… adaz nadaz yarup yerden kök çıkarup yer, sabâh vakti hınzîr gibi hor hor hâblar
ve kelb
dahi tûl-ı nehârda van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup mu …
Garâbet bu kim bir kelb ve hınzîr yılda iki kerre yavrulayup sekizer onar enikleri ve göblezleri ve fino ve fitirnevcikleri ve balacıkları olur, hınzîrın dahi sekiz ve on aded alaca ve karaca ve sarıca çoçkaları, bocukları ve hırcaları olur, kelb ve hınzîr cihânı dutmak gerek idi. Ammâ bi-emrillâh koyun seher-hîz olduğundan rîh-i rahmete nâ’il olup Hak celle ve alâ dölüne ve döşüne berekât verir. Ammâ hınzîr bütün gece burnuyla yeri nadaz nadaz yarup yerden kök çıkarup yer, sabâh vakti hınzîr gibi hor hor hâblar ve kelb dahi tûl-ı nehârda van van uluyup vakt-i seherde burnun kuyruğu altına sokup muşıl muşıl uyur. Ol ecilden göblezleri ve hınzîr bocukları mu‘ammer olmaz, aceb hikmetullâhdır. Netîce-i merâm bu celeb-keşân askeri dahi cümle küheylân atlar üzre pür-silâh ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169b ·
metinde göster ·
… e yine fişekden eşkâl-i at ve katır ve deve ve sığır ve fîl [ve] câmûs ve hımâr
ve kelb
[ve] hınzîr sûretleri peydâ edüp bunlara âteş etdikce bu sûretlerin içinde pinh …
Ve kâğızdan niçe yüz aded kal‘alar yapup birbirleriyle birer sâ‘at ceng-i azîm edüp âteş-feşânlıklar ederler. Ve yine fişekden eşkâl-i papaslar ve Freng ve Yahûdîler ve Kızılbaş sûretleri birbirleriyle ceng-i azîm ederler. Ve yine fişekden eşkâl-i at ve katır ve deve ve sığır ve fîl [ve] câmûs ve hımâr ve kelb [ve] hınzîr sûretleri peydâ edüp bunlara âteş etdikce bu sûretlerin içinde pinhân olan üstâdlar halk üzre yürüyüp âteş havfından temâşâcılara bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve hayâtda olan hımârlara ve kelb-i akûr ve ayulara ve kurdlara ve hınzîrlere fişekleri bağlayup âteş etdiklerinde fakîr hayvânlar cânları acısından niçe bin temâşâcıların içine düşüp cümle halk birbirine girüp hâlleri ve esbâbları harâb olup azîm temâşâ olup mudhikâne acîbeler görülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
… dan temâşâcılara bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve hayâtda olan hımârlara
ve kelb-i
akûr ve ayulara ve kurdlara ve hınzîrlere fişekleri bağlayup âteş etdiklerinde …
Ve kâğızdan niçe yüz aded kal‘alar yapup birbirleriyle birer sâ‘at ceng-i azîm edüp âteş-feşânlıklar ederler. Ve yine fişekden eşkâl-i papaslar ve Freng ve Yahûdîler ve Kızılbaş sûretleri birbirleriyle ceng-i azîm ederler. Ve yine fişekden eşkâl-i at ve katır ve deve ve sığır ve fîl [ve] câmûs ve hımâr ve kelb [ve] hınzîr sûretleri peydâ edüp bunlara âteş etdikce bu sûretlerin içinde pinhân olan üstâdlar halk üzre yürüyüp âteş havfından temâşâcılara bir hây-hû kopar kim ta‘bîr olunmaz. Ve hayâtda olan hımârlara ve kelb-i akûr ve ayulara ve kurdlara ve hınzîrlere fişekleri bağlayup âteş etdiklerinde fakîr hayvânlar cânları acısından niçe bin temâşâcıların içine düşüp cümle halk birbirine girüp hâlleri ve esbâbları harâb olup azîm temâşâ olup mudhikâne acîbeler görülür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
