Esnâf-ı eğrekciyân: İslâmbol'un etrâfında cümle sekiz yüz eğrek vardır. Dağlar
ve ormanlar
içre sığır ve sıpa ve koyun ve keçi yatağı eğreklerdir. Her birinde onar eğrekc …
Esnâf-ı eğrekciyân: İslâmbol'un etrâfında cümle sekiz yüz eğrek vardır. Dağlar ve ormanlar içre sığır ve sıpa ve koyun ve keçi yatağı eğreklerdir. Her birinde onar eğrekci ve ter-oğlanları vardır. Cümle neferâtları (---) şehbâz [ü] şehnâz yiğitlerdir. Pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
Menzil-i nehr-i azîm Faşa çayı: Bir nehr-i azîmdir kim Tuna-misâl bir vâsi‘ nehrdir. Ba‘zı yeri bir mil enli ba‘zı mahalli nısf mil teng mahallerdir. Ammâ umkı sekiz kulaç ve on kulaç derbenddir. İçinde Mikrilistân ve Abaza vilâyetine giden gemiler girüp yüz mil yukaru giderler. Âb-ı hayatdan nişân verir nehr-i kebîrdir. Karadeniz'in cânib-i poyrazı nihâyetinde bir körfez bucağına vâki olmuşdur. İslâmbol'dan bu mahalle gelince bin üç yüz mildir. Karadeniz'in bir ucı bu Faşa çayıdır. {İslâmbol'dan Faşa nehri 1300 mil}. Menba‘ı, Mikrilistân ve Gürcîstân ve Dağıstân ve Kabartay Çerkezistânı mâbeynlerinde kûh-ı Elburz'dan ve Ubur dağından ve Sadşe dağlarından cem‘ olup cânib-i cenûba cereyân ederek Mikril ve Abaza mâbeyninde Karadeniz'e mahlut olur. Cânib-i şarkîsi serâpâ âsî Mikrilistân köyleridir. Cânib-i garbîsi Abazistân'ın Çaçlar kavmi diyârıdır. İki cânibi dahi çengelistân ve ormanistân olmağıla Abazalar Mikrili, Mikril Abazaları serîka edüp bâzargânlara satarlar. Ve dahi ba‘zı müverrihler bu Faşa çayıyçün Şirvân ve Gîlân ve Demirkapu deryâsı ki âna müverrihler Bahr-i Haraz [Hazar] derler, "Bu çay-ı azîm ol deryânın ayağıdır kim Karadeniz'e munsab olur", derler. Ammâ bu nehr-i Faşa âb-ı hayâtdır ve Gîlan deryâsı Karadeniz kadar bir deryâdır, belki dahi vâsi‘dir. Zehr-i mâr-misâl bir bahr-i azîmdir. Karadeniz ile ol Bahr-i Haraz'un mâbeyni on beş konak yerdir kim vilâyet-i Kabartay Çerkezi ve vilâyet-i Dağıstân'ın kûh-ı Elburz'ı var. Niçe ayağı olup Bahr-i Haraz Karadeniz'e mahlût olabilür. Eğer derlerse, "Zîr-i zemînden menfez bulup gelir" derlerse Bahr-i Haraz acıdır; bu Faşa çayı âb-ı hayâtdır. Bu kavl hilâf-ı tasavvurdur. Bu Faşa çayın ubûr edüp artık cânib-i garba teveccüh edüp kâmil bir günde Karadeniz kenarınca gidüp.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b ·
metinde göster ·
… er çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar
ve ormanlar
içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Ziyâret-i Ferhâd: Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin zirvesinde medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî ve uhrevî mâni‘-i mülâkât olmuş mel‘ûnedir. Şehr-i Amasiyye'de bu ziyâretlerden mâ‘adâ niçe bin kibâr-ı evliyâullah ziyâretler vardır, ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır. Her birinin rûh-ı şerîfleriyçün Yâsîn ve Fâtiha tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı sadr-ı derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar ve ormanlar içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
Eşkâl-i deyr-i Çanlı: Muş sahrâsının şimâlinde bir sık hıyâbân ve çengelistân
ve ormanistân-ı
gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke kadd çekmiş kubbe-i mehîbli bir …
Eşkâl-i deyr-i Çanlı: Muş sahrâsının şimâlinde bir sık hıyâbân ve çengelistân ve ormanistân-ı gülistân-ı bâğ [u] bostân içre iki aded eflâke kadd çekmiş kubbe-i mehîbli bir deyr-i Mığdısiyândır. Bânîsi Ermenîlerin dahi ma‘lûmları değildir. Ba‘zılar Şeddâd binâsıdır derler. Hakkâ ki Şeddâdî binâdan nişân verir. Havlısının cânib-i erba‘asında niçe yüz ruhbân u bıtrîk ve papas u kıssîs hücreleri ve imâretinde beher yevm niçe bin sahn-ı ta‘âmı âyende vü revendeye mebzûldür. Bed-nâm günlerinde yüz koyun ve beş sığır ve ellişer somar buğday pişüp misâfirine bezl olur. Üçyüzden mütecâviz ruhbânları ruhbânları ve mûğpeçeleri var kim her biri deyr-i Mesîh'de dem urup makâm-ı rehâvîde İncîl kırâ’at etdükde gûyâ dem-i Mesîh ile mürde diller ihyâ olup her dem, dem-i cân-bahş olur. Cemî‘i misâfirîne ol kadar ri‘âyet edüp şîr-hurmâ ve katr-ı nebât-i Hamevîler yedirüp her şeb niçe yüz dibâ ve şîb ve zerbâf câme-i hâbler getürüp misâfirîne hizmet ederler. Evkâf-ı azîmdir. Paşaya beş kîse ve hâna beş kîse ve Atak beğine iki kîse hizmet edüp bî-hadd hedâyâlar verirler. Ammâ her sene gelen âdemlerden bin kat o kadar ziyâde mâl tahsîl ederler ve cemî‘i kâfiristâna papasları giderler. Niçe bin gurûş nezerât dib-i Frengistân'dan tahsîl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 87b ·
