… sır'dan tâ Medîne ve Mekke-i Mükerreme'ye varınca cemî‘i menâzillerde olan dere
ve depeleri
ve mahûf u muhâtara akabe menâzilleri eşkâl [u] hey’etleri ile bir üstâd-ı kâmi …
Balatkapusu'nun iç yüzünde Balat câmi‘i: Süleymân Hân'da Ferruh Kethudâ'nındır {ve Mi‘mâr Sinân} binâsıdır. Taşra soffasının kıble dîvârında serâpâ Kudüs-i Şerîf'den Mısır'a ve Mısır'dan tâ Medîne ve Mekke-i Mükerreme'ye varınca cemî‘i menâzillerde olan dere ve depeleri ve mahûf u muhâtara akabe menâzilleri eşkâl [u] hey’etleri ile bir üstâd-ı kâmil nakkâş-ı âmil tasvîr etmişdir kim Erjeng ü Mânî kalemin çekmede âcizdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 89a ·
metinde göster ·
Bu tertîb üzre Kâsım Paşa şehri eyle ma‘mûr oldu kim yedi tağın dere
ve depesi
üzre hâlâ Murâd Hân-ı Râbi‘ tahrîri şehr-i Kâsımpaşa on bir bin altmış hânedir. …
Bu tertîb üzre Kâsım Paşa şehri eyle ma‘mûr oldu kim yedi tağın dere ve depesi üzre hâlâ Murâd Hân-ı Râbi‘ tahrîri şehr-i Kâsımpaşa on bir bin altmış hânedir. Ve Süleymân Hân asrında her mahalle câmi‘i ve mesâcidleri ve tershâne gözlerinde ve her dükkânda ve her hâne kapusu önünde birer kandîl çerâğân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125a ·
metinde göster ·
… mızda Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ tahrîri üzre şehr-i azîm Eskidâr yedi dağın dere
ve depesi
üzre tokuz bin kat-ender-kat bâğlı ve bâğçeli ve yalılı ve sarây-ı âlîler ve ga …
Ammâ zamânımızda Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ tahrîri üzre şehr-i azîm Eskidâr yedi dağın dere ve depesi üzre tokuz bin kat-ender-kat bâğlı ve bâğçeli ve yalılı ve sarây-ı âlîler ve gayrı büyûtlar ile ârâste ve gûnâ-gûn imâretlerle pîrâste olmuş şehr-i Eskidâr'dır. Üsküdar galat-ı meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 141b ·
metinde göster ·
… smân havzı: Aşren fe‘aşr bir havz-ı azîmdir. Anda cümle dağ u râğ u bâğ ve dere
ve depelerden
âb-ı hayâtlar cem‘ olup bu havzdan kemerlere tevzî‘ olur.
Teferrücgâh-ı Sultân Osmân havzı: Aşren fe‘aşr bir havz-ı azîmdir. Anda cümle dağ u râğ u bâğ ve dere ve depelerden âb-ı hayâtlar cem‘ olup bu havzdan kemerlere tevzî‘ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 146a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı letâfet-i âb u hevâ: Bu şehr-i azîm dere
ve depeli
nehr-i azîm kenarına vâki‘ olmağıla hevâsı ol kadar mu‘tedildir kim iki cânibde …
Der-beyân-ı letâfet-i âb u hevâ: Bu şehr-i azîm dere ve depeli nehr-i azîm kenarına vâki‘ olmağıla hevâsı ol kadar mu‘tedildir kim iki cânibdeki dağları serâpâ bâğlardır ve mahsûlâtlı yerlerdir. Cümle evlerinin revzenleri cânib-i garba ve şimâle nâzırdır. Kışı katı olmayup sevâhile karîbdir. Ve suları ensesinde dağlardan ve Ferhâd getirdiği yerlerden gelir, âb-ı hayâtdır {ibtidâ baş(l)ı Sovuk Pınar'dır. Bu su cümle hâneden hâneye taksîm olup deverân eder}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282a ·
metinde göster ·
… iğimiz câmi‘ler bunlardır. Ma‘adâ kâr-ı kadîm mesâcidlerdir. Ve bu şehir dereli
ve depeli
ve taşlı yerlerde kat-ender-kat cümle iki bin yedi yüz kiremitli ve toprak örtü …
Bildiğimiz câmi‘ler bunlardır. Ma‘adâ kâr-ı kadîm mesâcidlerdir. Ve bu şehir dereli ve depeli ve taşlı yerlerde kat-ender-kat cümle iki bin yedi yüz kiremitli ve toprak örtülü me‘mûr u müzeyyen kâr-ı kadîm hânelerdir. Ve cümle üç hammâmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283a ·
metinde göster ·
… kalkup teper aşağı bir uçurumdan uçarak nüzûl edüp nehr-i Kerkük kenarında dere
ve depeler
aşarak 7 sâ‘at,
Bu kal‘anın şimâlî tarafına iki merhale yer Karadeniz sâhilinde Pençşenbe bâzârıdır. Piyâde âdem bir günde irer. Bir kerre Ahmed Hân asrında Özü Kazağı Karadeniz'den çıkup bu dağları aşup bu kal‘a taşrasın nehb ü gâret edüp yine firâr etmişdir. Ve bu kal‘a yayla yerde olmağıla âb [u] hevâsı ve bâğ u bâğçesi ve kayalarında kovan arısı olup misk [u] ânber-i hâm-misâl râyiha-i tayyibeli balı olur kim Koylıhisâr balı meşhûrdur. Ammâ halkı bâğî ve dağî ve zağî âdemler ve gâyet gâzîlerdir. Bu kal‘adan kalkup teper aşağı bir uçurumdan uçarak nüzûl edüp nehr-i Kerkük kenarında dere ve depeler aşarak 7 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 284a ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Mama Hâtûn: Erzurûm nâhiyesinde bir vâsi‘ dereli
ve depeli
öz içinde yüz evli ma‘mûr müselmân köydür. Ve serbest ze‘âmet-i Alî Ağadır. And …
Menzil-i karye-i Mama Hâtûn: Erzurûm nâhiyesinde bir vâsi‘ dereli ve depeli öz içinde yüz evli ma‘mûr müselmân köydür. Ve serbest ze‘âmet-i Alî Ağadır. Anda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a ·
metinde göster ·
… r etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere
ve depeler
ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks e …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… ve azîzin merkad-i pür-envârı evsâfı tahrîr olunmuşdur. Andan yine şimâle dere
ve depeler
ubûr edüp (---) sâ‘atde,
Menzil-i karye-i Şeyh Umudum Sultân: Mukaddemâ Gürcîstân seyâhatinden geldiğimizde nehr-i [Furat'ın] Çay başı olduğu ve azîzin merkad-i pür-envârı evsâfı tahrîr olunmuşdur. Andan yine şimâle dere ve depeler ubûr edüp (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 326b ·
metinde göster ·
… a giderken mufassalan evsâfı tahrîr olunmuşdur. Andan yine cânib-i garba dereli
ve depeli
