mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ
ve derk-i
esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
esfelden ve "veylün" deresinden nişân verir kûh-ı bâlâdır. Hattâ deryâ tarafı e …
Leb-i Bahr-i sefîd'de evc-i âsumâna çıkmış peyâz sa‘b kayalardır kim berhevâ tayerân eden mürğ-i zeyrek bu cebel-i bülendin üzerinden pervâz urup geçmede âcizdir. Hattâ cemî‘i müfessirîn sûre-i (---)Arapça âyeti bu Nakura Boğazı hakkına nâzil olmuşdur, derler" Akka kal‘asında medfûn Hazret-i Sâlih'in du‘âsı berekâtıyla bu kûh-ı bâlâ üzre teng ü zıyk yol açılmış ammâ yine deve ve katır ve yüklü hımâr geçmek ihtimâli yokdur, ancak piyâde âdem geçer. Ba‘dehû Melikü't-Tâhir Akka kal‘ası fethine gitdikde sehel yolların tathîr etmiş. Niçe mülûkler dahi bu Nakura Boğazı'n açmışlar, ammâ yine sa‘bdır. Leb-i deryâ tarafına âdem bakmağa cür’et edemez. Zîrâ çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden ve "veylün" deresinden nişân verir kûh-ı bâlâdır. Hattâ deryâ tarafı evc-i semâyâ ser çekmiş kayalarının altları kûh-ı bî-sütûn gibi boşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
… Ve bu Deliklikaya kapusundan aşağı âdem bakmağa cür’et idemez. Gûyâ câh-ı gayyâ
ve derk-i
esfeldir. Andan,
Binâ-yı ibret-nümâ-yı râbi‘: Bu hân-ı azîmi ve önündeki cisr-i kadîmi binâ eden Hümâ Hâtûn Sultân'dır kim Âl-i Abbâsiyân'ın ırk-ı tâhirinden Sultân Evhadullah'ın duhter-i pâkîze-ahteridir kim şehr-i Bitlîs'de niçe yüz hayrât-ı mütekâsireleri vardır. Ol hâtûn-ı Adeviyye'nin bir hayrât-ı ibret-nümâsı dahi oldur kim şehr-i Bitlîs'den cânib-i cenûba meyyâl dere aşağı giderken Kefindir kal‘ası kurbünde Deliklikaya nâm bir kaya-yı seng-i hârâda bir kapu vardır. Cemî‘i tüccârân ü züvvârân-ı seyyâhân-ı berr u bihâr bu bâbdan geçmeyince şehr-i Bitlîs'e gelemez ve kal‘a-i Hazzo'ya varamaz. Ol Deliklikaya mahalli evc-i âsumâna ser çekmiş çakmak taşından nişân verir bir seng-i hadîddir. Ol hâtûn-ı hümâcân niçe yüz aded hazîne-i mâl-ı firâvân sarf edüp bu seng-i hârâyı üstâd-ı kûhkenlere nakb etdirüp memerr-i nâs ve tarîk-ı âmm [u] hâss-ı ünâs etdirmişdir kim görenin aklı perîşân olur. Makdûr-ı beşer değildir. Bir kâr-ı akâriyetdir kim âdem dem-beste ve hayrân olur. Hattâ bu kapu mahallinde bir âdem hû deyü bir na‘ra etse cemî‘i dağlardan bir sâ‘ika-i mehîb istimâ‘ olunur kim âdem gaşş u mebhût olur. Ve bu Deliklikaya kapusundan aşağı âdem bakmağa cür’et idemez. Gûyâ câh-ı gayyâ ve derk-i esfeldir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 226a ·
metinde göster ·
… -i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ
ve derk-i
esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak ş …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
… ve hammâm kubbeleri gibi sahrâ-i kebîrler var ve niçe yüz bin mülhid çukurları
ve derk-i
esfel ve gayyâ dereleri ve sakarr belleri ve gayyâ yokuşları ve usret paçarizle …
Sergüzeşt-i diğer garâ’ib: Mâh-ı Ramazân'ın yine (---) günü bin mikdârı güzîde asker ile paşa yine hân meterislerinin cenûb taraflarında olan meterisleri seyr etmeğe gidüp cümle meterislerin önleri ve ardları yığın yığın fil cüssesi kadar seng-i hârâlar ve hammâm kubbeleri gibi sahrâ-i kebîrler var ve niçe yüz bin mülhid çukurları ve derk-i esfel ve gayyâ dereleri ve sakarr belleri ve gayyâ yokuşları ve usret paçarizleri etmişler kim niçe bin kepân u akabeler var kim vasfı kâbil değildir. Ve niçe bin çukur dûzah yerleri ve niçe bin pusu yerleri etmişler kim "Hîn-i ma‘rekede Osmânlı yürüyüş etmesin." deyü niçe bin muhîl şeytanatlı dıraht-ı müntehâlar ve kırıntılar ve çarh-ı felekler döküp şehr-i Bitlîs'i bu günkü cenge mâni‘ olacak paçarizler ile kat-ender-kat kuşatmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 265b ·
metinde göster ·
… b-i (---) urûc olunur. Ancak bir yolu vardır ve cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan
ve derk-i
esfelden nişân verir mahsûldâr âb-ı revânlı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir …
Bu gûne ta‘rîf u tavsîfden murâd oldur kim bu kal‘a-i İmâdiyye cemî‘i Kürdistân'ın ve Arab u Acem'in tâ ortasında vâki‘ olmuş kal‘adır kim cânib-i etrâfında olan seng-i hârâlarında niçe kerre yüz bin gûne murg-ı vahşî âşiyân dutmuş İmâdeddîn kal‘asıdır. Cânib-i (---) urûc olunur. Ancak bir yolu vardır ve cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden nişân verir mahsûldâr âb-ı revânlı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir tarafından kal‘aya zafer mümkin değildir. Bu derelerin mâbeyninde vâki‘ olmuş seng-i hârâlar üzre bir kal‘a-i yed-i kudretdir kim her tarafından aşağı nazar edenin zehresi çâk olur. Gerçi böyle seng-i bâlâ üzre niçe sa‘b hisâr-ı metîneler var ammâ daracık kal‘a-i sağîrelerdir. Ammâ bu İmâdiyye şâhikası bir vâsi‘ sahrâlı ve çemenzâr yerli ve hân sarâylı ve bâğlı u bâğçeli ve servî dırahtlı ferah-fezâ yalçın kayalı zemîndir kim bu kûh-ı bülendi bir âdem (---) sâ‘atde devr eder. Niçe yeri 378a arz-ı hâlî olduğundan mâ‘adâ şehrin cümle mezâristânı kal‘a içindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 377b–378a ·
metinde göster ·
… er bu Okna mağârâları cahîmin mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek gûyâ çâh-ı gayyâ-yı
ve derk-i
esfeli vasf eylemiş oluruz. Allâhümme âfinâ.
