… mâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler.
Ve matbah
zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matb …
Cümle (---) imâretdir. Evvelâ Orta Hisârda İmâret-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Cemî‘î bây u gedâya mâh u sâl ni‘meti mebzûldur. Ve imâret-i it‘âm: Hâtûniyye Câmi‘ine muttasıl bir dârü'z-ziyâfedir kim Tarabefsûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü revendeye ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav, zerde ve yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… ik zî-kıymet hedâyâlar geldi. Andan konakçı Alaca Atlı Hasan Ağa ve kilarcıbaşı
ve matbah
emîni ve bâzâra giden Konakçı ağa ile ileri gidip bir tûğ beş yüz âdem ile iler …
Menzil-i karye-i Pendik: Leb-i deryâda bir azîm kefere köyüdür. Ma‘mûr hâneleri vardır. Üsküdar kazâsında Kireççibaşı hükmünde (---) evkâfıdır. Subaşısı var, bâğ u bostânları olmağıla İslâmbol'un cümle sebzevâtları bundan gelir. Gayrı evsâfları cild-i evvelde mesturdur. Bu mahalde sadrıa‘zam Sâlih Paşa'dan Paşa efendimize on kîse ve on at ve bî-hesâb tuhef [ü] tefârik zî-kıymet hedâyâlar geldi. Andan konakçı Alaca Atlı Hasan Ağa ve kilarcıbaşı ve matbah emîni ve bâzâra giden Konakçı ağa ile ileri gidip bir tûğ beş yüz âdem ile ileri gitdiler. Andan 6 sâ‘at
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276a ·
metinde göster ·
… e bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler
ve matbah
ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr …
Bizzat Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî halîfesidir. Sene (---) târîhinde muhabbetullahi Te‘âlâ merhûm olup anda medfûndur. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Hazret-i Sultân Bâyezîd-i Velî, aziz-i merkûmu leyle-i kadrde vâkı‘asında görüp vasiyyet-i Azîz ile kabr-i şerîfi üzre bir kubbe-i âlî ve bir câmi‘-i şerîf ve dervîşân-ı zî-şân içün bir meydân ve bir it‘âm-ı dârü'z-zıyâfe-i pîr [ü] civân ve bir âyende vü revendeler içün bir mihmânsarây hân ve niçe müte‘addid hücreler ve matbah ve kilâr ve meydân edüp cümle bu hayrât [u] hasenâtla serâpâ kurşum ile mestûr bir binâ-yı ma‘mûrdur kim bir fersah ba‘îd yerden gömgök deryâ gibi kurşumları temevvüc eder şeklinde nümâyân olup kubbe-i nîl-gûnları ve kubbe-i merkad-i pür-envârının altun alemlerinin şa‘şa‘asından benî Âdemin çeşm-i nergîsi hîrelenir. Ve imâretinde şeb [u] rûz ni‘meti âteş üstünden inmeyüp âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hakîr ibtidâ bu şehre dâhil oldukda bir mürtefi‘ yerde âsitânesine âdâb-ı ziyâret üzre varup atebe-i süflîsin bûs edüp es-selâmu aleyk ile kabr-i şerîfine dâhil olup bir hatm-i şerîfe rûh-ı şerîfiçün şürû‘ edüp hamd-i Hudâ ziyâreti müyesser oldu. Kubbe-i münevveresi misk ü anber-i hâm râyihasıyla pür olup cümle ehl-i züvvârın dimâğları mu‘attar olur. Ve her gelen zâ’ire, fukarâ ve türbedârları gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
… a kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle
ve matbah
emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aş …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… ler. Ve semâ‘hânenin cânib-i erba‘asında fukarâ-yı Mevlevî hücreleri ile ârâste
ve matbah
ve kilârhânesiyle pîrâste olmuş evkâf-ı kavî tekye-i Mevlânâdır. Ve bizzât Hazr …
Âsitâne-i Hazret-i Mevlânâ: Rûm u Arab u Acem'de meşhûr-ı âfâk, kutbu'l-aktâb-ı ale'l-ıtlak Sultân Celâleddîn-i Rûmî âsitânesidir kim evlâd-ı ızâmından Çelebi (---) Efendi anda medfûndur. Bu âsitâne-i ma‘bedhâne-i kadîm bir bâğ-ı İreme zâtu'l-imâd misillü bir hıyâbân-ı Acem ve bir hadîka-i ravza-i riyâz-ı kadem ortasında vâkı‘ olmuş kâr-ı kadîm bir tekye-i azîmdir. Canib-i erba‘asının revzenleri hâricinde olan gül-i gülistân kûyâhında olan andelîbânın hezâr-hezârân-ı nevâhân [u] senâhânlığın semâ‘ [u] safâ mahallinde istimâ‘ eden fukarâ-yı Mevlevîler rûhlarına gıdâ bulup aşk-ı İlâhî ile mest [ü] medhûş olup âyîn-i Mevlânâ'da çarh urup semâ‘-ı Mevlânâ ederler. Ve mutrıbân [u] na‘thânlar dahi kavl-i edvâr üzre cümle uşşâkâna makâm-ı uşşâk faslı ederler. Ve semâ‘hânenin cânib-i erba‘asında fukarâ-yı Mevlevî hücreleri ile ârâste ve matbah ve kilârhânesiyle pîrâste olmuş evkâf-ı kavî tekye-i Mevlânâdır. Ve bizzât Hazret-i Mevlânâ'nın hırka-i şerîfi ve kendi hatt-ı şerîfiyle bir kıt‘a Kelâm-ı İzzeti ve yine hattıyla Mesnevî-i Şerîf'i vardır. Ziyâretgâh-ı hâs u âmdır. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 341b ·
metinde göster ·
… tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı
ve matbah
emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî P …
