… itâbe üzre cığcığa teller ve bellerinde kantûralar ve tennûreler ve zîl [u] bem
ve sapan-ı
Dâvûdîler ve ummân-ı kerâme ve cilbend-i mahabbetler ile piyâde ubûr ederler. A …
Esnâf-ı sa‘îler: Neferât 400, bunlar cemî‘i guzât-ı müslimînin mekâtiblerini vatanlarına vâsıl etmeğe me’mûrlardır. Pîrleri Amr bin Ümeyye-i Zamîrî'dir kim Alî huzûrunda Selmân-ı Fâris belin bağlayup şâtırlar ve sa‘îlerin pîridir. Kabri kal‘a-i Hıms'dadır. Hazret-i Resûl'ün peyki idi. Bu sa‘îlerin ellerinde birer harbe ve başlarında birer âfitâbe üzre cığcığa teller ve bellerinde kantûralar ve tennûreler ve zîl [u] bem ve sapan-ı Dâvûdîler ve ummân-ı kerâme ve cilbend-i mahabbetler ile piyâde ubûr ederler. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 155b ·
metinde göster ·
… 'l-ebhurları ve Keşşâf ve Kadıhân kitâbları ve bellerinde şemşîr-i hûnfeşânları
ve sapanları
ve gedelec yayları ve sehm-ı kazâları ve ba‘zısı ebyât [u] eş‘âr-ı pâkîze-güftâ …
Esnâf-ı tâlib-i ilm-i sûhtevât: Neferât 12.000, bunlar dahi bî-hisâb yanmış ve kanmış kavmdır. Ammâ on iki bini kemerbaşıları ve huddâmlarından martılar ve dızmanlar ve berebaşıları ile gûnâ-gûn keçe külâh üzre elvân elvân şükûfe [ve] ezhârâtları ser-i sa‘âdetlerine zeyn kılup ellerinde Kudûrî ve Mülteka'l-ebhurları ve Keşşâf ve Kadıhân kitâbları ve bellerinde şemşîr-i hûnfeşânları ve sapanları ve gedelec yayları ve sehm-ı kazâları ve ba‘zısı ebyât [u] eş‘âr-ı pâkîze-güftâr kırâ’at ederek her biri piyâde kemerbaşıları esb-i tâzîler üzre âmâde olup gûyâ dersin müzâkere edüp ubûr ederek alayköşkü dibinde âye[t]:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 157b ·
metinde göster ·
… nlar ve kılıç ve mızrak ve hışt ve tîr [u] kemân ve zemberek-i bî-amân ve teber
ve sapan
ve navurta ve balta ve meçik ve sopa ve şiş {pinyal} ve topuz ve salma ve taban …
Ve bu beylik mandıracılar ve avcılar azametullâh eyle pür-silâh olurlar kim gûyâ bu tâ’ife ayaklı cebehânedir. Her birinde gûnâ-gûn pençe harbe ve çatal harbe ve gelberi harbe ve sıpkın harbe ve çengâl harbe ve şiş harbe-i gûnâ-gûnlar ve kılıç ve mızrak ve hışt ve tîr [u] kemân ve zemberek-i bî-amân ve teber ve sapan ve navurta ve balta ve meçik ve sopa ve şiş {pinyal} ve topuz ve salma ve tabancalı ve çarhlı tüfengler bellerinde ve kırkar ve yüzer dirhem tüfeng ellerinde atarak ubûr etdiklerinde gûyâ bu asker murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup feryâd [u] figânları evce çıkarak "Allâh'ı seven hû" diyerek gırîv ü feryâdları islâmbo[l] için velveleye verirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
… de dalyan tüfengler atarak ve çobanlar boruların çalarak ve türküler haykırarak
ve sapan-ı
Dâvûdîleri şırak şırak atarak makâm-ı ırâk haykırarak ubûr ederler. Ve ba‘zılar …
Esnâf-ı çoban-ı bahâdırânın cümlesi gûnâ-gûn alât-ı silâha müstağrak olup ellerinde dalyan tüfengler atarak ve çobanlar boruların çalarak ve türküler haykırarak ve sapan-ı Dâvûdîleri şırak şırak atarak makâm-ı ırâk haykırarak ubûr ederler. Ve ba‘zılarının ellerinde kavalların çalarak gülerek oynayarak ellerinde acîb ü garîb harbalar ve şeştüperler ve salma ve salıklar ve ucu demirli toyakalar ile niçe bini ubûr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
ve teberi ve kantûrası ve zîlleri ve kanlı esbâbları ve Bursa'ya götüreceği cüm …
"Bire cânım kanı Efelioğlu, bunda bir hâl vardır, dutun şu Arabları" deyüp hâkime götürüp hânda hücrelerin basup Efelioğlu'nun âfitâbesi ve sapanı ve teberi ve kantûrası ve zîlleri ve kanlı esbâbları ve Bursa'ya götüreceği cümle mektûbları çıkup cümle Arabları, Sinâniyye çârsûsunda sıra ile salb ederler. Kelb-i garîb-i hakîkî, maslûb Arabların altına varup bu kerre bir âh-ı serd çeküp cân fedâ edüp rûhu Ashâb-ı kelbe revâne olur. Hacivad böyle bir sa‘î ve nedîm ve yârândan peyk-i Resûl idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211a ·