metinde göster ·
ve hıyâbânistân içre kemîngâh edinüp bu sahrâda hayme vü hargâhları ve karakoll …
Hemân Melek Ahmed Paşalı Kürd Haydar Ağa bu iki yiğidin üzerlerine at sürüp ikisin dahi şehîd eyledi. Aceb sırdır kim ma‘nî okudukda "Kesipsen cân bâğçesinden / İki nihâlim felek" dediği ikisi şehid olması imiş. O biri vâkı‘asında "Elimdeki mumu söndürüp başıma urup başım düşdü zannetdim" dediği vâki‘a vâkı‘ olup rûhı çerâğı sönüp kellesi galtân olması imiş. Netîce bu arsagâh-ı hûn-âlûdda çevgân [u] şemşîr ile guzât-ı şebhûnciyân kelleleri galtân edüp lu‘bedebâzlık ederken meğer Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar âkıbet-endîş olup haymelerin sahrâya kurup kelepürlerin meydân-ı muhabbete koyup kendüler cümle pür-silâh yiğitleriyle çengelistân ve ormanistân ve hıyâbânistân içre kemîngâh edinüp bu sahrâda hayme vü hargâhları ve karakollukçu makûlesi harbendeleri kelle paça ve nehb ü gâret olunurken bunlar dağlar içre âheste rûşen pür-silâh olup vakt-i Hanefî ki oldu, kemîngâhdan yedi sekiz yüz cirid atlı yedi koldan orman içre yaralanmış arslan kemîngâhdan çıkar gibi çıkup şîr-i nerrende-i dirrende gibi Allah Allah na‘rasına rehâ buldurup bizden Allah Allah, anlardan Allah Allah vâveylâh iki İslâm askeri birbirine karılup katılup cenge âğâze edüp bir hücûm etdiler kim gûyâ her biri birer ejder-i heft-ser idiler. Hanifi Halîfe kendü askerine takviyet verüp "Koma kurdlarım!" deyüp başı kaba meydân-ı ma‘rekede yedi sekiz âdem akdardı. Üstünde ok kirpi gibi dizilmiş idi. Meğer bir kerevge zırhı var imiş. Atı dahi geyimli idi. Anların atları dinç, bizim atlarımız iki gün üç gice birer yem ile yorgun argın ve durgun, atlarımızın niçesi bu mahalde sâhibin ele verdi ve askerimizin girisi dökülüp gelmede. Cemâpur askeri gibi henüz cem‘ olmada. İleri varanlarımızdan der ceng-i evvel elli üç benâm âdem hâke düşdü ve Melekli Deli Dilâver Ağa, Hanifi Halîfe üstüne hamle edüp dizgin aşrı ana bir hışt-ı ipşiri eyle zerk eyledi kim cübbesinden güzer eyleyüp uyluğundan atına geçüp atı kıçın serpüp bir kenara çıkup derhâl refîkleri Hanifi Halîfe'nin başına üşüp yedek yetişdirince anlardan {bir yiğit} bizim Sivaslı Dilâver Ağa'nın altından mızrak ile atın yıkup Dilâver Ağa piyâde oklaşarak bizim alaya gelüp derhâl yine atlandı ve anlardan yine biri bizim Melekli Deli Şâhin Ağa'yı hışt ile urup arkasından iki karış yalman gösterüp alayımıza gelüp hıştı çıkarup sardılar. Ve bizim elvend ağalarından iki âdem akdarup henüz ceng karışmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100a ·
metinde göster ·
… ve Medîne yollarına cereyân ederek Ka‘be çölistânı nehr-i Furât ile çengelistân
ve ormanistân
olup benî Âdem ile imâr olup nehr-i Furât Süveys deryâsına cereyân ide deyü tah …
Bu cisrin karşu tarafındaki mahalle (---)(---) derler, yine Cizre hükmündedir. Ve bu cisir başına karîb kelek gemileri yanaşır iskeledir ve niçe kerre Şatt nehri tuğyân ile gelse Cisir kapusundan içeri nehr-i Dicle şehre girüp şâhrâhları gark eder ammâ her bâr nehr-i Şat taşkın ve coşkun gelmez gâyet tuğyân ile gelse şehri gark eder. Ammâ ilm-i nücûmda ve ilm-i cifirde üstâd-ı kâmillerin tahrîri üzre şehr-i Cizre'yi ve kal‘a-i Bağdâd ve kal‘a-i Kurna ve kal‘a-i Basra'yı Şattu'l-Arab gark edüp nehr-i Şatt ve nehr-i Furât seyl-i Ceyhûn u Seyhûn u Nil gibi deryâ olup Necef deryâsı yine buhayre-i azîm olup andan taşup Şâm'ın Ka‘be çöllerini ve Mekke ve Medîne yollarına cereyân ederek Ka‘be çölistânı nehr-i Furât ile çengelistân ve ormanistân olup benî Âdem ile imâr olup nehr-i Furât Süveys deryâsına cereyân ide deyü tahrîr etmişler. Ve ol asırda bu şehr-i Cizre harâb kalup Küfürzamân kal‘ası Medâyin-i Irâk misilli bir sevâd-ı mu‘azzam ola demişler. Lâ-ya‘lemü'l-gaybe illallah.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 385b ·
metinde göster ·
… kîle buğday verir, ammâ şiddet-i şitâsı şedîddir, zîrâ dağ u bâğ u râğ u dırâğ
ve ormanistân
yokdur.
