Bu câmi‘in nâzırı şeyhülislâmlar olması haysiyyeti ile bu medresenin dersiâmı şeyhülislâmlardır. Haftada bir kerre ders takrîr eder. Talebelerine bahâ-i lahmiyye ve şem‘iyye vazîfe-i mu‘ayyeneleri mâh be-mâh vâsıldır. Zîrâ gâyet metîn evkâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 42a ·
metinde göster ·
… âtlı mevâcib alır askerî tâ’ifesin ale'l-umûm hisâb etmişler, beş kerre yüz bin
vazîfe-hâr
eşkinci cüyûş-ı muvahhidîn tahrîr olunmuşdur. Kırk bin meydânın ve altın ve üst …
Zamân-ı hayâtında âmâde olan yerden bine, binden yüz bine varınca Âl-i Osmân'ın kabza-i tasarrufunda olan eli berâtlı mevâcib alır askerî tâ’ifesin ale'l-umûm hisâb etmişler, beş kerre yüz bin vazîfe-hâr eşkinci cüyûş-ı muvahhidîn tahrîr olunmuşdur. Kırk bin meydânın ve altın ve üstün bilür yeniçeri ve dörd bölükde yigirmi bin müsellah sipâh huddâmları ile kırk bin add olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56a ·
metinde göster ·
… altmış altı bin kul hisâb olundu ve birden bine, binden yüz bine varınca cümle
vazîfe-hârânların
senevî mevâcibleri kırk üç bin yedi yüz kîse-i Rûmî etdi. Ve Mısır kulunun başk …
Hattâ efendimiz Melek Ahmed Paşa bin altmış târîhinde Mehemmed Hân-ı Râbi‘ asrında vezîr-i a‘zam olup fermân-ı şehriyârî sâdır olup ekâlîm-i seb‘ada 56b dâne-i hardal ve bir akçe ulûfe yiyen pâdişâh kulları tahrîr olunup cümle beş kerre yüz bin ve altmış altı bin kul hisâb olundu ve birden bine, binden yüz bine varınca cümle vazîfe-hârânların senevî mevâcibleri kırk üç bin yedi yüz kîse-i Rûmî etdi. Ve Mısır kulunun başka hızâne ve alîkı ve terakkîleri ile senevî ulûfeleri tokuz bin kırk kîse olduğu Melek Ahmed Paşa'nın tahrîriyle telhîs olundu. İnkırâzü'd-devrân mü’ebbed ola. Âmîn, Yâ Mu‘în. Ammâ Süleymân Hân asrında bu mertebe masrûf ve bu kadar deryâ-misâl asker yok idi. Ammâ cümle hâzırbâş asker-i müvahhidîn [ü] mücâhidîn idi. Hâlâ cemî‘i dünyâ {halkı} rûh-ı Süleymân Hânı hayr ile yâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 56a–56b ·
metinde göster ·
… bay [u] gedâ ve pîr [u] cüvândır. Ve cevâmi‘ huddâmları sekiz yüz âdem ta‘yîn-i
vazîfe
alırlar, evkâf-ı azîmdir.
İkinci imâret-i it‘âm Orta Vâlide'dir. Bu dahi ol tertîb üzre cum‘a geceleri pilâvı, zerdesi dahi mebzûl-ı bay [u] gedâ ve pîr [u] cüvândır. Ve cevâmi‘ huddâmları sekiz yüz âdem ta‘yîn-i vazîfe alırlar, evkâf-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 142b ·
metinde göster ·
… ı üzre celî hat ile müzehheb târîhler terkîm etdirüp bir zâviye ve türbedârlara
vazîfe
ta‘yîn etdiler. Hakîrin manzûru olduğu kabr-i Mâlik Eşter Bâğçesarâyı'ndadır. V …
Ba‘dehu Mehemmed Geray Hân kendüye türbe binâ etmeden ferâgat edüp üzerlerine bir kubbe-i âlî ve atebe-i ulyâsı üzre celî hat ile müzehheb târîhler terkîm etdirüp bir zâviye ve türbedârlara vazîfe ta‘yîn etdiler. Hakîrin manzûru olduğu kabr-i Mâlik Eşter Bâğçesarâyı'ndadır. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 153b ·
metinde göster ·
… p bir altun ve gümüş âvânî eşyâlara bahâ takdîr edüp taraf-ı şâhîden birer şâhî
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri vardır. Bunlar dahi tevâbi‘leriyle ubûr ederken ba‘zı zî-kıymet e …
Esnâf-ı ehl-i kıble-i kuyumcıyân: Bir âdemdir, bedâsten önünde sâkindir. Ammâ darbhâne ehl-i kıblesi mukaddemâ başka tahrîr olmuşdur. Bu ehl-i kıbleler bir cevâhire bahâ takdîr edüp bir altun ve gümüş âvânî eşyâlara bahâ takdîr edüp taraf-ı şâhîden birer şâhî vazîfe-i mu‘ayyeneleri vardır. Bunlar dahi tevâbi‘leriyle ubûr ederken ba‘zı zî-kıymet eşyâlara bahâ takdîr ederek dükkânlarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 187a ·
metinde göster ·
… p âlem-i hayrette kalup ol ma‘sûma ve pederine gümrükten beher yevm kırkar akçe
vazîfe
ta‘yîn edüp ve niçe ihsân [ü] in‘âmlar edüp yine tulum derisin alup ser ber-zem …
"Ben Abaza âsîyi dutar mıyım ve Revân'ı alır mıyım ve Bağdâd'ı alır mıyım?" deyü yedi şey su’âl eder, yine "Kabru kabru hafru" deyü önüne bakup lisân-ı hâlile cümlesin feth edersin, deyü anladır. Ve bu gulâmın pederi Koca Hacı Envâr, oğlunun çiçek çıkardığı tulum deriyi Murâd Hân'a gösterüp temâşâ edüp "Sübhâne'l-Hallâk" deyüp âlem-i hayrette kalup ol ma‘sûma ve pederine gümrükten beher yevm kırkar akçe vazîfe ta‘yîn edüp ve niçe ihsân [ü] in‘âmlar edüp yine tulum derisin alup ser ber-zemîn-bûs edüp semtine gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… mil [ve] sâhib-ayâr idi. Cümle fukarâlarına hırka ve lokma-bahâ edüp bir yerden
vazîfe-i
mu‘ayyenleri yok idi.
Evvelâ şehrin cânib-i garbında Şeyhzâde (---) Efendi, Bayrâm Pâşa şeyhi idi. Tarîk-ı Halvetî'de pişvâ-yı tarîk ulu sultân idi. Hatta ilm-i kâfda kâmil [ve] sâhib-ayâr idi. Cümle fukarâlarına hırka ve lokma-bahâ edüp bir yerden vazîfe-i mu‘ayyenleri yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 243b ·
metinde göster ·
… edrese-i dârü'l-ulûmdur ki ders-i âm ve talebelerine mâh-be-mâh cânib-i vakfdan
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri ve lahmiyye ve şem‘iyyeleri vâsıldır.