metinde göster ·
… esi esmâları böyledir: Ümmihân ve İsmihân ve Râpiye ve Âsiye ve Hânîfe ve Âfife
ve Sapiha
ve Fatîme ve Honti ve Toniti ve Gülşahi ve Mihrimah ve Hava ve Humâ ve Zâhile v …
Nisâ tâ’ifesi esmâları böyledir: Ümmihân ve İsmihân ve Râpiye ve Âsiye ve Hânîfe ve Âfife ve Sapiha ve Fatîme ve Honti ve Toniti ve Gülşahi ve Mihrimah ve Hava ve Humâ ve Zâhile ve Râpişe ve Ânife. Esmâ-yı kulları bunlardır: Usef ve Yivan ve Kanenin ve İllah kuli ve Ristem ve Aparti ve Canesi ve Hali.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 249b ·
metinde göster ·
… azîmdir kim ibtidâ bânîsi Dobruca Alî Muhtar binâ etmişdir. Azîzin ağaç kılıcı
ve sapanı
ve def ve kudûmü ve alemi ve sancağ u bayrakları durur. Ve âsitânesinde müte‘ad …
Yedinci tâbûtu Dobruca krallığından İslâm ile müşerref etdüğü Alî Muhtâr bir tâbût alup bu maksad [u] merâmımız olan Keliğra kayalarında Ejderha mağarasında defn edüp Keliğra kayası nâmıyla iştihâr bulmuş kaya olmağıla Keliğra Sultân derler. Lisân-ı Latînde Keliğra ejder-i heft-sere derler. Fesahat-ı lisân-ı Latin'dir. Anınçün yedi kralda medfûn olup âsitâne-i sa‘âdetleri vardır. Üçü Âl-i Osmân hükmünde ulu âsitânelerdir. Ve her diyârda birer ismiyle müsemmâdır. Ammâ Rûm'da Baba Sultân ve Sarı Saltık Sultân ve Keliğra Sultân derler. Ammâ kâfiristân-ı Hıristiyânistân'da İsvet-i Nikola derler. Cemî‘î millet-i Mesîhiyye gâyet mu‘tekidlerdir. Hâlâ cemî‘î dervîşânları def ve kudûmler çalarak alem-i peykerlerin açarak dîb-i Frengistân'da gezüp pâdişâhâne zevk u safâ edüp tatyîb-i hâtırlarıyla cümle nasârâ mukayyed olup nezerât ve sadakalar ihsânlar edüp beleğan-mâ-belağ mâl-i firâvânlar ile yine âsitânelerine gelirler. Ammâ bu bizim deryâdan halâs olup âsitânesinde mihmân olduğumuz Tekye-i Keliğra Sultân, Karadeniz kenarında evc-i âsumâne ser çekmiş bir burundur kim fil hortumu gibi deryâya uzanmışdır. İslâmbol'dan Kara Hırmeni ve Köstence ve Kili câniblerin özleyen gemiler bu Keliğra kayalarını özleyüp gelir. Yüz elli mil yerden nümâyân âsmâne peyveste olmuş kûh-ı bülendlerdir. Deryâ aşırı karşu şark cânibinde Anadolu tarafında Sinop Burnu bu Keliğra kayalarına mukâbildir. İkisi mâbeyni (---) mildir. Küşâde hevâda Keliğra'dan Sinop dağları Sinop'dan Keliğra dağları seçilir. Ammâ gâyet küşâde hevâ ister. Bu Keliğra kayasının tâ burnunda Keliğra Saltık Sultân bir mağara içinde medfûndur kim ejderhânın gâr-ı karârı idi. Ve yine bu mahalde tekyesi âsitâne-i azîmdir kim ibtidâ bânîsi Dobruca Alî Muhtar binâ etmişdir. Azîzin ağaç kılıcı ve sapanı ve def ve kudûmü ve alemi ve sancağ u bayrakları durur. Ve âsitânesinde müte‘addid hücreleri ve yaz meydânı ve kış meydânlarının cânib-i erba‘asında pâk u pâkîze kurbân postlarıyla döşenmiş her post üzre birer sâhîb-i ma‘rifet ehl-i ilm u fâzıl ve âlim u fâzıl cânlar vardır. Cümlesi ehl-i sünnet ve'l-cemâ‘at mü’min ve muvahhid cânlardır. Evkât-ı hamselerin mescidlerinde edâ eder sâhib-i tertîblerdir. Yüzden mütecâviz âşıkân-ı sâdıkânlardır. Hatta hakîrden sekiz ay Hıfz kırâ’ati üzre 267b Kur’ân-ı Azîm tilâvet etdiler. Bu âsitânenin ve türbe-i pür-envârın revzenleri cümle deryâya nâzırdır. Ve görmeğe muhtâc ibret-nümâ bir matbah-ı Keykâvûs'u vardır. Mu‘allak bir kubbe-misâl dûd-keş bacası vardır. Şeb [u] rûz ale'd-devâm âteş üzre ni‘meti hâzırdır. Âyende vü revendeye ni‘meti mebzûldur. Hayrât [u] akârâtı olmayup pârsâ-yı Muhammedî ile geçinir bir alây fakr [ü] fâka erenleridir. Ve işbâzlarında pây-bürehne ve ser-bürehne cevallâkî zeber-dest tüvâna zivinleri var kim her biri aşk-ı ilâhî ile suhte olup pute-i kâlde hâl sâhibi olmuşlar, böyle bir âsitâne-i kübrâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 267a–267b ·
metinde göster ·
… ırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi
ve sapan-ı
Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâbla …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Merzifon: Evvelâ Ya‘kûbu'l-vâsılîn, matlûbü't-tâlibîn, menba‘-ı uyûn-ı müşâhede, mecma‘-ı fünûn-ı mücâhede eş-Şeyh Hazret-i Pîr Dede; Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî ile Horasân'dan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Rûm'a gelüp şehr-i Merzifon'un cânib-i şimâlîsi hâricinde şehre nâzır bir mürtefi‘ zemînde sâkin olup kâhîce hammâmlarda yatup meczûb-ı Hudâ bir ârif-i billah kimesne idi kim Orhân Gâzî asrından tâ Ebü'l-feth'e ermiş bir zât-ı şerîf idi. Bâlâda menâkıbı tahrîr olunduğundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Hâlâ âsitânesi Osmâncık'da Koyun Baba Tekyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar ve matbah u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem konup göçer mihmân-sarây-ı Bektâşiyân'dır. İki yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden dervîşân-ı dilrîşânları âyende vü revende müsâfirîne hizmet ederler. Ve Azîz hazretlerinin kubbe-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik. Kubbe-i münevveresinde müşk-i amber-i hâm râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Kabr-i şerîfi sandûkasının cânib-i erba‘asında ol kadar musanna‘ çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîl ve buhûrdan ve gülâbdânlar var kim bunda olan tuhef ve zî-kıymet âvânîler İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-fakru fahrî" hadîsine imtisâlen küstâhâne cümle fukarâların izniyle azîz Pir Dede Sultân'ın bozdoğanî (---) tereklü keçe külâh tâcını tekbîr ile tekye-nişîn Memi Dede Cân başımıza koyup cümle dervîşân gülbâng-ı Muhammedî çeküp hakîre hayr du‘â etdiler. Ve âsitânesi serâpâ kârgîr, binâ-yı azîm, rasâs-ı hâss-ı nîlgün ile mestûr âsitâne-i kübrâdır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b ·
metinde göster ·
… dan def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u] bemm ü teber ve pâleheng ve zerdeste
ve sapan-ı
dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile ve gayri eşyâ-yı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen …
Bu kapudan içeri cümle züvvâr dâhil olunca âdemin vücûdu lerzân olup âdeme dehşet hâsıl olur bir mehâbetli kabr-i tavîldir kim kaddi kâmil on adımdır. Cânib-i erba‘asında niçe yüz gûnâ-gûn zer-i hâlis-misâl çerâğdânlar ve buhûrdân ve gülâbdân ve şem‘dânlar ile kat-ender-kat müzeyyen olmuşdur. Dahi hârici etrâfında yetmiş aded hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ile 8a tezyîn olmuşdur. Ve ser-i sa‘âdeti tarafında gûnâ-gûn alemler ve tîr [u] kemânları var kim okları harb-misâl kimi demir ve kimi hadeng oklardır ve cümle der-i dîvârında niçe bir âşıkânın cihâz-ı fakrlarından def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u] bemm ü teber ve pâleheng ve zerdeste ve sapan-ı dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile ve gayri eşyâ-yı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen olmuş kubbedir ve cümle rûy-ı dîvârda her gelen âşıkânın birer gûne âsâr-ı hatları vardır. Hattâ bu hakîrin dahi küstâhâne "Şefâ‘at yâ Muhammed evliyâya" bir hatt-ı müstekreh-i hem-züvvârdır. Bu âsitâneyi Murtezâ Paşa ile ziyâret edüp azîzin rûh-ı pür-fütûhu içün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp azîzin rûh-ı şerîfine hîbe edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Paşa efendimiz cümle fukarâya yüz altun tasadduk edüp harem-i şerîfin ortasındaki şâdırvânda üç kurbân edüp andan kapu arasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 7b–8a ·
metinde göster ·