Karye-i Kulaklar: Bu mezkûr kurâların cümlesi Dobruca add olunur. Her kurâsı beşer ve altışar yüz hâneli ve hân ve câmi‘ ve müsâfir hâneli ma‘mûr u müzeyyen kurâlardır, ammâ cereyân eder nehirleri yokdur. Cümle kuyulara muhtâclardır. Ahâlîleri birbirleriyle "Müsâfir bana gelsin" deyü gavga ederler. Her bir hânedânda her gece yüzer ikişer yüzer atlı konup göçer. Rabbü'l-ibâd bunların mâlına berekât-ı Halîl verüp bir kîlesi altmış kîle buğday verir, ammâ şiddet-i şitâsı şedîddir, zîrâ dağ u bâğ u râğ u dırâğ ve ormanistân yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 31b ·
metinde göster ·
… üdâsından me’zûn olup İznik'den cânib-i garba 12 ma‘mûr u âbâdân dağlı ve bâğlı
ve ormanlı
köylerden niçe köyleri ve Kirazlı köyün geçüp vakt-i asırda,
Bu İznik şehrinden sa‘âdetlü pâdişâh-ı âdil kalkup Bursa Yenişehri üzre azîmet etdikde hakîr Dil Hersek'inde gemilerle Dil'i geçen hidmetkârlarımıza gitmeğe sadrıa‘zam kethüdâsından me’zûn olup İznik'den cânib-i garba 12 ma‘mûr u âbâdân dağlı ve bâğlı ve ormanlı köylerden niçe köyleri ve Kirazlı köyün geçüp vakt-i asırda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 83b ·
metinde göster ·
… tidir. Andan yigirmi aded yiğit ile ılgar edüp cânib-i şarka meyyâl sarp dağlar
ve o[r]manlı
yollar aşup renc-i anâ çekerek,
Tımışvâr nâhiyesinde beş yüz evli ma‘mûr Eflâk köyüdür kim çeribaşının ze‘âmetidir. Andan yigirmi aded yiğit ile ılgar edüp cânib-i şarka meyyâl sarp dağlar ve o[r]manlı yollar aşup renc-i anâ çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 119b ·
metinde göster ·
zemînde bir yalçın sa‘b kaya üzre şekl-i muhammes şeddadî taş binâ bir kal‘a-i …
Sitâyiş-i eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Akhisâr: Cânib-i erba‘ası çengelistân ve ormanlı zemînde bir yalçın sa‘b kaya üzre şekl-i muhammes şeddadî taş binâ bir kal‘a-i bâlâdır kim dîvârlarının kaddi kırkar arşın bâlâdır. Melek Ahmed Paşa efendimiz kendü mâlıyla bu kal‘ayı ta‘mîr ü termîm edüp bu kal‘a gûyâ nûr-ı mübîn ve bir sûr-ı gevher-nigîn olup içine müstevfâ cebehâneleri ve topların âmâde edüp dizdârı ve üç yüz aded neferâtların teftîş ve tefahhus edüp her gece mehterhânesi çalınup nigâhbânları gülbâng-ı Muhammedî getirirler, zîrâ Venedik kâfirlerinin Uskokları gelecek muhâlif boğazda vâki‘ olmuş kal‘adır, ammâ kaç adımdır ma‘lûmum değildir, zîrâ şimâlî ve garbî ve cenûbî tarafları çâh-ı gayyâ gibi uçurumdur. Ol taraflarda handakları yokdur, ammâ kal‘a kapusu tarafında yalçın kesme kaya handakı üzre asma cisri vardır, varoşa geçilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 133b ·
metinde göster ·
… sr-ı müşeyyed binâ etmiş, ammâ suyu gûyâ buz pâredir. Anı ubûr edüp yine dağlar
ve ormanlar
içre gâfil gitmeyüp pür-silâh ubûr edüp,
Ba‘dehû Akhisâr'dan kalkup cânib-i cenûba giderken dağlar içre bir aynü'l-hayât kaynar su başında Melek Ahmed Paşa bir müfîd u muhtasar bir kasr-ı müşeyyed binâ etmiş, ammâ suyu gûyâ buz pâredir. Anı ubûr edüp yine dağlar ve ormanlar içre gâfil gitmeyüp pür-silâh ubûr edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 134a ·
metinde göster ·
Ferhâdî külünk ve teberler urup seng-i hârâları kırup sa‘b yollara ve zîk belle …
Andan kalkup cânib-i garba Porolok dağın aşarken Paşa-yı müdebbir cümle kûhken Ferhâdîleri ve cümle çerâhorları getirdüp dağlara ve ormanlara Ferhâdî külünk ve teberler urup seng-i hârâları kırup sa‘b yollara ve zîk bellere âteşler yakup taşlar üzre sarp sirkeler döküp yalçın kayalar pâre pâre olup cümle hâr u hâşake ve hurde hacerâtlara asker-i deryâ-misâli üşürüp bir günde bu kûh-ı bâlânın zîk ve tenk ü dar yolları vâsi‘ şâhrâh olup cümle şâhî toplar ve cümle ağırlıklar refâhiyyet üzre güzer edüp ol gece,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 137a ·
metinde göster ·
Bu kal‘a-i garîb nehr-i Sava'dan sehel ba‘îd bir hıyâbân
ve ormanlı
dağlar içinde nehr-i İlove kenârında şekl-i muhammes bir (---) binâ bir köhne k …
