… yûn-ı Şem‘ûn'u cümleden hafîf ü mu‘tedil serî‘u'l-hazm bir âb-ı hayât buldular.
Ve bundan
gayrı uyûnların âb-ı sâfîlerin beşer miskâl olmak üzre pembeler ile berâber vez …
Anlar dahi Eski Sarây dâhilinde olan uyûn-ı Şem‘ûn'u cümleden hafîf ü mu‘tedil serî‘u'l-hazm bir âb-ı hayât buldular. Ve bundan gayrı uyûnların âb-ı sâfîlerin beşer miskâl olmak üzre pembeler ile berâber vezn edüp mevzûn pembeleri vezn olunmuş âb-ı rakîklere ilkâ edüp mezkûr pembeler beşer miskâl suları cezb edüp ba‘dehu pembeleri âfitâb-ı âteş-tâbda kurudup cümle pembeyi vezn edüp bu ayn-ı Şem‘ûn'da ıslanan pembe cümle pembelerden hafîf gelmek ile kavl-i hukemâ gâyet latîf su olduğundan Ebü'l-feth Sultân Mehemmed dâ’imâ ol âb-ı nâbdan nûş ederdi. İlâ hâze'l-ân cümle pâdişâhlar andan nûş ederler kim kilarcıbaşı tarafından ve dış sakkâbaşı tarafından üçer âdem beher yevm altı kişi üçer seyishâne yükü yigirmişer vukıyye gelir gümüş güğümlere ol âb-ı nâbdan leb-ber-leb edüp su nâzırı huzûrunda kilarcıbaşının mu‘temedün-aleyh âdemlerinin mührüyle kırmızı balmûmları ile güğümlerin ağızların mühürleyüp pâdişâha her bâr götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
sonra pâdişâhım, yeniçerinin bu isyân [u] tuğyânları hadden efzûn olduğu Acem ş …
"Ve bundan sonra pâdişâhım, yeniçerinin bu isyân [u] tuğyânları hadden efzûn olduğu Acem şâhı'na mün‘akis olup bir gün Şâh, Ahıçka kal‘asın muhâsara sadedinde iken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 65b ·
metinde göster ·
Ve bundan mâ‘adâ ilm-i hendese üzre hisâb olunsa ol cirid minâre depesindeki gurâba isâbet etmeyüp ubûr etse ol minârenin zirve-i a‘lâsından öte tarafda zemîne cirid nüzûl edince bir o kadar menzil dahi gidüp ihtimâldir Tavukbâzârı'nda Dikilitaş'a düşerdi. Hakkâ ki dilberâne bâzû-yı tüvânâ idmânıdır kim mu‘cize mertebesidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 72b ·
metinde göster ·
… mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler.
Ve bundan
mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü d …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… ve bunda olan kürsî ve mü’ezzin mahfili bir câmi‘de eyle musanna‘ kürsî yokdur
ve bundan
olan şem‘dân ve çerâğdân ve günâgûn maslûbât âvîzeler ve ibrişim münakkaş hâliç …
Ve sol kapu mezkûr dud ağacına nâzırdır ve câmi‘ içi gâyet nûr ender nûr kubbe-i pür-nûrdur. Bunda olan müşebbek tuç revzenler üzre sadefkârî kapaklar ve câmları billûr ve necef ve moran ve hurdekâr câmlardır kim şems-i münevverin şu‘lesi pertevi urdukça câmi‘ içi nûr-ı pür-nûr olur ve bunda olan kürsî ve mü’ezzin mahfili bir câmi‘de eyle musanna‘ kürsî yokdur ve bundan olan şem‘dân ve çerâğdân ve günâgûn maslûbât âvîzeler ve ibrişim münakkaş hâliçeler bir câmi‘de yokdur. Hulâsa-i kelâm câmi‘ ve hân ve imâret ve mescîd ve medrese ve çârsû-yı bâzâr ve hammâm-ı latîfi cümle kârgîr binâ-yı ra‘nâsı serâpâ nilgûn rasâsı hâs ile mestûr bir şehr-i ma‘mûrdur kim cümle bu hayrât [u] hasenât gâzî-i sa‘îd u şehîd Sokullu Mehemmed