… ak altına dâhil olup deyyâr-ı âdem âdemî-zâtdan bir cân bulmayup hirre ve kutta
ve kelb
ve mûş ve funguzdan bile zî-rûh kısmı bir eser bulunmayup kal‘anın der-i dîvârı …
{Müşâvere-i kefere-i Kazak-ı Azak}: "Sene-i mâzîde güç ile Âl-i Osmân elinden kurtulduk. Bu kış bize Tatar göz açdırmayup bir tarafdan imdâdımız gelmedi ve bir cânibden kış bizi helâk etdi. Bir tarafdan kaht [u] galâ ve bir tarafdan Tatar-ili vilâyetimiz harâb u yebâb edüp akrabâ ve ta‘allukâtlarımız esîr-i kayd-bend etdiler. Ve bizler dahi Tatar havfinden bu kışda kal‘adan taşra baş çıkarmağa dermânımız olmayup kal‘ayı ta‘mîr u termîm edemeyüp cebehâneden bir vukıyye barudumuz kalmayup sâ’ir âlât-ı silâh ve mühimmâtdan dahi bir şey kalmayup cümle on bin Hıristiyan kaldık. İşte şimdi yine Âl-i Osmân donanmasıyla deryâ-misâl asker ile gelmede. Azak balığı yiye yiye cânımıza tâk deyüp ciğerlerimiz cılk oldu. Âhir bu kal‘ayı Âl-i Osmân elde komaz. Bıldır otuz bir bin Hıristiyanımız mürd oldu. Hâlimiz âhir neye müncer olur. Hemân Tatar ve Âl-i Osmân kal‘ayı muhâsara etmeden bırağalım, yohsa Osmânlının bu gelişinden halâs olmak yokdur", deyüp bir gün kal‘ayı bırağup cümle top u tüfenk ve yât u yarâğların Tün suyu gemilerine tahmîl edüp karârları firâra mübeddel olup nehr-i Tün kenarınca Çerkes-kirmâna ve Horas-kirmâna ve Tuzla-kirmâna ve gayrı kal‘a-i dârü'l-bevârlarına gidüp karâr etdiler. Beri cânibden Tatar Hân ile Kal‘a-i Azak altına giderken nehr-i Süd kenarında bir kaç Kazak-ı Ak keferesi dil dutulup Azak Kal‘asından küffârın firâr etdüğün anlardan istimâ‘ edüp ol gün ol gice çapula seğirdir gibi ılgar edüp mâh-ı (---) günü Kal‘a-i Azak altına dâhil olup deyyâr-ı âdem âdemî-zâtdan bir cân bulmayup hirre ve kutta ve kelb ve mûş ve funguzdan bile zî-rûh kısmı bir eser bulunmayup kal‘anın der-i dîvârından ancak bir Ceneviz kullesi kalmış. Bu ahvâl-i pür-meserreti bahren Âsitâne tarafına Tatar Hân arz edüp on birinci gün Moskov kralının çâşıtları Âsitâne tarafından gelirken Tatarlar giriftâr-ı bend edüp Hân huzûrunda fesâhat üzre bî-bâk ü bî-pervâ dediler kim "Biz kırk kimesne ile der-i devletde çâşıdız. Deryâ-misâl asker ile Âl-i Osmân geliyor. Kal‘ayı bırağup kaçasız. Sâ’ir zamâna kıyâs etmeyesiz deyü haber gönderdik. Biz dahi kal‘aya gelirken Tatar'a giriftâr olduk. Emr hânındır" dedikde üçünün dahi şirb-kelle ve pâf-gövde (?) olup cân-ber-cehennem gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 263b ·