Bu kal‘a-i garîb nehr-i Sava'dan sehel ba‘îd bir hıyâbân ve ormanlı dağlar içinde nehr-i İlove kenârında şekl-i muhammes bir (---) binâ bir köhne kal‘a-i kadîmdir. Derûn-ı hisârda tahta örtülü neferât hâneleri ve anbârları ve cebehâne mehâzinleri ve bir câmi‘i var. Gayrı ne medrese ve hân ve hammâm ve çârsû-yı bâzârdan bir eser-i imârât yokdur. Ancak cümle gâzîleri kal‘a kapusu arasında ve cisir başındaki ağaç kasırda oturup herkes cavk cavk zevk u şevk edüp pür-silâh âmâde durup dağlarda karavulları ve avcıları gûnâ-gûn alabalıkları ve semîn ve şahîm iri geyikleri avlayup yaz ve kış şikâr ile geçinüp dâ’imâ şikâr eti yerler, zîrâ avgâhları diller ile ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 157b ·
metinde göster ·
içinde şekl-i murabba‘ bir şeddadî kârgîr seng binâ ve şarampavlı ve handaklı b …
Gıraviçse dağları ve ormanları içinde şekl-i murabba‘ bir şeddadî kârgîr seng binâ ve şarampavlı ve handaklı bir hisâr-ı ra‘nâ ve bir kapusu önünde haşeb cisir başında bir lonca kasrı ve derûn-ı hisârda yüz mikdâr tahta örtülü hâneleri ve cebehâneleri ve birkaç şâhî topları ve bir câmi‘-i sagîri var. Gayrı çârsû-yı bâzârı ve hân ve hammâmları ve gayrı imâretleri yokdur, ammâ cinîn ü ravza-i rıdvânları çokdur ve bu kal‘a ile Pakriçse kal‘ası mâbeyninde olan Gıraviçse dağlarından bir doğru yol vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 158a ·
metinde göster ·
… mmed Paşa'dır. Bu dahi Pojega hükmünde olup niyâbetdir, ammâ kal‘ası bir sıklık
ve ormanlık
içinde bir azîm dıraht-ı müntehâları eflâka ser çekmiş ağaç deryâsı kırıntısı i …
Lisân-ı Hırvat'da (---)(---)(---) demekdir. Bânîsi yine Hırvat hersek segleridir. Fâtihi yine (---) senede Yahyâlı Mehemmed Paşa'dır. Bu dahi Pojega hükmünde olup niyâbetdir, ammâ kal‘ası bir sıklık ve ormanlık içinde bir azîm dıraht-ı müntehâları eflâka ser çekmiş ağaç deryâsı kırıntısı içre bir rıhtım ve metîn şarampav dîvârlı şekl-i murabba‘ kal‘a-i kavîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 158b ·
metinde göster ·
… iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar
ve ormanlar
içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorn …
Der-fasl-ı sayd [u] şikâr: Zirinoğlu kâmil yedi sâ‘at bizim serhadlerimiz tarafında olan zikri sebkat eden kırıntıların iç yanında bir azîm kasr-ı âlî var. Anda çıkup karâr-dâde olduğumuz gibi dağlar ve ormanlar içinden taraf taraf top sadâsı kopup el-azametullâh meğer mukaddemâ tâ Çakatorna'dan re‘âyâlara âdemler gitmiş. Âdem deryâsı bir hay huy sayha-i azîm ile âdem deryâsı gelmede ve toplara ârâm olmayup atılmada, ammâ cemî‘i dağların vahşî canavârları sürü sürü gelüp Kırıntı nâm mahalde yığılup cân bâzârına düşmede, ammâ azamet-i Hudâ Subhânü'l-Hallâk fîl cüssesi kadar sığınların şâhaları çatal-misâl olmuş ve karaca ve tablalı ve yağmurca ve sinhale(?) nâm hayvânların her biri Kastamonu'nun çâlâk katırlarına benzer. Ve bir gûne kırmızı yünlü ayu geldi kim her biri Bağdâd aslanına {benzer} mehîb, mefret ve azulu hınzîrları hımârdan büyük ve yaban keçisi ve yaban koyunu sığır kadar ve gele gele ol kadar tilki ve çakal ve kurd ve sırtlan ve tavşan geldi kim hisâbın Hallâk-ı âlem bilir. Bu hâl üzre cümle kâfir topları atarak ve sâ‘ika-i topdan mahlûkat kaçarak bir yere gelüp lâ-yu‘ad ve lâ-yuhsâ hayvânâtlar ortada kalınca kral ve hakîr köşkden temâşâ edüp, "Bire vurun" deyince el-azametullâh 163a kassâb-ı kazâ-yı ecel bu kadar yüz bin cânın içine girüp kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ile ayu beş yüz mikdârı kefereleri helâk etdiler. "Bire vardı" ve "Bire geldi" derken gerüden dağlar içre gere gere getirdikleri katrânlı Firengî ipden seyrek balık ağı gibi örülmüş ağlar gelüp gerildikde aslâ hayvânâtlar firâr edemeyüp be-dürüstî kırmağa başladılar, ammâ hınzîr ve kurd cânları acısından önlerine râst gelen hayvânları eyle paraladılar kim cümle mahlûk anlardan havf ederlerdi, ammâ ayular bir yere gelüp ellerine budağ birer ağac pârelerin alup insân gibi ayağ üzre kalkup hınzîra ve kurda sopalar urup depelerdi. Mehîb ve mefret Alman ayıları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b–163a ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i ziyâret-i Balı Efendi Sultân: Bir hıyâbân
