… et edüp bey‘ [ü] şirâsında hilâf edenin gerdenine tahta kulle ve başına şikenbe
ve burnundan
ve kulağından mıhlamak içün me’mûr bir hâkim-i mağfûrdur.
Sekizinci hâkim: Muhtesib ağasıdır kim cemî‘i ehl-i sanâyi‘e hükm edüp ta‘zîr ve siyâset edüp bey‘ [ü] şirâsında hilâf edenin gerdenine tahta kulle ve başına şikenbe ve burnundan ve kulağından mıhlamak içün me’mûr bir hâkim-i mağfûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33a ·
metinde göster ·
Ve Mısır cezîresinde Berberistân ve Fûncistân ve Bilâd-ı İsvân ve Sûdân ve Afnu
ve Burnu
ve Kırmanıkî ve Bağaniskî ve Donkalavî ve Sünnâr ve Nârnârintî ve Habeşî ve Zey …
Ve Mısır cezîresinde Berberistân ve Fûncistân ve Bilâd-ı İsvân ve Sûdân ve Afnu ve Burnu ve Kırmanıkî ve Bağaniskî ve Donkalavî ve Sünnâr ve Nârnârintî ve Habeşî ve Zeyla‘î ve Bânyânî bu kavimlerin ekseri müslim ve gayrı müslim olanları cümle kıvırcık saçlı âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 197b ·
metinde göster ·
… eri la‘lgûn, ya‘nî âlü'l-âl kırmızı mercân-misâl, ammâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Ve burnunun
orta direği yok idi. Ammâ bi-emri Hayy-ı Kadîr, peder [u] mâderi bu ma‘sûmu şîr …
Sene 1032 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ ki, fâtih-i Bağdâd-ı behişt-âbâd'dır, anın asrında şehr-i İslâmbol'un Unkapanı'nın iç yüzünde Azebler mahallesinde bi-emri Hudâ mâder-i rahmden bir ma‘sûm vücûda gelüp gözleri la‘lgûn, ya‘nî âlü'l-âl kırmızı mercân-misâl, ammâ âteş gibi şu‘le verirdi. Ve burnunun orta direği yok idi. Ammâ bi-emri Hayy-ı Kadîr, peder [u] mâderi bu ma‘sûmu şîr-i mâder, hurmâ ve kand-i nebât-ı hamavî ile perveriş ederek şeb [u] rûz cemâl-i bâ-kemâl sâhibi olmada terakkî bulup sûre-i Ve't-tîn âyeti üzre Arapça nassı üzre eyle bir rûh-ı musavver oldu kim her gören vâlih [ü] mecnûnu ve meftûnu olurdu. Hikmet-i bâliğa emri üzre ol ma‘sûm-ı pâk bâliğ olup merdâne cünbüş ü hareket etmede iken hikmet-i Hudâ ol ma‘sûm çiçek nâm bir maraza mübtelâ olup Allâhümme âfinâ yedi gün yedi gecede çeşm-i ebrû, müjgân ve kemân kaşlardan ve burun ve kulak ve dehândan el-hâsıl Arapça ile medh olunan evsâfdan fakîr gulâmda aslâ vücûd-ı insâna benzer bir uzvu kalmayup gûyâ fakîr gulâm-ı pâk, bir nâ-pâk yağ tulumuna dönüp savt-ı hazîni âheng-i zenbûr-ı asele dönüp peder ve mâderi fakîr gulâmın savt-ı hazînin anlamadan kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… cı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden
ve burnu
ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ m …
Âhir-i kâr, fakîr gulâmın beden-i batlimusu günden güne tulum gibi olmadan sönüp tulum cildi buruşup vücûdunun derisi takır takır ötmeğe başladı. Tamâm kırk gün olunca fakîr gulâm bu derd-i serencâmı çeküp kırkıncı günün gecesi oldu. Bi-emri Hudâ, ol ma‘sûmun tulum gibi derisi tâ depesinden ve burnu ucundan ve sadrından ve göbeğinden tâ zekeri ucundan ve hayâsı aşağısından tâ mak‘adının bed-râyihalı yerinden gerü arkasından ve iki küreği arasından ve enseden yine depesine gelince cümle vücûdu derisi gûyâ mikrâs-ı lâ ile kesilmiş gibi kesilüp ve iki kolları derileri tırnaklarıyla bile çıkup ve iki uylukları derileri dahi tâ ayakları tırnaklarına varınca bile çıkup bu tulum deri içinden fakîr gulâmın vücûd-ı nâzenîni kıp kırmızı akîk-i yemenî-vâr çıkup eyle mücellâ ve musaykal idi kim gûyâ âteş gibi şu‘le verirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217a ·
metinde göster ·
… bette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm
ve burnunun
orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhû …
"Vallâhi hünkârım bu gulâm rahm-ı mâdere yâ leyle-i Kadir'de, yâ leyle-i ıydda besmelesiz ekilirken ecinne bile cimâ‘a karışup nutfeteyn bir yere gelüp ana nutfesi bile olmamağile elbette bu eşkâlile rahm-ı mâderden müştak olur, yâhûd âkıbeti yâ miskîn ve cüzâm ve burnunun orta direği düşüp âhir bir maraz ile bu çehre-i acebluya girüp böyle olur, yâhûd öldükden sonra bile kabirde elbette çiçek çıkarup ol ân tulum gibi olur" deyü huzûr-ı pâdişâhîde böyle cevâb-ı pür-savâb verdiler. Hattâ ma‘sûmun pederi Hacı Envâr'dan, bu ma‘sûmun sinn-i sâli ve niçe ahvâlin, taraf-ı pâdişâhîden su’âl olundukda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… mile kalup kâmil on iki ayda bu ma‘sûm vücûda gelüp âteş gözlü ve kırmızı yüzlü
ve burnunun
orta direği olmayup bulûğiyyetden sonra işte böyle serencâma uğrayup bu çehreye …
"Vallâhi âlem-i fetâlığımızda âlem-i nâb tavakanıyla sermest ile leyle-i ıyd-i adhâda ehlimle lu‘bedebâzlık ederken bismillâhı demek hâtırıma gelmeyüp vücûduma bir lerzân olup yanımda tulum gibi bir yumuşak şey durup leş gibi kokardı. Biz dahi dibelik sermest olup bî-tâb u bî-mecâl kalup sabâhısı şikeste-hâtır olup salât-ı ıydı edâ edemeyüp işte anı bilirim ki, ol gece ehlim hâmile kalup kâmil on iki ayda bu ma‘sûm vücûda gelüp âteş gözlü ve kırmızı yüzlü ve burnunun orta direği olmayup bulûğiyyetden sonra işte böyle serencâma uğrayup bu çehreye mâlik oldu" deyü cevâb verüp Murâd Hân'a haber böyle vardıkta, Üsküdarî Mahmûd Efendi ve Hekîmbaşı kelimâtlarına, gulâmın pederi kelâmı mutâbık geldi. İmdi bundan anlanan oldur kim, bir âdem ehliyle oynaşırken sarhoş olmaya ve bismillâhsız tarlaya tohum ekmeye, gâyet hazer lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 217b ·
metinde göster ·
… yüp mahv oldukda cânib-i erba‘ası beyâz kar ortasında siyâh taşdan başı ve ağzı
ve burnu
ve dili ve kulakları ve dörd ayakları ve endam-ı vücûdu ve kuyruğu ayân u beyân …