metinde göster ·
… ve Hoca Nağdî ve Pîrbaş Aka ve Mirza Bây ve Husâm Ata ve Elvend Aka ve Rızâ Bây
ve Kelb
Alî. Mazanna-i kirâme-i mecâzibân Dede Şürîmî nâm bir meczûb-ı İlâhî var, yetmi …
Der-vasf-ı musannifîn [u] şâ‘irân: Yetmiş sekiz aded dîvân sâhibi fasîhü'l-lisân ve bedî‘u'l-beyân emlahü'ş-şu‘arâ erbâb-ı ma‘ârifi var. Evvelâ Yâverî ve Şâbî ve Sâ’ibî, zamânının Örfî'sidir, Edhemî, Çâkerî ve Câyî ve Râzî, müşerref olduğumuz yârân [u] ihvân ola, dîvân sâhibi Seyyid Vâhidî ve hâne sâhibimiz Yezdân Aka ve Merdân Aka cân ve Kurbân Kulu ve Hoca Nağdî ve Pîrbaş Aka ve Mirza Bây ve Husâm Ata ve Elvend Aka ve Rızâ Bây ve Kelb Alî. Mazanna-i kirâme-i mecâzibân Dede Şürîmî nâm bir meczûb-ı İlâhî var, yetmiş senedir yiyüp içüp tebevvül ve tegayyuz etdüğün ve yatup uyuduğun bir ferd-i âferîde görmemişdir. Ve Şâh Kend ve Şûh Cân ve Dede Cân meşhûr mecâziblerdir. 300a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 299b–300a ·
metinde göster ·
… gi, bu dahi azîm teferrücdir. Ve câmûslar cengi ve kûsfend cengi ve hımâr cengi
ve kelb
cengi ve horos cengi, bu hayvânâtların ol rûz-ı nevrûzda temâşâları olur kim di …
Teferrücgâh-ı meydân-ı Çevgân: Bu arsagâhın ortasında eflâke ser çekmiş iki ar‘ar sütûnun birbirine kadayup tâ zirve-i a‘lâsında bir sîm tâs vaz‘ olunmuşdur. Her bâr Cum‘a günü cümle şâh nökerâtı ve hân nökerleri esb-i sabâ-sür‘atlerine süvâr olup ol meydân-ı Çevgân'da lu‘bede-bâzlık ederek mezkûr tasa cemî‘î kemândârânlar tîr bârân etdiklerinde cümle yârân-ı gam-hârân temâşâ ederler. Husûsan bu meydân-ı melâhatde nevrûz-ı Hârzemşâhî rûzunda muzlim künclerde kırk elli gün beslenmiş atları birbiriyle ceng etdirüp azîm temâşâ olur. Ve şütürler cengi, bu dahi azîm teferrücdir. Ve câmûslar cengi ve kûsfend cengi ve hımâr cengi ve kelb cengi ve horos cengi, bu hayvânâtların ol rûz-ı nevrûzda temâşâları olur kim diyâr-ı Acem'e mahsusdur. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b ·
metinde göster ·
… üdar'da (---)(---)(---) mahalde defn edüp ol ân yigirmi aded mübâşir ü mukdîm
ve kelb-i
akûr çavuşlar gelüp paşaya "Elbette gidersiz?!" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. P …
Ol ân merhûm sıkıt beği gasl edüp Üsküdar'da (---)(---)(---) mahalde defn edüp ol ân yigirmi aded mübâşir ü mukdîm ve kelb-i akûr çavuşlar gelüp paşaya "Elbette gidersiz?!" deyü ibrâm [u] ilhâh etdiler. Paşa bunların cümlesine vur eylüyüp cümlesi firâr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 184a ·
metinde göster ·
… yuyla gasl edüp ve kefenleyüp vâveylâ ile mûristân-ı kelbe götürüp defn ederler
ve kelb
câniyçün koyun kebâbların hayâtda olan kelblerine verirler. Hakkâ ki arslana be …