ve ormanistân
içre yüz hâneli ve bir câmi‘li ve Ekmekcizâde Ahmed Paşa'nın bir kurşumlu hânı …
Menzil-i karye-i ziyâret-i Balı Efendi Sultân: Bir hıyâbân ve ormanistân içre yüz hâneli ve bir câmi‘li ve Ekmekcizâde Ahmed Paşa'nın bir kurşumlu hânı ve bir ılıcası olduğu mukaddemâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa ile yine Rûmeli eyâletine mutasarrıf oldukda ziyâret-i kutbü'l-aktâb Balı Efendi mahallinde evsâfı mufassalan tahrîr olunmuşdur, ammâ şimdi bu gelişimizde bu mahalden Melek Ahmed Paşa efendimizle cümle a‘yân-ı vilâyet istikbâle çıkup bir alay-ı azîm olmuşdur kim ta‘bîr olmayup (---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 175a ·
metinde göster ·
Sene (---) târîhinde Köpürlü Mehemmed Paşa'nın deryâ-misâl asker-i bî-pâyân ile [geldiğin] bu kal‘a küffârı görüp savlet-i Âl-i Osmân'a tâkat getirmeyeceklerin bilüp kal‘ayı boş bırağup firâr etdiklerinde, içine yedi yüz aded asâkîr-i İslâm koyup Tımışvar eyâletinde Şebeş sancağı hükmünde nehr-i Tımış kenârında bir dağlık ve ormanlık içre çâr-kûşe ma‘mûr kal‘adır kim Şebeş kadısı niyâbetidir, ammâ yeniçeri odaları konmayıp ancak dizdârı ve neferâtları var, çârsû-yı bâzârı yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2a ·
metinde göster ·
Evvelâ bu Demirkapu'da cemî‘i asâkir-i İslâm ile dağlar
ve ormanlar
içre iki gün meks olunup üç bin iki yüz araba ve bu kadar bin seyishâne ve bârh …
Evvelâ bu Demirkapu'da cemî‘i asâkir-i İslâm ile dağlar ve ormanlar içre iki gün meks olunup üç bin iki yüz araba ve bu kadar bin seyishâne ve bârhâne develeri güc ile ubûr edüp andan cânib-i maşrıka yokuş aşağı 5 sâ‘atde nüzûl edüp dıraht-ı azîmler temâşâ ederek diyâr-ı Erdel'e kadem basup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2b ·
metinde göster ·
… krallarına tâbi‘dir, lâkin Kemen Yanoş-ı la‘în kralın milkidir. Bir sık dağlık
ve ormanlık
içinde bir sa‘b kaya üzre üç tabyalı bir taş şîrîn küçük kal‘adır. Dibinden neh …
Bu diyârda "var" lafzı kal‘a demekdir, ammâ Jidvar lisân-ı Macar'da (---)(---)(---) demekdir. Bu kal‘a evvel [ve] âhir Erdel krallarına tâbi‘dir, lâkin Kemen Yanoş-ı la‘în kralın milkidir. Bir sık dağlık ve ormanlık içinde bir sa‘b kaya üzre üç tabyalı bir taş şîrîn küçük kal‘adır. Dibinden nehr-i Jidvar akup maşrık cânibine gidüp nehr-i Şamos'a mahlût olur ve kal‘aya yakın bir dar ağaçlık içinde pusu edüp karavullar ile bîdâr âmâde durduk. Sabâh olunca ince karavulumuz ileri gönderüp biz dahi bir sâ‘at gidüp hemân karavullarımız çıka gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 3b ·
metinde göster ·
… el: Bu tabur mahalli Seykel vilâyeti hudûdunda Kutuh boğazı nâm bir cengelistân
ve ormanistân
yerde bir dar boğazın yemîn u yesârı evc-i âsumâna münkalib olmuş dağlar üzre s …
Sitâyiş-i tabur-ı Seykel: Bu tabur mahalli Seykel vilâyeti hudûdunda Kutuh boğazı nâm bir cengelistân ve ormanistân yerde bir dar boğazın yemîn u yesârı evc-i âsumâna münkalib olmuş dağlar üzre semâya ser çekmiş dıraht-ı müntehâlar ile bezenmiş kûh-ı bâlâlardır kim görenin aklı perîşân olur. Ve küffâr-ı dûzah-karâr Macar-ı füccâr kendü hânları ve ehl [ü] iyâlleri vilâyetlerin halâs içün bu Seykel boğazının deresi içre tâ bir dağdan bir dağa varınca minâre kaddi kalyon direklerin ve gayri niçe kerre yüz bin gûnâ-gûn ahşâbâtların kırup bu dereye döküp kat-ender-kat bir tabur-ı azîm kırıntılık etmiş ve içine yigirmi bin tüfeng-endâz küffâr ile girmiş ve on bin atlı küffâr ile cenge âmâde durmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b ·