Ve Medrese-i Hâtûniyye: Câmî‘ hareminin cânib-i erba‘asında hucerât-ı âliyeler ile ârâste olmuş bir medrese-i dârü'l-ulûmdur ki ders-i âm ve talebelerine mâh-be-mâh cânib-i vakfdan vazîfe-i mu‘ayyeneleri ve lahmiyye ve şem‘iyyeleri vâsıldır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251a ·
metinde göster ·
… müte‘addideleriyle ma‘mûr bir dârü't-tedrîsi vardır. Talebeleri ve müderrisiyye
vazîfeleri
mu‘ayyendir. Bu dahı evkâf-ı azîmdir. (---)(---)251b
Ve Medrese-i İskender Paşa: Câmi‘inin harem şimâlinde hucerât-ı müte‘addideleriyle ma‘mûr bir dârü't-tedrîsi vardır. Talebeleri ve müderrisiyye vazîfeleri mu‘ayyendir. Bu dahı evkâf-ı azîmdir. (---)(---)251b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 251a–251b ·
metinde göster ·
… mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından
vazîfe-hârân
[u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâ …
Bu şehrin halkı kadîm eyyâmdan yedi fırkadır. Bir fırkası a‘yân-ı kibâr beğ ve beğzâdeler ve ehl-i hizmet avân tâ’ifesidir kim semmûr kürkler ile libâs-ı fâhirelere müstağrak paşazâdelerdir. Ve bir zümresi ulemâ ve sulahâ ve meşâyih-i kirâm hâl sâhibi kimesnelerdir kim ulemâ zeynde-libâs-ı mahsûsalarıyla gezer âlimlerdir kim cümlesi selef pâdişâhlarının evkâflarından vazîfe-hârân [u] du‘â-gûyân-ı gûnâ-gûndurlar kim vâcibü'r-ri‘âyederler. Üçüncü fırkası tüccâr-ı berr u bihârdır kim Azağa ve Kazağ'a ve Mikril'e ve Abaz'a ve Çerkez'e ve Kırım'a gidüp ticâret edüp çuka, ferrâce ve kontuş ve dolama ve yelek giyerler ankâ bâzargânlardır. Dördüncüsü ehl-i sanâyî‘-i gûnâ-gûndurlar. Cümlesi çuka ferâce ve bogasi hil‘at giyüp kâr [u] kesb ederler. Beşinci kavmi keştîbânlardır kim Bahr-i siyâh içre mellahlık edüp kâr ederler. Bunların libâsları kendülere mahsûs demir kopran ve şalvar ve çuka dolama ve serine asdâr-ı destâr sarup rûy-ı deryâda gazâ edüp ceng [u] cidâl ederek ticâret edüp kâr ederler. Altıncı fırkası bâğbân ve bâğçevândır. Zirâ bu şehrin Bozdepe dağları bâğlardır kim sicillâtda mestûr olduğu üzre cümle otuz bir bin bâğ u bâğçedir. Birer bâğbândan otuz bir bin âdem add olunmuşdur. Ammâ ba‘zı bâğçede iki üç gılmân [u] huddâm vardır. Yedinci fırkası niçe bin âdem sayyâd-ı mâhîdir. Zîrâ bu kavm balığı gâyet pek severler. Niçe bin gûne ehl-i şuğl âdemleri vardır. Ammâ tahrîri mümkün değildir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… lup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd
vazîfeleri
ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm v …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… ‘amâ ve erbâb-ı timar ve ehl-i hizmetdir. Bir zümresi ulemâ ü kudât u meşâyih-i
vazîfe-hârân
[u] eimme ü hutebâ ve eczâ-hânândır. Bir zümresi dahi tüccâr u avân ve ehl-i hi …
Der-vasf-ı reng-i rûy ve kâr [u] kesb-i ehl-i beled: Cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk olmağıla reng-i rûyları dâ’ima humret üzredir. Ahâlîsinin bir fırkası paşa ü beğ ve zâ‘im ü zu‘amâ ve erbâb-ı timar ve ehl-i hizmetdir. Bir zümresi ulemâ ü kudât u meşâyih-i vazîfe-hârân [u] eimme ü hutebâ ve eczâ-hânândır. Bir zümresi dahi tüccâr u avân ve ehl-i hizmet [ü] ehl-i hırefdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 281b ·
metinde göster ·
… sker olur ve yüz elli akçe kazâdır. Dizdârı ve üç yüz kal‘a neferâtları vardır.
Vazîfe-i
mu‘ayyeneleri tuzlalarından hâsıl olur. Kal‘anın cânib-i garbîsinde tuzla-yı az …
Evsâf-ı kal‘a-i Kağızmân hâk-i Azerbaycân: Nehr-i Araz'ın cânib-i kıblesi umûmen kılâ‘ [u] büldânları Azerbaycân hudûdu add olunur. Zîrâ bu mahalle nehr-i Araz cânib-i garbda Bingöl yaylağından tulû‘ edüp niçe kılâ‘ [u] büleydelere râst gelüp cânib-i şarka cereyân ederek Arpa çayıyla Ağrı dağı mahallinde nehr-i Zengî'ye mahlût olur. Bu kal‘a-i Kağızmân dahi Araz'ın karşu kıble tarafında olmağıla Azerbaycân hudûdundadır, ammâ Âl-i Osmân'ın Kars eyâletidir. Enûşirvân'ın kızlarından bir duhter-i pâkize ahterinin binâsı olmağıla anın ismiyle müsemmâ bir kal‘adır. Niçe mülûk destine girüp âhir Uzun Hasan Şâh destine, andan Şâh İsmâ‘îl destinden sene (---) târîhinde Süleymân'a itâ‘at edüp Kars eyâletinde başka sancak beği tahtıdır. Beğinin hâsı kânûn üzre 200.000 akçedir. Ze‘âmet 9 ve timar 178, alaybeğisi ve çeribaşısı vardır. Cümle tokuz yüz asker olur ve yüz elli akçe kazâdır. Dizdârı ve üç yüz kal‘a neferâtları vardır. Vazîfe-i mu‘ayyeneleri tuzlalarından hâsıl olur. Kal‘anın cânib-i garbîsinde tuzla-yı azîm ve me‘âdin-i kavîdir ve değirman taşı ma‘deni vardır. Acem'e ve Erzurûm'a ve sâ’ir diyârlara seng-i âsiyâb bu Kağızmân dağlarından gider. Ve yara taşı, cerrâhlar merhem-i Süleymânî edüp yaraya ve bereye korlar, mücerrebdir. Ve kuyumcular böresi ve berber bileğisi ve sümüger taşı, ya‘nî kayağan taşı ma‘deni bu Kağızmân dağlarında hâsıl olup kal‘a neferâtlarına mahsûlü kânûn üzre aklâm kayd olunmuşdur. İki yerde altun ve gümüş ma‘denleri vardır. Ammâ hâsılı harcına kifâyet etmediğinden hâlâ mu‘attaldır. Ve'l-hâsıl cümle on bir me‘âdin vardır. Kal‘ası, sâhil-i Araz'da bir bayır yüzünde Şeddâdî binâ-yı metîn ve şekl-i murabba‘ bir kal‘acıkdır. İçinde Süleymân Hân câmi‘i var. Ve cümle zîr ü bâlâsında yedi yüz hâne-i muhtasarı vardır. Câmi‘leri ve hânı ve hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Bender şehir değildir, ancak serhaddir. Revânın cânib-i garbîsinde nümâyân olan Ağrı dağı bu Kağızmân'a karîbdir kim memdûh-ı âfâk kûhların birisi dahi bu cebel-i Ağrı'dır. Terekeme Türkmânlarına yaylakdır. Ve bu Kağızmân Araz kenarında olmağıla âb [u] hevâsı sehl-i sevâhile karîb olup câ-be-câ bâğ u bâğçeleri vardır. Ve halûk ve halîm ve selîm ahâlîsi ve câ-be-câ mahbûbeleri vardır. Ekseriyyâ levendâtları Acem mânîsi teğannî ederler, hoş-âvâz ve hoş-tab‘ kimesneleri vardır. Bu şehre Kars a‘yânlarıyla {Kağızmân'a} dâhil oldukda beğinin dîvânına cümlemiz hâzır olup 325a Kars kullarıyla Kağızmân kullarımız azîm mücâdeleleri geçüp Kağızmân ağaları yemîn billah edüp "Biz Acem kârbânına dest-dırâzlık etmedik. Ancak kânûnumuz üzre bâcımız alırız" deyü inkâr ile cevâp verüp hakîr destimizde olan buyurdı-yı şerîfler ile Kağızmân ağalarından Hasan Ağa'yı ve Çalık Safer Ağa'yı ve yedi ağa dahi alup "inkâr etdiklerine göre isbât-ı vücûd etsinler" deyü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 324b–325a ·
