Leb-i deryâda kasaba-i ma‘mûredir. Bir câmi‘i ve yedi mescidi ve bir hânı ve bir hammâmı ve yedi sebîli ve üç tekyesi vardır. Ve üç yüz aded Âh-i Evran kârhânesi ya‘nî tabbâğ dükkânı vardır ve elli aded dutkalcı kârhânesi vardır ve leb-i deryâda yetmiş aded kirişci kârhânesi vardır. Ammâ müteehhil mahallesi azdır, cümle mücerredân bâzârıdır. Hîn-i ma‘rekede beş bin tüvânâ tabbâğ bekârı şehbâzları çıkar kim her biri birer Ahi Evran'a benzerdir. Ammâ bu kasabanın bed-râyihasından gayrı kimesne bir ân dursa âdem helâk olur. Ammâ anlara ol bed-râyiha müşk [ü] amber gibi kokar. Müşk-bâr âdem yanlarına varsa haz etmezler. Ammâ gâyet mün‘im âdemleri var. Bi-emrillâh Cenâb-ı izzet mâllarına berekât-ı Halîl vermişdir. Meşhûrdur kim pîr [u] pîş-i kademleri Hazret-i Âh-i Evran halîfelerinin birine su’âl eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117a ·
metinde göster ·
… sonra âteş-i Nemrûd'un ve tuç deryâsı âteşinden gayrı gûne esbâblı âdem yanına
varsa
bizzât benî âdem kebâb olur, değil kim çelebi esbâbları tahammül ede. Üstâdlar …
Kâmil bir gün bir gece germâ-germ âteş olduğundan sonra cümle dökücüyân ve âteş-endâhtân çelebi libâsların çıkarup pabucları ve bir gûne nikâblı maskara külâhlar geyüp hemân gözleri görünür gûyâ her biri birer hayâl-i zıll-ı Karagözleri olup eyinlerinde yine keçeden bol maskara hil‘atları geyüp hidmet ederler. Zîrâ yigirmi dörd sâ‘atden sonra âteş-i Nemrûd'un ve tuç deryâsı âteşinden gayrı gûne esbâblı âdem yanına varsa bizzât benî âdem kebâb olur, değil kim çelebi esbâbları tahammül ede. Üstâdlar ana keçe esbâb geymek yolun bulmuşlar. {Nâr-ı cahîmden bir şerer görmek isteyen bu Tophâne âteşin görsün kim, Âye[t]: (---)(---)(---)}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 131a ·
metinde göster ·
… b-i erba‘asında pâdişâhlara mahsûs ne kadar bâğ-ı İremezât misilli hâs bâğçeler
varsa
anların esmâların beyân eder
İki yüz altmış yedinci fasılHâk-i Kostantıniyye'nin cânib-i erba‘asında pâdişâhlara mahsûs ne kadar bâğ-ı İremezât misilli hâs bâğçeler varsa anların esmâların beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144b ·
metinde göster ·
… a buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet
varsa
benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içind …
Bu âsitâne-i bâ-sa‘âdetin sebeb-i inşâsı oldur kim sene (---) târîhinde bizzât Muhammed Hacı Bektâş-ı Velî Yesev şehrinde Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî'den cihâz-ı fakrı kabûl edüp diyâr-ı Rûm'da sâhib-i seccâde olmağa me’zûn olup üç yüz yetmiş fukarâ ve bu Keliğra Sultân cümle fukarâlara ser-çeşme olup Hacı Bektâş-ı Velî ile Rûm'da Orhân Gâzî'ye gelüp Bursa fethinden sonra Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ı yetmiş fukarâsıyla Moskov ve Leh ve Çeh ve Dobruca diyârlarına gönderüp Rûm erenleri olmağa izn verüp "Dobruca'da bir böcük vardır, anı katl edüp ibâdullahı şerrinden emîn eyle" deyü Hacı Bektâş, Keliğra Sultân'ın destine bir tahta kılıç ve bir seccâde ve tabl ve kudüm ve alem ve sıraf ve def ve nakkâre verüp Keliğra Dede kal‘a-i Sinop'a gelüp alâ mele’i'n-nâs yetmiş nefer fukarâsıyla postların deryâ üzre döşeyip "Yâ Hayy [u] yâ Kayyûm" esmâsına müdâvemet edüp def ve kudümlerin çalarak bir günde Rûm cânibinde diyâr-ı Kırım'a andan vilâyet-i Moskov'da Heşdek tâ’ifesin ve Leh diyârında Libka tâ’ifesin cümle İslâm ile müşerref edüp tebdîl-i câme ile Leh diyârında Danıska iskelesinde İsveti Nikola nâm ya‘nî Sarı Saltık isimli bir bıtrîk ve kıssîs-i dalâlet-âyîn ile hem-sohbet olup ol Sarı Saltık'ı katl edüp lâşe-i murdârın pinhân edüp niçe zamân savma‘adan çıkmayup "Ben Sarı Saltık'ım" deyü niçe bin âdemi nihânice dîn-i Muhammedî'ye da‘vet edüp İslâm ile müşerref ederdi. Niçe zamân bu hâl ile Sarı Saltık nâmıyla seyâhat etdi. Ve kendülerinde alâ-sûret-i asfaru'l-levn olmağıla Şeyh Ahmed Yesevî hazretleri kendülere Saltık Bây nâmıyla künye demişler idi. Ammâ ism-i şerîfleri Muhammed Buhârî'dir. Ba‘dehû seyâhât ile "Pırarvardı" ya‘nî Pravadi kal‘asına gelüp sâkin olmağıla "Bir er vardı"dan galat Pravadi kal‘ası derler. Anda def ve kudûmün çalarak Dobruca kralına buluşdukda kral-ı dâll-i bed-fi‘âl eydür: "Ey Sarı Saltık! Eğer sende kerâmet varsa benim diyârımda bir ejdehâ peydâ olup Karadeniz sâhilinde bir yalçın kaya içinde âşiyân edinüp cümle re‘âya vü berâyâm yidi. Ve hâlâ dâr-ı dünyâda iki ciğer-kûşe kızlarıma tâli‘-i kur‘a düşüp ejdere gıda olmağiçün Dobruca sahrâsında bir amûd-ı azîme kızlarım bağlamışız. Vakt-i zuhr olunca gelüp yise gerek, ammâ bu ejdere bir çâre eyle" deyü Dobruca kralı ricâ edince Sarı Saltık Sultân eydür "İmdi kral, Muhammed dînin hak bilüp İslâm ile müşerref olursan senin kerîmelerin ol böcüğün gıdâsı olmadan