… z cihetiyle fesâhat [ü] belâğat üzre lisân-ı Yûnânı ve lisân-ı Latini anlardım.
Ve hakîr
Simyon'a Şâhidî Lügatı'n okudurdum. O bize Aleksandıra ya‘nî İskender-i Zülkarn …
Bu hakîr-i pür-taksîrin dükkânlarında zergerlik eder kefere Simyon, Yanvan Târîhi'n okudukca istimâ‘ edüp hâtır-nişânımız idi. Zîrâ anlar ile âlem-i sabâvetden beri ülfetimiz sebebiyle ve reşîd ü necîb olmamız cihetiyle fesâhat [ü] belâğat üzre lisân-ı Yûnânı ve lisân-ı Latini anlardım. Ve hakîr Simyon'a Şâhidî Lügatı'n okudurdum. O bize Aleksandıra ya‘nî İskender-i Zülkarneyn Târîhi'n okudurdu. İskender Târîhi'nde dahi Rûm kayâsıralarının ecdâdı Amlâk'a ve Sâm'a ve Hazret-i Nûh'a müntehîdir ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 23a ·
metinde göster ·
[Su]kemerli Mustafâ Çelebi'nin nakli üzre Fransa kıralının kızı Ebü'l-feth'in h …
Hakîr dahi bu gûne vâkıf oldum ve hakîkatü'l-hâl [Su]kemerli Mustafâ Çelebi'nin nakli üzre Fransa kıralının kızı Ebü'l-feth'in hâtûnu ve Bâyezîd-i Velî'nin vâlide-i müşfikasıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… var idi, ol zehirli ustura ile Cem Şâh'ı trâş edüp yüzü ve gözü şişüp boğdular
ve hakîr
ile na‘şı ve muhallefâtların pâdişâhıma getirdim, vâkı‘-ı hâl budur" deyü i‘lâm …
"Vallâhi pâdişâhım gerçi bâde-nûş idi, ammâ bu mutalsam câmdan gayrıdan içmezdi ve kâfirler ile ihtilât etmeyüp bir yere gitmezdi. Dâ’imâ ebyât-ı eş‘âr ile ilme meşgûl idi. Hikmet-i Bârî bir banoğlu berberi var idi, ol zehirli ustura ile Cem Şâh'ı trâş edüp yüzü ve gözü şişüp boğdular ve hakîr ile na‘şı ve muhallefâtların pâdişâhıma getirdim, vâkı‘-ı hâl budur" deyü i‘lâm etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 29a ·
metinde göster ·
… ir kavs-ı kuzah-vâr kemerlerdir kim gûyâ her biri birer yed-i Kudret kemeridir.
{Ve hakîkatü'l-hâl
mezkûr kemerlerin târîhi Kudret kemeridir. Sene 944.}
mazmûnunca bir kavs-ı kuzah-vâr kemerlerdir kim gûyâ her biri birer yed-i Kudret kemeridir. {Ve hakîkatü'l-hâl mezkûr kemerlerin târîhi Kudret kemeridir. Sene 944.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 45b ·
metinde göster ·
hâkimi ve Mahmûdî hâkimi ve Penyanişi hâkimi eyâletlerinde tîmâr ve ze‘âmet var …
Sancakları bunlardır: Livâ-yı Adilcevâz ve Ercîş ve Muş ve Bârgirî ve Kârkâr ve Kesânî ve Ziriki ve isba‘îrd ve Ağakis ve Ekrâd ve Benî Kotur ve kal‘a-i Bâyezîd ve Berdû‘ [Berda‘] ve Ahlât. Eyâlet-i mezbûrede tâbi‘ Âl-i Abbâsiyyân'dan Bitlîs hânı ve Hakkâri hâkimi ve Mahmûdî hâkimi ve Penyanişi hâkimi eyâletlerinde tîmâr ve ze‘âmet vardır ve harâcları cümle Van kuluna aklâm bağlanmışlardır. Sâ’ir ebvâb-ı mahsûlâtların kendüler zabt edüp eyâletlerine mülkiyyet üzre mutasarrıflardır. Azl u nasb kabûl etmeyüp fevt olduklarında eyâletleri oğullarına ve akrabâlarına ihsân olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 52b ·
metinde göster ·
… ür ziyâde olsa iyâl sâhibidir, kâr [u] kesbinden kalır. Ammâ şerî‘at ve tarîkat
ve hakîkat
ve ma‘rifetden hâric söz söylemeyeler. Eğer şeyh ve nakîb mâlâya‘nî söylerse yo …
Ammâ bilmek gerekdir kim sâhib-i tarîkler mâbeyninde bir halîfe ve bir ihtiyâr kazâ ve kader birle andan bir zelle sâdır olsa gerekdir kim anı cümle ihtiyârların re’yiyle anı peymenhâneye götürüp boynuna sekel asup haps ederler. Eşedd-i haps üç gündür ziyâde olsa iyâl sâhibidir, kâr [u] kesbinden kalır. Ammâ şerî‘at ve tarîkat ve hakîkat ve ma‘rifetden hâric söz söylemeyeler. Eğer şeyh ve nakîb mâlâya‘nî söylerse yolundan düşerler. Sâhib-i tarîk ol mücrimin zellesin âdilliğile sorup zulm etmeyeler ve belki iftirâ ola, eğer zellesi müsbet olduysa cemî‘i ihtiyârlar huzûrunda cürmüne göre seksen üç asâ uralar, ammâ asâyı sâhib-i seccâde kulağından yukaru kaldırup urmaya. Gadr-ı hayf olup şeyh adâvet edüp yoldan çıkmış olur. Ammâ sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
… mmâ pîr-perver olmadan murâd, dîn-i İslâmı ve îmân 150a[u] i‘tikâdı ve tevbe
ve Hakkı
bilmekdir. Eğer sorsalar:
Pes imdi bî‘atı ve sekeli ve şedd-i fütüvveti bildin. Ammâ pîr-perver olmadan murâd, dîn-i İslâmı ve îmân 150a[u] i‘tikâdı ve tevbe ve Hakkı bilmekdir. Eğer sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b–150a ·
metinde göster ·
… u ve pozbakal ve İshâk kuşu ve sarı asma ve kara tavuk ve kârvân kuşu ve üğeyik
ve hakkuran
ve Yûsuf Mısır'da satıldı ve beyâz kumru, bu makûle murgân-ı hoş-nevâları sayd …
Esnâf-ı sayyâd-ı serçeciyân ve gayrı murgân: Bunların dükkânı yokdur, hemân bâğ u bâğçeler kenârında dâm [ü] duzahlar ile ve dutkal gibi ökseleri çalılara sürüp serçe ve iskete ve filorunya ve başdankara ve ispinoz ve saka kuşu ve işlibe ve ferye ve kuyruk atan ve kara bülbül ve bokluca bülbül ve bülbül-i gûyâ-yı hezâr ve mankır kuşu ve pozbakal ve İshâk kuşu ve sarı asma ve kara tavuk ve kârvân kuşu ve üğeyik ve hakkuran ve Yûsuf Mısır'da satıldı ve beyâz kumru, bu makûle murgân-ı hoş-nevâları sayd edüp kafesler içre mahbûs edüp giderken saka kuşları kafesleri altındaki kâseler içinden yüksük kadar kovacıklar ile minkârıyla ve nâhunuyla su çeküp kovadan nûş eder. Mankır kuşu kezâlik kafesinin içinden mankır taşır bir turfe kuşdur. Ve sâ’ir kuşların herbiri birer 191b gûne nevâhânlık edüp feryâd ederek sayyâdları dahi gûnâ-gûn şakalar ederek ubûr ederler. Bunlar dahi garâyib esnâfdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 191a–191b ·
metinde göster ·
… ay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır.
Ve hakîkatinde
paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri d …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
… örd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm
ve hakîr
ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat me …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
… e latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere
ve hakîre
ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymele …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… a meşhûrdur. Baş mıkdısı olan papası iki yüz ruhbân-ı dalâlet-âyîn ile elçilere
ve hakîre
ziyâfete da‘vet edüp ba‘de't-ta‘âm hedâyâlar verdi.
