… -i anîd kıral-ı dâl oldu. Tâ beş bin yedi yüz elli seneye gelince niçe kayâsıra
ve batâliseler
ve niçe bıtrîk ve kıssîs ve efârîkaların tahtgâhı ve karârgâhları olup günden g …
Meselâ Avret 12a bâzârındaki Dikilitaş'da Yanko ibn Mâdyân'ın Hindistân'a gitdiği askerinin alay-ı bî-misâlin timsâl edüp ayân u beyân etdi. Ve ol amûdun için cevf edüp minâre-vâr ruhbânlar çıkup İslâmbol'a bir bâğî ve dağî asker gelse çan çalarlardı. Hemân sâ‘at cümle asâkir-i bî-pâyân hâzırbâş olurlardı. Ve niçe bin âsâr-ı acîbe ve garîbe ve mutalsamâtlar binâ etdüği inşâ’allâh mahallinde tahrîr olunur. Hülâsa-i kelâm bu Yağfûr Kıral İslâmbol'u ol mertebe ma‘mûr u âbâdan etdi kim gûyâ ravza-i cinândan bir köşe etdi. Bu dahi âlem-i dalâlet içre mürd olup yerine Tekfur nâm pelîd-i anîd kıral-ı dâl oldu. Tâ beş bin yedi yüz elli seneye gelince niçe kayâsıra ve batâliseler ve niçe bıtrîk ve kıssîs ve efârîkaların tahtgâhı ve karârgâhları olup günden güne şehr-i Makdon'u amâr etdiler. Ve niçe yüz sene hükûmet üzre müstakarr olup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11b–12a ·
metinde göster ·
Ma‘âdin-i sâlis aşer: Kân-ı insân Belde-i Tayyibe ya‘nî kal‘a-i Kostantıniyye'dir kim bunda olan âdem deryâsı ve benî âdemin mahbûb [u] ra‘nâsı bir diyârda yokdur illâ İslâmbol'da çokdur. Hattâ meşhûrdur, vech-i arzda bin âdem ölür ve bin bir âdem doğup bir âdemden tenâsül bulur derler. Eyle bir sevâd-ı mu‘azzam şehr-i kebîrdir kim şehr-i İslâmbol içre bin âdem merhûm olsa yine âdem deryâsından omuz omuzu sökmez böyle bir gulgule-i Rûm'dur {anıniçün İslâmbol'a ma‘den-i kân-ı insân derler}. Eğer cemî‘i âsâr-ı binâları ve imâretlerin birer birer takrîr ü tahrîr etsek bir mücelled kitâb olur. Ammâ mahalli ve münâsebeti geldükde Âl-i Osmân devletinde amâristânını beyân ederiz. Ammâ Kostantîn asrındaki âbâdânlığı sâ’ir kayâsıra ve batâliseler zamânında ma‘mûr olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19a ·
metinde göster ·
… mü'l-enbiyâ oldu kim rub‘-ı meskûnda olan papalara ve kırallara ve kayâsıralara
ve batâliselere
nâmeler ile elçiler gönderüp Dağıstân kavmi İslâm kabûl etdiler.
Bizzât Hazret-i Risâlet-penâh velvele-âra bir hâtemü'l-enbiyâ oldu kim rub‘-ı meskûnda olan papalara ve kırallara ve kayâsıralara ve batâliselere nâmeler ile elçiler gönderüp Dağıstân kavmi İslâm kabûl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 19b ·
metinde göster ·
… niz'e munsab olduğu mahalde Adahon boğazıyle Yeleşke boğazından içeri ol sazlığ
ve bataklık
ve hınzîr bataklığı içre girüp pinhân oldular.
Yerine Piyâle Kethudâ tershâne ağası iken kâ’immakâm olup iki yüz pâre gemiyle Karadeniz'e donanma-yı hümâyûn ile deverân ederken Azak deryâsı boğazında Çoçka nâm sığlarda iken yüz pâre Kazak-ı âk şaykalarına râst gelüp bir ceng-i azîm edüp yetmiş pâre fırkatesin hatmanları ile feth edüp ol şeb-i zulmetde sığ deryâ içre gayrı Kazak şaykaları taşra Karadeniz'e çıkup firâr etdiler. Akîblerince Piyâle Kethudâ bu la‘înleri kova kova cezîre-i Taman kurbünde nehr-i Kuban Karadeniz'e munsab olduğu mahalde Adahon boğazıyle Yeleşke boğazından içeri ol sazlığ ve bataklık ve hınzîr bataklığı içre girüp pinhân oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 73b ·
metinde göster ·
veca‘ etmez. Zîrâ içine Kuşadası bekmezi ve üzerine darçın ve karanfîl ve zence …
On çömçe nûş etsen aslâ sekir vermez ve batn veca‘ etmez. Zîrâ içine Kuşadası bekmezi ve üzerine darçın ve karanfîl ve zencebîl ve hindistâncevizi nisâr edüp dükkânlarının yüzünde birer âdem sığar kutular içre durup ulemâ ve sulehâ ve meşâyihînden yevmiyye niçe bin bakır âvânî maşrabalar ve bakraclar gelüp kâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
… şe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib
ve Bathâ
ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe …
Ammâ cümleden kabâ’il-i Hâşimî-i Kureyşî ve Ebathîdir kim Server-i kâ’inât ve Mefhar-i mevcûdât ol sülâle-i 256b Sâmî'den vücûda gelmişdir kim kevn ü mekân anınçün halk olup anın rû-yı âbına bâlâda tahrîr olunan elsîne-i muhtelife ve gûnâ-gûn kavm ile rûy-ı dünyâ müzeyyen olup ümmetlerinin destinde cümle milel-i muhtelife zâr [u] zebûnlardır. Kavm-i Arab'dan mâ‘adâ kabâ’il-i gûnâ-gûna acem derler. Anınçün ism-i şerîfleri "Seyyidü'l-Arab ve'l-‘Acem" deyü mevsûfdur. Bu bâlâda tahrîr olunan akvâmın netice-i ecdâdları Âdem-i Sânî, Hazret-i Nûh Necî evlâdlarından Sâm ve Hâm ve Yâfes'e müntehî olur. Dahi netice-i silsîle âhiri Âdem Safîy'de karâr bulur. Ez-în-cânib maksûd [u] merâmımız seyâhatnâmemizde Abaza kavminin ibtidâ zuhûru ahbâr-ı sikâdan Cevâhir-i Ahbâr tahrîr etmişlerdir kim ba‘de hicreti'n-Nebeviyye sene 25 târîhinde Hazret-i Ömer hilâfetinde kabâ’il-i Kureyş'den Beşe nâmında bir Arab meliki var idi. Ve hâkim-i kavî iktidâr idi. Irak ve Yesrib ve Bathâ ve Yemen ve Aden ve melik-i Seba‘ memleketlerine mutasarrıf idi. Bu mezkûr Beşe melikin beş evlâdı vücûda gelüp her biri birer fetâ bahâdır oldular. Büyük oğlu Cebel el-Hime ikincisi Arab ve üçüncüsü Keysû ve bu Keysû'nun üç oğlu oldu. Biri Keys, biri Mevâl, biri Tayy idi. Yine Beşe'nin dördüncü oğlu (---)(---)(---)(---)(---) hikmet-i Hudâ babaları Beşe, Arab melîki merhûm olup Hazret-i Ömer'in re‘yiyle mîr-i âşîretliği büyük oğlu Cebel el-Hime'ye tevcîh olundu. Bir gün bu Cebel el-Hime hatâ’en bir Arabın gözün çıkarup Arab huzûr-ı Hazret-i Ömer'e geçüp da‘vâ edince şer‘ ile Cebel el-Hime'nin gözün çıkarmak icâb etdi. Hemân Cebel el-Hime gayretinden nâmûs edüp ol gice cümle aşâ’ir [u] kabâ’iliyle ve dörd birâder-i cân-berâberiyle firâr edüp Antakiyye'de Harkil Krala varup bir karârgâh ister. Ol dahi Cebel el-Hime'ye Şam-ı Trablus dağların verüp leb-i deryâda bir şehr bünyâd eder. Hâlâ Cebeliyye şehri Cebel el-Hime binâsı olduğıyçün Cebeliyye derler. Bunda dahi kerr u ferr u dârât sâhibi olup Şam ve Medîne etrâfların nehb ü gârât başlayup üzerine Hâlid b. Velîd ve Esved ibn Mikdâd yüz bin asker ile hurûc edüp Cebel Cebelîde karâr edemeyüp gemilerle İspanya diyârına firâr edüp şehr-i azîm Avlonya dağlarında karâr etdiler. Kavm-i Kureyşî olduklarından sâkin olduğu dağlara Kuryeleş dağı ve Kuryeleş Arnavudu derler. Frenk lisânıyla muhtelit olduklarından Arnabud lisânı peyda etdiler. Hâlâ ol dağ Arnavudları cümle Arab gibi saçlı kavmdir. Ve şiğirleri ve türkileri Arab âğazeleridir. Anın içün Arnavud kavminin aslı Arabdandır kim cedleri Cebel el-Hime'dir. İlbasan kurbunda yatır. Ammâ mürted-i bî-dîn olmamışdır. Ba‘dehû evlâdı Dukad mürted olmuşdur. Avlonya ile Delvinye mâbeynindeki Dukad dağlarında sâkin olurlar. Esmerü'l-levn Arab gibi lehçeli ve saçlı Arnavudlardır. Ez-în-cânib Cebel el-Hime üzre gelen Hâlid ibn Velîd Cebel el-Hime'nin karındaşı Arab'ı ve Keysû'nun oğlu Keys'i ve Mevâl'i ve Tayy'ı kayd-bend ile Hicâz'a götürüp Bağdâd çölünde yurd verüp Keys, Keys urbânına melik oldu. Tay, Tay kabîlesine melik oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 256a–256b ·