İbret-nümâ-yı sü‘bân-ı azîm: Yine bu Eğerlidağ'ın dâmeninde Hazret-i Resûl-i Ekrem'in alemdârı Abdurrahmân Gâzî medfûndur. Anın tekyesinin kıblesi tarafına yokuş yukarı Eğerlidağ'ı bir tarafına iki bin adımda çıkup ol cebelin zirve-i a‘lâsında bir çemenzâr ve lâle-‘ızâr ve müşk-bûlu bir fezâda bi-emrillahi Te‘âlâ bir başlı bir ejdehâ kara taş olmuşdur. Başından kuyruğuna varınca yedi yüz yetmiş adımdır. Başı Erzurûm sahrâsına nâzır, kuyruğu Malazgird kal‘ası yoluna vâki‘ olmuşdur. Paşa sarâyından dağları kar bürüdükde yahşi görünür. Vücûdunun cüsse-i arzı iki yüz adımdır. Dörd ayağı vardır. Her bir pây-ı haceri onar adım kalındır, kuyruğu minâre kalınlığıdır. Sultân Selîm-i Evvel asrına dek bu ejdehâ dörd ayağ üzre durup ağzını cânib-i şimâle açup durur imiş. Ol zamân bir zelzele-i azîm olup zelzeleden ejdehâ münhedim olup pâre pâre çemenzâr üzre olup yatar. Hatta kubbe-misâl kellesinin haceri iki şakk olup gözünün bir bebeği kellesinden çıkup cânib-i kıbleye, Malazgird yoluna galtân olup küçük hammâm kubbesi kadar müdevver ve mücellâ ve muşa‘şa olup yatar. Gûyâ çarhdan çıkma bir müdevver ayn-ı sü‘bândır. Ammâ sol gözünün bebeği yine kellesinde durur. Hikmet-i Hudâ bu sü‘bânın hacerleri kar yağdıkda kara siyâh katrân gibi taşı gâyet ayân u beyân temâşâ olunur. Zîrâ kar yağdıkda bu ejder taşları üzre aslâ kar karâr etmeyüp mahv oldukda cânib-i erba‘ası beyâz kar ortasında siyâh taşdan başı ve ağzı ve burnu ve dili ve kulakları ve dörd ayakları ve endam-ı vücûdu ve kuyruğu ayân u beyân nümâyândır. Hikmet bu kim şiddet-i şitâda kara taşı âteş gibi ıssı olup alev ber-alev buhârı zâhir olur. Ammâ temmûzda buz pâre olup misk yılanı râyihası-misâl bir hoş-bûsu şemm olunur. Acîb u garîb sırr-ı Hudâdır. Taş olması sebebi oldur kim kaçan Risâlet-penâh Dâr-ı bâkîye intikâl etdiklerinde alemdârı böyle bir Resûl-i Kevneyn'den cüdâ düşdüm deyü terk-i yâr-ı gâr [u] ashâb-ı güzîn edüp bu Erzurûm dağında bir gâr içre bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘at u ibâdet ile geçirirken bir sabâh savma‘asından çıkup görse dağdan bir büyük 289b ejdehâ ra‘d-vâr gürleyüp gelir. Hemân dem şeyh "Kıf yâ sü‘bân, kabr-i râhdır. Bi-emrillah ejder lisân-ı hâl ile "Erzurûm halkı yiyüp Van deryâsı kenarında Sübhân dağı gârlarında yavrularım vardır, anlara nafaka götürsem gerek" deyince hemân şeyh "Üskün bi-iznillahi misli'l-hacer ve imsek yâ cibâle Sübhân zürriyete sü‘bân" deyü gazâb-âlûd olup emr edince bi-emrillah bu ejder taş olur ve Van deryâsı kenarındaki Sübhân dağında ejderin evlâdları habs olup kâhîce niçe kerre zâhir olduğu inşallah mahalliyle tahrir olunur. Bir sırr-ı İlâhî ejderhâdır kim Erzurûm halkının ma‘lûmlarıdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 289a–289b ·
metinde göster ·
… ar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar
ve burnuna
kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin ze …
Ahvâl-ı mezemmet-i ahâlî-i İrân: Nizâm [u] intizâmları bunun üzerine cârîdir kim bir mücrim âdemi katl ve salb etmezler. Darûga ve muhtesib, mücrimleri meydân-ı siyâsete getirüp Allahümme âfinâ cellâd-ı bî-emânlar ol mücrimlere 303a amân vermeyüp üstâd-ı kâmil cellâdların üç yüz altmış aded işkence-i şeb-kencesin üç gün üç gice icrâ eder. Evvelâ üç yüz tâzyâne kırbaç ve şübend ve kîrfîl urur. Ba‘dehû dizlerine nakara zahmesi keserâtı urur. Andan tırnaklarına kamış yürüdür. Andan cümle vücûdun dağlağılar ile dağlar ve yağlı bürünceği ipiyle yutdurup ipiyle bürünceği çekdikde bağırsakları ve mi‘desin taşra çıkarırken elbette ol âdem cürmün ikrâr eder. Ve yağlı sünger yutdurur ve şakaklarına gazâl aşığı bağlar ve şakağına ve alnına at mıhları ve at na‘lları mıhlar ve dirseklerinden tüfenkci burgusuyla dizlerinden delüp burgu tabanı altından çıkar. Ba‘dehû tava içre kurşumu kızdırup burgu deliğinden döküp iliğiyle bile kurşum akar ve iki ellerinin ve iki ayağı baş pa[r]maklarının dördün bir yire bend edüp kemend ile dâra berdâr edüp altından kibrit ve eşek sidiği buhûr verir. Fakîr âdemin feryâdı evce çıkar. Ve arkasında küreklerin ve kaburka ve dalısın ve enegilerin çıkarup andan çârmıha gerüp arkasından sırımlar çıkarup omuzlarına rîh-ı şem‘ler çerâğân eder. Ve hayâların kemend ile boğar ve burnuna kara çalı dikeni sokar ve başına kızgın tas ve gözüne mil çeker ve niçesinin zekerin dübüründen çıkarır. Ve niçesinin dübürün göbeğinden çıkarup sürresinden efşân eder. Allahümme âfinâ. Ve âdemin ödün koltuğu altından çıkarır. Ve sinirlerin kesüp hırsızları leng eder. Ve yalan şâhîde damga urup burnun ve kulağın budar. Ve dûzdânların ellerin ve ayakların keserler. Ve âdemi yedi gûne çengâle urup ve yedi tür kazığa urup üç gün üç gice ibret-i âlem ıslâh-ı benî Âdem içün böyle işkence ederler. Bir gün Hân, huzûrunda bu gûne işkenceleri etdirüp bizlere {rağmen} tefâhur kesb etdiğin arz etdi. Hakîr eyitdim "Hânım! Tâ bu mertebe benî Âdeme işkence etmeden me‘âl-i murâd nedir?" dedim. Eyitdi: "Ey birâder-i mâ! Bunların vâcibü'l-izâle olduğu şâhid-i âdiller ile isbât olunup ba‘de's-sübût cümle halka rağmen bir kezden katl etmeyüp tenbîhü'l-gâfilîn içün bu gûne ezâ vü cefâ ederiz kim insândan cebbâr ve âsî yokdur kim Cenâb-ı Perverdigâra âsî olup Arapça diyen benî Âdemdir. Anınçün böyle işkence ederiz" dedi. Hakîr eyitdim: "Ammâ şer‘î değil, nâ-şer‘îdir kim te’sîri yokdur. Şer‘ile had acıdır ve şer‘ile nass-ı kâtı‘ hükmünce {sûre-i Mâ’ide'de}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 302b–303a ·
metinde göster ·
… eri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var.
