdi sipâhîler tersâhâneye doğru meterisler alup üç kol dahi meterisler günden güne ileri kal‘aya yür[üy]üp Haleb vâlîsi İbrâhîm Paşa ve Anatolu askerleri top ile münhedim olmuş yerlerden Kumlu tabyaya doğru kal‘aya duhûl olmak üzre yürüdülüp içerüde mahsûr olan düşmen-i bî-dîn dahi ziyâde zebûn ve bî-dermân olmuş iken küffârın istinsâr ve dervîze eyledüğü mülûk-i nasârâdan Efrence ve Duka ve Papa ve Malta küffârlarından seksenden mütecâviz paturuna nâm kalyonlar ile yigirmi binden ziyâde küffâr-ı dûzah-karâr imdâd erişüp a‘dâ-yı müşrikîn takviyet ve germiyyet bulup âteş-i cengî fürûzân olup bu hâl üzre nâ’ire-i kıtâl iştigâlde iken imdâddan gelen kilâb-ı Françelenin leşker-i hezîmet eseri sene (---) mâh-ı Muharremü'l-harâmın yigirmi altıncı gün alâ hîni gafletin Şâfi‘î vaktinde deryâ tarafından cümle küffâr gemileri cümle meterisleri toplayup germâ-germ ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâlde iken hikmet-i Bârî yârî kılup Sadrıa‘zam kolunda karakatır nâm bir topa Kulkethudâsı Zülfikâ[r] Ağa nice âteş etdiyse bi-emri Hayy [u] Kadîr top güllesi kalyonun bârûd anbârına isâbet edüp ân-ı sâ‘atde kalyonun kıçı ve başı ve güverte ve palavraları ve cümle direkleri ve serenleri hevâya perrân uçup nass-ı kâtı‘ üzre
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328a ·
metinde göster ·
la‘netine siper olduğun bileler. Tâ ki bu kaziyye anlara mûcib-i ibret ve merkez-i hikâyet olup bir dahi bu küffâr-ı hâksâr-ı gûl-i telbîs mahzûl tüccâr-ı âhiret kârbân sefînelerine Bahr-i Sefîd üzre rehzenlik etmeyeler. Ve min ba‘d hudûd-ı islâmiyyede olan kılâ‘ u kurâ vü kasabâtlara vaz‘-ı yed etmeyeler. Eğer ta‘annüd edüp "Rücû‘u'l-kelbi'l-adûd e‘azzü min fahhi'l-buğûd" hükmünce yine Venedik küffârlarının haklarından gelmek emr-i seheldir" deyü sadrıa‘zam elçileri ve işiçine me’mûr olan vüzerâlara bu yüzden niçe gûne tenbîh ü te’kîdler edüp fermân-ı kazâ cereyânı üzre 329a dîn [ü] devlete enseb ve evlâ ve nâmûs-ı saltanata elyak enfa‘ olan şurût [u] kuyûd üzre tarafeynden sulh [u] salâh mün‘akid ve berde ve bahrde rişte-i husûmet münkatı‘ olundukdan sonra selâtîn-i rub‘-ı meskûnda metânetli kânûnnâmeler yazılup ve havâkîn-i zîr-i çarh-ı bûkalemûnda ahidnâmeler düzülüp hasretü'l-mülûk olan Kandiye kal‘asın umûmen cümle hânesi ve cemî‘i mühimmât [u] levâzımâtlarıyla ceneral-i dâll iş bu sene 1080 mâh-ı Cemâziye'l-âhir'inin gurresinde mübârek cum‘a günü kuşluk vaktinde bi'l-küllî kal‘ayı teslîm edüp memâlik-i islâmiyye-i mahrûseden add olunup içinde vâki‘ olan ma‘bedgâh-ı kenîse-i Mesîhiyyeler telvîs-i müşrikînden tathîr olup cevâmi‘ ü mesâcidler olunup içlerinde evkât-ı hamse kılınup her bâr gülbâng-ı Muhammedî tilâvet olunup edâ-yı şerî‘at icrâ olunmuşdur. Lillâhi'l-hamd ve'l-minne bu def‘a olan gazâ ve cihâd-ı ekber sahâbe-i güzîn rıdvânullâhi te‘âlâ aleyhim ecma‘înden sonra bir pâdişâh-ı zîşân kiti sitân ahdinde böyle savaş-ı perhâş olmayup bir pâdişâh-ı Cem-cenâb dahi böyle bir kal‘aya mâlik olmamışdır. Hak celle ve alâ hazretleri bu kal‘ayı dest-i İslâmda inkırâzu'd-devrân mü’ebbed edüp hemîşe asâkir-i İslâmı mansûr [u] muzaffer edüp pâdişâh-ı âlem-penâh Sultân Mehemmed Hân hazretlerinin ömrün efzûn edüp niçe bunun emsâli feth u nusretlerde bulunup a‘dâ-yı dîni hor ve hakîr ve müdemmer ola, âmîn yâ Mu‘în, bi-hurmeti men nataka bi's-savâb, sene 1080.