metinde göster ·
… lar ile yeldirüp kenarı bir çemenzâr yer olmağıla anda meks olundu. Lâkin çatak
ve batak
u sazlı yatak yer olmağıla yüz mikdârı at ve elli esîr gark-ı âb oldu. Bu ehr-i …
Menzil-i kenar-ı Nehr-i Süd: Bunu dahi cümle atlar ile yeldirüp kenarı bir çemenzâr yer olmağıla anda meks olundu. Lâkin çatak ve batak u sazlı yatak yer olmağıla yüz mikdârı at ve elli esîr gark-ı âb oldu. Bu ehr-i Süd dahi Moskov diyârının cânib-i garbîsinde Gürleviçse nâm şehr-i azîmin ve kal‘a-i kadîmin dağlarından cem‘ olup bu mahalde Azak bahrine mahlût olur. Ammâ bakır ve gümüş ma‘denlerine uğramak ile süd gibi beyâz-levn olduğundan ismine Süd suyı derler. Kanlı sudur, bu dahi bî-nef‘ sudur ve nûş edenlerin ekseriyyâ boğazlarında urları olur. Ammâ bu nehrin tarafeyninde yetmiş pâre ma‘mûr [u] âbâdân ve metîn kal‘aları vardır. Lâkin cümlesi Tatar havfinden âcizlerdir. Kırım'dan haftada bir iki kerre beş baş çetecileri bu kal‘a altına seğirdüp şikâr alıp Kırım'a mâl-ı ganâ’imle vâsıl olurlar. Ve bu mezkûr kal‘alar cümle Moskov'a tâbi‘lerdir. Ve bu nehr-i Süd kenarından yine kalkup bir sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263a ·
metinde göster ·
{Bu nehr-i Furat'dan gayrı yetmiş iki aded nehr-i azîmler cümle bu Erzurûm cibâllerinden ve Diyârbekir kûhlarından tulû‘ edüp cemî‘î Rûm'a ve Irâk-ı Arab'a ve Acem'e müstevlî olur. Hatatt-ı Makrîsi eydür, "Dicle ile nehr-i Furât'ı melâ’ikeler imdâdiyle Hazret-i Danyal hafr [u] ihrâc etdi," deyü yazmış ve nehr-i Dicle Şatt'dır ve mebde’i Diyârbekir'in şarkında Tercil ve Meyyâfârikîn mâbeyninde hurûc edüp uyûn-ı bî-şümâr ictimâ‘ olup bilâd-ı Hasîn-i Keyfâ ve Cezîre-i Musul'a vâsıl olur. Zâr-bîn-i a‘lâ ve Zâr-bîn-i esfelden müstemir olup bu ikisi bilâd-ı Ermen'de niçe sulara haltından sonra Zâr bir nehr-i şedîd olup dâ’imâ ra‘d-vâr gürledüğünden Zârib-i mecnûn derler, ba‘dehû Tikrit'e ve Batâyih'de (---) munsab olur}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 286a ·
metinde göster ·
… Jidvar ve Şiçevar ve Devevar ve Şalumkuvar ve Şebeşuyvar ve Kuyvar ve Labuşvar
ve Batlanvar
ve Fuğraşvar ve Sibinvar ve Erdel diyârının bu gûne kal‘a esmâları vardır.
Ammâ Erdel diyârında Macar kal‘alarının esmâları bu gûne vâki‘ olmuşdur kim tahrîr olunur. Evvelâ kal‘a-i İçtuvar ve Hustuvar ve Sakmar ve Şekeşvar ve Mekeşvar ve Uğvar ve İntuvar ve Udvar ve Peteşvar ve Şebeşvar ve Kolçıvar ve Şibevar ve Jidvar ve Şiçevar ve Devevar ve Şalumkuvar ve Şebeşuyvar ve Kuyvar ve Labuşvar ve Batlanvar ve Fuğraşvar ve Sibinvar ve Erdel diyârının bu gûne kal‘a esmâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296a ·
metinde göster ·
… mükellef rabta-i zîbâdır. Bunda dahi iki yüz vesîle alup cânib-i şimâle sazlık
ve bataklık
yerleri (---) sâ‘atde ubûr edüp,
Menzil-i kend-i Keremiş: Nahşivân hudûdunda bin hâneli kend-i mu‘azzamdır kim yedi câmi‘i ve hân ve hammâmları ve çârsû-yı bâzârları mükemmel ve mükellef rabta-i zîbâdır. Bunda dahi iki yüz vesîle alup cânib-i şimâle sazlık ve bataklık yerleri (---) sâ‘atde ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307a ·
metinde göster ·
… i harâbın cânib-i selâsı yaylağ-ı azîmlerdir. Andan yine cânib-i garba sazlıklı
ve bataklı
yerleri ve ba‘zı mahalli çemenzâr vâdîleri (---) sâ‘atde ubûr edüp,
Bu Begim kendi, Kars hükmünde üç yüz hâneli Ermeni ve Aznavûr Gürcî kavmleri dahi vardır, ammâ kadîm-i eyyâmda şehr-i azîm Timur-ı bî-nûr harâb [u] yebâb etmiş, hâlâ Arpaçayı kenarında âsâr-ı binâları zâhir ve bâhirdir. Ol binâlar içre yedi aded künbet-i âlîler vardır. İçinde Akçakoyunlu pâdişâhlarından Meymendî Hân ve Avşar Hân ve Otağa Bây Hân ve Gündüz Bây Hân nâmân hân-ı hânân-ı şehinşâhânlar serîrler üzre kimi yatar ve kimi oturur, gûyâ hayâtdadırlar. Her şahsın seng-i mezârlarında ve atebe-i âlîlerinde ism [ü] resimleri ve sebeb-i mevtleriyle târîhleri vardır. Ve bu şehr-i harâbın cânib-i selâsı yaylağ-ı azîmlerdir. Andan yine cânib-i garba sazlıklı ve bataklı yerleri ve ba‘zı mahalli çemenzâr vâdîleri (---) sâ‘atde ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325b ·
metinde göster ·
… sârda meks edüp ba‘dehû Ordu-yı İslâma Gürcîstân ve Mikrilistân ve Lazistân'dan
ve Batum
sancakları nevâhîlerinden ordu-yı İslâma zehâ’ir-i firâvân gelmeğe başladı. Ert …
Ertesi ale's-sabâh mâh-ı mezbûrun (---) günü yine nehr-i Çoruğ kenarından bir gerd-i gubâr evc-i âsumâna peyveste olup şukka-i alem şa‘şa‘ası ve cebe vü cevşen ve zırh-ı zireh-külâh nûru benî Âdemin merdüm-i dîdelerin hîrelendirüp sâf sâf [ve] mevc mevc asâkir-i ibret-nümâ nümâyân olup yaklaşdı. 330b Meğer Çıldır eyâletine mutasarrıf Vezîr Koca Sefer Paşa, Erzurûm Vezîri Mehemmed Paşa efendimizin emr-i şerîfiyle Ahıska'dan ılgar ile Gürcîstân içinden Gönye kal‘asına imdâda altı bin Gürcîstân askeriyle ve Tomris Hân oğluyla ve Levend Hân oğluyla ve Aleksandır Hân oğluyla imdâda geldüğü Seydî Paşa'ya haber gelince Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sâ‘ir mîr-i livâlar ve alaybeğleri ve çeribaşılar cümle pür-silâh olup Sefer Paşa'ya istikbâle çıkdık. Azamet-i Hudâ bir temâşâ-yı ibret-nümâ dahi seyr etdik. Cebe vü cevşene gark olmuş küheylân atlı, eli sırıklı, beli şiş kılıçlı ve çiğini kalkanlı ve niçesi kılçıklı kebeli ve beli sadaklı ve tüfenkli Aznavurlar ve piyâde tüfenklileri ve sıkma çarıklı ve cümlesi kırçıl ihtiyârlar çoğu mutarraş ve saçlı Aznavurlardır kim her biri acebe-likâ ve garîbü'l-heykel âdemlerdir. Sefer Paşa alay-ı mahsûsası ve mataracı ve tüfenkcileri ve şâtırlarıyla geldikde Seydî Paşa ve Bâkî Paşa at üzre selâmın alup Seydî Paşa sağına ve Bâkî Paşa soluna geçüp alay-ı azîm ile Gönye kal‘ası altına gelindikde kal‘anın burc [u] bârûlarından bir yaylım sefâ geldin topu ve bir yaylım safâ geldin tüfenk şâdmânlar edüp Sefer Paşa cümle askeriyle zeyl-i hisârda meks edüp ba‘dehû Ordu-yı İslâma Gürcîstân ve Mikrilistân ve Lazistân'dan ve Batum sancakları nevâhîlerinden ordu-yı İslâma zehâ’ir-i firâvân gelmeğe başladı. Ertesi gün vakt-i seherde Gönye kal‘asının cânib-i cenûbunda Hopan ve Rize tarafında leb-i deryâ ile bir alay-ı azîm nümâyân olup meğer Tarabefzûn eyâletine mutasarrıf (---) Paşa eyâleti askeriyle üç bin yarar ve nâmdâr müsellah asker ve deryâdan yetmiş pâre sandal ve yüz pâre meneksile Laz gemisi ile piyâde asker ve zahâ’ir ve on pâre şâhî top ile Tırabzan paşası geldüğü Serdâr Seydî Ahmed Paşa'ya haberi gelüp aslâ ve kat‘â istikbâline ne kendüsü ve ne sâ’ir asakir göndermeyüp Tarabefzûn paşası, eyâleti askeriyle üç bin güzîde âdemle Gönye kal‘asının bir cânibinde meks edüp ba‘dehû derûn-ı kal‘ada Seydî Ahmed Paşa ile müşerref olmağa geldikde Seydî Paşa aslâ ta‘zîm etmeyüp cümle huzzar-ı meclise hıtâben eydür: "Bak a ümmet-i Muhammedim! Ben kankı sancâk hâkimiyim?" dedi. A‘yân-ı vilâyet eyitdiler: "Sultânım! Hâlâ Tortum sancâğına mutasarrıfsız" dediler. "Ya Tortum bu Gönye kal‘asına kaç menzildir?" dedi. {"Dörd beş menzildir" dediler}. "Ya dörd menzil yerden bir ılgar ile gelüp kal‘a-i Gönye'yi dest-i küffârdan halâs edem. Husûsen me’mûr değil idim ve sancâğım hâki dahi değildir. Ben dîn-i mübîn uğuruna yetişüp Gönye'yi istihlâsına bi-emrillah sebeb olam. Bak a Paşa! Sen Tarabuzen paşası olasın ve iki tuğlu mîr-i mîrân olasın ve Gönye kal‘ası eyâletin hâkinde Tarabuzun'a iki menzil yer ola. Sen niçün yedi günden berü bu Gönye kal‘ası imdâdına yetişmedin. Tiz cellâd!" dedikde, Bâki Paşa ve Sefer Paşa ve Kategaç Paşa Seydî Ahmed Paşa'ya: "Sultânım! Kânûn değildir. Sen bir tuğlusun, ol iki tuğludır, katl etmen" deyü cümle ricâ etdüklerinde "Vallahi dîn-i mübîne hâ’in oldukdan sonra yedi [tuğlu] paşa dahi olsa, askeriyle kırardım. Ammâ sizin hâtırınız içün katl etmem. Ammâ pâdişâhıma arz ederim. Tiz dîvân efendisin çağırın" deyü fermân edüp murâd [u] merâmı üzre arz tahrîr olunurken "Baş bölükbaşılar kaldıra şu Tarabuzun a‘yân-ı hâ’inlerin" deyüp yetmiş nefer kimesneyi kayd-bend edüp Gönye kal‘asında habs edüp "Niçün paşanızı bu kal‘anın istihlâsına terğîb etmediniz" deyü vâfir ıtâb u şitâb edüp cümlesin habs etdi. Dîvân efendisi kal‘anın fütûhnâmesin ve Tarabefzûn paşasının adem-i imdâdın tahrîr edüp üç aded mîr-i mîrânların ve sâ’ir iş erlerinin ve Gönye kadısı ve Tarabefzûn kadısının memhûrlu arz-ı mahzarlarıyla pâdişâha arzlar gönderilecek mahalde cümle Tarabefzûn a‘yânının yedikleri hapsi balıkları burunlarından fitil fitil çıkup "Amân Sultânım! Pâdişâha bizi arz eyleme" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın hâk-i pâyine düşüp niyâz-mend olduklarınca Seydî Paşa aşağı komayup "Elbette bu âsîleri arz ederim" deyü sözünde sâbît-kelâm olup Çerkes inâdına musırr oldu. Âhir Tarabefzûnlılar yine paşalara dahi düşüp anlar yine Seydî Paşa'ya ricâ edüp mâbeyne niçe mu‘tedil muslihûn iş erleri ricâ edüp üç gün keşâkeşden sonra hâh-nâ-hâh Tarabefzûn paşasından ve a‘yân-ı vilâyetden ve eyâlet-i Tarabefzûn'dan cümlesinden pes-i perdece kırk üç kîse guruş ve üç tahta semmûr kürk ve on iki pençe-i âfitâb mahbûb gulâm-ı sührâb ve on iki mahbûbe-i zenâne ve fitne-i cihâne nergîs gözlü ve şîrîn sözlü Gürcî güzeli dûşîze ve pâkîze bintânlar ve Tarabefzûn paşası bir zerdûz harîr, münakkaş cedîd yedi aded cerekler (?) ile otağın verdi. Ve bir şemşîr-i murassa‘ ve bir mücevher gaddâre ve yedi çarkâb 331a tîrkeş ve niçe Tarabefzûn zergerinin memdûh kârlarından gûnâ-gûn sîm-âvânlarından buhurdân ve gülâbdânlar ve nice raht-ı gûn[â]-gûn ve sîm şa‘mdânlar ve topuz ve Tarabefzûn tarzı baltalar ve üç katar deve ve yedi katar katır ve "ılgar ile gelirken niçe atlarınız helâk oldu" deyü yüz yigirmi re’s atları ve cümle Seydî Ahmed Paşa'ya eyâlet-i Tarabefzûn ahâlîsi verüp kendüleri sa‘âdetlü pâdişâha arz olunmadan halâs olup ancak Gönye kal‘ası fethin ve imdâdında bulunan mîr-i mîrânları ve alaybeğilerini ve sâ’ir sancâk beğlerin hizmet-i pâdişâhîde bulundukların cümle pâdişâha arz edüp cemî‘î beğler ve paşalar ve iş erlerinden dahi belağan-mâ-belâğ mâl [u] menâl [ve] metâ‘-ı firâvân alup istihlâs-ı Gönye'yi, pâdişâha Gürcî Beğzâde nâmıyla ma‘rûf bir mütekellim kapucubaşısıyla der-i devlete arz eyledi. Ve bir kapucubaşısıyla Erzurûm Vâlisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimize arz etdüğü sâ‘atde nehr-i Çoruğ kenarından berü yine bir toz [u] gubâr evce peyveste olup bir asker-i İslâm zâhir oldu. Meğer Erzurûm Valisi Mehemmed Paşa efendimizin Alacaatlı Hasan Ağası, Gönye kal‘ası imdâdına serdâr olup Erzurûm sancağının cümle erbâb-ı timarları ve zü‘amâları cebelüleriyle ve Erzurûm ve Hasankal‘alarının nısf kal‘a kulları ve Paşa efendimizin cümle kendi kapu kullarıyla kırk bayrak sekbân ve sarıcalardan başbölükbaşı Küçük Acem ve Kulu bölükbaşı ve Çatal bölükbaşı ve Memü ve Çünûd heybeli ve Nakışlı ve Çalık Alî ve Zırhkenli ve Yamalı ve Uşkurta ve Sincânlı ve Kâdirli ve Mamalı ve Sücâhoğlu ve Cennetoğlu ve Kara Pîrî ve Solak Velî ve Gökçe Alî nâmân kağân-arslan bölükbaşılar cümle pür-silâh üç bin çatal fitilli nâmdâr şehbâzlarıyla sâf sâf ve çifte çifte gülbâng çekerek ubûr etdiler. Ardları sıra bir bayrak üç yüz yiğit deli ve bir bayrak üç yüz yiğit gönüllü ve altı bayrak asâkir-i Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikâr ve bir bayrak altı yüz yiğit müteferrikagân ve bir bayrak üç yüz aded vâcibü'r-re‘âyâ ağavât ve bir bayrak iki yüz yiğit çâşnigîr ve bir bayrak iki yüz serrâcân ve bir bayrak ile taşra kilârciyânlar dahi iki yüz müsellah fetâlar ve iki yüz cebe vü cevşene gark olmuş kargı sırıklı iç ağaları çarha ince bayraklarıyla miftâh gulâm ağası zâbitleri olup alay-ı mezbûr ile ubûr etdiler. Ve kırk aded sandelye sâhibi kırkar ve ellişer kafadârlarıyla süvâr olmuş kapucubaşılar kim her biri kırkar ve ellişer tevâbi‘li ve kantar sırıklı ve zırh-ı zireh-külaha müstağrak ve atları gümüş zeynli müzeyyen raht ve bahtlı ve bahrî hotaslı ve altı pâre çarkâb yancıklı küheylân atlı ve sâfinâtü'l-ciyâd, hassânlı muhteşem tevâbî‘leri polâd-ı Nahşivânîye gark olmuş tevâbi‘ [u] levâhıklara mâlik zorba zorba ser-bevvâbânlar çifte çifte ubûr edüp dahi ardları sıra serdârları olan Alacaatlı Hasan Ağa sâde nefere faslıyla ubûr edüp Gönye kal‘ası zeylinde hayme ve hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks etdiler. Bu zikr olunan kapucubaşıların ekseri birer vüzerâyâ ve mîr-i mîrânlara kethüdâ ve kâ’immakâm ve müsellem ve sancak zabt etmiş akl-ı Aristo ağalardır. Bunlara Seydî Ahmed Paşa bir ziyâfet-i azîm edüp ertesi gün cemî‘î kurâ ve kasabâtlardan gelen üstâd-ı mi‘mâr ve bennâlar ile Gönye kal‘asının ta‘mir ve termîmine mübâşeret olunup deryâ-misâl cüyûş-ı müslimîn ummâl-vâr