Garîb-i diğer oldur kim; bu Ekrâdların cânib-i erba‘asına bir çizi çizsen ol çiziden taşra çıkmak ihtimâli yokdur. Meğer bir âdem gelüp ol müdevver çizinin bir tarafın boza, andan taşra çıka. Yohsa ol çiziden içerde mürd olacağın bilse taşra çıkmak ihtimâli yokdur. {Bu diyârda bir kelb doğursa şâdmân ederler. Bir kelb-i siyâh mürd olsa soğan suyuyla gasl edüp ve kefenleyüp vâveylâ ile mûristân-ı kelbe götürüp defn ederler ve kelb câniyçün koyun kebâbların hayâtda olan kelblerine verirler. Hakkâ ki arslana benzer kelbleri var ve bu diyârda aslâ kurd yokdur}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216a ·
metinde göster ·
… ebâz u şebbâz ve kuklabâz u tasbâz ve resenbâz u meymunbâz ve ayubâz u hımârbâz
ve kelbbâz
u keçibâz ve darbbâz u matrakbâz (---)(---)(---)(---)(---) u şemşîrbâz ve k …
Cümle dörd kapusu vardır. Biri cânib-i şarka Değirmân deresine nüzûl edüp şehre gider yokuş aşağı sarp kayadır. Biri cânib-i garba Kefindir kapusu, biri cânib-i garba Dağ kapusu ve biri cânib-i şimâle harem tarafında Taklaban mahallesi deresine mekşûf kapulardır. Bu taşra sarâyın ta vasatında bir meydân-ı azîm vardır kim bir habbe-i fûl kadar hacer yokdur, serâpâ sâ‘at rimâli döşenmişdir kim cümle cündîler bu meydânda silâhşörlük edüp icrâ-yı silâh ederler ve cemî‘i sûrahbâz u hokkabâz ve âteşbâz u zorbâz ve gürzbâz ü şîşebâz ve kadehbâz u kûzebâz ve humbarabâz u kumarbâz ve perendebâz u şebbâz ve kuklabâz u tasbâz ve resenbâz u meymunbâz ve ayubâz u hımârbâz ve kelbbâz u keçibâz ve darbbâz u matrakbâz (---)(---)(---)(---)(---) u şemşîrbâz ve küştegirân-ı pehlivân ve'l-hâsıl cümle bâz-ı bâzân bu meydân-ı muhabbetde arz-ı ma‘rifetler edüp hândan ihsân u in‘âm alurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 227b ·
metinde göster ·
… rvânî ve Hurûfî ve Nusayrî ve Türbedî ve Püsanî ve Zeydânî ve Zibânî ve Şehbâzî
ve Kelbânî
kavimlerin başına cem‘ etdi. Kürdistân'dan ve Sincârî ve Haltî ve Çekvânî ve Ce …
Hemân Yezîd-i bî-mezîd Şâm diyârından ve Şâm-ı Tarablus dârlarından niçe bin kavm-i Dürzî ve Tımânî, Yezîdî, Hubârî ve aklı ve kızıllı Mervânî ve Hurûfî ve Nusayrî ve Türbedî ve Püsanî ve Zeydânî ve Zibânî ve Şehbâzî ve Kelbânî kavimlerin başına cem‘ etdi. Kürdistân'dan ve Sincârî ve Haltî ve Çekvânî ve Celüvî ve Bapırı ve Zıbarı ve kavm-i Dasni ve Cerdefilî ve'l-hâsıl yüz bin mikdârı Yezîdî asker cem‘ edüp Ubeydullah b. Ziyâd b. Ömer nâm abdullahı serdâr edüp Şâm'dan Irâk üzre gitmede. Hazret-i İmâm Hüseyin tarafında da elli yedi bin sahâbe-i kirâm ve gayrı tâbi‘în hemân cümle cüyûş-ı benâm Deşt-i Kerbelâ'da cem‘ oldular. Ol asırda Kerbelâ'nın bir âb-ı hayât sulu yerinde cenge âmâde olup kavm-i Yezîdîler susuz yerde kaldılar. Ammâ ceng germâ-germ olunca İmâm Hüseyin askeri yan vire vire sulu yerler kavm-i Yezîd'e kaldı. Çöl [ü] çölistân yerler İmâm Hüseyin askerine kalup kavm-i Yezîdî İmâm Hüseyin askerin ortaya aldılar. Hikmet-i Hudâ günden güne Yezîdî gâlib olup Hüseynî mağlûb oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 349b ·
