… gece Gülâbî Ağa anda aç susuz bî-tâb [u] bî-mecâl kalup Unkapanı'ndaki hânedânı
ve evlâd
[u] ensâbları hâtırına gelüp,
"Telezzüz-i dünyâdan ve cümle mâsivâdan kat‘-ı alâka etdi ise bu âsitâne-i Kırklarda ber-hordâr olup kendüyi Nücebâ Alî'nin postuna koruz. Safâ geldin kişi" deyü Gülâbî Ağa'ya ta‘zîm edüp üç gün üç gece Gülâbî Ağa anda aç susuz bî-tâb [u] bî-mecâl kalup Unkapanı'ndaki hânedânı ve evlâd [u] ensâbları hâtırına gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 38a ·
metinde göster ·
Mesîregâh-ı mastaba-i Süleymân Hân: Bizzât Süleymân Hân sene (---) târîhinde diyâr-ı Alaman serhaddinde kal‘a-i Sigetvâr gazâsına teveccüh etdiklerinde Balı Efendi hazretleri hayâtda olmak ile azîz-i merkûma buluşmak içün korusuna gelüp bu kadar bin asker ile cây-ı emân olan korusuna konup askeri koruyu kırup haymelerin kurup meks ederler. Balı Efendi azîz bu hâli istimâ‘ edüp eydür: "Süleymân garîb, kırk sekiz yıldır cihâd-ı gazâ edüp cihâd-ı ekber etmedi. Niçe yüz bin mahlûk-ı Hudâ'yı kırarak şimdi bizim himâyemizde olan korumuzu âhir senesinde kırmağa mı geldi?" deyüp seccâdesin alup dağlar içine firâr eder. Süleymân Hân mümkün olup azîze buluşmak müyesser olmayup Süleymân Hân Şeyhülislâm Ebussu‘ûd Efendi tebdîl-i kıyâfet edüp azîzden istimdâd taleb etmeğe niçe hedâyâlar ile Ebussu‘ûd'u azîze gönderüp vardıkda hemân azîz hazretleri keşf edüp "Hoca-i zâhir Ebussu‘ûd (---) safâ geldin. Şer‘-i Resûl'e pek hizmet eyle. Tarîk-i bâtını da elden komayup beraber terâzû dut" dedükde hemân Ebussu‘ûd azîzin dâmenin bûs etdükde "Molla! Berhurdâr-ı dâreyn olasın. İnkırâzu'd-deverân te’lîfinle ve evlâd [u] ensâbınla ecel-i müsemmânda mü’ebbed olasın. Süleymân âhiret pâdişâhlığı ister, hele varsın, Sigetvâr'ı görsün. Bu bizim korumuzda kırdığı ağaçdan Sigetvâr gölüne ağaç doldursun. Feth eder bulunur. Kalbin anda bıraksın. Ba‘dehû bizimle İrem bâğı korusunda görüşsün ve barışsın. Yohsa bizim koruda anınla görüşmezik. İşin Allah âsâr ide. Bizden selâm eyle" deyü böyle niçe rümûz-ı künûz kelimâtlar ile Ebussu‘ûd'u Süleymân Hân'a gönderir. Süleymân Hân-ı Gâzî-i nüktedân eydür: "Hay molla! Allahu a‘lem, biz Sigetvâr'a emek çeküp gölüne ağaç doludup feth eder bulunur, dediğinde, ayâ feth edemeyüz yâhûd kalbin anda bıraksın dedüğü, biz anda merhûm oluruz ve azîz ile âhiretde görüşürüz" deyü vâfir endîşe-i hâma düşer. Hemân ol sâ‘at Balı Efendi korusu kendüye temlîk olup bir ferd-i âferîde koruyu kırmamak içün hatt-ı şerîf-i hudûdnâmeler tahrîr edüp andan Sigetvâr'a kat‘-ı menâzil ederek varup ol ân muhâsara edüp dağ ve taşın, dıraht-ı azîmlerin kırup Balı Efendi korusundan getürdüğü ağaçlardan Sigetvâr halîçine döküp gölü leb ber-leb, edüp kal‘ayı feth etme sadedinde iken maraz-ı zahîrden merhûm olup karnın Âsaf-ı Berhiya'sı 142a olan (---) paşa, kalb-i Süleymân Hân'ı zemîne alâ tarîki'l-emâne defn edüp na‘ş-ı şerîfin tuzlayup pinhân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141b–142a ·
metinde göster ·