çalışup kal‘anın handakların tathîr etmeğe mübâşeret olunup yedi yerden mehterhâneler çalınup yetmiş seksen yerden sımât-ı Muhammedîler ile tâ‘am-ı firâvânlar ile ziyâfetler olup şeb [u] rûz cümle guzât-ı müslimîn sürûr [u] şâdmânda idiler. İbtidâ kal‘anın ihrâk olunan bâbını imâr edüp ve derûn-ı kal‘ada Bâyezîd Hân-ı Velî Câmi‘in imâr edüp gûyâ nûr-ı mübîn oldu. Ve yedi yüz yeni kul ve yeni dizdâr ve sâ’ir levâzımât [ve] cebehânesin ve küffârdan alınan cemî‘î tüfenklerin ve gayrı âletlerin kal‘a cebehânesine koyup kal‘a-i Gönye evvelkiden mahbûb u müzeyyen olup hamd-i Hudâ bu hakîr-i ahkar Evliyâ-yı pür-taksîr bin (---) târîhinde Azak gazâsına giderken bu Gönye kal‘asında ibâdet etmişdik. Hamd-i Hudâ istihlâsında bulunup ibtidâ fethinde ezân-ı Muhammedî tilâvet etmek müyesser olup gazâsında bulunduk. Ba‘dehû Tarabuzan eyâletiyle Batum sancakları Gönye kal‘ası muhâfazasında kalup altmış bin müte‘addid asâkîr-i nusret-mü’essir ile nehr-i Çoruğ kenarıyla sevâd-ı mu‘azzam Erzurûm'a gitmeğe azîmet edüp sâhil-i nehr-i Çoruğ'da bir çemenzâr ve çimşiristân dırahtları içre meks edüp cümle guzât-ı müslimîn ile meşveret edüp Seydî Ahmed Paşa eydür: "Bu Mikrilistân Tarabuzan eyâleti hâkinde olup küffâra imdâda gelirken kayıkların feth edüp pâdişâha böyle isyân etdiler. Ol kayıklarını ve Urus-ı menhûs şaykalarını pâdişâhıma arz etdim. Tarabuzan kal‘ası limanında dursunlar. Taraf-ı pâdişâhîden ne fermân sâdır olursa vali-i vilâyet ana göre amel ideler. Ve bu kadar bin üsârâ Kazak-ı ak ve imdâdlarına gelen Mikrîl-i rezîl 331b cümle guzât-ı müslimînin şikârı olduğun dahi pâye-i serîre arz eyledim. Ammâ şimdi bu cem‘iyyet-i kübrâ ile bu asâkir-i İslâm at üzre hâzır-baş iken bu Mikrilistân kâfirlerinden niçe intikâm alup bu kadar şedd-i rahl çeken cüyûş-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim olalar" deyü meşveret edince meğer Gürcîstân Hâkimi Sefer Paşa Mikrilistân beğlerine dilgîr imiş, hemân cümle Mikrilistâna bu asâkir-i İslâm'ın piyâdesiyle atlıların pây-berâber ola deyü şikâra salalım ve bizim Ahıska gâzîleri ve Gürcîstân gâzîlerin bile kulağız verelim. Anlar dahi gazâ mâlından pay-berâber hisse-mend ola, deyü müşâvere tamâm olunup hakîr bu niyyete el-Fâtiha denilüp cümle guzât-ı müslimîn içre dellâllar nidâ edüp "At ve don ve mahbûb ve mahbûbe gulâmlar ve kızlar ve mâl-ı ganâ’im isteyen guzât-ı müslimîn silâhlarıyla âmâde olsunlar" deyü nâdîler nidâ edince azamet-i Hudâ ol gün ol gice cemî‘î guzât-ı müslimîn kanıkmış arslan gibi gerindiler ve sündüler ve av sayup avnadılar ve eşindiler ve kaşındılar. Herkes gasller edüp fermân-ı serdâra muntazır oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 330a–331b ·
metinde göster ·
… ûyâ her biri âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Bu İskenderûn'un cânib-i selâsı sazlık
ve bataklık
yerdir kim kefere domuzlarının bataklığıdır. Müselmânlar ihtirâz üzre yatarlar …
İbtidâ bânîsi İskender-i Kübrâ olduğundan İskenderûn derler. Ba‘dehû Urbân kavmi harâb edüp ba‘dehû İbn Ebî Dâvûd Alayâdî binâ etdi. Yine harâb olup memerr-i huccâc mesdûd olup harâmîler yatağı ve frenk kâfirlerinin durağı olup âhir sene 1021 Sultân Ahmed Hân târîhinde Vezîria‘zam Nasıf Paşa bir kal‘a-i metîn binâ etmeğe mübâşeret edüp itmâmı müyesser olmadan Karadeniz kenarında Sinop kal‘asına Kazak-ı Ak istilâ etdüğün Nasûh Paşa Sultân Ahmed Hân'a i‘lâm etmediğiçün Ahmed Hân Nasûh Paşa'yı katl edüp bu İskenderûn kal‘ası nâ-temâm kalmışdır. Sehel himmet-i Âl-i Osmân ile ma‘mûr olup bir şehr-i bender olmak emr-i sehl idi. Zîrâ Haleb'e iki menzil karîb elzem-i levâzımînden şâhrâhlı bir iskeledir. Beher sene limanına iki yüz pâre keştî-i Müslim ve Frenk galyonları gelüp lenger-endâht olup yatarlar. Kal‘ası olmamak ile Frenk-i bed-renk gümrük vermede inâd ve muhâlefet edüp giderler ammâ kal‘ası imâr olsa küffâr galyonlarının âsîleri gelemeyüp mutî‘leri dahi gümrük vermede inâd ve muhâlefet edemezlerdi. Hâlâ bu bender Haleb eyâletinde yetmiş yük akçe iltizâm gümrük emânetidir ve yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi (---) aded kurâdır. Bu kurâlardan senevî beher sâl kadısına beş kîse hâsıl olur. A‘lâ latîf limanı vardır lâkin kara karaka ve burten ve şınıya ve galyon karavana kalyonlar girüp yatamazlar, top menzili ba‘îd alarka yatarlar. A‘lâ demir dutar yatakdır ammâ batı tarafı açık olmağıla kumu çok gelüp yine demir kuvvetiyle yatarlar, latîf yatakdır. Bu limanın cânib-i garbîsinde iki yüz altmış mil cezîre-i Kıbrıs'ın burnunda kal‘a-i (---) limanıdır. Latîf ve mu‘tedil havâda cezîre-i Kıbrıs'ın karlı dağları görünür derler ammâ hakîr görmedim. Bu İskenderûn'da cümle Frenk ve Rûm kefereleri sâkin olmağıla câmi‘ ve hammâm ve hân ve çârsû-yı bâzârı yokdur ammâ meyhâneleri çokdur. Ba‘zı âyende vü revendeler vakt-i şitâda bu meyhânelerde meks ederler, gûyâ her biri birer hândır, ammâ suları uzakdan hımârlar ile kârbân pınarından getirirler ve âyende vü revendeler bu İskenderûn cezîre yer olmağıla kârbân pınarında konarlar. Ammâ bu İskenderûn'da yedi kralın balyoz vekîlleri ya‘nî konsolosları sâkin olup balyozları Haleb'de 21b balyozhânelerinde sâkin olurlar ve bu İskenderûn Haleb iskelesi olmak ile gümrük yanında azîm mahzenler vardır. Şeb [u] rûz Frenk kâfirleri anda bey‘ u şirâ ederler. Hatta Murtezâ Paşa efendimiz alay-ı azîm ile bu mahalden ubûr ederken deryâda yatan yigirmi altı pâre galyonlar "Safâ geldin!" deyü ol kadar top-ı şâdımânlar atdılar kim gûyâ her biri âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Bu İskenderûn'un cânib-i selâsı sazlık ve bataklık yerdir kim kefere domuzlarının bataklığıdır. Müselmânlar ihtirâz üzre yatarlar ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 21a–21b ·
metinde göster ·
… ccâc emn [ü] emân ola. Andan yine cânib-i kıbleye kâhîce kayalı ve kâhîce sâzlı
ve bataklı
yerleri ubûr ederek 6 sâ‘atde,
Menzil-i cisr-i Şu‘ûr-ı bî-nûr : Bu mahal dahi Haleb hâkinde nehr-i Âsî kenarında ve bir çemenzâr yerde bir küçük hânı vardır ammâ bî-emân yerdir. Bir sâhib-i hayra Cenâb-ı Bârî imârın nasîb edüp memerr-i huccâc emn [ü] emân ola. Andan yine cânib-i kıbleye kâhîce kayalı ve kâhîce sâzlı ve bataklı yerleri ubûr ederek 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24b ·
metinde göster ·
… â sevr-i Hamele-i arz ola. Lisân-ı Urbân'da darb-ı meseldir kim, bir âdem semîn
ve batı'l-hareke
olsa "Akye sevri gibi olmuş" derler. 43b