"Benim oğlum! İbrâhîm Hân vezîri Hezârpâre Ahmed Paşa on bir vezîri katl etmişdir. Bizi dahi eyâlet-i Sivas'dan ma‘zûl edüp İpşir Paşa'nın hâtûnu, Gürcîstân Hâkimi Mavrol Hân kızı Perî Hân'ı İbrâhîm Hân'a göndermediğim içün üç kerre başıma kapucubaşılar ve hasekîler gelüp hamd-i Hudâ başım vermeyüp Âsitâne-i sa‘âdetde cümle vüzerâ ve vükelâ ve a‘yân-ı kibârdan ve yedi ocak halkından mektûblar ve Vâlide Sultân'dan tezkireler gelüp ayak sürüyerek deryâ-misâl asker ile Üsküdar'a gelüp şer‘ile da‘vâm vardır deyüp Vezîr'i ve Cinci'yi ve Müfti'yi ve Mülakkab kadı‘asker'i ve Bektâş Ağa'yı ve Çelebi Kethüdâ'yı ve Muslihiddîn Ağa'yı ve Kara Çavuş'u isteyesin, demişler. İşte benim oğlum! Ben azîm asker ile Sivas'dan ma‘zûl olup der-i devlete Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve halâlin İbrâhîm Hân'a vermediğim İpşir Paşa oğlum ve Şehsüvâr oğlu Gâzî Paşa oğlum ve Kütahiyye Paşası Küçük Çavuş oğlum, hâsıl-ı kelâm üç vezîr ve yedi mîr-i mîrân ve on bir mîr-i livâ ordu-yı İslâmıma cem‘ olup Âsitâne tarafına müteveccih olmak üzreyiz. Eğer sen de Ahmed Paşa'dan başın kurtarmak murâdın ise Tokat kal‘ası altında senin ile mülâkât olup yek dil [ü] yek cihet der-i devlet tarafına gideğem. Umayızdır kim yâ taht ola, yâ baht" deyü Varvar Alî Paşa'nın bu gûne mektûbu şehr-i Erzincân'da geldikde kırâ’at edüp mefhûm-ı ma‘lûm-ı şerîfleri oldukda cümle ağavâtlarıyla meşveret edüp cümle levendât makûlesi "Uğuruna ölürüz Bismillah". deyüp ol niyyete Fâtiha tilâvet olunup Varvar Alî Paşa ile celâlî olmağıla, azîmet edüp tuğlarla Alacaatlı Hasan Ağa, bin aded güzîde asker ile zahîreciler ve kilârcı ve matbah emîniyle konakcı olup tuğ ile bir gün mukaddem talî‘a-i asker olup Varvar Alî Paşa'ya mektûblar tahrîr olunup "İnşâallahu'r-Rahmân senin ile Âsitâne tarafına gitmek üzreyiz" deyü yemîn billah ile muhabbetnâmeleri âşnigîrbaşı Siyâvuş Paşa ile Varvar'a varmağa gönderildi. Hakîrin aklı başından gidüp bir katar mâlım ve hayli menâlim olup "Ayâ! Bu kadar mâl ile hâlim neye müncer olur" deyü teşvîşe düşüp "Ayâ! Bâr-ı sakîli bu erba‘în ve zemherîr günlerinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
… kyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar
ve matbah
u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Merzifon: Evvelâ Ya‘kûbu'l-vâsılîn, matlûbü't-tâlibîn, menba‘-ı uyûn-ı müşâhede, mecma‘-ı fünûn-ı mücâhede eş-Şeyh Hazret-i Pîr Dede; Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî ile Horasân'dan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Rûm'a gelüp şehr-i Merzifon'un cânib-i şimâlîsi hâricinde şehre nâzır bir mürtefi‘ zemînde sâkin olup kâhîce hammâmlarda yatup meczûb-ı Hudâ bir ârif-i billah kimesne idi kim Orhân Gâzî asrından tâ Ebü'l-feth'e ermiş bir zât-ı şerîf idi. Bâlâda menâkıbı tahrîr olunduğundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Hâlâ âsitânesi Osmâncık'da Koyun Baba Tekyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar ve matbah u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem konup göçer mihmân-sarây-ı Bektâşiyân'dır. İki yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden dervîşân-ı dilrîşânları âyende vü revende müsâfirîne hizmet ederler. Ve Azîz hazretlerinin kubbe-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik. Kubbe-i münevveresinde müşk-i amber-i hâm râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Kabr-i şerîfi sandûkasının cânib-i erba‘asında ol kadar musanna‘ çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîl ve buhûrdan ve gülâbdânlar var kim bunda olan tuhef ve zî-kıymet âvânîler İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-fakru fahrî" hadîsine imtisâlen küstâhâne cümle fukarâların izniyle azîz Pir Dede Sultân'ın bozdoğanî (---) tereklü keçe külâh tâcını tekbîr ile tekye-nişîn Memi Dede Cân başımıza koyup cümle dervîşân gülbâng-ı Muhammedî çeküp hakîre hayr du‘â etdiler. Ve âsitânesi serâpâ kârgîr, binâ-yı azîm, rasâs-ı hâss-ı nîlgün ile mestûr âsitâne-i kübrâdır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b ·
metinde göster ·
… nâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr
ve matbah
âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yin …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
… Ne hâl ise cümle askere alay çavuşları tenbîh edüp ibtida paşanın otak develeri
ve matbah
ve dış kilâr ve ahûr ocağı ağırlığı yigirmi aded yarar ehl-i beled kulağuzlar i …
Menzil-i karye-i Karakeçili: Bu dahi Çorum sancağı hâkinde iki yüz hâneli Etrâk köyüdür. Kızılırmağ'a bir sâ‘at karîbdir. Bu köyde ol gice yine azîm karlar ve dipi ve boranlar olup sekbân ve sarıca haşerâtları cümle ehl [ü] ıyâlleri hânelerinden çıkarup beşikleri ma‘sûmlarıyla kar üzre bırağup kuyuların kazup ve kapu eşiklerin kırup atları seyishânelerin re‘âyâ tennûrlarının başına çeküp Merzifon'dan berü Gümüş'de ve Dankazâ'da olan fezâhat [u] zulümleri Yûsuf-ı Haccâc etmemişdir. Her ne hâl ise ale's-sabâh bu Karakeçili köyünden kalkup Kızılırmağ'ın Çâşnigîr köprüsüne gitmeyüp Karakeçili geçidine gelüp sû’-i tedbîr edüp karşu tarafa geçmek murâd edinüp bir kaç menzil Çâşnigîr cisrine gitmediler. Meğer bî-emân geçid imiş. Gerçi kar teskîn oldu ammâ şiddet-i şitâ ol mertebede kim âdem at üzre, atlar zemîn üzre durmada berk-i hazân gibi dir dir ditrer. Ne hâl ise cümle askere alay çavuşları tenbîh edüp ibtida paşanın otak develeri ve matbah ve dış kilâr ve ahûr ocağı ağırlığı yigirmi aded yarar ehl-i beled kulağuzlar ile vakt-i seherde ba‘zı atlılar dahi ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a ·
metinde göster ·
… üzre ubûr etdiler ve yüz aded iç ağaları ve sarrâcları ve yüz aded mahzenciler
ve matbah
emîni ve vekîl-harc tevâbi‘leri cümle sırıklı ubûr etdiler.