bi-emrillah ve bi-himmeti'l-pîr halâs ideyim" dedikde kral cân u gönülden yemin billah eyleyüp dürür, hemân Saltık Bây-ı Velî fukarâlarına "üzkürullah" deyüp yetmiş aded dervîş-i dil-rîşiyle def u kudûmlerin çalup alem ve sıraf kaldırup Saltık Velî tahta kılıcın gılâfından çıkarup "niyyetü'l-gazâ" deyüp bir papas kulağuz ile Dobruca sahrâsında kral kızlarının amûda bağlı olduğu yire 266b varup kızları halâs edüp bir yerde hıfz eder. Kendüsü amûd dibinde durur. Ejdehâ dahi şiddet-i hâr olunca Dobruca sahrâsından bir ejder-i heft-ser gıjgırup dâmen-ber-hevâ kec kılup mu‘tâd-ı kadîmesi olan mile yakın gelince hemân Sarı Saltık Sultân fukarâlarına işâret edüp def ü kudüm ve nefîr ü zil çalınca ejder mil dibine yakın geldikde Saltık Bây Sultân "Yâ Ma‘bûd-ı bî-hemtâ" deyüp dal-satûr-ı Muhammedî olup Arapça âyetiyle bir na‘raya rehâ buldurup ejderin aşağı kellesine bir tahta kılıç niçe urursa kelle galtân olup bir şimşîr levha dahi urup bir kellesin kesüp hemân ejder dem çekim sınup bi-emri Hudâ dem-beste olup dörd başıyla firâr eder. Ardı sıra Şeyh Saltık Sultân ejderi kovarak ejder cân acısından gârına girüp Şeyh dahi akîbince girüp dörd kellesin dahi keserken ejder şeyhi der-âğûş edüp sıkar. Şeyh dahi "Yâ Hâfız-ı Müste‘ân" deyüp arkasın gârın bir cânibine dayayup şeyhin vücûdu kayaya girdüğü yer hâlâ zâhir ü bâhirdir. Ve iki dest-i şerîfleri ve iki kadem-i sa‘âdetleri kayaya te’sîr etdüğü alâmetleri zâhirdir. Ba‘dehû ejderin tâb [u] tüvânı kalmayup Saltık Sultân'ı koyverir. Sultan-ı merkûm eli kan, kılıcı kan, sînesi uryân, dilinde Hazret-i Kur’ân tilâvet ederek fukarâlarının yanına gelüp kralın iki kerîmesin yanına alup Dobruca kralına gitmede. Mukaddemâ kızların bağlı olduğu amûdun dibinde azîz hazretleri ejderin üç kellesin kesüp ardı sıra kovagiderken beri tarafda kulağuzluk ile gelen papas ejderin iki kulağın ve bir dilin kesüp seğirderek Dobruca kralının huzûruna kulakları ve dilleri bırağup "Müjde olsun kralım, ejderi katl edüp kızları halâs etdim, işte alâmeti" deyü kizb [u] iftirâ eder. Ân-ı sâ‘atde Saltık Sultân dahi kralın kızlarıyla gelüp tahta kılıcı kanıyla kralın huzûruna kor. Kızları kral bağırlarına basup "Ejderi kim katl etdi" deyü Dobruca Kral kerîmelerinden su‘âl eder. Kızlar dahi mâ-vak‘ı üzre Saltık Bây Sultân'ın katl etdüğün bir bir takrîr ederler. Ruhbân-ı mel‘ûn musırr olup "Elbette ben katl etdim" der. Saltık Sultân eydür "İmdi ey kral. Ejder öldürmek kerâmetdir. Bu râhib ile beni bir kazana koyup su içinde fıkır fıkır kaynadın. Kangımız ejderi öldürdü ise pişmeyüp halâs olur. Kizb söyleyüp ben öldürdüm diyen büryân olur" deyü bu da‘vâ-yı merdi edince papas-ı bî-dîn bu kavle rıza vermeyüp kral "eyle olsun" deyüp Pravadi garbında Kazan Balkanı demekle ma‘rûf ol balkanda bir kazan içre su doldurup gayrı ruhbânlar Saltık Sultân'ın ellerin ardına bağlayup kazana korlar. Dervîşânlar dahi papası muhkem kayd-bend edüp kazan içine korlar. Kazan altına âteş edüp alev-ber-alev âteş-i Nemrûd içinde iki cân kaynamada. Beri Anadolu tarafında Kırşehri'nde Hacı Bektaş-ı Velî, destmâliyle bir kayayı silüp "Saltık Muhammed'im ıztırâbda terlemededir. Hak dest-gîr [u] mu‘în u zahîri ola" dedikde kayadan tuzlu su akardı. Hâlâ Hacı Bektâş-ı Velî tuzu ol günde hâsıl oldu. Ba‘dehû kazanın ağzın açup gördüler kim Saltık Bây Sultân arak-âlûd olup "Yâ Hayy" ismine meşgûl, ruhbân-ı mel‘ûn herse olup ancak üstühânları ve siyâh ruklesi kalmış. Bu hâli Dobruca Kral görüp hâk-i pây-i şeyhe düşüp şehâdet parmağın kaldırup derûn-ı dilden bende-i Sübhân olup ta‘allukâtından ol sâ‘at yedi bin âdem ile İslâm'a geldiler. İslâm'a gelmeyenlere gazâlar edüp feth [ü] fütûhâtlar etdiler. Dobruca Kral Orhân Gâzî'ye elçiler gönderüp mutî‘ [u] münkâd oldu. Orhân'dan Dobruca Krala kadı ve tuğ u alem gelüp ismi Alî Muhtâr oldu. Ba‘dehû sene-i mezbûrda Saltık Sultân vasıyyet eyledi kim "Beni gasl edüp yedi tâbût âmâde edin. Zîrâ benim içün yedi kral ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtal etseler gerekdir" deyü vasiyyet-i şerîfi üzre cümle fukarâları cem‘ olup yedi tâbût hâzır edüp azîz hazretleri dahi sene (---) târîhinde 267a dâr-ı bâkiye irtîhal edüp cümle hulefâları tevhîd [u] tezkîr ile azîzi gasl edüp bir tâbût içre kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 266a–267a ·
metinde göster ·
… na hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba
varsa
ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilâr …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
anın bir mizânbı / Döner üstünde niçe âsiyâbı / Nedir anda olan bağ u besâtîn / …