Hâssa-i sâlis: Bu ayn-ı nâbdan bî-tâb u bî-mecâl sığıra yedi gün su verseler bi-emr-i Hudâ ölüm mertebesinde ise halâs olup eyle lahm u şahm sâhibi cüssedâr ola kim gûyâ sevr-i Hamele-i arz ola. Lisân-ı Urbân'da darb-ı meseldir kim, bir âdem semîn ve batı'l-hareke olsa "Akye sevri gibi olmuş" derler. 43b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 43a–43b ·
metinde göster ·
Hâssa-i eğir: Cenâb-ı Bârî bu gölde ol kadar eğir kökü halk eylemişdir kim cemî‘i ahâlî-i Çağa eğir köklerin mevsiminden su içinden cem‘ edüp iplere dizüp başka bâzergânları vardır. Cemî‘i memâlik-i mahrûselere yük yük götürüp ticâret ederler. Gâyet nâfi‘dir. Bir âdem rîha ve sû-i ma‘îdeye mübtelâ olsa bu Çağa eğirinden kable't-ta‘âm vakt-i cû‘da bir dânık mikdârı isti‘mâl etse ma‘îdesi ve batnında aslâ rîh komayup ta‘âma iştihâ verüp kuvvet-i basarı ziyâde edüp ıslâh-ı ma‘îde eder. {Zîrâ "Eğir ye de geğir demişler} Gerçi Devlet-i Âl-i Osmân'da Azak eğiri ve Kanije eğiri meşhûrdur ammâ bu Çağa gölü eğiri kadar latîf böyle hâzimü’l-ifrât eğir olmazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 94b ·
metinde göster ·
… kim memâlik-i Âl-i Osmân'da Geyve cisri ve Osmâncık kantarası ve Amasiyye pülü
ve Batman
cisri ve Çoban köprüsü ve Altun Halkalı köprü ve Rûmeli'nde Vişgrad cisri ve Mo …
Bu buhayre üzre ibtidâ bânîsi Süleymân Hân'dır. İtmâmı müyesser olmayup Selîm Hân-ı Sânî itmâm etmişdir. Bedest-i Koca Mi‘mâr Sinân. Cümle yigirmi altı göz kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş her kantara aynı kavs-ı kuzahdan nişân verir. 105b Şimâlden cenûba tûlu kâmil bir mildir. Cümle tîşe-i Ferhâd-ı kûhken destinde tıraş olmuş musaykal ve mücellâ taş ile mebnî bir cisr-i kavîdir kim memâlik-i Âl-i Osmân'da Geyve cisri ve Osmâncık kantarası ve Amasiyye pülü ve Batman cisri ve Çoban köprüsü ve Altun Halkalı köprü ve Rûmeli'nde Vişgrad cisri ve Mosdar cisri gibi cisrlere mânend ibret-nümâ-yı bî-mânend cisr-i serbülenddir. Bu dahi Rûmeli'ne gelüp gidenlerin memerri ibret-nümâ bir cisr-i azîmdir. Ve gâyet vâsi‘dir kim cemî‘i seyyâhân-ı berr [u] bihâr mâbeyninde meşhûr-ı âfâk kantara-i tâk-i revâkdır. Cisrin ortasında bir beyaz mermer-i ham üzre Karahisârî Hasan Çelebisi hattıyla Âl-i Osmân'ın ecdâdları esmâsıyla "Sultânu'l-memâlik ve'l-Arab ve'l-Acem es-sultân ibnü's-sultân es-Sultân Selîm Hân ibn Sultân Süleymân Hân ibn fülân fülân, tâ tâ, ilâ nihâyeti Âl-i Osmân" deyü eyle tahrîr etmiş kim hakkâ ki üstâd-ı mermer-bür mermer üzre yazmış ammâ sikke-i mermerde kazmış hâlâ zamânemiz üstâdları ana bir tîşe ve direfş urmağa kâdir değillerdir. Bu hatt-ı sihr-âsârların tahtında tahrîr olunan cisr târîhidir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 105a–105b ·
metinde göster ·
… üverrihân-ı Irâk zârib-i mahbût (?) derler, kal‘a-i Tikrit'e ve Bağdâd ve Vâsıt
ve Batâyıh'da
dahi niçe enhârlar Şatt'a mahlût olduğu bâlâda re’s-i Şat mahallinde tahrîr olu …
Çârsû-yı bâzârı azdır. Bu kal‘anın cânib-i erba‘asında uyûn-ı câriyeler cereyân edüp en uluca aynına Ayn-ı havz derler. İskender-i Kübrâ nûş edüp bir havz-ı azîm binâ etdiğiyçün Ayn-ı havz derler, hakkâ ki âb-ı hayâtdan nişân verir billûr-misâl mâ-i zülâldir. Bâğ u bâğçeleri ve hadîka-i ravza-i Rıdvânları reyy edüp iner, nehr-i Şatt'a dâhil olur. Ve bu kal‘a-i Mefârikîn hâkinde nehr-i azîm Basinka'dır. Gerçi kal‘aya ba‘îddir ammâ bu hâkden tulû‘ edüp niçe kurâ vü kasabâtların mezâri‘âtların saky ederek İbn Ömer cezîresi üstünde cânib-i şarkîsinde beş fersah mesâfe-i ba‘îdede nehr-i Dicle'ye ya‘nî nehr-i Şatt'a dâhil olan âb-ı hayâtın biri dahi bu nehirdir. Ve bu Mefârikîn dağlarından niçe uyûn-ı câriyeler hurûc edüp ve uyûn-ı bî-şumârlar ictimâ‘ olup kal‘a-i Hısînkeyfâ'da Cezîre ve Musul'da birbirlerine vâsıl olurlar. Ve Zarbeyn-i Alî ve Zarbeyn-i Esfeleyn müstemed olup bu ikisi bilâd-ı Ermenî'de olan uyûnlardan sonra Zarbeyn bir nehr-i şedîd ve kaviyyü'l-cereyân olup dâ’imâ ra‘d-âsâ gürleyerek cereyân etdüğinden müverrihân-ı Irâk zârib-i mahbût (?) derler, kal‘a-i Tikrit'e ve Bağdâd ve Vâsıt ve Batâyıh'da dahi niçe enhârlar Şatt'a mahlût olduğu bâlâda re’s-i Şat mahallinde tahrîr olunmuşdur. Ve kal‘a-i Mefârikîn'in âb u hevâsının letâfetinden Kürd mahbûbları meşhûrdur. Ve engürü dahi memdûhdur. Ve kal‘anın cânib-i şimâli dağlardır ve dağlar üzre bâğlardır. Anınçün halkı kaviyyü'l-bünye olup sağlardır. Ve kal‘anın kıble tarafı sahrâlardır kim (---) menzilde kal‘a-i Hısînkeyfâ'ya varır ve cânib-i şarkîsinde cisr-i Batmân'ı ubûr edüp bir günde kal‘a-i Hazzo'ya varır. Cânib-i şimâle dağları aşup kal‘a-i (---) varır ve cânib-i kıblesinde bir günde sür‘at ile Cizre'ye varılır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 218a ·
metinde göster ·
… ları hasırcılardır ve Van kulu hâssı karye-i ma‘mûrdur. Andan yine şarka sazlık
ve bataklık
mahûf u muhâtara yerler ile gidüp,
Karye-i Baz: Üç yüz hâneli Ermenî köyüdür kim cümle re‘âyâları hasırcılardır ve Van kulu hâssı karye-i ma‘mûrdur. Andan yine şarka sazlık ve bataklık mahûf u muhâtara yerler ile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 245b ·
metinde göster ·
Zîrâ ibtidâ tûfândan sonra binâ olunan Cûde şehridir, ikinci Nûh Âvind'den galat-ı meşhûr Nihâvend şehridir, üçüncü Kûfe şehridir ve dördüncü bu Musul şehri binâ olduğiyçün bilâd-ı Rebî‘ dediler ve dahi vakt-i rebî‘de hevâsı gâyet latîf olduğiyçün bilâd-ı Rebî‘ dediler. Ve arz-ı Mukaddes'de ve Haleb ü Şâm ve Kudüs [ü] Mekke'den sonra bilâd-ı rebî‘de dahi bilâd-ı erba‘a kim şehr-i Cûde ve şehr-i Nûh Âvend ve şehr-i Kûfe ve şehr-i Musul meşhûr şehirlerdendir. Ve bu şehr-i Musul'u Ferîdûn Şâh eyle imâr edüp bir sevâd-ı mu‘azzam etdi kim ol asırda andan ülgen şehir yok idi. Ferîdûn ile keştî-i Nûh'da bile olan kimesnelerden dahi niçe kimesneler bu şehr-i Rebî‘-i Musul'da sâkin olup evlâd-ı evlâdları münteşir olup benî Âdem ile şehir müzeyyen oldu. Ferîdûn Şâh beş yüz yıl mu‘ammer olup Hûd Nebî'ye dahi yetişüp ana da îmân getirdi ve Musul'dan tâ şehr-i Me‘âd'a ya‘nî Ka‘be ve Mekke vü Bekke ve Bathâ vü Mu‘allâ'ya varınca çölistân-ı Irâk'da yollar açup huccâc içün Musul'dan Mekke'ye bir dîvâr binâ edüp a‘mâlar Bekke'ye ol dîvâra yapışarak giderlerdi. Mürûr-ı eyyâm ile harâb olup ana taklîden Hârûnu'r-Reşîd hâtûnu Sitti Zübeyde Bağdâd'dan tâ Bathâ vü Mekke'ye varınca bir dîvâr inşâ etdirdi. 400b Hâlâ çölistân-ı Mekke'de ol dîvâr niçe yerlerde zâhir ü bâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 400a–400b ·
metinde göster ·
… ula binâ beş tabyalı bir sûr-ı ra‘nâdır. Ve ancak iki kapusu var ve etrâfı sulu
ve bataklı
handakdır.