metinde göster ·
… Müftî ve nakîbi yokdur. Dizdârı ve yüz elli neferâtı vardır. Kars kuluyla ma‘an
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin alırlar. Kal‘ası bir sahrâ-yı ferah-fezâda bir püşte üzre Şeddâd …
Evsâf-ı kal‘a-i Zârşed, intihâ-yı serhadd-i Serâmed: İrân-zemîn şâhları binâsıdır. Bunda hayli Acem zâr-ı şedîd çekerek dendân-ı tîğdan geçdikleriyçün bu kal‘aya Zârşed deyü nâm verirler. Hâlâ eyâlet-i Kars'da sancak beği tahtıdır. Mîr-i livâsının hâssı (---) akçedir. Timarı (---) ve ze‘âmeti (---) alaybeğisi ve çeribaşısı vardır. Hîn-i gazâda cümle bin iki yüz müsellah asker alır. Yüz elli akçe kazâdır. Müftî ve nakîbi yokdur. Dizdârı ve yüz elli neferâtı vardır. Kars kuluyla ma‘an vazîfe-i mu‘ayyenelerin alırlar. Kal‘ası bir sahrâ-yı ferah-fezâda bir püşte üzre Şeddâdî seng-binâ çâr-kûşe ve ma‘mûr kal‘a-i ra‘nâdır. Ammâ ol kadar büyük değildir. Dâiren-mâdâr cirmi ma‘lûmum değildir. Cümle enderûn [u] bîrûnunda hâk-i amber-i pâkli üç yüz hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a ·
metinde göster ·
… avmi vardır. Bir hâkim dahi kal‘a dizdârı ve beş yüz kal‘a neferâtları tuzladan
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin alırlar. Ve yeniçeri serdârı ve sipâh kethüdâyeri ve nakîbü'l-eş …
Üç nâhiye kazâdır ve nâhiye kazâları bunlardır kim zikr olunur: Kazâ-i Kercânis ve kazâ-i Kuruçay ve kazâ-i Şehr. Bu kazâlardan kadıya senevî üç bin guruş hâsıl olur. Şer‘-i Resûl-i mübîne mutî‘ [u] münkâd kavmi vardır. Bir hâkim dahi kal‘a dizdârı ve beş yüz kal‘a neferâtları tuzladan vazîfe-i mu‘ayyenelerin alırlar. Ve yeniçeri serdârı ve sipâh kethüdâyeri ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı vardır. Ve bir hâkim dahi nehr-i Furât'ın karşı tarafında bir sâ‘at ba‘id,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339b ·
metinde göster ·
… revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arka …
Menâkıb-ı Pîr Dede: Ebü'l-feth Gâzî pederi Murâd Hân-ı Sânî, bu Merzifon şehrinde câmi‘ ve hân [ve] medrese binâ ederken münâfıkîn ve münkirînler, Pîr Dede Sultân'ı Murâd Hân'a geçüp pâdişâhı "Pîr De[de] nisvânlar ile hammâma girüp ba‘zı hâtûnlara kîse ve sabun sürüp gûnâ-gûn hizmetler edüp 'Bu senin karnındaki erkekdir ve bu senin karnındaki dişicedir. Kızım olsun ismini Râbi‘a ko' deyü muğayyebât-ı hamsdan dem urup böyle kâfir ve zındîk ve mülhid ve bî-mezheb cevlâkî ışıkdır", deyü ol kadar iftirâ-yı mahzlar ederler kim hemân Murâd Hân gazab-âlûd olup niyyetü'l-gazâ deyüp kılıç kuşanup bu hammâmda Pîr Dede Sultânı hammâmı içre futa kuşanmış görür. Ammâ taşrada şallâk u mallâk ve uryân gezer bir mecâzibûndan er kimesne imiş. Murâd Hân eydür: "Bre mel‘ûn ışık! Sen niçün bu kadar ümmeti Muhammedin nâ-mahrem havâtînleriyle hammâma girüp niçe nisvân-ı sâhib-ısyâna kîse sürersin" didikde "Beğim! Ben dîn-i mübîn-i a‘lâ çobanının hizmetkârıyım. Ol hâtûnlar dîn [ü] îmân damızlığıdır. Anlardan kibâr-ı kümmelîn ve ulemâ-yı müfessirînler müştak olur. Ben anlara seyislik edüp timar etmeğiçün hammâma girmek değil, eben böyle kârgîr hammâm dîvârına girerim" deyü Bismillah ile hammâmın cânib-i şarkîsinde olan dîvâra girer. Hâlâ mübârek arkası dîvâra gömülüp te’sîr etdüğü yer zâhir ü bâhirdir. Sultân Murâd eydür "Dede! Ben seni şu kılıç ile şer‘-i Resûl üzre katl 347a etmeğe geldim" deyü Dede üzre kılıç çekerek De[de] eydür "Murâd Beğ! Şer‘ ile zâhir edâ-yı hizmet etdin, ammâ bu işe me’mûr değilsin. Sığala oğlu elinden kâfirler İzmir kal‘asın aldı. Timur-leng alamamışken Firenk ile Urum istîlâ edüp {aldı}. Var halâs edüp fâtih-i İzmir ol ve şu ekmeği ye" deyü hammâmın iki kıt‘a beyâz mermerin zemînden koparup mermeri hamîr gibi yoğurup ramazân pidesi gibi iki ekmeği söbüce edüp tırnak ile tırnaklayup birin Murâd Hân'a verir, "Var İzmir'i feth eyle" der. Birin Şehzâde Ebü'l-feth'e verüp "İkinci hılâfetde Mehemmed İslâmbol'u feth edüp bu etmeği İslâmbol'da ye" deyü Şehzâde Ebü'l-feth'e İslâmbol'un fethin dahi tebşîr etdükde Murâd Hân, Dede Pîr Sultân'ın pâyine yüz sürüp ba‘dehû mu‘tekid-i tâmmı olup İzmir'i feth eder. Yigirmi altı seneden sonra Ebü'l-feth İslâmbol'u feth edüp babası Murâd Hân ve Ebü'l-feth Hân, Pîr Dede Sultân'ın âsitânesine üç yüz altmış altı pâre kurâ vakf ederler. Ve bu Merzifon şehri de ol sultânın evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağaları nâzırıdır. Her sene birer mütevellîsi gelüp evkâf kurâların üç yüz atlı ile zabt edüp imâretin ve âyende vü revendeye ni‘meti ve şa‘îrin ve üç yüz du‘â-gûyân ve müsebbihîn ve mu‘arrifîne vazîfe-i mu‘ayyenelerin verir. Hâlâ ol mezkûr beyâz mermer ekmekler Pîr Dede Sultân arkasıyla dîvâra girdiği nişân yanında iki add ekmekler âşkâredir. Bu hammâm bu gûne ziyâretgâh-ı azîmdir. Hasta girse bu hammâma bi-emrillah şifâ bulur. Netîce-i merâm bu hammâm-ı dilküşânın medhinde cemî‘î şâirler âcizlerdir. İlm-i sîm[y]â ile Ebu Alî Sînâ hakîmin binâ etdüğü hammâma mu‘âdil bir hammâm-ı ziyâretgâh-ı cân-sitândır. Andan bu şehr-i rûşen-âbâdın cemî‘î hânelerinin şâhnişîn ve derveze ve revzenleri kıble cânibine sahrâ-yı Merzifon'a nâzırdır. Bâd-ı sabâ rîhı bu şehr içre deverân etdüğünden cemî‘î ahâlîsi tendürüstlerdir. Niçe bigi ehl [u] iyâliyle Merzifon'un ensesindeki Deşan dağı yaylağına çıkup altı ayda anda Türkmân kabîleleriyle yayla fasılları ederler. Bu yaylanın vasfında lisân-ı meddâhân kâsırlardır. Bu yayla tâ kadîm-i evvelde Âl-i Dânişmendiyân ile diyâr-ı Mâhân-ı Horâsân'dan gelüp bu diyârı feth idelden beri bu yayla Deşan oğullarına temlîken kayd-ı hayât ile an-anhü ile mülk-i mevrûslarıdır. Deşan oğulları Seydî Beğ nâm bir benâmın hâlâ mülküdür. Yayla hakkın niçe yüz bin devâbâtdan alır. Ve bu yayladan niçe yüz âb-ı hayâtlar cereyân edüp nısfı Merzifon şehrinin bâğ u bâğçelerin saky eder. Ve cümle nevâhî kurâlarının mezra‘a yerlerin reyy eder. Bu Merzifon diyârının hâli oldur kim bârân-ı rahmet ne kadar nâzil olsa elbette yine Deşan dağlarının âb-ı revânlarıyla mezra‘alarını reyy etmeseler mahsûl vermez. Ammâ hubûbâtı ol kadar vefret üzre olur kim Arapça nassı üzre bir buğday dânesinden yigirmi ve on beş karındaş çıkup her sünbülde yüzer dâne olduğu hînde bir kilesi seksen kile mahsûl verir, arz-ı mahsûldârdır. Elbette mezra‘aları susuz olmaz. Anınçün bu