… ihân Yahyâ Efendi'nin hayr du‘âları evrâdına müdâvim olup her cum‘a huzûrlarına
varmağa
mülâzım idik. Eğer evsâf-ı hüsniyyâtın tahrîr eylesek bir müdevven olur.
Ba‘dehu sene 1043 târîhinde yine Yahyâ Efendi sâlisen şeyhülislâm-ı mü’ebbed oldu, sellemehullâh. Hakîre Çehârşenbebâzârında Tavâşî Mehemmed Ağa câmi‘inin ser-mahfilliğin ve devir-hânlığın ve na‘thânlığın ihsân edüp her cum‘a na‘t-ı şerîf-i Server-i dü-cihânı hidmetinde olup cihân cihân Yahyâ Efendi'nin hayr du‘âları evrâdına müdâvim olup her cum‘a huzûrlarına varmağa mülâzım idik. Eğer evsâf-ı hüsniyyâtın tahrîr eylesek bir müdevven olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 74a ·
metinde göster ·
… sin’ deyü redd etdiler. Zîrâ intihâ-yı serhad bir cezîre yerdir, iki yüz âdemle
varmağa
tahammülü yokdur. Ve cevz-i ma‘dâdu yedi bin guruşdan mâ‘adâ bir îrâdı yokdur. …
"Pâdişâhlar huzûrunda ve cemî‘i edyânda kizb harâmdır. İşte lalana rû-be-rû söylerim, yüz elli âdem ile bu İpşir Paşa lalan Van'a vardıkda kal‘a kapuların sedd edüp kal‘aya komayup ‘zâlimsin’ deyü redd etdiler. Zîrâ intihâ-yı serhad bir cezîre yerdir, iki yüz âdemle varmağa tahammülü yokdur. Ve cevz-i ma‘dâdu yedi bin guruşdan mâ‘adâ bir îrâdı yokdur. Ol vilâyete beni hakâret içün gönderüp pâdişâhıma hilâf anlatmışlar" deyince hemân pâdişâh devât kalem getirdüp mübârek hatt-ı şerîfiyle "Üsküdar'dan Mısır'a ve Bağdâd'a ve Erzurûm'a varınca cümle Anatolu vilâyetlerinin menâsıb-ı âlîlerinin azl [u] nasbları elinde olup Van üzre serdâr-ı mu‘azzamımsın" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî ile harc-ı râh beş kîse altun ve yüz katar deve ve yüz katar katır ve bir serâperde-i Süleymânî ihsân edüp iki semmûr hil‘at-ı fâhire ihsân edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80b ·
metinde göster ·
… ı, bir kal‘a feth oldukda ve ordu içre beyt-i helâ kazarlar ve kal‘anın esâsına
varmağa
zîr-i zemînden lağım edüp bârûd-ı siyâh ile kal‘a dîvârın hevâya perrân atup fe …
Bu esnâfın gazâlarda kârları, bir kal‘a feth oldukda ve ordu içre beyt-i helâ kazarlar ve kal‘anın esâsına varmağa zîr-i zemînden lağım edüp bârûd-ı siyâh ile kal‘a dîvârın hevâya perrân atup feth ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 154a ·
metinde göster ·
… z" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a
varmağa
gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup " …
"Benim oğlum! İbrâhîm Hân vezîri Hezârpâre Ahmed Paşa on bir vezîri katl etmişdir. Bizi dahi eyâlet-i Sivas'dan ma‘zûl edüp İpşir Paşa'nın hâtûnu, Gürcîstân Hâkimi Mavrol Hân kızı Perî Hân'ı İbrâhîm Hân'a göndermediğim içün üç kerre başıma kapucubaşılar ve hasekîler gelüp hamd-i Hudâ başım vermeyüp Âsitâne-i sa‘âdetde cümle vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârdan ve yedi ocak halkından mektûblar ve Vâlide Sultân'dan tezkireler gelüp ayak sürüyerek deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a gelüp şer‘ile da‘vâm vardır deyüp Vezîr'i ve Cinci'yi ve Müfti'yi ve Mülakkab kadı‘asker'i ve Bektâş Ağa'yı ve Çelebi Kethüdâ'yı ve Muslihiddîn Ağa'yı ve Kara Çavuş'u isteyesin, demişler. İşte benim oğlum! Ben azîm asker ile Sivas'dan ma‘zûl olup der-i