… bir gûşmâl ederim ve Kaya Sultân da ol kanlı ekmekden yeyüp şehîd-i hurre olur.
Ve ben
de şehîd olurum. Bu vâkı‘anın ta‘bîri budur. Elbette olacak olur" deyüp bu beyt …
{Vâkı‘a-i Melek Ahmed Paşa ve ta‘bîr-i rü’yâ-yı sâlih}: İmdi Evliyâm bu vâkı‘anın ta‘bîri min kıbeli'l-Hak ilhâm ile eyledir kim Allahu a‘lem ve Resûluhû bu gice vâkı‘amda bu hakîre ekmek verüp "Bu ekmeği Kürdistân'da bir Kürd âdemîsi pişirir. Sana Van'ın iç kal‘asında verdiğim beyâz nân-pâre-i lezîzdir" dediği Allahu a‘lem bize sa‘âdetlü pâdişâh eyâlet-i Van'ı vere. Ve ol ekmeği bir kerre İpşir istedi, ekmeği pişiren Kürd, İpşir'e ekmeği vermedi, dediği saltanat-ı İbrâhîm Hân'da İpşir'e eyâlet-i Van'ı verdiler. Van ekrâdları İpşir'e ekmeği yedirmeyüp balyemez toplar ile şehre komayup hâ’ib u hâsır gelüp gitdi. Ve ekmekde olan kanlı pâre Kaya'ma gönder, yıkayup yesin, dediği Allahu a‘lem Kaya Sultân ehlim bir hâliyle kanlı şehîd olur. Ve Bitlis Hânı'na dahi ol kanlı ekmekden ver, yesin, dediği Allahu a‘lem ol dahi benim elimde şehîd ola. Zîrâ anın hakkında Sultân Murâd merkûm "Ahmed sana Diyârbekir'i verdim. Bolay kim Bitlis Hânı'ndan intikâm alasın. Zîrâ Revân'dan gelirken sarâyına konup yüz kîse ihsân etdim. Ve on yedi aded evlâdlarına serbeser ze‘âmetler in‘âm edüp Van kulunun Muş harâcın kendüye mü’ebbed ocaklık tarîkiyle hîbe eyledim. Bağdâd'a giderken ve gelirken gazân mübârek ola, demeğe istikbâlime gelmedi. Elbette Ahmed, Bitlis 182b Hânı'ndan intikâm al, demiş idi. Bu gice vâkı‘amda kanlı ekmekden Bitlis Hânına ver, dedüğü belki benim elimde hân şehîd ola, dedi. Ve vâkı‘amda Murâd Hân'ın "Sen de ol ekmekden ye" dediğü Allahu a‘lem ecel-i müsemmâmız tamâm olduğu günlerde biz de şehîd olmak görünür. Bu vâkı‘ayı Melek Paşa kendüsü görüp kendüsü ta‘bîr etdi. Hakîr eyitdim "Sultânım, bu vâkı‘ayı bana söylediniz. Eğer âfâkî ve eğer enfüsî ilhâm-ı Rabbânî ile yâhûd kavl-i İbn Sîrîn ta‘birnâmesi üzre ta‘bîr etmek bana düşerdi. Ammâ beni ta‘bîr etmeğe komayup yine kendiniz ta‘bîr edersüz" deyü gördüğü rü’yâ-yı sâlihaları bir gayri hüsn-i tevcîh ile ta‘bîr etdim. "Yok Evliyâm, bu vâkı‘a hüsn-i tevcîh kabûl etmez. Hemân min kıbeli'l-Hak ilhâm-ı Rabbânî ile ta‘bîr etdim. Elbette biz Van ve yâhûd Erzurûm u Diyârbekir {valisi} olup Bitlis Hânına bir gûşmâl ederim ve Kaya Sultân da ol kanlı ekmekden yeyüp şehîd-i hurre olur. Ve ben de şehîd olurum. Bu vâkı‘anın ta‘bîri budur. Elbette olacak olur" deyüp bu beyti terennüm etdi, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 182a–182b ·
metinde göster ·
… abbetnâmem ile koyuncular kethudâmı gönderdiğimde, "Ben anın eyâletinde vekîlim
ve ben
bir hân-ı âlîşânım, bende ne alâkası var Melek Ahmed Paşa'nın deyüp muhabbetnâm …