Ve burnu
, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdik …
Diğer ve-mine'l-acâ’ib-i sun‘-ı Hudâ: Bu şehr-i Karahisâr'ın bir berber dükkânı önünde bir ma‘sûm-ı pâk gördüm. Babası yanında durup âyende vü revendeye arz-ı hâcât edüp ol ma‘sûm-ı nâ-resîde içün sadaka ricâ eder. Ammâ ol ma‘sûm tahmînen sekizinde ve tokuzuna bâliğ idi. Sâni‘-i Ezel hikmet-i kudretin izhâr içün bu gulâma bir baş halk etmiş kim Âd [u] Semûd kavminden berü eyle bir baş meğer Akkirmân'da Salsal'in başı halk olmuş ola. Ol kadar büyük başdır kim gûyâ Adana kabağı ve Van lahanası ve husrevânî küp kadar var ve gerdeni ol kadar rakîkdir kim gûyâ kol kalınlığıdır. Bu nahîf gerden bu kellem seri dutmağa iktidârı olmaduğundan iki aded çatal çubuğun çatallarına keçeler sarup ma‘sûmun kellesinin iki cânibine çatal ağaçları destek edüp dayamışlar. Ağaçların uçları demir temrenli yire sancmışlar, durup gulâmın kellesin ol çatal ağaçlar zabt eder. Yohsa bir vech ile ol devletlü başı ol gerden-i nahîf dutmak mümkün değildir. Ol gulâm ensesin berber dükkânına dayayup geleni geçeni temâşâ edüp tebessüm etmededir. Bu kelleye kelle-pûş ve kalpak ve gulpûş ve sarık ve kavuk-ı terpûş olamadığından mutâflarda dokunmuş bir gûne at çulundan kâr-ı gazâlî bir gûne at tobrası gibi çuldan başına bir arakıyye etmişler. Tâ bu mertebe kazan kadar kellesi var. Kaşları iki parmak enli ördek zülüfü gibi büklüm büklüm siyâh kaşı tâ kulaklarına dek varmış ve kulakları yine benî Âdem gûşu gibi ammâ Kürd kavmi çarığı kadarlar. Ve gözleri; uğu kuşu gibi müdevver elâ gözleri var, gâyet büyükdür. Ve kirpikleri, tîr-i müjgân gibi siyâh kirpikleri var. Ve burnu, asma bir gûne minkârı var kim gûyâ Mora patlıcanı kadar var. Nefes alup verdikçe sakağı olmuş bârgîr burnu gibi burnunun kılâğları varup gelirdi. Ve ağzı ol kadar vâsi‘dir kim dehânın küşâde etse bir karış açılup bir hûrde karpuzu hora geçirüp tenâvül ederdi. Ammâ hikmet-i Hudâ yine otuz iki dişi vardır. Lâkin iki dişi dudaklarından aşağı üst çenesinden sarkmış, iki dişi aşağı çenesinden yukaru dudağından taşra çıkmış dişleri var. Dördü dahi sivri, keskin dişlerdir. Ve dudakları la‘l-gûndır ammâ gâyet şütürlüdür. Dâ’imâ ağzından salyârı akar ve dâ’imâ halka güle güle bakar. Tatarî ve Kalmağî çehre-i kebîri var. Saçı kıvrak Arab geysuları gibi kıvırcık saçlıdır. Kolları ve sînesi yine sekiz yaşında ma‘sûm gövdesi gibidir. Ammâ parmakları incecik ve ayakları nâne çöpü gibi bir ma‘sûm idi. Âyet:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343b ·
metinde göster ·
… e-hâl gördük. Meğer Allahümme âfinâ felç marazına mübtelâ olup bir kolu ve ağzı
ve burnu
eğilüp kec-dehân olmuş. Niçe hukemâ ve etıbbâ-yı hâzık yetmiş bin kîl u kâl ile …
Andan Tarhuncu Ahmed Paşa sadâretinde zabt u rabt hengâmesinden ve kaht [u] galâdan ve kefere-i fecerenin Akdeniz'de cezîrelere tasallutundan cemî‘i halk âlem-i ye’s u mâtemde olup "Yâ Kâbız" ismine mazhar olmuş halk cümle inkıbâzda idiler. Tâ ki Dervîş Mehemmed Paşa sadrıa‘zam oldu, gıll [u] gış ve gıybetden müberrâ âlüfte-i âşüfte sâhib-i tab‘ u sâhib-i kerem kimesne olmağıla cümle ehl-i İslâmbol "Yâ Bâsıt" ismine mazhar olup diyâr-ı İslâm'da olan ibâdullah-ı müslimîn bir gûne inbısâtda oldu kim giceleri kadr, gündüzleri nevrûz-ı Harzemşâhî olup bizzât Acem Şâhı ve Kızılelma ve Alaman ve Venedik gümrâhı ser-nigûn olup hâmûş-bâş oldular. Ve zemînî müzehblerde olan medfûn gencine-i Kârûnlar cümle meydâna çıkup anınçün cümle ünâs-ı âlemde sürûr [u] şâdımân var idi. Hikmet-i Hudâ: Arapça mazmûnu üzre bu kârhâne sâhibi Perverdigâr heşt deh âlemin râdet-i ezeliyyesi eyle imiş kim sene (---) mâh-ı (---) gününde Dervîş Mehemmed Paşa dîvân-ı pâdişâhîye gelmeyüp Melek Ahmed Paşa efendimizi ba‘de'd-dîvân sarâyına kığırup bu hakîr paşa efendimizle Dervîş Mehemmed Paşa'ya buluşup haste-hâl gördük. Meğer Allahümme âfinâ felç marazına mübtelâ olup bir kolu ve ağzı ve burnu eğilüp kec-dehân olmuş. Niçe hukemâ ve etıbbâ-yı hâzık yetmiş bin kîl u kâl ile cevâb-ı nâ-savâblar verdiler. Âhir Melek Ahmed Paşa efendimiz bu hakîre hitâb edüp eyitdi "Ey Evliyâ! Sende olan azîmetlerden ve İsm-i a‘zamlardan ve Mu‘avvizeteyn ve ba‘zı ed‘iyelerden birâderimize şifâ niyyetine tilâvet eyle. Ola kim bu karındaşımız bu marazdan halâs ola" dedikde bu hakîr ber-zânû olup sadrıa‘zamın meflûç destin destime alup Bismillah ile azîmet-i Fârisî