Eşkâl-i kal‘a-i kadîm İşcerez: Evvel ve âhir Leh kralınındır, ammâ Krakov vilâyeti hâkinde vâki‘ olmuş kirmândır. Kal‘ası bir sahrâ-yı lâle-izârda nehr-i İşcerez sâhilindedir. Nehr-i İşçerez Krakov dağlarından gelüp bu mahalden ubûr edüp nehr-i Özü'ye ve bir kolu nehr-i Turla'ya mahlût olur. Bu kal‘a şekl-i muhammes bir tula binâ beş tabyalı bir sûr-ı ra‘nâdır. Ve ancak iki kapusu var ve etrâfı sulu ve bataklı handakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 41b ·
metinde göster ·
… . Çoğu (---) suyu kenârında tahtalı su kapularıdır ve yıldız tarafı sâfî sazlık
ve bataklıkdır
ve (---) cânibi ovalardır kim ma‘mûr kurâlarla müzeyyendir. Hâlâ Leh kralı hâki …
Ve cümle yigirmi üç aded dirsek tabyalardır, ammâ topları hurdedir ve muhîl [ü] şeytanatı azdır ve cümle yigirmi bir kapudur. Çoğu (---) suyu kenârında tahtalı su kapularıdır ve yıldız tarafı sâfî sazlık ve bataklıkdır ve (---) cânibi ovalardır kim ma‘mûr kurâlarla müzeyyendir. Hâlâ Leh kralı hâkindedir, ammâ Durajanka hâkimdir. Cümle yedi bin güzîde kefere askere mâlikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 49a ·
metinde göster ·
… ra varoşu serâpâ ağaç palanka-i azîmdir kim cânib [u] etrâfı dâ’iren-mâdâr sulu
ve bataklı
handakdır.
İç kal‘ası bir depe üzre şekl-i muhammes bir küçük hisârdır, ammâ aşağı taşra varoşu serâpâ ağaç palanka-i azîmdir kim cânib [u] etrâfı dâ’iren-mâdâr sulu ve bataklı handakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50a ·
metinde göster ·
… n on bin askere Eşekdereli Mehemmed Ağa'yı ve Dedeşbay Ağa'yı ve Satıbay Ağa'yı
ve Batır
Mirzâ'yı ve'l-hâsıl bu makûle kırk bayrak sâhibi ot ağaların ve et kulların cüm …
Ol ân Paşa Nigebolı ve Kırkkilise [ve] Vize ve Çirmen ve Akkirmân ve Bender ve Silisre ve Vidin alaybeğlerin ân-ı vâhidde cümle askerleriyle âmâde edüp ve Bucak Tatarı'ndan on bin askere Eşekdereli Mehemmed Ağa'yı ve Dedeşbay Ağa'yı ve Satıbay Ağa'yı ve Batır Mirzâ'yı ve'l-hâsıl bu makûle kırk bayrak sâhibi ot ağaların ve et kulların cümle ma‘ûnâtlarıyla tahsîl edüp Yûsuf Kethüdâ'sına on kîse harc-ı râh verüp on beş bin güzîde askere serdâr edüp arkasına bir semmûr lipâçe geydirüp cümle askere sağular sağlayup gözlerinden çekîde çekîde yaş ile Melek ağlayup cümle guzâta,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53a ·
metinde göster ·
Bu vilâyet-i vâsi‘in tûlu cânib-i garbda Fohşan şehrinde tâ kıble tarafında şehr-i İsmâ‘îl'e varınca tûlu on iki konakdır ve şark tarafı Özü eyâletinde kal‘a-i Bender hâkiyle müşâdır. Andan nehr-i Turla kenârınca Kardaş Kazak ile hem-çetdir ve şimâl cânibinde kal‘a-i Hotin ve kal‘a-i Secova bu Boğdan'ındır kim nehr-i Turla kenârında Leh vilâyetiyle müşâdır ve batı tarafına meyilli Erdel vilâyetinin Seykel vilâyetinde Sahan Samur dağlarıyla müşâdır. Ve garb cânibine Eflâk vilâyetiyle müşâdır. Nehr-i Tuna kenârında Âl-i Osmân ile müşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107b ·
metinde göster ·
… u ve garbı tarafların ihâta etmiş bir varoş-ı mu‘azzamdır. Ancak yıldız rüzgârı
ve batı
garb tarafı nehr-i Sava ve nehr-i Tuna'dır. Mâ‘adâsı sevâd-ı mu‘azzam Bosnasarâ …
Bu varoş-ı azîm kal‘a-i Belgrad'ın şimâli ve şarkı ve kıblesi ve cenûbu ve garbı tarafların ihâta etmiş bir varoş-ı mu‘azzamdır. Ancak yıldız rüzgârı ve batı garb tarafı nehr-i Sava ve nehr-i Tuna'dır. Mâ‘adâsı sevâd-ı mu‘azzam Bosnasarây şehri gibi kat-ender-kat belde-i kebîrdir, lâkin cânib-i muhammesinde aslâ kal‘a-i rabât yokdur. Zamân-ı kadîmde Abaza Paşa köşkü nâm mahalde hâlâ niçe yerde râyegândır. Nehr-i Sava'dan nehr-i Tuna'ya varınca bir handak-ı amîk kesüp bu şehir bir burun ucunda kalup emn [u] amân olmuş. Ba‘dehû Süleymân Hân'ın du‘âsı berekâtıyla bu şehir amâr oldukça ol handak-ı mezbûrun niçe yeri şehir içinde ve niçe yeri bâğlar içinde kalmışdır. Hattâ Çinili Hammâm nâm imâret ol handak içinde binâ olmuşdur. Anıniçün hâlâ bu varoş etrâfında sûr ve handak yokdur. Ve böyle bir bender-i azîmdir kim hîn-i ma‘rekede on bin aded güzîde pür-silâh asker müheyyâ çıkar gâyet ulu şehirdir kim nehr-i Sava ile nehr-i Tuna mâbeyni şehir taşrasından kâmil üç bin beş yüz adımdır. Eğer kal‘a ile Sava ve Tuna kenârında olan evler kenâr ile adımlanup hisâb olunsa belki yigirmi bin adım cirmi ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 113b ·
metinde göster ·
… u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl sudan
ve bataklardan
yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç kal‘adan ve dörd …
Bu Tımış nehrinin batağı çatağı içre gûyâ bir su içinde kaplıbağa yatır gibi durur, dörd ayakların germiş, dörd aded tabya-i azîmleridir ve kaplıbağanın başı gûyâ iç kal‘adır ve kaplıbağanın vücûdu gûyâ kal‘anın cirmidir. Bu hisâb üzre şekl-i muhammesdir, lâkin ne taşdır ve ne tuladır. Cümle kalın meşe ve pelîd ağaçlarından mebnî bir palankadır. Taşra yüzü çit örme bir kat ince beyâz ve mücellâ dîvâr şekilli çitdir. Üstâd-ı kâmil bu çiti yaban asmalarından örüp üzerine alçı ve beyâz kireç sürüp nûr-ı mücellâ kuğu-misâl bir kal‘adır, ammâ iç kat dolma palankası iki kat sütûn-ı bâlâlardır kim mâbeynini üstâd-ı kâmil bennâ horasan ve kireç ve alçı ile eyle rıhtım etmiş kim bin yıl niçe yüz bin top-ı kûp gülleleri ursan palanka direklerinin aralarına gülleler girüp gâ’ib olur. Taş kal‘alar gibi topdan aslâ havf u haşyeti yokdur. Eğer palanka ağaçların âteşe uralım deseler deryâ-misâl sudan ve bataklardan yanına varılmaz ve etrâfında batakdan meterise girilmez ve iç kal‘adan ve dörd aded makas tabyalardan şayka toplar âdem gezdirmez, değil ki palankasın âteşe uralar. Bir vech ile kabza-i teshîre almak mümkün değildir, illâ muhâsaradan gayrı ilâc yokdur, zîrâ gâyet metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Eğer denirse "Ağaç kal‘a mürûr-ı eyyâm ile çürümez mi?" denirse, belî çürüyen sütûn-ı müntehâların kırk elli yılda bir çıkarup yerine bir dıraht-ı müntehâ korlar, zîrâ bu kal‘anın ta‘mîr ü termîmine me’mûr yetmiş aded ma‘mûr köyler me’mûrlardır, ammâ her dırahtı bataklık içre dura dura abanos olup polad-ı Nahçivânî olmuşdur. Ve dolma rıhtım dîvârı dahi sedd-i şirvanî olmuşdur kim bu dîvârın enniliği kâmil elli ayak ve ba‘zı yerleri altmış ayak âriz dîvârlardır kim üzerlerinde fârisi'l-hayl olanlar cirid oynasalar yerleri dar değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 118a ·
metinde göster ·
… de ve bir ince havâlelice dizdâr ve neferlice ve bir topluca ve cebehânesi azca
ve batı
tarafına nâzır metîn bir kapuluca ve otuz aded neferlice ve otuz aded hânelice …
Lipova sancağı hâkinde nehr-i Moroş kenârında evc-i âsumâna ser çekmiş bir kayalı zemînde ve bir ince havâlelice dizdâr ve neferlice ve bir topluca ve cebehânesi azca ve batı tarafına nâzır metîn bir kapuluca ve otuz aded neferlice ve otuz aded hânelice bir küçük kal‘acıkdır, ammâ kesme kayadan gayyâ-misâl bir handak-ı amîki var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121b ·
metinde göster ·
… ammâ yanına varılup seyr [ü] temâşâ etmek mümkün değildir. Ancak kıblesi cânibi
ve batısı
cânibleri deryâdır ve maşrık tarafı sehel karaya muttasıl imiş. Ol tarafların d …