Andan sonra Murâd Hân efendim merhûmun fermânı üzre senin üzerine asker cem‘ edüp Diyârbekir'den Mifârıkîn kal‘asına dek gelüp tarafeynimize maslahatın görüp senden yetmiş kîse mâl ve bu kadar metâ‘ [u] menâl alup "Menem; Diyârbekir eyâletinde değil Van eyâletindedir." deyü ığmâz-ı ayn edüp senin üstüne sefer etmeden ferâğat edüp bu kadar üsârâlar alınup bu kadar mâl-ı Firâvân ile asâkir-i Âl-i Osmân muğtenim olup sâlimîn ü gânimîn iken yine sen epsem duymayup tâzeliğin hasebiyle Erzurûm eyâletinde Bingöl yaylağına çıkan Ekrâd tâ’ifesinden bâc-ı öşr alırım deyü yetmiş bin koyun nehb ü gâret etdiğinde koyun sâhibleri Erzurûm'da bana gelüp tazallum etdiklerinde sana bir muhabbetnâmem ile koyuncular kethudâmı gönderdiğimde, "Ben anın eyâletinde vekîlim ve ben bir hân-ı âlîşânım, bende ne alâkası var Melek Ahmed Paşa'nın deyüp muhabbetnâmemi pâre pâre edüp "Koyuncular kethudâsını katl idem!..." dedin. Mudikî Alî Ağa ricâ edüp koyuncular kethudâm halâs olup Erzurûm'a geldikde üstüne asker çeküp gelmek sadedinde iken Sultân İbrâhîm Hân beni Erzurûm'dan ma‘zûl edüp yine sen ol zamân elimden halâs oldun. Mezâ mâ mezâ, ol zamânlar sen de biz de tâze idik. Ammâ sana nasîhatim oldur kim hamd-i Hudâ yine görüşmek müyesser olup bu kadar ni‘metin tenâvül edüp bu kadar ihsânların gördüm. Ammâ, ey hân karındaşım senden ricâm oldur kim biz Âl-i Osmân pâdişâhlarının vezîrleriyiz. Husûsan dâmâd-ı Sultân Murâd Hân'ım. Nitekim ben Van eyâletine mutasarrıfım. Sen benim taht-ı eyâletimde serbes hâkimsin ve mü’ebbed ocaklık olmak üzre bu eyâletine mutasarrıfsın. Ammâ paşayı hâneme kondurup bu kadar i‘zâz u ikrâm etdim, deyüp yanında olan hokkabâz ve sürâhîbâz ve ol sihirbâz maymuncuların sözlerine uyup Kürd damarları depreşüp bir nâ-şer‘ ü nâ-hemvâr işde bulunmayasın ve her tarafında meştâ olan mîr-i aşâ’irler ile hüsn-i zindegâne edüp memûr olduğun pâdişâh hizmetlerini edâ idesin. Ve illâ bu Melek karındaşın söz[i] doğrudur, zerre kadar şerî‘at u tarîkat ve hakîkat u ma‘rifetden taşra taş koparırsan senden baş kopar. Lûtf eyle ben Van'da iken cümle halk ile yahşı geçin ve illâ eğer dersen İpşir Paşa bu Melek Ahmed Paşa'yı Van'a sürdü, ne vaka‘ u vakârı olsa gerek dersen, ben hâlâ hatt-ı şerîf ile serdâr-ı mu‘azzam ve tuğrâ-yı garrâ-keş düstûr-ı mükerremim, hemân epsem olup tarîk-ı Hak'dan ayrılma. Sana nasîhatim budur." deyince hân eydür: "Hakkâ ki ata ve dede nasîhatidir, el-emrü emrüküm, sultânım" deyüp hân ile Paşa yine öpüşüp vedâlaşup giderken hân paşaya eyitdi: "Sultânım, Evliyâ Çelebi kulunuz bunda birkaç gün dursun. Akîbinizce Van'a ulaşdırırım." dedikde paşa: "Evliyâ'm, hân fermânıyla birkaç gün kalup yine tiz gel" deyüp me’zûn olup paşa Van'a revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236a ·
metinde göster ·