yollar ile (---) sâ‘atde,
Ziyâretgâh-ı Mama Hâtûn: Akçakoyunlu pâdişâhlarının hâtûnlarından bir sâhibü'l-hayrâte imiş. Kendüleri bir kubbe-i serâmed içre evlâd [u] ensâblarıyla medfûndur. Bir minâreli bir câmi‘i ve imâret ve medresesi vardır. Lâkin evkâfı mîrîye muzâf olmağıla imâretleri harâba yüz dutmuşdur. Bâlâda, Erzurûm'a giderken mufassalan evsâfı tahrîr olunmuşdur. Andan yine cânib-i garba dereli ve depeli yollar ile (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 339a ·
metinde göster ·
… ‘mûr ze‘âmetdir. Andan yine garba nehr-i Kerkük kenarınca beş sâ‘at sarp dereli
ve depeli
yollar ile Koylıhisâr deresiyle Boğazkesen nâm muhavvif ve muhâtara[lı] yerde A …
Menzil-i karye-i Ya‘kûb Ağa: Müselmânı ve Ermenisi var ma‘mûr ze‘âmetdir. Andan yine garba nehr-i Kerkük kenarınca beş sâ‘at sarp dereli ve depeli yollar ile Koylıhisâr deresiyle Boğazkesen nâm muhavvif ve muhâtara[lı] yerde Amasiyye içinden cereyân eden (---) nehriyle nehr-i Kerkük bu mahalde birbirlerine mahlût olup iner. Kasaba-i Çârşenbe içre cereyân edüp iner (---) nâm mahalde Karadeniz'e munsab olur, nehr-i azîmdir. Anı ubûr edüp sekiz sâ‘atde dağlar ve dere ve depeler aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344a ·
metinde göster ·
… deniz'e munsab olur, nehr-i azîmdir. Anı ubûr edüp sekiz sâ‘atde dağlar ve dere
ve depeler
aşup,
Menzil-i karye-i Ya‘kûb Ağa: Müselmânı ve Ermenisi var ma‘mûr ze‘âmetdir. Andan yine garba nehr-i Kerkük kenarınca beş sâ‘at sarp dereli ve depeli yollar ile Koylıhisâr deresiyle Boğazkesen nâm muhavvif ve muhâtara[lı] yerde Amasiyye içinden cereyân eden (---) nehriyle nehr-i Kerkük bu mahalde birbirlerine mahlût olup iner. Kasaba-i Çârşenbe içre cereyân edüp iner (---) nâm mahalde Karadeniz'e munsab olur, nehr-i azîmdir. Anı ubûr edüp sekiz sâ‘atde dağlar ve dere ve depeler aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344a ·
metinde göster ·
… temâşâsına başladık. Evvelâ bu şehr-i Köprü Deşan dağının dâmeninde bir dereli
ve depeli
yerde iki cânibinden nehirler cereyân eder. Bir mahalde şekl-i murabba‘ taş bin …
Hacı Yûsuf Ağa hânesinde mihmân olup Köprülü Mehemmed Paşa'ya ve sâ’ir a‘yâna mektûb-ı muhabbet-üslûblarımız verüp me’mûr olduğumuz bölükbaşılar cem‘ine mukayyed olup şehr içre "At ve don ve mâl u menâl isteyen, ata, dona ve silâhına kâdir olan yiğitler gelsin" deyü dellâller nidâ etdirüp şehri seyr [ü] temâşâsına başladık. Evvelâ bu şehr-i Köprü Deşan dağının dâmeninde bir dereli ve depeli yerde iki cânibinden nehirler cereyân eder. Bir mahalde şekl-i murabba‘ taş binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Bir nehrine Boğazköy suyu derler, şehrin dibinden cereyân eder. Ve bir nehri şehrden bir sâ‘at ba‘îd nehr-i Istavloz derler. Şehr-i Köprü bu iki nehrin ortasındadır. Bu nehirler taşdığı mahal, Köpr[ü] sahrâsın gark eder. Bu nehirler Deşan dağından gelüp nehr-i Istavloz'dan ağaç cisr-i azîmden ubûr olunduğiyçün şehr-i Köprü derler. Gâyet musanna‘ çam direklerden cisr-i garîbdir. Amâlika asrında bu şehre Şındır kal‘ası derlerdi. Lisân-ı Amâlika'da şınd yine köprüye derler. Cisri, Hazret-i Risâlet mütevellid oldukda münhedim olup sonra haşebden binâ etmişlerdir. Ba‘dehû bu cisrden ubûr eden iki nehir Köprü şehrinden aşağı cereyân ederek Çeltiklik nâm mahalde nehr-i azîm Bafra'ya rîzân olur. Ve bu kal‘anın ibtidâ bânisi Amâlika meliklerinin binâsıdır. Andan Tarabefzûn tekürı destinden Âl-i Dânişmendî'den Melik Gâzî feth edüp andan sene (---) târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân muhâsara ile Koca kal‘asın feth edüp bu Şindir kal‘ası, ya‘nî Köprü kal‘ası emân ile feth olup hâlâ Amasiyye hâki hükmünde nısfı ze‘âmetdir ve nısfı Tokat hâkimi subaşılığıdır. Cümle cürm [ü] cinâyeti ve salb [u] siyâseti anın tasarrufundadır ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348a ·
metinde göster ·
… âr hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Câbecâ bâğ u bâğçesi vardır. Lâkin dere
ve depeli
yirde olmağıla hevâsı sakîlcedir. Ammâ şehri ma‘mûrdur ve cânib-i erba‘ası bayı …
Evsâf-ı kasaba-i kadîm Ayaş: Engürü sancağı hâkinde Haremeyn evkâfıdır. Dârü's-sa‘âde ağası tarafından zabt olunur, yüz elli akçe kazâdır. Kal‘ası harâbdır. Serdârı ve kethüdâyeri vardır. Cümle bin hâne, on mihrâbdır. Çârsû içinde (---) câmi‘i ve mesâcidleri ve hânları ve hünkâr hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Câbecâ bâğ u bâğçesi vardır. Lâkin dere ve depeli yirde olmağıla hevâsı sakîlcedir. Ammâ şehri ma‘mûrdur ve cânib-i erba‘ası bayırlıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 367a ·
metinde göster ·
… bin koyun ve yedi at hedâyâlar gelüp anda yine cânib-i kıbleye yokuş aşağı dere
ve depeli
sengistân ve sa‘b çengelistân yerleri aşup Çifte Hân nâm bir müfîd [u] muhtasar …