devlete Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve halâlin İbrâhîm Hân'a vermediğim İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâr oğlu Gâzî Paşa oğlum ve Kütahiyye Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsıl-ı kelâm üç vezîr ve yedi mîr-i mîrân ve on bir mîr-i livâ ordu-yı İslâmıma cem‘ olup Âsitâne tarafına müteveccih olmak üzreyiz. Eğer sen de Ahmed Paşa'dan başın kurtarmak murâdın ise Tokat kal‘ası altında senin ile mülâkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ taht ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldikde kırâ’at edüp mefhûm-ı ma‘lûm-ı şerîfleri oldukda cümle ağavâtlarıyla meşveret edüp cümle levendât makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı ve matbah emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî Paşa'ya mektûblar tahrîr olunup "İnşâallahu'r-Rahmân senin ile Âsitâne tarafına gitmek üzreyiz" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur" deyü teşvîşe düşüp "Ayâ! Bâr-ı sakîli bu erba‘în ve zemherîr günlerinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
… ahkemede emânet koyup paşaya geldiklerinde, ne kâdirler paşanın yanına bî-haber
varmağa
, paşanın cümle iç gılmân-ı hâssalara haberdâr olup hançer belde ve kabza elde â …
Bu şehr içre on gün meks edüp seyr [u] temâşâ ederken mukaddemâ bâlâdâ Körköy nâm mahalde gelen Murâd Haseki ve Çavruzcu Çavuş'u dörd gün haps edüp Sâlih Paşa karındaşı Murtaza Paşa'ya ulak Sâlih'i gönderüp "Gâfil me-bâş, başın gider" deyü mektûblar göndermişdi. Hikmet-i Hudâ "el-Abdü yüdebbiru vallahu yukaddir" tatar Sâlih dörd gün mukaddem gidüp Nusaybin nâm şehr-i harâbe vardıkda bir gice at üzre sar‘a dutup depesi üzre menzil-i hânda ser-nigûn olup mebhût olup meyyit-i müteharrik-misâl yatar. Beri tarafda paşanın dörd gün sonra gönderdiği Murâd Haseki, Murtazâ Paşa'ya yetişüp "Sa‘âdetli Pâdişâh, sultânımı kapudan paşa eyledi. Müjde bizimdir" deyü birer semmûr kürk ve birer kîse harc-ı râh sikke-i hasene verüp râh-ı Bağdâd'dan avdet edüp Diyârbekir'de Bezikîoğlu hânesinde Murtazâ Paşa meks etdüğü mahalde Murâd Haseki ve Çavruzcu Çavuş "emr pâdişâhın" deyüp Murtazâ Paşa'nın başına kapucularla üşüp kellesin teninden cüdâ edüp onuncu günde ânî gördük, şehr-i Merzifon'a Murâd Haseki ve Mülakkab Çavuş mahkemeye gelüp Murtazâ Paşa ile Çaylak Kapucıbaşı'nın baş kutular ile mahkemede emânet koyup paşaya geldiklerinde, ne kâdirler paşanın yanına bî-haber varmağa, paşanın cümle iç gılmân-ı hâssalara haberdâr olup hançer belde ve kabza elde âmâde olup Haseki ve Çavuş berk-i hazân-misâl dir dir ditreyüp kapunun eşiğin bûs edüp saff-ı na‘lde ayak üzre karâr etdiklerinde paşa eydür: "Bre kâfirler! Ol mazlûm Murtazâ Paşa'yı niçe katl etdiniz. Ben hod sizin cemî‘î esbâblarınızı ve eğer ve teğeltilerinizi aramış idim. Sizde 348a kapudanlıkdan gayrı hatt-ı şerîf görmedim. O, merhûmun katli hattın kande hıfz etmişdiniz. Allah'ı severseniz doğru söylen" deyü yemîn verdikde hemân Murâd Haseki "Vallahi devletli Vezîr! Biz emir kuluyuz, fermân pâdişâhındır. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b–348a ·
metinde göster ·