Andan yüz çâşnigîr ve yüz taşra kilârcılar dahi elleri sırıklı küheyl atlar üzre ubûr etdiler ve yüz aded iç ağaları ve sarrâcları ve yüz aded mahzenciler ve matbah emîni ve vekîl-harc tevâbi‘leri cümle sırıklı ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 28b ·
metinde göster ·
… dhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr
ve matbah
ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. …
Sitâyiş-i tekyegâh-ı Urfa: Cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı zî-şândır, ammâ cümleden âsitâne-i Hazret-i İbrâhîm Halîl derûnı kal‘ada, zeyl-i iç hisârda binâ-yı Me’mûn Halîfe Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi Rûm u Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyye'de meşhûr-ı âfâkdır ki Nemrûd-ı la‘în rübûbiyyet da‘vâsında olup kartal kuşlarıyla göğe urûc edüp hâşâ sümme hâşâ "Gök tanrısı ile ceng ederim", deyü semâya ok atup bi-emri Hudâ oku kanlı yine kartal kuşlarına bağlı sandûkasına yine kanlı ok düşüp hâşâ ve kellâ "İşte gök tanrısın öldürdüm, müstakil yer ve gök tanrısı benim" deyü da‘vâ-yı ulûhiyyet etdikde Cenâb-ı Bârî Hazret-i İbrâhîm'i gönderüp îmâna da‘vet etdükde bu şehr içre Hazret-i İbrâhîm'i kayd-bend ile bir gâr-ı azîmde haps edüp dağlar kadar odunlar yığup bir azîm âteş-i Nemrûd edüp hâlâ âteş-gede-i Nemrûd-ı merdûd meşhûrdur kim Urfa şehri içre Hazret-i İbrâhîm tekyesi zemîninde idi. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştakk oldukları mâh-ı mevlûdün on ikinci gice isneyn gicesi olduğu leyle-i mübârekede Medâyin'de tâk-i Kisrâ ve İsvân şehrinde aynü'l-leben kuruyup Mekke şehrinde Safâ ve Merve mâbeyninde sanemler ser-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı semek amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı tılsımât cümle münhedim olup ve Ayasofya kubbesi ve Roma papa kubbesi ve bunun emsâli niçe mutalsamâtlar münhedim olup ol leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu Urfa şehri içre âteş-i Nemrûd söndü. Ol âteşe Nemrûd-ı la‘în Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşe atup tâ derûn-ı âteşe hevâdan tayerân ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle nâra ferman-ı Hudâ olunca ol ân İbrâhîm'e nâr gülzâr-ı gül‘izâr olup âteş içinden bir aynü'l-hayât tulû‘ edüp Rabbü'l-izzet kudret-i hikmetin ızhâr içün ol ayn-ı zülâlin cânib-i erba‘asında gül-i gülistân ve sünbül ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. Tatvîl-i kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan âb-ı hayât tekye-i Halîlü'r-rahmân içre bir kaynak-ı azîmdir kim cümle şehrin cevâmi‘leri ve hân u hammâmları cemî‘i hânedânları ve sarrâchâne ve debbâğhâneyi reyy eden ol âb-ı hayvân-ı uyûn-ı Halîlü'r-rahmân'dır kim içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimiz Bağdâd fethine giderken bu âsitâne ziyâretine gelüp temâşâ ederken iki aded mâhî sayd etdirüp gûşlarına birer altun mengûş geçirmişlerdir. Hulâsa-yı kelâm acîb u garîb âsitâne-i teferrücgâhdır kim medhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr ve matbah ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. Şeyhi Hazret-i eş-Şeyh Alî Efendi yârândan ârif-i billâh sofra sâhibi garîbü'd-diyâr muhibbi bir er, server-i hünerver sâhib-i nefes, pîşvâ-yı tarîk, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
… rvîşân andan def‘-i atşân ederler ve derûn-ı tekyede müte‘addid savma‘a ve kâ‘a
ve matbah
ile ârâste ve semâ‘hâne ve mutrıbhâne ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kadîmdir. …
Evvelâ tarîk-i Nakşibendiyye'de Hazret-i Celâleddîn-i Rûmî âsitânesi Mevlevîhâne'dir kim cümle erbâb-ı ma‘ârif [u] fakr [u] fâka erenleriyle mâl-â-mâldır. Haftada iki kerre âyîn-i Mevlânâ edüp semâ‘-ı safâ edüp cümle yârân-ı bâ-vefâ anda cilvelenirler. Bu âsitânenin bâğçe kapusu önünde bir âb-ı hayât çeşmesi vardır. Cümle dervîşân andan def‘-i atşân ederler ve derûn-ı tekyede müte‘addid savma‘a ve kâ‘a ve matbah ile ârâste ve semâ‘hâne ve mutrıbhâne ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kadîmdir. Ve Seyyid (---) ve Seyyid Battâl Ca‘fer Gâzî tekyesi şehrin (---) âsitâne-i Bektâşiyân'dır. Cümle fukarâsı âşıkândır. Âyende vü revende cânlara ni‘metleri mebzûldür ve Kırk Nisâlar bunda medfûn olduğundan ziyâretgâh-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 64b ·
metinde göster ·
… rtasındaki boğaz önine balık emîni gidüp içli ve dışlı müte‘addid hücre ve kâ‘a
ve matbah
ve kahvehâneleri Tuna üzre kazıklar ile binâ eder kim vâcibü's-seyrdir.