Mezkûr Gürcî Nebî harem-i hâsda neşv [u] nemâ bulup erbâb-ı hizmetden mün’im, mâldar, vaka‘ [u] vakâr sâhibi nâmdâr yarar âdem idi. Ekseriyyâ (---) mutasarrıf olurdu. Vezîria‘zam Murâd Paşa Sultân İbrâhîm Hân kanlısı ve Koca Mevlevî vezîr kâtili olması cihetiyle Gürcî Nebî Murâd Paşa'ya dilgîr olup Anadolu eyâletleri haşerâtlarına bezl-i mâl eyleyüp başına yigirmi bin asker-i mülevves-i telvîs ve telbîs ve refîk-i iblîs-i habîs-i vâcibü'l-izâle gûnâ-gûn ecnâs-ı mahlûkât hezeleyi başına cem‘ edüp cibilliyetinde merkûz olan hıyânet ü habâset-i mel‘anet-i ezeliyyesi isyân u tuğyân cânibine meyl etdirüp nân u nemek-i Âl-i Osmân'ı ferâmûş eyleyüp âkibet-i serencâmı neye müncer olacağın fikr etmeyüp Devlet-i Aliyye'den rû-gerdân olup bir alay ipsiz ve sapsız, zabt [u] rabtsız, haşerât [u] cemâpûrı ser-i bî-devletine cem‘ edüp taht-ı Âl-i Osmân olan belde-i Tayyibe, ya‘nî mahmiyye-i Kostantiniyye haşerât-ı sekbân ve sarıca destinde berbâd edüp ahâlî-i İslâmbol'u İbrâhîm Hân hûniyçün zâr [u] zebûn ve hâllerin perîşân [u] diyergûn etmeğe ta‘ahhüd edüp seksen bin askerine yetmiş bin va‘de-i hulf-ı dürûğ ile boğazı tokluğuna aç u zâc ve muhtâc u ihtiyâc boğazı ipli kavmi başına cem‘ edüp ve niçe ma‘zûl beğlerbeğiler ve mültezimler ve bir tavuk içün kırk eve konar mukleciyânlar kendüye hem-dem ü hem-celîs-i bî-bâk u bî-pervâ Anadolu hâkinden cünd-i cünûb-i mühmelesiyle bir baş Üsküdar'a gelmeğe yemîn-billah ve kasem-tallah edüp gelmede, beri Devlet-i Aliyye tarafında hâs u âm ve bây [u] gedâ meşveret edüp Hazret-i Resûlullah'ın Alem-i şerîfin Üsküdar'a çıkarup "Her kim pâdişâhın birden bine; binden yüz bine varınca nân u nemekin yerse Âlem-i Resûlullah dibine gelsin" deyince el-azametullah hakîr Üsküdar'a vardıkda dağ u taş ve deşt [u] hâmûn ve bâğ u bâğçeler âdem deryâsı olup mevc urur. Hakîr bu cem‘iyyet-i kübrâyı görüp "Şâm-ı şerîfden ulaklığile bu cem‘iyyet-i kübrâyı görmeğe gelüp yine fânî cihânın nakşından gûnâ-gûn hisse almağa gelmişiz" deyüp seyr [ü] temâşâya mukayyed 30b olduk. İbtidâ alay-ı azîm ile Hazret-i Risâlet-penâh'ın Alem-i şerîfiyle Sadrıa‘zâm Murâd Paşa niçe yüz bin asâkir-i İslâmı ile niçe bin kayıklar ve sandal ve çekelve donanma-yı hümâyûn keştîler ile Üsküdar sahrâsına geçüp serâperdesinde karâr-dâde olup Âsitâne-i sa‘âdet'de mevcûd bulunan yetmiş altı oda yeniçeri neferâtları ve korucuları ve dânişmendleri ve mütekâ‘idînleri ve cümle kul oğlu kul ve cümle acemiyân ile cümle kırk dörd bin yeniçeri askeri Üsküdar'a geçüp kat-ender-kat saf saf olup haymelerin kurup bağlar kenarında meterise girdiler. Andan on sekiz asâkir-i topcıyân-ı dergâh-ı âlî iki yüz pâre şâhî topları ve kırk pâre balyemez ve kolomborna topları yeniçeri meterisleri önüne zeyn edüp kûşe kûşe üç bin topcu askeri hizmetde olup cümle topları levâzımât [u] mühimmâtlarıyla âmâde etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30a–30b ·
metinde göster ·
… iki aded amelî sütûnlar vardır kim eflâke ser çekmişdir. Ol asırda zemberekleri
ve sapan
keffi gibi keffi ve kalın ipleri var imiş. Hâlâ zamânımızda ıydeyn-i mübârekele …
Urfa'nın yukaru kal‘ası içinde bir yalçın püşte üzre evce ser-çekmiş şehre havâle bir kızıl kaya üzre alâmet-i mancınık oldur kim kaçan Nemrûd-ı la‘îni Hazret-i İbrâhîm dîne da‘vet etdükde İbrâhîm Nebî'yi habs edüp bu mancınıkı îcâd ve ihdâs etmişdir. Mezkûr kaya üzre meyl-i minâre-misâl iki aded amelî sütûnlar vardır kim eflâke ser çekmişdir. Ol asırda zemberekleri ve sapan keffi gibi keffi ve kalın ipleri var imiş. Hâlâ zamânımızda ıydeyn-i mübârekelerde bid‘at olan salıncak ta‘bîr etdikleri gibi salıncak keffine Hazret-i İbrâhîm'i koyup niçe yüz kavm-ı Nemrûd'u salup tâ mahall-i ma‘hûda gelince İbrâhîm Nebî ber-hevâ olduğu ân zembereklere rehâ buldurunca İbrâhîm Nebî evc-i hevâya tayerân edüp yedi kerre berk-ı hâtif gibi Cibrîl nâzil olup "Yâ İbrâhîm seni halâs edeyim" dedikde "Beni Allah halâs eder, penâhım oldur" dedikde âteş içine düşünce Cenâb-ı Kibriyâ Hazret-i İbrâhîm'e nâr[ı] gülzâr eyledi. Hâlâ ol iki aded mancınık amûdları kal‘ada zâhirdir kim ibret-nümâ âsâr-ı binâdır, ammâ hâlâ âletleri yokdur. Ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 58a ·