Kûh-ı Okna: Cümle dağı ve taşı tuzdur kim dağları esîr ve mücrimler delüp mağârâlardan kaya kaya tuz çıkarırlar. Başka vâmoş kefere hâkimi vardır. Bunda iki yüz aded ümmet-i Muhammed esîr bulup cümlesin mağârâlardan çıkarup halâs etdik, ammâ niçesi güneş görünce merhûm olup anda defn etdik. Niçesi bizimle atlara binüp giderken merhûm olup anlardan az kimesne halâs oldu. Eğer bu Okna mağârâları cahîmin mâ-vaka‘ı üzre tahrîr eylesek gûyâ çâh-ı gayyâ-yı ve derk-i esfeli vasf eylemiş oluruz. Allâhümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 102b ·
metinde göster ·
… menzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine
ve Derk-i
esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna se …
Bu kal‘anın cânib-i erba‘ası çep çevre birer top menzili ba‘îd havâleli dağlardır, ammâ Gırıblan dağı pek yakın havâledir kim Melek Ahmed Paşa'nın bir gulâmı bu kayadan derûn-ı hisârda olan küffârın birisinin başına bir ok urup kâfiri depeledi. Tâ bu mertebe karîb bir ok menzili bir havâle dağdır, ammâ bu dağlardan aşağı inerken gûyâ Gayyâ deresine ve Derk-i esfel deresine inilüp kal‘a bu derelerin ortasında vâki‘ olmuş evc-i âsumâna ser çekmiş gûnâ-gûn yalçın kayalar üzre şekl-i müseddes bir şeddadî seng-i tırâş ahcârât-ı mücellâlar ile mebnî bir kal‘a-i kavîdir. Gerçi havâleleri çokdur, ammâ aşağı kal‘a dibine varıldıkda kal‘anın zirve-i a‘lâsı semâda kalır. Bir vecih ile bu kal‘aya yürüyüş olmayup zafer mümkün değildir. İllâ muhâsara ile yâhûd havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân ile vere edüp feth ola, ammâ bu kal‘a gûyâ bir kâse içindedir. Etrâfları kâse kenârları havâlesi yerleridir. Kal‘anın kendisi kâse içinde bir sivri pilav depesidir. Ancak bir yolu ve bir kapusu var. İçinde küffâr mâl-â-mâl olup hamd-i Hudâ asker-i İslâma bir top atmayup etrâf [u] eknâfların guzât-ı müslimîn nehb u gâret edüp mâl-ı ganâ’imle muğtenim oldular, ammâ kal‘a döğülmedi ve bu Kilis'in cânib-i garbındaki dağ başlarından leb-i deryâda kâfirin İspilet kal‘ası nümâyân idi. Andan kalkup bir azîm dereler içre gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138a ·
metinde göster ·
… berîn ve huld-i irem ve ılliyyîn ile bir dâr-ı cahîm ve sa‘îr ve sakar ve gayyâ
ve derk-i
esfel veyl ve tamu tasvîrlerin yazmağa kâdir değillerdir.
Netice-i kelâm bu cennet ve cehnnem ve mîzân ve sırât tasvîrlerin üstâd-ı nakkâş eyle tahrîr ve tasavvur etmiş kim gûyâ sihr-i i‘câz Fireng-pesend nakş-ı Fireng-i Mânî etmişler. Eğer nakkâşân-ı Acem ve Rûm'dan Erjeng ve Bihzâd ve Şâhkulu ve Ağa Rızâ ve Murdâr âleng(?) nâm nakkâşân-ı benâm cümle bir yere gelüp böyle Fireng pesende Firdevs ve Adn-i berîn ve huld-i irem ve ılliyyîn ile bir dâr-ı cahîm ve sa‘îr ve sakar ve gayyâ ve derk-i esfel veyl ve tamu tasvîrlerin yazmağa kâdir değillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
esfelden nişân verir bir zindânı var kim el-iyâzu billâh cümle mücrimleri ve cü …
Ve bu iç kal‘anın iki kapusu arasında çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir bir zindânı var kim el-iyâzu billâh cümle mücrimleri ve cümle kanlıları ve cümle şehir a‘yânlarının üsârâların bunda haps ederler. Her sabâh yine lâzım olan üsârâları ve salb u katl olunacak kâtil ve harâmîleri kemend ve dollâblar ile sicinden çeküp esîrleri sâhiblerine ve kâtilleri cellâdlara teslîm edüp cellâdlar da kâtilleri teslîm-i rûh etdirirler. Cemî‘i serhadlerin sicinlerinde Budin sicni gibi amîk ve muzlim ve seccânları gibi zâlim ve gaddâr ve bî-rahm ve bî-amân kâtı‘u'r-rahm zindânbânlar yokdur. Ve cümle paşa cellâdları da bunda sâkinlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81b ·
metinde göster ·
… r ve handak olacak ve kazılacak yerleri olmayup cânib [ü] etrâfları çâh-ı gayyâ
ve derk-i
esfelden nişân verir uçurum yerlerdir. Ve cümle kayalarında gûnâ-gûn vahşî hûş …
Etrâfında aslâ handakı yokdur ve handak olacak ve kazılacak yerleri olmayup cânib [ü] etrâfları çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurum yerlerdir. Ve cümle kayalarında gûnâ-gûn vahşî hûş [u] tuyûrlar âşiyân etmişler kim birinin saydları mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 135a ·
metinde göster ·
Ve bu dağların uçurum olan muhâtara dereleri gûyâ gayyâ dereleri ve derk-i esfel dereceleridir. Hudâ hakkiyçün âdem bu derelere bakmağa cür’et edemeyüp gözleri kararır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
… ir kat demir kapudur. Etrâfında aslâ handakı yokdur. Neretva tarafı çâh-ı gayyâ
ve derk-i
esfelden nişân verir uçurum kayalardır.