Merzifon'da Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı zülâllerin mîrâv ağası vardır. Deşan oğulları da andan hâsıl ola[n] mâl-ı firâvândan hisse verirler, yahşi ağalıkdır. Bu nehirler üzre ağalar olmasa Merzifon halkı birbirlerini katl ederlerdi. Yine el’ân niçe gavgalar olur. Ve Deşan yaylasından cereyân eden uyûn-ı câriyelerin bir fırkası Köprü şehrine akup bâğ ve besâtîn ve mezâri‘âtların saky eder. Ve bir fırkası Lâdik şehri ovasında Kavza kadılığı nâhiyesine akar. Ve bir bölük nehri cânib-i şimâle Osmâncık tarafında ovalara akup cemî‘î bâğları ve besâtînleri reyy eder. Böyle bir kûh-ı azîm ve yaylağ-ı kadîm Deşan dağıdır kim şehr-i Merzifon'a hayât veren bu Deşan dağı uyûnlarıdır. Ve bu şehr-i Merzifon bayırlı yerlere vâkı‘ olup arkasın Deşan dağına vermişdir ve Amasiyye bu şehrin kıblesinde on beş sâ‘atdir. Ve şehr-i Lâdik on iki sâ‘at yerdir ve Osmâncık on altı sâ‘at yerdir ve Gümüş şehri on sâ‘at yerdir ve kasaba-i Gergerân sekiz sâ‘atlik ve Deşan dağının şimâl cânib-i eteğinde Koca kal‘ası Köprü şehrine nâzırdır. Ol kal‘aya varınca (---) sâ‘at yerdir. Ve Merzifon'dan çıkup Deşan dağın aşup şimâle (---) sâ‘at gidüp şehr-i Köprü'dür ve yine Merzifon'dan üç menzilde cânib-i şimâle kal‘a-i Samsun'a varılır, Merzifon'un iskelesidir. Ba‘zılar Sinop iskelesine giderler, ammâ Samsun Merzifon'a karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 346b–347a ·
metinde göster ·
… medreselerdir. Müte‘addid hücreleri ve dershâne kıbâbları ve talebelerine hücre
vazîfesi
ve şem‘ıyyesi ve lahmiyyesi müstevfâ medreselerdir. (---)(---)(---)(---) (-- …
Ve cümle (---) aded medrese-i dârü't-tedrîsdir. Cümleden Medrese-i Mustafâ Paşa ve Medrese-i Taşköprüzâde ve Medrese-i Seyfeddîn ve Medrese-i Husrev Kethüdâ (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Bunlar meşhûr dârü't-tahsîl-i ulûm medreselerdir. Müte‘addid hücreleri ve dershâne kıbâbları ve talebelerine hücre vazîfesi ve şem‘ıyyesi ve lahmiyyesi müstevfâ medreselerdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Ve cümle üç aded dârü'l-hadîs-i Nebevî'dir (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Ve cümle yüz seksen aded dârü't-ta‘lîm-i mekteb-i sıbyân [u] tıflân-ı ebced-hândır. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 357a ·
metinde göster ·
… e takrîb kırâ’eti tilâvet olunur dâr-ı kurrâları var; lâkîn mahsûs talebelerine
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri yokdur, hasbî şeyhleri vardır. Ve cümle kırk aded mekteb-i sıbyân …
Evsâf-ı dârü'l-kurrâ ve mekteb-i sıbyân: Üç yerde seb‘a ve aşere ve takrîb kırâ’eti tilâvet olunur dâr-ı kurrâları var; lâkîn mahsûs talebelerine vazîfe-i mu‘ayyeneleri yokdur, hasbî şeyhleri vardır. Ve cümle kırk aded mekteb-i sıbyân [u] tıflân-ı ebcedhânı vardır. Niçesinin ıydiyye libâsları ve surre-i atiyyeleri taraf-ı vakfdan ihsân olunur, ma‘mûr mekteblerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 23a ·
metinde göster ·
… ûr medreselerdir ve cânib-i vakıfdan talebeleri ve ders-i âmmelerine mâh-be-mâh
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri ve lahmiyye ve şem‘iye hücre-bahâları verilir.
Ve medrese-i câmi‘-i Karamânoğlu. Bunlar meşhûr medreselerdir ve cânib-i vakıfdan talebeleri ve ders-i âmmelerine mâh-be-mâh vazîfe-i mu‘ayyeneleri ve lahmiyye ve şem‘iye hücre-bahâları verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 70b ·
metinde göster ·
… tinden berü olmamış idi. Bu minvâl üzre cemî‘i İslâmbol'da olan pâdişâh kulları
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin bi't-temâm olup cümle halk mesrûr [u] şâdân oldu.
Evvelâ: Melek Ahmed Paşa efendimiz sadrıa‘zam oldukda altı aylık kul mevâcibi çıkmamış idi. Ammâ kapu arası hazînesinde on yedi kise var hemân ol gün karz-ı hasen Bektâş Ağa'dan dörd yüz kise ve Kara Yeniçeri ağasından beş yüz kise ve Çelebi Kethüdâ'dan yedi yüz kise ve Alahuz'dan yüz kise ve Zurnazen Defterdâr Paşa'dan bin kise ve Kudde Kethüdâ'dan bin kise ve Kaya Sultân'dan bin kise ve pâdişâhdan bin kise ve Koca Vâlide'den bin kise ve Topkapulı'dan ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi'den ve Deli Birâder'den ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'den ve Başbakıkulu Moralı Mustafâ Çelebi'den ve Sâlih Çelebi'den ve'l-hâsıl üç günde on bir bin altmış aded kise tahsîl edüp üçüncü gün galebe dîvânı edüp mevâcib çıkdıkda bin altı yüz kırk kise yeniçeri kaldırdığı bir pâdişâh devrinde olmamıştır. Cümle pâdişâh kulu bir kümeden mevâcib kaldırdığı Kara Mustafâ Paşa sadâretinden berü olmamış idi. Bu minvâl üzre cemî‘i İslâmbol'da olan pâdişâh kulları vazîfe-i mu‘ayyenelerin bi't-temâm olup cümle halk mesrûr [u] şâdân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
Andan azline mâdde-i sânî: Sene (---) târîhinde Karadeniz nihâyetinde kal‘a-i Azak'ı Kazak-ı Ak, Moskov u Potnak, Yunak, [u] Boynak muhâsara edüp Mehemmed Girây Hân imdâdıyla kal‘a-i Azak küffârın muhâsarasından halâs olup kal‘a-i Azak'dan cümle iş erlerinden feryâdcılar gelüp "Zahîre ve cebehâne ve cerâye ve alîkımız kalmayup bir senedir mevâcib yüzü görmedik. Elbette vazîfe-i mu‘ayyenemiz gelmezse kal‘a-i Azak-ı adâyı hâli üzre bırağup târmâr oluruz" deyü kırk yedi bölük ağalarından feryâdcılar gelince Melek Ahmed Paşa cemî‘i erbâb-ı dîvânın ihtiyârlarıyla meşveret-i azîm edüp netîce-i kelâmları oldur kim "Eğer zahîre ve cebehâne ve ulûfelerin Karadeniz'den göndersek, deryânın fırtına hâli dâ’imâ tehlikedir ve Karadeniz'de Azak Kazağı ve Özü Kazağı hâli istîlâ edüp iki yüz pâre kayıklar ile gezmededirler. Azağ'a imdâd etmek müşkildir. Hemân cümle zâhire ve cebehâneyi Kefe eyâletine mutasarrıf İbrâhîm Paşa'ya fermân edüp Kefe'den âsân vech ile Azağ'a vâsıl olur. Mevâciblerin bunda hazîne-i pâdişâhîden yetmiş bin guruş çıkarup cemî‘i ehl-i hırefe akçe tevzî‘ edüp râyic-i sûk-ı sultânî üzre şerîfî altun cem‘ edüp kırk elli aded ulakları bu mahaldan Kırkkilise beğine vâsıl ederiz. Anlar da Özü vezîrine, anlar da Özü beğine, anlar da Kırım hânına, hân dahi Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikâr ile Azağ'a vâsıl olduğu haberi arz-ı muhzırlarla yiğirmi beş günde gidüp geldikleri haberi gelir. Bu re’y-i tedbîr ahsendir" deyü Fâtiha tilâvet olunup hazîne-i pâdişâ 102a hîden yetmiş bin guruş çıkarup