… e Üsküdar mollâlarının dördün dahi cem‘ edüp ve şehremînin ve dör[d] mi‘mârbaşı
ve sekbânbaşı
ve'l-hâsıl cemî‘i ser-i kârda olan iş erlerine fermân olunup İslâmbol'un cümle …
"Sultânım İslâmbol tokuz kerre amâr ve tokuz kerre harâb olmuşdur. Ammâ dest-i Âl-i Osmân'daki gibi ilâ-hâze'l-ân bir zamânda böyle harâb olmamışdır kim her ne cânibinden olursa dost [u] düşman der [ü] dîvârlarının münhedim olan yerlerinden arabalar ile girüp çıkılır. Ekâlîm-i seb‘a pâdişâhları mâbeyninde hasretü'l-mülûk bir İslâmbol ola ve pâ-yı taht-ı Âl-i Osmân ola, lâyık değildir kim sizin zamân-ı hükûmetinizde bu kal‘a böyle harâb [ü] yebâb ola. Ve bu kadar bin yıldan berü cümle der [ü] dîvârları siyâh-rû kala. Dîn-i mübîn gayretine ve Âl-i Osmân şevketine şunun ta‘mîr [ü] termîmine bezl-i himmet buyurun. Pâdişâh-ı zıll-ı İlâh inşâ’allâh Revân'dan mansûr [u] muzaffer geldükde âşiyânı olan Belde-i Tayyibeyi dürr-i beyz-âsâ gördükde cihân cihân safâlar kesb edüp inşâ’allâh hidmetiniz mukâbelesinde ihsân-ı azîmeye mazhar olup inkırâzu'd-devrân nâm-ı şerîfiniz hayr ile yâd olunur" dedükde cümle huzzâr-ı meclis taraf taraf ma‘kûl deyüp derhâl pederimiz bu niyyete El-Fâtiha deyüp seb‘ü'l-mesânî kırâ’at olundukda derhâl İslâmbol mollâsı ve Eyyûb ve Galata ve Üsküdar mollâlarının dördün dahi cem‘ edüp ve şehremînin ve dör[d] mi‘mârbaşı ve sekbânbaşı ve'l-hâsıl cemî‘i ser-i kârda olan iş erlerine fermân olunup İslâmbol'un cümle dörd bin yedi yüz mahallesinin imâmlarına tenbîh ü te’kîd olup ta‘mîr ü termîm-i kal‘a-i İslâmbol içün imdâd teklîf olunup deryâ-misâl bennâ ve ummâller ile niçe bin âdem cem‘ olup Sultân Murâd Hân Revân fethine revâne olup feth edüp gelince bir senede Koca Bayram Paşa İslâmbol'u ve Galata kal‘aların ve cemî‘i câmi‘-i selâtînleri ta‘mîr ü termîm edüp İslâmbol henüz bir tim iken beyâz bir dürr-i yetîm olup ahâlî-yi İslâmbol'dan kesâfet gidüp ferahnâk oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 14b ·
metinde göster ·
… inâsıdır. Andan dergâh-ı âlî yeniçerilerine yüz altmış (---) bölüğe ve cemâ‘ate
ve sekbânâna
yüz altmış aded odalar binâ etdi. Ve kendüye bir câmi‘ ve cebeciyân tâ’ifesine …
Bâlâda tahrîr olunan sarây-ı vüzerâlar 33a ve imâretler bi'l-cümle Eski Sarây zemînine binâ olunmuşdur. Ammâ Sarây-ı Atîk, Sultân Mehemmed Hân'ın binâsıdır. Andan dergâh-ı âlî yeniçerilerine yüz altmış (---) bölüğe ve cemâ‘ate ve sekbânâna yüz altmış aded odalar binâ etdi. Ve kendüye bir câmi‘ ve cebeciyân tâ’ifesine (---) bölük odalar ve peykhâne ve kalenderhâne ve tershâne ve tophâne ve Kâğızhâne'de bârûdhâne ve niçe bunun emsâli imârât-ı azîmeler ile İslâmbol'un enderûn [u] bîrûnun gazâ mâlıyla binâ etdüği âsârları inşâ’allâh her birin mahalliyle tahrîr ü tavsîf eyleriz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b–33a ·
metinde göster ·
… ht-ı hükûmetinde yüz yetmiş altı nâhiye kazâları ve üç yüz altmış subaşılıkları
ve seksen
yedi yeniçeri kollukları ve yeniçeri serdârları vardır. Ve kırk yerde serbest e …
Hulâsa-i kelâm İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde tâ Karadeniz Boğazının iki cânibinde olan kasabâtlarda olan cümle otuz üç hâkimdir. Ve otuz beş nâhiye kadısıdır. Ammâ Beğkoz kasabası kazâsı başka kazâdır kim müneccimbaşıların meşrûtasıdır. İnşâ’allâh bu kazâ ve hükûmetler mahallerinde ale'l-infirâd tahrîr olunup bu kazâlardan gayrı dörd mevleviyyetin cümle taht-ı hükûmetinde yüz yetmiş altı nâhiye kazâları ve üç yüz altmış subaşılıkları ve seksen yedi yeniçeri kollukları ve yeniçeri serdârları vardır. Ve kırk yerde serbest evkâf subaşılıkları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 33b ·
metinde göster ·
… üç filori hazîneden çıkmışdır. Ol asrın hisâbınca beş yüz yük ve otuz yedi yük
ve seksen
iki bin tokuz akçe olur. Bu zamânımız hisâbı üzre iki bin iki yüz kırk bir yük …
Ve bu bâlâda tahrîr olan hayrât [ü] hasenâtlar cümle Malta Rodos'u ve Budin Kızılelması ve Tuna Belgradı ve Bağdâd-ı behişt-âbâd misilli kal‘aların helâl [ü] zülâl gazâ mâlıyla binâ olmuş hayrâtlardır. Binâ emîni muhâsebesiyle merkûm hayrâtlarla sekiz kerre yüz bin ve toksan altı bin üç yüz seksen üç filori hazîneden çıkmışdır. Ol asrın hisâbınca beş yüz yük ve otuz yedi yük ve seksen iki bin tokuz akçe olur. Bu zamânımız hisâbı üzre iki bin iki yüz kırk bir yük akçe olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46b ·
metinde göster ·
sütûn üzre mü’ezzinân mahfili gâyet musanna‘dır. Ve câmi‘in sol tarafında (---) …
Ve sekiz sütûn üzre mü’ezzinân mahfili gâyet musanna‘dır. Ve câmi‘in sol tarafında (---) sütûn üzre hünkâr mahfili ve câmi‘in cânib-i selâsında cemâ‘at mahâfilleri ile ârâste olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46b ·
metinde göster ·
… veri âb-ı zülâl ile leb-ber-leb olup etrâf uyûnlarından tecdîd-i vuzû’ ederler.
Ve sekiz
sütûn üzre bir serâmed kubbe-i 47a bâlâdır kim fâtih-i Bağdâd Murâd Hân-ı Râb …
Ve harem vasatında bir havz-ı müdevveri âb-ı zülâl ile leb-ber-leb olup etrâf uyûnlarından tecdîd-i vuzû’ ederler. Ve sekiz sütûn üzre bir serâmed kubbe-i 47a bâlâdır kim fâtih-i Bağdâd Murâd Hân-ı Râbi‘ binâ etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 46b–47a ·
metinde göster ·
… e tokuz bin asker olur. Bu cümlenin hâsılları senevî yüz otuz bir kerre yüz bin
ve seksen
yedi bin üç yüz yigirmi yedi akçe olur. Livâ-i Sivas ve livâ-i Amasiyye ve livâ …
Üç bin yüz otuz üç kılıçdır, yüz tokuzu ze‘âmetdir, mâ‘adâsı tezkirelü tîmârlardır. Ümerâ vü zü‘amâ ve erbâb-ı tîmârları kânûn üzre cebelüleri ile tokuz bin asker olur. Bu cümlenin hâsılları senevî yüz otuz bir kerre yüz bin ve seksen yedi bin üç yüz yigirmi yedi akçe olur. Livâ-i Sivas ve livâ-i Amasiyye ve livâ-i Çorum ve livâ-i Bozok ve livâ-i Divriği ve livâ-i Canik ve livâ-i Arabgîr, bu mezkûr livâların tîmâr ve ze‘âmetleri cümle berâber tahrîr olunmuşdur, ziyâde ve noksân yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 55b ·
metinde göster ·
Evvelâ tîmârhâne-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed, yetmiş hücre
ve seksen
ade[d] kubbe iki yüz huddâmları vardır. Dersiâm, hekîmbaşısı ve cerrâhbaşısı va …
Evvelâ tîmârhâne-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed, yetmiş hücre ve seksen ade[d] kubbe iki yüz huddâmları vardır. Dersiâm, hekîmbaşısı ve cerrâhbaşısı vardır. Âyende ve revendegândan bir âdem haste-hâl olsa tîmârhâneye getirüp ana hidmet ederler. Vaziyyetine münâsib edviyeler verirler. Dîbâ ve şîb ü zerbâf harîr câmehâbleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
… ve Alî Balı ve Ese Balı ve Hamza Balı ve Çuldutmaz ve Kundak dutmaz ve Dîv Balı
ve Seki
Balı ve Kara Balı ve Ajder Balı ve Kırkmîl Balı ve Şakî Balı ve Palamarkıran ve …
Ve Süleymân Hân topları ve Ebü'l-feth topları ve Bâyezîd Hân topları ve üç ağızlı top ve şeşhâne top ve burma top ve Fransa topları ve kırk karış küpeli topu ve Alî Balı ve Ese Balı ve Hamza Balı ve Çuldutmaz ve Kundak dutmaz ve Dîv Balı ve Seki Balı ve Kara Balı ve Ajder Balı ve Kırkmîl Balı ve Şakî Balı ve Palamarkıran ve Deli top nâmân ibret-nümâ toplar var kim her biri birer kal‘a değer toplardır kim rûz-ı ıydeynde ve sürûr [u] şâdumân günlerinde ve pâdişâh ubûr etdükde {rû-yı deryâya sekdirme gülleler atılup her biri karakuş gibi seker. Her bir top bu minvâl üzre kırkar ellişer kerre atıldıkda} ejder-i heft-ser-misâl gıjgırdıklarında âdemin zehresi çâk olup {zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i düşmen ru‘b u haşyet çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132a ·
metinde göster ·
ve şedd-i fütüvveti bildin. Ammâ pîr-perver olmadan murâd, dîn-i İslâmı ve îmân …
Pes imdi bî‘atı ve sekeli ve şedd-i fütüvveti bildin. Ammâ pîr-perver olmadan murâd, dîn-i İslâmı ve îmân 150a[u] i‘tikâdı ve tevbe ve Hakkı bilmekdir. Eğer sorsalar:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b–150a ·
metinde göster ·
… nda ve Levend çiftliği karyelerinde cümle iki bin mandıradır. Herbirinde yetmiş
ve seksen
sürü koyun vardır ve her mandırada kırkar ve ellişer ipden ve kazıkdan halâs ol …
Esnâf-ı mandıracıyân: İslâmbol'un cânib-i erba‘asında ve Levend çiftliği karyelerinde cümle iki bin mandıradır. Herbirinde yetmiş ve seksen sürü koyun vardır ve her mandırada kırkar ve ellişer ipden ve kazıkdan halâs olmuş şehbâz mandıra-oğlanları vardır. Bunlar dahi pür-silâh ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a ·
metinde göster ·
Cümleden biri Lâlezâr bâğçesi ve Kadıçeşmesi kurbünde Altıpoğaça bâğı ve Unkapanı kurbünde Lonkazâde bâğı ve Cübbealîkapusu dâhilinde Kahveli bâğı ve ana karîb Bostân hammâmı bâğı ve Âşık Paşa bâğı ve Haydar Paşa bâğı ve Kiremitci Solak bâğı ve Çivizâde bâğı ve sekiz selâtîn câmi‘lerin mihrâbları önündeki bâğ-ı iremler ve Nârlıkapu'da Bucak bâğı ve Tokatcı Solak bâğı ve Lanka bâğları ve Azîz Efendi bâğı ve Çukurbostânlar bâğı ve Yenibâğçe bâğları ve Topkapusu kurbünde Kaya Sultân bâğı ve ana muttasıl Çelebi Kethudâ bâğı ve Kürkcübaşı bâğı ve Dâvûd Paşa bâğı ve niçe yüz memdûh bâğlar vardır. Ammâ bu bâğçeler gâyet ma‘mûr tîmârlı olduğundan dânesi yüz dirhem gelir la‘l-gûn yanaklı dilberân şeftâlûsü lezzetinde papa ve sultânî ve cânî ve baba ve derrâkî ve çelebi cüce şeftâlûleri olur kim âyetün min âyâtillâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180b ·
metinde göster ·
… unûnî ve kestâne ve şâzrevânî ve ra‘dî ve kelebekî ve semekî deryâya yedi kerre
ve sekiz
kerre gavvâs-vâr dalup bir gayrı yerden çıkup deryâyı kaynadup temevvüc-i deryâ …
Ve'l-hâsıl ol sûr geceleri sabâha dek pâdişâh-ı Cem-cenâb huzûrunda niçe yüz bin fişek ve tarakı ve badaluçka ve âsumânîler ve hevâyî ve semâyî ve evcî ve perîşânî ve bahrî ve tâvûsî ve horosî ve kepşî ve surhâbî ve cunûnî ve kestâne ve şâzrevânî ve ra‘dî ve kelebekî ve semekî deryâya yedi kerre ve sekiz kerre gavvâs-vâr dalup bir gayrı yerden çıkup deryâyı kaynadup temevvüc-i deryâ etdirerek yine dalup Bahr-i Siyâh ka‘rında şinâverlik edüp âteşlerin saçdıkca gûyâ deryânın dibi dutuşup ka‘r-ı deryâda bir sûzen olsa nümâyândır, bu deryâ içre olan âteşlere niçe kerre yüz bin mâhîler üşerler, zîrâ balıklar deryâda âteşe gâyetü'l-gâye cem‘ olurlar, bu hâl üzre bu mâhî fişekler deryâ içre âteşlerin saçup yine rû-yı deryâya çıkup yine dalar. Bu dahi garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 183a ·
metinde göster ·
kat mehterhâne ile şâdumânlar ederek ubûr ederler.