Bahr-i Venedik körfezi, ya‘nî Bundukanî denizi kenârında Bosna serhadlerinde Kırka sancağı hâkinde bir kayalı yalçın burunda şekl-i murabba‘dan maşrıkdan garb tarafına tûlânî bir alçak kaya üzre çakmak taşı gibi seng-i tırâş ile mebnî bir kal‘a-i savaşdır, ammâ yanına varılup seyr [ü] temâşâ etmek mümkün değildir. Ancak kıblesi cânibi ve batısı cânibleri deryâdır ve maşrık tarafı sehel karaya muttasıl imiş. Ol tarafların dahi bu kadar yüz yıldan berü kesüp iki yüz arşın kadar enli deryâ getirüp bu tarafda bu kal‘a hidmetine me’mûr bir azîm mavuna gemisi ve limanında altı aded kadırgası yatırdı ve derûn-ı hisârda yetmiş aded kenîse çanlıkları nümâyân idi kim cümlesinin alemleri altun mutallâ haçlar idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 140b ·
metinde göster ·
… var ma‘lûmum değildir, ammâ kal‘a-i azîmdir. Varoşu deryâ tarafınadır ve kıble
ve batı
rûzgârı tarafları körfez deryâsıdır. Ancak maşrık ve şimâl tarafı karadır kim o …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i şibenik: Venedik körfezi sâhilinde Kilis sancağı hâkinde Kırka sancağı türâbıyla müşâ bir kayalı ve fedâ’î katanalı yerde şekl-i muhammesden tûlânî bir seng binâ bir kal‘a-i garrâ-yı ra‘nâdır kim gûyâ incü-misâl beyâz ve münevverdir, ammâ düşman kal‘ası olmak ile ne cirmde ve kaç tabya ve kaç kapusu ve kenîseleri var ma‘lûmum değildir, ammâ kal‘a-i azîmdir. Varoşu deryâ tarafınadır ve kıble ve batı rûzgârı tarafları körfez deryâsıdır. Ancak maşrık ve şimâl tarafı karadır kim ol taraflarda havâlesi var, ammâ meterise girecek yerlerin cümle lağım etmişdir ve Tekeli Paşa döğdüğü yerlere azîm fostiçe ve tabyalar etmişdir. Ve bu kara tarafı serâpâ bâğ u bâğçe ve gül [ü] gülistân idi. Teberdârân-ı Ebû Müslim elinden geçmiş gibi cümle eşcârât-ı müsmirâtların kırup geçirdik. Ekseriyyâ dıraht-ı meyvedârları zeytûn ve incir ve nar ve ayva ve üzüm fidânları ile müzeyyen olmuşdu 145a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 144b–145a ·
metinde göster ·
… ed-âyîn ederlerken ol gece guzât-ı müslimîn şebhûn edüp kal‘anın her tarafından
ve battâl
kapu tarafından nerdübânlar ile nâmân voyvada ol gece derûn-ı hisâra girüp kal‘ …
Ba‘dehû bu kal‘a-i bî-misâlin evsâfın Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân istimâ‘ etdikde asker-keşân olup bu kal‘ayı muhâsara edüp hikmet-i İlâh fethi müyesser olmayup bî-feth avdet etdiğinden dağ-ı derûn olup sene-i âtîde yine asker-i deryâ-misâl ile sene 866 târîhinde gelüp amân u zamân vermeden feth edüp derûn-ı hisâra müstevfâ asâkir ve cebehâne koyup ba‘dehû iki sene dest-i İslâm'da kalup bir cum‘a gün derûn-ı hisârda re‘âyâ olan kefereler hisâr kapuların açup taşradan içeri küffâr dolarak cevâmi‘lerde ümmet-i Muhammedi kırarak kal‘ayı kabza-i tasarrufa alup câmi‘lerimiz yine kenîsalar edüp kâmil altmış yedi sene küffâr-ı füccârın elinde kalır. Tâ ki sene 934 târîhinde Süleymân Hân ümerâlarından Hüsrev Beğ Yayiçse içre olan küffârlara mâl-ı firâvânlar bezl edüp ve gûnâ-gûn ta‘ahhüdler edüp keferelerin gönlün eder. Meğer küffârın dağlarda bir deyrleri var imiş. Ol deyrde bed-âyîn ederlerken ol gece guzât-ı müslimîn şebhûn edüp kal‘anın her tarafından ve battâl kapu tarafından nerdübânlar ile nâmân voyvada ol gece derûn-ı hisâra girüp kal‘a-i Yayiçse'yi feth ederler. Müjdesine Gâzî Hüsrev Beğ'e giderler. Meğer Hüsrev Paşa sayd [u] şikârda bulunup safâsından üstündeki esbâbları ve atı ve donuyla müjde eden gâzîye ihsân edüp yine ol gâzîyi müjde ile Sultân Süleymân Gâzî'ye gönderüp {ol gâzîye} Yayiçse kal‘ası dizdârlığı sadaka olunur. Hâlâ Hüsâm Kapudan rahmetullâhi aleyh derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 151a ·
metinde göster ·
Ve bu kal‘adan taşra varoşa dörd kat kal‘a kapusundan taşra çıkılır. Her kapu mâbeyninde dîdebânlar ve pâsbân ve nigehbânlar âmâde olup her bâbların aralarındaki rûy-ı dîvârlarda niçe bin gûne musanna‘ âlet-i silâhlar ile zeyn olmuşdur ve batı tarafına nâzır büyük kapu üzre selef pehlivânları azîm temâşâgâh alâmetler asmışlar. Cümleden biri bir tuç havânı ok ile urup bir tarafdan delüp bir tarafdan çıkmış aceb şast darbdır . Bir alâmet dahi üç dâne çâr-kûşe mermerleri bir yerden bir darb-ı ok ile ve kurşum ile delüp anı dahi asakomuşlar, ammâ iç kal‘a kapusu üzre dörd aded pehlivân gürzlerin asmışlar. Aceb pehlivânlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 183a ·
metinde göster ·
… der. Bir tarafı büyük nehr-i Şamos ve handakdan hâric şark cânibinde bir sazlık
ve bataklık
idi. Bu taburda dahi Rakofçi kral karâr edemeyüp andan (---) sâ‘at menzile gidü …
Bu mahalde Rakofçi la‘în mukaddemâ Seydî Ahmed Paşa havfından bir tabur-ı azîm kazmış kim bir günde güc ile devr olunur. Handakı çâh-ı gayyâdan nişân verüp içinden nehr-i Şamos cereyân eder. Bir tarafı büyük nehr-i Şamos ve handakdan hâric şark cânibinde bir sazlık ve bataklık idi. Bu taburda dahi Rakofçi kral karâr edemeyüp andan (---) sâ‘at menzile gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 7a ·
metinde göster ·
… ‘aya ol dağdan bir zarar yokdur. Ve bu kal‘aya serhad halkı Çatal kal‘a derler.
Ve batı
tarafına nâzır birer kapusu var. Cânib [ü] etrâfı dereli ve depeli yerlerdir. A …
Gerçi nehr-i Şamos aşırı bir kûh-ı bülend havâlesi vardır, ammâ kal‘aya ol dağdan bir zarar yokdur. Ve bu kal‘aya serhad halkı Çatal kal‘a derler. Ve batı tarafına nâzır birer kapusu var. Cânib [ü] etrâfı dereli ve depeli yerlerdir. Andan kalkup 3 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 8b ·
metinde göster ·
… ârın eline defter verüp bu kadar mirzalar ve ot ağaları ve kartlar ve atalıklar
ve batırlar
cümle şıpırtma kalpakların yere urup ağladılar.
"Emir şer‘-i Resûl-i mübînindir. Bugünkü gün bizim serdâr-ı mu‘azzamımız bir vezîr-i mu‘azzamsın. Bu dîvân-ı pâdişâhîde bizim hakkımız hak eyle. Biz bir alay ulûfesiz garîb gâzîler olup dîn-i mübîne imdâda gelevüz, terk-i diyâr edüp cân ve başdan olavuz ve dîn karındaşı olavuz, bizi kâfir kırar gibi yeniçeriler kırup böyle edeler" deyü on yedi aded şühedâların meydân-ı dîvâna kodular ve "Bu kadar esîr [ve] mâl-ı ganâ’imimiz elimizden aldılar" deyü serdârın eline defter verüp bu kadar mirzalar ve ot ağaları ve kartlar ve atalıklar ve batırlar cümle şıpırtma kalpakların yere urup ağladılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 24a ·
metinde göster ·
… iddet-i şitâ bir mertebede şitâb etdi kim bârân [u] berfin kesretinden ve çamur
ve bataklığın
vefretinden dest [ü] pâların zerre mikdârı harekete imkân olmadığından ve asker …
Aslı oldur kim gerçi Ali serdâr-ı mu‘azzam idi, ammâ kendüye cebehâne ve bârhâne ve mühimmât [u] levâzımât verilmeyüp kal‘ayı döğmeğe me’mûr değil idi, ammâ mübâşeret olunsa bi-emri Hayy-ı Kadîr yine fethi emr-i sehel idi, lâkin rûz-ı Kâsım karîb olup şiddet-i şitâ bir mertebede şitâb etdi kim bârân [u] berfin kesretinden ve çamur ve bataklığın vefretinden dest [ü] pâların zerre mikdârı harekete imkân olmadığından ve asker haymesinden taşra çıkmadıklarından kal‘ayı muhâsaradan ferâğat edüp fetihden me’yûs oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 27b ·
metinde göster ·
tarafı ve maşrık semti cümle bir azîm göldür. Ancak lodos cânibi bin adım karad …
Kıble cânibi ve batı tarafı ve maşrık semti cümle bir azîm göldür. Ancak lodos cânibi bin adım karadır. Mâ‘adâ tarafları Karadeniz ve göldür. Gûyâ bir cezîrede Şeddâdî kârgîr taş binâ bir hisâr-ı köhnedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 50a ·
metinde göster ·
… atdan kendümü bir tarafa atup piyâde bile güçile cân halâs etdim. Meğer cumbul
ve batlak
imiş.