Bu mahalde serdâr on bin Tatar-ı adüv-şikâr ile eyle ilerüsün nehb ü gâret edüp Kemen Yanoş kraldan bir haber getirmeğe gitdiler, ammâ hakîr bile gitmedim, ammâ Tatar-ı adüv-şikâr ol gün ol gece çapul civerüp Sakmar nevâhîleri nâm mahalde bir niçe bin melâ‘în hınzîrları bir bataklık göle arka verüp bir tabur kazmışlar. Ve domuz sürüsü gibi içine girmişler dahi etrâfların tabur-ı azîm handakları gibi çukurlar kazmışlar. Ve cânib-i edvârların dıraht-ı müntehâlar ile paçarızlar ve kırıntılar kırup içine girüp bir sûr-ı kebîr ve içine bî-nihâye esîr ve bî-hisâb mâl-ı kebîr ile kâfirin tahassün etdiklerin Tatar haberdâr olup Tatar ile bile giden tüfeng-endâz serhad gâzîleri iki bin güzîde piyâde ve esb-süvâr ile mezbûr taburun üzerlerine varıldıkda hınzîr batakdan çıkar gibi cümle küffâr batakdan taşra çıkup kâmil üç sâ‘at ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl olunup âhirü'l-emr Tatar 7a bir kerre yan vericek küffâr bunları kaçdı zann edüp askeri kovarak cümlesi dahi taburdan taşra sahraya çıkınca Tatar'a ıyd-ı adhâ olup ân-ı vahidde Tatar yine dönün deyüp cümle kâfirleri serhad gâzîleriyle ortaya alup topa dutulmuş maymuna döndürüp ansızın(?) katanaların ve evlâd [u] ensâbları ve esbâbları üzre kâfirleri dendân-ı tîğdan geçirüp cümle mâl [ü] menâli ve evlâ[d ü] iyâli ile esîr olup bu kadar mâl-ı ganâ’imle yedinci günde yigirmi bin esîr ile ordu-yı İslâm'a gelirken kaba ve saba esbâbları bırağup cümle üsârâları koyun sürüsü gibi sürü sürü sürüyüp bâzâr-ı İslâma dâhil olup askerimiz ez‘âfından ziyâde olduğunda aslâ şübhemiz kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 6b–7a ·
metinde göster ·
ü] iyâli ile esîr olup bu kadar mâl-ı ganâ’imle yedinci günde yigirmi bin esîr …
Bu mahalde serdâr on bin Tatar-ı adüv-şikâr ile eyle ilerüsün nehb ü gâret edüp Kemen Yanoş kraldan bir haber getirmeğe gitdiler, ammâ hakîr bile gitmedim, ammâ Tatar-ı adüv-şikâr ol gün ol gece çapul civerüp Sakmar nevâhîleri nâm mahalde bir niçe bin melâ‘în hınzîrları bir bataklık göle arka verüp bir tabur kazmışlar. Ve domuz sürüsü gibi içine girmişler dahi etrâfların tabur-ı azîm handakları gibi çukurlar kazmışlar. Ve cânib-i edvârların dıraht-ı müntehâlar ile paçarızlar ve kırıntılar kırup içine girüp bir sûr-ı kebîr ve içine bî-nihâye esîr ve bî-hisâb mâl-ı kebîr ile kâfirin tahassün etdiklerin Tatar haberdâr olup Tatar ile bile giden tüfeng-endâz serhad gâzîleri iki bin güzîde piyâde ve esb-süvâr ile mezbûr taburun üzerlerine varıldıkda hınzîr batakdan çıkar gibi cümle küffâr batakdan taşra çıkup kâmil üç sâ‘at ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl olunup âhirü'l-emr Tatar 7a bir kerre yan vericek küffâr bunları kaçdı zann edüp askeri kovarak cümlesi dahi taburdan taşra sahraya çıkınca Tatar'a ıyd-ı adhâ olup ân-ı vahidde Tatar yine dönün deyüp cümle kâfirleri serhad gâzîleriyle ortaya alup topa dutulmuş maymuna döndürüp ansızın(?) katanaların ve evlâd [u] ensâbları ve esbâbları üzre kâfirleri dendân-ı tîğdan geçirüp cümle mâl [ü] menâli ve evlâ[d ü] iyâli ile esîr olup bu kadar mâl-ı ganâ’imle yedinci günde yigirmi bin esîr ile ordu-yı İslâm'a gelirken kaba ve saba esbâbları bırağup cümle üsârâları koyun sürüsü gibi sürü sürü sürüyüp bâzâr-ı İslâma dâhil olup askerimiz ez‘âfından ziyâde olduğunda aslâ şübhemiz kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 6b–7a ·