Bundan sonra cümle kürkcülerin Urum ve müselmân dilberleri serâpâ şıpırtma mirzâyî kalpaklar geyüp hemisi pür-silâh olup avcıbaşı ve parscıbaşı ve arslancıbaşı kethudâsı ve kürkcübaşı esbâb-ı ihtişâmiyle mülebbes rikâb rikâbe licâm licâme berâber gidüp ardı sıra dilberânları ve sekizer kat mehterhâne ile şâdumânlar ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193b ·
metinde göster ·
Ve Atbâzârı'nda Edirne arabası ve koçu arabaları yaparak niçe musanna‘ küçük arabaları, keçilere ve eşeklere ve iri samson kelplere çekdirüp ve mutallâ ve musanna‘ yetmiş seksen çift koçu arabaları altışar ve sekiz[er] ve onar kınalı küheylân donanmış atlara koşup arabaların çekdirerek ubûr ederler, temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205a ·
metinde göster ·
rûzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı liman-ı latîfdir. (---) Andan (---) mil
Evsâf-ı Polata bâzârı : Bu dahi Tarabefzûn hükmünde nâhiye ve subaşılıkdır. Etrâf [u] eknâfında niçe yüz pâre ma‘mûr ü âbâdân kurâlar olmağıla bu vâdîde haftada bir bâzâr-ı azîm olur kim on bin âdem cem‘ olur ve bu mahalde olan büleyde-i ma‘mûre-i Tarabefzûn'da Hâtûniyye nâmıyla ma‘rûf Selîm Hân-ı Evvel vâlidesinin evkâfıdır. Mütevellî subaşısı hükm eder. Ve bunda bir limân-ı azîm vardır. Bahr-i siyâh mellahları mâbeyninde Polata limanı demekle meşhûr-ı âfak liman-ı ma‘mûredir. Ve sekiz rûzgârdan emîn a‘lâ demir dutar yataklı liman-ı latîfdir. (---) Andan (---) mil
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 248b ·
metinde göster ·
… arı ve kırk bin Eflak ve Boğdan keferesi cündi ve yigirmi bin Erdel kralı ceyşi
ve seksen
bin Tatar-ı sabâ-reftâr [u] adüv-şikâr askeriyle mezkûr ü merkûm asâkir-i deryâ …
Ol sene yüz elli pâre şayka ile Bahr-i siyâhda şinâverlik edüp tüccâr-ı berr [u] bihâr keştîlerin alup ve Karadeniz'in cânib-i edvârında olan kurâ ve kasabâtlar ve büleyde ve kılâ‘ları nehb ü gâret edüp niçe bin ümmet-i Muhammed'i esîr-i bend-i hicrân etdüğü der-i devlet-masîra mün‘akis olup cemî‘î Rûmeli eyâletlerine maslahat-güzâr kapucubaşılar ta‘yîn olunup hatt-ı şerîfler gidüp ibtidâ Özi eyâletine mutasarrıf Koca Gürcî Ken‘an Paşa ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olan (---) Paşa dahi yigirmi sekiz livâ beğleriyle ve kırk bin Bucak Tatarı ve kırk bin Eflak ve Boğdan keferesi cündi ve yigirmi bin Erdel kralı ceyşi ve seksen bin Tatar-ı sabâ-reftâr [u] adüv-şikâr askeriyle mezkûr ü merkûm asâkir-i deryâ-misâl kal‘a-i Azağ'ı ihâta edüp muhâsara etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b ·
metinde göster ·
… ukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle
ve sekiz
balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa …
Evsâf-ı menzil-i liman-ı Balısıra; 260a Anda cümle keştîler lenger-i ikâmet bırağup cemî‘î keştîleri limanlara bağlayup cemî‘î âlât, mühimmât, cebehâneleri ve me’kûlât ü meşrûbât [u] zahâ’irleri cümle sandallara ve firkate ve çekelve ve zarbûne ve tonbâzlara tahmîl edüp Azak Kal‘ası altına varınca otoz, altı milde gitmede. Zîrâ bu Balısıra nâm mahalden içeri kadırga ve şayka gemileri beşer arşın su sökmeğile gidemez, zîrâ ikişer üçer arşın sığlık deryâdır. Bu Balısıra nâm mahal, Taman cezîresi hâkine karîb Heyhât Sahrâsı'nın garbîsi nihâyetinde sâhil-i bahrde bir beyâbân yerdir. Lâkin asker-i deryâ-misâl gelmeğile niçe bin sazdan ve kamışdan ve çalâşdan mahzenler ve niçe bin sazdan dükkânlar binâ edüp bir şehr-i mu‘azzam gibi olmuş, zîrâ Azak'ın iskelesidir. Bu mahalde Kefe Beğlerbeğisi Bekir Paşa eyâletinde olan Çerkezistân'dan kabîle-i Şağak'dan ve kabîle-i Jana'dan ve Mâmşuh'dan ve Takaku'dan ve Bozok'dan ve Boltakay'dan ve Hatukay'dan ve Besni ve Kabartay'dan ve Tavustan'dan ve Dağıstân pâdişâhı Şamhâl Sultân Mahmûd'dan kırk bin güzîde asker ve yedi bin arabalar gelüp mezkûr Balısıra iskelesinden cümle cebehâne ve mühimmât-ı hafîfeleri arabalar ile Azağa götürdüler. Mâh-ı mezkûrun (---) günü cümle guzât-ı müslimîn Kal‘a-i Azak meterisine girüp göz açdırmayup yedi koldan muhâsara edüp şeb [u] rûz ceng-âşûb olmağa mübâşeret olundu. Mâh-ı mezkûrın (---) günü Anadolu tarafından yedi vezîr, on sekiz mir-i mîrân ve yetmiş aded mir-i livâ ve iki yüz alaybeği ve cümle erbâb-ı ze‘amet ve erbâb-ı timar kânûn üzre cebelîleriyle kırk yedi bin asker Azak altına imdâda gelüp azamet-i Hudâ bir gûne tüfenk ve top şâdmânı oldu kim gûyâ ebr-i kebûd evc-i semâda pâre pâre olup zemîne düşdü. Bu mahalde Tatar Hâna karavul fermân olunup Kırım askerinden Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay Urümbet Nogay ve ve Şîrînli ve Mansûrlu ve Sincivitli ve Mankıtılı ve Nakşivanlı ve Çikişkeli ve Erbatlı ve Özili ve Olanlı ve Badraklı kavmleriyle ve Arslan Beğili ve Çobanili ve Deveyilik ve Nevrûzili bu illerin cümle sadaklu ve savatlu ve küpeli askerleriyle Hân hazretleri asker-i İslâm'ın cânib-i erba‘asın muhâfaza edüp karavul beklerdi. Ol gice kal‘ada mahsûr olan Kazak-ı Ak bir tüfenk şâdmânı edüp Kal‘a-i Azak mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve tabllarına rehâ buldurup "Yâ Juj yâ Juj" sadâsıyla kal‘ayı pür etdiler. Kal‘anın cümle burc [u] bârûların haç-peykerler ile zeyn etdiler. Meğer ol şeb-i muzlimde nehr-i Tün ile on bin kâfir kal‘aya imdâd girüp sabâha dek ârâm etmeyüp top u tüfenk atmadan hâlî olmayup yedi yüz âdem şehîd oldu. Ertesi ale's-sabâh Tatar Hânı ve Silistre Paşası Ken‘an Paşa'yı nehr-i Tin sâhiline karavula kodular kim bir dahi küffâr kal‘aya imdâda gelmeye. Ve taraf taraf çeteciler ve otlak ve zahîreciler fermân olunup cümle mîr-i mirâna kol kol yer gösterilüp yeniden meterise girüp yedi kat meteris değişdirüp Yoğurdcu Baba Türbesi tarafında Handak kenarına varıldı. Küffâr-ı hâksârın zarabât-ı topundan cümle ordu-yı İslâm bir top menzili ba‘îd meks etdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile Serdâr-ı mükerrem Hüseyin Paşa, Yoğurdcu Baba tarafından meterise girüp on iki pâre balyemez toplara siper edüp âmâde oldu. Ol gün deryâ tarafından yüz pâre firkate ile Kapudan Siyâvuş Paşa karaya asker döküp su kullesi tarafından meterise girüp firkateleri Ulu Tün ve Diri Tün ve Kanlıca Özeği ve Timurlenk cezîresi tarafların muhâfaza edüp azmak azmak gezerlerdi. Su kullesinden yukaru kıble tarafına Anadolu eyâletine mutasarrıf (---) Paşa, eyâleti askeriyle ve sekiz balyemez, on oda yeniçeriyle meterise girdi. Ve Karaman eyâleti ile (---) Paşa altı oda ile kıble cânibi dîvârında meterise girüp altı balyemez hâzır etdi ve garb tarafında Karatayak varuşı cânibinde Silistre eyâletiyle Ken‘an Paşa on oda yeniçeri ve bir oda cebeci ve bir oda topcu ve on balyemezle meterise girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa, Gözcü kullesi 260b tarafından on oda ve on balyemez top ile meterise girdi. El-hâsıl yedi koldan yetmiş pâre top-ı kal‘a-kûb ile kolomborna ve şâhî darbuzenler ile deryâ-misâl asker dahi yetmiş kat meterisler ile dâiren-mâdâr kal‘ayı kuşadup derûn-ı kal‘adan küffâr-ı hâk-sâr, bîrûn-ı kal‘adan asâkir-i nusret-şi‘âr cenge âheng edüp azamet-i Hudâ tarafeynin top u tüfenk sadâsından zemîn u âsumân ra‘d-vâr gürleyüp yedi sâ‘at-i nücûmî tâ vakt-i Şâfi‘îye dek bir ceng-i âşûb olmuşdur kim çeşm-i rûzgâr ana mânend bir kâr-zâr görmemişdir. Ale's-sabah yedi koldan yedi yüz âdem şehd-i şehâdet câmın nûş edüp cümle camedânları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve yine vakt-i seherde du‘â vü senâ ile yedi koldan toplara âteşler verilüp kal‘anın der-i dîvârların harâb u yebâb, hânelerin berbâd [u] türâb etdi, ammâ burc [u] bârûları Ceneviz keferesi binâsı olmağıla metîn u müstahkem olanları bâkî kaldı. Ve zarabat-ı top-ı küpden münhedim olan yerleri küffâr-ı dûzah-karâr, karâr-dâde olmağiçün bir gicede ale'l-fevr çitler ve şarampavlar ve domuz damları çatup siperlendi ve yeniden cenge âheng etmeğe başladı. Ve yedi gün bu uslûb-ı sâbık üzre ale't-tevâlî kal‘a döğülüp yine mücedded gedikler açıldı. Serdâr-ı mu‘azzam ise bir küşâde hunük-hande, lâübâlî kimesne olmak ile meteris-be-meteris gezüp guzât-ı müslimîne takviyet verüp cenge terğîb etdirerek ihsân [u] in‘âmiyle herkese dildârlık ve keremkârlık ve hâtır-nüvâzlık ederdi. Ve her bâr cebehâne-i âmireden mühimmât [u] levâzımât verirdi. Ve cümle kollardan ziyâde kendi kolu kal‘aya rahne verirdi. Ve her ne tedbîr etse meşveretle edüp isâbet ederdi. Ve mâh-ı mezbûrun (---) günü kal‘aya tarabâb-ı top-ı nûbden müstevfî gedikler zâhir olup ale'l-gafle guzât-ı müslimîne haber etmeden yürüyüşe hücûm etdiler. Çün kal‘anın münhedim olmuş gedikleri üzre ba‘zı guzât çıkup bayraklar zeyn etdiler. Gördüler kim mülâhaza olunduğu minvâl üzre serdengeçdilerin gerisi gelmedi ve mübâlağa ile küffâr-ı hîlekâr müctemi‘ olmuş. Derhâl Kazak-ı Ak bu serdengeçdi guzâtına eyle kurşum serpdi kim ân-ı vâhidde niçe yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp serpilüp yatdılar. Bakıyyetü's-süyûf olan guzât-ı müslimîn, beyne'l-akrân gerüye dönmeğe nâmûs-ı Muhammedîdir deyü kal‘anın burc [u] bârûları üzre kefere ile küşte-girâne yaka yaka, alt üste ve üst alta olup üç gün üç gice bu minvâl üzre bir ceng-i perhâş savaş olmuşdur kim vech-i semâda şems u kamer bu devrânda deverân ideli çeşm-i felek bu savaşı görmemişdir. Hâh-nâ-hâh kal‘a üzre yedi yerde alem-i ejdehâ-peykerler dikilüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ammâ içerden küffâr-ı mu‘ânnidkâr bu hâli görüp cümlesi domuz topu olup, "odri ne buysa", deyerek zeber-dest karâvana serhoş küffârlar domuz sürüsü gibi hücûm edüp