Paşa binâsı olup ol ganîmet-i asrda temel nâzırı Sinân Ağa ahâlî-i vilâyet arzıyla yedi bin kîse masrâf gösterirler. Aslâ deftere nazar etmeyüp ihrâk bi'n-nâr eder. Tâ bu mertebe Hâtem-i Tayy ve Ca‘fer-i Bermekî bir vezîr-i akl-ı Aristo idi. Âhir sene (---) târîhinde kubbe altında dîvân-ı pâdişâhî edâ ederken serhad gâzîlerinin biri bir mahlûl ze‘âmet getirdikde vezîr, "Verilmişdir!" der. Serhadli eydür "Sultânım, beş kerre böyle mahlûl getirdim. Bir dahi getir sana vereyim, buyurdunuz. İşte at çatladup bunu getirdim" der. Yine vezîr "Verilmişdir!" deyince serhadli dal kurtıla olup divân-ı pâdişâhîde kubbe altında yedi vezîr huzûrunda vezîria‘zamın girîbânına yapışup kurtıla ile bir kaç kerre memesi üzre kurtıla[y]ı kabzasına varınca zerk edüp bir kaç kerre dahi karnına vurup kurtılayı vezîrin karnında burup bu serhadliye el kaldıranlardan bir kaçın dahi öldürüp dal satur-i serhaddî olup orta kapuda atına süvâr olup giderken akîbince dîvân askeri üşüp mecrûh Koca Vezîr-i munsıf eydür, "İncitmen, ben bana etdim. Hak ol serhadlimindir. Beş kerre mahlûl getirdi, vermedim. Allah emâneti olsun, ol garîbi kendi haline koyun" deyü vasiyyet edüp ertesi gün rûh teslîm edüp Ebâ Eyyûb-ı Ensârî cenbinde Yogurdcular Bâzârı içinde başka bir kubbe-i azîm içre medfûndur. Süleymân ve Selîm ve Murâd Hân'a vezîria‘zam olup kırk sene sadrıa‘zam olup niçe kerre ma‘zûl ve niçe kerre serdâr-ı mu‘azzam olup cemî‘i hayrât [u] hasenâtlarında üç yüz yigirmi hutbesi tilâvet olunup Rûmeli'nde Edirne râhında Burgaz kasabasındaki hayrât-ı azîmler dahi anın binâsıdır kim hâlâ cemî‘i evkâflarına neslinden İbrâhîm Hânzâdeler ol hayrât [u] hasenâtların ber-vech-i ocaklık mütevellîleridir, rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 20a ·
metinde göster ·
… e Bâyezîd Hân "Bir dahi bu cevâbı istimâ‘ etmiyem yohsa seni katl ederim" derdi
ve bundan
sonra niçe askerlerin pârekende ve perîşân etdi. Zirâ başına çok asker-i haşerâ …
Hadd-i zâtında Şirvân ve Şamahı'dan ve Dağıstân'dan Bâyezîd'e ol kadar sünniyân gelmişlerdi kim sâhib-hurûc olur deyü kavm-i Acem havf ederlerdi ve birkaç kerre Kuduz Ferhâd "Gel şehzâde! İrân-zemîne bir kılıç uralım felek-i Atlasda nâmımız söylenüp İrân [u] Turân şâhı olup babana ve dîn [u] devlete hizmet edüp cürmümüz afv etdirmiş oluruz" dedikde Bâyezîd Hân "Bir dahi bu cevâbı istimâ‘ etmiyem yohsa seni katl ederim" derdi ve bundan sonra niçe askerlerin pârekende ve perîşân etdi. Zirâ başına çok asker-i haşerât cem‘ olup güft u gûyâ bâ‘is oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 77b ·
metinde göster ·
büyük câmi‘ yokdur. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen orta ayak i …