Der-sitâyiş-i ibret-nümâ-yı dalyan-ı mâhî-i nehr-i azîm Tuna: Bu Tuna'nın buzu sökülüp evvel bahâr oldukda Âsitâne tarafından bir emîn Tuna mâhîlerin yetmiş yedi yük akçe iltizâma alup sâhil-i Tuna'da şehr-i Silisre'de paşaya gelüp on kise dahi kalemiyye verüp yigirmi kise dahi masrûf edüp Tuna nehrinin mâhîlerin sayd etmeğe başlar. Evvelâ Boğdan diyârının Kalas dağlarından seksener zirâ‘ çam ve mişe ve pelid direkleri kesdirüp Silisre şehri önünde iki bin âdem ile ve niçe yüz neccâr-ı sâhib-fünûnlar ile tonbaz ve transa gemiler ile Tuna'nın tarafeyninden mezkûr direkleri Tuna içre kaka kaka tâ Tuna'nın ortasına gelüp kazıkların mâbeynin bir balık geçecek kadar küşâde ederler. Meselâ hemân Tuna içre kazıkları akçe tahtası şeklinde kakup gûyâ akçe dökecek kadar yer açık kalup cümle kazıklara yaban asmasın tâ Tuna dibinden örerek tâ Tuna yüzüne asma çiti gelüp zâhir olur. Ba‘dehû bir boğaz dahi alıkoyup ana bir kapu ederler. Ol dahi çitden örülmüşdür. Aşağıdan ve yukarudan gelen gemiler ubûr etmeğiçün mezkûr kapuyu açup kaparlar. Ve bu akçe tahtası gibi Tuna ortasındaki boğaz önine balık emîni gidüp içli ve dışlı müte‘addid hücre ve kâ‘a ve matbah ve kahvehâneleri Tuna üzre kazıklar ile binâ eder kim vâcibü's-seyrdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 120b ·
metinde göster ·
… a misli yokdur. Altun ile mutallâ alemleri berk urur. Cânib-i şarka nâzır harem
ve matbah
u kilâr tarafına mekşûf türbe-i pür-envârın bâb-ı sâ‘âdetinin atebe-i ulyâsı üz …
Ezîn-cânib tetimme-i âsâr-ı binâ-i ziyâretgâh-ı Sarı Saltık Sultân: Çünki Sultân Bâyezîd-i Velî, sultân-ı fukarâ Saltık Bay rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp himmet-i azîz ile cemî‘i âsitâne ve hân u imâret ve medrese ü kârbânsarây [u] esvâk-ı sultân tamâm olup Kırım Hânı olan Menkli Girây Hân'ı Sultân Bâyezîd-i Velî bu imâretlere nâzır-ı nuzzâr nasb edüp cemî‘i levâzımâtların görmeğe me’mûr edüp fukarâ-yı Bektâşiyân'dan Kademli Dede Sultân hayâtda idi. Anlar Hacı Bektâş-ı Velî ile Horâsân'dan bile gelmiş, Sultân Bâyezîd'e ermiş bir pîr-i nâtüvân er idi kim iki yüz yedi yaşında idi, anları Saltık Bay Sultân üzre ser-çeşme-i Bektâşiyân, sâhib-i seccâde-i sultân edüp türbedâr oldu. Ve izn-i şer‘ ile cümle evkâfın bir temessükâtın ana ve bir temessükât-ı hudûdnâmelerin Menkli Girây Hân'a verüp Bâyezîd Hân Rûm'a revâne oldukda ol gice Saltık Sultân Kademli Dede'nin ve Menkli Girây Hân'ın vâkı‘asına girüp "Benim üzerimde olan kurşumlu kârgîr kubbeyi ref‘ edüp tahta kubbe edin" buyururlar. Ale's-sabâh iki sultânın gördükleri menâm birbirlerine muvâfık gelüp kârgîr kubbeyi münhedim edüp hâlâ kârgîr çâr-kûşe dîvâr üzre eflâke ser çekmiş bir gûne musanna‘ şındıra tahta örtülü kubbe-i serâmedlerdir kim ol diyârlarda misli yokdur. Altun ile mutallâ alemleri berk urur. Cânib-i şarka nâzır harem ve matbah u kilâr tarafına mekşûf türbe-i pür-envârın bâb-ı sâ‘âdetinin atebe-i ulyâsı üzre çâr-kûşe mermerde celî hat ile bu târîh mastûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b ·
metinde göster ·
… ed Paşa'nın me’mûr etdüği hizmetimiz vücûda gelüp niçe gûne hayemât ve çergeler
ve matbah
u tengtir çadırlar alamayup işimiz mu‘attal kaldı. Zîrâ vâlî-i Diyârbekir Musta …
Diyârbekr'ün enderûn [u] bîrûnunda niçe ziyâretler etdik. Ammâ meşhûr-ı âfâk bunlar. Ve her bâr Firârî Mustafâ Paşa hazretlerinin müsellimi (---)(---) Ağa ile ve Kelepür Hüseyn Ağa ile ve a‘yân-ı Diyârbekir ile şeb [u] rûz sohbet-i hâslar ve sâyd u şikâr-ı teferrücgâhlar edüp zevk ü safâlar ederdik. Ammâ efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın me’mûr etdüği hizmetimiz vücûda gelüp niçe gûne hayemât ve çergeler ve matbah u tengtir çadırlar alamayup işimiz mu‘attal kaldı. Zîrâ vâlî-i Diyârbekir Mustafâ Paşa-yı Firârî çölistân-ı Mardin ü Sincâr'da Şâm Şeyhi Alî Fâris ile çöl pâdişâhı (---)(---) ve Benî Tây kabîlesi imdâdiyle çölde ceng-i azîm olmağile Firârî Mustafâ Paşa eyâlet-i Diyârbekr'ün kırk yedi bin asker ile mezkûr Urbânların mâbeynlerin ıslaha gitmişdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209b ·
metinde göster ·
… ammâ Kör Hazînedâr Mustafâ Paşa her sene çıkup anda yayla faslıyçün kasr-ı âlî
ve matbah
ve müte‘addid kâ‘alar binâ etdiği ma‘lûmumdur.