metinde göster ·
… kemîngâhda âmâde imişler. Hemân cümle küffâr bu üç yiğide üşüp harbe ve navorta
ve sapan
ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç fetâ görürler kim iş işden ge …
Menzil-i karye-i Çalıkkavak: El-ıyazen billah eyle bir çengelistân-ı hıyâbandır kim derbend-i Maşa ve derbend-i Calındır ve derbend-i Felâket. Ve'l-hâsıl Arab ve Acem'de temâşâ etdiğimiz derbendler bu Çalıkkavak derbendi yanında Sahrâ-yı Tîh [ü] vâdî-i Heyhât'dır. Zîrâ bu Çalıkkavak'da olan çınar ve çam ve mişe ve kavak bir diyarda yokdur. Cümle şecere-i ibret-nümâları evc-i âsumâna ser çeküp ol dırahtların sıklığından zemîne bir habbe-i ful kadar âfitâbın şu‘lesi te’sîr etmez, böyle hıyâbân-ı kûyahistân-ı çengelistândır. Hatta Çalıkkavak namıyla şöhre-i şehr olmasının aslı üç aded birâder-i can-beraber bellerinde birer kemer mâllarıyla bu balkana uğrayup ubûr ederken üzerlerine on aded Bulgar kefereleri hamle edüp bu üç fetâ on kefereye emân u zamân vermeyüp katl ederler. Meğer maktûl olan keferelerin otuz aded refîkleri dahi kemîngâhda âmâde imişler. Hemân cümle küffâr bu üç yiğide üşüp harbe ve navorta ve sapan ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç fetâ görürler kim iş işden geçüp Allah deyüp bu otuz kâfire mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Allah'a sığınup girişirler. Küffârın bir kaçı cân havliyle ba‘zı kavak dırahtlarının ardına pinhân olup ol fetâlar kavaklara kılıç urdukça hem kavağı ve hem ardında saklanan küffârları ikişer pâre ederler. Küffâr bu hâlî görüp karârı firâra mübeddel edem zann edüp kırkı da üç yiğidin elinde katl olunup ol fetâlar bu kadar mâl-ı ganâ’imlerin alup sâlimîn ü gânimîn sıla-i rahmlerine giderler. Hâlâ ol yedi aded çalık kavak şâhrâh üzre durur. Ve kırk aded küffâr leşi ol mahalde maşadlıkdır. Ol sebeb ile çalıkkavak deyü elsine-i nâsda meşhûr-ı âfâk bir balkan-ı Çalıkkavak'dır. Hâlâ yüz iki yüz âdem haydûd harâmîleri kesretinden selâmetle geçilmek ihtimâli yokdur. Gâyet muhavvif ve muhâtara beldir kim ubûr edenin belinde tâb u tüvân kalmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a ·
metinde göster ·
… derûn-ı kal‘adan Bedlîs İskender'e ol kadar seng-i mancınık ve seng-i zenberek
ve sapân
u kepân u hadeng ve seng-sâr eder kim İskender gışş olur. Himmet-i gayr-ı hamiy …
Ammâ bu kal‘ayı hazînedâr Bedlîs eyle bir sa‘b sûr-ı üstüvâr binâ etdirdi kim cemî‘i ulûm sâhiblerine birer rasad-ı mutalsamâtlar icrâ etdirdi. Cânib-i erba‘asın metânet üzre ârâste ü hıyel-i şeytanat ile pîrâste edüp her vech ile cenge âmâde oldu. İskender-i Kübrâ Bedlîs'in kal‘ayı itmâm etdüği haberin istimâ‘ edüp Camapur vilâyetin feth edüp kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek sahrâ-yı Muş'a gelüp meks eder. Andan yer götürmez asâkir-i bî-pâyân ile kal‘a-i Bedlîs'e gelince derûn-ı kal‘adan Bedlîs İskender'e ol kadar seng-i mancınık ve seng-i zenberek ve sapân u kepân u hadeng ve seng-sâr eder kim İskender gışş olur. Himmet-i gayr-ı hamiyyet-i cihângîrîyi yâd edüp var kuvveti bâzûya getirüp "Bre bu kâfir gulâm Bedlîs bana âsî oldu." deyince kal‘a üzre deryâ-misâl askeriyle cânib-i erba‘asından hücûmlar ve yürüyüşler ve gûnâ-gûn şeb-hûnlar edüp yedi günde İskender bu kal‘ayı feth idemeyüp âciz-mânde kalır. Derûn-ı kal‘ada mutehassın olan Bedlîs'e İskender "Emânım emândır, cürmün afv etdim. Çık taşra ey gulâm." deyü afvnâmeler ile elçiler gönderir. Bedlîs elçileri redd edüp kal‘adan ol kadar zenberek ve mancınık taşı atar kim İskender'in niçe bin askeri helâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b ·
metinde göster ·
… imâm tesbihleri ve gûnâ-gûn pâlhengler ve zerdesteler ve teber ve zil ve nefîr
ve sapan-ı
Dâvûdîler komuşlar, cânım.