guzât-ı müsliminlerüne tüskürdüler. Ahırü'l-emr gaziyan ceng ede ede avdet edüp kal‘a bedenleri üzre niçe sancağ ve bayrağ ve niçe na‘şe-i şühedâlar anda kalup bi'l-cümle bu feth yevm-i âhira kalmak mukadder imiş, deyü cemî‘î guzât kendülere tesellî-i hâtır verüp yine kol kol cenge âheng etdiler. Altı gün dahi küffâra göz açdırmayup kal‘anın dâiren-mâdâr handakları kabza-i tasarrufa girdi. Ol gün küffârın kırk pâre firkâtesiyle dörd bin ceng-âver-i dilâver Kazak-ı Ak'ı nehr-i Tün ile cereyân edüp kal‘a-i Azağ'a imdâd girmek sevdâsıyla gelirken hikmet-i Hudâ, Silistre Valisi Ken‘an Paşa kolunda kemîngâhda âmâde olan guzât-ı müslimîn küffâr-ı hâksârın gemilerin görünce suya berâber balyemez toplara âteş ile rehâ buldurup cümlesi mecrûh [u] mahrûkan gark-ı âb olup halâs oldum deyü kenara çıkan küffârın cümlesin mücâhidîn der-kenar edüp binden mütecâviz küffâr pây-beste ve dil-haste ve şikeste-beste olup mâl-ı firâvânlar ile cüyûş-ı 261a muvahhidîn muğtenim oldular ve ol gün nâdîler nidâ edüp "Cümle ganâ’im guzât-ı müslimînindir" deyince Sübhanu'l-Hallâk ol gün cümle gâziyân [u] mücâhidâna ıyd-ı adhâ olup giceleri leyle-i Kadr, rûzları rûz-ı ıyd olup ol gice pâk gasl edüp herkes halâlleşüp sabâha dek ihyâ etdiler ve "İnşâallah sabâh yürüyüşdür" deyü birbirlerine haber etdiler ve cümlesi âlât [u] silâhlarıyla âmade oldular. Ve bu günlerde kal‘anın der-i dîvârlarından ancak Tün kenarında bir kulle kalmışdı. Ve kara tarafında Yoğurdcu Baba cânibinde bir kulle ve garb tarafında bir kulle kalmışdı. Mâ‘adâ yedi koldan yetmiş pâre balyemez ve çöldutmaz toplar ile kal‘ayı döğe döğe hâke yeksân olunmuşdu. Ammâ kal‘a içinde mahsûr olan küffâr-ı dûzah-karâr dîv-dest ve pîl-ten Ferhâd-vâr kûh-ken olmağıla ka‘r-ı zemîne girüp anda cây-ı karâr edinüp diri dirliklerinde hâk-ı mezelletde gûnâ-gûn muhîl şeytanatlar ile mazgal delikleri ihdâs edüp sademât-ı top-ı kûpden halâs olup kal‘adan ziyâde metânet buldular. Ne cânibden bunların üzerlerine lağım ile türâb sürmek ile varıldıysa lağımları köstebek gibi bulup sürülen toprakları serîka edüp nehr-i Tün'e dökerlerdi. Bir hafta renc [u] anâ ile sürülen toprağı bir gicede gâ’ib ederlerdi. Âhir-i kâr cümle iş erleri lâ-ilâc kalup lağıma mübâşeret etdiler. Anlar lağım fenninde yer sıçanından üstâd san‘atlar etdiler kim âdemin aklı perîşân olur. Hatta nehr-i Tün altından ziftli ve katranlı kayıklar ile su içinde lağım atma hünerin gösterdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 259b–261a ·
metinde göster ·
kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçünc …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… gîn bünyâd ve bir kâr-ı Ferhâd kal‘a-i metîn-âbâd[d]ır. Ve cümle kırk bir kulle
ve sekiz
yüz bedendir. İçinde hâneleri ma‘lûmum değildir, ammâ kâr-ı kadîm sarâylar ve c …
Sitâyiş-i eşkâl-i kal‘a-i Amasiyye: Evc-i âsumâna ser çekmiş zirve-i a‘lâsında olan kulle ve burc [u] barûları, cihân-nümâları dâ’imâ ebr-i kebûdlar içredir. Vakt-i zuhur olup küşâde hevâ olunca derûn-ı kal‘ada olan câmi minâreleri ve sakf-ı büyûtları nümâyân olur bir iç kal‘adır. Dâiren-mâdâr cirmi tokuz bin altmış adım şekl-i muhammes kûşe kûşe-bendli ve gûnâ-gûn fendli kal‘a-i sengîn bünyâd ve bir kâr-ı Ferhâd kal‘a-i metîn-âbâd[d]ır. Ve cümle kırk bir kulle ve sekiz yüz bedendir. İçinde hâneleri ma‘lûmum değildir, ammâ kâr-ı kadîm sarâylar ve cebehâne ve gılâl anbârları ve su sarnıçları var ve aşağıda cereyân eden nehre nüzûl edecek su yolları hayât bolıdurlar. 3007 lakdır vardır. Ammâ çârsû-yı bâzârı yokdur. Ve cânib-i şarka nâzır 4 kat demir kapusu var. Ve derûn-ı kal‘ada Yıldırım Hân câmi‘i var. Ve ağreb-i garâ’ibden câh-ı cahîm-misâl bir zindânı vardır. Ve cümle sagîr ü kebîr yetmiş pâre topları vardır. İç il olmağıla azîm balyemez topları yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280b ·
metinde göster ·
… Suyu gâyet i‘tidâl üzredir. Kubbe-i muhtasarlar ile mebnî germâb-ı hummelerdir.
Ve sekiz
aded üstü açık kaynak ılıcalar vardır. Her biri birer gûne hayvânâtlara nâfi‘di …
Evsâf-ı germâb: Bu aşağı rıbâtın kıble cânibindeki dîvârın önünde yedi aded ılıcalar vardır. Suyu gâyet i‘tidâl üzredir. Kubbe-i muhtasarlar ile mebnî germâb-ı hummelerdir. Ve sekiz aded üstü açık kaynak ılıcalar vardır. Her biri birer gûne hayvânâtlara nâfi‘dir. Ya‘nî at ve katır ve deve ve sığır ve koyun ve sâ’ir hayvânlar marîz olup bu hummelerde mezkûr hayvânları gasl etseler bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur. Bu germâbların suyundan develer ile götürüp cereb ü cüzzâm marazına mübtelâ olanlar nûş edüp sıhhat bulurlar. Meşhûr-ı âfâk ılıcalardır. Bu şehri temâşâ edüp andan yine cânib-i şarka 3 sâ‘at,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 291a ·
metinde göster ·
… kılınur imiş. Hâlâ cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Ve yedi hammâmı ve on bir hânı
ve sekiz
yüz dükkânı var. Cümle sanâyi‘den mevcûddur. Lâkin kalemkârî, çit yorgan ve çâr …
Evsâf-ı kal‘a-i Kehrevân-ı Azerbaycân: Sene (---) târîhinde Avşar hânlarından Seyfi Kulu Hân Şah Tahmasb asrında Süleymân Hân havfinden binâ etmişdir. Ne Âl-i Osmân'a ne âl-i şâh-ı şâhâna tâbi‘ değil idi. Âhir sene (---) târîhinde Tebrîz'den Koca Ferhâd Paşa Bağdâd'a giderken bu Kehrevân Sultânı Meymendî Hân-ı Avşarî, Ferhâd Paşa askerinin önünden ardından guzât-ı müslimîni nehb u gâret edüp kal‘asına mütehassın olurdu. Âhir Ferhâd Paşa ı‘mâz-ı ayn edüp selâmetle Bağdâd-ı behişt-âbâda vâsıl olunca derhâl Solak Ferhâd Paşazâde Bağdâd askeriyle üzerine gelüp on yedi gün kal‘asın toplayup fethi müyesser olmayup bî-feth vilâyet-i Şehrezûl'a gelüp Ferhâd Paşa Bağdâd'da serdâr-ı mu‘azzam kaldı. Beri tarafda bu Kehrevân Hâkimi Meymendî Hân şîrînleyüp Bağdâd'dan Tebrîz'e gelen tüccârdan ve guzâtdan âdem geçirmeyüp ol vâsi‘-mezheb ve bed-meşreb niçe bin ehl-i İslâm'a mühîn-i bî-dînlik edüp bir kerre kırk elli bin tülüngî asker cem‘ edüp Tebrîz-i dilâvîzin cânib-i erba‘asın nehb ü gâret ederken Tebrîz'den Ca‘fer Paşa ale'l-gafle on iki bin cengâver-i dilâver [u] server ile kal‘a-i Tebrîz'den çıkup bu yağî ve bâğî Hân-ı Meymendî'ye bir kılıc-ı Osmânî urup askerinin meymenetin 305b bozup cümle Yezîdî Ekrâdı ve Türkmân'ın bozup Meymendi Hân-ı bî-meymenet ancak öz başıyla kal‘a-i Kehrevân'ına firâr edüp Ca‘fer Paşa yedi bin kelle ve beş bin dil ile on bin kadar at ve katar ve deve ve sâ’ir ganâ’imiyle sâlîmîn ve gânîmîn kal‘a-i Tebrîz'e gelüp top u tüfenk şâdmânları edüp ertesi gün yetmiş bin asker ile kal‘a-i Kehrevân üzre yedi pâre balyemez ve kırk pâre şâhı-bilmez alay toplarıyla üç günde kal‘a-i Kehrevân'ı muhâsara edüp bi-inâyetillah üçüncü günde fethi müyesser olup derûn-ı kal‘ada Meymendî Hân'ı dipdiri kayd-bend ile Tavâşî Ca‘fer Paşa'nın huzûruna getirdiklerinde ibtidâ bir kulağın kesüp eline verüp "Mel‘ûn! Tebrîz'de bir tavâşî hâkim neye kâdir olup nitse gerek?" deyü Tebrîz ülkesin tılâva geldikde Tavâşî Ca‘fer "İşte seni askerin ile kırıp akabince kal‘anı muhasara ve feth edüp kulağını keser ve benim gibi seni tavâşî eder" deyü "cellâd" der. Der-ân cellâd-ı {bî-amân} gelüp mâbeyne muslıhîn girüp "Hayâsın kesmeden mâl-ı mâye-i {sermâye}sin kesmek iyidir" deyü bin kîse ve bin yük pârecesin alup ba‘dehû kal‘a kapusu üzre Hân-ı Meymendi salb edüp "Hakkından geldim", deyü bir tarafda şâha i‘lâm edüp bir tarafdan hânın başın kesüp kal‘a miftâhlarıyla ve iki yüz deve mâl-ı ganâ’imle miftâhları Sultân Murâd Hân-ı Sâlis'e gönderüp hâlâ derûn-ı kal‘ada Murâd Hân nâmına bir câmi‘ var. On bir sene Âl-i Osmân elinde durmuşdur. Hâlâ Bağdâd yolu üzre bir püşte üzre şekl-i müdevver bir kal‘a-i münevver sûrdur. Dâiren-mâdâr cirmi altı bin adım seng-binâ ve iki kapusu vardır. Cânib-i şimâle Tebrîz kapusu ve cânib-i cenûba Erdebîl kapusu var. Hâlâ sultânlıkdır kim bin askere mâlikdir. Ve kadısı ve kelenteri ve münşî ve darûgası vardır. Ammâ taşra varoşu bâğ u bâğçe ve gül-i gülistânlı yedi bin hâk-ı pâk ile mestûr hânedân-ı ma‘mûrlardır. Cümle altmış mihrâbdır. Lâkin on bir yerde cum‘a kılınur imiş. Hâlâ cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Ve yedi hammâmı ve on bir hânı ve sekiz yüz dükkânı var. Cümle sanâyi‘den mevcûddur. Lâkin kalemkârî, çit yorgan ve çârşaf yüzleri memdûh-ı âlemdir. Bâğı ve bâğçesi cihânı bezemişdir. Ve âb [u] hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbe-i surhserân civân-ı hoş-elhân-ı nevâhân hânende ve sâzendeleri vardır. Bu şehrden cânib-i cenûba 5 sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305a–305b ·
metinde göster ·
… e ve mekteb-i dârü's-sıbyân [u] tıflân-ı ebced-hân ve on altı hammâm-ı dilsitân
ve sekiz
yüz dükkân ve yedi kahvehâne ve hân-ı tüccârân ile ârâste ve bâğ-ı gülistân ile …