cümle ehl-i hırefe ve meşâyihleri ve kethüdâlarına tenbîh edüp Kudde Kethüdâ ve Defterdâr Emir Paşa ve Gümrük Emîni Hasan Çelebi ve Moralı Mustafâ Çelebi ve gayri ser-i kârda olan efendi hâ’inleri yetmiş bin aded hazîne guruşların tebdîl edüp maksûs kuş gözü kalp Moralı akçesi esnâfa verüp Kudde Kethüdâ Diyârbekir Çermik'inden olması sebebiyle yetmiş deve yükü kırmızı Diyârbekir bezi ve kuyumcu şâbı ve Kayseriyye'nin sarı sahtiyânın cemî‘i esnâfa döküp üçer kat bahâların taleb edüp kuş gözü akçe ile ehl-i sûkdan altın yüz seksen akçeye iken hurde akçe ile yüz yiğirmi akçeye istediler. Cemî‘i ehl-i hırefin ihtiyârları Melek Ahmed Paşa efendimizin kendi dîvânına gelüp hâk-i pâyine yüz sürüp "Sultânım, bize zulmdür. Diyârbekir bezin üç kat bahâsına üzerimize dökdüler. Ve şâb ve sahtiyân döküp kuş gözü akçeyle yüz yiğirmiye Azak mevâcibi deyü altun isterler. Azîz başın içün bu fukarâ-yı sûka zulm-i Haccâc-ı Yûsuf'dur. Men‘ [u] def‘ eyle" deyü ricâ eylediklerinde paşa eydür "Âdemler! Biz size Diyârbekir bezi ve şâb ve sahtiyân vermedik. Yetmiş bin Sivilya riyâl guruş verüp esvâk-ı sultânîde râyic olduğu gibi altun isteriz" deyüp Defterdâr'a ve Kudde'ye Paşa eydür: "Bu ibâdullaha niçe kırmızı bez ve şâb ve sahtiyân vermişsiz" dedikde Defterdâr ve Kudde eyitdiler "Sultânım! Hoca Hânı'nda bir bâzergân âhirete intikâl edüp bu kadar mâlı mîrîye kabz olunup bu aralıkda bezleri ve şâb ve sahtiyânın bu esnâfa seyrü'n-nâs verdik. Ne var, Azak askerine imdâd etseler, ne olur" dediklerinde paşa dahi anların sözlerine tebe‘iyyet edüp eydür: "Yürün ümmet-i Muhammed ile olsun, guzât-ı müslimîne imdâd edin. Azağ'a ulûfe gönderdim" dedikde hemân cümle ehl-i hıref "Vâveylâ ve vâveledâ! Nedir bu zulm, ümmet-i Muhammed, yok mu" deyü cemî‘i ak sakal, mün‘im ü muhteşem ihtiyârlar ve niçe yüz sâdât-ı kirâmdan kimesneler ileri gelüp "Etme vezîr! Bu zulmü def‘ u ref‘ eyle!" dediklerinde hemân paşa tehevvüre gelüp çavuşbaşı elinden hezârân deyeneği kapup bir alay ibâdullahı Dîvânhâne'de önüne katup anı anda urarak kimi kendüyi nerdübândan aşağı atarak, kiminin eli ayağı kırılarak firâr edüp cümle sâdât-ı kirâm "İhtiyâr müzevir herîfler, şâhid olun, bre Yahûdî deyüp üzerimize gelüp asâ ile urup mecrûh edüp zulmümüzü def‘ etmedi. Bunun vezâret [ü] hükûmeti câ’iz değildir. Emr şer‘-i Resûl-i mübînin!" deyü doğru nakîbü'l-eşrâfa ve Şeyhülislâm Azîz Efendi'ye varup murâd [u] merâmları üzre fetvâlar aldılar kim paşanın üzerine küfr isbât etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 101b–102a ·
metinde göster ·
… siâmları ve cânib-i vakfdan talebelerine hücre-bahâ lahmiyye ve şem‘iyyeleri ve
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri dâ’imdir. Ve cümle yigirmi aded mekteb-i sıbyân-ı tıflândır. Ve c …
Ve çârsû içinde Ebü'l-feth câmi‘i, kiremitlidir. Ammâ bu İmâret câmi‘i, imâretiyle ve cümle kıbâbları ile serâpâ rasâs-ı hâs-ı nîl-gûn ile mestûr, huddâmları mesrûr câmi‘-i pür-nûrdur. Bu câmi‘ kurbunda Süleymân Hân'ın Kurşumlu medresesi ma‘mûrdur. Talebeleri ve dersiâmları ve cânib-i vakfdan talebelerine hücre-bahâ lahmiyye ve şem‘iyyeleri ve vazîfe-i mu‘ayyeneleri dâ’imdir. Ve cümle yigirmi aded mekteb-i sıbyân-ı tıflândır. Ve cümle iki imâretdir kim cem‘i müsâfirîne beher yevm merreteyn ta‘âmı mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 106b ·
metinde göster ·
… a bir azîm limanı var. Hâlâ neferâtıyla başka kapudanı var. Tuna defterdârından
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri var. Ve bu kal‘anın cânib-i şarkîsinde yine sâhil-i Tuna'da bir m …
Sene 816 târîhinde ibtidâ bânîsi Çelebi Sultân Mehemmed'dir. Özi eyâleti sancağı hükmünde hâsdır. Ve yüz elli akçe başka kazâdır. Nevâhîleri ve kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘ası Tuna kenarında bir düz çemenzâr yerde şekl-i murabba‘ beyâz ahcâr ile mebnî bir kal‘a-i müdevver-i kavîdir kim dâ’iren-mâdâr cirmi bir adımdır. İçinde Mehemmed Hân câmi‘i ve dizdârı ve üç yüz neferâtı ve mehterânı ve cebehânesi 113a var. Ve sağîr ü kebîr şâhâne elli aded topları var. Ve cânib-i şarka bir demir kapusu var. Etrâfında handakı nehr-i Tuna ile mâl-â-mâl olup kapusu önünde zemberekli asma cisri var. Ve kal‘adan taşra varoşu etrâfında tabur handakı var. Ve kapusu önünde âyende vü revende mihmâna ârâmgâhı içün bir tahta ile mebnî bir kasrı var. Ve Tuna kenarında bir azîm limanı var. Hâlâ neferâtıyla başka kapudanı var. Tuna defterdârından vazîfe-i mu‘ayyeneleri var. Ve bu kal‘anın cânib-i şarkîsinde yine sâhil-i Tuna'da bir ma‘mûr varoşu var. Cümle altı yüz hâne bâğlı ve bâğçeli cümle şındıra tahta seksen aded esvâk-ı muhtasarı var. Lâkin cümle ahâlî-i re‘âyâsı Eflâk'dir ve varoş hüddâmları cümle Eflâkândır. Netîce-i merâm gâyetü'l-gâye intihâ-yı serhaddir. Niçe yüz kerre Eflâk kâfiri isyân edüp ibtidâ bu kal‘ayı muhâsara etdüğü zamânımızda on kerre ma‘lûmumuzdur. Ammâ bu kal‘a gâyet kâr [u] kisb yeridir ve ankâ kimesneler vardır. Cümleden bây Yergöğülü Hüseyin Ağa, bin kiseye mâlik kimesnedir. Paşa anın hânesinde mihmân olup paşaya üç gün ziyâfet-i azîm edüp beher yevm birer at ve üçer kîse verüp ol kadar bal ve yağ verdi kim ta‘bîr olunmaz. Ve Eflâk Beği Mati'den yedi araba akmişe-i fâhire ve yüz araba zahîre ve bir hınto münakkaş ve mutalla‘ koçi araba hedâyâ gönderüp içinde seksen kîse-i Eflâkî var idi. Ve bir tavla çıpgın bârgîr ve bir tavla yorga cıbırtay at pîşkeş geldi. Ve sâ’ir ağavâtlara dahi yüz re’s bârgîr hedâyâ gelüp bir yorga bârgîr dahi bu hakîre değdi. (---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112b–113a ·
metinde göster ·
… ânı var. Sâhibü'l-hayrâtı çok olmağıla cümle sıbyâna beher mâh cânib-i vakıfdan
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri dâ’imdir. Ve her sene birer kat ıydiyye libâsları ve surreleri ve …
Ve cümle yigirmi mekteb-i tıflânı var. Sâhibü'l-hayrâtı çok olmağıla cümle sıbyâna beher mâh cânib-i vakıfdan vazîfe-i mu‘ayyeneleri dâ’imdir. Ve her sene birer kat ıydiyye libâsları ve surreleri verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a ·
metinde göster ·
… Kili ve Akkirmân ve Özi'nin beş pâre kal‘a neferâtları cümle bu Tuna emîninden
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin almalıdır. Meksûr olursa haps eder ve erzâkından alırlar.