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 328b–329a ·
metinde göster ·
… ve ne yatdı uyudu ve ne güldü ve ne ağladı. Bu İnebahtı'ya gelüp ben gideceğim
vaktin
ölüp Mehemmed Ağa'm defn edecek olup ben Kastel kal‘asına gidüp mektûblarınız h …
"Vallâhi ümmet-i Muhammed ben bu Arab'ı Gördüs'de Mağribî Arablardan elli altuna alalı kâmil bir haftadır kim ne yedi ve ne içdi ve ne yatdı uyudu ve ne güldü ve ne ağladı. Bu İnebahtı'ya gelüp ben gideceğim vaktin ölüp Mehemmed Ağa'm defn edecek olup ben Kastel kal‘asına gidüp mektûblarınız hakîre gelüp yine geldim. Bu Arabı bu hâlde keçi gördüm, ammâ bunu kabirden kim çıkarmışdır."
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339b ·
metinde göster ·
Der-tezkîr-i hevâ-yı hûb-ı câvidân: Hevâsı ol kadar latîf ve mu‘tedildir kim seher vaktinde bâd-ı sabâ ve bâd-ı nesîm esüp benî âdem hayât-ı râhat-ı cân bulur, ammâ cenûb tarafından lodos rûzgârı esdikçe halkı süst-endâm olup çokluk harekât etmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 382a ·
metinde göster ·
… ürkmân kabîlesi bu mahallere sevâhile nüzûl etdükde bu kal‘ada sâkin olup bahâr
vaktinde
mu‘attal kalur.
Yolun sol cânibinde bir kâr-ı kadîm kal‘adır. Henüz üstâd elinden rehâ bulmuş zann olunur. Türkmân kabîlesi bu mahallere sevâhile nüzûl etdükde bu kal‘ada sâkin olup bahâr vaktinde mu‘attal kalur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y181b ·
metinde göster ·
… an gayri yerde cum‘a kılınmamak ile cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir. Husûsan huccâc
vaktinde
secde edecek yer bulunmaz bir ulu câmi‘dir kim ekâlîm-i seb‘adaki İslâm diyârı …
Cümle ümmet-i Muhammed'in maksûd ve matlûbu olan Hazret-i Risâlet-penâh'ın ravza-i mehbat-ı pür-envârı olan kabr-i şerîfi bu câmi‘ içindedir. Ve bu Medîne kal‘ası içre bundan gayri yerde cum‘a kılınmamak ile cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir. Husûsan huccâc vaktinde secde edecek yer bulunmaz bir ulu câmi‘dir kim ekâlîm-i seb‘adaki İslâm diyârı ola böyle bir câmi‘-i ruhânî yokdur. Cemî‘i mülûk-i selef Hazret-i Risâlet- P 117b penâh hâtırıyçün nev-beste ederek eyle musanna‘ ve münakkaş ve mücevher eylemişler kim gûyâ cennetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y280b ·
metinde göster ·
… selâmetle bin seksen iki mâh-ı Zilhicce'sinin tokuzuncu yevm-i hamîsinde kuşluk
vaktinde
,
Andan yine Mu‘allâ mezâristânına endükde bir vâsi‘ deredir. Yine âdem deryâsı içre alay-ı azîm ile ubûr olunup hamd-i Hudâ sıhhat u selâmetle bin seksen iki mâh-ı Zilhicce'sinin tokuzuncu yevm-i hamîsinde kuşluk vaktinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y313a ·