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 173a ·
metinde göster ·
… a (başına) hançer kabzasıyla beş altı yerde zahmdâr edüp Bölükbaşı'nın başından
ve burnundan
179b kan tüfenklerinden atılır gibi hûn-feşân olup Cehennem Bölükbaşı yüzü üs …
Vakt-i zuhr oldukda efendimiz Melek Ahmed Paşa bâzûların sığayup tecdîd-i vuzû‘ etmeğe hücreden taşra çıkmak murâd edindikde bu kadar a‘yân-ı devlet huzûrunda hemân Cehennem Bölükbaşı nâm şâkî sa’îr-i benâm bir zişt-rûy-ı bed-likâ başında demir tuğulkasıyla ve eğninde Dâvûdî zırhıyla ve kemerinde altı aded tabancalı tüfengiyle ve zahrında Haleb kalkanıyla gûyâ bu bir ayaklı cebehâne âdem ejderhâsı idi. Hemân bu habîs u iblîs-i pür-teblîs kapunun önüne gerilüp "Koca Melek Paşa benim kağan arslanım İpşir Paşa hünkârdan sağ esen gelmeden sen kande gidersin" dedikde Paşa-yı halîm ü selîm eydür "Namâz vakti oldu. Bir âbdest alıp ibâdet edelim" dedikde "Benim İpşir'im hünkârınıza gitdi. O sağ gelmezse ben sana âbdestler vereyim ki secdeyi gûrhânede edesin" dedi. Paşa tebessüm edüp yine taşra çıkmağa murâd edinince "Bre paşa otur" deyince hemân paşa-yı gayyûra gayret ve hamiyyet-i vezâret el verüp var kuvveti bâzûya getirüp ol Cehennem Bölükbaşı'ya bir tabanca-i Melek urdu kim tabanca darbından belindeki tabancalı tüfenkleri yire dökülüp başından demir tuğulkası düşünce paşa dal-hançer olup bu kadar haşerât içre Bölükbaşı'nın başına (başına) hançer kabzasıyla beş altı yerde zahmdâr edüp Bölükbaşı'nın başından ve burnundan 179b kan tüfenklerinden atılır gibi hûn-feşân olup Cehennem Bölükbaşı yüzü üstüne düşüp bi-emri Hayy [u] Kadîr sar‘a dutunca cümle sekbân haşerâtları "Hayy ser-çeşmemiz uruldu" deyü paşa üzre hücûm edince İpşir'in cümle Abaza ve Çerkes iç ağaları paşayı himâyeye alup paşayı güç ile zabt u rabt etdiler. Cehennem Bölükbaşı'yı cehennem zebânilerine teslîm edüp koltuğuna girüp taşra sürüdüler. Cümle huzzâr-ı meclisler Melek Paşa'nın ol sarıca haşerâtları izdihâmında böyle cür’et etdiğine engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Yine Melek Paşa aslâ tetiğin bozmayup cemâ‘at-ı kesîre ile hakîr imâmet edüp salât-ı zuhru edâ etdik. Ba‘dehû anı gördük, Sarâyburnu'ndan bir kayık zâhir olup Yıldırım gibi Kurşumlu Mahzen tarafına revâne olup kayık içinden bir mızrak üzre bir beyâz bayrak âşikâre olup cümle İpşir'in iç ağaları ona nazar edüp "Hamd-i Hudâ efendimiz sağdır. İşte ak bayrak kaldırdılar ve kayık yukaruya gidüp buraya gelse gerek. Eğer Sarâyburnu'ndan aşağı kayık gidüp kırmızı bayrak açsalar paşayı pâdişâh öldürmesi alâmeti idi. Paşa buradan hünkâra giderken eyle müşâvere oldu idi, şükür paşa sağdır. Üsküdar âteşe yanmadan halâs oldu" deyü her bir içağaları birer vezîre ve birer a‘yâna bu alâmet-i müşâvereden haber verüp Şâmîzâde'nin ve bizim Kudde Kethüdâ'nın ve Moralı defterdârın reng-i rûyları la‘l-gûn olup akılları başlarına geldi. Ba‘dehû anı gördük. Sarâyburnu'ndan Bostâncıbaşı kayığı yalpa ribaçsa diyerek akındıya karşu fırışka kürek çekerek ra‘d gibi gelüp kimi dûrbînli ve kimi kuvvet-i basarlı kayığa nazar edüp "El-hamdülillah paşa sağ esendir" deyü şâdımân oldular. Anı gördük, kayık Salacak iskelesine gelüp yanaşup cümle halk istikbâline varup kimi koltuğuna girüp sarâya getirirlerdi. Melek Ahmed Paşa yerinde sâbit-kadem olup İpşir Paşa sarâyına kadem basınca Melek Paşa karşu çıkup İpşir bir gül-i pembe semmûr giyüp paşamız anın koltuğuna girüp "Hayr makdem