metinde göster ·
… kendileri ticâret ile gelüp giderler, sâkin olamazlar. Zîrâ bu diyârda Fireng'i
ve kelbi
ve Urum'u berâber dutup aslâ sevmezler ve kelb olan yere ve millet-i Nasârâ ola …
Bî-medh-i kenîse-i râhibân-ı Mıkdısiyân: Cümle (---) aded deyr-i bıtrîk u kıssîs u derdergân-ı ruhbânândır. Ammâ Fireng ve Urum ve Kıbtî (---) kenîseleri yokdur. Lâkin kendileri ticâret ile gelüp giderler, sâkin olamazlar. Zîrâ bu diyârda Fireng'i ve kelbi ve Urum'u berâber dutup aslâ sevmezler ve kelb olan yere ve millet-i Nasârâ olan yere bu kavm-i İmâdiyye girmezler. Ve küffâr ile ve Kızılbaş ile asla bey‘ [ü] şirâ etmezler. Cümle re‘âyâları Ya‘kûbî ve Celüvî Ermenîlerdir. Harâc-güzâr olduklarından şehirlerde kadîm a‘sârlardan berü deyrleri vardır. Ve yaylak dağlarında Yezîdî ve Haltî ve Çekvânî ve Papirî kavmi Kürdleri vardır. Anlar köpeğe meyl-i muhabbet edüp kelb-perest olduklarıyçün İmâdiyye kavmi ol Yezîdîleri şehirde görseler katl ederler. Hâsıl-ı kelâm gâyetü'l-gâye mü’min ü muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a Şâfi‘îyyü'l-mezheb pâk ü pâkîze dâmen mücâhid fî-sebîlillah kimesnelerdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
… azlar. Zîrâ bu diyârda Fireng'i ve kelbi ve Urum'u berâber dutup aslâ sevmezler
ve kelb
olan yere ve millet-i Nasârâ olan yere bu kavm-i İmâdiyye girmezler. Ve küffâr …
Bî-medh-i kenîse-i râhibân-ı Mıkdısiyân: Cümle (---) aded deyr-i bıtrîk u kıssîs u derdergân-ı ruhbânândır. Ammâ Fireng ve Urum ve Kıbtî (---) kenîseleri yokdur. Lâkin kendileri ticâret ile gelüp giderler, sâkin olamazlar. Zîrâ bu diyârda Fireng'i ve kelbi ve Urum'u berâber dutup aslâ sevmezler ve kelb olan yere ve millet-i Nasârâ olan yere bu kavm-i İmâdiyye girmezler. Ve küffâr ile ve Kızılbaş ile asla bey‘ [ü] şirâ etmezler. Cümle re‘âyâları Ya‘kûbî ve Celüvî Ermenîlerdir. Harâc-güzâr olduklarından şehirlerde kadîm a‘sârlardan berü deyrleri vardır. Ve yaylak dağlarında Yezîdî ve Haltî ve Çekvânî ve Papirî kavmi Kürdleri vardır. Anlar köpeğe meyl-i muhabbet edüp kelb-perest olduklarıyçün İmâdiyye kavmi ol Yezîdîleri şehirde görseler katl ederler. Hâsıl-ı kelâm gâyetü'l-gâye mü’min ü muvahhid ve ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘a Şâfi‘îyyü'l-mezheb pâk ü pâkîze dâmen mücâhid fî-sebîlillah kimesnelerdir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