Ulucâmi‘: Âzerbaycân şâhlarından Akçakoyunlu Şâh Cihân'ın binâsıdır ve bundan büyük câmi‘ yokdur. Kıble kapusundan mihrâba varınca tûlen ve arzen orta ayak ile (---) ayakdır. Ve derûn-ı câmi‘de cümle amelî amûdlar üzre mebnî bir kubbe-i âlîsi eflâke kad çekmişdir. Üstâd-ı bennâ-yı mühendis-i selef var makdûrun bezl edüp envâ-ı fusûs-ı mukavvim-i mahkûk gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk ile ma‘kûd kılınmışdır ve kubbe-i âlîsi ve cümle der-i dîvârı rûyunu ol mi‘mâr-ı selef kırmızı ve siyâh tulalar ile câmi‘in cânib-i erba‘ası dîvârı yüzüne yazılar yazmış ve tuladan gûnâ-gûn hatlar dizmiş kim âyetün min âyâtillahdır. Bu hatların misli Hama ve Hımıs kal‘asının rûy-ı dîvârında dahi vardır. Ve bu Ulucâmi‘ ma‘bedgâh-ı kadîm olup helâl ü zülâl gazâ mâlıyla binâ olduğundan başka bir gûne rûhâniyyetli câmi‘dir. Ve bir tarz-ı kadîm mihrâb u minberi var kim umk-ı mücevvefler ile ve beyâz u siyah ahmergûn u gayrı gûnâ-gûn ahcâr-ı zî-kıymetler ile sadefkârî olmuş mihrâbdır. Ve bir minâre-i musanna‘ı var kim vâcibü's-seyrdir. Ve'l-hâsıl bu câmi‘in misli seb‘ada yokdur. Bunda olan zîbâ san‘atlar ve bu savma‘ada olan zîbâ tasarruflar bir câmi‘-i ma‘bedhânede yokdur kim ehl-i vasf anın midhatinde kâsırdır. Hulâsa-i kelâm hüsn-i letâfeti ve kân-ı zerâfeti vasfdan hâric ü beyândan âric bir câmi‘-i rûşendir. Taşra haremi etrâfı kân-ı ulemâ ve sulehâ dârü't-tedrîslerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256b ·
metinde göster ·
… dedikleri bu dünyâdır ve dörd köşe dediklerinin bir köşesi bu cezîre-i dünyâdır
ve ‘bundan
gayrı üç köşede dünyâlar dahi buluna’ deyü,
"Belî pâdişâhım, kavl-i hükemâ üzre yedi iklîm 35b dedikleri bu dünyâdır ve dörd köşe dediklerinin bir köşesi bu cezîre-i dünyâdır ve ‘bundan gayrı üç köşede dünyâlar dahi buluna’ deyü,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 35a–35b ·
metinde göster ·
mâ‘adâ niçe bin âdem mecrûh ve şehîd olurdu. Bir ferde dehşet gelmeyüp cengden …
Ve bundan mâ‘adâ niçe bin âdem mecrûh ve şehîd olurdu. Bir ferde dehşet gelmeyüp cengden el çekmediler. Bir zâbıta merhamet gelüp vücûd-ı insâna terahhum etmediler. Hemân cümle guzât-ı müslimîn hacer ü şecer makûlesi mesâbesinde 184b olup hâkile yeksân ve pâymâl ü rimâl olup her mecrûh bir künc-i mihnetde ac u zâc ve susuz merhûm olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 184a–184b ·
metinde göster ·
… en Beç'den ve Prak'dan ve İsizinye 5b şehirlerinden büyük bu Graviçe şehridir
ve bundan
ma‘mûr ve müzeyyen şehr-i kadîm yokdur, ammâ, sakının bundan bir ganîmet almak …
"Hâlâ Alman memleketinden Beç'den ve Prak'dan ve İsizinye 5b şehirlerinden büyük bu Graviçe şehridir ve bundan ma‘mûr ve müzeyyen şehr-i kadîm yokdur, ammâ, sakının bundan bir ganîmet almak sevdâsında olman" deyü esîrlerimiz tenbîh etdiler. "Zîrâ bu şehirde çâsârın oğulları ve yâhûd akrabâları bunda hükûmet ederler. Krallar mürd olsa bundakiler kral olmak kânûn-ı Alman'dır" deyü bu şehri gâyet medh etdiklerinde hemân hakîr kırk elli kadar nâmdâr pür-silâh serhadli gâzîleriyle bu şehrün bir top menzili ba‘îde yerinde bir hıyâbânlık mürtefi‘ yerden bu şehri temâşâ etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 5a–5b ·
metinde göster ·
… ken vasf olunmuşdur, ammâ bu kal‘a dahi ihrâk olup harâb u yebâb yerde yatırdı.