bîrâder, elhamdülillah, evvel ve âhir olacağı bu idi, hoş geldin" deyüp içeri havzlı odaya İbşir girerken "Bu yatan âdem nedir" deyü su’âl etdikde "Sultânım Melek Ahmed Paşa karındaşın Cehennem Bölükbaşı kulunuzu urup mecrûh etti" deyince "Cehennemdir, cehenneme kaldırın, cân ber-cehennemest" deyüp bizim paşa ile muhabbet üzre görüşüp eydür "Vallahi birâder, eğer sen bana karşu istikbâle gelmesen zâlim İslâmbol halkı beni güc ile Celâlî ederlerdi. Hâşâ ben o fesâdı kabûl etmezdim, ammâ bed-nâm olurdum. Allah senden râzî ola. Senin bana va‘z u nasîhatinden ziyâde sa‘âdetlü pâdişâh bana ikrâm edüp yemîn billahlar edüp "Benden emîn ol!" deyü bu cevâhir hançeri ihsân eyledi. Ben dahi sana in‘âm edem, kabûl eyle birâder" deyü hançeri paşaya verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 179a–179b ·
metinde göster ·
… hleler âşiyân edüp döl döş sâhibi kevâhileler vardır. Hattâ kulaklarının içinde
ve burnu
deliklerinde bile kehleleri vardır, ammâ kendüleri pire ve kehleden elem-zede o …
Ammâ güvercin ibtidâ zemînin yâbisin bu cebel-i Sincâr'da bulmuşdur. Anınçün Nûh Nebî'den hayr du‘â almışdır. Hâlâ bu cebel-i Sincâr'ın kayalarında olan kebûter âşiyânlarının hisâbın Allahu Rabbi'l-âlemîn bilir kim her rakkâsı evc-i âsumâna tayerân etdükde âfitâb-ı âlem-tâbın zıyâsın bürüyüp zemîni muzlim eder. Ve kehle ve pire ve akrep ve çıyan bu cebel-i Sincâr'da halk olduğiyçün Kürd halkı üstünde olan pire ve kehle hisâbın yine kendüleri bilir. Hattâ başına bî-dermân olan saçlı Sincâr dağı Kürdünün saçında ve sakalında kehleler âşiyân edüp döl döş sâhibi kevâhileler vardır. Hattâ kulaklarının içinde ve burnu deliklerinde bile kehleleri vardır, ammâ kendüleri pire ve kehleden elem-zede olmak yokdur. Vücûdları hod tüğlü bir ak kelb gibi olmağile kehleden mürekkeb bir alây gûl-i beyâbân kavm-i bî-imân [u] bî-amândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213a ·
metinde göster ·
… Hilye-i eşkâli oldur kim evvelâ kasîrü'l-kâme ve gerdeni kısa ve esmerü'l-levn
ve burnu
sehel minkârîce ve alnı vâsi‘ gök ala gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve …
Evvelâ hân-ı âlîşân yedi yüz yetmiş fünûnda yed-i tûlâ sâhibi ferîd-i asr ve garîbü'l-heykel kimesnedir. Hilye-i eşkâli oldur kim evvelâ kasîrü'l-kâme ve gerdeni kısa ve esmerü'l-levn ve burnu sehel minkârîce ve alnı vâsi‘ gök ala gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü ve gûşları iri ve bıyıkları gür ve sakalı kırgıl, ol asır ki bin altmış târîhi idi, sinni yetmiş seneye yetmiş idi. Ammâ zinde ve kaviyyü'l-bünye idi ve savtı bülend idi ve kitifleri vâsi‘ ve şîrâne ve bâzûları merdâne ve kemeri ince ve tabanları vâsi‘ce ve her harekât [u] sekenâtları pâdişâhâne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b ·
metinde göster ·
… bir musanna‘ şey yaparlar siyâh-reng bir cevz-i müdevverdir. Bi-emri Hudâ ağzı
ve burnu
ve kaşları ve gözleri ve saçı ve bıyıkları vardır, azîm temâşâ-yı sun‘-ı Hudâ'd …
Sitâyiş-i nahl-i hurma: Müverrihân-ı kudemâ-yı müfessirîn eyle tahrîr etmişler kim bu nahl-i hurmayı Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet dest-i kudretiyle tahmîr etdüği Hazret-i Âdem'in tînından ziyâde kalın tîn-ı pâkden kil-i ser nâm bir şecere-i tayyibeyi halk etdi kim hâlâ Hind cezîrelerinde bî-hisâb hâsıl olur. Bu dırahtın kil-i ser nâm bir cevizi olur. Rûm'a Hind'den getirüp içinde yağlı meyvesin yeyüp gâyet mukavvîdir. Ba‘dehû kabuğun biber koyacak hokka ve fincân ve kâse ve kaşık yaparlar, âdem kellesi kadar olanı su kabağı gibi bir musanna‘ şey yaparlar siyâh-reng bir cevz-i müdevverdir. Bi-emri Hudâ ağzı ve burnu ve kaşları ve gözleri ve saçı ve bıyıkları vardır, azîm temâşâ-yı sun‘-ı Hudâ'dır. Bu mezkûr kil-i serün şeceresi tîn-i Âdem'den hâsıl olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 346a ·
metinde göster ·
… özleri kuyruğu tarafıyla gözleri pilelerin ya‘nî göz kapakların yanına kayardı.