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i şehr-i azîm Aras: Diyâr-ı Acem'de eyâlet-i Şirvân'dır. Zamân-ı kadîmde Keyümers Şâh binâsıdır. Sene 985 târîhinde Murâd Hân-ı Sâlis vüzerâlarından Lala Kara Mustafâ Paşa feth edüp andan üzerine kırk bin kızılbaş-ı bed-âyîni adüvv-i bî-dîn ile Emîr Hân Aras imdâdına gelince gördüler kim Âl-i Osmân'ın kabza-i tasarrufuna girmiş, hemân-dem şehri muhâsara edüp vakt-i zuhra dek ceng [ü] cidâl ideler. Hemân Lala Paşa nâm dilâver [u] server cümle guzât-ı müslimîn ile Acem üzre hücûm edüp otuz bin mikdârı Acem'i hâk-i mezellete düşürüp serdârları Emîr Hân giriftâr-ı bend-i hicrân olup bakıyyetü's-seyf olan Terekeme ve Gökdolağ ve Gürcî Âznâvûrları firâr ederken bunlara Şirvân askeriyle Özdemiroğlu Kethüdâsı râst gelüp nehr-i Kür kenarında kırup zemîn-i gûra salarlar. Niçe bini kılıç-ı Osmânlı havfinden nehr-i Kür üzre cisre izdihâm ile uğrayup hikmet-i Hudâ cisr münkesir olup cümle kızılbaş-ı nâ-tırâş [u] bed-ma‘âş başlarıyla nehr-i Kür'e gark olurlar. Hâlâ üstühânları püşte püşte yığılıdır ve meksûr olan Pul hâlâ harâbdır. Çam direkleri koyup üzerinden ubûr ederler. Ba‘dehû guzât-ı müslimîn bu kadar lipâçe-i Acem ile ve bu kadar mâl-ı ganâ’im ile muğtenim olup şâdmânlar ederler. Ba‘dehû serdâr-ı zafer-şi‘âr gördü kim bu şehr-i Aras, Gence ve Şirvân mâbeyninde elzem-i levâzimînden bir şehr-i azîmdir. Hemân cümle guzât-ı müslimîni ve bennâ ve ummâlları etrâf-ı vilâyetden cem‘ edüp Aras'ın hâricinde Şâh Hıyâbânı nâm bir İreme zâtü'l-imâd-ı be-nâm mahalli ortaya alup cânib-i erba‘asına sûr çeküp etrâfına handak-ı vâsi‘ [u] amîk inşâ edüp üç kapulu ve on yedi tabyalı çım ve rıhtım binâ-yı sedd-i metîn [ve] kal‘a-i hısn-ı hasîndir, dâiren-mâdâr cirmi tokuz bin altı yüz adımdır, kırk günde tamâm edüp Murâd Hân hareminde neşv ü nemâ bulmuş Kaytas Beğ'e mîr-i mîrânlık ile ihsân edüp Lala Paşa Âsitâne tarafına revâne olur. Hâlâ bu şehr-i zîbâ-yı ra‘nâ Şâh kûhu zeylinde Bursa şehrine mânend, âb [u] hevâsı lâtîf, bâğ u bâğçeli ve gül-i gülistânlı ve müşebbek bostânlı şehr-i şîrîndir kim cümle on bin hâk-i pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır ve kırk câmi‘dir. Kal‘a içre Murâd-ı Sâlis câmi‘i ve Ferhâd Paşa câmi‘i ve Kara Sinân Paşa câmi‘i, niçe câmi‘ler var ammâ ma‘lûmum değildir ve cemâ‘atden garîb olmuş câmi‘lerdir. Bu şehrin ismi elifin, rânın fethasıyla ve sîn-i meczûm ile Aras'dır, ammâ Acem Terekemeleri ve Dağıstân Kumuğu lisânında Araş derler. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Mustafâ'nın ibtidâ cülûsunda Acem bu diyâra istîlâ edüp hâlâ dest-i Acem'de mânend-i şehr-i Merend âvâdân olmuşdur. Hâlâ kırk mahalle ve kırk mîhrâb add olunur. Medrese ve tekye ve mekteb-i dârü's-sıbyân [u] tıflân-ı ebced-hân ve on altı hammâm-ı dilsitân ve sekiz yüz dükkân ve yedi kahvehâne ve hân-ı tüccârân ile ârâste ve bâğ-ı gülistân ile pîrâste olmuş şehr-i müzeyyendir. Cümle mahbûb ve mahbûbeleri marâlî ve gazâlî-çeşm-i Hotenli pençe-i âfitâb dilberleri vardır. Zîrâ zenâneleri Gürcî ve Dâdyân ve Açıkbaş ve Şavşad kabâyillerinin duhterlerinden mütevellid olmuş civânlardır. Zirâ âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Şâh kûhundan niçe bin uyûn-ı câriyeleri, şehrin hadîka ve gülistânlarına uğrayup bu şehri atşândan müstağnî eder. Cânib-i etrâfında yedi aded nâhîye-i kübrâları vardır kim her birinde yüzer pâre âbâdân kendleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 310b ·
metinde göster ·
… r oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr
ve sekiz
yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ …
nass-ı kâtı‘ı üzre cümle gark olup niçesi nehr-i Çoruğ içre şinâverlik edüp karşu tarafa selâmetle çıkdım zann edüp beri tarafdan dalyan tüfenkler ile cüyûş-ı muvahhidîn halâs olanlara kurşumlar urup anlardan dahi bir cân halâs olmayup cân ber-cehennem oldular. Kenar-ı Çoruğ'da kalan keştîlerinden yedi adedini ihrâk-bi'n-nâr edüp bakıyyetü's-seyfden mâ‘adâ ikiyüz aded küffâr kal‘aya dâhil olamayup cümle giriftâr-ı bend-i hicrân oldular. Küffâr kal‘adan bu hâl-i diyer-gûn-ı pür-melâli görüp dibelik cânların halâsdan kat‘ edüp cân [u] gönülden cenge âheng etdiler. Bu üç kerre hücûm-ı cengde yetmiş aded guzât-ı müslimîn şehd-i şehâdet câmından nûş edüp mest [ü] medhûş-ı âhiret oldular. Âhir Seydî Ahmed Paşa bu hâli görüp Batum sancağı nevâhîlerine gerüden gelüp yetişen kapucubaşıların nâhiye nâhiye fermânlar ile asker sürmeğe gönderüp azamet-i Hudâ etrâf [u] eknâfda karîb olan nevâhilerden eli harbalı ve tüfenkli ve Kazin fuğulu ve matra kaykulu Laz tâ’ifesi ve Giresin ve Kalipravoli'den ve Şena ve Çiho'dan niçe bin Laz tâ’ifesi dangiyu boruları ve ziğola nâm düdüklerin çalarak beyâz bayraklar ile alay alay gelüp Seydî Ahmed Paşa'ya buluşup nehr-i Çoruğ kenarında meks etdiler. Ol sâ‘at anlara ârâm vermeyüp "Koma kardaşlar, gayret sizindir. Dîn uğuruna çalışın. Allah'ım hem seni kerîmdir, hem beni kerîmcidir" deyü Çerkes lisânı üzre Koca Gâzî Seydî Paşa cümle guzâtı cenge terğîb edüp va‘de-i kerîmeler edince azamet-i Hudâ cânib [u] etrâfdan dağî ve taşî ve bâğî ve râğî, yakın ve ırağî asker-i deryâ-misâl mevc ve mevc olup herkesin ellerinde birer demet çalı ve birer tobra tezek ve birer demet lazot darısı ve gügüm çalısı ve pasda darısı sapı demetleri ile gelüp kal‘anın cânib-i erba‘asına demetleri yığarken kimi şehîd ve kimi mecrûh olup bu hücûmda dahi yetmiş aded adem şehîd olup mertebe-i şehâdete yetmişlerdi. Derhâl bu aralıkda Seydî Ahmed Paşa gemi direkleri ve kürekleri nerdübânların kal‘a dîvârlarına bî-bâk u bî-pervâ dayayup cümle guzât-ı müslimîn bir yire cem‘ olup bir ağızdan cümle gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allah Allah evc-i âsmâne peyveste olup Batum dağları ve bâğları ra‘d-vâr gürleyüp sıyt u sadâ-yı velvele-i benî Âdem evc-i âsumâna urûc etdikde cümle guzât dahi darı ve çalı demetlerinden ve nerdübânlarından İspir keçisi gibi ve ankebût-vâr tırmaşup kapudan tarafa yığınlara dahi âteşler urup alev-ber-alev küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yine cân havliyle guzât-ı müslimîne kurşum ururken hemân Gâzî Seydî Paşa dal-kılıç kal‘anın cânib-i şarkî kûşesindeki kulle üzre iç ağalarıyla çıkup elinde dal-kılıç "Bre koman şehbâzlarım" deyü feryâd edince guzât-ı müslimîn Seydî Paşa'yı görüp mûr-ı siyâh, mâr-ı ejdehâya üşer gibi kal‘aya üşüp her tarafdan hücûmlar edince derûn-ı kal‘ada olan küffâr gördî kim der-i dîvâr üzre guzât-ı müslimîn kılıç urup gelir, hemân cân-ı habîslerin nâr-ı sa‘îre atar gibi atup ıhrâk-bi'n-nâr olup niçesi kılıç havfinden kal‘adan pertâb edüp dest [ü] pâları şikeste olup bî-per ü bâl olup kaldı. Kimi nehr-i Çoruğ'a düşüp gark-ı âb oldu. El-hâsıl ol gün vakt-i Şâfi‘î'den tâ vakt-i asra dek Hudâ âlimdir cümle Seydî Ahmed Paşalı ve gayrı guzât-ı müslimîn bir nân-pâre tenâvül etmeyüp iş bu sene mâh-ı (---) günü vakt-i asrda kal‘a-i Gönye feth olup hamd-i Hudâ hakîre ibtidâ feth ezânı kırâ’at etmek müyesser oldu. Ve cümle guzât-ı müslimîn kal‘aya leb-ber-leb olup yedi yüz küffâr esîr ve sekiz yüz kelle kat‘ olunup cümle kelleler kulleler üzre ârâyiş-i nîze olup mukaddemâ feth olunan altmış yedi pâre kefere firkatelerin kal‘a altına getirüp cümle mühimmâtların yerli yerine koyup âmâde durdu ve dellâllar nidâ edüp üç gün üç gice top u tüfenk şâdmânları olup ve her şeb kanâdîl ve meş‘ale çerâğânları olup gicemiz Kadr, rûzumuz rûz-ı ıyd-ı adhâ olup hamd-i Hudâ ile feth-i fütûhda bulunduk. Hemân kal‘a feth olup ezân-ı Muhammedî kırâ’at olunurken kal‘anın cânib-i şarkîsinden tarafa nehr-i Çoruğ kenarından berü niçe bin reng-â-reng bayrağ u sancağ ve alay-ı Muhammedî ile niçe bin asker kal‘ada şâdmân içün atdığımız 330a top-ı kûblerin sadâsın istimâ‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn tekbîr-i Muhammedî getirüp tâ kal‘a altına dek at bırakdılar. Gördiler kim kal‘a feth olup Seydî Ahmed Paşa derûn-ı kal‘ada âlât [u] mühimmât görmede. Meğer bu asâkir-i kerrâr Erzurûm Valisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz tarafından Erzurûm eyâleti askeriyle Kars Paşası Ketenci Ömer Paşazâde Bâkî Paşa cümle askere serdâr-ı zafer-şi‘âr olup Erzurûm sahrâsından beş günde Gönye altına yedi bin güzîde asker gelüp kal‘a-i Gönye altında nehr-i Çoruğ sâhilinde salt sebük-bâr hayme ü hargâhsız çıtâçıt meks etdiler. Bir cânibde Pasin sancağına mutasarrıf Ketağaç Paşa kondu. Bir tarafa Pasin sancâğının erbâb-ı timarı ve erbâb-ı zü‘amâları ve kal‘a neferâtlarının nısfıyla cümle iki bin asker meks etdiler. Ve Ahıçka kal‘asının muhâfazasına me’mûr olan Ketenci Ömer Paşazâde Tavîl Mehemmed Paşa mutasarrıf olduğu Urfa eyâleti askeriyle ve Birecik Beği Alî Merdân Beğ livâsı askeriyle ve gayrı gönüllü fedâyî askerler bir tarafa meks etdiler. Ve Malazgird Beği Mehemmed Beğ iki bin be-nâm-ı nâmdâr, güzîde, yarar, dilâver erler ile nehr-i Çoruğ kenarına kondular. Kiğı sancağına mutasarrıf Deli Hüsâm Beğ, Tabanıyassı Mehemmed Paşa çerâğlarından nâmdâr [ve] server bin mikdârı livâsı askeriyle zîr-i kal‘ada sâhil-i Karadeniz'de feth olan Kazak-ı Ak kayıkları muhâfazasına me‘mûr olup meks etdi. Ve'l-hâsıl Kemâh ve Erzincân ve Tercân [ve] Kelkik ve Koylıhisâr ve Hacı Murâd kal‘ası ve Gümüşhâne ve Bâyburd ve Hınıs ve İspir ve Tekmân ve Kuzucân ve Tortum ve Mecingird ve Mamrevân sancaklarının ve gayrı kılâ‘ ve kasabâtlarının cümle sancakbeğleri ve alaybeğleri ve çeribaşıları ile gelüp kal‘a-i Gönye altında meks etdiler. Dahi akîblerince Şebin Karahisârı sancâğı, Ahıska paşası olan vezîr-i rûşen-zamîr Koca Sefer Paşa'nın ber-vech-i arpalığı idi. Kethüdâsı olan Müsellem Sarı Dervîş Ağa, Şebin Karahisârı'nın erbâb-ı zü‘amâsı ve erbâb-ı timarıyla cümle iki bin mikdârı güzîde asker ile bâlâda tahrîr olunan sancak askerlerine dündâr olup ol dahi nehr-i Çoruğ kenarında meks edüp zîr-i kal‘ada bir azîm dîvân-ı pâdişâhî olup ikinci serdar-ı imdâd-kâr olan Bâkî Paşa-yı nâmdârda Defterdârzâde tarafından bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve bir sorguç-ı şâhâne var imiş, ol dîvân-ı şehriyârîde Bâkî Paşa ayak üzre kâ’im olup "Gazân kutlu olsun, Erzurûm Vezîri serdâr-ı mu‘azzamım. Defterdârzâde Mehemmed Paşa, size selâm edüp bu zerdûz hil‘ati ve bu semmûr lipâçeyi ihsân etdi" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın zahrına