metinde göster ·
… gları ve dojları hedâyâlarıyla ordu-yı İslâmı ganîmet edüp mâl u cân ve başları
ve evlâd
[u] iyâlleri bile hidmet edüp ol gece kal‘ayı niçe bin meş‘al ve kanâdîl ve nef …
Sultân Süleymân asrında Betlen Gabor binâ etmeğile Betlenvar derler. Henüz kral olan Apopi Mihal kralın mülk-i mevrûsudur ve Erdel krallarına tâbi‘dir, ammâ bu kal‘a vilâyet-i Saz Macarı hâkindedir, Erdel Macarı hükmü bu arada tamâm oldu. Ve bu Betlen Gabor kal‘ası kavmi kal‘a sâhibi Erdel'e kral olduğundan safâlar kesb edüp belki gece ve gündüz bin pâre toplar atup kal‘a kapuların küşâde kılup asker-i İslâm ile yağ u balı olup avreti ve oğlanlarıyla asker bir alma ve bir verme bâzâr etdiler kim ba‘zı yiğitler ol bâzârdan bîzâr-ı pür-zâr oldular. Ve kal‘a kapudanı ve nemeşleri ve birovları ve şagları ve dojları hedâyâlarıyla ordu-yı İslâmı ganîmet edüp mâl u cân ve başları ve evlâd [u] iyâlleri bile hidmet edüp ol gece kal‘ayı niçe bin meş‘al ve kanâdîl ve neft ve katrân ile çerâğânlar etmişlerdir kim şeb-i zulumâtîleri gûyâ rûz-ı rûşen oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16b ·
metinde göster ·
… n kılâ‘lar bizi görüp niçe bin toplar atılup cemî‘i küffâr mâl-ı ganâ’imleriyle
ve evlâd
[u] ensâblarıyla kayığa binüp deryâda gözetme edüp durdular. Ve niçe bin aded k …
Bundukanî Venedik hudûdunda olup bu vilâyetin deryâ kenârı Venedik'indir. Dağları ve yaylaları Nemse çâsârı hükmünde sene (---) târîhinde Melek Ahmed Paşa merhûm efendimiz Bosna vâlîsiyken Zadra kal‘ası altından yedi gün yedi gece seğirdüp yine bu Dodoşka vilâyetin gâret edüp hadden efzûn mâl-ı ganâ’im üsârâlar almışdık. Hamd-i Hudâ bu sene-i mübârekede yine bu diyâra kadem basdık, ammâ leb-i deryâ olan kılâ‘lar bizi görüp niçe bin toplar atılup cemî‘i küffâr mâl-ı ganâ’imleriyle ve evlâd [u] ensâblarıyla kayığa binüp deryâda gözetme edüp durdular. Ve niçe bin aded kayıklar ve gemiler kal‘a-i Moran'a gitdiler. Gayri küffârlar kal‘aların sedd edüp kaldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 185a ·
metinde göster ·
… erirsen dünyâ kadar hazz edüp sana dahi ziyâde ri‘âyet ederler. Ve mâlı ve cânı
ve evlâd
[u] ensâbı ile yoluna kurbân olurlar. Hakkâ ki mihmândârlıkları bin kat hırsızl …