Ben Sultân Ahmed Hân tâbe serâhın çerağ-ı efrûhtesiyim. Otuz bir senede güc ile Hâsoda'ya girüp niçe sene Bursa ve Edirne ve Hotin gazaların edüp âhir Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimizin çukadârlığı hizmetiyle şeref-yâb olup Revân fethinde dahi musâhib-i şehriyârî idim. Ba‘de feth-i Revân avdetde vilâyet-i Nahşevân'ı ve Serâv ve şehr-i Tebrîz'i ve niçe yüz aded İrân-zemîn diyârında kend ü büldânları harâb u yebâb edüp kal‘a-i Kutur altından ve Mahmûdî Ekrâdı içinden sedd-i imân kal‘a-i Van'a dâhil olduğumuzda Sultân Murâd Hân Van kal‘ası seyr ü temâşâsın edüp işte bu köşkde ta‘âm yeyüp hâb-âlûd oldu. O zamân Koca Nişancı Paşa benim üstâdım silâhdâr ve ben çukadâr idim. Hikmet-i Hudâ kazâ-yı nâgehânî Murâd Hân'ın üzerindeki yorkanlara mücmere-i müdevvereler ile ûd ü anber verirken bir şerâre yorgana düşüp bir duhân-ı siyâh zâhir oldu. Ol ân Murâd Hân hâbdan bîdâr olup "Bre oğlan" deyü bir sadâ etdi. Hemân hakîr içeri girüp gördüm ki bir dûd-ı siyâh-ı şerer hâne-i kasrı muzlim etmiş, hemân elimle âteşi söndürüp hâneyi ûd ve anber-i hâm ile mu‘attar etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a ·
metinde göster ·
… . Yahşi gözlemen. Bir kerre güzelce şâha bu mektûbları ve huccetleri göndereyim
ve ben
de ve sen de varaklar yazalım, şâha gönderelim. Görelim ne zuhûr eder, bilelim. …
{Tebrîz hânı eydür} "Berâ-yı hâtır-ı Evliyâ akay, ey eşik ağası, güzelce şâh başıyçün ol sefîh hânın pây-bendlerin al galan. Şâh zencîriyle kalsın. Yahşi gözlemen. Bir kerre güzelce şâha bu mektûbları ve huccetleri göndereyim ve ben de ve sen de varaklar yazalım, şâha gönderelim. Görelim ne zuhûr eder, bilelim." dedikde hakîr ve erbâb-ı dîvân, Tebrîz ve şâh ağası ve fakîr hân dest bûs edüp {ol ân hânın} ayağından zencîrin ve gerdeninden duşahın {alup ancak fakîr hân altun} zencîr ile göz hapsinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302a ·
metinde göster ·
… hrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem
ve ben
bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değil …
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
"Evliyâm, pederimiz Melek Ahmed Paşa pederimiz olmasa
ve ben
anın çerâğ-ı efrûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Ammâ Evliy …
"Evliyâm, pederimiz Melek Ahmed Paşa pederimiz olmasa ve ben anın çerâğ-ı efrûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Ammâ Evliyâm sen benimsin ve ben seninim, elem çekme. Dağ dağa kavuşmaz âdem âdeme kavuşur." deyüp üçüncü gün hakîre üç kise guruş ve üç at ve bir küheylân kısrak-ı mu‘teber at ve bir mahbûbe-i cihân bikr-i nâ-şüküfte-i zamâne ve üç aded pençe-i âfitâb-ı âlem-tâb misilli Gürcî gulâmları ve hakîre bir kat yol esvâbları ve bir kılıç ve tirkeş ve bir yorga bârgîr raht u baht u licâmı ve gümüş zeyni ile ihsân edüp on bir aded huddâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer kat esvâblar ihsân edüp Bağdâd'dan ma‘zûl Yeniçeri Ağası (---)(---) Ağa'ya hakîri teslîm edüp gâyet tenbîh ü te’kîd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 408b ·
metinde göster ·
… rûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Ammâ Evliyâm sen benimsin
ve ben
seninim, elem çekme. Dağ dağa kavuşmaz âdem âdeme kavuşur." deyüp üçüncü gün ha …