Ve burnu
Mısır'ın ve Mora diyârının mor patlıcanı kadar minkârî burnu var idi. Ve dudakl …
Hikmet-i Hudâ bu kasabada Dülhû nâm bir Kürd gördüm. Bi-emr-i Hudâ merd-i Hudâ'nın kaddi üç buçuk zirâ‘ ide. Başı Adana kabağı veyâhûd Van lahanası veyâhûd nehr-i Sakarya kenârında Geyve kasabası kavunu kadar kelle-i zî-devleti var idi. Gözleri uğu kuşu gözleri gibi müdevver idi ammâ hikmet-i Sânı‘-ı Hallâk-ı âlem ol mehîb âdem gözlerinin kapakların kıpsa sâ’ir benî Âdem gibi ığmâz-ı ayneyn etmeyüp gözleri bınarı yerinden gözleri kuyruğu tarafıyla gözleri pilelerin ya‘nî göz kapakların yanına kayardı. Ve burnu Mısır'ın ve Mora diyârının mor patlıcanı kadar minkârî burnu var idi. Ve dudakları gûyâ şütür-leb idi. Ve dendânları gâv-ı Isfahân kadar idi. Ve kıtifeyninde birer âdem otursa yerim dar diyemezdi. Ve hikmet-i garîbenin biri dahi ol kimesnenin sekiz bıyığı var idi. Evvelâ büyük bıyığı aslîsi demm-i binâ-gûşuna erdikden sonra ziyâdesin arakıyyesi içre kor idi. Ve arakıyyesi bir kile Sa‘îrd pirinci alırdı. Ve iki bıyığı dahi burnu deliklerinden taşra sarkmış idi. Ve iki bıyığı kulakları deliğinden taşra çıkmış idi. Ve iki kaşları dahi birer karış bıyık gibi sarkmış idi. Bu minvâl üzre meşrûh olur sekiz adet sâhib-i şevârib bir ağreb ü garâ’ib âdem idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 388a ·
metinde göster ·
… ir merd-i cân nümâyân değil. Hemân bu asker içinden karalar geymiş kara çehreli
ve burnunun
orta direği yok bir ecinne geldi ve yanı sıra bir kara çehreli âdem sıfatlı ell …
Bir sadâ istimâ‘ olunur ammâ zâhirde bir ferd-i âferîdeden bir merd-i cân nümâyân değil. Hemân bu asker içinden karalar geymiş kara çehreli ve burnunun orta direği yok bir ecinne geldi ve yanı sıra bir kara çehreli âdem sıfatlı elli ayaklı ammâ iki omuzlarında kanatlı sağ gözü kör bir cin sıfatlı 393b dahi ervâh-ı habîse meliki ile ilerü gelüp "Esselâmü aleyk yâ Muhammed" dediler. Hazret-i Risâlet "Aleynâ yâ la‘înân" dedikde meğer ol gözü kör kanatlı şeytân-ı aleyhi'l-la‘ne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393a–393b ·
metinde göster ·
Hulâsa-i kelâm cümlemiz paşanın sıhhatinden me’yûs olup gamnâk [ü] derdnâk birbirimizle baş başa verüp feza‘ u çeza‘ etmedeyiz. Paşanın gerdenindeki mâddeden bir şey zuhûr etmeyüp ancak paşanın ağzından ve burnundan cerâhatler cereyân ederdi ammâ hakîr {paşaya} karâbetimiz sebebiyle yanından şeb [ü] rûz bir ân münfek olmazdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 32a ·
metinde göster ·
… nde üç bin yıldan berü vücûdu pembe-misâl ter u tâze ve kaşı ve gözleri ve yüzü
ve burnu
ve kulakları ve geysûları yerinde bir kız na‘şı çıkdı" deyü Melek Paşa'ya haber …
Sene 1061 târîhinde Melek Ahmed Paşa sadrıa‘zam iken Silivri kal‘ası kurbunda Kumburgaz nâm kasabada bir deyr-i köhne içre bir mermer sanduka içre İslâmbol kal‘asın ibtidâ binâ eden Yanko ibn Madyan'ın kızı "Keralinse nâm kız ol mermer mahfaza içinde üç bin yıldan berü vücûdu pembe-misâl ter u tâze ve kaşı ve gözleri ve yüzü ve burnu ve kulakları ve geysûları yerinde bir kız na‘şı çıkdı" deyü Melek Paşa'ya haber etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107a ·
metinde göster ·
koyun makremesin koyup mecrûh herîfin kellesi içine nazar etdim.
"Gel bak gör bu benî âdemün bir nân-pâre içün 62b hâl-i diyergûnunu", dedikde hakîr dahi ilerice vardıkda ağzıma ve burnuma koyun makremesin koyup mecrûh herîfin kellesi içine nazar etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62a–62b ·
metinde göster ·
… asından yavrusu henüz çıkmış gibi bir kuş yavrusu gibi büzülmüş başı ve gözleri
ve burnu
ve kanatları ile büzülmüş durur, ammâ üzerinde bir kalın deriden zarfı, ya‘nî b …
Azamet-i Hudâ garîb insânın beynisi kafâ içinde gûyâ tavuk yumurtasından yavrusu henüz çıkmış gibi bir kuş yavrusu gibi büzülmüş başı ve gözleri ve burnu ve kanatları ile büzülmüş durur, ammâ üzerinde bir kalın deriden zarfı, ya‘nî bir beyâz zarı var. Cerrâhbaşı hakîrin ağzına makrameyi koyup kafâ içine bakdığımdan eyitdi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… bir araba içre tulum gibi şişmiş sarı bir âdem getirüp gözlerinden ve kulakları
ve burnu
deliklerinden sâfî sarı sarı sular ve cerâhatler cereyân eder bir âdem kim bed …
Fasl-ı diğer-i kâr-ı acîb-i cerrâhân: Bir gün yine Laslo Kral nâm manastırın dâr-ı şifâsını seyr-i temâşâ ederken vilâyet-i Kallevineli bir üstâd cerrâh ile âşinâ olup sehel Türkçe dahi bilüp andan lisân-ı Talyan'dan ve lisân-ı Nemse'den ba‘zı lugatlar yazarken İstirinye şehrinden bir araba içre tulum gibi şişmiş sarı bir âdem getirüp gözlerinden ve kulakları ve burnu deliklerinden sâfî sarı sarı sular ve cerâhatler cereyân eder bir âdem kim bed râyihadan yanına varılmaz. Hemân cerrâh bu herîf-i istiskâyı görünce,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… herîfin cümle vücûduna sürdü, ammâ çamur kibrît gibi kokardı ve herîfin ağzına
ve burnuna
sabr-ı sukutru suyu sürüp dübürüne bir kâlıb sâbûnu sivri edüp sokdu.