Bu azîz sultân Hacı Bektaş Velî hazretlerinin tarîki hulefâlarındandır. Hattâ Deliorman diyârında medfûn olan Demir Baba Sultân bu Memi Baba Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl edüp telâmîzlerinden olmuşlardır ve bu Memi şâh Sultân âsitânesi gibi Rûm ve Arab u Acem ve Horasan'da böyle bir binâ-yı azîm âsitâne görmedim, îmânım. Hattâ bizzât kendü vücûd-ı şerîfleri bir mürtefi‘ yerde çâr-kûşe bir kubbe-i âlî içinde âsûdedir. Ba‘zı cânlar bu türbe-i pür-envârın rûy-ı dîvârlarına on iki imâm tesbihleri ve gûnâ-gûn pâlhengler ve zerdesteler ve teber ve zil ve nefîr ve sapan-ı Dâvûdîler komuşlar, cânım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·
… düsselâm otu ve cedvâr-ı Rûmî ve sa‘leb ve mahleb ve ışkın ve reybâs ve çöpçini
ve saparna
ve labada kökü ve şâhtere ve roka ve havlicân-ı Rûmî ve sadef ve ırkı'l-cenâh v …
Ve bu sahrâ eyle bir fezâ-yı bâlâdır kim cemî‘i nebâtât u ahşâbât ve dâ-i devâ-i giyâhât bunda mevcûddur. Hattâ bu yaylanın cânib-i garbîsinde bir deyr-i kadîm var. Hâlâ ma‘mûr olup bu deyrde Eflâtûn ve Bokrât u Sokrât ve Câlinûs ve Ristetâlîs ve Batlîmûs ve Feylesof u Feylekos nâm hukemâlar bu deyrde sâkin olup bu kûh-ı bâlâda hâsıl olan hâssalı edviyelerden râvend-i Rûmî ve sünbül-i Rûmî ve yebrûhu's-sanem, ya‘nî âdem gibi abdüsselâm otu ve cedvâr-ı Rûmî ve sa‘leb ve mahleb ve ışkın ve reybâs ve çöpçini ve saparna ve labada kökü ve şâhtere ve roka ve havlicân-ı Rûmî ve sadef ve ırkı'l-cenâh ve çilek ve lûzi'n-nebî misilli otları hukemâ-yı kudemâlar bu yaylada cem‘ etmek içün bu deyri binâ etmişler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160a ·
metinde göster ·
… bin dervîşânların cihâz-ı fakrlarından zerdeste ve keşkül ve pâlheng ve kabağı
ve sapan-ı
Dâvûdîsi var ve niçe tabl u alem ve tarak u sancağ ve def ü kudûm ve nefîr ü zi …
Vâcibü's-seyr bir ulu tekye-i cihân-nümâdır kim cemî‘i âsâr-ı imâretleri sâfî kurşum örtülü (---)(---) paşanın hayrât [u] hasenâtlarındandır kim bu kubbe-i pür-envâr içinde âsûde olan Sultân Veliyyullâh'ın sandûkası etrâfında bu kadar hüsn-i hatt-ı Kelâm-ı izzetler ve bu kadar zî-kıymet buhûrdân ve gülâbdân ve musanna‘ şem‘dânlar ve maslûb kanâdîl-i gûnâ-gûnlar ve zî-kıymet tuhaf âvîzeler ve niçe bin âşıkân-ı seyyâhân-ı berr [ü] bihârın birer gûne hüsn-i hat âsârları ve niçe bin dervîşânların cihâz-ı fakrlarından zerdeste ve keşkül ve pâlheng ve kabağı ve sapan-ı Dâvûdîsi var ve niçe tabl u alem ve tarak u sancağ ve def ü kudûm ve nefîr ü zil ve kebirge ve ma‘rifeleri var. Cemî‘i fukarâlar her gelen züvvârın üzerlerine gülâb nisâr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 245a ·
metinde göster ·
… erin urup ceng ede ede niçe bin âdemleri bu dağlarda kırup bir ipe muhtâç ipsiz
ve sapsız
ve zâbitsiz ve râbitsiz haşerâtları bizi soyup niçe bin gulâmları if‘âl bâbları …
"Biz sultânım Alasonya semtinde bir zâ‘imin hüddâmları idik. Ağamız Termiş'den Vezîria‘zam ile kadırgalara binüp bizi mâl erzâk esbâblarıyla bırağup ardımız sıra gelin deyüp cezîre-i Girid'e üç gündür gideli hemân bizi Girid'e geçmeyen sekbân ve sarıcalar ve karakullukçular bizi ve gayri ağavâtların bârhânelerin urup ceng ede ede niçe bin âdemleri bu dağlarda kırup bir ipe muhtâç ipsiz ve sapsız ve zâbitsiz ve râbitsiz haşerâtları bizi soyup niçe bin gulâmları if‘âl bâblarına çeküp niçe benâ[m] gılmânları da kırup hâlâ dağlarda niçe bin haşerâtlar ağavâtlarının gulâmlarıyla ayş [u] ışret etmededirler. Ammâ sultânım siz dahi ihtirâz üzre olup bizi alup bir selâmete çıkarın" dediklerinde hemân cân başıma sıçrayup cümlemiz silâhımızla âmâde olup bu gulâmları yanıma alup gitdikçe yollar üzre niçe leşler ve niçe bâr [u] büngâh hayme hargâh yükleri yerde yatır gördük.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 282a ·
metinde göster ·
… istânda ok yay yok iken bunların silâhları sihâm-ı kavs-i kazâ ve hişt ve harbe
ve sapan
ve tüfengdir. Ve gâyet şecî‘ ve zor-âver ü dilâver kefereleri vardır.