Menzil-i Üçkilise: Bu mahal Revân haddindedir. Üç kûh-ı bülend üzre üç deyr-i mu‘azzamlardır kim her birinde yüzer ikişer yüz bıtrîk ve ruhbân ve kıssîs ve mıkdısı Ermeni papasları ve bıtrîkleri var. Ve mahbûb-ı pençe-i âfitâb muğbeçe-i mahbub boğda gulâmları var kim âyende vü revendelerin önüne durup cân u baş ile hizmet ederler. Bu deyrin birin Enûşirvân binâ etmiş, birini Kayser-i Rûm binâ etmiş, birin Ermen Zenân binâ etmiş kim hâlâ beş yüzden mütecâviz bâkire kızlar vardır. Cümle alığsız bakla yerler. Bu deyrlerde her müsâfirîn ve mücâvirîne ol mertebe hizmet ve ikrâm ederler, şîr-i hurma ve katr-ı nebât hamuru yedirüp zer-ender-zer câme-i hâblar döşeyüp cümle atlara çul tobra çıkartmayup hizmet ederler. Millet-i Mesîhiyye'de tâ‘ife-i Ermeni'nin bu düyûrlara gâyet i‘tikâdları olduğundan cemî‘î kâfiristândan bu deyrlere nezîrâtlar gelir, gâyet evkâf-ı metîndir. Her birinde beşer onar mihmândârları ve kırkar ellişer işbâzları vardır kim keşkeği ve herîsesi rûy-ı dünyâda meşhûrdur. Baş mıkdısı olan papası iki yüz ruhbân-ı dalâlet-âyîn ile elçilere ve hakîre ziyâfete da‘vet edüp ba‘de't-ta‘âm hedâyâlar verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293b ·
metinde göster ·
… tidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya
ve hakîre
birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp k …
Ve mihmânhânemize karîb Zâl Paşa hammâmı, bu dahi vâcibü's-seyr havâsı ve binâsı hûb, dellâkleri mahbûb ve gayrı huddâmları mergûb hammâm-ı ferah-cândır. Bunun dahi cümle der-i dîvârı Kâşî, fağfûr-i Çîndir. Ve ferşi serâpâ sâfî yeşim ve yerekânî ve balgamî ve mermer-i somâkî ile döşenmiş bir hammâm-ı münevverdir kim cemî‘î camları billûr ve necef ve morandır. Ve kubbe-i âlîsinin ortasında aşren-fe-‘aşr bir havz-ı azîmi var, cümle dilberânlar onda deniz mâliki gibi şinâverlik ederler. Bu havz içre hammâmcı beher yevm birer şele, ya‘nî birer sepet berk-i verd-i handân döküp gûyâ cümle dilberân gülâb içinde şinâverlik edüp beyâz vücûdlarına gül yaprakları yapışup sîmîn tenleri gül gül olup gül ruhları âlu'l-âl, gülfâm lebleri la‘l-i Bedehşân-misâl olur. Ve cemî‘î dilberânları bî-bâk u bî-pervâ havz içre perr-i tâvûsî perendeler ve kebûterî perendeler atup şivekârlığ ve çâresâzlığ edüp arz-ı 295b ma‘rifet edüp ırz [u] vakârların setr eder bir alay mahbûbândır. Hulâsa-i kelâm bu hammâm-ı hoş-hevâ ve hoş-binânın midhatinde ve hüsn-i letâfet ve nezâfet ciheti ta‘rîf ve tavsîfinde Hassân u Selmân dahi âcizdir, değil ki bu hakîr Evliyâ-yı âciz, acz u taksîriyle medh etmek ne mümkündür. Ve esvâk-ı şâhî içre ankâ hâcegiyân ve mün‘im sevdâgerânlar vardır kim her biri niçe yüz bin tümen mâl-ı firâvâna ve gencîne-i Kârûn'a mâlik mâldâr tüccâr-ı berr u bihâr âdemler vardır. Ve cümle halkı ehl-i zevk ve ehl-i şevk ve ıyş [u] ışret sâhibleridir kim rûz-merre birer bâğda ıyş [u] ışret ederler. Hattâ Nahşivân Hânı Rızâeddîn Hân bize istikbâle çıkdıkda elçisiyle hakîri doğru bir bâğa götürüp nâme ve muhabbetnâmeler bâğda kırâ’at olunup cümle a‘yân-ı kibâr-ı Nahşivân anda hâzır olup bir ziyâfet-i uzmâ ve bir meclis-i sâz u söz-i hânendegân u mutrıbân sohbeti olmuşdur kim gûyâ meclis-i Hüseyn-i Ba[y]kara oldu. Meğer Hân-ı âlî-şân, sâhib-i tab‘, hoş-sohbet cân imiş. Sultân Murâd'a Bağdâd'ı veren Şâh Safî'nin hazînedârbaşılığından hân olmuş Gürcî-peçe Aristo-fikr kimesnedir. İsmine Devlet Mirza Hân nâm vermişler, bir nâmdâr er idi. Bu bâğda ba‘de'z-ziyâfe ibtidâ kendüye paşa efendimiz tarafından elçilik ile gelen Alacaatlı Hasan Ağa'ya ve hakîre birer hil‘at-i fâhire ve onar tümen hammâm-bahâ Abbâsî ve birer at ihsân edüp kendi elçisine dahi hil‘at-i fâhire giydirdi. Böyle bir sâhib-i kerem hân idi. Ve kırk elli aded dûrbîn-i fikr [u] ilm ve dânâ ve fâzıl u kâmil nedîm ve musâhibleri var kim her biri tekmîl-i fünûn etmiş nedîm-i şehriyârîlerdir. Bu şehrin re‘âyâ vü berâyâsı lisân-ı Dihkan'ı kelimât ederler, ammâ ârif şâ‘irleri ve nedîm ve zarîfleri, zarâfet ve nezâketle lisân-ı Pehlevî ve lisân-ı Moğolî kelimât ederler kim lisân-ı kadîmlerdir. Ve şehirleri dahi kadîmdir kim böyle kelimât ederler. Evvelâ lisân-ı Dehkanî ve lisân-ı Derî ve lisân-ı Fârisî ve Pârisî ve lisân-ı Gâzî ve lisân-ı Pehlevî kelimât etdikleri dahi mahalliyle terkîm olunur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 295a–295b ·
metinde göster ·
amân-ı cân verirse kayser-zemîn şâhı vezîri karındaşıma bu mâh içre bin baş kar …
Ba‘de'l-kırâ’at nâme mefhûmu ma‘lûm olup hân eydür. "İnşâallahu Te‘âlâ, Îzid [u] Yezdân [u] Perverdigâr yâver olursa ve hakîre amân-ı cân verirse kayser-zemîn şâhı vezîri karındaşıma bu mâh içre bin baş karbân-ı yezdân-baş ve bin baş kârban-ı evbâş-ı şütürbâş çıharam. Be-ser [u] çeşm" deyüp "Hoş gelmişsin, safâ gelüp yüz basa gelmişsin, hayr-makaddem ömrümün vârı, dîdemün nûrı" deyüp zânû-be-zânû olup nice hoş-âmed kelâmü örfiyye ile letâ’if-i sohbete müte‘allık kelimâtlar olup dest ber-sîne edüp azîm ziyâfet tertîb edüp ba‘de't-tenâvül buhûr ve gülâb nisâr olunup ba‘de't-ta‘âm paşanın hedâyâlarından incü tesbîhi ve çarkâb tirkeşi ve Ceneviz [ve] Venedik hârelerini "Paşa-yı zî-şân karındaşınız selâm edüp şu metâ‘ları cenâb-ı âlî-me‘âbınıza tehî-dest olmamak içün hedâyâ-yı muhabbet gönderdi" deyü arz-ı kâlây etdim. Sebha-i dürr-i cevâhirden ve tîrkeş [ü] kemândan haz edüp hezâr-ahsend etdi. "Ve cenâbınıza iki küheylân ve husân-ı sâfinâtü'l-ciyâd misillü iki re’s esb-i sabâ-sür‘at pîşkeş gönderdi. Manzûr-ı sa‘âdetiniz ola" dedim. Hemân ayâğ kalkup dîvânhane kenarında geldikde hakîr işâret edüp ibtidâ cevâhir zeynli ve murassa‘ rahtlı atı çekdiler. Hamd-i Hudâ ol esb-i tâzî rahş reftâr ederek ve sehîl abraş-gülendâm çekerek gerdenin keç kılup raks-ı hırâm ederek meydân-ı muhabbete geldikde cümle erbâb-ı dîvân-ı İrân-zemîn engüşt-ber-dehen etdiler. Hakîr Bismillah ile Esb-i Peymâ'nın licâmın hânın destine verüp "mübârek-bâd" dedim. Hân sürûr [u] hubûrundan ol esb-i tâzîye bilâ-rikâb süvâr olup meydân-ı muhabbetde fâris-i meydân-ı belâgat-vâr bir kaç kerre torıl, cevelân edüp nüzûl etdi. Ba‘dehû yelken-duz atı çeküp andan dahi cihân cihân hazz edüp (---) teslîm etdiler. Ba‘dehû hân cümle püserine fermân edüp cümle tevâbi‘lerimize avşıla şerbetleri bezl olunup yine gülâb ve buhûrdan sonra hân-ı âlîşân bizi mihmândâra ve korucubaşıya ve darûgay ve kelentere teslîm edüp alay ile bizi kelenter bâğına getirüp anda karâr etdik. Cihân-ârâ bir bâğ-ı İrem'dir. Akîbimizce hammâm-bahâ kırk tümen bisitî ve bir zeyn rahtıyla küheylân-ı karaçabuk atı ve bir alaca aşkar yorga at ve yedi deve yükü me’kûlât [ü] meşrûbât [ve] müsmirrât hedâyâlar gelüp hânemiz ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 297b ·
metinde göster ·
… k [ü] anber-i hâm ve peten bâf-ı akmişe-i fâhireler ile Gürcî gulâmların verdi.