Ammâ bu morinanın pereme kadar müteferrikası nâdir olur. Zîrâ anlar Tuna sedd-i İslâmı önünde Tuna Demirkapusu ve Tahtalı nâm girdâbların fırtınalarından ubûr etmeğe korkarlar kim niçesinin temevvüc-i Tuna'dan beli kırılup kenarda düşerler. Ol ecilden Demirkapu'dan aşağı müteferrika geçmeyüp geçen dahi çıkmayup mâbeynde hâsıl olan müteferrika balıklar bu Silisre önünde elbette sayd olunur. Bu temâşâgâh-ı Tuna üzre sekiz ay durup ba‘zı emînler fâ’ide eder. Niçeleri müflis olur, baht-ı müsâ‘id olmağa lâzım bir devletdir. Zîrâ Tuna kenarında olan kırk elli pâre kılâ‘ kulları ve Kili ve Akkirmân ve Özi'nin beş pâre kal‘a neferâtları cümle bu Tuna emîninden vazîfe-i mu‘ayyenelerin almalıdır. Meksûr olursa haps eder ve erzâkından alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 121a ·
metinde göster ·
nassı nâzil olmuştur. Ammâ bu Selîmiyye'de olan Karahisârî Hasan Çelebi'sinin hatları meğer İslâmbol'da Süleymâniyye câmi‘inde de ola. Ammâ fakîr Hattât Hasan Çelebi bu câmi‘in kubbesinin tâ ayne'l-fi‘line âyet (---)(---) takrîr ederken çeşm-i nergisinin birine kireç gubârı düşüp "âh gözüm" deyü cân havliyle yanında âmâde olan sifâl içinde kalemleri gasl edecek kireçli su ile çeşm-i gazâlin gasl edince bir gözü dahi pişüp bî-basar olmasına sebeb Selîmiyye kubbesinde arz-ı mahâre etdiğidür kim kemâl-i ma‘rifeti anda itmâm bulmuşdur. Ammâ hakkâ ki Koca Hasan Çelebi ilm-i resmde yed-i tûlâsın ayân u beyân edüp cümle hatları âyetün min âyâtillahdır. Ba‘dehû Selîm Hân adâlet edüp Hasan Çelebi'ye bâb-ı hümâyûn vazîfelerinden beher yevm ikişer aded sikke-i mümessek şerîfi vazîfe edüp bakıyye-i ömrün anınla âhir edüp İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî mukâbelesinde Südlüce nâm rabtada Çavuşbaşı câmi‘i sâhasında üstâdı Ahmed Karahisârî cenbinde hâlâ âsûdedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155a ·
metinde göster ·
nassı nâzil olmuştur. Ammâ bu Selîmiyye'de olan Karahisârî Hasan Çelebi'sinin hatları meğer İslâmbol'da Süleymâniyye câmi‘inde de ola. Ammâ fakîr Hattât Hasan Çelebi bu câmi‘in kubbesinin tâ ayne'l-fi‘line âyet (---)(---) takrîr ederken çeşm-i nergisinin birine kireç gubârı düşüp "âh gözüm" deyü cân havliyle yanında âmâde olan sifâl içinde kalemleri gasl edecek kireçli su ile çeşm-i gazâlin gasl edince bir gözü dahi pişüp bî-basar olmasına sebeb Selîmiyye kubbesinde arz-ı mahâre etdiğidür kim kemâl-i ma‘rifeti anda itmâm bulmuşdur. Ammâ hakkâ ki Koca Hasan Çelebi ilm-i resmde yed-i tûlâsın ayân u beyân edüp cümle hatları âyetün min âyâtillahdır. Ba‘dehû Selîm Hân adâlet edüp Hasan Çelebi'ye bâb-ı hümâyûn vazîfelerinden beher yevm ikişer aded sikke-i mümessek şerîfi vazîfe edüp bakıyye-i ömrün anınla âhir edüp İslâmbol'da Ebâ Eyyûb-ı Ensârî mukâbelesinde Südlüce nâm rabtada Çavuşbaşı câmi‘i sâhasında üstâdı Ahmed Karahisârî cenbinde hâlâ âsûdedirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 155a ·
metinde göster ·
Cevâb-ı Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘: Pâdişâh-ı Cem-kişver eydür: "Bak a lala! Bu dergâhda niçe Celâlî ve Cemâlî ve zorba ve aşkıyâların kelleleri galtan-ı por-potur olmuşdur. İnşâallah an-karîbi‘z-zamân anların da haklarından gelinüp murâd [u] merâmın üzre cemî‘i ibâdullah anların şûr [u] şerlerinden halâs olur" deyüp sa‘âdetlü pâdişâh derhâl gazab-âlûd olup ayak üzre kalkıp bizzât kendü mübârek dest-i şerîfiyle mühr-i şerîfi bizim Melek Ahmed Paşa'ya verüp bir hil‘at-i semmûr giydirüp eydür: "Yürü Allahu Te‘âlâ her umûrunda Bârî [vü] yârî ola. Ve her işinde cenâb-ı Bârî mu‘în u zahîrin ola. Ve her kârında Rabbü'l-izzet tevfîkin mukadder refîk etmiş ola. Göreyim seni her umûr-ı dîn-i mübîn içün niçe sa‘y-i himmet edersin. Ve uğur-ı hümâyûnuma niçe bezl-i kudret edersin. Hazîne cem‘ine takayyüd edüp cemî‘i birden bine, binden yüz bine varınca vazîfe-hârân kullarıma mevâciblerin niçe verirsin, göreyim seni!" deyü du‘â vü senâ-yı firâvân edince her taraafdan "Allah mübârek eyleye!" deyü cümle a‘yân mübârek-bâd deyüp derhâl sa‘âdetlü pâdişâh, efendimize bir semmûr lipâçe dahi giydirüp ol gün iki kürk oldu. Ammâ paşa koynuna mührü kodu ammâ gûyâ bir akreb-i Kâşiyân koynuna girüp aslâ hazz etmeyüp muğber-hâtır oldu. Zîrâ mâl ü hazîne tedâhülün fikr edüp "Mevâcibe on gün var. Bâb-ı hümâyûnda ancak on yedi kîse var ve bahr-i Sefîd'de cümle cezîrelere küffâr-ı bed-kirdârın istilâsı var. Beri tarafda mühimmât [u] levâzımât-ı Tershâne-i âmire var ve Anadolu'da Celâlî ve Cemâlî haşerâtının zulm-i sarîhi var. Ol taraflardan bir filûs-i ahmer gelmemesi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 174a ·
metinde göster ·
… hudâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Dizdârı ve yüz mikdârı neferâtları vardır.
Vazîfe-i
mu‘ayyenelerin Mardin beğinden alurlar. Kifâyet mikdârı cebehânesi ve hurde top …
Derûn-ı kal‘ada ancak üç yüz müfîd u muhtasar türâb ile mestûr bâğlı u bâğçeli hânecikleri vardır kim ahâlîsi cümle Ekrâd u Urbândır. Ve hâlâ Diyârbekir eyâletinde sancak beği hükmündedir. Beğinin hâssı (---) akçedir. Timârı (---) ve zu‘amâsı (---) ve alâybeği ve çeribaşısı vardır. Hîn-i gazâda cümle altı yüz asker olur. Hâlâ beği Urbân tarafından mîr-i şedîddir. Sipâh kethudâyeri ve yeniçeri serdârı vardır. Dizdârı ve yüz mikdârı neferâtları vardır. Vazîfe-i mu‘ayyenelerin Mardin beğinden alurlar. Kifâyet mikdârı cebehânesi ve hurde topları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213b ·
metinde göster ·
Van eyâletinde başka hükûmetdir. Taraf-ı pâdişâhîden hâss-ı hümâyûnu yerine eyâletinin ebvâb-ı mahsûlâtı kendiye hâs olmuşdur. Beher yevm eyâletinden hâna bir kîle-i mevik akçe hâsıl olur. Pâyede Van eyâleti pâyesidir. İki bin asker ile hükm-i hükûmât edüp bir sefer iktizâ ederse yahûd Van kal‘ası dezengi ta‘mîr ü termîmine da‘vet olunursa Van serdârıyla sefer eşer. Ve şehir içre gelen kârbânın bâc-ı bâzârı kendüye hâs kayd olunmuşdur. 223b Ammâ bu şehrin içinde olan Ermenî Ya‘kûbîlerin ve re‘âyâ-yı Arabîlerin cizyesi Van kulu aklâmıdır. Her re’s-i senede Van'dan bir ağa gelüp mezkûr Arabî re‘âyâlardan harâcları tahsîl edüp Van kuluna ulûfe verilir. Hânın bu harâcda alâkası yokdur ammâ Muş sahrâsı harâcı cümle hânın kayd-ı hayâtıyla ocaklık hâssıdır kim senevî yigirmi altı bin guruş hâsıl olur. Fâtih-i Revân Sultân Murâd Hân, ba‘de'l-fethi Revân bu Bitlîs hânı sarâyında mihmân olup hizmeti mukâbelesinde hatt-ı şerîf ile hâna Muş harâcın ihsân etmişdir. Hân dahi ol harâcdan Bitlîs kal‘ası dizdârının ve iki yüz aded neferâtlarının vazîfe-i mu‘ayyenelerin mezkûr hâsdan ve mahsûlât-ı bâc-ı bâzârdan verüp kal‘a hânın taht-ı tasarrufunda olup miftâhları her şeb [ü] rûz hânda durur. Mefrûzu'l-kalem ve maktû‘u'l-kadem serbest hükûmetdir ve hayli vâsi‘ eyâleti vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223a–223b ·