Hemân koca üstâd sıska herîfi uryân edüp bir çömlek içre bir sarı çamuru herîfin cümle vücûduna sürdü, ammâ çamur kibrît gibi kokardı ve herîfin ağzına ve burnuna sabr-ı sukutru suyu sürüp dübürüne bir kâlıb sâbûnu sivri edüp sokdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 62b ·
metinde göster ·
… Tilki(?) gibi uzun çehreli ve kulakları oğlancıklar pabucu kadar büyük kulaklı
ve burnu
bir koruk kadar kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük …
Evvelâ Nemse çâsârı inpirator kralın ismi (---) ve babası (---) dır. Henüz yigirmi ikisine bâliğ olup sene (---) târîhinde Ungurus kralı olmuşdur, ammâ Cenâb-ı Bârî bunu gerçi insân deyü halk etmişdir, ammâ orta boylu ince miyânlu ol kadar mülahham ve mücessem değil ve ol kadar kadîd-i mahz dahi değil bir fedâyî kad sakalsız gulâmdır, ammâ evvelâ başı bi-emrillâh Mevlevî külâhı gibi yâhûd bal kabağı gibi surâhî kellesi var ve alnı tahta gibi yassı ve kaşları kalın siyâh kaş, ammâ mâbeyni gâyet açık olup ügü kuşları gözü gibi müdevver aları gözlü ve kirpikleri uzun siyâh kirpikler ve yüzü Hacı Tilki(?) gibi uzun çehreli ve kulakları oğlancıklar pabucu kadar büyük kulaklı ve burnu bir koruk kadar kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu ve burnunun deliklerine üçer parmak sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğidin bıyığı kılları gibi burnu deliklerinden bıyıkları çıkup dudağı bıyığına karışmış karış morış olmuş siyâh fos bıyığı var kim tâ kulaklarına varmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu
ve burnunun
deliklerine üçer parmak sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğ …
Evvelâ Nemse çâsârı inpirator kralın ismi (---) ve babası (---) dır. Henüz yigirmi ikisine bâliğ olup sene (---) târîhinde Ungurus kralı olmuşdur, ammâ Cenâb-ı Bârî bunu gerçi insân deyü halk etmişdir, ammâ orta boylu ince miyânlu ol kadar mülahham ve mücessem değil ve ol kadar kadîd-i mahz dahi değil bir fedâyî kad sakalsız gulâmdır, ammâ evvelâ başı bi-emrillâh Mevlevî külâhı gibi yâhûd bal kabağı gibi surâhî kellesi var ve alnı tahta gibi yassı ve kaşları kalın siyâh kaş, ammâ mâbeyni gâyet açık olup ügü kuşları gözü gibi müdevver aları gözlü ve kirpikleri uzun siyâh kirpikler ve yüzü Hacı Tilki(?) gibi uzun çehreli ve kulakları oğlancıklar pabucu kadar büyük kulaklı ve burnu bir koruk kadar kırık yarım akçe tahtası gibi yâhûd Mora batlıcanı kadar büyük kırmızı burunlu ve burnunun deliklerine üçer parmak sığar vâsi‘ burnu deliklerinin içinden otuz yaşında yiğidin bıyığı kılları gibi burnu deliklerinden bıyıkları çıkup dudağı bıyığına karışmış karış morış olmuş siyâh fos bıyığı var kim tâ kulaklarına varmış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66b ·
metinde göster ·
… ı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı
ve burnu
ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi g …
Der-beyân-ı temâşâgâh-ı sun‘-ı Hudâ: Bu köyde bir şekl-i acîbe vü garîbe mûhiş bir çehre-i acûbe kefere gördüm. Cümle a‘zâsı yerinde, ammâ başı tahta gibi yassı, ammâ burnundan ensesine doğru yassı. Ve bir kulağı ve bir gözü ve bir kaşı tahtanın bir tarafında ve öbür kulağı ve bir kaşı ve bir gözü tahtanın sağ tarafında. Gûyâ alnı olacak yeri ve ağzı ve burnu ve çenesi tahtanın kenârında. Ve tahtanın iki tarafında ikişer dâne deve dişi gibi dişleri taşra çıkmış, ammâ gerdânı yeri sehel tahta gibi yassı başından kalınca halk olmuş ve kulakları iki tarafda fîl kulakları gibi olup dâ’imâ kulakları yekpâre gibi oynar, ammâ kulakları içinden neft yağı gibi bir sarı su akup sinekler üşdüğünden kulakları oynar ve gözleri ügü kuşu gözleri müdevver, ammâ ol kadar latîf ve mükehhal kirpikli nergis gözleri var kim gören hayrân kalır. Ve kaşları ağzındaki bıyıklarına karışmış, gûyâ kaşı bir bıyık gibi dahi halk olmuş. Lâkin sakalı yeri, ya‘nî çenesi tahta gibi yassının bir kenârına vâki‘ olmağile sakalı kırk elli kadar kıllardır. Ve her ne bulursa yer. Hattâ bir manastır önünde oturup cemî‘i gelüp giden kefereler buna me’kûlât [ü] meşrûbâtıdan her şey getirirler, ammâ ekseriyyâ buğday ve arpa ve samanı çok yer. Ve fîl ve câmûs kadar su içüp kalkup çârsû-yı bâzârda gezüp arı gibi vızlayup kelimât eder. Hattâ yatdığı zamân arkası üzre yatır, gayri gûne yatamaz. Aceb hikmetdir. Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 103b ·
metinde göster ·
… d meksûr toplar kalmış kim bizim balyemez toplarımız bu küffâr toplarının ağzın
ve burnun
ve bellerin ve kolları ve kuyrukların eyle kırmış kim aslâ bir topu sağ yok idi …
Evvelâ topçubaşı defteriyle küffârdan kalan cümle sağîr ü kebîr toplardan evvelâ bin yüz pâre münakkaş hurde şâhî toplar ve küffârdan kalan kırık toplar cümle dörd yüz seksen aded meksûr toplar kalmış kim bizim balyemez toplarımız bu küffâr toplarının ağzın ve burnun ve bellerin ve kolları ve kuyrukların eyle kırmış kim aslâ bir topu sağ yok idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 306a ·
metinde göster ·
… im, gâyet lezîz ve mukavvî balıkdır. Ve eyle muşa‘şa‘dır kim gûyâ şeb-çerâğdır.
Ve burnu
sivridir. Sâ’ir mâhîler bahrde nice şinâverlik ederse, bunlar dahi yerde rimâl …
"Vallâhi sultânım! Bu balığa Hediyye derler. Cenâb-ı Bârî Hazret-i Hudâ mâ’ide endirir imiş. Tenâvül edüp kemiklerin kum içine atdıkça bi-emrillâh bu balık hâsıl olurmuş. Hâlâ suluca kum içinden bizim huddâmlarımız getirdiler" deyü şehâdet etdiler. Ammâ hakîr tenâvül etdim, gâyet lezîz ve mukavvî balıkdır. Ve eyle muşa‘şa‘dır kim gûyâ şeb-çerâğdır. Ve burnu sivridir. Sâ’ir mâhîler bahrde nice şinâverlik ederse, bunlar dahi yerde rimâl içre eyle şinâverlik eder, mâ’ide-i Hediyye'dirler. Anıniçün bu vâdîlere Hediyye eşmesi derler. Bunda dahi yükleri yıkmayup yine yola revâne olup sâfî sınâmekî ve ılgın muğaylânistân ve gâh kumsal ve gâh sengistân içre 18 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y275a ·
metinde göster ·
… a sarmısak sürmek gerek. Ve siyâh harîr poşu veyâhûd kalın pamuk bezi ile ağzın
ve burnun
sarup taht-ı revândan ve mahâfeden çıkmamak gerek.