Ve hakîre
on tümen Abbâsî ve iki tümen bisitî ve bir Gürcî gulâmı ve bir semmûr Acemâne k …
Kend-i Mirza İmâd: Nâhiye-i Dîdeherd hâkinde sekiz yüz hâneli âbâdân kenddir. Andan 7 sâ‘atde yine şehr-i Tebrîz-i dilâvize dâhil olup niçe gün dahi zevk [u] safâ edüp cümle kelenter ve darûga ve mihmândârlar bin baş kârbân âmâde edüp Hoy cânibine ve şehr-i Behistân hânına ve kal‘a-i Çûres hânına ve Revân hânına hakîre ri‘âyet edüp her menzilde nâmdâr kulağızlar verilmesiyçün mektûblar terkîm olundu. Ve Paşa-yı âlîşân efendimize nâme-i muhabbet-üslûblar yazılup on katar tâvûsî deve yükü pirinç ve huşk-i engür ve sâ’ir huşk-i Abbâsî emrûd ve gülnâr ve âlûlar verdi ve iki küheylân karaçabuk atı ve dörd aded alaca çapar atı verdi. Ve iki Gürcî gulâmlarının ellerinde dîbâ ve zerbâf ve zencîrbâf ve müşk [ü] anber-i hâm ve peten bâf-ı akmişe-i fâhireler ile Gürcî gulâmların verdi. Ve hakîre on tümen Abbâsî ve iki tümen bisitî ve bir Gürcî gulâmı ve bir semmûr Acemâne kürk ve bir kat Acemâne câme ve iki kürk-i kebûtî ve altı aded serbend hanî ve bir katar yükü mâya tavûsî-devesiyle Revân pirinci ve bir karaçabuk atı ve bir alaca çapar Özbek atı Acemâne eğeri ve licâmıyla ihsân edüp cümle ihtilât etdiğimiz dostlarımızla vedâlaşup ertesi ale's-sabâh hân-ı âlî-şân askeriyle süvâr olup kerrenây [u] kös-i Hakâniyânın ve sûr-ı Efrâsyab'ın döğüp çalarak bizi göndere gidüp Tebrîz hâricinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306b ·
metinde göster ·
… kırdığımız Sincar dağındaki Saçlı Kürdü gibi yigirmi bin mikdârı kavm-i nâ-pâk
ve Hakdan
bî-bâk bed-mezheb ve bed-meşreb ve cîfe-hâr ve har-süvâr-ı bî-dîn, murdâr kavmd …
Ahvâl-i kabâyil-i İt-til: Lisân-ı Moğolîde İt-til demek köpek lisânlı demekdir. Ya‘nî ceng mahallinde bir gûne av‘av ve va‘va‘ eder kelb-i akûr kavm-i lecûcdur. Meselâ Mardin kal‘ası kurbunda Melek Ahmed Paşa efendimizle kırdığımız Sincar dağındaki Saçlı Kürdü gibi yigirmi bin mikdârı kavm-i nâ-pâk ve Hakdan bî-bâk bed-mezheb ve bed-meşreb ve cîfe-hâr ve har-süvâr-ı bî-dîn, murdâr kavmdirler, ammâ su’âl eylesen "Hazret-i Hamza neslindeniz" derler. Savm u salât ve hacc [u] zekât vermezler ve edâ-yı alâ mâ-farazallah nedir bilmezler. Bir avreti yedi sekiz kişi alup tezvîc ederler. Ol nisvân-ı sahib-i ussândan bir şakî veled-i zinâsı hâsıl olsa yedi sekiz babası bir yire cem‘ olup harâmzâdesinin eline sâhib-i zinâ vâlidesi bir elma verüp oğlan elmayı kankı zânîye verirse babası oldur, deyü hükm edüp ba‘dehû avret anın hükmünde olup kimesne müdâhale edemez ve Acem diyârında mum söndürürler, deyü meşhûr olan bu kavm-i habîsin içindedir. Yohsa gayrı diyârda görmedik ve istimâ‘ etmedik. Ammâ her diyârda teberrüken şâh pabucundan su içmeleri mukarrerdir kim şâhlarına ve hânlarına gâyet mutî‘ kavmlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 311a ·
metinde göster ·
ve Bingöl'de ve Sincar'da ve Akra'da ve Mısır Asvanında ve Şâm'ın Cebelü'l-Lübn …
Evvelâ Anadolu hâkinde Kağızmân'da ve Hakkâri'de ve Bingöl'de ve Sincar'da ve Akra'da ve Mısır Asvanında ve Şâm'ın Cebelü'l-Lübnân'ında ve Ma‘ânoğlu dağında ve Merzifon Gümüş şehrinde ve niçe yerlerde vardır. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 327a ·
metinde göster ·
… ıma gönderdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa
ve hakîr
tek ü tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! En …
Andan kalkup kal‘a-i Kal‘acığ'ı ve Şeyh Şâmî'yi ve Akçakoyunlu'yu ve kasaba-i Kurdlardan Kızılırmağ'ı refâhiyyet üzre geçüp menzil-i Karakeçili'de karâr edüp Varvar Alî Paşa'nın Turhal kal‘asından kalkdığın haber alup andan bir menzilde cânib-i şarka ılgar edüp Amâsiyye kurbunda kasaba-i Gergerân'da mülâkât-ı Varvar Alî Paşa: Bu kasabanın sene 1057 târîhinde bâlâda Erzurûm menâzillerinde tahrîr olunmuşdur. Bu kasaba sahrâsında, Varvar Alî Paşa kırk elli bin asker-i bî-pâyân ile meks edüp ol ferah-fezâyı hayme ve hargâh zeyn etmiş. Hakîr kanûn üzre ibtidâ kethüdâsına varup mülâkât olup bize vesîle olarak paşanın otâğ-ı nüh-tâkına götürdü. Ne otâk, gûyâ bir serâperde-i Süleymânî'dir kim cânib-i erba‘asın niçe bin çatal fitilli sekban ve sarıca akrebleri kat-ender-kat otâğı ihâta edüp pür-silâh âmâde durur. Hakîr içeri girüp paşaya yakın vardıkda tîrkeş ve kılıcım taşlayup seke seke huzûruna varup zemîn bûs edüp mektûb-ı muhabbet-üslûbları destine verüp "Defter[dâr]zâde Mehemmed Paşa oğlunuz, huzûr-ı izzetinize selâmlar edüp bu mektûbu gönderdi", dedikde "Safâ geldin yiğit, hoş geldin" dedikde yine dâmen bûs edüp "otur" dediler. Hakîr hemân 362a celse-i hafîfe edince yüzüme nazar edüp "Bre sen Hâfız Evliyâ Çelebi değil misin ki, Ayasofya Câmi‘inde leyle-i kadrde hıfzen sekiz sâ‘atde hatm-i şerîf edüp merhûm Sultân Murâd aleyhi'r-rahmeti ve'l-gufrân seni Harem-i hâssaya alup kilârlı etmedi mi" deyice Hakîr "Belî Sultânım! Sultân Murâd Hân'ın çerâğ-ı efrûhtesiyim" dedim. "Şimdi sen paşa oğlumun ne hizmetindesin". "Vallahi Erzurûm'a giderken mü’ezzinbaşısı idim. Erzurûm'da gümrük kâtibliği ihsân eyledi ve üç kerre Acem diyârına gönderdi ve hâlâ şimdi imâmeti hizmetinde muk[te]dâ-yı nâs ve muhâsibi ve enîsi ve hem-celîsiyiz. Zîrâ âlem-i sabâvetden berü merhûm pederleri zamânından beri bir yerde hâsıl olduğumuzdan mahrem-i râz olduğumuz içün hakîri sultânıma gönderdi". "Safâ geldin, hoş geldin". Cümle iç ağalarına kiş kiş deyüp paşa ve hakîr tek ü tenhâ kalup eydür: "Şimdi paşa oğlumu ne mahalde bırakdın", "Sultânım! Engürü'nün şimâl tarafında, iki konak ötede Istanoz kal‘asında bırakdım. Andan cenâb-ı şerîfinizi kollayarak Kankırı taraflarına gitmek üzredir. Zîrâ ol mahal, ganîmet yerlerdir ve şiddet-i şitâ def‘ olup mevsim-i bahârdır, sultânımın ol câniblere gelmenize muntazırdır ve bu mektûbun sultânımdan netîce-i haberin ister. Hemân inşâallah sabâh bu kulunuz yine mektûb-ı dürerbârlarınız ile giderim. Mektûblara nazar olunsun" deyü hatm-i kelâm etdükde "Tiz dîvân efendisi Halîl Efendi'yi çağırın" dedikde Halîl Efendi hâzır olup mektûbu mahfîce tilâvet edüp cümle hâtır-nişân etdükde "Bre Evliyâ Çelebi! Ne çok askeriniz var, ya Engürü kal‘asına niçe kapanmadınız. Hayfa, dirîğ, işte bir iş ederdiniz kim devr-i kıyâmete dek kılıcınız arşa aşup ol zamân İslâmbol keferelerinden intikâm alınırdı. Olmaya, illâ hayr. Hele çok askeriniz var imiş" deyü sürûrundan kalkup otak içre reftâr ederken hakîre yüz altun ve bir mercân tesbîh ve koynundan bir mücevher sâ‘at ihsân edüp hazînedâra "Müsâfirindir, bir hoş ikrâm edüp bir kat esbâb ver" deyü tenbîh etdi. Ol sâ‘at hakîre bir kat libâs-ı fâhire ve bir semmûr kafası kürk-i fâhire verüp mihmân olduk. Ol gün konakçı tarafından haber gelüp Köprülü Mehemmed Paşa ve yedi beğlerbeği Osmâncık cisrini ve Sarmaşıklıkayabeli'ni alup meterisler kazup yalçın kayalar üzre azîm taşlar yığmışlar. Ol tarafdan kuş uçmak ihtimâli yokdur. Ve Amasiyye paşası Hüseyin Paşa Direklibel'i sedd edüp kurâlardan cümle re‘âyâ vü berâyâyı kaldırmış ve bir habbe ve cübbeli âdem bulunmak ihtimâli yokdur. Cümle sarp dağlara ve mağaralara ve kılâ‘lara kapanmışlar, deyü konakçıdan haber gelince Varvar Alî Paşa atf-ı ınânı Kızılırmak geçidine mün‘atıf eyleyüp tuğlar gitdi. Kasaba-i Gergerân'dan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 361b–362a ·
metinde göster ·
… md-i Hudâ şöyle bir ulu er ile hüsn-i ülfet edüp her bâr du‘â-i hayrın alırdık.
Ve hakîrin
hânesinde bir dâ’iresi var idi. Hânemize geldikde elbette dâ’ireyi bulup "dukka …
Şeyh Bekkâr bir gün mukaddem bizimle Karalar kal‘asında hayme vü hargâhlar mâbeyninde halt-ı kelâm ederek gezüp ertesi gün bu İkikapulu kurbunda bir salkım hıstâvî hurma getirdi. {Garâbet bunda kim ne Korna ve Cevâzî ve Semâvât ve Erce ve Hille ve Bağdâd ve Şâm'da hurmanın çiçeği yok idi}. Kim kerâmet-i evliyâ hakdır. Ve ulu sultân ve mazanne-i kirâme uryân bir er idi. Himmeti hâzır u nâzır ola. Hamd-i Hudâ şöyle bir ulu er ile hüsn-i ülfet edüp her bâr du‘â-i hayrın alırdık. Ve hakîrin hânesinde bir dâ’iresi var idi. Hânemize geldikde elbette dâ’ireyi bulup "dukka'd-def" deyü destime dâ’ire verüp hakîr dâ’ireyi çaldıkça Şeyh Bekkâr mest [u] medhûş olunca raks edüp safâ ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 50b ·
metinde göster ·
… h'ı yoklamadan fârig olup ale's-sabâh aklı başından gitmiş. Bu vâkı‘ayı imâmına
ve hakîre
ta‘bîr etdirdikde "Hayr ola sultânım. Fukarâ-yı Halîl'e sadaka ve kurbânlar gön …
Ve mine'l-bedâyi‘-i âsâr-ı te’sîrü'z-zulm: Menâkıb-ı azîmdir kim vâkıf-ı esrârız, bu hakîr elli altı târîhinde âlem-i seyâhâtde bu şehr-i himâye-i Halîlü'r-rahmân Urfa'ya geldiğimizde Tarabefzûnî Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa bu şehre hâkim idi. Sarâyında mihmân olup subh u mesâ kendüsiyle hüsn-i ülfet ederdik. Bir gün Hazret-i Halîlü'r-rahmân evkâfın teftîş ve tefahhus etmek cür’et edüp halka sûret-i hâkdan görünüp niçe yerlerin ta‘mîr u termîm eder şeklinde celb-i mâl tahsîline düşdü. Ol gice vâkı‘asına bir pîr girüp gâyet kaddi âlî elinde bir asâsı var, dilinde "yâ Kahhâr" ismiyle zikrullah ederek gelüp paşanın pîş-tahtası üzre pençe buyurdusunu alup elindeki asâ ile paşayı döğe döğe tamâm edüp "Benim evkâfıma niçün vaz‘-ı yed etmek istersin?" derken hemân Bâkî Paşa cân havliyle hâbdan bîdâr olup evkâf-ı Halîlullâh'ı yoklamadan fârig olup ale's-sabâh aklı başından gitmiş. Bu vâkı‘ayı imâmına ve hakîre ta‘bîr etdirdikde "Hayr ola sultânım. Fukarâ-yı Halîl'e sadaka ve kurbânlar gönderüp rûhlar içün hatm-ı şerîfler tilâvet etdirin" dedim. Hakîkatü'l-hâl paşa eylece edüp âsitânesine yüz sürüp her şeyden tâ’ib u tâhir oldu. İmdi şehr-i Urfa himâye-i Halîlullâh'da böyle bir nazargâh-ı Halîl'dir. Cümle şehir halkı Halîl-sıfat mahbûbü'l-kulûb mü’min u muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at müttakî âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57a ·
metinde göster ·
… atdadır. Hele bu hakîrin şübhesi kalmadı kim eşkâl-i te’sîr-i Hazret-i İsâ'dır.