Ki kande varsa anın bir mizânbıDöner üstünde niçe âsiyâbıNedir anda olan bağ u besâtînNedir ezhâr ile dürlü reyâhînNedir anda olan enhâr-ı cârîGönüllerde komaz aslâ gubârıAna bâğ-ı İrem desem hatâ yokİrem bağında bu denlü safâ yokBiter şeftâlû vü emrûd u elmaOlur zerdâlüsü mânend-i hurmaNice medh etmeyim ben bu cinânıKi zîrâ yokdurur bu şehre sânîVerüp vakfiyyetine Âl-i SelçukBu hâli bilmiş idi cümle mahlûkTelef olmuş idi ol vakf cerrâsMukarrer eylemişdi Âl-i Âbbâs
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18a ·
metinde göster ·
bi-emrillah-i Te‘âlâ altı ayda âb-ı hayât suları hâssasından tendürüst olup ol …
Sincan yaylası, anda cüzzâm ve miskîn varsa bi-emrillah-i Te‘âlâ altı ayda âb-ı hayât suları hâssasından tendürüst olup ol miskînin vücûdu dürr-i beyz-âsâ olup hayât-ı cân bulur. Zîrâ bu yaylada Hazret-i İsâ vâlidesiyle Nablus şehrinden bunda gelüp sâkin olduğu makâm-ı şerîfi ziyâretgâhdır ve Hazret-i İsâ halîfesi Şem‘ûn-ı Safâ hazretleri Mısır'ın Behnisa şehrinden seyâhat ederek bu yaylada Hazret-i İsâ makâmın ziyârete gelüp anda dahi Şem‘ûn-ı Safâ'nın makâmı vardır. Nazargâh-ı peygamberân olduğundan nûş etdikleri âb-ı zülâlden cüzzâm miskînler nûş etseler bi-emri Hudâ şifâ bulurlar, tevâtür ile meşhûr ziyâretgâh-ı hâs u âmlardır. Ve ba‘zı Freng-i pür-reng-i bed-cenkler tevârîhlerinde bu yaylada Hazret-i İsâ ve Şem‘ûn-ı Safâ'nın makâmât-ı aliyyeleri olduğun istimâ‘ edüp İskenderûn'dan cem‘-i vefîr ile 21a bu yaylalara gelüp ziyâret edüp kesb-i hevâ ederler. El-hâsıl ibret-nümâ vâcibü's-seyr yayla-yı azîmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20b–21a ·
metinde göster ·
… 'a niçe yüz bin 120b yük pasdırma gider. Pasdırma mahallinde bu cezîreye âdem
varsa
niçe bin mahlûk-ı Hudâ'ya kassâb-ı ecel bıçak urdukda kanları sebîl revân olup …
Der-vasf-ı mesîregâh-ı şehr-i Silistre: Evvelâ handak Beğbâğçesi ve Paşa çayırı ve Çayır cisri ve İslâmbol cisri çayırı ve mesîre-i Namâzgâh ve mesîregâh-ı Küçük Mustafâ. Şehrin cenûbuna hâyil dağlar ve bâğ u bâğçeler içre cihânnümâ üç aded kasr-ı zîbâlı bir teferrücgâh-ı hergâhdır. Andan cümle şehir ve nehr-i Tuna nümâyândır. Ve teferrücgâh-ı Vişniçse ve temâşâgâh-ı Kendi kopan ve mesîre-i Karaağaç ve mesîre-i Akçeşme ve teferrücgâh-ı Kerdîme ve Seyrângâh-ı Arslanlıçeşme ve seyiregâh-ı Cezîre-i Pasdırma, nehr-i Tuna mâbeyninde bir azîm cezîredir kim beher sene yetmiş seksen bin sığır kurbân olup pasdırma edüp cemî‘i Rûm'a ve Arab'a ve Frengistân'a niçe yüz bin 120b yük pasdırma gider. Pasdırma mahallinde bu cezîreye âdem varsa niçe bin mahlûk-ı Hudâ'ya kassâb-ı ecel bıçak urdukda kanları sebîl revân olup nehr-i Tuna'ya cereyân etdikde âdemin aklı gider. Hatta bir sığırı zibh edüp karnın şakk etdikde yavrusu zâhir olup ayağa kalkup hayât bulup süd ile beslediler. Bu cezîrede mevsiminde hayme hargâhlarıyla niçe bin sığır celebi pasdırmacı bâzergânlar vardır. Bir cânibinde niçe yüz kazganlar ile bakarların iç yağların ve ilik yağların eridüp say yağına halt ederler. Bir tarafında çüriş yağından mum yaparlar. İbret-nümâ cezîredir ammâ zâbihü'l-bakar olduklarından bu kavim aslâ iflâh-ı ber-hurdâr oldukların görmemişizdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120a–120b ·
metinde göster ·
… Beş bin Âh-ı Evrân köçeği fetâ-yı tüvânâ serbâz u şehbâz yiğitleri çıkar, kanlı
varsa
hâkime vermezler, ammâ kâtil dahi anlardan halâs olamayup köpek necisinde girdi …
Evvelâ Küçük bâzâr ve Sarrâchâne bâzârı ve Muradiyye bâzârı ve Kıyık bâzârı ve Taşlık bâzârı ve Bâyezîd Hân bâzârı ve Yıldırım Hân bâzârı ve Mihalbaşı bâzârı ve Manyas bâzârı ve Tabahâne Çârsûsu, rub‘-ı meskûnda yokdur. Beş bin Âh-ı Evrân köçeği fetâ-yı tüvânâ serbâz u şehbâz yiğitleri çıkar, kanlı varsa hâkime vermezler, ammâ kâtil dahi anlardan halâs olamayup köpek necisinde girdimân edüp emân ile debâğat edüp pâk idip her şeyden tâ’ib u tâhir olup üstâd-ı kâmil olur. Nehr-i Meriç'in kenarına vâki‘ 163a olmuş bir kârhâne-i azîm debbâğhânedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162b–163a ·
metinde göster ·
… arîk-ı Hâcegânda âdemleri vardır. Her garîbü'd-diyâr bir âdemin dârına doğrulup
varsa
elbette ana ikrâm ederler. Mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-ı fuzalâ ve mesken-i şu‘arâ …
Bu zikr olunan sekiz pâre kılâ‘-ı büldânlar cümle üç günlük yol karîblerdir. Ammâ şehr-i Aksarây ba‘îddir, beş günde varılır ve bender-i Haleb dahi Malatıyye'nin cenûbunda beş menzildir. Kal‘a-i Mar‘aş ve kal‘a-i Diyârbekir cânib-i şarkîsine meyyâl beş menzildir ve Ruha ya‘nî Urfa ve Ayntâb ve Kayseriyye kal‘aları dahi Malatıyye'nin cenûbîsinde beşer günlük yollardadır. Bu sekiz pâre şehr-i azîmlerin Malatıyye ortasına vâki‘ olmuş bir bender-âbâddır. Ekseriyyâ kavmi Ekrâd u Etrâk'dir, ammâ İzoli Kürdü ve Türkmanı çokdur. Levend ü rençber şecî‘ ü bahâdır kavmi vardır ve cümle mü’min ve muvahhid ve pâk-i‘tikâd Şâfi‘î ve Hanefiyyü'l-mezheb âdemleri vardır ve cümle garîb-dostlardır. Ni‘metleri mebzûl ve muhibb-i fukarâlardır, tarîk-ı Hâcegânda âdemleri vardır. Her garîbü'd-diyâr bir âdemin dârına doğrulup varsa elbette ana ikrâm ederler. Mecma‘-ı ulemâ ve menba‘-ı fuzalâ ve mesken-i şu‘arâ ü sulehâ kânı bir bâğ-ı İrem'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 196b ·