Sitâyiş-i ılıca-i Eski Zağra: Her sene Zağra kavmi kiraz mevsiminde iki sâ‘atde bu germâba gelüp çimerler ve harâretden halâs olurlar. Gâyet nâfi‘ suyu vardır, ammâ havzı dardır. Ol kadar mükellef binâ-yı şâhânî değildir, ancak bir küçük kubbeli ılıcadır. Suyu ol kadar suhûniyyet üzre değildir, ne sermâ ve ne germâ bir mu‘tedil sudur. Bu ılıca hemân nehr-i Tunca kurbunda bir çemenzâr yerde olmak ile hakîr ol çemenzârdan at ile ubûr edem derken hemân hakîrin atı kulağına dak gark olup at çabaladıkça gark olduğun görüp hamd-i Hudâ fakîr cüst ü çapük davranup atdan kendümü bir tarafa atup piyâde bile güçile cân halâs etdim. Meğer cumbul ve batlak imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 53a ·
metinde göster ·
tarafında nehr-i Osma, şehrin tâ o[r]ta yerinden cereyân eder. Bu nehrin menba‘ …
Evvelâ mezkûr kal‘anın kıble tarafı ve batı tarafında nehr-i Osma, şehrin tâ o[r]ta yerinden cereyân eder. Bu nehrin menba‘ı iki konak yerde tâ Karlova kazâsı ardında Torvakurudan dağlarından gelüp tâ Nigebolı kal‘ası yanında nehr-i Tuna'ya rîzân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 55a ·
metinde göster ·
tarafındaki bâğlar içinde havâlecikleri, ammâ ol mahallere nâzır birkaç ad[ed] …
Ammâ bu sûr-ı sağîrenin lodos cânibinde ve batı tarafındaki bâğlar içinde havâlecikleri, ammâ ol mahallere nâzır birkaç ad[ed] şâhî topları var. Ve burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenleri ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 61a ·
metinde göster ·
… Bu şehirde aslâ taş binâ yokdur ve taş kaldırım aslâ yokdur, zîrâ alçak ve sulu
ve bataklı
yerlerdir. Eğer kârgîr binâlar var ise cümle horasânî tula binâlardır, ammâ her …
Bu şehir evlerinin dükelisi dörd yüz aded serâpâ tahta örtülü ve tahta havlılı ve tahta binâlı ve tahta döşeme kaldı[rı]mlı pâk ü pâkîze evlerdir. Bu şehirde aslâ taş binâ yokdur ve taş kaldırım aslâ yokdur, zîrâ alçak ve sulu ve bataklı yerlerdir. Eğer kârgîr binâlar var ise cümle horasânî tula binâlardır, ammâ her hânedânda sehel bâğçecikler mukarrerdir, zîrâ vâsi‘ büyût-ı mükelleflerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 62b ·
metinde göster ·
ve çatak ve şatak sazlı ve çamurlu cumbul ve oynak sulu yerlerde hadd ü hasrın …
Bu kantara-i tavîl nehr-i Dırava'dan azmak ve batak ve çatak ve şatak sazlı ve çamurlu cumbul ve oynak sulu yerlerde hadd ü hasrın Cenâb-ı Bârî bilür. Evc-i semâya ser çekmiş şecere-i meşe direkleri üzre metîn cisr-i azîmdir kim her meşe ağacı kazıkların ikişer âdem kucaklar kalın kazıklardır kim kirpi tüğü gibi 64b çamur içine kakılmış kazıklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 64a–64b ·
metinde göster ·
… ve Cânkurtaran ve Penteli ve Fötvar ve Pahşa ve Tovna ve Yeni Palanka ve Segsâr
ve Bat
Ösek ve Seçoy ve Mihaç ve Birnivar ve Darda ve Ösek ve Val ve Vulkovar ve Sotin …
Meselâ nehr-i azîm Tuna yalılarında olan Hamza Beğ kal‘ası ve Erçin ve Cânkurtaran ve Penteli ve Fötvar ve Pahşa ve Tovna ve Yeni Palanka ve Segsâr ve Bat Ösek ve Seçoy ve Mihaç ve Birnivar ve Darda ve Ösek ve Val ve Vulkovar ve Sotin ve Tovarnik ve Zemon nâmûn kılâ‘ların cümle on iki bin asâkir-i nusret-me’serler dahi olup cümlesi gemileriyle Budin kal‘ası imdâdına gelmeğe me’mûrlardır. Ve Baçka ve Laçka vilâyetlerinden dahi on bin asker Budin imdâdına gelmeğe me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 78b ·
metinde göster ·
içinde ağaçdan kal‘alardır, lâkin her biri sedd-i İskender'dir, zîrâ bu diyâr k …
Ve ekseriyyâ kal‘aları Kanije gibi sazlık ve bataklık içinde ağaçdan kal‘alardır, lâkin her biri sedd-i İskender'dir, zîrâ bu diyâr küffârları İsfaç kralından pek havf 129a etdiklerinden kal‘aların metîn ü müstahkem ederler. Ammâ ekseriyyâ topları dişbudak ağacından ve karaağaçdan ve sarma ağacından fıçı gibi yapılmış toplardır kim cümle toplar beşer onar yerde demir çemberlidir. Her topları onar âdem kaldırır ve on topu bir arabaya koyup istediği yere götürüp anda demir çemberlerin geçirüp ağaçdan topları atmağa başlar. Ammâ her top on beşer ve yigirmişer kerre ancak atılır, ba‘zısı üç dörd kerreden ziyâde atılmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128b–129a ·
metinde göster ·
… e ubûr etdik, zîrâ başı bir menzil yerde yakın olup kasaba-i Yedvoriç'den çıkar
ve batı
tarafına cereyân ederek Oluk kasabasına, andan Konc kasabasına, andan şehr-i Mo …
Andan dahi refîkler alup 5 sâ‘atde kayalı dağları geçüp ve nehr-i Neretva'yı atlar ile ubûr etdik, zîrâ başı bir menzil yerde yakın olup kasaba-i Yedvoriç'den çıkar ve batı tarafına cereyân ederek Oluk kasabasına, andan Konc kasabasına, andan şehr-i Mostar'a, andan kal‘a-i Poçetel'e, andan Gabele kal‘asına, andan Norin kal‘ası altında deryâ-misâl olup yigirmi yerden Venedik körfezine İşpanya'nın cezîre-i Pulya mukâbelesinde Akdeniz körfezine karışır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148b ·
metinde göster ·
… Hâlâ ma‘mûr olup bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Câlinûs ve Ristetâlîs
ve Batlîmûs
ve Feylesof u Feylekos nâm hukemâlar bu deyrde sâkin olup bu kûh-ı bâlâda hâsıl …
Ve bu sahrâ eyle bir fezâ-yı bâlâdır kim cemî‘i nebâtât u ahşâbât ve dâ-i devâ-i giyâhât bunda mevcûddur. Hattâ bu yaylanın cânib-i garbîsinde bir deyr-i kadîm var. Hâlâ ma‘mûr olup bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Câlinûs ve Ristetâlîs ve Batlîmûs ve Feylesof u Feylekos nâm hukemâlar bu deyrde sâkin olup bu kûh-ı bâlâda hâsıl olan hâssalı edviyelerden râvend-i Rûmî ve sünbül-i Rûmî ve yebrûhu's-sanem, ya‘nî âdem gibi abdüsselâm otu ve cedvâr-ı Rûmî ve sa‘leb ve mahleb ve ışkın ve reybâs ve çöpçini ve saparna ve labada kökü ve şâhtere ve roka ve havlicân-ı Rûmî ve sadef ve ırkı'l-cenâh ve çilek ve lûzi'n-nebî misilli otları hukemâ-yı kudemâlar bu yaylada cem‘ etmek içün bu deyri binâ etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… alankasıdır, zîrâ iç kal‘anın cânib-i garbîsinin iki tarafında iki yerde sazlık
ve bataklık
buheyredir ve her tarafı gâyet derin fecc-i amîkden nişân verir bir azîm göldür …
Ve bu varoşun hepsi üç aded dervezesi var, biri cânib-i kıbleye Ösek kapusu ve biri taraf-ı şimâle Peçoy kapusu ve semt-i garba Seğitvar kapusu var ve bu mezkûr kapuların mâbeynleri yekûnısı iki bin beş yüz adım ihâta eder bir varoş-ı mu‘azzamdır kim tâ aşağı kal‘ayı ihâta etmişdir, ammâ yukaru iç kal‘ayı ihâta etmemiş varoş palankasıdır, zîrâ iç kal‘anın cânib-i garbîsinin iki tarafında iki yerde sazlık ve bataklık buheyredir ve her tarafı gâyet derin fecc-i amîkden nişân verir bir azîm göldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 172a ·
metinde göster ·
tarafı iki sâ‘at yer batağ-ı azîmdir. Fîl-i Mahmûdî ve pîl-i Menkerûsî sökmez s …
Ve bu zemîn-i kal‘anın kıble ve batı tarafı iki sâ‘at yer batağ-ı azîmdir. Fîl-i Mahmûdî ve pîl-i Menkerûsî sökmez sazlı batakdır. Bunun dahi iç kal‘ası bir püşte-i âlî üzre palanka imiş, ıhrâk olmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177b ·
metinde göster ·