giydirüp başına bir mücevher otâğa sokup hayr du‘â ü senâ olundu. Hikmet-i Hudâ vakt-i asrda yine leb-i nehr-i Çoruğ ile bir kırk elli pâre Laz meneksile kayıkları zâhir olup cereyân ederek gelirken gördüler kim derûn-ı kal‘ada ümmet-i Muhammed mâl-â-mâl ve bîrûn-ı kal‘ada hem-çünân hayme ve hargâh-ı asâkir-i Âl-i Osmâniyân deryâ-misâl meks etmişler, hemân cümle kayıklar gerü dönüp firâra yüz dutdular. Hemân Seydî Paşa tarafından ve gayrı kollardan cânı başı yerinde olan zübde-i fetâ şehbâzlar at boynuna düşüp sâhil-i nehr-i Çoruğ ile kayıkları kova kova girü kalanları alıkoyup karşu tarafdan ve beri tarafdan kayıkları kurşuma dutup tâ vakt-i ışâya dek bir ceng-i azîm savaş-ı perhâş olup hamd-i Hudâ kırk yedi pâre kayık giriftâr-ı dâm ve Mikril kâfirlerinin üç yüz mikdârı esîr (---) ve altı yüz mikdârı gark-ı âb-ı nehr-i Çoruğ (---) olup hamd-i Hudâ bir seferde üç gazâ oldu. İbtidâ kayıkları feth oldu. Sâniyen kal‘a feth oldu. Sâlisen yine bu Mikril kâfirlerinin kayıkları feth oldu. Meğer bu mel‘ûnlar kal‘aya istilâ eden Kazak-ı Ak'a imdâda gelen Mikrilistânın âsî Aznavur gavurları imiş. Gemileri mâl-â-mâl ve leb-ber-leb me’kûlât ü meşrûbât imiş. Seydî Paşa bu zahâ’irin cümlesin imdâda gelen guzât-ı müslimîne bezl edüp Ordu-yı İslâm ganîmet oldu. Ol gice yine derûn [u] bîrûn-ı kal‘ada ol kadar top u tüfenk ve fişenk şâdmânlıkları oldu kim şeb-i muzlim rûz-ı rûşen-misâl olup tâ vakt-i sehere dek kâh gülbâng-ı Muhammedî, kâh tabl-ı Âl-i Osmânîlere turralar urulup sabâha dek çerâğânlar oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 329b–330a ·
metinde göster ·
… î Paşa sarâyına dâhil olup sâ’ir guzât-ı müslimîn ile Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa
ve sekiz
sancak beğleri askerleriyle hâricinde üç gün meks edüp ve dördüncü günü cümle c …
Kal‘a-yı Tortum: Şehrine dâhil olurken cümle guzât-ı müslimînin ellerinde ikişer üçer zencirler ile bağlı Gönye'ye istîlâ eden Kazak-ı Aklar ve Mikril kâfirleri şikeste ve beste ubûr edüp cemî‘î a‘yân-ı Tortum istikbâl-i Seydî Ahmed Paşa'ya çıkup şâhrâhın yemîn [u] yesârında kat ender kat sağîr u kibâr "Gazânız mübârek ola" deyü hayr du‘â ederlerdi. Bu tertîb üzre cemî‘î guzât-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imleriyle ubûr ederek Gâzî Seydî Ahmed Paşa, Sâm u Nerimân-vâr ser-i sa‘âdetine Defterdârzâde Mehemmed Paşa'nın gönderdiği cığa telleri ve ablak otâğa sokup tapan divine atına altı pâre âlât-ı polâd-ı Nahşivânî yancığı urup bahr hotaslarıyla ol küheylân üzre süvâr olup başında kırmızı mukaddeminin sünnet üzre taylasân-ı Muhammedî'sin sarkıdup kendü vücûdu gök demire müstağrak olup budluklar ve uyluklar ile gûyâ kendüleri ejder-i heft-ser-misâl mehâbet ve salâbet üzre yemin ü yesârına selâm vererek güzer etdükçe tarafeynde olan ibâdullah "Aleyke avnullah ey gâzî, seyfullah" deyü hayr du‘alar ederlerdi. Bu mahalde kal‘adan dahi "safâ geldin" topları atılup şehr-i Tortum-ı Dağıstânı güm güm gürleyüp alay-ı azîm ile Seydî Paşa sarâyına dâhil olup sâ’ir guzât-ı müslimîn ile Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sekiz sancak beğleri askerleriyle hâricinde üç gün meks edüp ve dördüncü günü cümle cüyûş ile,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a ·
metinde göster ·
… nın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende
ve sekbân
ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revân …
Der-beyân-ı musîbet-i nehr-i Kızılırmak: Paşanın cümle iki yüz katar devesi ve yüz katar katırları ubûr edüp hakîr dahi katarımla ve kethüdânın katarıyla Allah Allah diyerek güzer edüp cümle ağırlıklar kasaba-i Kurdsarâyı'na gidüp hakîr ve paşa kethüdâsı Kızılırmak kenarında sâ’ir ağavâtların ağırlıkları ubûr etme(ğe)lerine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î'de tahmîl olunan Paşa hazînesi katarı ve sâ’ir ağavâtların bâr [u] bengâhları ve katar mehârları sâhil-i nehr-i Ahmer'e gelüp kulağuzlarıyla nehre girince bî-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve zulumât ve ra‘d ve berk u sâika ve talattum-ı ırmak cûş [u] hurûşa gelüp paşa katarı ve bu kadar eşter ü üstür ve seyishâneler rûy-ı nehre yayılup Allah! Allah! diye yüz bin renc [u] anâ ile ubûr ederken kemer-i katarı nehr toparlayup kimi bâlâ, kimi zîr ve kimi gark-ı âb olup güzer ederken hikmet-i Hudâ Kızılırmak Kızılderyâ-misâl temevvüc edüp cûş u hurûş ederek harman cirmi buz pâreleri cereyân etmeğe başladı. Meğer Çâşnigîr Köprüsü kurbunda bir kaç gün imiş, ırmak donup sedd olmuş. Bi-emri Hudâ bu mahalde boşanup bu kadar hayvânât ve bu kadar benî Âdemi birbirine mahlut edüp hâr-ı hâşâk-vâr bu kadar nüfûsu torlayup ve toplayup götürmede. Böyle iken yine karşu tarafda ağırlıklar nehre girmede. Beri tarafda olan mâl sâhibleri cân ve baş oynadan şehbâzlara "Amân ey ümmet-i Muhammed, amân" deyü feryâd ederler. Paşa bu mahalde karşu tarafdan mehterhânesin döğerek gelüp bu hâli gördükde Kurdsarâyı kasabası re‘âyâlarına ve askerin eli ayağı dutanlarına ihsân [u] in‘âmı bezl edüp "Bre Gâzîler! Katar ve deve ve seyishâne kurtarana! Ve mâl u menâl halâs edene!" va‘de-i kerîmeler edüp askerin kimi beri tarafdan, kimi karşu tarafda nehr kenarınca piyâde ve atlı feryâd ederek seğirdirler. Niçe cür’et sâhibi yiğitler gavvâs-vâr ol şiddet-i şitâda yah-pâreler içre şinâverlik ve erlik ve server-i hünerverlik eder, kimi gark olup gider, deve, katar ve benî Âdem birbirlerine mülemma‘ olup kimi gark olup kimi bârından halâs olup bir kenara çıkar. Ol mahalde bir yiğit gördüm. Vekîlharc Ağa "Baban rûhîçün olsun bana bir kupa rakı ver. Soyunup suya gireyim" der. Ammâ ba‘zı Kürd ve Türkmânın server yiğitleri ol şiddet-i şitâda soyunup şinâverlik ederek niçe deve katar ve seyishâneler halâs {idüp} tarafeyne geçirdi. Ammâ karşu tarafa geçirenin esbabı beri tarafda kalup yanında esbâbın verir âdem bulunmayup çok âdemler buyup dondu. Ve niçe şehbâzlar atından ayrılup gark-ı âb oldu. Ancak buz pâreleri gelmeden ve Kızılırmak ummân olmadan mukaddem ubûr eden ağırlıklar halâs olup ba‘dehû güzer edenlerden çok cân ve çok hussân ve bî-hisâb katır yüküyle ga’ib olup develer çok halâs olup azı gark oldu. Yüz altmış âdem ga’ib olup gayrı devâbât makûlesi binden mütecâviz idi. 351b Hulâsa-i kelâm vakt-i seherden tâ vakt-i asra varınca bu kadar mâl-ı firâvân gark olup bu kadar benî adem nâ-bûd [u] nâ-peydâ olup bu kadar mâl [u] menâlden ve kul ve karavaşdan ayrılup fülûs-i ahmere muhtâc olup piyâde kalmış ağanın hadd [u] pâyânı yok idi. Ve ekseriyyâ gark olanlar karakullukçu ve harbende ve sekbân ve sarıca idi. Âb-ı revân ile rûh-ı revânları kimi firdevse, kimi hannâse revâne olup rûy-ı dünyâda cehennem şitâsından halâs oldular. Ammâ hikmet-i Hudâ bu kadar mâl u hayvânât ve benî Âdemler gark olup vakt-i asr ki oldu, şiddet-i şitâ ve temevvüc-i nehr ve buz pâreleri kalmayup ba‘de'l-asr ubûr eden tatar ve deli ve gönüllü ve vâcibü'r-ri‘âye ağalar bî-bâk u bî-pervâ selâmetle ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351a–351b ·
metinde göster ·
… p yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları
ve sekbânları
ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi bo …
{Tetimme-i menâkıb-ı eş-Şeyh Hazret-i Bardaklı Baba}: Mezkûr beldenin kurbunda Bardaklı Baba nâm bir azîz-i hümâm ziyâreti var. Hacı Bayrâm Velî Kuddise sırruhu hulefâlarından imiş. Niçe keşf [u] kerâmetleri zâhir olmuşdur. Cümleden biri, kendiler kifâf-ı nefsleriyçün bardak yaparlarmış ve dâ’imâ tecdîd-i vudû’ içün bir bardak taşırlarmış. Cemî‘î fukarâları ol bardakdan âbdest alup yine bardak mâ’-i zülâl ile leb-ber-leb dururmuş. Hâlâ ol bardak kabr-i şerîfi âsitânesinde maslûb durur. Anınçün Bardaklı Baba derler. Hakîr türbedârın izniyle bardağı indirüp su ile pür eyleyüp teberrüken tecdîd-i vudû’ edem derken, anı gördüm ibrîk mâ’-i zülâl ile memlû. Ammâ üzerinde kırk yıllık gubâr var. Tekye-nişîn ve paşa imâmı ve niçe paşalı bu ibrîğin bu kadar seneden berü mâl-â-mâl durduğuna hayrân kalup türbedâra ve sâ’ir fukarâlara yemîn verdiler kim "Siz bu ibriğe su komadınız mı?" deyü yemîn etdirdiler. Anlar "Hâşâ ve kellâ, kırk elli seneden berü bu kubbede maslûb durur. İşte bu Evliyâ Ağa indirüp teberrüken âbdest alam derken hikmet-i Hudâ ve sırr-ı pîr ibriği dolu buldu". İmâm İbrâhîm Efendi ve gayrı ehibbâ "Evliyâ Çelebi, gel imdi, bu ibriği suyile yine yerine salb idelim" dediler. Taraf taraf ma‘kûldür, dediler. Hakîr tâzelik hasebiyle ta‘assub edüp "Elbette bu azîzin ibriğinden tecdîd-i vudû’ ederim" deyü Bismillah ile şurût [u] kuyûdıyla âdâb-ı vudû’ üzre sünnet-i Resûlullah ve alâ mâ ferazallah'ı icrâ edüp ibrîkden âbdest alup mâ’-i müsta‘meli leğen içinde burca burca âb-ı zemzem gibi kokardı. Ammâ ibrîk ke'l-evvel mâlâmâl durup hayretde kaldım. Paşa imâmı dahi cür’et edüp "Evliyâ Çelebi! Ben de teberrüken âbdest alayım" deyüp ol dahi tecdîd-i vudû’ etdi. El-hâsıl dörd kişi ol bardakdan âbdest alup yine ibrîk âb-ı tâhirle mâlâmâl durup cümlemiz mebhût [u] hayretde kalup yine du‘â ve senâ ile mezkûr ibrîği kubbede yerine salb eyleyüp leğen içre mâ’-i müsta‘meli Şeyh Bekir Dede alup hıfz eyledi. {Ammâ mezkûr ibrîk bir ahmerü'l-levn hâk-i pâkden inşâ olunup ibrîğin karnında âyet, sûre-i (---)Arapça âyeti tahrîr olunup dahi altında hurûf-ı erkâm ile 66622 ve dahi üç kâf ve iki cîm ve bir mîm ve bir kadeh tasvîri ve bir bardak tasvîri var idi}. 