Der-beyân-ı rivâyet-i uhrâ-yı müfessirîn: Niçe kütüb-i mu‘teberelerde tahrîr olunmuşdur. Bi-emrillahi Ta‘âlâ yer yüzünde Hazret-i Muhammedü'l-Mustafâ'nın du‘âsı berekâtıyla cümle kurd ve koyun ve deve ve sığır ve kelb cümle ecinneye hasımdır. Hattâ Hazret-i Mûsâ aleyhi's-selâm çoban iken Rummâ'sında olan Şu‘ayb Nebî koyunlarıyla kelimât edüp ganemler eyle derlermiş kim "Yâ Mûsâ! Eğer dağlarda sâkin olan kurdlardan havf etmesek cümle dağları çobansız gezüp ecinneden bir cân komayup cümlesin alef gibi yer idik. Zîrâ ömründe bir kerre ecinne yeyen koyunun boynuzları dörd beş çatal olur (ve)396a ve beş altı çatal boynuzlu koyunu evinde saklayanın hânesine ecinne girmez ve her giz masrû‘ âdem çatal boynuzlu kurbân eti yese ol âdemi dutarık dutmaya." deyü koyunlar Hazret-i Mûsâ'ya havâss-ı kebs-i sâhib-i kurbânânı bildirirlerdi. Hattâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 395b–396a ·
metinde göster ·
… ü'd-diyâr bir kimesneyim. Bu kelb-i mu‘allemler ile sayd [u] şikâr edüp gezerim
ve kelbler
de sehelce hakîkat severim. Eğer kelbde olan hakîkat benî âdemde olsa kırk günd …
"Vallâhi bürâderler, ben vâ‘ız ve nâsıh ve sâhib-i sülûk ve pîr-i pişvâ değilim. Avândan bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem garîbü'd-diyâr bir kimesneyim. Bu kelb-i mu‘allemler ile sayd [u] şikâr edüp gezerim ve kelbler de sehelce hakîkat severim. Eğer kelbde olan hakîkat benî âdemde olsa kırk günde bir âdem kâmil sâhib-i ayyâr olurdu. Ve bu kelbler benimle gezüp çadırcığımı ve atlarımı her gece bekledikleri bana yetişir" deyü cevâb ederim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181b ·
metinde göster ·
… -i ba‘îdede kalup âhıru'l-emr Cerekli nâm bir mahalde atlarımız ve kendilerimiz
ve kelblerimiz
bî-tâb ü bî-mecâl kalup bi'z-zarûrî bu sahrâ-yı Heyhât'da kilimlerimiz döşeyüp …
Bunlar ile sahrâ-yı Heyhât'da birkaç beyâbân koyunları alup bir hayli mesâfe-i ba‘îdede bir kal‘a nümâ[yâ]n olup anda varup kal‘a hatmanına buluşup ale'l-fevr koyunun birin kebâb edüp tenâvül etdik. Kapudan ve hatmanlarıyla hüsn-i ülfet ederek kış günleri olmak ile günler kısa olup vakt-i asr oldukda yine yola revâne olup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek nehr-i Ten'den bir azmak kenârında Du‘ânice nâm bir geçidi buz üzre geçüp andan Kırım hâki olan Azak kal‘ası cânibine gidüp Şâhîkirmen nümâyân olup anı da geçüp âhır-ı kâr Heyhât sahrâsında ahşam elçinin sâkin olduğu kal‘a dahi hayli mesâfe-i ba‘îdede kalup âhıru'l-emr Cerekli nâm bir mahalde atlarımız ve kendilerimiz ve kelblerimiz bî-tâb ü bî-mecâl kalup bi'z-zarûrî bu sahrâ-yı Heyhât'da kilimlerimiz döşeyüp "Hevâ mu‘tedildir" deyü hâb-ı râhata yatdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 181b ·
metinde göster ·
… [u] şikâra mâyillerdir. Ve dest-i bâzûlarında bâzlar ve balaban ve şâhinler ile
ve kelb-i
mu‘allemler ile dâ’imâ şikâra mâyillerdir.
Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb u mahbûbesine nihâyet yokdur. Gâyet çokdur kim anların hakkında niçe kasâyid ve penç beyt ve şehrengîzler etmişlerdir. Gerçi Anatolu'da Türkistân vilâyetdir, ammâ ulemâsı ve fuzalâsı ve şu‘arâsı gâyet çokdur. Zîrâ halkı safâ ve zevk ile alûdedirler. Gam ve gussadan berîlerdir. Ve sıbyân [u] tıflânları gâyet necîb ü reşîd olurlar. Ve erbâb-ı ma‘ârif kânıdır. Ve cümle halkı fukarâ muhibbidir. Ve erbâb-ı askerîsi küheylân esb-i sabâ Y 13a peymâlara süvâr olup sayd [u] şikâra mâyillerdir. Ve dest-i bâzûlarında bâzlar ve balaban ve şâhinler ile ve kelb-i mu‘allemler ile dâ’imâ şikâra mâyillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y12b–Y13a ·
metinde göster ·
… ‘dî ve fişeng-i bahrî ve koç ve kal‘a-i [[(---) (---) (---)]] ve feres ve hımâr
ve kelb
ve papas ve Yahûdî ve dîv ve cemâl sûretleri ki eşkâl-i garîbe ve Q 135a acîb …
Beri tarafdan dahi Şâm âteşbâzları çatal [[(---) (---) (---)]] Mısır huccâcı üzre atınca tarakı ve delice fişekler Mısır'ın şerrânî atları içine düşünce âdem âdeme girüp bir hây ve bir hûy ve bir hande ve şâdumânî oldu kim diller ile ta‘bîr olunmaz. [[(---) (---) (---)]] ve hevâyî ve kestâne ve tarakı ve kelebek ve ra‘dî ve fişeng-i bahrî ve koç ve kal‘a-i [[(---) (---) (---)]] ve feres ve hımâr ve kelb ve papas ve Yahûdî ve dîv ve cemâl sûretleri ki eşkâl-i garîbe ve Q 135a acîbe-i gûnâ-gûn fişengler ve niçe âteş-pâre hıyel-i musanna‘lara âteş edüp bu ordu-yı İslâm içinde bir hengâme ve bir şâdumân olmuşdur kim ehl-i Mekke değil belki hubût-ı Âdem'den berü böyle bir temâşâ olmamışdır. Cümle ehl-i Mekke "Lehhe’ât yâ Osmâniyân" derlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y328a ·
metinde göster ·
… ederler. Ve eşkâl-i at ve hımâr ve hınzîr ve perî ve dîvler ve sahîh hımârlara
ve kelblere
fişengi zeyn edüp âteş ederler, temâşâya gelen halk içre bu hayvânlar rehâ içün …
Ve fişengden eşkâl-i papaslar ve Freng ve Yahûdî ve Kızılbaş sûretleri birbiriyle ceng-i azîm ederler. Ve eşkâl-i at ve hımâr ve hınzîr ve perî ve dîvler ve sahîh hımârlara ve kelblere fişengi zeyn edüp âteş ederler, temâşâya gelen halk içre bu hayvânlar rehâ içün girüp cümle halkı birbirine katup mudhikâne bir temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y154b ·
metinde göster ·
… âz ve gürzbâz ve şemşîrbâz ve âyinebâz ve ilm-i simyâda aynbâz gayrbâz gayrîbâz
ve kelbbâz
ve keçibâz ve ayubâz ve benî âdembâz ve gâvbâz ve yılanbâz, ve'l-hâsıl yetmiş y …
Ve niçe âteşbâz ve perendebâz ve şebbâz ve resenbâz ve kûzebâz ve hayâlbâz ve kâsebâz ve hokkabâz ve mührebâz ve kumarbâz ve kayışbâz ve hımârbâz ve horosbâz ve tâsbâz ve maymunbâz ve kadehbâz ve sürâhîbâz ve zorbâz ve şîşebâz ve matrakbâz ve kumarbâz ve gürzbâz ve şemşîrbâz ve âyinebâz ve ilm-i simyâda aynbâz gayrbâz gayrîbâz ve kelbbâz ve keçibâz ve ayubâz ve benî âdembâz ve gâvbâz ve yılanbâz, ve'l-hâsıl yetmiş yedi gûne esnâf-ı pehlivânân-ı bâzbâzânın arz-ı ma‘rifet etdüklerin manzûrumuz olduğu mertebe tahrîr etsek bir müdevven olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y291a ·