Eşkâl-i zemîn-i sûr-ı üstüvârı: Nehr-i Neretva'nın cânib-i şarkîsi kenârında, ya‘nî Bolagay kal‘ası tarafında bir hayli bâlâ bir püşte-i a‘lâ yalçın kaya üzre bir küçücük sûr-ı esfeldir, ammâ gâyet sa‘b ve metîn kal‘adır. Cânib-i şarka mekşûf bir kat demir kapudur. Etrâfında aslâ handakı yokdur. Neretva tarafı çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurum kayalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 161b ·
metinde göster ·
… ldan âdem geçerken aşağı nazar etse zehresi çâk olur. Üç bin adım aşağısı gayyâ
ve derk-i
esfel deresinden nehr-i Yadra sâ‘ika gibi gürleyüp cereyân eder.
Ve kal‘a hâricinde bir su sarnıcı var ve ancak bir yolu var, gâyet sarp yol olmağile yolun yemîn ü yesârına Şeddâdî binâ ile korkuluk binâ etmişler, zîrâ bu yolda niçe kerre atların ve âdemlerin ayakları sıyrılup niçe yüz hayvânâtlar hezâr-pâre olmuşlardır. Ol ecilden yolun tarafeynine korkuluk yapmışlardır. Bu yoldan âdem geçerken aşağı nazar etse zehresi çâk olur. Üç bin adım aşağısı gayyâ ve derk-i esfel deresinden nehr-i Yadra sâ‘ika gibi gürleyüp cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168b ·
metinde göster ·
Ve bu cennete karşılık bir muzlim küncde elli adım mikdârı tûlı bir dîvâr yüzüne bir cehennem tasvîri yazmış kim hakîr gördükde sûre-i Fâtiha'da Arapça okudum. Ve mîzân ve terâzûyi görüp sûre-i Rahmân'da 61aArapça âyetin okudum. Ve derk-i esfel deresin gördükde sûre-i (---)Arapça âyetin tilâvet etdim. Ve çâh-ı gayyâyı gördükde sûre-i veylün li-külli âyetin kırâ’at etdim. Veyl deresi ve Sakar yokuşu ve Tamu deresi ve Siccîn deresi ve Sa‘îr beli ve gayri gûnâ-gûn cehennem derecelerin üstâd nakkaş-ı Freng-pesend bir nakş-ı Freng-i Mânî etmiş kim bir kerre ol cehennem içinde ibâdullâhın neft ü katrân ve âteş içinde büryân olup zebânîler elinde giryân olup mâlikler kırbaçlar ile halkı urarak akreb ve yılan ve çıyan ve develer boynu kadar engerekler âdemleri sokarak bu âlâm-ı şedâi’dlerin tasvîrâtların görenler tabî‘at-i Nemrûdiyyetden ve Fir‘avn ve Kârûn ve Şeddâdiyyet tabî‘atinden ve hümeze ve lüzeme ve zemmâm ü nemmâm u fâsık u fâcir ü zânî ve lûtî ve ribâhor ve hamir-nûş olup cemî‘i ahlâk-ı zemîmelerden tâ’ib ve tâhir olur, ol azâb-ı elîm tasvîrlerin görüp yemeden içmeden berî olup bir künc-i mihnetde savma‘asında bakıyye-i ömr-i girân-mâyesin tâ‘atla geçirüp çirkef-i dünyâdan el çeküp "Emir Allâh'ın, cennet olmazsa bârî cennet ve cehennem ortasında a‘râf olsun" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 60b–61a ·
metinde göster ·
… n şâhîn ve kartal yuvalı kuş tırnağı ilinmez kayalardır kim aşağısı çâh-ı gayyâ
ve derk-i
esfelden nişân verir uçurumlardır.