352a Hemân hakîr hasbeten lillah pîr-i azîzin rûh-ı şerîfiyçün bir hatm-i şerîfe şürû‘ edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Zîrâ merâkıd-ı kibâr-ı kümmelîn ziyâreti hakkında Hazret-i mefhâr-i mevcûdât buyururlar kim hadîs Arapça buyurmuşlar. Hakkâ ki bu hadîs-i şerîf mazmûnunca azîzi ziyâret edüp rûh-ı şerîfinden isti‘ânet taleb edüp kalbim âyînesi jeng-i gamdan mücellâ oldu. Ânî gördüm, âsitâne-i sa‘âdetden taşra kapudan bir hâtûn zâhir olup bir ma‘sûm-ı pâki derâğûş eyleyüp kabr-i azîzin önüne koyup başın açup giysûların târmâr edüp gözün ve yüzün pâre pâre edüp "Oğul!" deyü feryâd etdi. Meğer harbendeler hâtûnun hânesine konup ma‘sûmunu kar üzre atup ol gice merhûm olur. Hâtûnun ardı sıra yine bu ziyârete niçe fukarâ ve zu‘afâlar, balta darbıyle zahmdâr ve ihtiyâr ve sâhib-i vakâr kimesneler hakîr ve hâr olup tekyeye gelüp kabr-i şerîfe girüp eyitdiler "Bak a Bardaklı Baba Sultân'ın Tanrısı! Eğer bunda yatan azîz pîr senin gerçek erin ise bunun yüzü suyuna olsun hey Çalap Allah ve âhir zamân Yalavacı Muhammedü'l-Mustafâ'nın aşkına olsun bize zulm eden bu paşalı celâlîlerini bu günde ve bu sâ‘atde bir belâya uğradup âvânlıklarından kurtulak" deyü ol kadar sağu sağılup Bardaklı Baba'nın kabr-i şerîfi üzre ağlayup tazarru‘ [u] nâlişler ile feryâd u figân eyleyüp bed-du‘âlar etdi kim hakîre bir dehşet gelüp bir bîm [ü] haşyet ârız olup vücûdum berk-i hazân gibi dir dir ditredim. Bildiği bed-du‘âları hedef-i icâbetde vâkı‘ olup bir kerre âh-ı serd çeküp hemân hakîr cümle fukarâ re‘âyâların yanına varup niçesinin destlerini bûs ederek, yüzlerine gülerek yanakların öperek eyitdim "Ey Ümmet-i Muhammed! Ben dahi ol askerdenim. Vallahi paşanın zulme rızâsı yokdur. Ammâ nâçâr baş kurtarmak içün başına bu kadar âdem cem‘ edüp kışda kıyâmetde ne konacak ve ne duracak ve ne yatacak yer vardır. Beddu‘â ana gerekdir kim bu kış ve kıyâmetde bu kadar askeri sizin üstünüze kondurmağa sebeb olan İslâmbol vezîri Ahmed Paşa'dır" deyince cümlesi "Bre gerçek eyitdi" deyü feryâdlar edüp hemân aralarından yüz yaşında bir pîr-i nâtüvân, tâbı ve tüvânı kalmamış ol pîr-i fânî baş açup "İslâmbol vezîri, Çalap Allah kılıcına dûş gele, râhatlığının ve kızanlarının ve kendinin devri döne. Bu yatan gerçek er demine hû diyelim hû" deyü kabir kurbunda sâkin oldular. Ol ihtiyârın hakîr, hakîrânice dest-i şerîfin bûs edüp eyitdim "Sultânım! Ben imâm efendinizin evine kondum. Âdemlerim ve atlarım kar üzre yatup ben bir hayat altında yatarım. Lütf eylen bana ve paşaya bed-du‘â etmen" deyü ricâ eyledim. "Seni biliriz. İmâm sana bulamaç ve yalamaç ve kölemeç aşı getirmiş, kabul edüp aşamışsın. Paşanı da seni de Allah kurudan kadadan ve yavunculu düşden ve aşup yordduğun yirde yaramaz işden sizi Allah saklasın. Ammâ ağaları ve sarıcaları ve sekbânları ve karakullukçulara hemân Çalap Allah belâların vire. Ne deyelim, kor giresi boğazları doydukdan sonra ıssı dama girüp şarâb hörpüldederler ve o kızıl kekremsi başlarına birer çanak çeküp ‘bre ev ıssı, bize kasık mancası getir’ deyü baltalar ile urup avret ve oğlan isterler. Cümle ehl [ü] evlâdlarımızı bir dama dıkdık. Giceyle damım kurdalayup bir yanından delüp avret ve oğlan çıkarmışlar. Hemân anları Allah'a saldık" deyü beddu‘â edüp gitdiler. Hakîr bu hâl-i diger-gûnu görüp "Yâ Rabbî! Sana sığınırım. Benim bu işlerden haber [u] âgâhım yokdur" deyü kabr-i şerîf üzre yine gelüp bir Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî kırâ‘at edüp ziyâret-i vedâ‘ edüp doğru Mehemmed Paşa efendimize gelüp bu vâkı‘ât-ı pür-melâli bir bir takrîr etdükde kethüdâsı Alî Ağa'yı çağırup eyitdi "Ne kadar bâr-ı bî-ma‘nî var ise onları bu kurâ halkına yediğimiz zehâ’ir mukâbelesine verüp tesellî-i hâtır eylen" deyü tenbîh ve te’kîd eyledi. Hakîkatü'l-hâl paşanın akrabâlarından Hazînedâr Alî Ağa, re‘âyâların maslahat-güzâr âdemlerin çağırup otak sokakları ve ba‘zı yağ deyyeleri ve niçe eme seme yaramaz taşra kilâr sandukları şekilli şeyler verüp tesellî-i hâtır olur şekilli oldular, ammâ mukaddemâ bed-du‘âları hedef-i icâbete te’sîr eyleyüp netîce-i kelâm Kızılırmak'da bu kadar mâl [u] menâl ve bu kadar halkullah [u] ibâdullah gark olmasının aslı Allahu a‘lem ol fukarâların Bardaklı Baba Sultân'da etdikleri bed-du‘ânın te’sîridir kim Kızılırmak geçidinde ol kadar hasâre ve ol kadar cân-ı azîz-i bî-çâre gark olmamışdır. Kulûb-ı ibâdullaha dokunup bed-du‘â almanın âkıbeti eyle olur, ne‘ûzü billah. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 351b–352a ·
metinde göster ·
… ır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre
ve sekiz
tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî al …
derken bir kelb-i sarîh çomar ve alabaş ve karaman ve tortaman savtı gibi "heft heft" ve "çend çend" hırıldısı dahi istimâ‘ olunup "Bre meded cânım, kelb-i mu‘allemler! Benim kelb nefsimin birâderleri! Çend çendine, heft heştine nüh dedüğe kurbân olayım", deyü "Müjde yârânlar! İmâristân vardır. Cenâb-ı Bârî yârî kılup bize selâmet verdi. Hemân şu seglerin sedâsı gelen cânibe gidelim" deyü ileri at bırağup cânım sığır tezeği tütünü âşikâre olup sehl dahi ileri vardıkda bir karye-i azîm nümâyân olup sığır tezeği râyihası dahi ol mahalde müşk-i amber-i hâm râyihası gibi dimâğı mu‘attar edüp cânımıza cân katdı. Hakîr bir çit havlı kapusu önüne yigirmi beş refîkimizle gelüp "Âşıklar! Siz şu eve konun. Biz şu eve varalım, ammâ zulm etmen. Ben bu eve konayım, ammâ birbirimizden haberdâr olalım" deyüp gulâmımın biri atından inüp çit havlı kapusun açup havlıya dâhil olunca levendâne alay çavuşu gibi tabl-bâza tarralar urup "salât-ı Muhammed" deyü na‘ralara rehâ buldurup "ev sâhibi" deyü bir na‘ra dahi haykırdım. Âdem-i âdemâtdan bir merd yok. Ammâ havlı içinde on iki esb-i sabâ-sür‘at kar üzre kantar sırıklar zemîne zerk olup atlar mızrâklarda deverân etmede, bir na‘ra dahi edince hemân içerden bir fetâ yiğit orta kuşak, yalın ayak ve mest ile dal-satır olup iki tüfenkli ve ikisi dahi dal kılıçlı zâhir olup kar içinde seğirderek atlarına yalın ayak bilâ-rikâb süvâr olduklarında biri üzerime at sürünce "Selâmün aleyküm ev sâhibleri! Müsâfir alır mısınız?" dedim. Biri eyitdi "Bre Akyakalıoğlu gelsin" dedikde bir kırmızı serbendli boğazı poşulu yiğit çıkup "Bre hây alındığa" deyince derûn-ı hâneden yedi âdem dahi dal kılıç çıkup üçü hâne içine gerü döndü. Hemân bir pîr-i fânî piyâdece bana doğru "Safâ geldin oğul!" deyince atdan inüp "Baba nedir hâlin?" dedim ve aslâ aldırmayup "Bre şehbâzlarım, kardaşlarım! Ne atlanırsız. Müsâfir müsâfiri sevmez, ev sâhibi ikisini sevmez" derken taşrada olan yigirmi aded refîklerime "Bre varın, dediğim yire konun" dedim. Hemân hâne sâhibi pîr, yalın ayak, dal kılıç atlarına süvâr olan yiğitlerin ellerine ve ayaklarına düşüp "Oğullar! Evimi barkımı harâb edersiz. İşte o ağa atından indi. Dipi ve borandan buymuşlar. İşte evime düşmüşler. Siz dahi atlarınızdan inin" dedikce "Bre hey hacı baba! Bize olanı sen bilmezsin. Biz bize etdik. Bre getir çizmemiz, bre getir zırhımız, bre getir kürklerimiz, bre getir tüfenk [ü] tîrkeşlerimiz" deyü at sırtında kılıçların ve tirkeşlerin kuşanmağa başladılar. Hâne sâhibi ricâ etdikçe, anlar gideriz derler. Bildim ki bizi istiskâl etdiler. Hemân levendnâmdan "Bre hey kardaşlar! Nûr-i îmân ehline yâd olmaz. Siz kendi sohbetinizde olun, biz taşra bir hayâtda bir gice bu kışda, kıyâmetde mihmân olalım. Hey ömrlerimin vârı" dedikde biraz tesellî-i hâtır bulup kılıçların gılâflarına koyup kapudan içeri biri girüp biri dahi yanımda atdan inüp anınla öpüşüp hâl hâtır soruşduk. Ammâ hakîr akıl dâ’iresinden çıkup "Âyâ, bunun aslı ne ola" deyü bunlara im‘ân-ı nazar ile nazar etdim. Cümlesi hakîre kec nazar ederler. 354a Hemen şaka tarafına zâhib olup "Salât-ı Muhammed! Hak sizi hatâdan saklasın şehbâzlarım" dedikde hâne sâhibi "Birbire oğullar! İnin akşâmdır, ta‘âmlar yiyin" dedikde "Vallahi hacı baba! Ben ve oğlanlarım alabaş köpek gibi açız. Hemân sofrayı şu kar üstüne getir, burada yeyelim" deyü kar üstüne kasden oturdum "Bre hacı! Allah aşkına olsun. Tiz baba pîr, baba çorbasın evvel getir, sonra su pasdırmasın getir, sonra buzlu hoşaf turşusun getir. Harâretden yürek yandı" dediğimde biri eydür: "Bre beğim! Bu yiğit pek yârândandır. Bundan zarar gelir âdem değildir" dedikde cümlesi sappıradak atlarından inüp ke'l-evvel atların kar üzre sırıklarına kayd edüp odalara girüp hakîri da‘vet eyleyüp "Sen kimsin, dediler ve kimin tevâbi‘isin. Bu yollarda kuş uçmaz bu kışda, kıyâmetde sen nişlersin" deyü mahşer su‘âli etdiler, ammâ gözleri yine kapuda ve silâhlarında. Hakîr eyitdim: "Bize Evliyâ Çelebi derler. Seyyâh-ı âlem, Melek Ahmed Paşa ile bu eve bir dahi konup hacı babanın ni‘metin yemişiz. Anınçün bu yolları babam evi gibi bilirim ve tuz,-ekmek hakkını bilir yiğidim" deyüp latîfe-âmîz niçe kelimâtlar edüp mâ-hazarı ta‘âm [u] tenâvül ederken nazar etdim. İçlerinden bir fedâyî esmerü'l-levn, ince belli ve elâ gözlü ve iri kemikli tüvânâ yiğit gelip ocak başına oturup cümlesi ana ri‘âyet üzre olup "Beğim şöyle ve beğim böyle" deyü ana ta‘zîm edüp hitâb ederler. Esnâ-yı kelâmda ol dahi anların birine "Behey Katırcıoğlu! Şu gidi bizi bu sâ‘at allak bullak etdi. Çizmesiz, pabuçsuz ve silâh kuşandırmadan bizi ata bindirdi" deyü hakîri gösterdi. "Şundan ibret alsanız ne, cümlemize bu iş nasîhatdir. Gâfil baş terkidedir. Avret gibi boğazımız tokluğuna âteş başı deyü kapanmışız. Ya bu yiğit tavlımbâz çalup na‘ra haykırmadan taşra[da]ki yigirmi otuz yiğidiyle bizi çevirse, cümlemizin hâli neye müncer olurdu. Hele düşünün. Ne dersin Oynağanlıoğlu, ne dersin Yeğen Hüseyin, ne dersin Akyakalıoğlu ne