Bunun emsâli niçe yüz yaylaları Rûmeli'nde seyr [u] temâşâ etdik ammâ Erzurûm'un Bingöl yaylası gibi Adana'nın bu Ramazânoğlu yaylası gibi yaylağ-ı azîm görmemişim. Eğer bunda olan kabâyil-i Türkmân'ın aşâyir [u] kabâyilleri isimlerini tahrîr eylesek başka bir mücelled olur. Ammâ ekseriyya Adana ve Tarsûs ve Sis ve Misis ve Tartûs ve Silifke kavmleri yaylalanır kim her birinin hudûdları ve kadı ve nâ’ibleri ve hâkimleri ve câmi‘ ve yayla evleri ve bâğçe evleri ve çârsû-yı bâzârları ve hân ve hammâmları vardır. Yetmiş kerre yüz bin koyun yaylasına çıkup koyun hakkı alınır deyü meşhûrdur. Bunda olan âb-ı hayâtlar ve yayla kirazları ve yoğurdu ve kaymağı ve tereyağı bir diyârda yokdur. Çârsû-yı bâzârı serâpâ çam tahtasından ve çam kabuğu ile mestûr dekâkîn-i muhtasarlardır. El-hâsıl vasfında meddâhlar kâsırdır. Murtezâ Paşa efendimiz bir sâhib-i tabî‘at kimesne olmağıla üç gün burada zevk [u] safâlar edüp gûnâ-gûn şükûfe-i ezhârâtın râyiha-i tayyibesi dimâğlarımız mu‘attar edüp atlarımız yonca ve terfil ve ayrık nebâtât [u] giyâhâtı tenâvül etmeden ham-şikam olup üç günde her biri birer Dâbbetü'l-arz'a dönüp paşaya bu yayla halkından kâmil üç bin koyun ve yedi at hedâyâlar gelüp anda yine cânib-i kıbleye yokuş aşağı dere ve depeli sengistân ve sa‘b çengelistân yerleri aşup Çifte Hân nâm bir müfîd [u] muhtasar iki aded hanlardır. Bu mahalde bir dere içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 18b ·
metinde göster ·
… şeker pınarları vardır kim câna hayât verir. Andan yine cânib-i kıbleye dereli
ve depeli
ermiş ve yokuş derdi yerleri aşup,
Menzil-i Sultân Hânı: Bu dahi müfîd [u] muhtasar bir ârâmgâh hân-ı menzilgâhdır. Ammâ bî-emân yerdedir. Ekseriyyâ Adana halkı bu mahalle yaylağa çıkup âb-ı hayât şeker pınarları vardır kim câna hayât verir. Andan yine cânib-i kıbleye dereli ve depeli ermiş ve yokuş derdi yerleri aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… alâmet yokdur. Ancak Ebü'l-feth'in bir câmi‘i var. Bu mahalden kalkup yine dere
ve depeler
ve yedi kerre çayları yüz bir renc-i anâ ile güzer edüp cânib-i kıbleye 9 sâ‘at …
Bu kal‘anın aşağı deresinde meks olunup sağ tarafımızda evc-i âsumâne beraber bir yalçın kaya üzre kal‘a-i bâlâdır. Sene (---) Mısır pâdişâhı Yûsuf Selâhaddîn'in havfinden Ramazânoğulları şekl-i müdevver ulbe ve külek gibi inşâ etdiğinden elsine-i nâsda kal‘a-i Külek ve Küvlek ve Gülek ve kal‘ası derler seng binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Sene 872 târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Karamânoğlu'nun Varsak aşkiyâsı elinden feth edüp râh-ı huccâc emn [ü] emân oldu. Hâlâ Adana şehri eyâletinde Koson kazâsında ma‘mûr ve cebehâneli ve kal‘a dizdârı ve neferâtları ve kal‘a içre hâneleri vardır. Lâkin kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı yokdur ve halkı âsîlerdir. Her âdem kal‘aya çıkmağa cür’et edemez ve kal‘aya urûç etmesinde bir emr-i usîrdir. Çârsû-yı bâzârı ve hân ve hammâmdan bir alâmet yokdur. Ancak Ebü'l-feth'in bir câmi‘i var. Bu mahalden kalkup yine dere ve depeler ve yedi kerre çayları yüz bir renc-i anâ ile güzer edüp cânib-i kıbleye 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 19a ·
metinde göster ·
… nde yol açdılar. Ol gice yine azîm vezni üzre berf-i rahmet hazînesi yağup dere
ve depe
beyâz şepe ile leb-ber-leb olmuş. Ale's-sabâh yine cemî‘i yolları re‘âyâ vü ber …
Hikâye-i udhiketü'l-acîbe, güfte-i Molla Yahyâ-yı Şâmî: Sene 1045 târîhinde Revân kal‘asında mahsûr olan Murtezâ Paşa'yı muhâfaza içün Tabanıyassı Mehemmed Paşa efendimizle kal‘a-i Erzurûm'da kırk bin asker ile meştâda iken kal‘a-i Revân'ı Şâh muhâsara etdüğü haberi gelince Erzurûm'dan elli bin asker ile Revân'da Murtezâ Paşa'nın istihlâsına gitdikde bir mızrak boyu karı sökerek yüz bin renc-i anâ çekerek Erzurûm'dan iki merhale olan Deveboynu nâm mahalle yedi günde gücile varup kar üzre hayme ü hargâhlarımız kurup ol gice anda dipi ve boran ve kızıl kıyâmet çekerek andan yatup ale's-sabâh cümle çadırları kar bürümüş ve cemî‘i ümmet-i Muhammed üşümüş ve üç bin gurebânın elleri ve pâları donmuş, çürümüş ve niçe yüz at ve deve donmuş. Çadırları bozmağa ve ne atları kardan taşra çıkarmağa imkân olmayup Tabanıyassı ba‘zı piyâde ağaların Hasankal‘ası'na ve gayri kurâ ve kasabâtlara âdemler gönderüp on binden mütecâviz eli kürekli ve çapalı ve kazmalı re‘âyâ vü berâyâlar Deveboynu mahallinde yol açdılar. Ol gice yine azîm vezni üzre berf-i rahmet hazînesi yağup dere ve depe beyâz şepe ile leb-ber-leb olmuş. Ale's-sabâh yine cemî‘i yolları re‘âyâ vü berâyâlar tathîr etdükçe dipi ve borandan yine "Ne reh ne râh pür-peydâ. mazmûnunca on iki gün bu mihnet-i şedâ’idi çekmeden cümle ibâdullah ve sâ’ir mahlûk-ı Hudâ bîzâr olup cümle asâkir-i mihnet-zede Tabanıyassı Mehemmed Paşa üzre guluvv-i âm edüp "Behey Paşa bizi kırır mısın? Revân kal‘asın şâh alırsa bahâr eyyâmında 52a yine hâh nâ-hâh şâh-ı bî-penâh-ı gümrâhdan alırız. Hemân kalk Erzurûm'a gidelim" dediklerinde âkıbet-endîş paşa eydür: "Yâ pâdişâha sonra ne cevâb verelim?" dedikde cümle asker: "Biz cümlemiz pâdişâha arz ederiz. Siz dahi telhîs edüp azîz başın içün bu ibâdullahı Erzurûm'un bu sovuk cehenneminden halâs eylen, hemân dönelim!" deyü cümle asker vâveylâ vü feryâd etdiler. Âhiru'l-emr Deveboynun aşamayup Revân imdâdına gidemeyüp cümle asker-i İslâma avdet fermân olunup bu kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh Deveboynu nâm mahalde kar içinde kalup Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa nâmında bir ağamız cânından bîzâr olup kemerinden iki bin sikke-i hasene altunu ol beyâbânı kar bürümüş çadırı mahallinde gökyüzüne nazar edüp bir gök bulut pâresin nişân edüp zemîni hançer ile kazup ol hafircik içre mezkûr kemeri iki bin altun ile zemîne defn edüp "İşte bu semâdaki bulut, altındaki altunuma nişândır" deyüp cümle deve ve katarın çeküp düşe kalka Erzurûm'a gelüp yedi