İmdi, bu kûh-ı bülendi bu zemînde gördüm ki evc-i âsumâna ser çekmiş bir ser-bülend-misâl kûh-ı Demâvend bir kûh-ı Elvend'dir. Gerçi Bursa'da cebel-i Ruhbân gibi ve kûh-ı Erceyş gibi ve kûh-ı Ramazân gibi ve kûh-ı Göksun gibi ve cibâl-i Sübhân-misâl ve kûh-ı Ağrı gibi ve kûh-ı 19b Bingöl gibi bir vâsi‘ dağ değildir, ammâ aslında zemîni âlîdir ve kendi de gâyet bâlâdır kim cümle kevkebân andan nümâyân olduğıyçün Yıldız dağı derler. Niçe bin Türkman Keskin ve Bozok sancaklarından niçe kerre yüz bin hayvânâtları bu kûh-ı bâlâya urûc edüp kâmil yedi ay yayla faslı ederler. Niçe yüz âb-ı hayâtları cereyân eder. Kâmil beş konak yerden nümâyândır, ammâ bu hakîr eyyâm-ı şitâ olup yayla mahalli olmamağ ile temâşâ etmedim, ammâ Kör Hazînedâr Mustafâ Paşa her sene çıkup anda yayla faslıyçün kasr-ı âlî ve matbah ve müte‘addid kâ‘alar binâ etdiği ma‘lûmumdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 19a–19b ·
metinde göster ·
… ri yok bir mevlevîhâne-i zîbâdır. Yetmiş seksen aded fukarâ hâneleri ile ârâste
ve matbah
ve kilâr ve semâ‘hâne ile pîrâste olmuş kân-ı Mevlevîyândır.
Ve tekye-i dervîşân-ı zî-şân: Cümle (---) aded mihmânhâne-i abdâlân-ı seyyâhândır, ammâ cümleden ma‘mûr u müzeyyen ve evkâfı kavî tekye-i âsitâne-i Celâleddîn-i Rûmî'dir kim diyâr-ı Rûm'da nazîri yok bir mevlevîhâne-i zîbâdır. Yetmiş seksen aded fukarâ hâneleri ile ârâste ve matbah ve kilâr ve semâ‘hâne ile pîrâste olmuş kân-ı Mevlevîyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 95a ·
metinde göster ·
… rı ve yeşil ve beyâz ve mâvi sırça kiremitli iç oğlanlarının hücreleri ve kilâr
ve matbah
ve sarrâchâneler ve bistiyarhâneler, ya‘nî defterdâr oturacak yerler ile ârâste …
Bir sarây-ı âlîdir kim her gelen beğ bir âsâr binâ ederek kat-ender-kat olmuşdur, ammâ ziyâde amâr eden hâlâ Yedikulle'de mahpûs olup hâlâ İstifan Beğ'in babası Lipul Beğ, ya‘nî Kurd Beğ mâl-ı Karûn harc edüp kasr-ı âlîler ve kasr-ı tahtânîler ve hammâm ve havuz u şazrevânlar ve dîvânhâneler inşâ etdirmiş kim diller ile ta‘bîr ü tavsîf olunmaz. Arnavud keferesi bir sâhib-i tab‘ Lipul'dur. Cümle revzenleri ve şâhnişînleri göle nâzırdır kim bu sarâyın etrâfı kal‘a-misâl şeddadî dîvârlı şekl-i müdevver taş binâ bir sûr-ı ra‘nâ gibidir. Cânib [u] etrâfında handakı ve semt-i şimâle nâzır bir demir kapusu önünde beş altı yüz tüfeng-endâz bevvâbân-ı dîdebân tarabansları âmâde durup gece gayrı dîdebânlar gelir. Ve bu sarây içinde üç yüz aded tarabans odaları, ya‘nî yayan yeniçeri odaları vardır. Ve bir azîm dîvânhânesi var. Beş bin âdem alup cümle pençereleri buhayreye nâzırdır ve yüzden mütecâviz kat-ender-kat sâfî kırmızı ve sarı ve yeşil ve beyâz ve mâvi sırça kiremitli iç oğlanlarının hücreleri ve kilâr ve matbah ve sarrâchâneler ve bistiyarhâneler, ya‘nî defterdâr oturacak yerler ile ârâste ve sarây meydânıyla pîrâste olmuş bir kal‘a-misâl sarây-ı şîrînkârdır ve bu sarây önünde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 105b ·
metinde göster ·
… -ı milk-i mevrûslarıdır, kat-ender-kat hücre ve kâ‘a ve dîvânhâneler ile ârâste
ve matbah
ve kilar ve tevâbi‘ât hücreleriyle pîrâste olmuş sarây-ı hâssadır.
Cümle sekiz yüz aded tahtânî ve fevkânî cümle seng binâ bir kasaba-i zîbâdır kim nısfı kiremit ve nısfı kayağan örtülü evlerdir. Cümleden sarây-ı mu‘azzam Yûsuf Beğzâde sarâyıdır kim Ebü'l-feth Mehemmed Hân'dan berü cedd-i izâmı Koca Yûsuf Beğ'den berü kendülere irs ile intikâl etmiş sarây-ı milk-i mevrûslarıdır, kat-ender-kat hücre ve kâ‘a ve dîvânhâneler ile ârâste ve matbah ve kilar ve tevâbi‘ât hücreleriyle pîrâste olmuş sarây-ı hâssadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a ·
metinde göster ·
Ve taşra hareminde yetmiş seksen kadar hücreler ile ârâste
ve matbah
ve kilar ve ravza-i rıdvân misilli bâğ-ı cinân ile pîrâste olmuş, ma‘mûr u müze …
Ve taşra hareminde yetmiş seksen kadar hücreler ile ârâste ve matbah ve kilar ve ravza-i rıdvân misilli bâğ-ı cinân ile pîrâste olmuş, ma‘mûr u müzeyyen olup bezenmiş tekye-i Hazret-i Mevlânâ'dır, kaddesenâllâhu bi-sırrıhi'l-a‘lâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 68a ·
metinde göster ·
… misâl bir hânedân-ı azîmdir kim üç yüz kadar hücreler ve dîvânhâneler ve hammâm
ve matbah
ve kilar ve iki bin at alır ıstabl-ı Anterî âhûrlar ile müzeyyen bir ocakdır.