Bu mahalde âsâr-ı binâdan ve sudan bir şey yokdur. Ammâ bi'z-zarûrî meks edüp develere alîk verecek yerdir. Ammâ bu mahalde sarmısak yeyüp burnuna ve kulaklarına sarmısak sürmek gerek. Ve siyâh harîr poşu veyâhûd kalın pamuk bezi ile ağzın ve burnun sarup taht-ı revândan ve mahâfeden çıkmamak gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y372a ·
metinde göster ·
… nde boğazlayup yerler. Ve çilden fürûht ederler. Gâyet semîndir ve kuyruğu kısa
ve burnu
uzun ve üst dudağı tavşan gibi yarıkdır. Eşkâlde bir boz sıçandır. Herbiri yüze …
Mısır arzında hâsıl olur bir nev‘a sıçandır, ana fâre'l-gayb derler, bir mudhik-hey’et mahlûkdur. Kaçan Nîl-i mübârek taşduğı mahal cemî‘i arâzî-i Mısır'ı gark eder. Ol zamân yeri kalmayup taşra çıkarlar. Ol mahalde cümle sıbyân u nisvân sahrâlara çıkup su gark eden kenârlarda mezkûr sıçanları sayd edüp tobra tobra doldurup hânelerinde boğazlayup yerler. Ve çilden fürûht ederler. Gâyet semîndir ve kuyruğu kısa ve burnu uzun ve üst dudağı tavşan gibi yarıkdır. Eşkâlde bir boz sıçandır. Herbiri yüzer dirhem gelir ve birer batman gelir mahlûkdur. Bunlar bi-emrillâhi te‘âlâ yerden hâsıl olur. Hattâ yeri yığın yığın eder, sayyâdlar andan bilürler kim Y 230b anda fâre vardır, kazup sıçanı çıkarup tenâvül ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y230a–Y230b ·
metinde göster ·
"Hayvân sûret[i] harâmdır" deyü bir gün hâkimden izinsiz Ebülhevl'in ağzın
ve burnun
Hazret-i Mûsâ kırdığından ziyâde kırarken hikmet-i Hudâ ol gün bir rîh-i akîm e …
"Hayvân sûret[i] harâmdır" deyü bir gün hâkimden izinsiz Ebülhevl'in ağzın ve burnun Hazret-i Mûsâ kırdığından ziyâde kırarken hikmet-i Hudâ ol gün bir rîh-i akîm esüp Cîze şehri mezra‘âtların kuma gark edüp bersîm ve gılâl ekilmez olup derhâl Muhammed Sofî'yi ehâlî-i Cîze hâkime götürüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y234b ·
metinde göster ·
ve eli ve ayakları eğri Y 280a olup ba‘zısın sar‘ tutar. Bu hâl üzre bir sâ‘a …
Bu Fazlı Ağa bu şebhûn eden askeri mansar ya‘nî harâmî zan edüp cümle tevâbi‘iyle pür-silâh olup cenge âheng edüp harâmîler üzre hücûm edüp tüfeng atup kılıç urdukça harâmîlerden bir ferd-i merd-i pür-derd helâk olmayup hâne sâhibinin âdemlerinden ba‘zısının ağzı ve burnu ve eli ve ayakları eğri Y 280a olup ba‘zısın sar‘ tutar. Bu hâl üzre bir sâ‘at-i nücûmî ceng-i dilîrâne ederler. Âhirü'l-emr ol sarâyda cemî‘i mâl [u] erzâkların bırağup mecrûhan Fazlı Ağa ve cümle tevâbi‘leri firâr edüp karye halkı sarâyın bâbların taş-binâ ile mesdûd edüp hâlâ eyle hâli üzre kalmışdır. Benî Âdem'den bir kimesne müdâhale etmeğe kâdir değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y279b–Y280a ·
metinde göster ·
… aremde kalup ba‘zı meşâyihler buna Hizbü'l-bahir ve ba‘zı azîmetler okuyup ağzı
ve burnu
ıslâh oldu. Ammâ elleri eyle çankal kalup gitdi. Bir ândan sonra sârik herîfi İ …
Ba‘dehu herîf-i sârık mecrûhan ol gece haremde kalup ba‘zı meşâyihler buna Hizbü'l-bahir ve ba‘zı azîmetler okuyup ağzı ve burnu ıslâh oldu. Ammâ elleri eyle çankal kalup gitdi. Bir ândan sonra sârik herîfi İskenderiyye'de gördük, yine elleri eğri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y302a ·
metinde göster ·
… gördüm: bir tüğlü âdem hizmet edüp durur, ammâ dişleri kelb dişi gibi ve çenesi
ve burnu
uzun, gûyâ bir asferü'l-levn kelbdir. Kelimât etdükçe dâ’imâ tebessüm eder. Hak …
Hikmet-i acîbe: Hakîr dahi ileriye tekaddüm edüp gördüm: bir tüğlü âdem hizmet edüp durur, ammâ dişleri kelb dişi gibi ve çenesi ve burnu uzun, gûyâ bir asferü'l-levn kelbdir. Kelimât etdükçe dâ’imâ tebessüm eder. Hakîr,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y310a ·
metinde göster ·
Ve burnundan girüp çıkan rûzgâr mahalli başkadır. Burnu sommâkî burundur, kulakları vâsi‘dir, dişleri at dişi gibidir. Ammâ iki dişi birer yanında birer karış uzuv yerlerinden taşra çıkmışdır, ucları rumh-ı sinândan nişân verir. Gerdeni gâyet kasîrdir, ammâ omuzuyla ve dûşuyla berâber yekpâre bir gerden-i kûtehdir. Yelesi tâ yerde sürünür, büklüm ve büklüm fitîle fitîle olmuşdur. Perçem yerinde bir şâha var, perçemi yokdur. Q 323bP 320b Ve şikemi Husrevânî küp kadardır. Ve husseteyni yine at gibi. Ve çârpâsı câmûs-ı azîm pâları gibi amûd-vâr kısa ve kalın ve çatal tırnaklı ayaklardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y411a ·
metinde göster ·
… ⟧ P 321b beyâz asdar geyüp dâ’imâ ibâdete meşgûldür. Ammâ dîvân günleri ağzın
ve burnun
bağlar.
Andan kendileri bir halûk hulüvvü'l-kelâm şeyh-i şâb şeklinde esmerü'l-levn ve bir vecîhü'l-manzar kaddi vasatî ve başında beyâz destâr, eyninde kezâlik Q 324bP 321b beyâz asdar geyüp dâ’imâ ibâdete meşgûldür. Ammâ dîvân günleri ağzın ve burnun bağlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y413b ·
metinde göster ·
… bir ân" deyüp melik huzûrunda dal zeker-i müzekker olup meyyitin üzerine ağzına
ve burnuna
ve cemî‘i endâmına ol kadar teşelşül eyledi kim ol meydânı sidik seyli seylâb e …
"Amân yâ sultân amân, sabr eyle bir ân" deyüp melik huzûrunda dal zeker-i müzekker olup meyyitin üzerine ağzına ve burnuna ve cemî‘i endâmına ol kadar teşelşül eyledi kim ol meydânı sidik seyli seylâb etdi. Ve bir âdeme leşin ağzın açdırup evvel nûş etdüği beş tulum suyu zekerinden merhûmun ağzına işedikçe leşin karnı tulum gibi şişüp merhûmun karnı kur kur ötmeğe başladı. Derhâl pehlivân-ı sânî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y421b ·
metinde göster ·