Ya‘nî bu Çerkezistân derbend-i calender yerlerdir kim herkes seyâhat edemez. Lâkin beğlerine bir armağan hedâyâ versen yanına âdemler koşup yiye içe kona göçe bir beğe yâ bir kabağa veyâ bir pişköve sâlimîn ü gânimîn teslîm ederler. Artık mâlından ve cânından havf etme. Eğer konduğun ev sâhibine bir lüle tütün ve yâhûd bir iğne ve iplik verirsen dünyâ kadar hazz edüp sana dahi ziyâde ri‘âyet ederler. Ve mâlı ve cânı ve evlâd [u] ensâbı ile yoluna kurbân olurlar. Hakkâ ki mihmândârlıkları bin kat hırsızlıklarından âlîdir. Hakkâ ki bu haslet hâssu'l-hâs bir kavme mahsûs değildir. Andan 5 sâ‘atde taraf-ı şarka gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 156b ·
metinde göster ·
"Kendü mâlımız ile şehrimizin etrâfına sûr çeküp devlet-i şehriyarîde ehl-i ıyâlimiz ve evlâd [u] ensâbımız ile celâlî zalemesinden emîn olmamız ricâ edüp vâlî-i Anatolu'yu mübâşir taleb ederiz" deyü arzları pâdişâh-ı Cem-cenâbın manzûr-ı sa‘âdetleri olup ricâları hayyiz-i kabûlde vâki‘ olup hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn ile serbevvâbândan Selîm Ağa nâm bir selîmü'l-kalb ağa-yı zîşân gelüp Güzelhisârlı Yûsuf Paşa'ya evâmir-i sultânî Y 74b ve hatt-ı şerîf-i şehinşâhî gelince Yûsuf Paşa rızâ’en-lillâh kendi mâlından bin kîse ve a‘yân-ı vilâyetden üç bin kîse cem‘ edüp Aydın sancağının cümle kazâları re‘âyâ vü berâyâları imdâdı ile taş ve kireç ve kereste ve bennâ ve mismâr ve ahşâbât keşânlık ederek deryâ-misâl asker-i bî-pâyân cem‘ olup sene (---) târîhinde Sultân (---)(---) asrında bu şehr-i azîmin cânib-i selâsına bir sûr-ı cedîd ve bir kal‘a-misâl cedîd binâ edüp aşağı şehr-i kadîm tâze cân bulup ilâ hâze'l-ân günden güne âbâdân olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y74a–Y74b ·
metinde göster ·
… a gılâlı kaht olsun deyü der-anbâr eden elbette bir zarar edüp mâlına ve cânına
ve evlâd
[u] iyâline elbette bir zarar isâbet eder.
Ammâ azîm hayrât eyledi. Anların dahi üstleri açıkdır. Ammâ bu Eski Mısır'da niçe yüz anbârlar vardır. Mısır'ın a‘yân [u] eşrâflarının şumnalarıdır, cümlesinin üstleri mestûrdur, ammâ yine berekâtları yokdur. Mısır'da gılâlı kaht olsun deyü der-anbâr eden elbette bir zarar edüp mâlına ve cânına ve evlâd [u] iyâline elbette bir zarar isâbet eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y144a ·
metinde göster ·
… Hudâ Hind ü Sind'den Arab u Acem ve Rûm'dan "Yâ Bedevî" deyüp mülk [ü] emlâkin
ve evlâd
[u] iyâlin terk edüp şedd-i rahl ederek bu kadar mâl sarf ederek mevlûd-ı Bedev …
Ve bu cem‘iyyet-i kübrâ anların da‘veti iledir. Dünyâ halîfelerinin niçe kerre yüz bin ulûfeli kulları vardır. Hîn-i mahalde başına asker cem‘ etmek murâd edinse cümle askerin zor-bâzû ile ve asker sürücüleri ile kıra kıra gücile bir yere cem‘ ederler. Ammâ bu kadar mahlûk-ı Hudâ Hind ü Sind'den Arab u Acem ve Rûm'dan "Yâ Bedevî" deyüp mülk [ü] emlâkin ve evlâd [u] iyâlin terk edüp şedd-i rahl ederek bu kadar mâl sarf ederek mevlûd-ı Bedevî'ye gelüp âsitânesine yüz sürüp şâdumânlar ederler. Ve Hudâ-yı Müte‘âl hakkıyçün ol atebe-i aliyyeye bir kerre yüz süren cümle emrâz-ı muhtelifeden ve memkûr ve meshûr olmuşlukdan ve cümle elem ü ıztırâbdan ve havf [u] hatardan halâs olup masûn u mahfûz olur, mücerrebdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y294a ·
metinde göster ·