bir sâ‘atlik yer kalmışdır. Nehr-i Edil'in irtifâ‘ı âlîdir. Nehr-i Ten süflîdir …
{Der-sitâyiş-i nehr-i azîm Edil}: Ammâ ru-yı arzda Cenâb-ı Bârî cümleden büyük Moskov diyârında nehr-i azîm Edil'i halk etmişdir kim tulû‘undan gurûbına gelince kırk mil ve elli mil arzı vardır. Ve umkı yigirmi kulaç ve otuz kulaç derindir. İbtidâ tulû‘ı Moskov diyârının cânib-i garbîsinde bahr-i Muhît kenarındaki dağlardan tulû‘ edüp yedi aylık yol cânib-i şarka cereyân edüp Heyhât sahrâsının şark tarafı nihâyetinde bahr-i Haraz'a (---) koldan derya-misâl mahlût olur. Moskov gemileri ve Acem'in Bakü ve Demirkapu ve Gilân gemileri bu nehre girüp Moskov'a tüccâr-ı sevdâgerân götürürler. Hattâ Murâd Hân-ı Sâlis'de Sokollu Mehemmed Paşa kal‘a-i Azak dibinden cereyan eden Ten nehrinin başı, Edil nehrine üç menzil olmağıla nehr-i Edil'den hafirler kazup nehr-i Ten'e mahlût etmeğe iki sene çalışup husûle gelmişken bi-emri Hayy [u] Kadîr şiddet-i şitâ gelüp asker kırılup cümle mühimmât anda kalup Moskov ahz eylemişdir. Eğer ol Edil ile nehr-i Ten birbirine mahlût olsa İslâmbol'dan gemilerle cümle asker-i İslâm cebehâne ve mühimmâtlarıyla Karadeniz'den Azak bahrine, andan nehr-i Ten ile tâ nehr-i Edil'e, andan gemiler ile Acem diyârında Demirkapu'yu ve Bakü'yü ve Şirvân [u] Şemâkı'yı ve Gîlân'ı bî-bâk ü bî-pervâ zabt etmek mümkin idi. Allahümme yessir. Hâlâ mülûk-ı Âl-i Osmân murâd edinse emr-i sehildir. Zîrâ Edil nehrine handaklar varmağa bir sâ‘atlik yer kalmışdır. Nehr-i Edil'in irtifâ‘ı âlîdir. Nehr-i Ten süflîdir. Ol ecilden nehr-i Edil deryâsı kal‘a-i Azağa gelirdi. Bu hakîrin Mehemmed Girây Hân asrında Edil handakları manzûrumuz olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 115a ·
metinde göster ·
… ) medresesi hücresi olmuşdur. İlâ hâze'l-ân ol hücre-i sultân mesdûddur. Yanına
varmağa
bile cür’et edemezler. Eyle bir mahûf hücredir.
Ale's-sabâh Kemâl Paşazâde taşra çıkınca görse kim kapusu önünde imâm ve mü’ezzin ve cemâ‘atler tâbût hâzır edüp su ıssı etmişler. Kemâl Paşazâde'yi görüp vâlih ü hayrân kalup şükr-i Yezdân ederler. Kemâl Paşazâde keşf-i râz etmeyüp bu hücrede tekmîl-i fünûn edüp eyle âlim ü fâzıl olur kim ferîd-i asr, mütebahhirînden gavvâs-ı ma‘ânî olup hakkâ ki müfti's-sakaleyn olup âhir Süleymân Hân-ı Gâzî asrında Mısır kadı‘askerliğinden ma‘zûl olup {İslâmbol'da} şeyhülislâm iken dâr-ı selâmı selâmlayup Edirnekapusu hâricinde bir demir şebeke içre üstü mekşûf bir merkad-i muvakıdede medfûndur. Masrû‘ olan cânlar yedi cum‘a ertesi ale‘s-sabâh ziyâret edüp hâk-i pâk-i anber-âsâ türâbından sehel tenâvül ederler, bi-emrillâhi Te‘âlâ sıhhat bulup gider. Bu sultânın irtifâ‘-ı kadrine sebeb bu Edirne'deki (---)(---) medresesi hücresi olmuşdur. İlâ hâze'l-ân ol hücre-i sultân mesdûddur. Yanına varmağa bile cür’et edemezler. Eyle bir mahûf hücredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 157b ·
metinde göster ·
… dir. Bu abd-i kemter ol taraf ahvâline nigerânda olmağıla der-i devlet tarafına
varmağa
iktidârım yokdur. Hâlâ asker cem‘ edüp ol cânibe fermân-ı hümâyûnunuzla serdâr- …