metinde göster ·
… armazlar. (---)(---)(---) yup (---) namâzından sonra ba‘zı bu menzilde kuşluk
vaktinde
konarlar. Eğer ileride menzil ba‘îd ise vakt-i zuhurda nefîrler çalınup azm-i r …
Ve gece menzil yerine varmadan bir şeyden dahi havf ederler. Gerçi Mısır'ın yollarında celâlîsi ve cemâlîsi ve havf şebhûn eder harâmîsi yokdur. Ammâ huccâc içinde olan deveciler ve akkâm ve kavvâs ve sakkâ ve mehterân ve meş‘alciyân hırsızları derdinden bâhusûs bârekallâh (---)(---)(---) Ezlem askeri ile gelen neşşâl u nassâb [u] vettâh harâmîleri eyledir kim her gece develeri yüküyle ve üzerinde hâb-âlud âdemiyle deveyi katârından kesüp alarga çeküp askerden taşra çıkarup deve sâhibin uykudan uyarup uryân edüp deveyi Y 377a yüküyle yudar. Ekseriyyâ gece karanlıklarında niçe niçe hasâretler olup niçe vâveylâ feryâd u figân vâveylâlar yükler soyarlar ve tarakalar kopar. Mısır yolunda bu ev hırsızlarından gayri havf yokdur. Gâyet ihtirâz lâzımdır el-ıyâzü billâh. Anıniçün Mısırlı gece konağa varmazlar. (---)(---)(---) yup (---) namâzından sonra ba‘zı bu menzilde kuşluk vaktinde konarlar. Eğer ileride menzil ba‘îd ise vakt-i zuhurda nefîrler çalınup azm-i râh eder. Eğer menzil Q 153a karîb ise vakt-i asırda nefîr-i rıhletler çalınır çalınarak çalalar bu minvâl-i meşrûh üzre kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Mısır'a dâhil olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y376b–Y377a ·
metinde göster ·
‘Çulcu Bâyezîd Baba gitdi. Seni Isfahân'da üç kerre mât eden Topuzcu Baba Selîm geldi kim senden ol sille intikâmın almağa üstüne azîmet etmişim. Vaktine hâzır ol’ deyü şâha nâme varınca Şâh İsmâ‘îl eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y45a ·
metinde göster ·
hâzır olsun. Haleb altında kendü ile Merc-i Dâbık sahrâsında görüşelim. Er ise …
"Biz anı sağ iken Mısır hâkine komam. Vaktine hâzır olsun. Haleb altında kendü ile Merc-i Dâbık sahrâsında görüşelim. Er ise meydânıma gelsin" deyü nâmeleri geldikde Sultân Selîm âteş-i mahz olup cümle ulemâ eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y47a ·
metinde göster ·
Kabr-i Mevlânâ Cemâlîzâde: Ulemâ-yı Rûm'dan fuzalâyü'd-dehr şeyhülislâm Alî Cemâlî hazretlerinin mahdûm-ı kihteridir. Anatolu'da ve Mısır'da niçe yerde sâhib-i seccâde olup âhir Mısır diyârında şarkıyye ve Garbiyye menâsıblarına mutasarrıf iken dıraht-ı ikbâli musdıka-i âyeti Arapça olup Mısır-ı Kâhire'de temekkün eyleyüp kuvvet-i kâhire ile nükûd-ı enfâs-ı nakd u vaktini itmâm eyleyüp İmâm Ebü'l-Leys hazretleri civârında medfûndur, Y 275b rahmetullâhi aleyh. Sene 968.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y275a–Y275b ·
metinde göster ·
Ve her şeb niçe kerre yüz bin kanâdîller ile her keştîyi çerâğân edüp tâ seher
vaktine
dek top ü tüfeng ü fişeng atup rû-yı Nîl âteş-i Nemrûd ile çerâğân olur.