"Evliyâm, pederimiz Melek Ahmed Paşa pederimiz olmasa ve ben anın çerâğ-ı efrûhtesi olmasam Hudâ hakkiyçün ben seni göndermezdim. Ammâ Evliyâm sen benimsin ve ben seninim, elem çekme. Dağ dağa kavuşmaz âdem âdeme kavuşur." deyüp üçüncü gün hakîre üç kise guruş ve üç at ve bir küheylân kısrak-ı mu‘teber at ve bir mahbûbe-i cihân bikr-i nâ-şüküfte-i zamâne ve üç aded pençe-i âfitâb-ı âlem-tâb misilli Gürcî gulâmları ve hakîre bir kat yol esvâbları ve bir kılıç ve tirkeş ve bir yorga bârgîr raht u baht u licâmı ve gümüş zeyni ile ihsân edüp on bir aded huddâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer kat esvâblar ihsân edüp Bağdâd'dan ma‘zûl Yeniçeri Ağası (---)(---) Ağa'ya hakîri teslîm edüp gâyet tenbîh ü te’kîd etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 408b ·
metinde göster ·
"İşte sene bir nânpâre-i boyahâne. Beher yevm dörder guruş olur
ve ben
sana Muş'da ze‘âmet de verirem ve sana câriyeler verüp evlendir ve barhlandıram …
"İşte sene bir nânpâre-i boyahâne. Beher yevm dörder guruş olur ve ben sana Muş'da ze‘âmet de verirem ve sana câriyeler verüp evlendir ve barhlandıram" deyü bir şâhnâme ve bir Kitâb-ı Gülistân ve yüz guruş-ı İşpanyan verüp bir kat libâs verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9a ·
metinde göster ·
… edüp çok ihsânlar eder. Ben seni ceddin Hazret-i Muhammed'in himâyesine saldım
ve ben
sana aslâ âbdestsiz ve bismillâhsız süd vermedim. Irk-ı tâhirdensin, var git, a …
‘Korkma oğul, bu bahâneyle arş gölgesinden halk olmuş pâdişâhın yüzün gör, ol da senin yüzünü görüp, seni soyup mühürlü ceddîn vücûdun gördükde terahhum edüp seni âzâd edüp çok ihsânlar eder. Ben seni ceddin Hazret-i Muhammed'in himâyesine saldım ve ben sana aslâ âbdestsiz ve bismillâhsız süd vermedim. Irk-ı tâhirdensin, var git, ammâ bana tîz gel’ dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83a ·
metinde göster ·
… lâh ve âlât-ı silâh satup yeniçeri ocağından mu‘âmele ile karz akçe dahi aldım.
Ve ben
zâlim değilim ki mutasarrıf olduğum mansıblarda zulm edüp mâl alup seni bu isrâ …
"Vallâhi sultân efendim, ben hâlâ Erdel seferi gazâsından gelir bir mücâhidün fî-sebîlillâh vezîrim. Ben ol seferde yedi bin âdem besleyüp yüz yetmiş bin altun ve iki yüz kîse harc etdim ve bu kadar raht ve zırh [u] zereh-külâh ve âlât-ı silâh satup yeniçeri ocağından mu‘âmele ile karz akçe dahi aldım. Ve ben zâlim değilim ki mutasarrıf olduğum mansıblarda zulm edüp mâl alup seni bu isrâf masrûf üzre besleyem. Ben bu kadar masrûfu çekmeğe kâdir değilim. Benim de bu kadar tevâbi‘ [u] levâhıkım var. Ben ehl-i seferim, bu masrûf çokdur. Lütf edüp sehel tenzîl buyurun. Kaya Sultân merhûme kadar masrûfa tahammülüm vardır, ammâ bu beş kat masrafa tâkatım yokdur" dedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44a ·
metinde göster ·
kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur k …