Ba‘dehû paşa niçe menâsıb-ı âlîleri tevcîh edüp kalemiyyeleriyle yedi günde dörd bin 174b ulûfe çıkarup cümle kul mecbûr-ı hâtır oldu. Ammâ tevcîh olunan menâsıbların birisin İpşir Paşa müsellimlere zabt etdirmeyüp ba‘dehû müsellimler paşadan kalemiyyelerin şer‘ ile taleb edüp bin altmış kîse ashâbına redd olunup paşa bu kadar kîse-i Rûmî hasâre çekdi. Mâh-ı mezbûrun yigirminci günü sâbıkan ağamız olan Kulaksız Abaza Şâhin Ağa çingene harâcıyla gelüp paşa efendimiz dahi Şâhin Ağa'ya harâc-ı kıptîyânı zabt etdirmeyüp İpşir Paşa ile efendimiz mâbeynine ibtidâ bürûdet bundan hâsıl oldu. Ba‘dehû her gelen İpşir Paşa'nın Haleb'de isyân [u] tuğyânın ve deryâ-misâl asker cem‘ etmesinin haberin getirirlerdi. Niçe kerre der-i devlet tarafından hasekiler ve kozbekçiler ve serbevvâbân-ı dergâh-ı âlîler gidüp "Elbette lalam, âsitâne-i sa‘âdetime ale'l-acele gelesin" deyü müsta‘cel hatt-ı şerîfler gitdikçe Haleb'den taşra aslâ bir hatve çıkmayup deryâ-misâl asker cem‘ ederdi. Bir kerre bir telhîsi gelüp "Pâdişâhımın der-i devletine arz-ı bende-i bî-mikdâr budur kim Van diyârlarında Pinyânişi nâm ülkeden kızılbaş-ı bed-ma‘âş [u] ser-tırâş iki kerre yüz bin koyun sürüp niçe yüz a‘yân-ı Ekrâd katl edüp bu kadar kurâ ve büldân nehb ü gâret edüp sulh-ı Murâd Hân'a muğâyir gûnâ-gûn işler işlenmişdir. Bu abd-i kemter ol taraf ahvâline nigerânda olmağıla der-i devlet tarafına varmağa iktidârım yokdur. Hâlâ asker cem‘ edüp ol cânibe fermân-ı hümâyûnunuzla serdâr-ı mu‘azzam olup gitmek üzreyiz. İnşâallahü'r-rahmân pâdişâhım dahi evvel-bahârda bu câniblere deryâ-misâl asker ile atf-ı inân edüp ammün Sultân Murâd Hân'ın feth edüp yine kızılbaş aldığı Revân'ın ve Nahşivân ve Şirvân ve Azerbâycân'ın ve niçe bin bed-ma‘âşun cânın alavuz. Hâlâ kırk bin tüfeng-endâz u sekbân u sarıca gâzîleri cem‘ edüp yanımda yetmiş aded mîr-i mîrân ve yedi aded vezîr-i dilirân mevcûd olup iktizâ ederse der-i devlete bu minvâl üzre rû-mâlîde kılmak üzreyüz" deyü haber gelince der-i devletin cümle ser-i kârda olanları vâlih [ü] hayrân olup Kapudan Kara Murâd Paşa Yeniçeri ocağına fitne âteşin bırağup "Gördünüz mi kırk bin tüfeng-endâz ile sizi kırsa gerek!" deyü İslâmbol içre niçe kerre yüz bin gûne güft u gûy-ı dürûğu sahîh kîl u kâller olarak cümle erbâb-ı devlet mest-i devlet iken mest [ü] medhûş sergerdân u hayrân u giryân gezerlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174a–174b ·
metinde göster ·
… î ve bâğî ve dağî ve âsî haşerâtlar elinden şâh-râh-ı Müslimîni pâk edüp üstüne
varmağa
azîmet olunmuşdur. Gerekdir kim mektûb-ı pend-üslûbum vüsûl buldukda bir ân dur …
emrine imtisâlen üzerine varmak farz-ı ayn olup fenkerû(?) mâl u menâl-i ganâ’iminüz helâl-i zülâl olduğuna mezâhib-i erba‘adan mükerrer fetvâlar alınup memâlik-i İslâmı sencileyin yağî ve bâğî ve dağî ve âsî haşerâtlar elinden şâh-râh-ı Müslimîni pâk edüp üstüne varmağa azîmet olunmuşdur. Gerekdir kim mektûb-ı pend-üslûbum vüsûl buldukda bir ân durmayup Van derneği altında sâ’ir ümerâ karındaşların ile hizmet-i pâdişâhîde bulunup gâret etdiğin koyunları ve mâl-ı sevdâgerânları ve gayrı nehb etdiğin mâl-ı bî-girânları cümle ashâblarına redd etmeğe Taht-ı Van'a gelüp mürâfa‘a-i şer‘-i Resûl-i mübîn olasın. Vallahi ve billahi ve tallahi sana ve gayrı tevâbi‘lerine ve mâl-ı hânene