Ve bundan
Yeleşke nâm kal‘a nümâyân idi. Andan,
Altında yatdık. Bu dahi bâlâda Alman çetesine giderken vasf olunmuşdur, ammâ bu kal‘a dahi ihrâk olup harâb u yebâb yerde yatırdı. Ve bundan Yeleşke nâm kal‘a nümâyân idi. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 7a ·
metinde göster ·
… ür, ammâ Tuna'nın bir büyük iki kolu üzre olan cisir on bir göz cisr-i azîmdir.
Ve bundan
aşağı tâ Üstürgon'a ve Budin'e varınca Tuna üzre ağaçdan böyle cisirler olmak m …
Bu Eski Beç'i ve taşra varoşu dahi temâşâ edüp yine bir kayığa süvâr olup beri tarafda konağımız olan köye gelüp andan ale's-sabâh yine kâfir İşpanya vezîrinin luturyan boruları çalınup andan kalkup nehr-i Tuna'yı dörd yerden çam direkleri üzre cisr-i azîmlerden geçüp her cisr beşer gözdür, ammâ Tuna'nın bir büyük iki kolu üzre olan cisir on bir göz cisr-i azîmdir. Ve bundan aşağı tâ Üstürgon'a ve Budin'e varınca Tuna üzre ağaçdan böyle cisirler olmak muhaldir. Hep gemi üzre cisir yapılır, zîrâ bu mahallerde Tuna'nın çıkduğu Alman dağı karîb olmak ile Tuna az olup direkler üzre köprüler yapmak mümkindir. Ve bu cisrlerin karşu cânibinde Uyvar hâkinde nev binâ oluyor:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 73b ·
metinde göster ·
Ve cümle on iki mihrâb cevâmi‘ ve mesâcid-i selâtîn-i mü’minândır. Cümleden Yıldırım Bâyezîd Hân câmi‘i çâr-kûşe dîvâr üzre ve içinde dörd aded kârgîr binâ direk üzre bir acîb ü garîb tahtadan mebnî bir musanna‘ kubbeli câmi‘-i pür-envârdır kim bir müzeyyen ve serâmed minâre-i bâng-ı Muhammedîsi var. Cümle âsâr-ı binâları ve harpüşte tahta binâ kubbesi rusâs-ı hâs-ı nîlgûn ile eyle musanna‘ kurşum örtülüdür kim sihr-i bûkalemûndur. Şeb [u] rûz cemâ‘at-i kesîreye mâlik ma‘bedgâh-ı kadîmdir, ammâ haremi yokdur. Ve bundan gayri dahi câmi‘ yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 205b ·
metinde göster ·
… ı bârû-yı üstüvârlarından âdem aşağı dereler ve kayalara bakmağa cür’et edemez.
Ve bundan
cümle zemîn nümâyân olduğundan mâ‘adâ Bahr-i Ebyaz bir buhayrecik gibi görünür.
Bu kal‘adan yukaru iç kal‘a bir küçük bölme hisârdır. İçinde aslâ bir hâne yokdur, ancak bir tophâne ve bir su sarnıcı ve birkaç şâhî topları var. Ve bu orta hisârdan yukaruda bir bölme hisâr dahi var, asıl iç kal‘a odur. Bunda kral sarâyından gayri eser-i binâdan bir âsâr yokdur. Cümle zemînin dizdâr bâğçe etmişdir, zîrâ evler olsa her bâr âdem çıkup enmeğe âciz-mânde olurlar. Ammâ hakkâ ki ayyûka kad keşân olmuş bir sahra-i âlî üzre bir dürr-i beyz-âsâ kal‘a-i serâmeddir kim burc-ı bârû-yı üstüvârlarından âdem aşağı dereler ve kayalara bakmağa cür’et edemez. Ve bundan cümle zemîn nümâyân olduğundan mâ‘adâ Bahr-i Ebyaz bir buhayrecik gibi görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246a ·
metinde göster ·
… la Paşa evkâfıdır. Zamân-ı kadîmde aceb ma‘mûr [u] âbâdân şehr-i müzeyyen imiş.