ay meştâda iken Avnik kal‘ası ve Ziyâeddîn kal‘ası câniblerinden Ekrâd beğleri ayağı likanlı ve pâları paçılalı birkaç Kürd âdemleri gelüp "Revân kal‘asın Murâd Hân yedi günde aldı. Hâlâ şâh yedi ayda döğe döğe alalı yedi gündür ve Revân kal‘asında olan ümmet-i Muhammedi kılıçdan geçirdi ve kal‘a milk-i mevrûsumdur, deyü Revân'da karâr edüp derûn-ı Revân'a yetmiş bin asker muhâfazacı kodu" deyü bu gûne muvahhaş haberi getirdikde Tabanıyassı efendimiz eydür "Kal‘a-i Revân gitdiyse cehenneme ammâ ol serdar kara dînli Kara Murtezâ niçe oldu?" dedi. Haber getiren Kürd eydür "Murtezâ Paşa gördü kim kal‘a içindeki asker amân ile kal‘ayı şâha verdiler. Ol dahi haste-hâl idi. Hemân parmağındaki elmas mührini yudup ciğeri pâre pâre olup merhûm oldu" deyince Tabanıyassı eydür: "Bre mürd oldu ve hortladı desene" deyü Kürde hitâb edüp yanında olan nedîmlerine eydür: "Efendiler! Revân kal‘asının elden gitmesi bir Kara Murtezâ dünyâdan gitmesine değmez mi?" deyüp safâ ve sürûr edüp Kürde bî-hisâb mâl ihsân edüp şâh-ı Acem'in Revân'a istîlâ etdüğün Murâd Hân'a telhîs edüp ulaklar ile gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b–52a ·
metinde göster ·
… dîm-i arz üzre tekâpû edüp niçe bin kerre bu kevn-i fesâdı berren u bahren dere
ve depesi
ile ve niçe bin enhâr-ı câriyyesiyle ve büldân [u] kılâ‘larıyla ve âb [u]88a …
Bi-kavl-i müverrihîn ü mü’ellifîn-i sâhib-hey’et ve cihân-dîde-i sun‘-ı Hudâ-yı yed-i kudret beyyin olan kitâb-ı atlas ve cogrâfiyyelerde ve kitâb-ı Papamuntalarda tahrîr etdikleri üzre bu vech-i dünyâ bahr-i Ummân içre cirmi dâ’iren-mâdâr seksen yedi bin mîl bir cezîre-i dünyâdır. Niçe bin hükemâ-yı kudemâ bu âlemde edîm-i arz üzre tekâpû edüp niçe bin kerre bu kevn-i fesâdı berren u bahren dere ve depesi ile ve niçe bin enhâr-ı câriyyesiyle ve büldân [u] kılâ‘larıyla ve âb [u]88a hevâsıyla ve cemî‘i ahcâr [u] eşcarâtiyle netîce-i kelam cemî‘i yed-i kudret ile halk olunan zerre ve şemme mikdâr-ı ibretnümâları ile bu dünyânın hey’et-i eşkâliyle ekâlîm-i seb‘ayı tarh edüp hatt-ı üstüvâdan tâ karanlık dünyâyı ve fethatâ lafzı târîhinde cânib-i garbda bulunan yeni dünyâ ve fethatâ lafzı târîhinde bulunan bahr-i Okyanûsu ve içinde olan cezâ’irleri ve cemî‘i ma‘âdinlerin dahi beyân etmişlerdir. Hakkâ ammâ bu cezîre-i dünyâ içre cemî‘i hey’et sâhibleri bu Atlas-ı bûkalemûnı kalem-i cevâhir-nisâr-ı gûyâ ile manzûrları olduğu üzre eyle terkîm eylemişler kim bu vec-i arzda cümle-i cümele yüz kırk sekiz aded cebel-i azîmler var. Niçe yüz bin sagîr u kebîr kûhlar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b–88a ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i Aşağı şehr: (---) Hânı kenarında bir dere
ve depeli
ve iki tarafı kayalı ve kal‘a şehre hâyil kaya üzre bâğlı ve bâğçeli, ma‘mûr u …
Sitâyiş-i Aşağı şehr: (---) Hânı kenarında bir dere ve depeli ve iki tarafı kayalı ve kal‘a şehre hâyil kaya üzre bâğlı ve bâğçeli, ma‘mûr u müzeyyen ve şîrîn bir şehr-i işret-karîndir, kim cümle on yedi mahalle ve üç bin aded sütûhları serâpâ çam tahtası ile mestûr serâpâ ahşâb elvâh ile ma‘mûr [u] âbâdân bir şehr-i imâristândır. Câ-be-câ tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hânedânlar vardır. Ammâ yine damları şındıra tahta örtülülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 95a ·
metinde göster ·
… mahlût olur. Eyle bir nehr-i azîm değildir ammâ evvel bahârda dağların ve dere
ve depelerin
karları sökün eyledikde deryâ gibi cereyân edüp niçe bin dıraht-ı müntehâları b …
Ba‘dehû Burgaz şehrinden cânib-i şimâle meyyâl ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre ubûr ederken nehr-i Ergene'yi atlar ile geçüp (---) sâ‘at gidüp bu nehr-i Ergene'nin ibtidâ tulû‘u Karadeniz sâhilinde Istıranca dağlarında hurûc edüp Uzunhacılı kurâsı cisrinden ubûr edüp gelir, bu Burgaz'dan geçer. Andan Edirne kurbunda Sultân Murâd-ı Evvel Koca Gâzî Hudâvendigâr cisri kim ana 108a Ergene cisri derler, yüz yetmiş köprüdür. Devlet-i Âl-i Osmân'da değil gayrı mülûklarda dahi böyle cisr-i azîm [ü] tavîl manzûrumuz olmamışdır. Mezkûr nehr-i Ergene bu cisrin altından ubûr edüp iner (---)(---)(---) Akdeniz'e mahlût olur. Eyle bir nehr-i azîm değildir ammâ evvel bahârda dağların ve dere ve depelerin karları sökün eyledikde deryâ gibi cereyân edüp niçe bin dıraht-ı müntehâları bîhından kal‘ edüp deryâya döker. Böyle bir çoşkun ve taşkın nehr-i zülâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
… üz hânedir. Cümle şındıra tahta örtülü bâğlı ve bâğçeli hânelerdir. Ensesi dere
ve depeli
bağlardır. Bir câmi‘i ve bir hânı var. Hammâmı yokdur. Ve yigirmi aded dükkân-ı …
Niçeler Ziştova derler. Niçeler Ziştavi derler. Niçeler Ziştva derler. Ammâ sebeb-i tesmiyyesi Zişva nâm bir Eflâk hatmanı binâsıdır kim Gâzî Hudâvendigâr Rûmeli'n feth [ü] fütûh etmeğe başladıkda anın havfinden Ziştva bu kal‘ayı binâ edüp ol ecilden Ziştva kal‘ası derler. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Bâyezîd-i Velî fethidir. Nigebolu sancağı hâkinde voyvadalıkdır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâlârıdır. Kethüdâyeri ve serdârı vardır. Kal‘ası, nehr-i Tuna kenarında bir yalçın püşte üzre şekl-i murabba‘ seng-binâ bir küçücük kal‘a-i ra‘nâdır. Cânib-i şarka bir kapusu var. Derûn-ı kal‘ada dizdârhânesi ve bir câmi‘i ve neferâthânesi ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve bir kaç şâhî topları var. Ve Tuna'ya nüzûl eder su yolları vardır. Ammâ cirmi ne kadar olduğu ma‘lûmum değildir. Yedi aded kullesinin zirve-i a‘lâları tahta şındıra örtülüdür. Ammâ kal‘anın hâricinde yine sâhil-i Tuna'da varoşu üç yüz hânedir. Cümle şındıra tahta örtülü bâğlı ve bâğçeli hânelerdir. Ensesi dere ve depeli bağlardır. Bir câmi‘i ve bir hânı var. Hammâmı yokdur. Ve yigirmi aded dükkân-ı muhtasarı vardır. Re‘âyâsı ekseriyyâ Eflâk ve Bulkar'dır. Ve a‘yânı yokdur. Ammâ bâğları çokdur. Ve hevâsı latîfdir. Andan (---) sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 113a ·