metinde göster ·
… ile memlû’ fânûslar ve çarh-ı felekler ve âteşden çadırlar ve fişekli hımârlar
ve kelbler
ve câmûsların fişeklerine âteş edince ve bu hayvânlar havfından bu deryâ-misâl …
Bu meydân-ı melâhatde bir gürûh-ı enbûh ricâlullâh dahi bu dârâtla âlûde olup on gün on gecede her hayme ve hargâh önünde niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn tüfeng ü fişeng ve tarakı ve âsumânî ve badaluçka ve bahrî ve kelebek ve koçlar ve deliceler ve kestâneler ve tâvûs ve horoslar ve fişekden atlar ve kal‘alar ve papaslar ve Yahûdîler ve dîvler ve perîler ve cemâller ve şâzrevânlar ve havânlar ve tulumbalar ve şebpereler ve pervâneler ve bunun emsâli niçe sûret fişekleri ve bârûd u neft ile memlû’ fânûslar ve çarh-ı felekler ve âteşden çadırlar ve fişekli hımârlar ve kelbler ve câmûsların fişeklerine âteş edince ve bu hayvânlar havfından bu deryâ-misâl askerin içine düşüp bir hây hûy vâveylâ şâdumânı olur kim gûyâ gulgule-i Hind'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y293b ·
metinde göster ·
… Azrak Câdû şehri Der kadar değildir. Allâhümme âfinâ, ol şehirlerde âdemi hımâr
ve kelb
edüp ulur ve anırır, ve küpleri ve postları ve tekneleri havâya perrân Y 394a …
Ammâ sehere avretleri meşhûre-i cihânelerdir. Niçe Rûm garîblerin sihr ile kayd-bend etmişler. Ammâ sehhâreleri İbrîm kadar ve Azrak Câdû şehri Der kadar değildir. Allâhümme âfinâ, ol şehirlerde âdemi hımâr ve kelb edüp ulur ve anırır, ve küpleri ve postları ve tekneleri havâya perrân Y 394a uçururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y393b–Y394a ·
metinde göster ·
… e gark olan hayvânları sıfatında at ve katır ve deve ve sığır ve câmûs ve hımâr
ve kelb
ve koyun ve keçi ve horos sıfatında balıklar vardır. Ve ba‘zısı mürd olup kenâr …
Bu bahrin sâhilinde sâkin olan kavm Hazret-i Yûsuf'a âk u âsî ve gümrâh olan usât-ı ümeme Hazret-i Yûsuf bed-du‘â etüp cemî‘i hayvânâtları bu buhayreye gark olup kendüler dahi müstağrak olup bahrları dahi zehr-i mâr olmuşdur. Ve hâlâ bu bahr içre gark olan kavmin âdem sıfatında ve gark olan hayvânları sıfatında at ve katır ve deve ve sığır ve câmûs ve hımâr ve kelb ve koyun ve keçi ve horos sıfatında balıklar vardır. Ve ba‘zısı mürd olup kenâra çıkup temâşâ ederler. Ve deryâ atları ba‘zı zamân karaya çıkup tarlalarda buğdayı ve şa‘îr tenâvül eder. Eğer kenârda kısrak-ı berrî bulursa aşup kısrakdan kulun hâsıl olur. Sene 1083 târîhinde Kethudâ İbrâhîm Paşa'ya bir buhayre atı yavrusu getürdiler, cildi balık hey’etinde ve yelesi balık yelesi ve kuyruğu balık gibi ve sâ’ir a‘zâsı at gibi idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·