zerre kadar halel gelmez. Elbette gelesin ve illâ bu kadar mâl [u] menâl hasâre etdiğin mukâbelesinde senin dahi ilin vilâyetin nehb ü gâret olup hemîn cümle erzâkın gâret olup vücûd-ı bî-sûd-ı pür mazarratın sahîfe-i rûzgâr-ı zûrkârda hakk olunmağa azîmet olunup iki yerden gayret kılıcın kemerime bend edüp "Bismillah niyyetü'l-gazâ demişiz!", ümiddir kim seninle Rahova nâm sahrâda asâkir-i İslâm-ı Van ile varıldıkda sen dahi kavm-i Yezîdî Rûjikiyân asker-i Çamapurunla karşu çıkasın. Ya taht ola, ya baht ola, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261a ·
metinde göster ·
… gitdikde Gürcî İpşir mahzûz oldu, ammâ mühr ile diyâr-ı İslâmbol gibi dâr yere
varmağa
havf edüp Acem tarafına bir sefer açmağa tedârikler görüp beş ay kâmil Haleb'de …
Ertesi yedi katar-ı katır mâl ile beş yüz pür-silâh askere Ahmed Ağa'yı serdâr edüp Kaya Sultân'a hedâyâlar gönderirken Âsitâne tarafından Sadrıa‘zam Murâd Paşa'dan emr-i şerîfler ve mektûblar ile Benli Ömer Ağa nâm bir kapucubaşı-yı benâm gelüp dîvân-ı pâdişâhîde emr-i şerîfler alâ mele’i'n-nâs kırâ’at olunup mefhûm-ı kelâm-ı emr-i şerîf oldur kim Mukaddemâ sene 1065 târîhinde İpşir Mustafâ Paşa'ya diyâr-ı Haleb'de mühr-i şerîf gitdikde Gürcî İpşir mahzûz oldu, ammâ mühr ile diyâr-ı İslâmbol gibi dâr yere varmağa havf edüp Acem tarafına bir sefer açmağa tedârikler görüp beş ay kâmil Haleb'de oturup bu eyâlet-i Van'da mezkûr Pinyanişî beğlerine haber gönderüp elbette Kızılbaş'ın bir tarafını urup sulha muğâyir bir iş edüp ol tarafa serdârlığ ile varırsam sizin hâslarınız ve sancaklarınız dahi ziyâde ideyim." deyü İpşir Paşa Haleb'den bu Pinyanişî kavmine haber gönderir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 284a ·
metinde göster ·
… alde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet anda kim âdem yine na‘rasına karşu
varmağa
cür’et eder ammâ altında eğer atın aygır ise isterse iki yaşdan cılıkdan küheyl …
Bu mahallerin hâvurlarında ve büklüklerinde esedler sürü sürü gezüp câmûs-ı beyâbânı ve har-ı çâr-pây-ı deşti ve gazal-ı maralı ve gayrı gûne gûsfend ü câmûs ve bakar-ı beyâbânî şikâr edüp tenâvül ederler. Bu Bağdâd arslanı kadar mahbûb u şîrîn ve semîn ü müdrik esed bir diyârda yokdur. Ammâ mel‘ûnlar gâyet mehîb ü mahûfdur. Bir kerre kemîngâh-ı hâvurdan tulû‘ edüp ra‘d-âsâ bir na‘ra ursa âdemin zehresi çâk, elbette ol mahalde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet anda kim âdem yine na‘rasına karşu varmağa cür’et eder ammâ altında eğer atın aygır ise isterse iki yaşdan cılıkdan küheylânı olsun na‘ra-i esedi istimâ‘ edince hemân ol ân dümmin hotas edüp firâr eder. Bin kerre mahmîz itsen feryâd edüp avdet eder. Ammâ eğer kısrak üzre bulunursan 358a bi-emri Hudâ kısrak arslanın na‘rasından değil birkaç mühlik zahm-ı pençesinden bile havf etmeyüp yine arslan üzre hamle eder. Ammâ dişi arslan yavrularına nafaka tahsîliyçün şikârbâz u cengâver olur. Eğer tokdur ve eğer açdır elbette şikâr arar. Ammâ erkek sübû‘ yigirmi dörd sâatde bir kerre şikâr alsa tok iken artık gayrı şikâra bakmaz ve asla ceng etmez. Ammâ Yezîdî gazanfer eğer aç ve eğer tok Yezîdî'dir elbette ceng eder ve gâyet bed-çehre vü hamlekâr u hîlekâr ve boz tüğlü ve gerdeni kalın ve arkası siyâh ve başı büyük ve tüğleri çim çim Marzıvân katırından iri Yezîdî arslan bî-emân olur. Ammâ hikmet-i hudâ bu Bağdâd arslanları şikâr içün köylere ve büleydelere gelince avretler bu arslanları ortaya alup döğe döğe deyelerler. Arslanlar firâr ederken durup avretlerden tarafa aslâ nazar etmeyüp firâr eder, bir aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b–358a ·