Bu mahalle Zagor nâhiyesi derler ve Çengizâde âsitânesi cümle kal‘a-misâl bir hânedân-ı azîmdir kim üç yüz kadar hücreler ve dîvânhâneler ve hammâm ve matbah ve kilar ve iki bin at alır ıstabl-ı Anterî âhûrlar ile müzeyyen bir ocakdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148a ·
metinde göster ·
ve âhûrları ve soltat keferesi odaları var. Her gece müsâfirîn üzre dîdebân kef …
Eşkâl-i mihmân-sarây-ı hân-ı Nazarete: Dobra-Venedik kal‘asının cânib-i garbîsi tarafında şehirden hayli mesâfe-i ba‘îde çâr-kûşe hân-misâl müte’addid kat-ender-kat ma‘mûr odaları ve matbah ve âhûrları ve soltat keferesi odaları var. Her gece müsâfirîn üzre dîdebân kefereler kapuları sedd ederler, ale's-seher yine feth ederler. Ve bu Nazarete'den taşra birkaç çingane ve fukarâ Lasman kefere evleri var. Ve cümle kâfirlerin gûrhâneleri ve bilâ-teşbîh Hazret-i Îsâ sûreti ve Hazret-i Îsâ halîfesi havâriyyûndan Şem‘ûn-ı Safâ bunda medfûndur derler. Leb-i deryâda bir taşlık yerde şekl-i murabba‘ bir hân-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 151a ·
metinde göster ·
… ırmızı kiremit örtülü bir hânedân-ı azîmdir kim müte‘addid kâ‘a ve dîvânhâneler
ve matbah
ve ıstabl ve fevkânî ve tahtânî cümle kârgîr binâ hücreler ile ârâste ve haremi …
Ve cümle beş yüz aded tahta örtülü tahtânî ve fevkânî hâne-i zîbâları var kim her birinde birer uyûn-ı câriyeler revân olup bâğ-ı İremlerinde hezârân hezârın negamât [u] feryâdından âdem kisb-i havâ eder, ammâ cümle hânelerden ma‘mûr sarây-ı azîm Çengîzâde Ali Paşa'nın kal‘a gibi sarâyı serâpâ la‘l-gûn kırmızı kiremit örtülü bir hânedân-ı azîmdir kim müte‘addid kâ‘a ve dîvânhâneler ve matbah ve ıstabl ve fevkânî ve tahtânî cümle kârgîr binâ hücreler ile ârâste ve hareminde ve taşrasında hammâmlar ile pîrâste olmuş bir sarây-ı ma‘mûrdur kim Bosna {Sarâyı} diyârında böyle bir sarây-ı âbâdân yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 169b ·
metinde göster ·
Bu bâğların cümlesinde birer maksûre külbe-i ahzânlar ve kâ‘a
ve matbah
ve âb-ı hayât kuyular mukarrerdir. Cemî‘i Ustolni halkı üç ay bunda safâ ederle …
Bu bâğların cümlesinde birer maksûre külbe-i ahzânlar ve kâ‘a ve matbah ve âb-ı hayât kuyular mukarrerdir. Cemî‘i Ustolni halkı üç ay bunda safâ ederlerken birkaç kerre küffâr bu bâğları basup niçe yüz ünâs-ı Muhammedi esîr edüp götürmüşdür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 15b ·
metinde göster ·
… keşân olmuş bir zemîn-i âlîde temâşâgâh yerdir. Gûnâ-gûn maksûreler ve soffalar
ve matbah
ve müte‘addid hücreler ile ma‘mûr u ârâste ve henüz nev-nihâl eşcârlar ile pîrâ …
Teferrücgâh-ı kasr-ı Yûsuf Mehemmed Geray Hân: Hakkâ bu kasr-ı Havarnak cihân-nümâ bir kâh-ı bâlâdır kim cümle Bâğçesarây şehrinin dam u bâmları ve bâğçe vü bâğları ve her hânedânın dûdkeş biheyri bacaları birer birer nümâyândır. Tâ bu mertebe eflâke kad keşân olmuş bir zemîn-i âlîde temâşâgâh yerdir. Gûnâ-gûn maksûreler ve soffalar ve matbah ve müte‘addid hücreler ile ma‘mûr u ârâste ve henüz nev-nihâl eşcârlar ile pîrâste olmuş âb-ı hayâtları cereyân eder bâğlı ve bâğçeli cihân-nümâ seyrângâh yerdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 127b ·
metinde göster ·
… be-câ âb-ı revânlarının kenârelerinde maksûre ve nişîmen ve soffalar ile ârâste
ve matbah
ve kebâb çarhlarıyla pîrâste olmuş âb-ı hayâtları cereyân edüp her dıraht-ı ser …
Yekûnisi kırk yerde teferrücgâhları vardır. Evvelâ şehir içinde Köprü ovası nâm yerde bir acâ’ib ü garâ’ib çemenzâr u lâle‘ızâr vâdî-i mesîregâhdır kim niçe yüz aded gûnâ-gûn dıraht-ı müntehâlar ile zeyn olmuş evc-i âsımâna kad keşân olmuş sâyedâr çınâr ve kavak ve bîd-i ser-nigûn ve karaağaç ve misk-bû uhlamur ağaçlarının zıll-ı himâyelerinden zemîne aslâ güneş te’sîr etmeyüp duhâvî katîfe gibi zemîn sebiz-gûn olup câ-be-câ âb-ı revânlarının kenârelerinde maksûre ve nişîmen ve soffalar ile ârâste ve matbah ve kebâb çarhlarıyla pîrâste olmuş âb-ı hayâtları cereyân edüp her dıraht-ı serâmedin şâhalarında tâze cüvân yiğitler salıncaklar kurup uşşâkları kolanlar çeküp salınırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 232b ·