Ve bundan
gayri yine bu kazâda üç aded karye dahi Lala Paşa evkâfı vardır.
Sarhan sancağı hâkinde yüz elli akçe kazâdır. Nâhiyesi on bir pâre kurâdır ve mu‘âf [u] müsellem Lala Paşa evkâfıdır. Zamân-ı kadîmde aceb ma‘mûr [u] âbâdân şehr-i müzeyyen imiş. Ve bundan gayri yine bu kazâda üç aded karye dahi Lala Paşa evkâfı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y31a ·
metinde göster ·
dahi vesîleler alup nehr-i Menderes kenârınca şarka üç sâ‘at gidüp ba‘dehu nehr …
Ve bundan dahi vesîleler alup nehr-i Menderes kenârınca şarka üç sâ‘at gidüp ba‘dehu nehr-i Menderes'i atlar ile karşu cânibe ubûr edüp yine ol sahrâ içre üç sâ‘at dahi gidüp nehrin bu cânibi Eyneâbâd kazâsı hudûdudur. Ammâ bu kazâda kasaba yokdur, serâpâ kasaba-misâl ma‘mûr kurâlardır. Kadısı ekser evkâtda kurâlarında deverân etmededir. Altıncı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y73b ·
metinde göster ·
Ve mezkûr Kemerli kulle bir burunda vâki‘ olmuşdur
ve bundan
içeri galyon limanının etrâfı dolaşır kal‘a dîvârındandır. Tâ Arab kullesine va …
Ve mezkûr Kemerli kulle bir burunda vâki‘ olmuşdur ve bundan içeri galyon limanının etrâfı dolaşır kal‘a dîvârındandır. Tâ Arab kullesine varınca bin altı yüz adımdır ve yalın kat dîvârdır. Ve cümle yigirmi kulledir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y116a ·
metinde göster ·
gayri her evde bâğçe mukarrerdir. Gûnâ-gûn engûr ağaçları ve çınâr ve kavak ve …
Ve kıble cânibi serâpâ bâğ u bâğçelerdir. Ve bundan gayri her evde bâğçe mukarrerdir. Gûnâ-gûn engûr ağaçları ve çınâr ve kavak ve karaağaçlara sarılmış üzümleri olur kim mine'l-acâyibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y132b ·
metinde göster ·
Ve bu âsitânenin cânib-i erba‘asında olan kûh-ı Bîsütûnlar içre hücre hücre mağâralar vardır. Ve cümlesi leb-ber-leb tâlib-i ilim sûhtelerdir. Ve bundan mâ‘adâ her dıraht-ı müntehânın sâyesinde nezerât kurbânlarının postları üzre gûy gûy sohbet edüp tahsîl-i ilim ederler. Ve her mâ-i cârînin kenârında herkes şerîkleri ile mübâhase-i ilm edüp rûh-ı Nu‘mân ibn Sâbit'i şâd ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141a ·
metinde göster ·
sonra yine cemâ‘at-i kesîreye mâlik bu şehrin âb-ı rûyi Ramazânoğlu câmi‘i. Ve …
Ve bundan sonra yine cemâ‘at-i kesîreye mâlik bu şehrin âb-ı rûyi Ramazânoğlu câmi‘i. Ve yan kapudan yan kapuya tûlu yüz ayakdır. Ve kıble kapusundan mihrâba altmış ayakdır. Ve mihrâb üzre bir kubbe-i müntehâsı var. Cümle kubbelerden âlî bir tarz-ı âhar eflâke ser çekmiş sivri kâ[r]gîr kubbedir Y 155a ve çar sütûn-ı serâmed üzre binâ olmuşdur. Bundan gayri kubbeleri toloz kâ[r]gîr binâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y154b–Y155a ·
metinde göster ·
… râfında olan üç yüz altmış kâ[r]gîr binâ dükkânlar cümle Ramazânoğlu binâsıdır.