metinde göster ·
Evvelâ bu kal‘a dest-i Boğdan'da iken sene 889 "Fetehetâ" lafzı târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî Sivaslı Kara şemseddîn-i Velî hazretlerinin tahrîkiyle yer götürmez deryâ-misâl asker ile bu kal‘ayı muhâsarâya başlayup pey-ender-pey cânib-i selâsından sademât-ı top-ı kûplar ile her tarafın rahnedâr etdi, ammâ yetmiş kulaç kesme kaya handakının umku olmağile guzât-ı müslimîn tahta'l-kal‘aya varmağa cesâret edemeyüp âhir-i kâr toprak sürerek handak kenârına gelüp toprağı ale't-tevâlî handaka ilkâ ederler, ammâ küffâr uğrın kapulardan handak içindeki toprakları uğurlayup kal‘anın şimâli tarafında cereyân eden nehr-i Turla'ya toprağı döküp handak içre bir kırat taş ve türâb kalmazdı. Bu hâl ile cüyûş-i muvahhidîn âciz-mânde kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a ·
metinde göster ·
Nemse çâsârı tarafından beş bin tüfeng-endâz kâfir kal‘ada aslâ amân dilemedi. Ve bu sûr hâricinde bir müzeyyen varoşu var idi. Kal‘ası kâfirleri itâ‘at etmedikleri ecilden Eğre ve Budin ve Kanije gâzîleri bu varoşa şergil olup hâh-nâhâh bî-bâk u bî-pervâ şehre girüp cümle mâl-ı ganâ’im [ü] üsârâların alup şehrin âteşe urup ancak kal‘ası bir sahrâ-yı vâsi‘de sögele kaldı. Ve yine asker-i İslâm'a kırkar ellişer vukiyye top gülleleri urdu. Gâyet metîn ü müstahkem şekl-i muhammes bir kal‘a-i Şeddâdî beş tabyalı ve beş aded kenîseli bir kal‘a-i beyâz idi, yanına varılmaz. Ancak bu kadar temâşâ etdik, zîrâ top serpindisinden yakın varmağa âdem cür’et edemezdi, ammâ sahrâları gayet mahsûllü yerlerdir. Andan 4 sâ‘at sahrâlarda gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 9b ·
metinde göster ·
… -hâl suyu kesmeğe cümle asker âciz-mândeler idi. Eğer su kesilmese kal‘a dibine
varmağa
kudret olmazdı.
Tâ vakt-i fecr ki oldu, sahrâ-yı Uyvar'da bir katre sudan nâm [u] nişân kalmayup cümle guzât hamd ü senâ etdiler. Ammâ hakîkatü'l-hâl suyu kesmeğe cümle asker âciz-mândeler idi. Eğer su kesilmese kal‘a dibine varmağa kudret olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 109a ·
metinde göster ·
Ve nehr-i Neretva içinde hammâm kubbesi gibi taşlar vardır ve gayet dîvâne ve taşkın ve coşkun dîvâne akup niçe yerinde buruntu girdâbları olup yıldırım-vâr şakıyup ve ra‘d-vâr gürleyüp böyle bir dâne suya kendüyi atmak zehî cür’et-i benî Âdemdir. Ammâ el-hâsıl hemân îmân etmişlerdir. Evvel alçak kayalardan atlayup dahi âlîden pertâb ede ede idmân bulup cisrden aşağı atılırlar. Ammâ bir cür’et dahi bu şehrin ehl-i hıref sıbyânları hânelerinden üstâdlarının dükkânlarına ta‘âm getirirken iki elinde ta‘âmlar ve başı üzre nân-pâreler ve gayri eşyâlar var iken niçe gulâm-ı sâhib-cür’etler bu kadar bâr-ı sakîller ile cisir ortasında gitmeyüp cisrin iki tarafında olan ensiz korkuluğu üzre gâyetü'l-gâye sür‘at üzre seğirderek ubûr eder cerî sıbyânları var. Aklı olan âdem bu cisrin kenârına varmağa havf eder, ammâ nâ-resîde püserânlar cisrin korkulukları üzre seğirderek geçerler, garîb ü acîb temâşâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 165a ·