metinde göster ·
… emit örtülü bâğlı ve bâğçeli ve hıyâbânlı mesîregâh ve sayd [u] şikârgâh dağlar
ve ormanlar
içinde vâkı‘ bir rabta-i vâsi‘ zemîn-i mahsûldâr bir dâr-ı diyârdır, ammâ deyyâ …
Lisân-ı Bulgar'da (---)38b(---) demekdir. Kıratova nâhiyesidir ve Köstendil beğinin hâssıdır kim subaşısı hâkimdir, ammâ ol dahi haydud kefereleriyle yek-dil [ü] yek-cihetdir ve niyâbetdir. Cümle re‘âyâsı âşikâre haydudlardır kim kârbâ[n] bozarlar. Cenâb-ı Kibriyâ bizi hıfz edüp bunda Kâsım Ağa'nın hânesine dahil düşüp cânımız halâs etdik. Eğer bu serencâmımız bir bir tahrîr eylesek Hudâ âlimdir bir kürrâs olur. Bu kasaba bir (---) deresinin kenârında ve bir vâsi‘ öz içinde cümle altı yüz aded saz ve kamış ve tahta ve kiremit örtülü bâğlı ve bâğçeli ve hıyâbânlı mesîregâh ve sayd [u] şikârgâh dağlar ve ormanlar içinde vâkı‘ bir rabta-i vâsi‘ zemîn-i mahsûldâr bir dâr-ı diyârdır, ammâ deyyâr halkında merhamet yokdur. Dağlarına sayd [u] şikâra giden haydudlara kendi şikâr olup şehre uryân gelüp yâhûd başdan olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 38a–38b ·
metinde göster ·
Bu rabta içre bir kiremit örtülü bir câmi‘ ve bir mescid ve bir hân ve on beş dükkân var, gayri imâret yokdur. Ancak cümle on o kadar Müselmân hâneleridir, mâ‘adâ Bulgar ve Sırf kefereleri evleridir. A‘yândan Kâsım Ağa ve karındaşı Mehemmed Ağaların hâneleri âyende vü revendegâna mihmân-sarây olup ni‘metleri bay u gedâya ve pîr u cüvâna ve gebr ü tersâya mebzûldur. Bunlar da bu menzilde olmasalar bu dereden kuş uçmazdı. Andan Kâsım Ağa bu hakîre yigirmi yiğit tüfeng-endâz refîkler verüp ale's-sabâh cânib-i şarka dağlar ve ormanlar ve niçe bin sürü koyunlar geçüp 4 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 38b ·
metinde göster ·
… ecekleri yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağlar ve hıyâbân
ve ormanistân
ve çengelistân içinde ra‘d-vâr bir gürüldü ve bir sâ‘ika kopar. "Âyâ bu gürüldü …
Sabâha dörd sâ‘at karib kaldıkda bu herîf-i zarîfler gidecekleri yerleri bilmeyüp, "Âyâ ne işleyüp ne yapsak?" derken dağlar ve hıyâbân ve ormanistân ve çengelistân içinde ra‘d-vâr bir gürüldü ve bir sâ‘ika kopar. "Âyâ bu gürüldü ne olmak ihtimâli ola" deyü sehel cür’et edüp dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 101a ·
metinde göster ·
… İslâmlarıyla kuşluk vaktinden tâ Uyvar'a varınca dağlara ve taşlara ve bâğlara
ve ormanistân
u çengelistân mahûf yollara ve bellere girüp tâ vakt-i asra dek gezüp elli altm …
Ammâ atlar aç ve bizler aç. Hele bir orman içine girüp cümle atları çayıra salup etrâfımıza karavullar koyup sehelce istirâhat etdikde Hudâ mu‘în ü zahîri ola, Şâmîzâde Re’îs Efendi'den on dâne muharrâ pişmiş beslenmiş koyunlar ve beş bin ekmek ve bin aded at yemi gelüp cümle ni‘metullâhı mahlûkullâhlara bezl edüp cümle guzâtın cânları yerine gelüp kâmil bir sâ‘at bu mahalde ârâm edüp andan yine esb-i sabâ-peymâlarımıza "Niyyetü'l-gazâ" deyü süvâr olup "Azm-i râh-ı cânib-i küffâr" deyü giderken ibtidâ Serasker Ali Paşa'ya Bosna askeriyle râst geldik ve Kaplan Paşa ve Yûsuf Paşa ve Çavuşzâde Mehemmed Paşa ve Budin vezîri Siyâvuş Paşa karındaşı Hüseyin Paşa ve Sührâb Mehemmed Paşa ve Kanbur Mustafâ Paşa ve Defterdâr Hüseyin Paşa ve Sıska Ken‘ân Paşa ve Hısım Mehemmed Paşa ve Gürcî Koca Mehemmed Kethudâ Paşa ve Seydîzâde Mehemmed Paşa ve Cân Arslan Paşa ve Çatrapatra Ali Paşa ve Konakçı Kara Ali Paşa ve Kıbleli Paşa ve Kaplan Paşa ve Kurd Paşa ve niçe bunun emsâlleri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve niçe yüz ümerâlar cümle asâkir-i İslâmlarıyla kuşluk vaktinden tâ Uyvar'a varınca dağlara ve taşlara ve bâğlara ve ormanistân u çengelistân mahûf yollara ve bellere girüp tâ vakt-i asra dek gezüp elli altmış bin asâkir-i İslâm dağlarda taşlarda av arar gibi arayup tâ vakt-i asra dak sâlimîn ü gânimîn her cânibe at saldılar, ammâ kızıl kan içinde kaldılar ve bin yedi yüz aded kelle dahi aldılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 106a ·