Ekseriyyâ Girid cezîresinin âb [u] hevâsı hükmünden cümle halkının evlâd [u] ensâbları böyle hilkat üzre olup gâyet necîb ve reşîd sıbyânları vardır, ammâ hakkâ ki isfakiye keferesinin ecinneye müşâbehetleri vardır kim bir turfe hey’et-i mecmû‘a-i müdhikleri var kim görenler hayrân olup hande ederler. Ve kendüleri de dâ’imâ pişmiş koyun başı gibi sırıdup güler şeklinde gezer bir alay zeber-dest ifrît sıfat kavimdirler. Hattâ cemî‘i kâfiristânda ok yay yok iken bunların silâhları sihâm-ı kavs-i kazâ ve hişt ve harbe ve sapan ve tüfengdir. Ve gâyet şecî‘ ve zor-âver ü dilâver kefereleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319b ·
metinde göster ·
… n hem Arabî ve hem Rûm-ı Yûnânî lisânı tekellüm edüp silâhları ok yay ve tüfeng
ve sapandır
. Ve bu isfakiye dağları gâyet sa‘b ve halkı gâyet şecî‘ olmak ile cemî‘‘i zamân …
Ve dahi isfakiye dağları üç yüz mîl alarka deryâdan nümâyândır kim bu kûh-ı ser-bülend üzre seksen yedi pâre şehir-misâl kurâlar Mekke ve Medîne'ye tahrîr olunmuşdur. Ve Sultân Mansûr bu cezîre-i Girid'i feth etdikde yetmiş yedi sene kabza-i tasarruflarında iken Arab tâ’ifesi bu isfakiye keferelerinden kızlar alup içlerine Arab karışdıklarından hem Arabî ve hem Rûm-ı Yûnânî lisânı tekellüm edüp silâhları ok yay ve tüfeng ve sapandır. Ve bu isfakiye dağları gâyet sa‘b ve halkı gâyet şecî‘ olmak ile cemî‘‘i zamânda Venedik kralına belî demeyüp ba‘de'l-feth Âl-i Osmân'a harbe ucuyla itâ‘at edüp aslâ meteris hidmetine gelmemişlerken zor-ı bâzû ile meterislere girüp cebbâr küffârları cümle meterislerde ve lağımlarda mürd olup gayrileri cümle mutî‘ [u] münkâd oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 325a ·
metinde göster ·
… rer gûne yâdigâr hatları ve kemter cânların zerdeste ve kabakları ve keşkülleri
ve sapan-ı
Dâvûdî ve pâlheng-i Mûsevîleri ve niçe âvîze şeyleri var. Hakîr dahi küstâhâne …
Ve bu kubbe-i mehbıt-ı pür-envâr-ı Osmân Baba'nın taşra kapusunun önünde kemer-i âlîler üzre bir küçük kubbeciği dahi vardır, mecma‘u'n-nâs yeridir. Ol kubbenin çâr-kûşe dîvârının sahîfe-i rûyına her gelen seyyâhân-ı Rûm berr [ü] bihârın birer gûne yâdigâr hatları ve kemter cânların zerdeste ve kabakları ve keşkülleri ve sapan-ı Dâvûdî ve pâlheng-i Mûsevîleri ve niçe âvîze şeyleri var. Hakîr dahi küstâhâne celî hatt ile rûy-i dîvâra,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 379b ·
metinde göster ·
… âhları gelüp "Alâmetlerimiz olsun" deyü, pâlhenk ve zerdeste ve nefîr ve keşkül
ve sapan-ı
Dâvûdîler asmışlar. Hakîr dahi bâb-ı mu‘allâsı üzre celî hatt ile bu beyti tahr …
Ve ser-i sa‘âdetlerinde tâc-ı bozdoğanî ki beş terkdir. Mâsivâyı terk [ü] tecrîd alâmetidir. Ol kisbet Y 129b üzre yeşil imâmeleri vardır ki ırk-ı tâhirden olup Horasân erenlerinden Hacı Bektaş-ı Velî fukarâsıdır. Ve kubbe-i münevveri içi gûnâ-gûn kıt‘alar ile her birin birer erbâb-ı ma‘ârif âsâr edüp tahrîr etmişler. Ve Rûm u Arab ve Acem ve Hind ü Sind ve Belh u Buhârâ ve Semerkand ve Horasân seyyâhları gelüp "Alâmetlerimiz olsun" deyü, pâlhenk ve zerdeste ve nefîr ve keşkül ve sapan-ı Dâvûdîler asmışlar. Hakîr dahi bâb-ı mu‘allâsı üzre celî hatt ile bu beyti tahrîr etdim. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y129a–Y129b ·
metinde göster ·
… en niçe bin abdâlânın zerdeste ve perdestesinden ve pâlheng ve kabak ve keşkülü
ve sapanı
ve teberi ve ummân-ı kerâmesi maslûbdur. Ve nice alemler ve tabl [u] kudüm, nef …