metinde göster ·
Bevvâbı ve dîdebânı ve kubbe-i pür-envârın bâbı ve bevvâbı yokdur. Hemân cümle metâ‘ şöyle yatır, vakt-i hâcetde metâ‘ sâhibleri erzâkların alup bir hilâle ve bir sûzene ziyâde vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir. Her kim bu emânet şeylere dest-dırâzlık eylese ol ân cân verüp bu âsitânenin kapusu önüne defn ederler. Anda ne kadar mezâristân varsa emânete hıyânet edenlerin kabirleridir. Anınçün kimesne bir şeye vaz‘-ı yed etmeğe kâdir değillerdir. Niçe bin kerre tecrübe olunmuş peygamber-i guduvvîdir. Bu diyâr halkı gâyet i‘tibâr u i‘tikâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 353a ·
metinde göster ·
… a olan arslanlar bir ferd-i âferîde merd ü zene zarar etmeyüp türbeye benî âdem
varsa
arslanlar çöle giderler.
El-hâsıl ulu sultândır kim ziyâretgâh-ı hâss u âmmdır. Ve her bâr merkad-i pâk-i pür-envârında Hasanî ve Hüseynî arslanlar gelüp ziyâret etdiklerin niçe bin âdemler görmüşlerdir. Hattâ "Bir esed dâ’imâ merkad-i şerîfin türbedâr ile bekler" dediler, ammâ niçe kerre varup ziyâret etdim, ammâ görmedim, ammâ bu türbe etrâfında olan arslanlar bir ferd-i âferîde merd ü zene zarar etmeyüp türbeye benî âdem varsa arslanlar çöle giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 1b ·
metinde göster ·
… -) aded mîrî kahvehâne-i ma‘mûr u müzeyyenleri var. Bir mağmûm âdem kahvelerine
varsa
def‘-i gam eder, zîrâ her kahvehânede gûnâ-gûn sâz u sûz ve Hüseyin Baykara fas …
Ve Tahta'l-kal‘a nâm çârsûsı gâyet izdihâm ve imârdır. Cümle (---) aded mîrî kahvehâne-i ma‘mûr u müzeyyenleri var. Bir mağmûm âdem kahvelerine varsa def‘-i gam eder, zîrâ her kahvehânede gûnâ-gûn sâz u sûz ve Hüseyin Baykara fasılları olur kim hukemâ kavlince âdem def‘-i gam eder ve her bir kahvehânede kıssahân ve hânendegân ve mutrıbân ve şu‘arâ-yı gazelhân ve sâ’ir erbâb-ı ma‘ârifân mâl-â-mâldır ve sarrâchânesi ve gazzâzhânesi ve haffâfhânesi ve attâr çârsûsu gâyet pâk u müzeyyendir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 22b ·
metinde göster ·
… ürecekleridir ve Sultân Ahmed'in, ‘Elbette Kaya'yı emr-i Hakk ile boşa ve aklın
varsa
, üç yıldan sen de boşan’ dediği hemân üç yılda ben de ardı sıra giderim ve Ayas …
Sultân Mustafâ eydir: ‘Yok bürâder, Melek'den bir kızı olup sonra gelsin’ deyü vâkı‘ayı Sultân göreli, işte hâlâ hâmiledir. Vallâhu a‘lem bir kız doğurur. Hudâ âsân ede. Benden boşanup beyâz izâr bürünüp koltuğuna dörd âdem girüp götürdükleri beyâz izâr kefendir. Dörd âdem götürdüğü tabutun götürecekleridir ve Sultân Ahmed'in, ‘Elbette Kaya'yı emr-i Hakk ile boşa ve aklın varsa, üç yıldan sen de boşan’ dediği hemân üç yılda ben de ardı sıra giderim ve Ayasofya'da şeyhülislâm ile helc u melc namâz kıldığımız, benim meyyitim namâzın şeyhülislâm kılar, zîrâ Sun‘îzâde Efendi, beyâz ridâsın arkama 77b örtüp başımdan örtmediği bir hayli mu‘ammerlik alâmetidir ve Sun‘îzâde elime yapışup beni sarâyıma götürdüğü Allâhu a‘lem beni tâ mezârıma varınca götürür ve elbette Kaya Sultân bu vaz‘-ı hamlde merhûme olur" deyüp gördüğü vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdikde, hemân,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 77a–77b ·
metinde göster ·
… ursanız bu kâfiristâna konun ve illâ târikü's-salât, şâribü'l-hamr Bekrî cânlar
varsa
döysünler" deyüp haber verdim. Anlar dahi,
"Siz sizin her birinizin askerinin zabt [u] rabtlarına mukayyed olursanız bu kâfiristâna konun ve illâ târikü's-salât, şâribü'l-hamr Bekrî cânlar varsa döysünler" deyüp haber verdim. Anlar dahi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161a ·
metinde göster ·
… ır. Bunlara bir hâkim hükm edemez ve içlerine bir kanlı ve bir hırsız ve mücrim
varsa
vermezler. Ve bunda haps olup aslâ bir yere gitmezler. Cümle kılıçları kanlı ve …
Ve kirpi gibi cânib-i erba‘asına balyemez topları zeyn olup üç yüz elli aded nebtîz ü semm-i helâhil ve yetmiş kerre ipden ve kazıkdan kurtulmuş merg-i afâcân kara ağu ve kara yılan gibi düşmanı sokar bî-amân gâzîleri vardır. Bunlara bir hâkim hükm edemez ve içlerine bir kanlı ve bir hırsız ve mücrim varsa vermezler. Ve bunda haps olup aslâ bir yere gitmezler. Cümle kılıçları kanlı ve ejdehâ cânlı şehbâzları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 163b ·
metinde göster ·
sabâh mürd olmuş bulunup kapkara yanmış bulunur, aceb hikmetdir.