metinde göster ·
… -misâl askere yol yok ve iz yok ve bir ârâmgâh yer yok, çengelistân ve dağıstân
ve ormanistân
içre dağdan dağa ve dereden dereye ve depeye uğrayup Uyvar altında mektûp kozal …
Andan bu konakda bu deryâ-misâl askere yol yok ve iz yok ve bir ârâmgâh yer yok, çengelistân ve dağıstân ve ormanistân içre dağdan dağa ve dereden dereye ve depeye uğrayup Uyvar altında mektûp kozalağıyla yem yemiş ve yâdes kemiğine dönmüş şâh-ı gedâ atlardan belki on bin at bu yolun çamur batağ [u] çatağı içre kaldı. Hattâ hakîrin dahi bir atı çamurda gark olup yüz bin renc [ü] anâ çekerek gücile çıkarup halâs etdik. Andan 7 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132b ·
metinde göster ·
Evvelâ sebeb-i gazâ-yı Novigrad oldur kim serdâr-ı mu‘azzam kal‘a-i Uyvar'ı muhâsara etdikde bu kal‘a-i Novigrad katanası ve cürd atlısı şeb [ü] rûz durmayup Üstürgon'a ve ota otluğa giden âdemlerden niçe yüz kadar ümmet-i Muhammed'i esîr etmeden hâlî olmayup elli bin asker ile Kaplan Paşa'yı Novigrad kal‘ası muhâsarasına ta‘yîn edüp yigirmi beş gün idi kim ale't-tevâlî bu kadar balyemez toplar ile Novigrad'ı döğerlerdi. Novigrad'ın bu muhâsara-i sademât-ı toplardan haberi yok idi. Çünki Sadrıa‘zam-ı âlî-vakâr kal‘a-i Leve'yi feth-i teshîre aldıkda Kaplan Paşa'nın kal‘a-i Novigrad'ı feth edemediği haberleri gelüp hemân kal‘a-i Leve altından kös-i irtihâller çalınup 5 sâ‘at cânib-i şarka dağlar ve ormanlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 133b ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu kal‘a altından kalkup cânib-i şarka giderken dağlar ve beller
ve ormanlar
ve bayırlı ve çayırlı yerler aşup kâmil 5 sâ‘at meşakkat-i râh çekerek gidüp,
Ba‘dehu bu kal‘a altından kalkup cânib-i şarka giderken dağlar ve beller ve ormanlar ve bayırlı ve çayırlı yerler aşup kâmil 5 sâ‘at meşakkat-i râh çekerek gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 134a ·
metinde göster ·
… lup cânib-i kıblesi ve cenûbîsi ve garbîsi birer top menzili dıraht-ı müntehâlı
ve ormanlı
dağlar olup şehr-i azîmi bu vâdîlerde bir düz vâsi‘ fezâda tâ nehr-i Drin kenâr …
Der-beyân-ı eşkâl-i zemîn-i şehr-i Foça: Nehr-i Drin-i azîm kenârında şarkdan garba tûlânî[ce] vâkı‘ olup cânib-i kıblesi ve cenûbîsi ve garbîsi birer top menzili dıraht-ı müntehâlı ve ormanlı dağlar olup şehr-i azîmi bu vâdîlerde bir düz vâsi‘ fezâda tâ nehr-i Drin kenârına varınca kat-ender-kat zeyn olmuş bâğlı ve bâğçeli ve tahtânî ve fevkânî kârgîr binâlı vâsi‘ hânedânlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 146a ·
metinde göster ·
Ba‘dehu bu kal‘adan semt-i cenûba yokuş aşağı enerken iki yanlarındaki dağlar
ve ormanlar
ve bâğlar serâpâ nar ağaçlarıdır kim kendi biter ve kendi yiter ormanistân ve r …
Ba‘dehu bu kal‘adan semt-i cenûba yokuş aşağı enerken iki yanlarındaki dağlar ve ormanlar ve bâğlar serâpâ nar ağaçlarıdır kim kendi biter ve kendi yiter ormanistân ve rummânistândır kim nısf sâ‘atde bu naristânı geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
ve çamurlu batak ve çatak yerleri ve mahûf u muhâtara belleri ubûr edüp 11 sâ‘a …
"Bire âdemler, Maslovin kal‘asından nehr-i Dırava'yı geçmizsiz, cihânı kâfir dutup hâlâ kâfir Kanije'yi küt-â-küt döğmede. Yarınki gün top sadâların istimâ‘ edersiz. Vezîria‘zam ise dahi Seğitvar kal‘asında asker-i deryâ-misâl cem‘ etmede. Siz Maslovin iskelesine giderseniz hemân kendi ayağınızla kâfirin içine girirsiz" deyince cümle Pojaga kal‘ası ve Yakova kal‘ası ve Ösek kal‘ası gâzîleri müşâvere edüp kal‘a-i Valpova üzre gitmeği re’y-i ahsen görüp derhâl cânib-i garba dağlar ve ormanlar ve çamurlu batak ve çatak yerleri ve mahûf u muhâtara belleri ubûr edüp 11 sâ‘atde derd-i mihen çekerek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 170b ·
metinde göster ·