Ammâ bu kal‘a aşağı eski Salâcık kal‘asının üstünde bu kal‘a evc-i âsumâna su‘ûd etmiş bir kırmızı yalçın kaya üzre şekl-i bâdemî bir kudret kal‘asıdır kim cirmi sekiz bin adım bir kayadır. Cânib-i erba‘asında aslâ kal‘a dîvârı yokdur, zîrâ her tarafı biner arşın şâhîn ve kartal yuvalı kuş tırnağı ilinmez kayalardır kim aşağısı çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir uçurumlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122b ·
metinde göster ·
Dest-i Âl-i Osmân'da olan sa‘b hisârlardan bu kal‘a-i ibret-nümâ ne kal‘a-i Van'a benzer ve ne kal‘a-i Mardin'e ve ne kal‘a-i Dühek'e ve ne kal‘a-i İmâdiyye ve ne Akra'ya ve ne Sincâr'a ve ne Birecik ve ne Mekü ve ne Kırım'da Menkûb kal‘alarına benzer bir kal‘a-i dest-i kudretdir, zîrâ cânib-i erba‘ası kûh-ı Bî-sütûn-misâl çâh-ı gayyâlar ve derk-i esfelli dereli ibret-nümâ kal‘a-i bî-hemtâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
Ammâ bu kazılan Or'u temâşâ etdim. Gûyâ sakar dereleri
ve derk-i
esfel gayyâları var kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. İki yanları eflâke se …
Ammâ bu kazılan Or'u temâşâ etdim. Gûyâ sakar dereleri ve derk-i esfel gayyâları var kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. İki yanları eflâke ser çekmiş dağlar gibi yığılmış topraklar var. Hâlâ bu Or'un içinde iri dıraht-ı müntehâlar hâsıl olup ba‘zı zamân kış katı olsa bu handak içinde Kalmık sâkin olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 175a ·
metinde göster ·
Sitâyiş-i varoş-ı şehr-i Zihne: Bu belde sâfî gayyâ
ve derk-i
esfel-misâl uçurum ve bayırlı mahûf u muhâtara yerlerde ve bir kırmızı topraklı …
Sitâyiş-i varoş-ı şehr-i Zihne: Bu belde sâfî gayyâ ve derk-i esfel-misâl uçurum ve bayırlı mahûf u muhâtara yerlerde ve bir kırmızı topraklı zemîn-i bâlâ-yı cihân-nümâda cümle iki aded mahalle-i bülendedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 218b ·
metinde göster ·
esfel-misâl uçurumdur ve dereli ve depeli yerlerdir. Şehir dahi bir dereli ve d …
Ve bu kal‘anın iki tarafı çâh-ı gayyâ ve derk-i esfel-misâl uçurumdur ve dereli ve depeli yerlerdir. Şehir dahi bir dereli ve depeli vâsi‘ öz içinde cümle 4.000 aded kiremitli ve bâğ u bâğçeli ve her hânede birer âb-ı hayât cârî olmuş tahtânî ve fevkânî kârgîr binâlı ma‘mûr u müzeyyen hânedân-ı zîbâlardır. Cümleden Bekir Efendi sarâyı ve Mustafâ Ağa sarâyı ve (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) meşhûr büyûtlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 233a ·
metinde göster ·
… iş bir kal‘a-i azîmdir, ammâ kıble ve cenûb tarafları ne‘ûzü billâh çâh-ı gayyâ
ve derk-i
esfel-misâl uçurum yüz kulaç kayalar olmağile ol taraflarında kal‘a dîvârları v …
Mezkûr iç kal‘aların şarkîsi ve şimâlîsi ve yıldız rûzgârı ve garbîsi tarafların ihâta etmiş bir kal‘a-i azîmdir, ammâ kıble ve cenûb tarafları ne‘ûzü billâh çâh-ı gayyâ ve derk-i esfel-misâl uçurum yüz kulaç kayalar olmağile ol taraflarında kal‘a dîvârları ve ebrâcları yokdur ve lâzım da değildir. Bu kulle şekl-i muhammes olup dâ’iren-mâdâr cirmi kâmil tokuz bin germe adımdır. Bir tarafında aslâ handakı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