dersin ve Kara Memi ne dersin" deyü cümleye hitâb edüp anlarda "Belî, işimiz müşkil olurdu" dediler. Yeğen Hüseyin "Ne olsa gerek, biz hemân ev içinden damı delüp taşra çıkup dam üstünden kurşumlayup gelen baskıncıları alarka ederdim. Siz atlanırdınız. Evin avlısı boldur. At üstine geldikden sonra ceng ide ide ya kurtulurduk, ya kırılırdık" dedi. Hemân Oynağanlıoğlu, bir lâtîfe-gûy şakrak yiğitdir, hakîri gösterüp eydür "Bre şu a....nı s..diğimin gidisi, bizi basmak ne boynuna. Hemân kışdan, kıyâmetden cân kurtarmak içün tandır masdısı gibi bizcileyin âteş başı arayarak bu eve geldi. Yohsa cânını seven bugünkü gün kapudan taşra çıkar mı?" deyüp vâfir güft [u] gû etdiler. Ol beğ dedikleri yiğit ocak başında kurulu beş tabancalı tüfengi var, birini hakîre bağışlayup "Yiğit, şunu aşkımıza kullan" deyüp "Siz dahi birer şey bağışlan. Ev sâhibi hacı baba, rızâm vardır. Sen de bu yiğide vâfir şey bağışla" dedi. Hemân Katırcıoğlu Mehemmed dediğin yiğit yanında bir gümüş tel sarılı uyluk hıştı vardı, anı ve bir telâtîn kîseli kaşıklık ihsân etdi. Ve Akyakalıoğlu bir sığın paçası derisinden bir tuzluk kîsesi ve bir gümüşli Tarabzon baltası bağışladı. Yeğen Hüseyin eydür "Yiğit, bizimle bir kaç gün bunda otur. Kışın şiddeti geçsin. Senden hazz etdik. Bir musâhib yiğit imişsin" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi, biz paşalıyız. Paşadan ayrılamazız. Lâkin bu tûfânda târumâr olduk. İnşâallah sabâha dek bu kar teskîn olup paşaya gideriz" dedim. Hemân mezkûr beğim dedikleri eder "Bre ne asıl paşa" idi. Hakîr eyitdim "Erzurûm'dan ma‘zûl Defterdâroğlu Mehemmed Paşa" dedim. "Bre ya o kandedir. Yiğit istermiş, biz anı isteriz" dediler. Birisi nihânîce göz kıpdı "Bre ya o paşa şimdi kandedir?" "İşte bu Sarıalan belin aşarken dipi ve borandan târumâr olduk ve Kızılırmak geçidinde niçe yüz yiğit ve niçe yüz at ve deve gark oldu" deyü hikâye eyledim. Hemân beğ yerinden kalkup elim öpüp "Ey imdi yiğit! Sen kışdan bu eve düşüp cân kurtardın. Ammâ hakkâ ki sen de bizden eyi cân kurtardın. Eğer bu evin avlısına girdiğin gibi selâm verüp atdan inmesen bin cânın olsa bizden kurtulmazdın. Sen de bizi oda içinde âteş başında dururken tâ’ifenile bassan biz de cân kurtaramazdık. Allah senden râzî ola. Sen bize, biz sana cân bağışladık. Paşa gelmesinden haber verdin. Şimden gerü bize bu evde kapanmak harâmdır. Kalkın, tayfa silâhlanın" dedikde cümlesi pür-silâh olurken hemân beğ belinden bir güderi kemer çıkarup "Şu kemerde beş yüz altundur, al bunu kabûl eyle. Lâkin senden ricâm oldur kim bes belli merdsin ve yiğitsin ve tuz ekmek yedik, nân u nemek hakkın bilirsin. Deveyi gördün mü?" dedi. Hakîr eyitdim "Vallahi ve billahi ve tallahi küçüğün bile görmedim". Hemân elin elime verüp kulağıma sarıcalar sırrın söyleyüp "küm" dedi. Hakîr dahi pîr sırrın işâret edüp cümle on iki yiğit 354b ile öpüşüp görüşüp beğe koynumdan bir Kaya Sultân yağlığı verüp cümlesi ale'l-fevr tarfetü'l-ayn içre atlarına süvâr olup "Hacı baba ve Evliyâ Çelebi! Seni Allah'ıma ısmarladık. Allah sizden râzî ola" deyüp tabl-bâzların urarak gitdiler. Gerçi bunlar ile bir gice cân sohbetleri etdim ammâ aslâ safâ-yı hâtırım yok idi. Bunlar gidince konak ve âteşbaşı bana mahsûs olup âsûde-hâl dururken ânî gördüm, hâne sâhibi hacı baba hareminden iki boğça don gömlek hedâyâ ile bir ekmek ve biraz tuz ve bir gümüşlü ağır kılıç ve bir hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet ile gelüp dest bûs-edüp vâfir ağlayup "Kişi basdığını boğazlamaz. Beni sütreyle ve ak sakalıma merhamet eyle" deyü elime eteğime düşüp tazarru‘ [u] nâlişler eyledi. Ammâ hakîr asl [u] fer‘in bilmeyüp ârifâne ve zarîfâne ığmâz-ı ayn eyledim. Yine sâhib-i hâne tesellî-i hâtır bulmayup eydür: "Oğul! Hak senden râzî ola. Eğer evime geldiğin gibi atdan inmeyüp mudârâ etmesen, eyle basdığına göre ceng eyleseniz sizden ve anlardan çok yiğit şehîd olup evim ve barkım harâb u yebâb olup ehl [u] ıyâlim esîr [u] kebâb olurdu" dedi. Hemân hakîr eyitdim "Bre hey hacı baba! Ben senin bir kerre ni‘metin yedim, ve eyi adına geldim. Bir ocak sâhibi müsâfir katlanır âdemsin. Sana acıyup el kaldırmayup gayrı yiğitleri karşu komşularınıza kondurdum. Tiz anları çağırınız, gelsinler ve kahve içsinler. Ve konak sâhiblerine tenbîh eyle, bizim yoldaşlarımızı bir hoş gözetsinler" diye mezkûr paşa çâşnigîr ve kilârcı ve sarıca ve sarrâc yiğitleri konaklarından bizim konaklara cümlesi gelüp tahte'l-kahve yiyüp kahve içüp herkes konaklarına giderken nezâketle anlara "Buradan eksik olman" diye tenbîh edüp gitdiler. Ammâ hâne sâhibinin gerisi tutmaz oldu ve kendüye gâyet telâş verdi. "Elbette bunun bir aslı vardır" deyü memlûklerime ve gayrı yanaşma yoldaşıma ve hâldaşıma "Hâne sâhibin göz hapsine alun. Belki firâr eder, sakının gâfil olman" deyü tenbîh ve te’kîd etdim. Ammâ ne aslın ve ne fer‘in bilirim. Ancak sâhib-i hâne meyyit-i müteharrik gibi gezindiğinden nakş etmiş idim. Böyle iken bizim sikadan olan memlûkümüz Kâzım nâm gulâmım gelüp "Ağa! Hâne sâhibi selâm etdi. Ağanın hâtırı ne kadar mâl hedâyâ ile hoş olur, anı buyursunlar. Yine senden oğul cevâb isteriz ve sana da bir şey cabalarım, dedi. Ne buyurursunuz" deyü gulâmım bu kelâmı söyleyince hakîr eyitdim: "Sakın kâfirler! Ev sâhibi sizi ferdâya salup firâr eder, ammâ sonra derinizi yüzerim. Hemân netîce herîfe söylen. Vallahi ağa senin iyiliğin işidüp geldi ve hâtırından geçemeyüp el kaldırmayup senin ak sakalına merhamet etdi. Her ne verirse versin. Biz anın ni‘metin yedik. Biz anı kendi rızâsına koduk, deyin" deyü tenbîh etdim. Zîrâ mâddenin aslı, fer‘ini bilmem, Allah âlim [u] dânâdır. Böyle olmuşdur. Kâzım gulâm herîfe takrîrimiz üzre söyleyicek mukaddemâ getirdiği nân ve nemeki ve kılıç ve Kelâm-ı İzzeti ve iki donanmış zırh ve beş sîm ü güher-i Mısr rahtı ve beş tîrkeş-i sîm mebrûm (?) ve sîm kakma pullu tirkeşler katîfe üzre işlenmiş ve üç gaddâre ve üç kılıç ve bir kîse guruş ve elli top Engürü sûfunun envâ‘-ı gûnâ-gûnu ve bir külçe köse destâr getirüp ağlıyarak "Hâlime merhamet edüp benim hâlimi kimseye eyitme" diyerek gelüp ayağıma sarıldı ve "Bu sır burada kalsın" deyü ricâ etdi. Hakîr eyitdim "Behey hacı baba! Sır saklamak kolaydır, ammâ bu kadarca şeyi sen bana neden ötürü verirsin. Beğ sana demedi mi, benim rızâm vardır, Evliya Ağa'ya ne kadar şey verirsen ver, demedi mi? Benim iyiliğim sana bu kadar şeyceğiz mi değer, hele bil" dedim. Hâne sâhibi eyitdi: "Lütfeyle! Bu kışda bu kadar yiğit ile gelüp çok derd çekdin. Ammâ beni gel etme. Var mâlım elimden alup kanıma ekmek doğrama. Neyleyeyim Allah belâ versin. Kütahiyye Paşası havfinden bunlar kaçup bu kışda yedi gicedir bunda yatup beni harâmîler yatağı etdiler. Söylemeğe dermânım yokdur. Allah senden râzî olsun, hele kâfirleri kaçırup beni halâs eyledin. Eğer bir kaçın kanadup ceng ideydin evim barkım harâb olurdu" deyince bu sözlerden nakş-ı bukalemûn ibret-nümûn hisseler alup dibelik yüküm yukaru koyup hâkimâne hareket etdim. Amân fakîr herîfin haberi yok kim biz şiddet-i şitâdan el ayak dutmaz cân atup geldik. Bir şeyden rûhumuzun haberi yok. Anlar içerde âteş başından kalkmış eli ayağı dutar dal satûr fetâlar, bizden cân halâs etmezlerdi. Ammâ yine hakîr eyitdim: "Hey hacı baba! Ben anları hûb bilirim, ammâ bir kaçını bilemedim. Allah'ı seversen anları bana bildir" dedim. Hacı eyitdi: "Oğul! Şimden gerü oldu olacak. Senden gizli kapaklı nemiz olacak. İşte ocak başında oturup 355a sana bir çakmaklı tüfenk bağışlayup beğ dedikleri Kara Haydaroğlu dedikleri kan ağırı afacân ve kağan-arslan odur" dedi. "Bre onu bilirim ve Katırcıoğlu Mehemmed'i bilirim ve Akyakalıoğlun bilirim ve Oynağanlıoğlun ve Yeğen Hüseyin'i bilirim ve Kara Memi'yi ve Dayıyı ve Dadaylıoğlun bilir ammâ öbürlerin bilmem" dedim. Ammâ Hudâ âlimdir birin dahi ne gördüm ve ne bilirdim. Ancak ol gice sohbet ederken musâhabet arasında görüşdük ve bilişdik idi. Hacı eyitdi: "Meydâna sofra yayan yiğit Bayındırlı derler, zehir kâtildir. Kapu bekleyen Kara Velî'dir. Biri Efendilioğlu'dur, biri Barak Alî derler Yezîd oğlu bî-emân veleddir. İşte anlar bizim âfâtımız olmuşdur" dedikde cümlesinin haberlerin aldım. Ammâ henüzde benim belim boşandı ve elim ayağım dutmaz olup bu kerre telâş bana el verdi. Âyâ ben ibtidâ eve girdikde na‘ra haykırup tablbâza tarralar urdukda anlar dal-tîğ-i Dahhâk olup bilâ rikâb esb-i tâzîlerine süvâr oldukda bu hakîr [u] fakîre tîğ havâle eyleseler bu şiddet-i şitâda bî-tâb ve bî-mecâl idim. Anlar germâ-germ-i nerm kimesneler idi. Husûsan cengâver kimesneler ile mukâbele olup mukâbele eylemek muhâl, hâl-i diger-gûn neye müncer olurdu, deyü havfe henüz düşdüm. Ol mahal kim eve girdim, ne mene kimesneler idi, bilmezdim. Hemân her menzilden menzile yedi sekiz sâ‘atde at üzre gelince Hazret-i Kur’ân-ı Azîmi ve Furkân-ı Mecîdi hıfzen tilâvet ederdim. Anın te’sîr-i berekâtıyla Cenâb-ı Bârî yarı kılup ol harâmîlerin şûr [u] şerlerinden bu abd-i kemteri masûn u mahfûz eyleyüp anlar ru‘b u haşyete düşdüler. Ammâ hakîrin derûnunda bir havf dahi cilveger idi. Bu hâne sâhibi anların yatağıdır, vakt-i zemistânda dâ’ima bunda sâkin olurlar. Şimdi bu kadar eşyâyı hakk-ı sükût içün tama‘-ı hâma düşüp alırsam belki bu ahşâm yine geleler. Hacı anlara "Sizin mâlınızdan şu kadar mal verüp halâs oldum" derse hâl neye müncer olur, deyü yetmiş gûne sevdâ-yı hâma düşüp şekk-i şübhe ârız olup gûnâ-gûn fikr-i fâside düşdüm. Ale's-sabâh ki oldu, on aded paşalı yoldaşlarım dahi gelüp "Bre Evliyâ Çelebi! İki gündür sen