Ve hakîr
bu kadar erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilâtımızda ve bu seyâhat-ı tek-â-pûmızda niçe b …
Şehr-i Urfa içre Halîlü'r-rahmân âsitânesi kurbunda Çanlı Kenîse derler binâ-yı kadîm bir musanna‘ deyr-i azîmdir. Hazret-i Mesîh mübârek vech-i şerîflerin sildiği makrama andadır kim ol deyrin hazînesinde gâyet mahfûzdur. Zîrâ taraf-ı mülûkdan havf ederler kim selâtînler haberdâr olurlarsa ol makramayı hazîneye alırlar deyü ihtirâz edüp hıfz ederler. Şehir a‘yânlarının bile bu destmâl-i İsâ'dan haberleri yokdur, ammâ bu hakîr Rûmlar ile çok ihtilât edüp anların Yanvan Târîhlerin istimâ‘ etmek ile bu hakîr Bağdâd'a giderken bu Urfa içre ol deyre girüp ruhbânlardan makramayı görmeğe ricâ etdim. "Bizim deyrimizde ol gûne makrama yokdur" deyü inkâr etdiler. Hakîr İncîl'lerine ve Hazret-i İsâ hakkına yemîn edüp kimesneye ol makramayı ahvâlin keşf-i râz etmeyim deyü ta‘ahhüd eylediğimde hakîri bir muzlim gâra götürüp taşrada huddâmlarım kalup ol gâr içre on iki cevâhir kandîl çerâgân olup bir dollâbdan bir sandûka ve ol sandûkadan bir cevâhirli kutu çıkardılar, gûnâ-gûn bükâ vü nâlişler ile cevâhir kutuyu küşâde edüp müşk ü amber-i hâm râyihası dimâğımı mu‘attar edüp destmâl-i şerîf manzûrumuz olmuşdur. Çâr-kûşe bir aselî levn makramadır. Tûlen ve arzen iki zirâ‘ gelir. Hurmâ-yı Mekke lîfinden gazl olunup dokunmuş. Hazret-i İsâ Tûr-ı Sînâ'ya tecellî-yi cemâl-i Rabbü'l-izzet içün urûc etdükde kendüye tecellî müyesser olup hicâb-ı Rabbü'l-izzet'den İsâ Nebî arak-âlûd olduklarında bu destmâl ile vech-i şerîflerin Mesîh Nebî mesh etdiklerinde bi-emrillâhi Te‘âlâ vech-i şerîflerinin şekl-i münevveri makramaya te’sîr edüp yed-i kudret ile tahrîr olunmuş bir sihr-i mübîn-âsâ sûret-i İsâ demdir kim gören anı zî-rûh zann eder. Hemân bir deme muhtâc sûret-i Mesîh-enfâsdır kim füsûn-i işve ve nazarda tebessümde gûyâ hayatdadır. Hele bu hakîrin şübhesi kalmadı kim eşkâl-i te’sîr-i Hazret-i İsâ'dır. Ve hakîr bu kadar erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilâtımızda ve bu seyâhat-ı tek-â-pûmızda niçe bin sihr-i i‘câz mertebesi hayâl-pesend ma‘rifetler gördüm, bu dahi anlar gibi bir rûhî boya ile Frenk Mânî kalemi olmasın deyü bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret-i İsâ'dır. Zirâ benî Âdem gördükde vücûduna lerzân hâsıl olup âdemi dehşet alur. Bu gûne bir makramadır. Teberrüken bu hakîr sağ elimle makramayı mesh edüp yüzüme sürüp bu makrama bu gûne temâşâ etdim. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b ·
metinde göster ·
… bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ ilme'l-yakîn
ve hakka'l-yakîn
hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret-i İsâ'dır. Zir …
Şehr-i Urfa içre Halîlü'r-rahmân âsitânesi kurbunda Çanlı Kenîse derler binâ-yı kadîm bir musanna‘ deyr-i azîmdir. Hazret-i Mesîh mübârek vech-i şerîflerin sildiği makrama andadır kim ol deyrin hazînesinde gâyet mahfûzdur. Zîrâ taraf-ı mülûkdan havf ederler kim selâtînler haberdâr olurlarsa ol makramayı hazîneye alırlar deyü ihtirâz edüp hıfz ederler. Şehir a‘yânlarının bile bu destmâl-i İsâ'dan haberleri yokdur, ammâ bu hakîr Rûmlar ile çok ihtilât edüp anların Yanvan Târîhlerin istimâ‘ etmek ile bu hakîr Bağdâd'a giderken bu Urfa içre ol deyre girüp ruhbânlardan makramayı görmeğe ricâ etdim. "Bizim deyrimizde ol gûne makrama yokdur" deyü inkâr etdiler. Hakîr İncîl'lerine ve Hazret-i İsâ hakkına yemîn edüp kimesneye ol makramayı ahvâlin keşf-i râz etmeyim deyü ta‘ahhüd eylediğimde hakîri bir muzlim gâra götürüp taşrada huddâmlarım kalup ol gâr içre on iki cevâhir kandîl çerâgân olup bir dollâbdan bir sandûka ve ol sandûkadan bir cevâhirli kutu çıkardılar, gûnâ-gûn bükâ vü nâlişler ile cevâhir kutuyu küşâde edüp müşk ü amber-i hâm râyihası dimâğımı mu‘attar edüp destmâl-i şerîf manzûrumuz olmuşdur. Çâr-kûşe bir aselî levn makramadır. Tûlen ve arzen iki zirâ‘ gelir. Hurmâ-yı Mekke lîfinden gazl olunup dokunmuş. Hazret-i İsâ Tûr-ı Sînâ'ya tecellî-yi cemâl-i Rabbü'l-izzet içün urûc etdükde kendüye tecellî müyesser olup hicâb-ı Rabbü'l-izzet'den İsâ Nebî arak-âlûd olduklarında bu destmâl ile vech-i şerîflerin Mesîh Nebî mesh etdiklerinde bi-emrillâhi Te‘âlâ vech-i şerîflerinin şekl-i münevveri makramaya te’sîr edüp yed-i kudret ile tahrîr olunmuş bir sihr-i mübîn-âsâ sûret-i İsâ demdir kim gören anı zî-rûh zann eder. Hemân bir deme muhtâc sûret-i Mesîh-enfâsdır kim füsûn-i işve ve nazarda tebessümde gûyâ hayatdadır. Hele bu hakîrin şübhesi kalmadı kim eşkâl-i te’sîr-i Hazret-i İsâ'dır. Ve hakîr bu kadar erbâb-ı ma‘ârif ile ihtilâtımızda ve bu seyâhat-ı tek-â-pûmızda niçe bin sihr-i i‘câz mertebesi hayâl-pesend ma‘rifetler gördüm, bu dahi anlar gibi bir rûhî boya ile Frenk Mânî kalemi olmasın deyü bu im‘ân-nazar ile bu eşkâle dikkat-ı tâmm edüp nazar etdim, ammâ ilme'l-yakîn ve hakka'l-yakîn hâsıl etdim ki hemân bu makramadaki eşkâl-i mehîb sûret-i Hazret-i İsâ'dır. Zirâ benî Âdem gördükde vücûduna lerzân hâsıl olup âdemi dehşet alur. Bu gûne bir makramadır. Teberrüken bu hakîr sağ elimle makramayı mesh edüp yüzüme sürüp bu makrama bu gûne temâşâ etdim. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57b ·
metinde göster ·
… s-ı kibâr [u] a‘yân: Cümle (---) aded ekâbir ve a‘yânın sarây hammâmları vardır
ve hakkâ
muhakkakdır kim sicillâtda mastûrdur. Cümle kibâr [u] eşrâf [u] a‘yân-ı devlet …
Der-beyân-ı hammâm-ı mahsûs-ı kibâr [u] a‘yân: Cümle (---) aded ekâbir ve a‘yânın sarây hammâmları vardır ve hakkâ muhakkakdır kim sicillâtda mastûrdur. Cümle kibâr [u] eşrâf [u] a‘yân-ı devlet "Şehr-i Kayseriyye'mizde bu kadar sarây hammâmlarımız vardır" deyü tefâhur kesb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 66a ·
metinde göster ·
… âsitâne tarafından yeniçeri müstahfazânı yokdur ve ulemâ-yı Ekrâdı gâyet çokdur
ve hakkâ
ki şehr-i Dinc olmağıla âb [u] hevâsının letâfetinden halkı dincdir ve memâliki …