Nâ-medh-i deyr-i râhibân-ı Mendel: Bu mezkûr Koçbaşı kenîsesinden şark cânibine 2 sâ‘atde kayalı dağlar ve sa‘b yollar ile gidüp bir kûhistân mişeistân bâğ-ı hıyâbân koyah içinde keşîşhâne-i Mendel manastırın dahi Hazret-i Îsâ âyet, sûre-i (---)Arapça nass-ı kâtı‘-ı bürhânı üzre Îsâ Nebî âsımâna urûc etdikde on iki aded havâriyyûn nâm halîfeleri pârekende ve perîşân olup her biri bir cânibe seyâhat ederek (---) nâm havâriyyûn dahi bu Atina şehrine gelüp bu Mendel kenîsesin binâ etmiş. Hâlâ beş yüzden mütecâviz ruhbânları vardır. Buna dahi cemî‘i kâfiristândan nezerâtlar gelir. Bin atlı gelse "Hoş geldiniz" deyü ta‘zîm edüp ri‘âyet ederler, ammâ Yahûdî varsa sabâh mürd olmuş bulunup kapkara yanmış bulunur, aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 255a ·
metinde göster ·
… dan bir vecih ile kal‘a temeli diplerine lağımlar varmak muhâl idi. Ve lağımlar
varsa
da kal‘anın cemî‘i temelleri yalçın kanara kayalar üzre varınca kazup kal‘a tem …
Ve bu handak içinde kal‘anın temeli dîvârı dibinde dâ’iren-mâdâr kara tarafın ihâta etmiş bir kat yığılı topraklar vardır. Anlar dahi yere berâber onar arşın yüksek tabyacıklardır, ammâ bölük bölük değildir. Hemân kal‘a dibin çepçevre ihâta etmiş yığılı toprakdır kim kâmil yigirmi adım enlidir. Ve bu yığın toprakların altları dahi serâpâ sıçan yollu lağımlardır kim ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Ammâ la‘în küffâr bu yığılmış toprak siperleri kal‘a temeli önüne ol mülâhaza ile etmiş kim eğer Türk handakdan hâric olan tabyaları üç yıla dak alup handak içine gelüp kal‘a 311b temeline gelüp lağım ederse Türk'ün lağımları bulunsun mülâhazasıyla bu siper tabyaları edüp altlarına kâmil bin aded sokak sokak lağımlar etmiş. Ve aslâ beri İslâm askeri tarafından bir vecih ile kal‘a temeli diplerine lağımlar varmak muhâl idi. Ve lağımlar varsa da kal‘anın cemî‘i temelleri yalçın kanara kayalar üzre varınca kazup kal‘a temellerin bırakmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 311a–311b ·
metinde göster ·
… ağaç deryâsıdır. Gûnâ-gûn hiyel ü şeytânatlar eylemişdir kim yanına hûş u tuyûr
varsa
dûzahlarına sayd olunur. Bu gûne lu‘bedebâz ve hîlebâzlıklar te’lîf eylemiş kim …
Ve handak içi ve taşrası kenârlarında kat-ender-kat şaranpavlar var kim gûyâ ağaç deryâsıdır. Gûnâ-gûn hiyel ü şeytânatlar eylemişdir kim yanına hûş u tuyûr varsa dûzahlarına sayd olunur. Bu gûne lu‘bedebâz ve hîlebâzlıklar te’lîf eylemiş kim gören âdemin aklı gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 312a ·
metinde göster ·
… en mütecâviz ruhbânları vardır. Âl-i Osmân askerinin açları ve atları ol tarafa
varsa
ni‘met yedirmeden ve sükker şerbetleri içirmeden koyvermezler idi. Hâlâ tîmârhâ …
Menzil-i Aya Kudin limanı: Bunda dahi bir kenîse 323b vardır. Kudin nâmında Hazret-i Îsâ'nın Şem‘ûn-ı Safâ nâmında havâriyyûn halîfenin halîfesi Kudun bu kenîseyi binâ edüp yine anda medfûndur, deyü Rûm-ı Yûnâniyân bu deyre gâyet i‘tibâr ederler. Kudin halîfenin kabrini zer-ender-zere müstağrak edüp cemî‘i millet-i Mesîhiyyenin ziyâretgâhlarıdır. Eyle müzeyyen deyr-i musanna‘dır kim içine âdem girse âlem-i hayretde kalup beş yüzden mütecâviz ruhbânları vardır. Âl-i Osmân askerinin açları ve atları ol tarafa varsa ni‘met yedirmeden ve sükker şerbetleri içirmeden koyvermezler idi. Hâlâ tîmârhânesinde ümmet-i Muhammed'den yaralı ve bereli mecrûhânlar ol kadar var kim ta‘bîr olunmayup cümle ruhbânlar cerrâhlarıyla guzât-ı müslimîne Îsâ Nebî aşkına hidmet edüp şîr-i hurmâ ve katr-ı nebât yedirirler. Ba‘zı gâzîler şifâ bulup yine Kandiye meterislerine gelirler idi. Bir acâ’ib teferrücgâh mesîregâh deyrdir. Hudâ dâ’imâ amâr ede, zîrâ hâlâ Kandiyeli Hünkâr câmi‘ine vakıf tahrîr olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 323a–323b ·
metinde göster ·
… yı sun‘-ı Hudâ idi kim bu adanın âteşi şiddetinden yanına on mîl alarka gemiler
varsa
yelkenleri münharık olurdu. El-uhdet ale’r-râvî.