metinde göster ·
… rler binâ edüp ve gûnâ-gûn müte‘addid odalar ve havz u şâzrevânlar ve hammâmlar
ve matbah
ve niçe gûne imâretler inşâ olunup Hudâ hakkıyçün bir ânda bir yeni şehr-i azîm …
Ve 1080 ibtidâsından "Aşağıdaki ordu-yı İslâm kal‘a altına göç etsinler" deyü fermân-ı Sadrıa‘zam sâdır olunca bu kadar bin dükkân ve bu kadar bin hânedânlar cümle göçüp kal‘a altında meks edince mel‘ûn küffâr yedi gün yedi gece tekrâr kudurup asker-i İslâma göz açdırmayup eyle toplar ve muşkat ve kumbaralar urdu kim bir vecih ile tahrîri kâbil değildir. Ammâ lağımları atılmadığından cemî‘i asâkir-i İslâmın ve cümle ehl-i hıref esnâfâtın ve cümle hânedân sâhiblerinin küffârın bu mertebe top ve kumbara atdıkları aynlarına gelmeyüp evlerinin ve dükkânlarının önlerine sedd-i Ye’cûc-misâl siperler binâ edüp ve gûnâ-gûn müte‘addid odalar ve havz u şâzrevânlar ve hammâmlar ve matbah ve niçe gûne imâretler inşâ olunup Hudâ hakkıyçün bir ânda bir yeni şehr-i azîm binâ olundu kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 301a ·
metinde göster ·
… bu mahalle (---) inşâ ederler. Kırk elli fukarâ hücresi ve semâ‘ ve safâhânesi
ve matbah
ve mihmânhânesiyle bir bâğ-ı behişt makâmdır. Ve içinden nehr-i (---) cereyân e …
Andan tarîk-ı Bedevî ve Sa‘dî ve Râ‘î ve Rufâ‘î ve Halvetî ve Celvetî ve Rûşenî ve Gülşenî [ve] Bektaşî ve Mevlevî tekyeleri var kim her biri birer selef pâdişâhlarının ve vüzerâ-yı izâmların hayrâtlarıdır. Ammâ Mencik köşkü râhı üzre bir mevlevîhânesi var kim ta‘bîr olunmaz. Gûyâ bir İremezâtü'l-imâd içinde bir kasr-ı müşeyyed âsitâne-i Celâleddîn-i Rûmî'dir. Bizzât Hazret-i Mevlânâ şems-i Tebrîzî hazretleriyle bu mahalle gelüp bu hıyâbân içre bir külbe-i ahzânda sâkin olup cân sohbeti ederler. Ba‘dehu teberrüken bu âsitâneyi bu mahalle (---) inşâ ederler. Kırk elli fukarâ hücresi ve semâ‘ ve safâhânesi ve matbah ve mihmânhânesiyle bir bâğ-ı behişt makâmdır. Ve içinden nehr-i (---) cereyân edüp teferrüce gelen uşşâkânlar selsebîl-vâr çağlayup revân olduğundan def‘-i gam ve ref‘-i endûh [u] elem edüp bîd-i ser-nigûn-ı gûnâ-gûnun sâyesinde ayş [u] işret edüp sohbet-i dem bu dem edüp köşe-be-köşe sohbet-i hâs ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y245a ·
metinde göster ·
… hâneler ve zâviyeler ve paşalara ârâmgâh içün kasr-ı âlîler ve müte‘addid kilâr
ve matbah
ve kahvehâne ve kasr-ı âlîler ve sâkıye ve havuz ve üç yerde sebîller var.
Ve bir havlısı var, cânib-i erba‘ası muhâsara götürür kal‘a dîvârıdır. İçinde yüzden mütecâviz müte‘addid hücreler ve kâ‘a ve müsâfirhâneler ve zâviyeler ve paşalara ârâmgâh içün kasr-ı âlîler ve müte‘addid kilâr ve matbah ve kahvehâne ve kasr-ı âlîler ve sâkıye ve havuz ve üç yerde sebîller var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y139a ·
metinde göster ·
… r-kat bir kasr-ı âlîlerdir. Ve müte‘addid kâ‘alar ve gûnâ-gûn hücreler ve kilâr
ve matbah
ve iki yüz kat-ender-kat Ümmü'l-kıyâs şeyhi Reddâd oğulları hânesi ve bir köşed …
Ol mahaldir kim Eski Mısır mukâbelesinde Ravza derler bir cezîrenin cihet-i cenûbîsinde bir köşede kat-ender-kat bir kasr-ı âlîlerdir. Ve müte‘addid kâ‘alar ve gûnâ-gûn hücreler ve kilâr ve matbah ve iki yüz kat-ender-kat Ümmü'l-kıyâs şeyhi Reddâd oğulları hânesi ve bir köşede kırk sütûn-ı mermer üzre fevkânî Sultân Kayıtbay câmi‘i ve bir tabaka alçak minâreli ve bir vâsi‘ haremli bir câmi‘ ve bu evsâf-ı mastûr üzre binâ-i âlîli kasr-ı a‘lâdır. Ve taşra haremi vâsi‘ meydândır, cânib-i erba‘ası cümmeyz ağaclarıyla ârâste bir sâyedâr teferrücgâh fezâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y148a ·
metinde göster ·
… yer yokdur, cümle kat-ender-kat hayme ve hargâh-ı mu‘teberât çetr-i mülemma‘lar
ve matbah
u kilârâtdır kim iki tarafı âdem deryâsıdır. Nîl kesiminden beş altı gün mukadd …