Ve bundan
gayri bu şehir içre cümle yedi yüz otuz dekâkînlerdir. Ve kal‘a-misâl bezzâzist …
Ve on yedi hânları vardır. Cümleden mükellef çârsû içinde Ramazânoğlu hânı, yüz yigirmi ocak hân-ı kebîrdir. Ve bu hânın etrâfında olan üç yüz altmış kâ[r]gîr binâ dükkânlar cümle Ramazânoğlu binâsıdır. Ve bundan gayri bu şehir içre cümle yedi yüz otuz dekâkînlerdir. Ve kal‘a-misâl bezzâzistânı dahi Ramazânoğlu'nundur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y155b ·
metinde göster ·
… er şinâverlik ederler. Ve ahâlî-i kal‘a bu âb-ı rahmetden def‘-i atşân ederler.
Ve bundan
gayri kal‘a içre azîm sahrîcler vardır. Bârân-ı rahmet ile leb-ber-lebdir. Sayf …
Ve cümle üç yüz ma‘mûr u mükellef toprak ve kireç örtülü hânelerdir. Ve hammâm ve hân ve dükkân ve bezzâzistân ve medrese ve imâret bu kal‘a içre yokdur. Ve bu kal‘a-i dâ’iren-mâdâr handak ihâta etmişdir. Ba‘zı yerinde âb-ı rahmet ile memlûdur. Ba‘zı yerleri yâbisdir ve amîk olan yerlerinde gûnâ-gûn mâhîler şinâverlik ederler. Ve ahâlî-i kal‘a bu âb-ı rahmetden def‘-i atşân ederler. Ve bundan gayri kal‘a içre azîm sahrîcler vardır. Bârân-ı rahmet ile leb-ber-lebdir. Sayf u şitâda suları eksik değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y183b ·
metinde göster ·
… n kandîldir. Altında rek‘ateyn ibâdet edenin elbette hayır murâdâtı hâsıl olur.
Ve bundan
gayri bu âsitâne içre cümle üç bin kanâdîl-i rûşen fürû‘dur. Ve gûnâ-gûn âvîze- …
Ve bu Sahra kubbesinde maslûb Fânûs-ı Nûr derler kâmil bin kandîldir. Altında rek‘ateyn ibâdet edenin elbette hayır murâdâtı hâsıl olur. Ve bundan gayri bu âsitâne içre cümle üç bin kanâdîl-i rûşen fürû‘dur. Ve gûnâ-gûn âvîze-i zî-kıymetler maslûbdur kim her biri birer üstâd-ı kâmilin arz-ı kâlâyıdır ki zî-kıymet girân bahâ yâdigârlar vardır kim niçe Mısır harâcı değer mâl-ı tuhef vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y214b ·
metinde göster ·
… üp ayn-ı Selvân ayağına varup ikisi bir yerden halîc-i Sidrem'e mahlût olurlar.
Ve bundan
yukaru yine Tûr dağına giderken yüz adım dahi gidüp,
Ve bu aynın nihâyeti taht-ı arzdan cereyân edüp ayn-ı Selvân ayağına varup ikisi bir yerden halîc-i Sidrem'e mahlût olurlar. Ve bundan yukaru yine Tûr dağına giderken yüz adım dahi gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y218a ·
metinde göster ·
dahi firâvân hazîne hâsıl olur. Ammâ hakkâ ki acâ’ib musanna‘ kandîl san‘atıdır …
Ve bundan dahi firâvân hazîne hâsıl olur. Ammâ hakkâ ki acâ’ib musanna‘ kandîl san‘atıdır. Ve bu esrâra ol deyr içre ifnâ-yı vücûd etmiş ruhbânlar dahi vâkıf olmamışdır. Ancak bu kandîle hidmet eden bilür. Tâ ol mürd olmayınca biri dahi hidmet edemez. Mâbeynlerinde bir sırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y223a ·
metinde göster ·
Andan Sarrâchâne içinde Defterdâr hammâmı. Bu şâm içinde bundan müferrih
ve bundan
binâ-yı musattah bir hammâm-ı hayât-efzâ yokdur ve cümleden vâsi‘dir. Ve âb-ı f …