Sebeb-i tesmiyesi (---)(---)(---)(---)(---)(---) Bânîsi Âl-i Abbâsiyân'dan (---)(---) binâsıdır. Niçe devlet destine girüp âhir sene (---) târîhinde ahâlîsi ve hâkimi Selîm Şâh'ın hâk-i pây-i semendine yüz sürüp kal‘anın yetmiş aded miftâhıyla Süleymân Hân'a teslîm edüp hizmet [u] istikâmetleri mukâbelesinde ahâlîsin cümle tekâlîf-i şâkkadan mu‘âf u müsellem edüp mîr-i livâsına yine hâkimliğin ibkâ ve mukarrer edüp Diyârbekir eyâletinde mefrûzü'l-kadem ve maktû‘u'l-kalem olan beş aded hükûmetlerdir kim biri hükûmet-i Cezîre'dir ve biri hükûmet-i Eğil'dir ve biri hükûmet-i Palu'dur ve biri hükûmet-i Hazzo'dur ve biri dahi bu hükûmet-i Dinç'dir. Bunlara taraf-ı pâdişâhîden evâmir-i şâhî ve yarlığ-ı belîğ-i pâdişâhî gelse bu hâkimlerin elkâb ibârâtında Cenâb-me’âb deyü tahrîr olunur beş hükûmetdir. Cümleden ulusu Cezîre hükûmetidir. Andan ikincisi bu Dinç hükûmetidir. Zamân-ı kadîmde üç bin asker ile sefer eşermiş, ammâ hâlâ hâkimi Alî Beğ bin askere mâlikdir. Muş sahrâsıyla müşa‘ ma‘mûr [u] âbâdân bir hükûmetdir. Cümle ebvâb-ı mahsûlâtı beğine hâss ifrâz olunmuşdur. Eyâletinde timar ve ze‘âmet yokdur. Taraf-ı Âl-i Osmân'dan üç yüz akçe pâyesiyle bir kadı gelüp hükûmet-i şer‘-i Muhammedî edüp ber-vech-i adâlet dörd ve beş kîse tahsîl eder. Şeyhülislâmı ve nakîbi şehr-i Bitlis'dedir, zîrâ cümle ahâlîsi Ekrâd-ı Şâfi‘îlerdir. Yezîdî Ekrâdları ve Ermenîleri cümle re‘âyâdır. Sipâh kethüdâyeri ve serdârı ve dizdârı ve neferâtı yokdur. Kal‘ası hâkimi hükmünde olup âsitâne tarafından yeniçeri müstahfazânı yokdur ve ulemâ-yı Ekrâdı gâyet çokdur ve hakkâ ki şehr-i Dinc olmağıla âb [u] hevâsının letâfetinden halkı dincdir ve memâliki günçdür. Cümle a‘yânı sâhib-gencdir ve vilâyet-i vâsi‘i gülüncdir, bir koyun on akçeye, bir sığır bir rub‘a ve iki vakiyye beyâz nân-pâre bir akçeye ve bir somar buğday (---) at yemi olur on akçeye. Sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbât [u] hubûbâtlar dahi hâkezâ kıyas-ı re-mev-misâlidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 86a ·
metinde göster ·
… p yedi günde yedi bin kîse hâsıl oldu. Netîce-i merâm cümle tevâbi‘ [u] levâhık
ve hakîr
ze‘âmet ü 96b timar ve cihet ve-i gûnâ-gûn hizmetler ile akçe almadan elimiz …
Andan devlet yâver olup baht [u] tâli‘ mes‘ûd olup cemî‘i a‘yân-ı devlet ehl-i havâyic şeb [u] rûz sarâya gelüp gitmeğe başlayup âdem deryâsı izdihâmından sarâyımızda bir hatve arz-ı hâliye kalmayup yedi günde mâl deryâsı cereyân edüp yedi günde yedi bin kîse hâsıl oldu. Netîce-i merâm cümle tevâbi‘ [u] levâhık ve hakîr ze‘âmet ü 96b timar ve cihet ve-i gûnâ-gûn hizmetler ile akçe almadan elimiz değmez oldu. Arapça .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96a–96b ·
metinde göster ·
… ve Tezkireci-i sağîri Zühdî Efendi ve Hazînedâr Ahmed Ağa ve Mühürdâr Osmân Ağâ
ve hakîrin
selefi imâm efendi ve re’îsü'l-küttâb Mevkûfâtî Muhammed Efendi, bunlar sikadan …
Melek Ahmed Paşa efendimizin zamân-ı sadâretinde bunun emsâli niçe bin tedbîrât [u] hâdisât zuhûr edüp kimi hüsn-i tedbîr oldu. Ekalli sû-i tedbîr olup yine cümle ocak halkı meşveretiyle asker-i İslâm'ın bir mevâcibi kalmayup üç aydan ulûfeler çıkup her taraf ma‘mûr [u] âbâdân idi. Eğer sadâreti hâlinde olan cemî‘i rûz-merre olan vakâyi‘âtı ferâden ferâdâ tahrîr etsek başka bir mücelled tomar-ı edvâr olur. Ammâ cemî‘i halk ile hüsn-i zindegânîsi var idi ve halûk [u] hamûl idi. Ve hizmetinde akl-ı Aristo zî-akl ve müstakîm ve âkıbet-endîş âdemler saklardı. Hatta kethüdâsı Diyârbekir'in Çirmik'inden Kudde Mehmed Kethüdâ ve tezkireci-i kebîri Gınâyî Efendi ve Tezkireci-i sağîri Zühdî Efendi ve Hazînedâr Ahmed Ağa ve Mühürdâr Osmân Ağâ ve hakîrin selefi imâm efendi ve re’îsü'l-küttâb Mevkûfâtî Muhammed Efendi, bunlar sikadan müdebbir, kâmil, sâhib-ayâr nedîmler idi. Taşra huddâmlarından defterdâr Zurnazen Mustafâ Paşa'yı ma‘zûl edüp Kırkçeşmeli Emîr Paşa'yı defterdâr edüp sû-i tedbîr etdi. Zîrâ tammâ‘ ve hemec ve mühmil âdem idi. Ve Koca İbrâhîm Ağa'yı çavuşbaşı etdi. Münâfık ve müfsid ve devr-i ebvâb ederdi. Ancak Bektâş Ağa ve Kara Çavuş ve Çelebi Kethüdâ ile ve Şeyhülislâm Bahâyî Efendi ile hüsn-i ülfet edüp her umûrun anlar ile meşveret edüp onların sözlerine amel ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 98b ·
metinde göster ·
… " deyü cümle hayr du‘âlar edüp hakîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin
ve hakkâ
ki pâk seyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi …
Ve bostâncıbaşıyla gemime bir Frenk hekîm girdüğü Kaya Sultân'ım 145a tarafından bir hekîm ile baltacı gelüp vücûduma hekîm-i hâzık timar etmesidir. Ve sıhhat buldukça hekîme derûn-ı dilimden muhabbet edüp ihsânlar etsem gerekdir, ammâ Allahu a‘lem alâmet-i kebîr oldur kim vücûdum gemisi direği kesilüp ten gemisinden ayrılup benim yoluma revâne olup ben marazdan halâs olurum inşâallah" deyüp bir Fâtiha deyüp ba‘de'l-Fâtiha eydür: "Evliyâm işe sen bizim sâdıkâne muhibb-i yâr-ı kadîmimiz olmağıla sen bizim içün bu vâkı‘ayı görüp ol gice bize de işâret olup Evliyâ'nın gördüğü vâkı‘ayı kendüden su’âl edün, deyü bize tebşîr etdiklerinden bu gün bu vâkı‘anın vâkı‘-ı hâlin senden su’âl etdiğimin aslı ol idi. İmdi bu hakîr ilhâm-ı Rabbânî ile böyle ta‘bîr etdim, hayr ola" deyüp kesret-i kelâmdan bî-tâb u bî-mecâl kalup girde-bâlişe nâliş ederek söylenüp hâb-ı râhata vardı. Cümle enderûn [u] bîrûn ağaları ve gayri huzzâr-ı meclis kimesneler paşanın bu vâkı‘ayı böyle ta‘bîr etdüğüne engüşt ber-dehen ederek "Âferîn, sad hezârân âferîn yâ Melek Ahmed Paşa sad-lek tahsîn ola. Hakkâ ki hâl sâhibisin. Hudâ sıhhat vere" deyü cümle hayr du‘âlar edüp hakîre dahi "Hakkâ Evliyâm, sen de er oğlu ersin ve hakkâ ki pâk seyyâh-ı âlemsin kim böyle bir rü’yâ-yı sâliha gördün!" deyü hakîre dahi du‘â ve senâlar edüp derûnî muhabbet etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144b–145a ·
metinde göster ·
Menâkıb-ı münâsib: Dahi Edirne şehri dest-i küffâr-ı hâksârda iken Hazret-i Hacı Bektaş-ı Velî Bursa şehrinde bir alay kibâr-ı evliyâullah ile müşâvere ederken esnâ-yı kelâmda buyururlar kim "İdrivne şehrin üç ejdehâ-yı nehr-i azîm derâğûş edüp belde-i İdrivne'yi helâk etmek isterler. Âhir gark-ı âb ederler. Ammâ seyecî sene 762 târîhînde dest-i Âl-i Osmân'a girüp zamîme-i dâr-ı İslâm olacakdır. Ayâ bizden Edirne'ye kim gider kim onda âmâde olup üç su bir olup tuğyân ile geldiklerinde du‘â edüp ol du‘â sebebiyle sular teskin ola?. Ba‘de'l-feth İdrivne şehrinde âsitâne-i azîm sâhibi ola" buyurduklarında hemân Sefer Şâh Sultân eydür "Pâdişâhım, eğer nutk-ı dürer-bârınız olursa bu abd-i kemter ve hakîr-i ahkar gidelim" dedikde hemân Bektâş-ı Velî Sultân "Hak mübârek eyleye!" deyü Sefer Şâh'a post u alem ve çerâğ u def [u] kudûm ü kalem ve nakkâre ü zil ve nefîr ü sadem ve seccâde ve hırka ve peşmine-i adem [ü] sofra ve gülbank ü bî‘at-ı perem ve kırk halîfe-i sâhib-kerem verüp Sefer Şâh Sultân'ı Rûm ereni olmağa lâyık erzânî görüp huzzâr-ı meclisde gülbang-ı Muhammedî çekilüp Hazret-i Pîr'den Sefer Şâh me’zûn olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek şehr-i Edirne'ye alem kaldırup def ü kudûm ü tablın döğdürüp tevhid [ü] tezkîr-i erre ile nefîrlerin çalarak derûn-ı Edirne'den ubûr etdiklerinde cümle nasârâlar engüşt ber-dehan edüp âlem-i hayretde kalırlar. Sefer Şâh Sultân bu hâl ile tevhîd-i sultânî ederek Hıdırlık nâm mevzi‘de karâr edüp subh [u] mesâ tevhîd [u] tezkîr edüp bâb-ı tevekkülde Kâf-ı kanâ‘at ile fakr [u] fâka çille-i merdânın çekmeğe müdâvemet ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 150a ·
metinde göster ·
… r teslîm dâğı var kim guruş kadar var. Anı göstermeden murâdı şerî‘at ü tarîkat
ve hakîkat
ü ma‘rifetde kâmil ve sâhib-ayâr olup "Tarîk-i hakka teslîmiz!" deyü teslîm dâğ …