Ve bu Nîl kesimi olacak mahalden tâ Bulağ'a varınca bir sâ‘at yerdir. Ve karşu Ravza adası dahi hem-çünân bir sâ‘at yerdir. Bu iki tarafda leb-i Nîl'de aslâ iğne bırağacak yer yokdur, cümle kat-ender-kat hayme ve hargâh-ı mu‘teberât çetr-i mülemma‘lar ve matbah u kilârâtdır kim iki tarafı âdem deryâsıdır. Nîl kesiminden beş altı gün mukaddem yer dutup âmâde olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y150b ·
metinde göster ·
… -ı hayme ma‘a tevâbi‘ât ve vekîlharc ağa ve aşcıbaşı tevâbi‘iyle ve etmekcibaşı
ve matbah
emîni ve kilârcıbaşı ve masraf kâtibi ve kilâr kâtibi ve etmek kâtibi ve beytü' …
Paşa Kayıtbay odasında sandaliyye üzre destârile oturup ibtidâ kethudâ beğ dest-bûs edüp bir hil‘at semmûr geyüp ber-karâr olur. Andan şehir havâlesi ve dîvân efendisi ve imâm efendi ve mü’ezzin efendi ve mukâbeleci efendi ve kapucular kethudâsı ve başkapucubaşı ve risâle ağası ve beytü'l-mâl emîni ve hasîl-harc ve on iki merâtib sâhibleri ve ba‘dehu cümle kapucubaşılar ale't-tertîb ve vâcibü'r-re‘âyâ ağaları ale't-tertîb ve müteferrikabaşı ma‘a tevâbi‘ât ale'l-umûm ve delibaşı ma‘a tevâbi‘ihim ve gönüllü ağası ma‘a tâ’ifetihim ve ser-mehterân-ı çalıcıyân ma‘a neferâtihim ve ser-mehterân-ı hayme ma‘a tevâbi‘ât ve vekîlharc ağa ve aşcıbaşı tevâbi‘iyle ve etmekcibaşı ve matbah emîni ve kilârcıbaşı ve masraf kâtibi ve kilâr kâtibi ve etmek kâtibi ve beytü'l-mâl kâtibi ve arpa emîni kâtibi ve âhûr kâtibi ve mataracıyân ve şâtırân ve çâşnigîrbaşı ma‘a tevâbi‘ihim ve emîrâhûr ağa ma‘a neferâtihim ve arpa emîni ve şinikcibaşı ve kethudâ-yı ıstabl ve sarrâcbaşı ve yedekcibaşı ve sârbânbaşı ve harbendebaşı ve seyisbaşı ve cilavdâr ve meş‘albaşı ve akkâmbaşı, bunlar cümle yıllık çuka ve kumâş hil‘atlerin geyüp paşanın destin bûs edüp iltifât olunurlar. Zîrâ hîn-i seferde bu karakullukçu lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y182a ·
metinde göster ·
Cümle cündîlerin at meydânı ve ok meydânıdır. Müte‘addid kâ‘alar
ve matbah
ve havuzları var teferrücgâhdır. Andan anın cânib-i cenûbunda dağlar içre bir s …
Cümle cündîlerin at meydânı ve ok meydânıdır. Müte‘addid kâ‘alar ve matbah ve havuzları var teferrücgâhdır. Andan anın cânib-i cenûbunda dağlar içre bir sâ‘at ba‘îd,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y226b ·
metinde göster ·
… ib-i hayrât pâdişâh imiş. Hân ve câmi‘ ve tekye ve imâret ve sebîleyn ve sâkıye
ve matbah
ve zâviye ve müte‘addid hücreler ve kâ‘alar ve paşalara mahsûs kâ‘alar ve kasır …
Âl-i Çerâkize bunda inkırâz buldu. Sâhib-i hayrât pâdişâh imiş. Hân ve câmi‘ ve tekye ve imâret ve sebîleyn ve sâkıye ve matbah ve zâviye ve müte‘addid hücreler ve kâ‘alar ve paşalara mahsûs kâ‘alar ve kasırlar ve kal‘a-misâl havlılar ve etrâfında nice müsâfirhâneler cümle Tumanbay Sultân'ın hayrât [u] hasenâtlarındandır, rahmetullâhi aleyh. Aceb mahallinde teferrücgâhdır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y227a/mük ·
metinde göster ·
… re buna Dumbiye meliki gelüp sayd [u] şikâr edermiş. Câ-be-câ hayme mastabaları
ve matbah
yerleri var.
Andan ale's-sabâh kalkup yine şimâle âmâde olup giderken sürü sürü fîl ü gergerdân ve sığın ve ceyrân ve hımâr[-ı berr]î ve kazık boynuz hayvânları var idi kim hisâbın Hâlık-ı mahlûk bilür. Ve azametullâh bu bir sahrâ idi kim nebâtâtı ve gayrı eşcârâtı cihânı dutmuşdu. Ve köşe köşe murgânlar savt-ı hazînleri câna cân bağışlayup rûha safâ hâsıl olurdu. Meğer Dumbiye vilâyetinde bu hâmûn-ı murgzâra Vadişe derlermiş. Yılda bir kerre buna Dumbiye meliki gelüp sayd [u] şikâr edermiş. Câ-be-câ hayme mastabaları ve matbah yerleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y434a ·
metinde göster ·
… rı var kim gûyâ pergârdan çıkmışdır. Kat-ender-kat oyulmuş sarâylar ve kâ‘aları
ve matbah
ve ıstabllar var kim im‘ân-ı nazar ile nazar olunsa âdem engüşt ber-dehen edüp …
El-hâsıl acâyibât-ı dehrden ve garâyibât-ı asırdan mermerbür kârları var kim gûyâ pergârdan çıkmışdır. Kat-ender-kat oyulmuş sarâylar ve kâ‘aları ve matbah ve ıstabllar var kim im‘ân-ı nazar ile nazar olunsa âdem engüşt ber-dehen edüp mebhût [u] mütehayyir kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y445b ·
metinde göster ·