metinde göster ·
… arafından zabt olunur mîrî emânetdir kim ebvâb-ı mahsûlâtından kal‘a kullarının
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri bu emânetden beher sene verile gelmişdir. 238b Andan yine cânib …
Menzil-i Bend-i Mâhî: Bu dahi Ahlad hâkinde (---)(---) nâm deresinde balık dalyanıdır. Van defterdârı tarafından zabt olunur mîrî emânetdir kim ebvâb-ı mahsûlâtından kal‘a kullarının vazîfe-i mu‘ayyeneleri bu emânetden beher sene verile gelmişdir. 238b Andan yine cânib-i şimâle sağ tarafımızda Van deryâsı kenârıyla ma‘mûr [u] âbâdân kurâları seyr [ü] temâşâ ederek (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 238a–238b ·
metinde göster ·
mu‘ayyenelerin verüp üst haftanıyla paşa dîvânına gelmeğe me’mûrdur. On birinci …
İkinci hâkimi örfî, yukaru kal‘ada dergâh-ı âlî yeniçerilerinin haseki ağalarından bir müte‘azzım yeniçeri ağasıdır. Zamânımızda Deli Abdî Ağa nâm bir ağa-yı hümâm idi kim altı odada üç bin yeniçeriye hâkim idi. Üçüncü hâkim ağa, başçavuşdur. Dördüncü yeniçeri efendisidir, beşinci cebecibaşıdır kim üç odada bin aded cebeciye hâkimdir. Altıncı, topçubaşıdır kim iki odada bin aded topçulara hâkimdir. Bunlar kerr ü ferr ü dârâtları müte‘azzım Âsitâne ağalarıdır kim her Cum‘a alây ile paşa dîvânına gelirler. Yedinci hâkim, paşa kethudâsıdır, sekizinci paşa müsellimidir, dokuzuncu paşanın şehir subaşısıdır. Onuncu pâdişâhın mâl defterdârı Şânî Efendi'dir kim hâssı 64.870 akçedir. Yüz elli aded tevâbi‘iyle yedi yüz kalemden mâl-ı pâdişâhî tahsîl edüp yetmiş aded kılâ‘ kullarına ve sâ’ir erbâb-ı vezâ’ife vazîfe-i mu‘ayyenelerin verüp üst haftanıyla paşa dîvânına gelmeğe me’mûrdur. On birinci zâbit, çavuşlar kethudâsıdır. On ikinci çavuşlar emînidir. On üçüncü çavuşlar kâtibidir. On dördüncü tîmâr defterdârıdır. On beşinci defter emînidir. On altıncı rûznâmecidir. On yedinci muhâsebecidir. On sekizinci mukâta‘acıdır. On dokuzuncu menkûfâtçıdır. Mezkûr dokuz aded dîvân halîfeleri taraf-ı pâdişâhîden ru’us-ı hümâyûn ile mutasarrıf hâkimlerdir kim kânûn-ı Süleymân Hân üzre ze‘âmetleri hâssı 60.999 akçedir. Bunlar dahi paşa ile sefer eşmek kânûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 253b ·
metinde göster ·
… an ve kal‘a-i Vastân kulları dahi cümle altı bin kuldur. Cümle on iki bin kulun
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin Van defterdârı Gevar ve Gevaş hâslarından ve Bend-i mâhî iltizâm …
Hulâsa-i kelâm kânûn-ı Süleymân Hân üzre bu Van kal‘ası kulu altı bin kuldur ve Van deryâsı kenârındaki kal‘a-i Amîk ve kal‘a-i Ercîş ve kal‘a-i Âdilcevâz ve kal‘a-i Ahlat ve kal‘a-i Taht-ı Van ve kal‘a-i Vastân kulları dahi cümle altı bin kuldur. Cümle on iki bin kulun vazîfe-i mu‘ayyenelerin Van defterdârı Gevar ve Gevaş hâslarından ve Bend-i mâhî iltizâmından ve Van'ın harâcından ve Van gümrüğünden ve memlehalardan ve gayrı bâc-ı bâzâr u kappânlardan ve Muş harâcından ve şehr-i Bitlîs'in Arabî Ermenîsi harâcından ve Birecik kal‘ası önünde nehr-i Murâd geçidi gemileri mahsûlünden ve Bomboç ve Balis arâzîlerinden ve'l-hâsıl üç yüz yetmiş aded aklâmlardan Van defterdârı beher sene altı yüz kise-i Rûmî hâsıl edüp Van'ın on iki bin kuluna mevâcib verir. Bir ay mâlları te’hîr olunsa defterdârın ve kırk kalem küttâbların ve yigirmi dörd aded ağavâtlarının başlarına kıyâmet koparup paşaya "Dâd u havar hey vezîr hey!" deyü gulüvv-i âm ile dîvâna gelüp feryâd ederler. Ammâ gâyet bahâdırlardır. 254b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254a–254b ·
metinde göster ·
… a hemân sefer eşer kırk sekiz bin asker-i güzîdedir. Bunlar cümle Âl-i Osmân'ın
vazîfe
ve timâr ve ze‘âmetin yeyen kullarıdır. Kırk elli bin asker dahi bunların huddâ …
Evvelâ Muş beği ve Âdilcevâz beği ve Ercîş beği ve Bârgîrî beği ve Bâyezîd beği ve Akçakal‘a beği ve Şureger beği ve Karacakal‘a beği ve Ekrâd-ı Mekü beği ve Ziyâeddîn beği ve Abagay beği ve Şatak beğleri. Bu zikr olunan on beş sancakda olan güzîde asker beğlerinin livâları altında tabılhânelerin döğerek Âl-i Osmân askerinin sol tarafında yürürler. Ammâ kal‘a neferâtlarının nısfı kal‘ada kalup nısfı sefere gitmek şartdır. Ammâ cem‘an yekûn asâkir-i Van altı bin aded Van kal‘ası kuludur ve altı bin asker sâ’ir kılâ‘ kullarıdır kim cümle on iki bin asker kılâ‘ kullarıdır. Kânûn üzre altı bini sefere me’mûrlardır ve üç bin asker dahi cebelüleriyle Van paşası askeri olur ve on iki bin asker-i Hakkarî'dir ve altı bin asker-i kavm-i Mahmûdî'dir ve altı bin asker-i Gâzîkıran-ı Pinyanişî'dir ve beş bin asker-i Bitlîs hânıdır. Ammâ eyâlet-i Van'ın 256a eğer Osmânlı sancaklarında ve eğer Kürdistân beğleri sancakları ki bâlâda tahrîr olunduğu üzre cümle otuz yedi aded sancaklardır kim kânûn-ı Süleymân Hân üzre mezkûr sancakları erbâb-ı ze‘âmetleri ve erbâb-ı timârlarının hîn-i gazâda cümle cebelüleri ile on iki bin kılıç erbâb-ı zu‘amâ askeridir. Ve nısıf kal‘a kulları ve üç bin paşa askeri ve Bitlîs hânı ve Hakkarî ve Mahmûdî ve Pinyanişî hâkimleri askeriyle cümle erbâb-ı zu‘amâ askeriyle cümle eyâlet-i Van'da hemân sefer eşer kırk sekiz bin asker-i güzîdedir. Bunlar cümle Âl-i Osmân'ın vazîfe ve timâr ve ze‘âmetin yeyen kullarıdır. Kırk elli bin asker dahi bunların huddâmân-ı pür-silâhları olur. Hakkâ ki bir asker-i güzîdedirler kim memâlik-i Âl-i Osmân'da kırk bir sene geşt ü güzâr etmediğimiz serhad kalmamışdır. Ammâ bu abd-i kemter Rûm'da Egre ve Budin ve Bosna gâzîleri kadar mücâhidîn-i fî sebîlillah bî-hîle ü bî-hud‘a asker görmedim. Ve diyâr-ı Anadolu'da Acem serhadlerinde Kars kulu ve bu Van kulu gibi serbâz ve şehbâz u güzîde müsellah bî-emân asker görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b–256a ·
metinde göster ·
… nâzük top-ı şâhîleri var. Cümle nökerleri sayyâd-ı mâhîlerdir kim azîm kâr edüp