metinde göster ·
ve bayırlara vâkı‘ olup hânedân-ı azîmlerinin iki kapusu vardır. Bundan araba g …
Ve cümle hâne-i âbâdânları dere ve depe ve bayırlara vâkı‘ olup hânedân-ı azîmlerinin iki kapusu vardır. Bundan araba girüp çıkar, ammâ her bâr küşâde değildir. Ve biri küçük kapu büyük kapuya muttasıldır. Da’imâ andan girilüp çıkar, mu‘tâd-ı kadîmeleri ve ihtişâmları budur. Ve mevzûn minâre-misâl dûdkeş bacaları var kim bir diyâra mahsûs değildir. İllâ Sivas eyâletinde Köprü şehrinin bacaları 114b dahi serâmed dûdkeşleri vardır. Ve bu şehr-i Nigebolı gâyet ganîme şehir olduğundan halkı gâyet ganî ve bâbları meftûh ve ni‘metleri mebzûl ve garîbü'd-diyâr kimesneleri hânelerine da‘vet edüp ziyâfet ederler. Ve dâ’imâ a‘yânı re‘âyâ-perver olup fukarâyı himâye edüp birbirleriyle hüsn-i zindegâneleri vardır. Birbirlerine adâvet edüp nemmâm ü zemmâmlık etmeyüp münâfakat edeni şehirde komayıp cümle muhabbet üzre geçinüp akrabâ ve ta‘allukât olmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 114a–114b ·
metinde göster ·
… si ve Alalıdepesi. Bu zikr olunan tokuz aded yumru ve yamrı boz boz kayalı dere
ve depeler
mâbeyninde ve depelerin zirve-i a‘lâlarında kat-ender-kat birbiri üzre kârgîr b …
Filyoz sahrâsının tâ vasatında nehr-i azîm Meriç'in cânib-i cenûbu sâhilinde Çanlıtepe ve Boztepe ve Canbâzdepesi ve Sarâydepesi ve Nevbetdepesi ve Sâ‘atdepesi ve Bunarcudepesi ve Gürcîdepesi ve Alalıdepesi. Bu zikr olunan tokuz aded yumru ve yamrı boz boz kayalı dere ve depeler mâbeyninde ve depelerin zirve-i a‘lâlarında kat-ender-kat birbiri üzre kârgîr binâlı, bâğlı ve bâğçeli fevkânî ve tahtânî cümle-i cümele ahmer-gûn kiremit ile mestûrûn sarây-ı azîmler ve gayri büyût-ı ra‘nâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 134b ·
metinde göster ·
Filyoz sahrâsının tâ vasatında nehr-i azîm Meriç'in cânib-i cenûbu sâhilinde Çanlıtepe ve Boztepe ve Canbâzdepesi ve Sarâydepesi ve Nevbetdepesi ve Sâ‘atdepesi ve Bunarcudepesi ve Gürcîdepesi ve Alalıdepesi. Bu zikr olunan tokuz aded yumru ve yamrı boz boz kayalı dere ve depeler mâbeyninde ve depelerin zirve-i a‘lâlarında kat-ender-kat birbiri üzre kârgîr binâlı, bâğlı ve bâğçeli fevkânî ve tahtânî cümle-i cümele ahmer-gûn kiremit ile mestûrûn sarây-ı azîmler ve gayri büyût-ı ra‘nâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 134b ·
metinde göster ·
… üp yağlı poğaça ve şa‘îr ve gayrı metâ‘ satarlar. Andan yine cânib-i garba dere
ve depeleri
güzer edüp,
Bu rabta-i zîbâ henüz yevmen fe-yevmen imâr olmadadır. Mahbûbe Bulgar kızları müsâfirîne arz-ı cemâl edüp yağlı poğaça ve şa‘îr ve gayrı metâ‘ satarlar. Andan yine cânib-i garba dere ve depeleri güzer edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 136b ·
metinde göster ·
… yâ kârları aba ve ihrâm-bâflık ederler. Ve niçesi âhengerlik ederler. Zîrâ dere
ve depelerinde
demir ma‘âdinleri samakovı, ya‘nî çarhları vardır. Çekiçlerin su çarhları urar. …
Memdûhâtından bir şeyi meşhûr değildir. Mahbûb [u] mahbûbesi hod ûlâ bi't-tarîk yokdur. Nisvânları cümle beyâz aba ferrâce giyerler. Halkının ekseriyyâ kârları aba ve ihrâm-bâflık ederler. Ve niçesi âhengerlik ederler. Zîrâ dere ve depelerinde demir ma‘âdinleri samakovı, ya‘nî çarhları vardır. Çekiçlerin su çarhları urar. İnşâallah mahallinde tavsîf olunur. Ve ekseriyyâ halkı Bulgarca ve Voynıkca ve Sırfca tekellüm ederler. Zîrâ lisân-ı Bulgar bu şehirde iştihâr bulmuşdur. 147a Ve ol lisân-ı murdârı ihdâs [u] îcâd eden Lâdika nâm papas bunda mürd olmuşdur. Anınçün bu şehir halkı cümle lisân-ı Bulgarca bilirler. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 146b–147a ·
metinde göster ·
… arında vâki‘ olup ol nehirde demir ma‘deni olmağıla Kösdemir derler. Bir dereli
ve depeli
zemîne vâki‘ olmuş (---) sancağı hâkinde ve (---) ve nâhiyesinde beş yüz hâneli …
Der-vasf-ı kasaba-i sağîr Kösdemir: Kösdem nâmında bir nehir kenarında vâki‘ olup ol nehirde demir ma‘deni olmağıla Kösdemir derler. Bir dereli ve depeli zemîne vâki‘ olmuş (---) sancağı hâkinde ve (---) ve nâhiyesinde beş yüz hâneli bâğlı ve bâğçeli ve serâpâ kiremitli ma‘mûr hâneli, enhâr-ı revânı âb-ı hayât büleydecikdir. Bu uyûn-ı câriye-i sağîre Istıranca'dan ve Vize sarâyı ve Seregen kasabası dağlarından cem‘ olup bahârda tuğyân üzre revân olup nehr-i Ergene'ye mahlût olur. Bu büleydenin cümle bâğ u bâğçeleri bu âb-ı hayât sâhilindedir. Bir minâreli müfîd [ü] muhtasar bir câmi‘i ve beş aded hurde hânları ve yigirmi aded dükkânları ve bir tekyesi ve bir küçük hammâm-ı rûşenâsı var, gayri imâretleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 170b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i imâret-i büleyde-i Çatalca: 171b Bu şehrin imâristânı Çatal dağının zeyline vâki‘ olmağıla Çatalca derler. Kayalı ve dereli ve depeli iki çatal kûh-ı bâlânın cânib-i şarkîsi dâmeninde kıbleden cânib-i şimâle tûlânî vâki‘ olmuş iki bin adım dırâz bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı hayâtlı bâğ-ı İrem-misâl bir büleyde-i bî-misâldir. Eyyûb Sultân Mevleviyyeti nevâhîlerinden yüz elli akçe pâyesiyle mükellef kazâdır. Ve cümle (---) aded nâhiye kurâlarıdır. Hâkim-i örfi Çatalca bâğçesi üstâdıdır. Üç yüz bâğbân Aznavur bostâncılar ile zabt u rabt eder a‘lâ hükûmetdir. Tarafından subaşısı ve kethüdâyerisi ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve ayak nâ’ibi vardır. Ammâ İslâmbol karîb olmağıla müftî ve nakîbi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 171a–171b ·