Hattâ İslâmbol limanına niçe bin hammâm kubbesi kadar taşlar deryâ üzre şinâverlik ederek gelüp niçe yüz bin taşları pâre pâre edüp hammâmlarda ayak taşı ederlerdi. Sünger gibi göz göz bir gûne suya batmaz hafîf taşlar idi kim gûyâ kav idi. Hakîkatü'l-hâl bir değirmen taşı kadar bir taş parçasın beş yaşında bir oğlan kaldırır idi. Bir garîb temâşâ-yı sun‘-ı Hudâ idi kim bu adanın âteşi şiddetinden yanına on mîl alarka gemiler varsa yelkenleri münharık olurdu. El-uhdet ale’r-râvî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 330a ·
metinde göster ·
… bin pehlivân-ı cüvân Âh-i Evran köçekleri vardır. İçlerine bir kanlı firâr edüp
varsa
hâkim alamaz, ammâ tabbâğların elinden dahi halâs olmaz. Evvelce mahpûs edüp ki …
Ve cümle iki bin kırk sekiz dükkândır. Pâsbânlarından haber aldım, ammâ cümleden sarrâchânesi bir diyârda yokdur. Serâpâ kârgîr üstleri örtülü sâyedâr dekâkînlerdir. Anda işlenen sarrâc bisâtları bir diyâra mahsûs değildir. Meğer İslâmbol'da işlense ba‘îd olmaya, zîrâ bu Karahisâr köselesi mâzûludur. Sahtiyân ve gönleri Y 16b kirdimandan pembe-misâl çıkar. Kâmil yüz dükkân tabahânesi ve üç bin pehlivân-ı cüvân Âh-i Evran köçekleri vardır. İçlerine bir kanlı firâr edüp varsa hâkim alamaz, ammâ tabbâğların elinden dahi halâs olmaz. Evvelce mahpûs edüp kirdimana koşup köpek necâseti içinde kal olup tâ’ib ve tâhir olup andan post sâhibi olur. Bu tabbağlar şehrin fevkında Mevlevîhâne kurbunda derenin iki cânibinde bir derbend-i calender yerdedir. Başka câmi‘leri ve mesâcidleri vardır. Bu tâ’ife çokluk kimesne ile ülfet etmezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y16a–Y16b ·
metinde göster ·
avreti tiryâkî kendüsi dahi tiryâkî iki lecûc bir yerde hüsn-i zindegâne edemed …
Ve cümle Q 9bP 9b halkı çuka ferrâce ve kontoşlar geyerler. Ve ulemâ ve a‘yânları semmûr ve sof ferrâce geyüp gezerler. Ve ekseriyyâ halkı muhibb-i Mevlânâ olduklarından külâh üzre beyâz alâmet-i Muhammedî destâr sararlar. Ve cümle havâtînleri beyâz car bürünürler, Y 17a ammâ gâyetü'l-gâye ehl-i perde zenâne mahbûbeleri vardır. Anlarda dahi ba‘zısı tiryâkî imişler. Avret ola ve tiryâkî ola, ne‘ûzü billâh. Anıniçün ehilleri hânelerine gelmeyüp kahvehânelerde kıssahân ve gazelhân dinleyerek hânelerine gitmeğe iktidârları olmayup kaşına kaşına kahvede uyuya kalır, zîrâ evine varsa avreti tiryâkî kendüsi dahi tiryâkî iki lecûc bir yerde hüsn-i zindegâne edemediklerinden ekseriyyâ ehl-i hırefleri kahvede mihmân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y16b–Y17a ·
metinde göster ·
bir âteş dahi zâhir olur. İki üç yâhûd on âdem varsa ol kadar âteşler zâhir olu …
Hikmet bu kim ol âteşlerin Y 131a yanına bir âdem varsa bir âteş dahi zâhir olur. İki üç yâhûd on âdem varsa ol kadar âteşler zâhir olur. Kükürd-misâl râyihası vardır, ammâ benî âdeme zarar isâbet etmez. Ve temâşâ eden kimesneler gidince evvelki âteşler kalup sonraki âteşler gâyib olur. Ve şiddet-i harâretinden yanına varılmaz, zîrâ alevi hayli yerden te’sîr eder. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130b–Y131a ·
metinde göster ·
… n Y 131a yanına bir âdem varsa bir âteş dahi zâhir olur. İki üç yâhûd on âdem
varsa
ol kadar âteşler zâhir olur. Kükürd-misâl râyihası vardır, ammâ benî âdeme zara …
Hikmet bu kim ol âteşlerin Y 131a yanına bir âdem varsa bir âteş dahi zâhir olur. İki üç yâhûd on âdem varsa ol kadar âteşler zâhir olur. Kükürd-misâl râyihası vardır, ammâ benî âdeme zarar isâbet etmez. Ve temâşâ eden kimesneler gidince evvelki âteşler kalup sonraki âteşler gâyib olur. Ve şiddet-i harâretinden yanına varılmaz, zîrâ alevi hayli yerden te’sîr eder. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130b–Y131a ·
metinde göster ·
… r-envârının kurbunda yerden bir yağlı çamur kaynayup çıkar. Ziyâretine kaç kişi
varsa
bi-emrillâh ol çamur çıkduğu mahalle kaç âdem varsa yerden ol kadar hübâblar çı …
Ziyâret-i Büklü Baba Sultân: Karamanoğulları'ndandır. Tâc Y 142a u tahtı raht u bahtı terk edüp bu mahalde sayd [u] şikâr ederken Hazret-i Hızır'a râst gelüp bu mahalde kat‘-ı mâsivâ edüp yetmiş yıl bu dırahtistân içinde ifnâ-yı vücûd edüp hâlâ kabr-i şerîfi bu mahalde azîm ziyâretgâhdır. Merkad-i pür-envârının kurbunda yerden bir yağlı çamur kaynayup çıkar. Ziyâretine kaç kişi varsa bi-emrillâh ol çamur çıkduğu mahalle kaç âdem varsa yerden ol kadar hübâblar çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141b–Y142a ·
metinde göster ·
… çıkar. Ziyâretine kaç kişi varsa bi-emrillâh ol çamur çıkduğu mahalle kaç âdem
varsa
yerden ol kadar hübâblar çıkar.