Ve bu tekye içre selefde gelen niçe bin abdâlânın zerdeste ve perdestesinden ve pâlheng ve kabak ve keşkülü ve sapanı ve teberi ve ummân-ı kerâmesi maslûbdur. Ve nice alemler ve tabl [u] kudüm, nefîr [ü] zîller ile ârâstedir. Ve mihrâbın tarafeyninde alemler ve müzehheb şem‘dânlar ve gûnâ-gûn zî-kıymet çerâğdânlar ve kanâdîller ile tezyîn olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y113a ·
metinde göster ·
… e pîrûze pâleheng ve debde[vi] ve (---)(---)(---) cığ[cığa] ve ummân-ı kerâme
ve sapan-ı
Dâvûdî üzre kemerinde gûnâ-gûn mecmû‘aların zeyn kılmışlar (---)(---)(---). A …
Bunlardan sonra tarîk-ı Fenâyîler: Ekseriyyâ bunlar bî-pîrehen sîneçâk ve pâ-bürehne ve ser-bürehnelerdir. Ve ba‘zıları hırka-i peşmîneler geymişler. Hırkaları kırkar ellişer vukiyye gelir, içlerinde gûnâ-gûn ceybleri vardır me’kûlât [u] meşrûbâtları ve kahve ibrîği ve kahvesi ve tütünü ve nevâleleri cümle hırka içindedir, gûyâ bir ayaklı hücredir. Ekseriyyâ bunlar hâne-berdûşândırlar, kande murâd edinse anda yatırlar. Fülûs-i ahmeri yanlarında komazlar. Hezâr hezârân pâre hırkaları vardır. Ve ba‘zıları musanna‘ zerdeste ve teber ve mızrak ve hişt ve nobut ve bozdoğanlar ile başlarında gûnâ-gûn âfitâbelerin kec kılup güzer ederler. Ve külâhları üzre deve yüğünden püskül püskül Fenâyî destârlarıyla herbir ponçağı birer İhlâs-ı şerîf ile yapılmış Fenâyîler sarmışlar. Ve bellerinde münakkaş u müzeyyen tennûreleri üzre kemerlerinde Y 202b yeşim yerekânî ve balgamî ve pîrûze pâleheng ve debde[vi] ve (---)(---)(---) cığ[cığa] ve ummân-ı kerâme ve sapan-ı Dâvûdî üzre kemerinde gûnâ-gûn mecmû‘aların zeyn kılmışlar (---)(---)(---). Acem abdâlânının nefîrzenlerine pesend ederdim, ammâ hakkâ ki bu Mısır Yemenîlerinin nefîrzenleri ne (---)(---)(---) fil-vâr dem-be-dem dem ururlar, demlerine dem-be-dem aşk olsun. Sûrların istimâ‘ eden hayât-ı câvidân bulur (---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y202a–Y202b ·
metinde göster ·
… maslûbdur. Meselâ zerdeste ve çevgân ve pâlheng ve deff ü kudüm ve nefîr ve zîl
ve sapan-ı
Dâvûdî ve alem ve çerâğ ve kantûra ve debdevî vü dehdehî ve zîlbem ve teber-i M …
Ve her seyyâh-ı âlem âşıkânın birer yâdigârı maslûbdur. Meselâ zerdeste ve çevgân ve pâlheng ve deff ü kudüm ve nefîr ve zîl ve sapan-ı Dâvûdî ve alem ve çerâğ ve kantûra ve debdevî vü dehdehî ve zîlbem ve teber-i Müslimî ve gûnâ-gûn tâc külâh ve keşkül ve zând ve âfitâbe ve cığcığa ve telâtîn tennûre ve gûnâ-gûn hırka-i peşmîneler ve ağaç kılıçlar ve acîbe ve garîbe balık kemikleri ve niçe ummân-ı kerâme misâli cilbend-i mahabbetler ve bu makûle eşyâ-yı gûnâ-gûnlar var kim cümle cihâz-ı dervîşân-ı dilrîşândır. Herbiri bir köşede maslûbdur. Ve bunlardan mâ‘adâ niçe bin elvân eşyâlar dahi maslûbdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y285b ·
metinde göster ·
ve hışt ve mızrak ve çatal harbe ve fîl kalkanı kullanırlar. Ve bir gûne alçak …
Bundan gayrı âlât-ı silâhları ok ve yay ve kılıc ve sapan ve hışt ve mızrak ve çatal harbe ve fîl kalkanı kullanırlar. Ve bir gûne alçak kadli atları ve fîlleri var. Ammâ hecînleri çokdur, ikişer üçer âdem biner. Top [u] tüfengleri yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y396a ·
metinde göster ·
… . Ve bilâ-had ve lâ-nihâye harbe ve oklu ve yaylı zemberekli ve kemân küreli(?)
ve sapan
ve mızraklı kavmin hisâbın Hudâ bilür.
Hemân hakîr de mektûbları alup anlar ile ılgar edüp bu hâmûn içre üç sâ‘at gidüp bir âdem deryâsı ve deve gavgâsı içine düşüp kara çadır ve ihrâm derim ile mezkûr sahrâ pür olmuş. Ve bilâ-had ve lâ-nihâye harbe ve oklu ve yaylı zemberekli ve kemân küreli(?) ve sapan ve mızraklı kavmin hisâbın Hudâ bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y398b ·
metinde göster ·