Ba‘dehû bu cân aşk ile mest olmuş. Yine nefîrin ele alup dem urup Esmâ’ü'l-hüsnâ âğâzesiyle nefîrde savt urup Hayyu'l-Kayyum, el-Vâcidü'l-Mâcid, el-Ahad ve'l-Ferdü's-Samed, el-Kâdirü'l-Muktedir esmâların gösterüp er "Hak Allah dost dost!.." deyü hâmûş-bâş oldu. Hakîr yine vücûdına bakdım, bî-pîrehen sîne-çak bir pâk-abdâl. Sîne-i bî-kînesinde Maktelü'l-Hüseyn âşûresinde Tebrîz-i dilâvîzde sinesine şerhalar çekdirmiş kim her sırımı nîm dival kadar kadar şerhaları var. Ve serinden âfitâbesin çıkarup ser-bürehne olup tâ beynisi üzre bir teslîm dâğı var kim guruş kadar var. Anı göstermeden murâdı şerî‘at ü tarîkat ve hakîkat ü ma‘rifetde kâmil ve sâhib-ayâr olup "Tarîk-i hakka teslîmiz!" deyü teslîm dâğın ayân eyledi. Ve iki bâzûlarında çâryâr-ı güzîn dâğları ve şerhaları ve sol bâzûsunda Deşt-i Kerbelâ dâğları ve sırımları ile müzeyyen bir zırtıl pâk torlak ve parlak ammâ zarrak ve şallak değil ve çârdarb bir mutarraş abdâllığı cümle menâhiyyâtdan müberrâlık alâmetin göstermiş. Zîrâ bıyıkda ve saç u sakalda kaş ü kirpikde aslâ alâkası yok idi, ammâ nûr gibi yüzü berk ururdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 175a ·
metinde göster ·
… larına geldiğimde gerüden yine Van Valisi (---)(---) paşa lalan ve Bitlis Hânı
ve Hakkâri
Hânı ve Mahmûdî Hânı lalalarından arz-ı mahzarlar gelüp feryâd [u] fiğânları ev …
Ba‘dehû pâdişâhımdan ibrâm [u] ilhâh olup elbette ve elbette gelesin, fermânları geldikde Kürdistân ahvâlin tecessüs etmeden fâriğ olup Konya taraflarına geldiğimde gerüden yine Van Valisi (---)(---) paşa lalan ve Bitlis Hânı ve Hakkâri Hânı ve Mahmûdî Hânı lalalarından arz-ı mahzarlar gelüp feryâd [u] fiğânları evce peyveste olup Acem'den feryâdnâmeleri kan ile yazmışlar, deyü arzları huzûr-ı pâdişâhîde ibrâz edüp, işte pâdişâhım ol serhaddin ihtilâline göre ol tarafa bir müdebbir, kâr-âzmûde vezîr-i rûşen-zamîr olmuş, serdâr-ı mu‘azzamlığa lâyık Melek Ahmed Paşa lâzımdır, deyü re’y-i ahsen zann edüp ol tarafa me’mûr eyledik. Fermân pâdişâhımındır" deyü hâmûş-bâş oldu. Hemân sa‘âdetlü pâdişâh, kazıyye ma‘lûm deyüp tebessüm idip "Tiz devât ve kalem getirin" dedi. Derhâl sır kâtibi devât ve kilk-i cevher-nisâr getirüp dest-i şerîfiyle eyle bir hatt-ı şerîf tahrîr etdi kim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 183b ·
metinde göster ·
… ve bir habbem yokdur" deyü yemîn etdikde havzdan uryân çıkarup fakîr Kudde'nin
ve hakîr
Defterdâr'ın vücûdlarına üç yüz kırbaç urup figânları evce peyveste olup ol zah …
Kapudan içeri girdikde anı gördüm, bu hammâm câmekânının soffaları üzre iki yüz aded çatal fitilli sekbân u sarıca cellâdları âmâde idiler. Anı gördüm, bu câmekânın havz-ı kebîri su ile leb ber-leb olup ol rûz-ı zemherîrde Kudde Kethüdâ ve Moralı Defterdâr ve Mehemmed Efendi, üçünün dahi gerdenlerinde tokuz zincir ile uryân u büryân ve giryân u nâlân havz içinde iki gün iki gice imiş aç u zâc bir kamîs u serâvile muhtâc olduklarından mâ‘ada her gice cellâdlardan biner tâziyâne kırbaç yiyüp niçe gûne işkence ederlermiş. Hemân Kudde Kethüdâ'yı ol hâl-i diyergûnda görüp aklım başımdan gitdi. Yanına varup üçünün dahi destlerinden bûs etdim. Zîrâ veliyy-i ni‘metlerim idi. Kudde Kethüdâ eydür "Evliyâm bu ne hâldir?". Hakîr eyitdim: "Şimdi sâhib-i devlet yanında idim. Kudde halâs olmak dilerse üç bin kîse versin ve beş bin kîse paşa versin ve Mehemmed Efendi bin kîse versin. Yohsa üçünü de katl ederim, deyü yemîn etti" dedim. Hele Kudde 185a bin kîse ve defterdâr iki bin kîse ve mevkûfâtî beş yüz kîse ve beş yüz cild kitâb-ı müstetâb verecek oldular. Bu kerre İpşir Paşa kethüdâsı Sâlîh Ağa eydür "Ey Mehemmed Kethüdâ, Kırşehri'ndeki kırk bin koyun niçe oldu ve Diyârbekir Çermik'i şehrindeki bin kîse niçe oldu ve Van'da Mallı Kaya Çelebi ortağındaki beş yüz kîse altun niçe oldu ve Gümrük Emîni Hasan Ağa karındaşı Anton Ermenî kâfirdeki iki bin kîse malınız niçe oldu" deyince Kudde Kethüdâ eydür "İşte Evliyâm, bilür, ol Kırşehri'ndeki sahrâ çiftlikde kırk bin koyun anlar cümle Melek Paşa'nındır ve Çermik'de menim mâlım yokdur. Cümle karındaşım Hacı Mûsâ Ağa'nındır ve andaki mâl cümle Kaya Sultân'ındır. Kaya Sultân Van'da Kaya Çelebi ile taş kayasıyla ortaklardır. Altunlarda menim alâkam, bir ahçam ve bir habbem yokdur" deyü yemîn etdikde havzdan uryân çıkarup fakîr Kudde'nin ve hakîr Defterdâr'ın vücûdlarına üç yüz kırbaç urup figânları evce peyveste olup ol zahm-âlûd ile ol şiddet-i şitâda yine havz içine koyup âh [u] enîn etmeğe başladılar. Hakîr eyitdim: "Bre Mehemmed Kethüdâ cemî‘i dostlara haber gönder. Karz-ı hasen bir kaç yüz kîse dahi alup kuş cânlarınız halâs edin" dedim. Bunlar eyitdiler "Ya biz hapisde iken bizlere kim bir fülus-ı ahmer inanırlar. Bizi bir hapisden ıtlâk etsinler, ba‘dehû sâhib-i devletin murâd [u] merâmları üzre mâl bulup halâs olalım" dediler. Hakîr İpşir Paşa'ya varup bu kelâmları söyledim. "Anlar hapisde iken dahi ol kadar mâlı verirler. Anlar eyi âdemlerdir, yohsa şimdi anları katl ederdim" dedikde hakîr yine gelüp istimâ‘ etdiğim üzre İpşir Paşa'nın sözlerin bir bir takrîr eyledüm. Hâh-nâ-hâh üçüncü gün Defterdârdan üç bin sekiz yüz kîse ve sarâyında olan cümle emvâl u erzâkların ve cümle ser-i kârda olan tevâbi‘lerin haps edüp anlardan dahi iki bin kırk kîse mâl tahsîl eyleyüp Diyârbekir'de Bakkaloğlu'na ve Mehemmed Çelebi'ye ve karındaşı Hacı Mûsâ'ya ve Mehemmed Kethüdâzâde İbrâhîm Beğ'in cümle mâl [u] erzâkların mîrîye zabt u rabt etmek içün kapucubaşılar gidüp kendülerini kayd-bend ile der-i devlete fermân-ı şehriyârîler Diyârbekir Valisi Firârî Mustafâ Paşa'ya emirler gitdi. Ve Mevkûfâtî Mehemmed Efendi'nin mâlı yok idi. Amma cümle Melek emlâki ve çiftliği ve akarâtları mîrîye ahz u kabz olunup her gün yine bunları gûnâ-gûn işkence ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184b–185a ·
metinde göster ·
… en Melek Ahmed Paşa efendimize borcun edâ etmeğiçün otuz yedi kîse hakîre verdi
ve hakîrden
temessük aldı. Ve iki tavla kısrak ve elli katâr urbân devesi ve yedi katâr kat …
Ertesi gün Gâzî Mustafâ hakîri da‘vet edüp mâl-ı ganâ’imden Melek Ahmed Paşa efendimize borcun edâ etmeğiçün otuz yedi kîse hakîre verdi ve hakîrden temessük aldı. Ve iki tavla kısrak ve elli katâr urbân devesi ve yedi katâr katır ve on aded mahbûb Gürcî gulâmı ve yüz elli aded tengtir çadır ve onbeş aded nohûdî segbân u sarıca ve karakullukçu çergeleri ve on aded münakkaş âğavât çergeleri ve iki bin mikdârı Urbân gönderleri kim her birisi Bağdâd kargılarıdır. Ve hakîre bir kîse guruş ve bir küheylân at dahi verüp cümle eşyâları paşanın develerine tahmîl edüp üç bayrak segbân-ı refîkler ta‘yîn eyleyüp hedâyâları ile ve tahrîr olan mektûb-ı muhabbet-üslûbları ile bu hakîri paşa efendimize yollayup kendisi bile av tarîkile Şat cisrin ubûr edüp ol mahalde paşa ile ve cümle Diyârbekir a‘yâniyle vedâ‘laşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217b ·
metinde göster ·
… rgeleri ve iki bin mikdârı Urbân gönderleri kim her birisi Bağdâd kargılarıdır.