metinde göster ·
… mîk handak üzre makaralar ile asma çit cisri var. Bu cisrden geçüp büyük varoşa
varmağa
nehr-i Tuna üzre yüz adım gidüp bir ağaç cisrden dahi geçüp andan varoşa girili …
Nehr-i Tuna sâhilinde bir yarlı(?) bayır üzre çâr-kûşe palanka olup cümle iki kapusu var. Biri beri maşrık tarafına nâzırdır. Biri küçük kapudur kim nehr-i Tuna kenârına bu kapudan yigirmi ayak nerdübân ile enilir, Tuna taşsa on kademe nerdübân kalır. Varoş tarafına mezkûr büyük kapu üzre bir kasr-ı âlîsi var, mahkeme-i şer‘-i Resûl civârındadır. Ve kapu önünde bir enli amîk handak üzre makaralar ile asma çit cisri var. Bu cisrden geçüp büyük varoşa varmağa nehr-i Tuna üzre yüz adım gidüp bir ağaç cisrden dahi geçüp andan varoşa girilir. Bu hisâb üzre bu kal‘ayı nehr-i Tuna ihâta edüp bir cezîre gibidir, zîrâ Tuna'dan ayrılmış bir fırka ensiz su dahi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 93a ·
metinde göster ·
… eynde bir 263b ulu kaya vardır kim de[r]yâ içindedir. Gemiler ol kayaya karîb
varmağa
ihtirâz ederler. Ve Holumiç burnu bu kayacığın cânib-i şarkında Mor[a] kıyısınd …
Ve bu cezîre bir ulu yaylalı dağdır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi seksen mîldir kim Mora cezîresine on mîl karîbdir. Ve Mora ile adaya karîb mâbeynde bir 263b ulu kaya vardır kim de[r]yâ içindedir. Gemiler ol kayaya karîb varmağa ihtirâz ederler. Ve Holumiç burnu bu kayacığın cânib-i şarkında Mor[a] kıyısında bir âlî burundur, ammâ etrâfı ifrât ile sığlıkdır ve ormanlar ile sıklıkdır. Mezkûr Holumiç burnuna karîb gemiler varmayalar. Mellâh keştîbânlar ihtirâz edeler. Hattâ küffâr zamânı bu Holumiç burnunda fânûs yakarlarmış. Cümle rübbân-ı mellâhân gece ile ol fânûsu görüp ol buruna yakın varmazlarmış. Hâlâ fânûs kullesi eseri nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 263a–263b ·
metinde göster ·
… n yıldız tarafında bir liman-ı hudâyî dahi vardır, Dimata derler. Büyük gemiler
varmağa
kâbil yerdir. Bu limandan Pireveze'nin kal‘ası yıldız rûzgârı üzre tokuz mîldir …
Ve dahi kal‘anın yıldız tarafında bir liman-ı hudâyî dahi vardır, Dimata derler. Büyük gemiler varmağa kâbil yerdir. Bu limandan Pireveze'nin kal‘ası yıldız rûzgârı üzre tokuz mîldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 344a ·
metinde göster ·
… içe ihtiyâr âdemler şehâdet etdiler. Ol zamândan berü bu dırahtın sâyesine bile
varmağa
havf ederler. Ve mezkûr Hasan Beşe'nin bir kolu meflûc olup niçe sene felc mara …