metinde göster ·
Bu mezkûr cibâllerin mâbeyninde sehel derelü ve depelü vâsi‘ vâdî içre nehr-i Deyr-i Mesîh: Nehr-i Pül kenarında şekl-i muhammes Şeddâdî-misâl seng-tıraş ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Mezkûr uyûn-ı cârî kal‘a dîvârını döğerek şimâl cânibinde cereyân edüp beş sâ‘at aşağı nehr-i Furât'a munsabb olur. Ammâ ibtidâ tulû‘u şehrin cenûbunda Aspuzan dağlarından hurûc eder bir uyûn-ı sağîredir. Ammâ derûn-ı kal‘adan bu nehre kayalar içre nüzûl olunur su yolu vardır. Hîn-ı muhâsarada mütehassın olanlar andan def‘-i atşân ederler. Lâkin kal‘ası bir bülend püşte üzre değildir, bir zemîn püşte üzre vâki‘ olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 193b ·
metinde göster ·
… Kürdü dağında ol kadar zehir-nâk yılan ve çıyan ve akrep halk etmişdir kim dere
ve depelerinde
ve dağ ve bâğlarında mâl-â-mâl akrep ve çıyandır, ammâ bi-emr-i Hudâ bu cebel-i …
Cenâb-ı Bârî bunların tabî‘atına göre yılandan halk olan akrep ve çıyanı bu Sincâr dağında ve Saçlı Kürdü dağında ol kadar zehir-nâk yılan ve çıyan ve akrep halk etmişdir kim dere ve depelerinde ve dağ ve bâğlarında mâl-â-mâl akrep ve çıyandır, ammâ bi-emr-i Hudâ bu cebel-i Sincâr'da Hazret-i Nûh'un gemisi müstekar olduğu Sin Kayası nâm mahalde asla yılan ve çıyan ve akrebi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213a ·
metinde göster ·
Menzil-i Hazret-i Sultân Veys: Hazzo hâkinde bir dere
ve depeli
sengistân içre bir uyûn-ı sağîre kenârında (---)(---)(---)(---) bir âsitâne- …
Menzil-i Hazret-i Sultân Veys: Hazzo hâkinde bir dere ve depeli sengistân içre bir uyûn-ı sağîre kenârında (---)(---)(---)(---) bir âsitâne-i azîmde medfûn Hazret-i Veys'dir, ammâ Veys el-Karanî değildir. Anların kabr-i şerîfi diyâr-ı Yemen'de Karn şehrinde medfûnlardır. Ammâ bu Veys hazretleri Âl-i Abbâsiyân neslinden Sultân Veys ibn (---)(---). Pâdişâh iken kutbiyyete kadem basup âhiret pâdişâhı olmuşdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 220b ·
metinde göster ·
… evâhıklarına giydirüp esb-i sâfinâtına süvâr olup mehterhânesin döğerek ol dere
ve depeler
üzre "Azm-i şehr-i Bitlîs" deyü giderken hânın cümle musâhibleri bir âdemin baş …
Paşa dahi kendi kemerinden Sultân Murâd Hân hançerlerinden bir hançer-i {şerîfi} kendi eliyle hânın beline bend eyledi ve bir semmûr hâna ve üç kürk dahi evlâdlarına ve yüz yetmiş aded kuşaklık zer-ender-zer hil‘at-i fâhireleri hânın cümle tevâbi‘ u 221b levâhıklarına giydirüp esb-i sâfinâtına süvâr olup mehterhânesin döğerek ol dere ve depeler üzre "Azm-i şehr-i Bitlîs" deyü giderken hânın cümle musâhibleri bir âdemin başına üşüp gülüşerek şaka ve müsahhariyyât ederek gitmededirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a–221b ·
metinde göster ·
… âzistân ve niçe yüz hânedân vardır. Mâ‘adâ büyûtlar bâğ u bâğçesiyle cümle dere
ve depeler
üzre nümâyişli bir şehr-i ma‘mûrdur kim bu şehr-i Bitlîs Kürdistân diyârının âb …
Der-fasl-ı aded-i imâret-i hânedân: Yukarı iç kal‘ada ve aşağı varoş-ı kal‘ası içre on yedi mahalle ve tahrîr olunan on yedi dereler kenârında depeler üzre şehr-i Bitlîs'de cümle beş bin aded hâne-i zîbâlardır ve cümle hâk-i anber-i pâk ile mestûr büyût-ı ma‘mûrlardır. Ammâ niçesi birbirine havâle evlerdir. Zîrâ ekser mürtefi‘ hevâdâr zemîn-i âlîye vâki‘ olmuş hevâdâr sarây-ı ra‘nâlardır ammâ bu aşağı varoş hânelerini aşağı kal‘a ihâta etmemişdir. Aşağı kal‘ada ancak çârsû-yı bâzâr-ı bezzâzistân ve niçe yüz hânedân vardır. Mâ‘adâ büyûtlar bâğ u bâğçesiyle cümle dere ve depeler üzre nümâyişli bir şehr-i ma‘mûrdur kim bu şehr-i Bitlîs Kürdistân diyârının âb-ı rûyı ve bâğ-ı İremidir ve aşağı kal‘a ol kadar metânet üzre mebnî değildir, Allahu a‘lem Âl-i Abbâsiyân binâsıdır kim der-i dîvârı yalın-katdır. Cânib-i cenûbu tarafı dîvârını nehr-i (---) döğer. Gûyâ ol dere kal‘aya handak olmuşdur. Cümle (---) aded kapusu var, biri şark cânibine nâzır biri garb tarafına mekşûfdur. (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225a ·
metinde göster ·
Der-vasf-ı hevâ-yı hûb-ı câvidân: Gerçi bu şehr-i Bitlîs dereli
ve depeli
sâfî sengistân yere vâki‘ olmağile bed-hevâ olmak görünür ammâ ol kadar hevâsı …
Der-vasf-ı hevâ-yı hûb-ı câvidân: Gerçi bu şehr-i Bitlîs dereli ve depeli sâfî sengistân yere vâki‘ olmağile bed-hevâ olmak görünür ammâ ol kadar hevâsı latîfdir kim seher vaktinde sabâsı mukarrerdir. Şitâsında i‘tidâl üzre olduğundan halkı ten-dürüstdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 225b ·
metinde göster ·
… süzerek 228a Bitlîs deresi hûş u tuyûr ve gûnâ-gûn vahşî canavarlar ile dere
ve depeler