Ve hakîre
bir kîse guruş ve bir küheylân at dahi verüp cümle eşyâları paşanın develerine …
Ertesi gün Gâzî Mustafâ hakîri da‘vet edüp mâl-ı ganâ’imden Melek Ahmed Paşa efendimize borcun edâ etmeğiçün otuz yedi kîse hakîre verdi ve hakîrden temessük aldı. Ve iki tavla kısrak ve elli katâr urbân devesi ve yedi katâr katır ve on aded mahbûb Gürcî gulâmı ve yüz elli aded tengtir çadır ve onbeş aded nohûdî segbân u sarıca ve karakullukçu çergeleri ve on aded münakkaş âğavât çergeleri ve iki bin mikdârı Urbân gönderleri kim her birisi Bağdâd kargılarıdır. Ve hakîre bir kîse guruş ve bir küheylân at dahi verüp cümle eşyâları paşanın develerine tahmîl edüp üç bayrak segbân-ı refîkler ta‘yîn eyleyüp hedâyâları ile ve tahrîr olan mektûb-ı muhabbet-üslûbları ile bu hakîri paşa efendimize yollayup kendisi bile av tarîkile Şat cisrin ubûr edüp ol mahalde paşa ile ve cümle Diyârbekir a‘yâniyle vedâ‘laşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 217b ·
metinde göster ·
idi. Ahmed Beğ ve Ferîd ve Sırrî kadar hüsn-i hat mazmûnlar seci‘iyyâtlar kazar …
Ve üstâd-ı mühürken ve hakkâk idi. Ahmed Beğ ve Ferîd ve Sırrî kadar hüsn-i hat mazmûnlar seci‘iyyâtlar kazar ve ta‘lîk ve rik‘a yazar kim bî-misildir. Hatta bir gûne tîzâb ile yemeni üzre beyâz hat tahrîr ederdi kim aslâ fenâ bulmaz zemîn ü zamân mühürleri var kim sihr-i i‘câzdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… sin. Ve illâ bu Melek karındaşın söz[i] doğrudur, zerre kadar şerî‘at u tarîkat
ve hakîkat
u ma‘rifetden taşra taş koparırsan senden baş kopar. Lûtf eyle ben Van'da iken …
Andan sonra Murâd Hân efendim merhûmun fermânı üzre senin üzerine asker cem‘ edüp Diyârbekir'den Mifârıkîn kal‘asına dek gelüp tarafeynimize maslahatın görüp senden yetmiş kîse mâl ve bu kadar metâ‘ [u] menâl alup "Menem; Diyârbekir eyâletinde değil Van eyâletindedir." deyü ığmâz-ı ayn edüp senin üstüne sefer etmeden ferâğat edüp bu kadar üsârâlar alınup bu kadar mâl-ı Firâvân ile asâkir-i Âl-i Osmân muğtenim olup sâlimîn ü gânimîn iken yine sen epsem duymayup tâzeliğin hasebiyle Erzurûm eyâletinde Bingöl yaylağına çıkan Ekrâd tâ’ifesinden bâc-ı öşr alırım deyü yetmiş bin koyun nehb ü gâret etdiğinde koyun sâhibleri Erzurûm'da bana gelüp tazallum etdiklerinde sana bir muhabbetnâmem ile koyuncular kethudâmı gönderdiğimde, "Ben anın eyâletinde vekîlim ve ben bir hân-ı âlîşânım, bende ne alâkası var Melek Ahmed Paşa'nın deyüp muhabbetnâmemi pâre pâre edüp "Koyuncular kethudâsını katl idem!..." dedin. Mudikî Alî Ağa ricâ edüp koyuncular kethudâm halâs olup Erzurûm'a geldikde üstüne asker çeküp gelmek sadedinde iken Sultân İbrâhîm Hân beni Erzurûm'dan ma‘zûl edüp yine sen ol zamân elimden halâs oldun. Mezâ mâ mezâ, ol zamânlar sen de biz de tâze idik. Ammâ sana nasîhatim oldur kim hamd-i Hudâ yine görüşmek müyesser olup bu kadar ni‘metin tenâvül edüp bu kadar ihsânların gördüm. Ammâ, ey hân karındaşım senden ricâm oldur kim biz Âl-i Osmân pâdişâhlarının vezîrleriyiz. Husûsan dâmâd-ı Sultân Murâd Hân'ım. Nitekim ben Van eyâletine mutasarrıfım. Sen benim taht-ı eyâletimde serbes hâkimsin ve mü’ebbed ocaklık olmak üzre bu eyâletine mutasarrıfsın. Ammâ paşayı hâneme kondurup bu kadar i‘zâz u ikrâm etdim, deyüp yanında olan hokkabâz ve sürâhîbâz ve ol sihirbâz maymuncuların sözlerine uyup Kürd damarları depreşüp bir nâ-şer‘ ü nâ-hemvâr işde bulunmayasın ve her tarafında meştâ olan mîr-i aşâ’irler ile hüsn-i zindegâne edüp memûr olduğun pâdişâh hizmetlerini edâ idesin. Ve illâ bu Melek karındaşın söz[i] doğrudur, zerre kadar şerî‘at u tarîkat ve hakîkat u ma‘rifetden taşra taş koparırsan senden baş kopar. Lûtf eyle ben Van'da iken cümle halk ile yahşı geçin ve illâ eğer dersen İpşir Paşa bu Melek Ahmed Paşa'yı Van'a sürdü, ne vaka‘ u vakârı olsa gerek dersen, ben hâlâ hatt-ı şerîf ile serdâr-ı mu‘azzam ve tuğrâ-yı garrâ-keş düstûr-ı mükerremim, hemân epsem olup tarîk-ı Hak'dan ayrılma. Sana nasîhatim budur." deyince hân eydür: "Hakkâ ki ata ve dede nasîhatidir, el-emrü emrüküm, sultânım" deyüp hân ile Paşa yine öpüşüp vedâlaşup giderken hân paşaya eyitdi: "Sultânım, Evliyâ Çelebi kulunuz bunda birkaç gün dursun. Akîbinizce Van'a ulaşdırırım." dedikde paşa: "Evliyâ'm, hân fermânıyla birkaç gün kalup yine tiz gel" deyüp me’zûn olup paşa Van'a revâne oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 236a ·
metinde göster ·
Hükûmet-i gâzîyân-ı Mahmûdî: Bunlar Van'ın cânib-i şarkîsindeki yalçın dağlar içre sâkin olup Acem ile mâbeynlerinde ancak Şâh Gediği nâm bir dağ vardır ve müşâlarında Acem'in Kotur kal‘ası vardır. Bunlar cümle altı bin aded kılıç askerdir kim Kürdistân'da bunların atlısı gibi şecî‘ ve nâmdâr kavim yokdur. Kerrât ile Salmas ve Çorus ve Rûmiyye sahrâlarında Şâh askerine karşu koyup mansûr u muzaffer olmuşlardır. Beğleri Hoşaf kal‘asında sâkin olur bir tüvânâ İbrâhîm Beğ'dir kim kerrât ile ceng âteş-i Nemrûd'una girüp çıkmışdır. Ve bu kavm-i Mahmûdî yüz yigirmi aşîret beğleri add olunur kim cümlesi İbrâhîm Beğ'den yıllık ve donluk alırlar. Bunların da hâkinde hâs u harâc ve timâr u ze‘âmet vardır. Bunların cânib-i kıblesi Hakkarî'dir. Ve Hakkarî hânı Yezdenşîr hazretleri ile akrabâlardır. Andan şimâlleri hâk-i kal‘a-i Van'dır kim Van'dan Araytı'da Hoşaf kal‘asına gelir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 254b ·
metinde göster ·
… ı zu‘amâ askeridir. Ve nısıf kal‘a kulları ve üç bin paşa askeri ve Bitlîs hânı
ve Hakkarî
ve Mahmûdî ve Pinyanişî hâkimleri askeriyle cümle erbâb-ı zu‘amâ askeriyle cüml …
Evvelâ Muş beği ve Âdilcevâz beği ve Ercîş beği ve Bârgîrî beği ve Bâyezîd beği ve Akçakal‘a beği ve Şureger beği ve Karacakal‘a beği ve Ekrâd-ı Mekü beği ve Ziyâeddîn beği ve Abagay beği ve Şatak beğleri. Bu zikr olunan on beş sancakda olan güzîde asker beğlerinin livâları altında tabılhânelerin döğerek Âl-i Osmân askerinin sol tarafında yürürler. Ammâ kal‘a neferâtlarının nısfı kal‘ada kalup nısfı sefere gitmek şartdır. Ammâ cem‘an yekûn asâkir-i Van altı bin aded Van kal‘ası kuludur ve altı bin asker sâ’ir kılâ‘ kullarıdır kim cümle on iki bin asker kılâ‘ kullarıdır. Kânûn üzre altı bini sefere me’mûrlardır ve üç bin asker dahi cebelüleriyle Van paşası askeri olur ve on iki bin asker-i Hakkarî'dir ve altı bin asker-i kavm-i Mahmûdî'dir ve altı bin asker-i Gâzîkıran-ı Pinyanişî'dir ve beş bin asker-i Bitlîs hânıdır. Ammâ eyâlet-i Van'ın 256a eğer Osmânlı sancaklarında ve eğer Kürdistân beğleri sancakları ki bâlâda tahrîr olunduğu üzre cümle otuz yedi aded sancaklardır kim kânûn-ı Süleymân Hân üzre mezkûr sancakları erbâb-ı ze‘âmetleri ve erbâb-ı timârlarının hîn-i gazâda cümle cebelüleri ile on iki bin kılıç erbâb-ı zu‘amâ askeridir. Ve nısıf kal‘a kulları ve üç bin paşa askeri ve Bitlîs hânı ve Hakkarî ve Mahmûdî ve Pinyanişî hâkimleri askeriyle cümle erbâb-ı zu‘amâ askeriyle cümle eyâlet-i Van'da hemân sefer eşer kırk sekiz bin asker-i güzîdedir. Bunlar cümle Âl-i Osmân'ın vazîfe ve timâr ve ze‘âmetin yeyen kullarıdır. Kırk elli bin asker dahi bunların huddâmân-ı pür-silâhları olur. Hakkâ ki bir asker-i güzîdedirler kim memâlik-i Âl-i Osmân'da kırk bir sene geşt ü güzâr etmediğimiz serhad kalmamışdır. Ammâ bu abd-i kemter Rûm'da Egre ve Budin ve Bosna gâzîleri kadar mücâhidîn-i fî sebîlillah bî-hîle ü bî-hud‘a asker görmedim. Ve diyâr-ı Anadolu'da Acem serhadlerinde Kars kulu ve bu Van kulu gibi serbâz ve şehbâz u güzîde müsellah bî-emân asker görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 255b–256a ·
metinde göster ·
… esmâ-i çâkerân: Ekser Gürcî köleleridir kim isimleri Usuf ve Evreng ve Çelerdi
ve Hakverdi
ve Çömez ve Zâl ve İskender ve Kubad ve Şağad ve Server ve Hurrem ve Levend ve …
Der-alâmet-i esmâ-i çâkerân: Ekser Gürcî köleleridir kim isimleri Usuf ve Evreng ve Çelerdi ve Hakverdi ve Çömez ve Zâl ve İskender ve Kubad ve Şağad ve Server ve Hurrem ve Levend ve Elvend ve Sıyâmî ve Pervîz ve Şükrullah ve Kâsım ve Şâhkırân nâm gulâmları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 258a ·
metinde göster ·
… n karîb zuhûr eder." deyü bu vâkı‘ayı gördüğün takrîr edüp bu gûne ta‘bîr etdi.