Ve her şeb niçe kerre yüz bin kanâdîller ile her keştîyi çerâğân edüp tâ seher vaktine dek top ü tüfeng ü fişeng atup rû-yı Nîl âteş-i Nemrûd ile çerâğân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y303a ·
metinde göster ·
"Sen ki hâdimü'l-haremeyn olasın, Kızılbaş-ı evbaşa imdâd etmek lâyık-ı Muhammedî değildir. İmdi mezâhib-i erba‘adan destimizde hüccet burhânlar ve habl-i metîn fetvâlar vardır. Vaktine hâzır ol. Evvel bahâr-ı hüceste-âsârda seninle inşâallâhu'r-rahmân bâzâr-ı Mısır'da bir ceng bâzârı ederiz, vaktine hâzır ol" deyüp sene 921 târîhinde belde-i tayyibe ya‘nî Kostantıniyye'den deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a çıkup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Haleb kurbunda Merc-i Dâbık nâm sahrâ ki Hazret-i Dâvûd aleyhisselâm ile Melik Câlût ceng edüp Y 318b Câlût'un münhedim olduğu Merc-i Dâbık sahrâ-yı bî-pâyândır kim bu ceng hakkında alâ-tarîku'l-kısas Cenâb-ı Bârî habîbine bu âyeti nâzil etmişdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y318a–Y318b ·
metinde göster ·
"Sen ki hâdimü'l-haremeyn olasın, Kızılbaş-ı evbaşa imdâd etmek lâyık-ı Muhammedî değildir. İmdi mezâhib-i erba‘adan destimizde hüccet burhânlar ve habl-i metîn fetvâlar vardır. Vaktine hâzır ol. Evvel bahâr-ı hüceste-âsârda seninle inşâallâhu'r-rahmân bâzâr-ı Mısır'da bir ceng bâzârı ederiz, vaktine hâzır ol" deyüp sene 921 târîhinde belde-i tayyibe ya‘nî Kostantıniyye'den deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a çıkup kat‘-ı menâzil ve tayy-i merâhil ederek Haleb kurbunda Merc-i Dâbık nâm sahrâ ki Hazret-i Dâvûd aleyhisselâm ile Melik Câlût ceng edüp Y 318b Câlût'un münhedim olduğu Merc-i Dâbık sahrâ-yı bî-pâyândır kim bu ceng hakkında alâ-tarîku'l-kısas Cenâb-ı Bârî habîbine bu âyeti nâzil etmişdir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y318a–Y318b ·
metinde göster ·
… ttasıl bir Ûc tasvîri edüp iki ayak üzre durur. Yine âdem sıfatında, ammâ seher
vaktinde
başı bulutlar içindedir. Geysûların târmâr kılmış bir kadd-i bâlâ âdemdir. Ve a …
Evc-i âsumâna ser çekmiş bir beyâz mermer kayayı üstâd kat‘ ede ede yine arkası ve omuzları kayaya muttasıl bir Ûc tasvîri edüp iki ayak üzre durur. Yine âdem sıfatında, ammâ seher vaktinde başı bulutlar içindedir. Geysûların târmâr kılmış bir kadd-i bâlâ âdemdir. Ve ayakları mermer amûdlara benzer. Boynunu elli âdem kucaklayamaz. Başı Süleymâniyye câmi‘i kubbesi kadar vardır. Ve bâzûları hem-çünân sütûnlar kadar vardır. Ve bir eli zekerinde ve bir elinde bir neheng balık omzuna almış durur bir eşkâl-i acîbedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y428a ·
metinde göster ·
… rada ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmede. Derhâl Kalavân minâresinde kuşluk
vaktinde
feth ezânları kırâ’at olunup kal‘anın yetmiş yedi burcunda yetmiş yedi beyâz ba …
Selîm Hân dahi Mısır'ı muhâsarada iken bu Elvâhlı bevvâblar Y 448a pes-i perdeden kal‘anın matbah kapusun ve sarâyın sâkıye kapusun açup Selîm Şâh'ı sarâya korlar ve kal‘ayı zabt ederler. Asker-i İslâm ise taşrada ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmede. Derhâl Kalavân minâresinde kuşluk vaktinde feth ezânları kırâ’at olunup kal‘anın yetmiş yedi burcunda yetmiş yedi beyâz bayrağ u sancaklar dikilüp taraf taraf tabl-ı âl-i Osmân çalınduğın asker-i İslâm görüp cengden fâriğ olup kal‘aya mâl-â-mâl olup sene (---) târîhinde kal‘a-i Mısır feth oldu, bâ-sebeb-i bevvâbân-ı kavm-i Elvâhât.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y447b–Y448a ·
metinde göster ·