… evâle dek askerin gerisi de geçüp nehr-i Dırava kenârından cânib-i garba dağlar
ve ormanları
3 sâ‘atde geçüp,
Hamd-i Hudâ atlara ve hakîre ve hüddâmlarıma bir zarar olmayup karşuya ubûr etdik, ammâ vakt-i sabâh sovuğu olmak ile atlar ve hüddâmlar üşüyüp derhâl atları eğerleyüp süvâr olup birkaç müşvârlar edüp atlar ve hüddâmlar kızup tâ vakt-i zevâle dek askerin gerisi de geçüp nehr-i Dırava kenârından cânib-i garba dağlar ve ormanları 3 sâ‘atde geçüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 171a ·
metinde göster ·
… sebükbâr asker olup kal‘a-i Seğitvar'dan cânib-i garba gâh dağlık ve gâh kumsal
ve ormanlık
içinde katana kâfiri yatağı içre 6 sâ‘at gidüp,
Bu kal‘ayı dahi seyr [ü] temâşâ edüp niçe yârânlar ile vedâlaşup Sadrıa‘zama yetişmek içün iki bin aded pür-silâh salt u sebükbâr asker olup kal‘a-i Seğitvar'dan cânib-i garba gâh dağlık ve gâh kumsal ve ormanlık içinde katana kâfiri yatağı içre 6 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177a ·
metinde göster ·
Andan yine cânib-i cenûba cümle asker-i İslâm refîklerimizle giderken dağlar ve orman ve dırahtistân-ı azîmler geçerken balyemez topları sadâsın istimâ‘ etmeğe başladık. Meğer küffâr-ı hâksâr kal‘a-i Kanije'yi yedi kral ve yedi hersek ve yedi ban iki kerre yüz bin asker ile Kanije kal‘asın döğermiş. Ve Sadrıa‘zam dahi Kanije imdâdına varmamış. Bizler dahi 6 sâ‘at gidüp elhamdülillâh Sadrıa‘zam ordusuna dâhil olup yine Sadrıa‘zam kolunda meks edüp İbrâhîm Kethudâ efendimizle mülâkât olup vilâyet-i Hersek'de olan Sührâb Mehemmed Paşa'nın ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'nın ve Nova ve Gabele ağalarının ve Mostar a‘yânı ve vâlidesinin mektûblarıyla vâlidesinin emânetlerin verüp hakîr[e] dahi bir pençe-i âfitâb Fireng kölesiyle bir Hersek atı hedâyâ verüp "Safâ geldin Evliyâm" deyü vatan-ı aslîsi olan Hersek diyârı ahvâllerin su’âl edüp niçe gûne kelimâtlar edüp kal‘a-i Bobofça kurbunda Kanlı 178a Kavak yolunda kırılan tevâbi‘lerin su’âl etdikde mâ-vaka‘ı üzre kendüye bir bir takrîr edüp ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 177b–178a ·
metinde göster ·
… konak yer bataklık ve bereklik buheyredir. Ve taşrası dırahtistân ve şeceristân
ve ormanlı
sahrâlardır, lâkin kal‘anın cânib-i şarkîsinde Berezense kal‘ası ve Kral Köprüs …
Ve bu Kanije batağının her tarafı ikişer konak yer bataklık ve bereklik buheyredir. Ve taşrası dırahtistân ve şeceristân ve ormanlı sahrâlardır, lâkin kal‘anın cânib-i şarkîsinde Berezense kal‘ası ve Kral Köprüsü tarafları açık sahrâlar vâkı‘ olup ol tarafda Kanije'nin bâğları ve bâğçeleri ve koruları vardır. Bu tarafda buheyre kenârından kal‘aya kurşum ve top yetişir, ammâ mâbeynde fecc-i amîk deryâ gibi gölü vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 180b ·
metinde göster ·
Ve bu varoşu yaya teşbîh etdiğimizin cânib-i garbîsinde ancak Beç kapusu var, iki kat demir metîn ve kavî kapulardır kim gûyâ yayın kabza yerinde sa‘b kapulardır. Tâ bu kapudan cânib-i garba yine buheyre gölü üzre üç cisr-i azîm ile beş yüz adım batak ve çataklı yerleri geçüp ba‘dehu çayırlı ve çemenzârlı ve orman korulu karaya çıkar, ammâ kâfirin mahalleleridir kim küffâr kal‘alarının horosları istimâ‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 181b ·
metinde göster ·
… e üç bin âdem olup Sadrıa‘zama revâne olup Kanije'den cânib-i cenûba düz dağlar
ve ormanlar
içre 3 sâ‘at gidüp Vezîria‘zam ordusunda yine İbrâhîm Kethudâ'nın dâ’iresinde m …
Bu Kanije kal‘asın dahi bu yüzden seyr [ü] temâşâ edüp Kayseriyyeli Murâd Paşa geldikde anlar ile üç bin âdem olup Sadrıa‘zama revâne olup Kanije'den cânib-i cenûba düz dağlar ve ormanlar içre 3 sâ‘at gidüp Vezîria‘zam ordusunda yine İbrâhîm Kethudâ'nın dâ’iresinde meks edüp henüz asâkir-i İslâm Yenikal‘a'nın meterisine girmeyüp fethinin esbâbları tedâriklerin görürler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183a ·
metinde göster ·