Andan Sarrâchâne içinde Defterdâr hammâmı. Bu şâm içinde bundan müferrih ve bundan binâ-yı musattah bir hammâm-ı hayât-efzâ yokdur ve cümleden vâsi‘dir. Ve âb-ı firâvânı ve huddâmları cümle mahbûb gılmân [u] gulâmândır. Ve müte‘addid halvetleri vardır. Ve ferşi serâpâ mücellâ ve musaykal ruhâmlardır kim sihr-i i‘câzdır. Ve kubbe-i sernigûnlarında gûnâ-gûn câmlar ile müzeyyendir kim şu‘le-i şems-i âteştâbdan pençe-i âfitâblar meh-i mihr-tâb gibi görünür. Ve her şeb şeb-çerâğlar ve kanâdîller ile şu‘ledâr olup halk yine halvetde âb-ı germâ ile gusl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y246a ·
metinde göster ·
cemî‘i tulumları su ile toldurup yola azîmet etdiler. Ba‘de'z-zuhur bu şehirden …
Bu şehir leb-i deryâya karîb olmağile Mısır'dan cemî‘i eşyâ bu şehre gelüp ganîmet olur. Hattâ bunda cümle huccâc zahîrelerin belağan mâ-belağ alup develerine ikişer alîk verdiler. Ve bundan cemî‘i tulumları su ile toldurup yola azîmet etdiler. Ba‘de'z-zuhur bu şehirden kalkup gâh şarka ve gâh cânib-i kıbleye ve gâh garba ubûr ederek üçüncü sâ‘atde bahr-i Kulzüm nümâyân olup Süveys'den gemilerle giden huccâclar ve zahîre gemileri bizimle berâber hevâ-yı latîf ile giderlerdi. Biz dahi ubûr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y307a ·
metinde göster ·
… u bürke kenârında musallâ-yı Hazret-i Alî'de iki rek‘at namâz kılmak sünnetdir.
Ve bundan
sonra pire ve kehle katl etmeyüp tırnağile kaşınmamak sünnetdir. Ve füsûk ve ci …
Bu mahalle geldükde şart-ı evvel oldur kim ibtidâ Medîne-i münevvere kurbunda Bi’r-i Alî'de ihrâm geyüp ehl-i özrem deyü üç vakit namâzdan sonra cümle esbâbın geyüp cinâyet kurbânı ederim diyen kimesne bu mahalde elbette gusl edüp ihrâmın geymek ba‘dehu bu bürke kenârında musallâ-yı Hazret-i Alî'de iki rek‘at namâz kılmak sünnetdir. Ve bundan sonra pire ve kehle katl etmeyüp tırnağile kaşınmamak sünnetdir. Ve füsûk ve cidâl ve kıtâl haramdır kim âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y309b ·
metinde göster ·
… i imdâd olup kal‘a metânet buldu. Ve altında cümle mahâzinler ve dekâkînlerdir.
Ve bundan
gayri yedi hânı dahi var. Cümle zî-kıymet eşyâ ile memlûdur. Ammâ hammâm u imâr …
Ve cümle üç yüz sağîr ü kebîr dükkânlardır. Ammâ bezzâzistânı yokdur. Ve leb-i deryâda kal‘a-misâl bir hân-ı azîmi vardır. Baklacı Mehemmed Beğ binâsıdır. Kal‘aya hayli imdâd olup kal‘a metânet buldu. Ve altında cümle mahâzinler ve dekâkînlerdir. Ve bundan gayri yedi hânı dahi var. Cümle zî-kıymet eşyâ ile memlûdur. Ammâ hammâm u imâret ve medreseleri yokdur. Herkes deryâya girüp gusl ederler kim hammâm suyundan ılıdır. Ve cümle suları bârân-ı rahmedden sarnıcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y366b ·
metinde göster ·
hâric altı aded kös sâhibi kâşifler dahi ilhâk etdiler. Lâkin ba‘zı kössüz şeyh …
{Ve bundan hâric altı aded kös sâhibi kâşifler dahi ilhâk etdiler. Lâkin ba‘zı kössüz şeyhü'l-Arab kâşifler ile cümle kırk dörd aded kâşiflerdir kim cümleleri Mısır kullarının gılâlın vermeğe me’mûr kâşiflerdir.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y60b ·
metinde göster ·
… uğumuz mertebe bu tekyenin Q 200b evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur.