Ve hakîr
bu vâkı‘ayı istimâ‘ edüp "Hayr ola sultânım." deyüp hâmûş oldum.
Zîrâ Murâd Hân bu ekmeği yeyüp mansûr u muzaffer ol demiş idi. İnşâallahu Ta‘âlâ hânı münhezim edüp mâl-ı ganâ’imle muğtenim oluruz. Ve ol kanlı ekmekden sen dahi yediğin ecel-i müsemmâna dek ol nândan yiyüp âhir min muhabbetullah şehîd olup merhûm olmak işâretleri idi kim işte Van mansıbı zuhûr etdi ve hâna da kanlı ekmek yedirmemiz de an karîb zuhûr eder." deyü bu vâkı‘ayı gördüğün takrîr edüp bu gûne ta‘bîr etdi. Ve hakîr bu vâkı‘ayı istimâ‘ edüp "Hayr ola sultânım." deyüp hâmûş oldum.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260b ·
metinde göster ·
… eği ve Berda‘ beği ve Ladik beği ve Erecik beği ve Alagöz beği ve Çobanlar beği
ve Hakkarî
hâkimi ve Benî Kator beği ve Abagay beği Evliyâ Beğ ve'l-hâsıl bu zikr olunan V …
Herîf-i zarîf-i dürüst-gû eyitdi "Vallahi sultânım Diyârbekir eyâletinden Çapakçur beği ve Çemişgezek beği hânın imdâdına gelirken Diyârbekir vâlîsi istimâ‘ edüp asker gönderüp siz niçün fermânsız pâdişâha âsî olan hâna imdâd edersiz deyüp Diyârbekir vezîri askeri gelüp Çemişgezek beğin ve Çapakçur beğinin ikisin dahi kayd [ü] bend ile Diyârbekir'e götürdüler." deyince, cihân paşanın oldu, ammâ sultânım Diyârbekir eyâletinde Hazzo beği hânın dâmâdı olmağile bu cengden mukaddem hânın yanında idi. Hâlâ askeriyle Hazzo Beği Murtezâ Beğ Bitlîs içindedir ve Diyârbekir beğinden Cıska beği hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Zerikî beği askeriyle hân yanındadır ve sizin Van eyâletinden Esuk beği ve Karkar beği ve Şervi beği ve Karni beği ve Hero beği ve Ağakis beği ve Kesân beği ve Müküş beği ve Berda‘ beği ve Ladik beği ve Erecik beği ve Alagöz beği ve Çobanlar beği ve Hakkarî hâkimi ve Benî Kator beği ve Abagay beği Evliyâ Beğ ve'l-hâsıl bu zikr olunan Van eyâleti beğleri cümle hâna imdâda gönderüp kendüleri de size imdâda gelmek üzrelerdir ammâ gelmezler. Hâlâ bu ensenizdeki dağlar içre kemîngâhlarda pinhân olmuşlardır. "Ahvâl neye müncer olur?" deyü anlar pusularda size muntazırlardır. Allahümme âfinâ eğer siz hân cenginde münhezim olursanız, anlar dağlardan sizin ardınız alup cümle sizi hân üzre götürmeğe sebeb olan Vanlıyı kılıçdan geçirirler. Eğer koca vezîr bu Yağcıoğlu sözün dinlersiz, hândan korkma, kavm-i Rujikî'dir. Cengâver değillerdir ammâ bu size imdâda gelen bâlâda zikr etdiğim Kürdistân beğlerinden ihtirâz 263b üzre olun. Zîrâ anlar hân ile kasem billah u tallah edüp hândan donluk hedâyâlar almışlardır. Gâfil-mebâş ey vezîr!", dedi. "Ammâ sultânım cenâb-ı şerîfiniz mukaddemâ Diyârbekir vâlîsiyken imdâd taleb etmişsüz. Anlar da yigirmi bin asker ile gelmek üzre cenâbınız dahi yetmiş bin asker ile bu mahalle geldiğinizde şehr-i Bitlîs içre hân askeri içre bir güft [ü] gû havf u haşyet düşüp iki asker-i bî-amân mâbeyninde kaldık, yaman-ender-yaman oldu, deyü derûn-ı Bitlîs hâyâ kıyâmetden bir nişân olup ammâ yine cenge âmâdedirler. Zîrâ Diyârbekir tarafında Deliklika'ya yolların bu sizin tarafınızda dîvârın ve iç kayalardan sedd edüp onar kat meteris çatmışdır ve hâlâ hân pür-silâh cengâver bin askere mâlikdir." deyü bu dil, tarafeynin ahvâllerinden böyle mâ-vaka‘ı üzre bî-garazâne hakîkat haberlerin verdiğinden paşa bu hakîre yüz altun ihsân edüp âzâd etdi ve yanına âdem koşup hân tarafına gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263a–263b ·
metinde göster ·
… Bitlîs'in etrâfında sizler hâzır olup biz aşağı Rahova sahrâsında Van askeriyle
ve Hakkarî
askeriyle ve benim on iki bin askerimle büyük meterislere hücûm edüp "Allah All …
Âhir "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" deyüp yanında olan Ekrâd ümerâlarıyla ol kûh-ı bülendin zirvesinde meşveret edüp "İnşâallah hücûm günü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu depeden ve sen şu püşteden atlı ve yayan yürüyüş edersüz." deyü on sekiz aded ümerâlara hücûm idecek yerlerin gösterüp "Şehr-i Bitlîs'in etrâfında sizler hâzır olup biz aşağı Rahova sahrâsında Van askeriyle ve Hakkarî askeriyle ve benim on iki bin askerimle büyük meterislere hücûm edüp "Allah Allah" deyüp balyemez toplara âteşler etdikde sizler dahi bu me’mûr etdiğim on sekiz yerden şehr-i Bitlîs'e hücûm edin, ammâ askerinize tenbîh ü te’kîd edin, evvel hân arısın söndürelim, sonra hânın balın yiyelim. Gayri re‘âyâ vü berâyâya ve ehl [ü] ıyâle vaz‘-ı yed edüp hâneleri nehb ü gâret etmesinler. Ancak hemân hânı ele getirsinler ve hânın bâğını kabz edüp kal‘ayı muhâsara etsinler" tenbîh etdikde cümle be-ser [ü] çeşm deyüp bu müşâvere-i hayr üzre yemîn billah ile Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup paşa ile ordu-yı İslâm cânibine giderken Rahova sahrâsının bir köşesinde bir çemenzâr yerde tahte'l-kahve tenâvül etmeğe nüzûl edüp cânib-i erba‘aya karavullar koduk. Hikmet-i Hudâ asker-i bî-pâyânın kesretinden ve yağmacı ve kavm-i talancının vefretinden ordu-yı İslâm'dan bir alây şikârcı âdemler dağ taş ve kemîngâh dereler ve râh bilmezler birer mağaracı kimesneler ale'l-ittifâk şehr-i Bitlîs'in etrâfın nehb ü gâret etmeğe giderken meğer hân tarafından kemîngâh içre altı yüz aded güzîde asker-i Rujikiyân var imiş. Bizim asker yağmacısı bu hân askeri üstüne uğrayup bir azîm ceng edüp biz paşa ile otururken bir tüfeng sadâsı istimâ‘ etdik, ammâ ne idüğü ma‘lûmumuz olmayup paşa-yı müdebbirden ol mahalle âdem varınca bizim yağmacılardan iki yüz âdemi hân askeri amân vermeyüp kılıçdan geçirüp cümlesi câm-ı şehâdeti nûş ve gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp kellelerin hâna götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b ·
metinde göster ·
ve Malazgirdî ve Ercîşî ve Âdilcevâz ve gayrı ümerâlar bir yire cem‘ olup bir p …
Hemân Mahmûdî ve Hakkarî ve Malazgirdî ve Ercîşî ve Âdilcevâz ve gayrı ümerâlar bir yire cem‘ olup bir pocada müşâvere edüp "Bre iş işden geçdi. Hân bozuldu." deyü cümle askerimiz şehre nehb ü gârete gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 269b ·
metinde göster ·