El-hâsıl sun‘-ı Hudâ bir turfe ağacdır. Ve sene (---) târîhinde rûzgâr-ı zorkârın zorundan bir dalı kırılup Hasan Beşe nâmında bir âdem bulup mezkûr nihâli alup hânesine götürünce hâtûnu bu nihâli âteşe urup râyihasından ol avret ve üç câriye ve üç ma‘sûmları ve civârında olan âdemlerden dırahtın râyihasın şem edenlerden ol mahalde on yedi âdem Q 23b bir demden cân verirler. "Bu ahvâl karîbü'l-ahd oldu" deyü niçe ihtiyâr âdemler şehâdet etdiler. Ol zamândan berü bu dırahtın sâyesine bile varmağa havf ederler. Ve mezkûr Hasan Beşe'nin bir kolu meflûc olup niçe sene felc marazıyla mu‘ammer olup yakın zamânda merhûm oldu, deyü nakl etdiler. Ve bu ahvâl tevâtür üzre meşhûr-ı âfâkdır. Ol ecilden bu dıraht-ı garîbe bir ferd vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y44b ·
metinde göster ·
… nâzil olmuş nebîlerdir, deyü tahrîr etmişler. Ammâ türbedârlar bunların yanına
varmağa
men‘ edüp rızâ vermezler, zîrâ kefenleri mürûr-ı eyyâm ile rîze rîze olup ba‘zı …
Ziyâretgâh-ı evlâd-ı Hazret-i İshâk ve evlâd-ı Hazret-i Ays: Bir kûhsârın dâmeninde bir gâr-ı azîm içre on iki vücûd-ı şerîf âsûdedirler. Ammâ medfûn değillerdir, zîrâ türâb yokdur. Kimi oturur ve kimi yatır ve kimi sücûd eder şeklinde hâlleri üzre âsûdedirler. Be-kavl-i tevârîh bunlara suhuf nâzil olmuş nebîlerdir, deyü tahrîr etmişler. Ammâ türbedârlar bunların yanına varmağa men‘ edüp rızâ vermezler, zîrâ kefenleri mürûr-ı eyyâm ile rîze rîze olup ba‘zı Y 207a avret yerleri mekşûf imiş. Ol ecilden huzûrlarına varmağı men‘ edüp gâr kapusundan du‘â ederler. Hakîr dahi bu pendi kabûl edüp eyle du‘â etdik ve şefâ‘atlerin ricâ eyledik. Ve bunlardan taşra ol bâğ-ı iremde bir kaya dâmeninde bir kubbe-i âlî içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y206b–Y207a ·
metinde göster ·
"Vallâhi biz dağ âdemîsiyiz. Böyle bir vezîr-i dilîr huzûruna
varmağa
havf ederim. Zirâ yedi kerre Osmânlı (---)(---)(---)(---)(---) gördüm. (--- …
"Vallâhi biz dağ âdemîsiyiz. Böyle bir vezîr-i dilîr huzûruna varmağa havf ederim. Zirâ yedi kerre Osmânlı (---)(---)(---)(---)(---) gördüm. (---). Gazze paşası bir hîle ile karındaşım oğlu Beşîr'in başın kesüp Sultân-ı Rûm'a gönderdi. Eğer paşa surremiz ihsân ederse, Q 111a sene-i sâbık üzre on bin Y 266a guruş eder, alup, du‘â-i hayr ederiz. Nitekim bizim ol âdemlerimiz anda mahpûsdur. Bu vezîr-i âlî-şân zemânında ne huccâca ve ne âyende vü revendeye vaz‘-ı yed etmeziz. Ve sizleri dahi haps etmeziz" deyü tevâzu‘âne mu‘âmele etdiler. Yûsuf Ağa dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265b–Y266a ·
metinde göster ·
… Bu Merâ(?) cebelinin cânib-i şarkîsi harâbistân mağâristânlardır kim benî âdem
varmağa
cür’et edemez, âdeme dehşet hâsıl olur. Bu cebel üzre bu mahalle Vâdiyü't-Tayr …
Siyût kazâsı haddinde iltizâm üç yüz evli müslim ve Kıbtî kurâsıdır. Bir kırmızı cebel üzre ma‘mûr u âbâdân beled-i kadîmdir. Bu cebel üzre evâyil-i a‘sârda bir kal‘a-i metîn var imiş, hâlâ eser-i binâları nümâyândır. Bu Merâ(?) cebelinin cânib-i şarkîsi harâbistân mağâristânlardır kim benî âdem varmağa cür’et edemez, âdeme dehşet hâsıl olur. Bu cebel üzre bu mahalle Vâdiyü't-Tayr derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y369b ·
metinde göster ·
… a didi ḫaberi yoḳ ki alaçaġı ala gözlü ḳızuŋ otaġı olsa gerek bu otaġuŋ üzerine
varmaġa
edeblendi ayıtdı ne olur-ise olsun hele men avumı alayın didi
yā rab bu otaġ kimüŋ ola didi ḫaberi yoḳ ki alaçaġı ala gözlü ḳızuŋ otaġı olsa gerek bu otaġuŋ üzerine varmaġa edeblendi ayıtdı ne olur-ise olsun hele men avumı alayın didi