Ve bundan
sonra şehr-i Mısır'da,
Ve bunda olan erbâb-ı ma‘rifet dervîşân-ı P 198b zîşân bir tekyede yokdur. Herbiri tekmîl-i fünûn-ı tarîk etmiş ârif-i billâh dilrîşler var. Ve ilm-i edvâr gâ’ib olsa cihânda bir âğâze kalmasa îcâdına kâdir nefes sâhibleri fukarâlar var kim gûyâ herbiri Abdullâh-ı Fâryâbî ve Gulâm Nâsırî ve Gulâm Şâdî ve Fisagores-i Tevhîdî mertebesi üstâd-ı kâmiller vardır. Ve vâkıf-ı esrâr olduğumuz mertebe bu tekyenin Q 200b evsâfın tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olur. Ve bundan sonra şehr-i Mısır'da,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y112b ·
metinde göster ·
sonra gâyet işler Sultân Eşref sebîli ve Sultân Hasan sebîli. Ve'l-hâsıl sûk-ı …
Ve bundan sonra gâyet işler Sultân Eşref sebîli ve Sultân Hasan sebîli. Ve'l-hâsıl sûk-ı sultânîde olan sebîller dâ’imâ cârîdir. Ve her sebîlin evsâfıyla târîhlerin tahrîr eylesek hemân evsâf-ı sebîl bir hümâyûnnâme kadar dîvân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y127b ·
metinde göster ·
… arûrî yılda bir kerre bu mevlûd-ı azîme gelüp cümle ahbâb ile müşerref olurlar.
Ve bundan
sonra,
Ve bu sâdâtların herbiri birer sene üç yüz katâr deve ile ve beş yüz altı yüz huddâm ile Ka‘be-i şerîfe gidüp azîm mâl sarf ederler ve selâmet gelirler. Ve'l-hâsıl mü’eddeb ve ankâ ocakdır, hengâme ve cahcahuna mâyil değillerdir, ammâ bi'z-zarûrî yılda bir kerre bu mevlûd-ı azîme gelüp cümle ahbâb ile müşerref olurlar. Ve bundan sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y224b ·
metinde göster ·
mâ‘adâ Cebel-i İsvân'da kırk gûne ma‘âdin vardır, ammâ istihrâcın bilmezler. Ve …
Ve bundan mâ‘adâ Cebel-i İsvân'da kırk gûne ma‘âdin vardır, ammâ istihrâcın bilmezler. Ve bu mahalle Nîl dörd aylık yol amâristândan gelir ve iki aylık yol Nûbe diyârından gelir ve iki ay Berberistân ve Fûncistân'dan ve dörd ay cenûb tarafında harâbistândan gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387a ·
metinde göster ·
… erpiç-binâ Berberî evleridir. Yedi câmi‘i ve tokuz mescidi ve altı mektebi var.
Ve bundan
gayrı imâret yokdur. Ve bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuşdur. Ve melik sarâyı da …
Kal‘a içinde cümle altı yüz elli pişmemiş tuladan kerpiç-binâ Berberî evleridir. Yedi câmi‘i ve tokuz mescidi ve altı mektebi var. Ve bundan gayrı imâret yokdur. Ve bir yalçın kaya üzre vâki‘ olmuşdur. Ve melik sarâyı dahi kal‘a içinde tûbdandır ve bizim konağımız dahi tûbdandır; bu şehr içre bundan ma‘mûr evler yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y404b ·
metinde göster ·
bir gün mukaddem İskenderiyye limanına on bir Freng kalyonu gelüp paşanın tahvî …
Ve bundan bir gün mukaddem İskenderiyye limanına on bir Freng kalyonu gelüp paşanın tahvîline düşüp bu kalyonlardan üç yüz seksen altı kîse gümrük aldı. Ne tâli‘-i meymûn sa‘d sâ‘atdir kim hîn-i azilde bu kadar mâl aldı, yohsa âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·