… atlayup helâk olmazlar, zîrâ âdem aşağı baksa gözü kararır kim gûyâ çâh-ı gayyâ
ve derk-i
esfeldir. Bu diyârın halkı alışup bir köyden bir köye gitmeğe aşağı dereleri bi …
Der-beyân-ı ibret-nümâ-yı cebel-i Narda: Şehr-i Narda'dan cânib-i şimâle nısf merhale gidüp nehr-i Narda üzre tâ kâfir zamânından beri bir derk-i esfel-vâr bir derenin iki tarafındaki evc-i âsımâna ser çekmiş bir kayadan bir kayaya iki kat yan yana çekilmiş âdem uyluğu kalınlığı demir zencîrlerden bir köprü edüp zencîrler üzre yaban asmasından çitler örüp bir musanna‘ cisir olmuş. Üstünden her bâr benî âdem geçer ammâ ol âdemlerin zehresine aşk olsun kim ödleri çatlayup helâk olmazlar, zîrâ âdem aşağı baksa gözü kararır kim gûyâ çâh-ı gayyâ ve derk-i esfeldir. Bu diyârın halkı alışup bir köyden bir köye gitmeğe aşağı dereleri bir günde dolanmayup bir ânda bu cisr-i silsileden geçüp Kalabakkaya'ya ve Tırhala şehrine giderler. Ammâ rûzgâr urdukça bu zencîr cisir salıncak gibi salınır, lâkin hemân benî âdem ubûr eder. Yohsa at ve katır ve sığır ve câmûs geçemezler, ammâ bu hakîr-i pür-taksîr gördüm ki bir sürü koyun geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 346a ·
metinde göster ·
Ve kal‘ası Davaz sahrâsının cenûbunda ve bir mürtefi‘ yalçın kaya üzre şekl-i murabba‘ bir yed-i kudret kal‘a-i serâmeddir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi üç bin adımdır. Ve ancak cânib-i şarka nâzır bir demir kapusu vardır. Bu kapu önüne çâh-ı gayyâdan nişân bir handakı var. Celâlî tahassun etmesin içün kazmışlar, mürûr-ı eyyâm ile rimâl türâb ile pür olmuş. Eğer tathîr olunsa bu kal‘a sedd-i Ye’cûc-misâl olurdu, zîrâ bu kal‘a kayasının cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y96b ·
metinde göster ·
esfelden nişân verir kesme kayalı handakdır. Ve kal‘anın vücûdu dîvârlarından t …
Hakkâ ki bir handak-ı amîkdir kim çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden nişân verir kesme kayalı handakdır. Ve kal‘anın vücûdu dîvârlarından taşra ana handakın eni ba‘zı yeri bir tîrkeş oku menzilidir ve ba‘zı yeri el taşı menzilidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y114a ·
metinde göster ·
"Bundan böyle gayri havf etmen" deyü 4 sâ‘at semâya ser çekmiş dağlar
ve derk-i
esfele enmiş gayyâ dereler ve mahûf u muhâtara kısık kayalı Y 150b boğazlar v …
"Bundan böyle gayri havf etmen" deyü 4 sâ‘at semâya ser çekmiş dağlar ve derk-i esfele enmiş gayyâ dereler ve mahûf u muhâtara kısık kayalı Y 150b boğazlar ve sa‘b ve uçurum yollar ile ve gâh leb-i deryâ sengistânı ile yüz bin renc [ü] anâ çekerek ve Hudâ âlimdir, atlar ayak basacak yer keff-i mîzân kadar toprak bulmayup düşe kalka piyâde ve bî-dermân cânımızdan ol şiddet-i harâretde bî-zâr olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y150a–Y150b ·
metinde göster ·