Ziyâret-i Büklü Baba Sultân: Karamanoğulları'ndandır. Tâc Y 142a u tahtı raht u bahtı terk edüp bu mahalde sayd [u] şikâr ederken Hazret-i Hızır'a râst gelüp bu mahalde kat‘-ı mâsivâ edüp yetmiş yıl bu dırahtistân içinde ifnâ-yı vücûd edüp hâlâ kabr-i şerîfi bu mahalde azîm ziyâretgâhdır. Merkad-i pür-envârının kurbunda yerden bir yağlı çamur kaynayup çıkar. Ziyâretine kaç kişi varsa bi-emrillâh ol çamur çıkduğu mahalle kaç âdem varsa yerden ol kadar hübâblar çıkar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141b–Y142a ·
metinde göster ·
… zîrları olur kim ta‘bîr olunmaz. Sayd [u] şikâr olıcak yerdir. Ammâ beş on kişi
varsa
rehzenler âdemi şikâr ederler.
Bu buhayrede arslan dahi olur, derler ammâ hakîr görmedim. Ammâ Marzifon şehri hımârı kadar hınzîrları olur kim ta‘bîr olunmaz. Sayd [u] şikâr olıcak yerdir. Ammâ beş on kişi varsa rehzenler âdemi şikâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y235b ·
metinde göster ·
… hacc etmiş olur. Eğer vakfeye dahi durmasa haccı tamâm olur. Ammâ ba‘de'l-gurûb
varsa
edâ-yı farz nâkıs olup haccı tamâm olmaz. Sene-i âtiyeye mücâvir kalup hacc etm …
Cebel-i Arafât'dan bu cânib-i erba‘a mîllerine varınca dörder bin adımdır. Bu mîller içinde yevm-i arefede vakfe mahallinde bulunsa edâ-yı farz edüp dürüst hacc etmiş olur. Tâ ol mahalle dek kim arefe günü hatîb Arafât dağından enüp salât-ı mağrib mahallinde gurûb oldu olmadı deyü vakt-i mekrûhda iken bir âdem cânib-i erba‘adaki hudûd-ı Arafât mîlleri içinde bulunsa dürüst hacc etmiş olur. Eğer vakfeye dahi durmasa haccı tamâm olur. Ammâ ba‘de'l-gurûb varsa edâ-yı farz nâkıs olup haccı tamâm olmaz. Sene-i âtiyeye mücâvir kalup hacc etmek gerekdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y320a ·
metinde göster ·
… f olduklarında galîz müselmân olurlar. Zîrâ bu Abaza ve Çerkez'de kefere olmaz,
varsa
katl ederler. Ve kilise ve kitâb yokdur. Hemân dağî bâğî yağı râğî bir kavm-i â …
"Kankısın seversin?" desen müselmâna yapışırlar. Anıniçün İslâm ile müşerref olduklarında galîz müselmân olurlar. Zîrâ bu Abaza ve Çerkez'de kefere olmaz, varsa katl ederler. Ve kilise ve kitâb yokdur. Hemân dağî bâğî yağı râğî bir kavm-i âsîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y38a ·
metinde göster ·
… â ve sulehâ ve meşâyih, ve hem ehl-i şer‘ ve sâhibü's-seyfdirler. Her ne cânibe
varsa
mansûr u muzaffer oluyorlar. Gelin anlara verelim" deyü ittifâk edüp Fâtiha-i ş …
"Mısırı Megâribe'ye versen lecûc ve tammâ‘ ve nâpâk kavimdir. Ve Hind'e versen mesâfe-i ba‘îdedir gelüp mutasarrıf olamaz. Acem'e versen mezhebinde şübhe var. Ekrâda versen devletlerinde devâm [u] şânları yokdur. Gelin âl-i Osmân'a verelim. Hem mü’min ü muvahhidler, hem muhibb-i ulemâ ve sulehâ ve meşâyih, ve hem ehl-i şer‘ ve sâhibü's-seyfdirler. Her ne cânibe varsa mansûr u muzaffer oluyorlar. Gelin anlara verelim" deyü ittifâk edüp Fâtiha-i şerîf tilâvet edüp Ebussu‘ûd-ı Cârihî ve Merzûk-ı Kifâfî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y46a ·
metinde göster ·
… ‘i masârıfların beytü'l-mâldan görürler. Ve bir kefere İslâm'a gelüp kapularına
varsa
, kisve ederler. Ve garîb yiğide kisve ve dirlik verüp atlandırırlar. Ve bu yold …
Ve kısm-ı sâbi‘i, cümle yeniçeriyân ve azebistân ve müteferrikagân ve gönüllüyân ve tüfengciyân ve sipâhân ve eytâm ve cevâlî P 176a ve keşîde kaleminden cümle askerî tâ’ifesinin beytü'l-mâlların paşa zabt eylemek kânûn-ı Selîm Hân oldu. Ammâ bin yetmiş senesinden berü mustahfızân ya‘nî yeniçeriyân ocağı ve azeb ocağı tegallüb eyleyüp beytü'l-mâlların kendüler zabt edüp niçe bin fellâhîn yoldaşdır, deyü beytü'l-mâlın zabt edüp bir sefere me’mûr olsalar, ortalarının cemî‘i masârıfların beytü'l-mâldan görürler. Ve bir kefere İslâm'a gelüp kapularına varsa, kisve ederler. Ve garîb yiğide kisve ve dirlik verüp atlandırırlar. Ve bu yoldaşları küffâra esîr olsa, anı on bin guruş da olursa halâs ederler. Ol seneden berü paşa beytü'l-mâllarına vaz‘-ı yed edemez oldu, ammâ mâdde-i azîmdir. Ammâ gayrı hâssa ve âmmın beytü'l-mâlını paşa zabt edüp yedi bölükden çavuşlar ve kadıasker tarafından kassâm nâ’ibleri yazup çizüp paşa ağası izniyle paşa hazînesine teslîm olur. Zîrâ paşanın üstü iltizâmdır ilzâmdır elzemdir. Tahsîl olan mâlı mevâcibine verir. Eğer merhûmun vârisi gelüp isbât-ı vücûd ederse, akrabâsı mâlın paşadan yedi bölük çavuşları ve kassâm defteri mûcebince devede kulak taleb edüp alır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y58b ·