ile mâl-â-mâl hayvânâtlar olup lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ niçe yüz bin keklik şikâr o …
Ve eyle sayyâddır kim tülekhânesinde sayf [u] şitâda niçe yüz doğan ve çakır ve balaban ve zağanos ve şahin ve sayağı ve sunkur ve toygun ve kırgıl ve karcığa ve kücügez ve devlengeç ve karakuş ve atmaca ve karagöz nâm tuyûrları kendüye râm edüp Bitlîs derelerinde senede bir kerre keklik göçgünü mahallinde bir günde yetmiş bin keklik alduğu sicillâtda müsbetdir, ammâ bu şikâr hânın fermânıyla yılda bir kerre cümle aşîreti Kürdleri üç gün dağları süzerek 228a Bitlîs deresi hûş u tuyûr ve gûnâ-gûn vahşî canavarlar ile dere ve depeler ile mâl-â-mâl hayvânâtlar olup lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ niçe yüz bin keklik şikâr olunup üç ay bu mahallerde şehr-i Bitlîs içre keklik fürûht olunup ol mahalde cümle ahâlî-i Bitlîs koyun ve kuzu etlerinden müstağnî olurlar. Bu şikâra beyne'l-Ekrâd helû derler. Niçe yüz bin Ekrâdın hâyuhûları ile dağlar içre velvele-nâk olur
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b–228a ·
metinde göster ·
… ve dörd aded şâhî darbzenlere de âteşler olup Rahovası Bitlîs kayaları ve dere
ve depeleri
ra‘d-vâr gürleyüp sâ‘ikasından zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp Bitlîs Hân bu sa …
Ertesi gün ordu-yı İslâm'a dellâllar nidâ edüp on gün tekâüd fermân olunup mezbûr yigirmi iki aded cebehâne gemileri Tahtıvân limanına sâlimîn gelüp ve tüfeng şâdımânları olup cümle âlât-ı silâhlarıyla gemilerden çıkarup paşanın otağı önüne ale't-tertîb dizüp levâzımâtlarıyla âmâde oldukdan sonra ba‘de'l-asr serâperde-i vezîrde somât-ı Muhammedî tenâvül olunup gülbâng-ı Muhammedî sadâsı üç nevbet gelüp sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olup yetmiş bin guzâtın tüfenglerinden bir yaylım atup ve bir yaylım altı aded balyemez ve dörd aded şâhî darbzenlere de âteşler olup Rahovası Bitlîs kayaları ve dere ve depeleri ra‘d-vâr gürleyüp sâ‘ikasından zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp Bitlîs Hân bu sadâ-yı mûhişi istimâ‘ edüp "Hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ oldu." deyü haber geldi ve yevm-i mezbûrda top câmûslarına me’mûr olan ağaya haber gitdi. Ve ertesi gün bin iki yüz aded fil-i Mahmûdî-misâl câmûslar geldi ammâ dahi sağ kol Kürdistânı beğleri gelmedi ve paşa "Olmaya, illâ hayr!" deyü ığmâz-ı ayn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263b ·
metinde göster ·
… dillerin sözleri sahîh imiş ve bu gûne muhîl Ekrâd'[da]n mâ‘adâ Bitlîs'in dere
ve depelerde
ve cemî‘i ser-i püşte ve püştelerde der-beste olmuş dere ağızlarında niçe bin t …
Hakkâ ki Bitlîs derelerin derbend-i çalındır etmişler ve her kat meterislere kat-ender-kat benî Âdem doldurmuşlar. Hakkâ mukaddemâ Tahte'l-Van altında giriftâr olan dillerin sözleri sahîh imiş ve bu gûne muhîl Ekrâd'[da]n mâ‘adâ Bitlîs'in dere ve depelerde ve cemî‘i ser-i püşte ve püştelerde der-beste olmuş dere ağızlarında niçe bin tüfeng-endâz âdemler birbirlerine tirkeşüp gûnâ-gûn külbe vü haymeler ile cümle dağlar zeyn olmuş idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… udret u nusret verdi kim bu meterisler içre hammâm kubbesi kadar taşlar ve dere
ve depeler
ve niçe bin mülhid çukurları ve bâlâda tahrîr olunduğu üzre niçe bin kemîngâhla …
Ol yürüyüşde bizim Muhammedî aşîretinden ancak bir at ve bir âdem şehîd olup kırk âdem dahi mecrûh olup niçesi atdan tekerlenüp mecrûh olduğudur. Ammâ ol gün Cenâb-ı Allah bizim askere ol kadar kuvvet ü kudret u nusret verdi kim bu meterisler içre hammâm kubbesi kadar taşlar ve dere ve depeler ve niçe bin mülhid çukurları ve bâlâda tahrîr olunduğu üzre niçe bin kemîngâhlar ve kepânlar ve muhîl şeytanatlar var iken bi-emri Hudâ gûyâ asâkir-i İslâm'ın gözleri bu kadar akabe ve musîbetleri görmeyüp piyâdeler Amr-ı Ayyâr-vâr pertâb ederek ve atlılar bî-bâk u bî-pervâ at koparak kılıç urup kelle ve dil alırlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269a ·
metinde göster ·
… r olup 271a ahâlî-i kal‘a gördüler kim kal‘anın hâyilinde olan dağlar ve dere
ve depeler
giceden asâkir-i bî-pâyân ile mâl-â-mâl olmuş. Vakt-i seher kim oldu, beyt:
Bu minvâl üzre vakt-i fecr olup 271a ahâlî-i kal‘a gördüler kim kal‘anın hâyilinde olan dağlar ve dere ve depeler giceden asâkir-i bî-pâyân ile mâl-â-mâl olmuş. Vakt-i seher kim oldu, beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 270b–271a ·
metinde göster ·
… b-i sabâ-sür‘atler ağnâm olunmuş, gelüp otak önünde yığıldı ve dağlarda ve dere
ve depelerde
firâr edenlerden yedi yüz aded eli bâğlı ve ciğerleri dağlı şehbâz yiğitler get …
Ve bu mahalde karâr eden hânın akîbince kovmağa giden Malazgirdli Mehemmed Beğ gelüp atları kalmış ve askeri bî-tâb u bî-mecâl olmuş, ammâ hân firâr ederken dağlar içre bırakdığı atlar ve katır katarları ve bâr-ı sakîller ve gûnâ-gûn haymânlar ve otağ u çadır ve cümle bin yedi yüz aded merkeb ü katır ve iki yüz aded küheylân at-ı sâfinâtu'l-ciyâd misilli esb-i sabâ-sür‘atler ağnâm olunmuş, gelüp otak önünde yığıldı ve dağlarda ve dere ve depelerde firâr edenlerden yedi yüz aded eli bâğlı ve ciğerleri dağlı şehbâz yiğitler getirdiler kim her biri birer kal‘a değer gözleri yaşlı ve bağırları başlı ve âh u enînleri evce urûc eder âdemlerin her biri servi dalına benzer tüvânâ yiğitler idi. Bunların çoğu âzâd olup iki yüzü otak önünde dest-i cellâd-ı kazâda dendân-ı tîğ-ı âteş-tâbdan geçüp dehr-i denîden rû-gerdân oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 273a ·
