… e bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri
ve ester
ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ …
Van eyâleti hükmünde Van deryâsı sâhilinde Taht-ı Van subaşılığına iki menzildir. Bitlis'e bir menzil-i dırâz-ı azîmdir. Tevârîh-i Şerefnâme kavli üzre bu medîne-i Muş Âzerbâycân-ı Ermen şehirlerinden bir şehr-i azîm idi. Âd ibn Şeddâd Van deryâsı zemîninde evc-i âsumâna beraber bir sedd-i âlî binâ edüp, hâşâ sümme hâşâ Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet ile ceng etmeğe kasden ol seddi Şeddâd itmâm etdikde Cibrîl-i emîn emr-i İlâh ile ol seddin zîrinden kanât urup evc-i asmâna ol kadar çıkardı kim cümle bennâların feza‘ [u] ceza‘ların cemî‘i kerrûbiyân istimâ‘ edüp Allah'ın azabından isti‘âze ederlerdi. Ol binâyı Cibrîl-i emîn dörd pâre edüp rûy-ı zemîne eyle urdu kim bir pâresinden Karadeniz zâhir oldu, bir pâresi zarbından bahr-i Hazer zâhir oldu ve bir pâresinden Tebrîz deryâsı âşikâre oldu ve bir pâresi zarbından bu Van deryâsı zâhir olup gayri ammâllerin kamusu itleri ve ester ü üştürleriyle taş taşırlarken cümle taş olmuşlardır. Hâlâ cümle mahlûk-ı Hudâ Van deryâsı garbî sâhilinde Râhova nâm mahalde taş olan mahlûklar kimi berpâ durur kimi çöküp yüklenmiş durur, kimi münhedim olmuş durur temâşâ-yı ibret-nümâdır. Ba‘dehû Van deryâsının şimâlinde Adilcevâz kal‘ası kurbundaki Sübhân dağında hâlâ mahbûs durup kırk elli senede bir sadâsı istimâ‘ olunup yetmiş seksen senede bir kerre beş on gün Sübhân kayasından kuyruğu çıkan ejder-i heft-ser ol asırda rehâ bulup cemî‘i Nemrûdîleri tenâvül edüp bi-emr-i Hayy-ı Kadîr yine mezkûr ejder Sübhân dağındaki gârına girüp mahbûs olur. İnşâ’allah bu ejder dahi Van-ı sedd-i îmân seyâhatinde manzûrumuz olduğu minvâl üzre tahrîr olunur. Ba‘dehû yine Nemrûd-i la‘în kavmine Cenâb-ı Hayy-i Kadîr Muş sahrâsından bir fâre-i azîm hâsıl edüp cümle Nemrûdîleri tenâvül edüp şehr-i Muş ahâlîsin helâk etdüğüyçün şehr-i Mûş derler. Zirâ bu şehir kurbunda mûşun tulû‘ etdüğü gâr-ı azîm nümâyândır. Bu gâr içinde olan gûnâ-gûn fâre ve sıçan ve pündika ve mûş bir diyârda yokdur. Ammâ bi-emri Hudâ İskender Filikos'u tılsımı sebebiyle Muş sahrâsına aslâ sıçan olmaz. Ammâ kadîm zamânda mûş-ı kebîr sebebiyle mûş şehri derler. Sene (---) târîhinde Âl-i Osmân üzre Timur-ı bî-nûr hurûc etdikde bu şehr-i Muş'u ve kal‘asın harâb [u] yebâb ve halkın kebâb ü hânelerin turâb edüp hâlâ âsâr-ı azîmleri zâhir ü bâhirdir. Ancak bir kasaba-misâl bir ma‘mûr büleydedir kim Muş sahrâsında ağzında bir cebelin zeylindedir. Bu şehr-i harâbın seyr [u] temâşâ edüp ertesi cânib-i şimâle yine sahrâ-yı Muş içre (---) sâ‘atde gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87a ·
metinde göster ·
… seng-i hârâların râhın tarafeynine yığmışlar. Mâ-tekaddem bu râhda at ve üştür
ve ester
gark olurmuş. Tathîr olup bir hayrât-ı azîme olmuş kim sâhibü'l-hayrâtın Cenâb- …
Andan kalkup gâh eniş gâh yokuş ammâ bu râhı dahi Vâlide Sultân tathîr etdirüp seng-i hârâların râhın tarafeynine yığmışlar. Mâ-tekaddem bu râhda at ve üştür ve ester gark olurmuş. Tathîr olup bir hayrât-ı azîme olmuş kim sâhibü'l-hayrâtın Cenâb-ı Bârî sırât-ı müstakîmin böyle tathîr edüp selâmetle ubûr edüp Cennet-i a‘lâ müyesser ola, âmîn.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y258b ·
metinde göster ·
… n yumakların vererek su gibi âdem deryâsı akardı. Anıniçün bu kadar at ve üştür
ve ester
ve hımâr kalmasının aslı oldur.
Bu havfi mülâhaza edüp Müzeyrib'den bu mahalle gelince bir yerde Ulâ ve Ma‘ân'dan gayri yerde ârâm etmeyüp yigirmi beş sâ‘at otuz sâ‘at yollar yürüyüp herkes cenbinden beksumât yiyerek yola giderek develere dahi giderken yumakların vererek su gibi âdem deryâsı akardı. Anıniçün bu kadar at ve üştür ve ester ve hımâr kalmasının aslı oldur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y276a ·
metinde göster ·