vazîfelerin
mâhîlerden mâh-be-mâh alırlar. Metîn kal‘a-i bâlâdır. Bir cezîresine dahi
Cezîre-i Kebûter {ya‘nî Güğercin adası}: derler. On mil çevirir bir vâsi‘ cezîre-i ma‘mûredir. Bir yalçın kaya üzre bir ma‘mûr kal‘ası var, neferâtları ve cebehânesi ve nâzük top-ı şâhîleri var. Cümle nökerleri sayyâd-ı mâhîlerdir kim azîm kâr edüp vazîfelerin mâhîlerden mâh-be-mâh alırlar. Metîn kal‘a-i bâlâdır. Bir cezîresine dahi
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 295b ·
metinde göster ·
… i ulûmu vardır kim her birin birer selef şâhları inşâ etmiş. Hâlâ ders-i âmları
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri ekl-i bel‘ edüp hücreleri cümle mu‘attaldır kim birer bevvâbı var …
Der-beyân-ı medrese-i âlimân: Cümle dokuz aded medâris-i dârü't-tedrîs-i tahsîl-i ulûmu vardır kim her birin birer selef şâhları inşâ etmiş. Hâlâ ders-i âmları vazîfe-i mu‘ayyeneleri ekl-i bel‘ edüp hücreleri cümle mu‘attaldır kim birer bevvâbı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309b ·
metinde göster ·
… e vü hutebâ vü huddâmlarına ve kal‘ası neferâtlarına cümle hazîne-i pâdişâhîden
vazîfeler
ta‘yîn eyledi. Ve derûn-ı Bağdâd'da Hazret-i Abdülkâdir-i Cîlânî kubbesin ve İm …
Ve Bağdâd'ın cemî‘i burc u bârû ve tabyaların imâr edüp itmâm eyledi ve Hazret-i İmâm-ı A‘zam kal‘asın Süleymân binâ etdiği üzre kubbesini ve kabr-i münevveresi şebekelerin cümle sîm-i hâlisden ve niçe yüz kanâdîllerin sîm ü zeheb-i hâlis ve cevâhirden ve bâb-ı sa‘âdetinin cenâhların ve atabe-i ulyâ ve süflâsın cümle sîm-i hâlisden inşâ etdirüp merhûm pederimizin dest-i kârıyla cümle sîm ü zer avânîler binâ olunmuşdur ve cemî‘i sîm micmeredân u şem‘dân u buhûrdânlar ve niçe bin zî-kıymet tuhaf ve maslûbât âvîze-i gûnâ-gûnlar cümle pederimizin dest-i kârıyla olmuşdu. Zîrâ pederimiz feth-i Bağdâd'da ser-zergerân-ı Dergâh-ı âlî idi ve âsitâne-i İmâm-ı A‘zam'ın eimme vü hutebâ vü huddâmlarına ve kal‘ası neferâtlarına cümle hazîne-i pâdişâhîden vazîfeler ta‘yîn eyledi. Ve derûn-ı Bağdâd'da Hazret-i Abdülkâdir-i Cîlânî kubbesin ve İmâm Mûsâ Kâzım türbesin ve Akkapu kurbünde Şeyh Şehâbeddîn-i Sühreverdî âsitânesin ve Kassâb-ı Cömerd-i Hazret-i Merd tekyesin ve niçe bunun emsâli âsitâneleri imâr edüp şehr-i Bağdâd'ı rûşen-âbâd edüp gayrı tedârikler görüp evvelâ inşâ etdüği âsâr-ı binâların ve Bağdâd dervezelerinin atabe-i ulyâları üzre alâmetim olsun deyü Bağdâd fethine müte‘allık musanna‘ târîhleri beyâz mermer üzre celî hatt ile kazdırdı ve zeheb-i hâlis ile yazdırdı. Ol târîh-i musanna‘ların âhir mısra‘-ı neticeleridir kim tahrîr olundu. Güfte-i Cevrî:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 337b ·
metinde göster ·
… şdir. Bu imâret evkâf-ı kavî olmağile her hücrenin talebelerine cânib-i vakfdan
vazîfe-i
mu‘ayyeneleri dâyimdir. Ve her hücreye dârü'z-ziyâfesinden birer sofra ta‘âm me …
deyü kefere kenîselerinden avâid ü fevâid ta‘yîn edüp niçe bâğ u bâğçe ve dekâkîn ü âsiyâb-ı âb bu medreseye muttasıl inşâ edüp vakf 379a etmişdir ve ders-i âmın şehrin şeyhülislâmın etmişdir. Bu imâret evkâf-ı kavî olmağile her hücrenin talebelerine cânib-i vakfdan vazîfe-i mu‘ayyeneleri dâyimdir. Ve her hücreye dârü'z-ziyâfesinden birer sofra ta‘âm merreteyn ta‘yîndir. Ammâ bu medrese-i azîm cisr-i Kophan yanında olmağile kavm-i Ekrâd bu medreseye medrese-i Kophan derler. Ammâ bânîsi Sultân Hüseyin'dir. Kavm-i Ekrâd'ın niçesi medrese-i Kubâ derler. Hulâsa-i kelâm bu diyâr-ı Kürdistân'da on bir sene seyâhat edüp bu medrese-i Kophan gibi bî-misâl medrese görmedim. Kal‘a-i Mardin'de medrese-i Kâsım Paşa ve kal‘a-i Van'da medrese-i Horhor ve medrese-i Hüsrev Paşa dahi meşhûrlardır ammâ bu İmâdiyye'nin medrese-i Kophan'ı anlardan ma‘mûr u müzeyyendir. Ve bu kal‘a-i İmâdiyye'de mahsûs dârü'l-hadîs ve medrese-i dârü'l-kurrâ yokdur. Ammâ cümle medreselerde ilm-i hadîs ve ilm-i tecvîd görülür. Lâkin ilm-i hıfz-ı Kur’ân-ı Azîm'e ol kadar mukayyed değillerdir. Zîrâ hâfız-ı Kelâmullah olan âlim olmaz derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 378b–379a ·
metinde göster ·
… asenâtlardır kim cânib-i vakıfdan mütevellîsi her hücrede sâkin olan talebelere
vazîfe-i
mu‘ayyenelerin ve lahmiyye ü şem‘iyyelerin mâh-be-mâh vâsıl eder. Bunlardan mâ‘ …
Der-beyân-ı dârü't-tedrîs-i âlimân: Cümle altı aded medrese-i tahsîl-i ulûmdur. Evvelâ (---)(---) semtinde Medrese-i Mîr Abdâlî, sorh-gûn tula ile mebnî bir kârgîr kavî medrese-i kadîmdir ve Medrese-i Süleymân Beği (---)(---) mahaldedir ve (---)(---) semtinde Meydân Medresesi ve iki aded medreseler dahi yukaru kal‘a altındadır. Bu medreseler cümle ma‘mûr [u] âbâdân vakf-ı kavî hayrât [u] hasenâtlardır kim cânib-i vakıfdan mütevellîsi her hücrede sâkin olan talebelere vazîfe-i mu‘ayyenelerin ve lahmiyye ü şem‘iyyelerin mâh-be-mâh vâsıl eder. Bunlardan mâ‘adâ derûn-ı şehirde ne kadar mahalle mesâcidleri var ise elbette birer medrese-i hasbîleri vardır. Zîrâ bu Cizre şehrinde tâlib-i ilm ulemâ-yı Ekrâd ziyâdesiyle çokdur. Ve bu şehirde dârü'l-hadîs ve dârü'l-Kur’ân kurrâ-yı mahsûs yokdur. Cümle medreselerde cemî‘i ulûm ü fünûn görülmektedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 386a ·
metinde göster ·
Bu gûrgâhlar gerçi bu çölistânın ortasında evc-i âsumâna ser çekmiş kubbe-i pür-envârdır, ammâ mürûr-ı eyyâm ile kubbesi câ-be-câ rahnedâr olup sene 1059 târîhinde efendimiz Melek Ahmed Paşa vâlî-i Bağdâd iken kubbesin ve câmi‘i ve hücrelerin ta‘mîr ü termîm etmişdi. Türbedârları ve e’imme vü hutebâsına vazîfe ta‘yîn etmişdi, ammâ bu hayrât-ı kadîmin bânîsi hulefâ-yı Abbâsiyân'dan Hârûnu'r-Reşîd'in hatunu Zübeyde Hatun inşâ etdirmişdir ve kendi merhûme dahi derûn-ı kubbede medfûndur, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 1b ·
metinde göster ·
"Kul Allâh'ındır. Sen bir mütevellîsin. Hemân bize
vazîfemizi
ver. Dîn uğruna ceng edelim" deyü her kafâdan bir sadâ zâhir olunca hemân Rûm H …
"Kul Allâh'ındır. Sen bir mütevellîsin. Hemân bize vazîfemizi ver. Dîn uğruna ceng edelim" deyü her kafâdan bir sadâ zâhir olunca hemân Rûm Hasan Ağa ve Boşnak Mehemmed Ağa ve Kayıkçı Hüsâm Ağa ve şâmlı Mehemmed ve Arnavud şa‘bân Ağa ve niçe söz sâhibi eşkıyâlar eyitdiler:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 6a ·
metinde göster ·