metinde göster ·
… (---) aded dekâkîn-i sûk-ı sultânî-i bâzâr-ı hüsndür. Gerçi bu şehir bir dereli
ve depeli
zemîne vâki‘ olmuşdur, ammâ gâyetü'l-gâye ma‘mûr [u] âbâdân olduğundan çârsû-yı …
Cümle (---) aded dekâkîn-i sûk-ı sultânî-i bâzâr-ı hüsndür. Gerçi bu şehir bir dereli ve depeli zemîne vâki‘ olmuşdur, ammâ gâyetü'l-gâye ma‘mûr [u] âbâdân olduğundan çârsû-yı bâzârı ol kadar müzeyyen ve ma‘mûrdur kim gûyâ bu şehrin cümle esvâk-ı sultânîsi Haleb şehri ve Bursa şehri çârsûları gibi gâyet tertîb üzre tekellüflü binâ olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 22b ·
metinde göster ·
… ikişer üçer hammâm vardır. Gerçi bir küçük şehir görünür, ammâ sekiz aded dere
ve depe
ve dağ ve bayır ve deşt ve püşteler üzre birbiri üzre üçer dörder kat sarâylar …
Hakkâ kim ba‘zı sarâyda ikişer üçer hammâm vardır. Gerçi bir küçük şehir görünür, ammâ sekiz aded dere ve depe ve dağ ve bayır ve deşt ve püşteler üzre birbiri üzre üçer dörder kat sarâylar ve gayrı ağniyâ hâneleridir kim cümlesinin revzenleri cânib-i şarka ve şimâle nâzır dağlara yamanmış birbirinden âlî ve havâdâr ve kârgîr binâ büyût-ı ra‘nâlardır. Cümle kiremit ile mestûr la‘lgûn reng bir şehr-i bî-ceng, belde-i mu‘azzam, şehr-i garîb ü acîbdir, lâkin aşağı şehir etrâfında varoş hisârı yokdur, ammâ her tarafında tedrîbe kapuları vardır. celâlî ve cemâlîden mahfûzdur. 23a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 22b–23a ·
metinde göster ·
yerlerde bî-hisâb değirmenlerdir kim biri birinden suları cereyân edüp âsiyâbla …
Menzil-i Devne Değirmenleri: Bir dereli ve depeli yerlerde bî-hisâb değirmenlerdir kim biri birinden suları cereyân edüp âsiyâblardır. Cemî‘i Dobruca ve Deliorman halkı bu değirmenlere muhtâclardır ve her bir değirmen birer ze‘âmetden yahşıdır. Cemî‘i a‘yân-ı vilâyetin ve nısf paşazâdelerin Devne değirmenleri vardır. Sayf [u] şitâda âb-ı hayât suyu cârîdir. Hattâ Çelebi Sultân Mehemmed ibn Yıldırım Hân Ruscuk mukâbelesinde Yergöğü kal‘asın Eflâk hâkinde binâ ederken nehr-i Tuna'nın Demirkapusu'ndan saman ve kömür döküp bu Devne değirmenlerinden ve Yenehisâr'dan ve Çekmece göllerinden saman ve kömür çıkdığı müsbetdir. Anıniçün bu Devne değirmenlerinin suyu dâ’imdir. Bu Devne fezâsında Melek Paşa efendimizle meks edüp ale's-sabâh huzûr-ı paşada edâ-yı salât-ı fecri tamâm edüp hakîr Yâsin-i şerîfi tilâvet etdikden sonra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 29a ·
metinde göster ·
… eri ve (---) tarafından subaşısı vardır. şehri bir bayırlı eniş ve yokuşlu dere
ve depeli
yere vâki‘ olmuş bayırlar üzre kat-ender-kat biri biri üzre dar yerde ma‘mûr dâ …
Bir püşte-i âlî üzre kal‘asın Osmân Hân-ı Evvel harâb etmişdir. (---)(---) Bursa sancağı hükmünde yüz elli akçe kazâdır. (---) aded nâhiye kurâları vardır. Serdârı ve kethüdâyeri ve (---) tarafından subaşısı vardır. şehri bir bayırlı eniş ve yokuşlu dere ve depeli yere vâki‘ olmuş bayırlar üzre kat-ender-kat biri biri üzre dar yerde ma‘mûr dârlardır kim cümle on bir mahalle ve bin aded tahtânî ve fevkânî cümle kırmızı kiremitli (---) evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83b ·
metinde göster ·
… e (---) târîhinde feth edüp amâr etmişdir. Bu dahi Rûmeli eyâletinde bir dereli
ve depeli
zemîn-i çengelistânda şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir sa‘b ve metîn ve dolma pa …
Lisân-ı Sırf üzre rajina (---)(---)(---) derler. Kadîm a‘sârda Despot binâsı olup ba‘dehû Süleymân Hân sene (---) târîhinde feth edüp amâr etmişdir. Bu dahi Rûmeli eyâletinde bir dereli ve depeli zemîn-i çengelistânda şekl-i murabba‘dan tûlânîce bir sa‘b ve metîn ve dolma palanka kal‘adır. Subaşı ve dizdârı ve (---) aded kal‘a neferâtları var. Ve derûn-ı hisârda bir câmi‘ ve anbâr ve cebehâne ve neferât hâneleri var ve kal‘a hâricinde mükellef hânları ve birkaç dükkânları ve bağları var, ammâ bu kal‘a yolları gâyet muhâtara haydûd yollarıdır kim ihtirâz lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 110b ·
metinde göster ·
yere vâki‘ olup cümle sekiz yüz aded tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hâne-i zîbâ …
Sitâyiş-i varoş-ı Sirebne: şehri bir dereli ve depeli yere vâki‘ olup cümle sekiz yüz aded tahtânî ve fevkânî kârgîr binâ hâne-i zîbâların üstleri serâpâ tahta şindire örtülüdür ve cümle altı aded cemâ‘at add olunur ve cümle altı mihrâbdır. Evvelâ Sultân Bâyezîd-i Velî câmi‘i tarz-ı kadîm sâdece ma‘bedgâhdır kim kiremitli ve bir minârelicedir. Andan (---)(---)(---)(---)(---) Mâ‘adâ mesâcidlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 127b ·
metinde göster ·
… i bâlânın cânib-i şimâlinde ve semt-i yıldızında ve taraf-ı garbında bir dereli
ve depeli
zemînde Nehr-i Milaçka'nın yemîn ü yesârında topraklı bayırlar üzre birbirinden …
Mezkûr kal‘a-i bâlânın cânib-i şimâlinde ve semt-i yıldızında ve taraf-ı garbında bir dereli ve depeli zemînde Nehr-i Milaçka'nın yemîn ü yesârında topraklı bayırlar üzre birbirinden âlî kat-ender-kat bâğlı ve bâğçeli ve her hânedânı âb-ı revânlı tahtânî ve fevkânî ekseriyyâ kiremit örtülü ve ba‘zısı şindire tahta örtülü bacaları mevzûn hâne-i zîbâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128b ·
metinde göster ·