"Vallâhi'l-azîm ve billâhi'l-kerîm babam da ve ben kulun da abd-i memlûkunuz gibiyiz, lâkin kendilerinin gelmediğine sebeb oldur kim geçen ayda yetmiş seksen bin Kılmah Tatarı Çigişke ve Arbat ve Orağzı nâm kal‘alarımız arasından Kırım'a girüp beş on bin ümmet-i Muhammed'i esîr edüp bu kadar kurâ vü kasabâtlarımız harâb u yebâb ve halkını kebâb edüp gitdi. Şimdi yine Kırım'a girmek üzre iken fermân-ı pâdişâhî gelüp sefer fermân olmuş. Cümle Kırım eyeleri ve cümle Kırım erenleri ve cemî‘i kadıları ve Kefe vezîri Ak Mehemmed Paşa ile cümle müşâvere edüp ‘Hânım sen sefere gidersen, cezîre-i Kırım elden gider. Elbette oğlun gönder’ deyüp müşâvere edüp efendimin kulluğuna beni bir iç gulâmı pâyesiyle gönderüp huzûr-ı şerîfine gelüp hamd [ü] senâ ol Allâh'a kim mübârek cemâl-i bâ-kemâliniz görüp pâypûş-ı bûsınızla şeref-yâb oldum" dedikde Köpürlüzâde bu kadar kelimât-ı piyâz-ı nâz [u] niyâzdan hazz edüp tebessüm-künân oldukda hemân Şehzâde-i cüvân-baht Ahmed Giray ibn sâhib-i taht {hemân} koynundan cemî‘i Kırım a‘yânının Kalmak kâfirinden feryâdnâmelerin dest be-dest Sadrıa‘zama verdikde sâhib-i sadr-ı âlî-kadr ol ân arzları kırâ’at edüp mefhûmu ma‘lûmları olunca,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113b ·
metinde göster ·
… şa huzûruna çıkup beni ağamdan alup bu yol ile babam ve büyük ağam ve iki lalam
ve ben
atlarımız ile beş kişi giderken ileride Çarpan boğazı ile Turna boğazı deresi o …
"Vallâhi benim sultânım. Ben İzmirli (---) Çelebi'nin oğluyum. Kapudan Kaplan Mustafâ Paşa İzmir'e gelüp ben pederimden firâr edüp Kapudan Paşa'nın bir ağası beni hıfz edüp donanma ile Sakız'a varup limanda yatırken babam ardım sıra Sakız'a gelüp Kapudan Paşa huzûruna çıkup beni ağamdan alup bu yol ile babam ve büyük ağam ve iki lalam ve ben atlarımız ile beş kişi giderken ileride Çarpan boğazı ile Turna boğazı deresi ormanlarından üzerimize kırk elli Y 52a mikdârı yaya tüfengli dökülüp ceng ede ede babam ve ağam ve iki kölem kırılup hamd-i Hudâ ben hâlâs olup gerüye kaça kaça bu mahalle geldim. İşte bu sizde karacalarından bağlı olan âdem hırsızlardandır. Karındaşım bunu alt edüp ayağından kılıç ile yaraladı, hâlâ yaralıdır. Ve karındaşımı bunun üzerinde bunun yoldaşları yaraladılar. Elhamdülillâh babam ve karındaşım derdlerinden kurtuldum. Şimdi Sakız'a yine beni kaçıran ağama giderim" deyü cevâb etdi. Ve bize refîk olan Urlalılar bu oğlanı bildiler. Hakîr eyitdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y51b–Y52a ·
metinde göster ·
… altı yüz yılda temelinden yıkmağa kâdir olsunlar. Yıkmak hod yapmadan ehvendir.
Ve ben
dîbâçe ile setr kıldım, gelen mülûklar bûriyâ ile puşîde kılmağa kâdir olsun" d …
"Ben ki bânî-i Heremân'em. Altı senede tamâm etdim, sonra gelenler altı yüz yılda temelinden yıkmağa kâdir olsunlar. Yıkmak hod yapmadan ehvendir. Ve ben dîbâçe ile setr kıldım, gelen mülûklar bûriyâ ile puşîde kılmağa kâdir olsun" deyü yazmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y232b ·
metinde göster ·