metinde göster ·
… lis kâşif firâr edüp Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin âsitânesine dahil düşüp pâdişâh
varsa
almazlar, zor-bâzû ile çıkarayım diyenin eli kurur ve anda olan ulemâ ve meşâyi …
Ve kâşiflerin azli günleri Kıbtî senesi başıdır kim ol gün elbette Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin ibtidâsından infidâdına on beş gün on beş gece bir hây hûy mevlûdü'n-nebî olur. Bu dahi vâcibü's-seyr ibret-nümâ bir cemiyyet-i uzmâdır. Ba‘zı keşşâf ve ümenâ vü mültezim müflis olduysa paşa tarafından buyurdı-yı şerîf ile ihzâra gelen ağadan müflis kâşif firâr edüp Seyyid Ahmed el-Bedevî'nin âsitânesine dahil düşüp pâdişâh varsa almazlar, zor-bâzû ile çıkarayım diyenin eli kurur ve anda olan ulemâ ve meşâyihîn fukarâlar kanlı ve hırsızı ve müflisi vermezler. Ammâ hâkime itâ‘at edüp mestûr olan kâşifler dîvân-ı pâdişâhîye gelüp muhâsebesi görülüp zimmetinde olan mâl-ı pâdişâhîyi edâ edüp hil‘at-ı pâdişâhî ile melbûs olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y158a ·
metinde göster ·
… let etdüğiyçün Âdiliyye derler. Havâsı gâyet latîf bir ferah-fezâ yerdir. Hasta
varsa
şifâ bulur. Sultân Selîm ile Sultân Tumanbay'ın bâlâda birkaç yerde arbedeleri …
Zamân-ı kadîmde bu vâdîde kabâ’il-i Âdilî sâkin olduğuyçün ve Tumanbay Sultân bu mahalde adâlet köşkü inşâ edüp dîvân-ı adâlet etdüğiyçün Âdiliyye derler. Havâsı gâyet latîf bir ferah-fezâ yerdir. Hasta varsa şifâ bulur. Sultân Selîm ile Sultân Tumanbay'ın bâlâda birkaç yerde arbedeleri tahrîr olunmuşdur, ammâ niçe ceng [ü] cidâlden sonra Selîm Hân Tumanbay'ı ele getürüp Bâb-ı Züveyle'de salb edüp Mısır içinden fitne ve fesâd munkatı‘ olup Selîm Hân yine Tumanbay'ı endirüp cenâzesi namâzın bile kılup bu Âdiliyye'de merkadinde defn etdi. Ve sulehâ-yı ümmetden hâfız-ı Kelâmullâh bir pâdişâhdır, deyü evkâflarına vaz‘-ı yed etmeyüp türbe-i pür-envârın müzeyyen kılup her bâr Selîm Hân gelüp ziyâret ederdi. Hâlâ evc-i semâya ser çekmiş bir kubbe-i nühtâkın ortasında bir mermer sandûka içinde medfûndur. Sandûkanın cânib-i erba‘asında celî hat ile mermer üzre Âyetü'l-kürsî kazılmışdır ve bu târîh yazılmışdır:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227a/mük ·
metinde göster ·
… fî cüllâbdır ve akîk-misâl katrdır. Bir hasta şiddet-i hârdan helâk mertebesine
varsa
, bu mâvî karpuzun suyundan bir iki filcân nûş etse vücûdu buz pâresi olup harâr …
Mâvî karpuz: Bu dahi bir gûne karpuzdur, ammâ içi cılkdır. Rûm'da yabana atarlar, ammâ Mısır'da ba‘zı mahalde birer altuna satarlar. Zîrâ Mısır'ın âb [u] havâsına göre âdeme hayât verir. İçi sâfî cüllâbdır ve akîk-misâl katrdır. Bir hasta şiddet-i hârdan helâk mertebesine varsa, bu mâvî karpuzun suyundan bir iki filcân nûş etse vücûdu buz pâresi olup harâreti def‘ olur, aceb hikmetdir. Hakîm Dâvûd Müfredât'ı te’lifinde ol kadar nef‘in tahrîr etmiş kim ta‘bîr olunmaz. Ve bu bıttîh gayrı diyârda bulunmaz, Mısır'a mahsûsdur. Ve gayrı diyârda bulunmaz, başka bir soydur. Y 238b Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y238a–Y238b ·
metinde göster ·
… ıdvân'dan bir köşedir. Müte’ellim ü mağmûm ve sâhib-i hümûm bir kimesne Cîze'ye
varsa
derhâl ve der‘ân def‘-i hem ü gam edüp mesrûr u dilşâd ve gamgîn gönlü âbâd olu …
Hakîkatü'l-hâl âb [u] havâ cihetinde kasaba-i Cîze ravza-i Rıdvân'dan bir köşedir. Müte’ellim ü mağmûm ve sâhib-i hümûm bir kimesne Cîze'ye varsa derhâl ve der‘ân def‘-i hem ü gam edüp mesrûr u dilşâd ve gamgîn gönlü âbâd olup inşirâh-ı sadr [u] zevk-ı derûn müyesser olur. Zîrâ bu hâk-i anber pâkde Hazret-i Yûsuf aleyhi's-selâm Züleyhâ iftirâsilye bu şehre karîb zindânda haps olunup halâs oldukda Cîze'de sâkin olanlara ve ehl [ü] iyâllerine du‘â edüp gerd-i küdûretden Cîze halkı halâs olmuşlardır. İlâ-yevminâ hâzâ ol nefes-i Hazret-i Yûsuf te’sîriyle hâlâ Cîze halkında zerre ve şemme gam u gussa yokdur. Ve cümle halkı mün‘imlerdir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·