kandesin, paşa seni arar, durma binelim" deyü atdan inüp "Tiz hacı baba, şunlara kahvealtı gör ve oğlanlar atları eğerlen. Hacı baba bizimle yolcudur" dedim. Hemân fakîr herifin dibelik aklı başından gitdi. Ammâ benim on yoldaşım dahi gelmek ile aklım başıma gelüp havf [ü] hatardan emîn oldum. Ve hevâ dahi sehle'l-mu‘tedil oldu. Âhir tama‘-ı hâma düşüp yüz bin minnet ile mukaddemâ arz etdiği hedâyâları alup "Bak a cânım hacı baba! Biz sana i‘timâd edüp seni sana koduk. Meğer sende insâf yok imiş. El-insâfu nısfu'd-dîn demişler. Bize bu kadarca verdiğin şeyi bu kadar yiğidin kankısına vereyim. İşte on yiğit dahi geldi, gördün ve anlarda başka söz var. Ben bu verdiğin şeylerin birisin almam. İşte paşa buralarda, Hüseyin Gâzî Tekyesi'nde imiş. Ben seni anda kulağız alup götürürüm" dedikde hacının aklı başından gidüp "Varayum, haremimden dahi şey çıkarayım" dedikde "Dut, şu ak sakalı kızıl kanda boyanacağı" deyüp derhâl gulâmlarım cem‘ olup hacıyı dest ber-kafa bağladılar. "Aman oğul! Bir kaşık kanıma girme! Ne istersen vereyim. Bu haberi kimse duymasın" deyü sagu sağlayup örül örül ağlayup "Hizmetkârlarından gayrı kimse olmasın" dedi. Eyle olsun, deyü gayrı yoldaşlar taşra odalarda kalup hacı baba oğluna "Var oğul! Şu emânet koduğum alaca meşîn kîseyi getir ve sana tenbîh etdiğim şeyleri getir" dedikde yine bir şübheye düşüp gulâmımın birine kuş lisânı üzre "Cücümlece yocoldacaşlacarıcım sicilacahılacanacup acatlacansıncalarar" ya‘nî "cümle yoldaşlarım silâhlanup atlansınlar" deyince cümle refîklerimiz hâzır baş ve pür-silâhla seyishâneler yüklü müheyyâ dururlardı. Ânî gördüm, hareminden hacının oğlu bir kîse altun ve dâmâdı üç küheylân at eğerleriyle ve altun kûf rikâblarıyla ve bir katar-ı katır ve yüz top sûf ve on iki kılıç kimi sîmli ve altısı kara kılıç ve üç gaddâre ve sekiz tîrkeş ve yedi raht ve altı celeb kalkanı ve bir gümüş pîş tahta devâtı sâfî altun kitâbe ile müzeyyen olmuş ve iki çalar sâ‘at ve yedi akreb sâ‘at ve on top Keşân katîfesi ve üç kîse guruş dahi verüp tuza ve ekmeğe ve kılıca ve Kelâm-ı İzzet'e yemîn verüp "Bu sır burda kala" deyü Fâtiha okuyup hakîr "sümmün bükmün" oldum ve keşf-i râz etmemek içün vâkıf-ı esrâr olan sikadan memlûklarıma dahi yemîn billah verüp gulâmlarıma dahi ellişer guruş ve birer hünkârî sûflar verdi. Ve taşra refîklerimizden cümle kırk yedi âdeme birer sûf bağışladı. Ve cümlesi şâd-merg ola yazdılar. Asl [u] fer‘ini bilmezler. Mezkûr Çardaklıbel'de ve Direklibel'de ve Felâketbeli'nde {çekdikleri felâketi} ve Kebirbeli'nde ve Zağapa deresinde ve Kızılırmak deresinde çekdikleri 355b âlâm-ı şedâ’idi ve renc-ı anâyı ferâmûş edüp Arapça nassı ma‘lûmları oldu. Hakîr dahi sâhib-i hâneyi kayd-bendden halâs edüp kendüye bir tihtâb ve mutalsam tas ve iki Kaya Sultân yağlığı ve iki çâr-gök fincân ve bir münebbed kâse verdim ve dâmâdına ve oğluna birer Kaya Sultân makra[ma]ları verdim. Ve ehline iki yağlık ve bir hamâ’il gönderüp ehline dünyâ ve âhiret vâlide ve hacı babaya dünyâ ve âhiret baba ve dâmâdı ve oğullarına dünyâ ve âhiret karındaş deyüp Fâtiha-i şerîf tilâvet olunup yemîn etdiğimiz ekmeği ve tuzu ve kılıcı ve ol hüsn-i hat Kelâm-ı İzzet'i bağışlayup ânî gördüm, içerden iki nâ-resîde altun pâre kerîmelerin ellerinde birer boğça ak kenarlı paşa gömlekleri ve serâvîl ve yağlıklar getirüp hakîr iki duhter-i pâkîze-ahterlerin başlarına birer şerbetî Kaya Sultân yağlıkları verüp bağrıma basup âhiret kızları etdim. Oğlunun biri içerden biri Hıtâyî emrûdu kâse-i fağfûrî getirdi kim bizim anlara verdiğimiz kâseler bunun müjdesi değildir. Meğer bu hacı babam, koltuğunda babalar vebâlar çıkarsın; Kara Haydar'ın kendi zamânından berü harâmîlerin yatağı imiş. Hakîkatü'l-hâl bu hakîre her ne ki verdi ise küflenüp paslanmış kılıçlar ve ıslanmış dikdik ve abâyîler ve pürjeng sâ‘at ve gaddâreler idi. Bunda olan mâl-ı firâvânın hesâbın Cenâb-ı Bârî bilirmiş, bir genc-i nihân imiş. Hemân hakîr silâhlanup Kara Haydaroğlu'nun bağışladığı tüfengi belime sokup mezkûr çâşnigîr ve sarıca ve gayrı yiğitleri başıma cem‘ edüp hacı babanın verdiği katarı yükledüp baba ile ve dâmâdı ve oğullarıyla vedâlaşup öpüşüp bir kulağız alup pür silâh âmâde olarak yine cânib-i şimâle kar üzre 5 sâ‘atde Çubukovası başında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353b–355b ·
metinde göster ·
… ayı paşaya dedim. Hemân paşa "Estağfirullah Arapça " deyüp "Tiz bölükbaşılara
ve sekbân
ve sarıca askerlerine verilen cebehâne tüfenkleri ve silâhların getirsinler. Bi …
buyurmuşdur. Bu nasîhatlarımı tut ve hukûk-ı vâlideyni ve bizi hayr du‘âdan unutma, pîrlere ri‘âyet eyle. Yürü Allah işin râst getirüp âkıbetin hayr ola." Bu niyyete el-Fâtiha deyüp Fâtiha-i şerîfi tilâvet edüp dest-bûs ederken türbe-i pür-envâr kapusundan bir kütürdü kopup "Ya bu türbenin türbedârı yok a" derken hâbdan bîdâr olup Er Sultân'ın sandûkası sûfu altından çıkup mest [u] medhûş sır sıklam tere gark olmuşum. Meğer türbe-i şerîfe vâfir zâ’irler gelüp "Siz türbedâr mısız" dediler. "Belî bu âsitânenin huddâmı olduk" deyü anlar dahi ziyâret edüp hakîr vedâ‘-ı Fâtiha'yı tilâvet edüp yine bâb-ı sa‘âdetin sedd edüp bükâ-âlûd olarak konağıma gidüp dosdoğru bu vâkı‘ayı paşaya dedim. Hemân paşa "Estağfirullah Arapça " deyüp "Tiz bölükbaşılara ve sekbân ve sarıca askerlerine verilen cebehâne tüfenkleri ve silâhların getirsinler. Bize kal‘a-i Engürü'ye kapanup celâlî olmak şimden gerü harâmdır" deyü cümle silâhları askerî tâ’ifelerinden alup âsûde-hâl oldu. Meğer Paşa dahi benim gördüğüm Er Sultân vâkı‘asın gördüğün hakîre nakl edüp vâkı‘alarımız vâkı‘ olup mutâbık geldi. Meğer paşanın dimâğında Engürü'de kapanup celâlî olmak râyihacığı var imiş. Ba‘dehû bu Er Sultân'ı ve Hacı Bayrâm-ı Velî Sultân'ı ziyâret etmeği üzerime iltizâm edüp şürû‘ etdiğim hatm-i 359a şerîfleri temâm edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 358b–359a ·
metinde göster ·
… üç katıra üç katır dahi ihsân edüp kâmil bir katar katır olup yedi abd-i memlûk
ve sekiz
nefer yapışma huddâmımla Beğbâzârı şehrinden paşa efendimizle vedâlaşup ve cüml …
Bu şehirde üç gün meks edüp safâ ederken Âsitâne tarafından ulaklar gelüp paşaya hakîr içün ammîlerimden ve Memekzâde efendimden ve Abdürrahîm efendimden mektûblar gelüp "Evliyâ kulunuzun pederi merhûm olup cemî‘î mülkü ve eşyâsı üğey vâlidesi elinde ve hemşîreleri ve kassam elinde memhûrlu kalmışdır. Lütfunuzdan ricâ ederiz kim Evliyâ Çelebi dâ‘îniz bu cânibe gönderüp birkaç zamândan sonra işlerin tamâm edüp yine huzûrunuza vara" deyü mektûblar göndermişler ve üç aded mekâtibler dahi akrabâlarımızdan gelüp "Siz sağ olun. Pederiniz merhûm oldu. İnnâ-lillah" deyü haber gelince cihân başıma teng ü dar oldu. Ve mektûbları paşaya gösterdim. Paşa dahi kendüye gelen mektûbları gösterüp bî-karâr oldum. Hemân ol mahalde yine gelmek şartıyla izin taleb edüp dest-bûs etdim. Nola deyüp kethüdâ ve hazinedârın çağırup beş yüz esedî harc-ı râh ve iki küheylân at ve iki köle ihsân edüp sâ’ir levâzımâtlarımı ve bir mükellef cerke ve merhûm Varvar Alî Paşa'nın ihsân etdüğü üç katıra üç katır dahi ihsân edüp kâmil bir katar katır olup yedi abd-i memlûk ve sekiz nefer yapışma huddâmımla Beğbâzârı şehrinden paşa efendimizle vedâlaşup ve cümle ehibbâ ve dûstânlar ile cümle vedâlaşup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 367b ·
metinde göster ·
… gün Gürcî Nebî tarafından sadrıa‘zama çaşıtlar gelüp "İşte fülân menzile geldi
ve seksen
bin askeri vardır!" deyü haber gelirdi. Hemân sadrıa‘zam Kapudan (---) Paşa'ya …
Ve şeb [u] rûz asker-i bî-pâyân gulgule-i velvele-i Rûm ile basîret üzre olup her şeb niçe bin cünd-i müslimîn "Allah yekdir yek!" deyü pâsbân u nigehbânlık ederlerdi ve yedi koldan talî‘a-i asker ve vezîr [u] vüzerâ ve mîr-i mîrânlar çarhacı ta‘yîn olunup günden güne cenge âmâde dururlardı. Ve her gün Gürcî Nebî tarafından sadrıa‘zama çaşıtlar gelüp "İşte fülân menzile geldi ve seksen bin askeri vardır!" deyü haber gelirdi. Hemân sadrıa‘zam Kapudan (---) Paşa'ya fermân edüp kırk pâre donanma-yı hümâyûn kadırgalarıyla beş bin asker ta‘yîn edüp İzmit Boğazı yollarına gidüp Pendik ve Kartal ve Darıca ve Heleke yollarından Celâlîler leb-i deryâ ile geçmesin deyü mezkûr kadırgalar me’mûr olup gitdiler. Ammâ Celâlîler bu kadırgaları yolları üzre âmâde oldukların istimâ‘ edince İzmit şehrine uğramayup bî-hesâb zehâyirlerin zur-ı bâzû ile İzmit şehrinden alup Kocaili sancağı hâkinde ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre Üsküdar'a gelecekleri haberi geldi. İrtesi gün bizzât sa‘âdetlü pâdişâh-ı Cem-haşmet taht-ı başdarda-i hümâyûnına süvâr olup iki bin kadar bostâncıbaşı kayıkları ve sâ’ir sandallar ile on iki bin tüfenk-endâz 31a zeber-dest kurnaz bostâncı şehbâzlarıyla ve on iki bin asker dahi baltacı ve aşçı ve helvâcı ve kilârcı ve ekmekçi ve hâs-âhûr-ı vefâ ve şadırvan ahûru ve yedekciler ve kopilciler ve zülüflü baltacılar ve sâ’ir bî-hisâb asâkir-i İslâm ile Üsküdar bâğçesinde karâr edüp ol ân bostâncıbaşıya fermân edüp on iki bin tüfenk-endâz uskukân ile Haydarpaşa bâğçesinden tâ Alî Bahâdır ve Sücâh Bahâdır bâğlarına varınca bostâncılar kat-ender-kat meterîse girdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 30b–31a ·
metinde göster ·
Bu cümle askerin senevî mahsûlâtları yüz otuz bir kerre yüz bin
ve seksen
yedi bin üç yüz yigirmi yedi akçe olur ve üç yüz akçe şerîf kazâdır. Ve cümle n …
Bu cümle askerin senevî mahsûlâtları yüz otuz bir kerre yüz bin ve seksen yedi bin üç yüz yigirmi yedi akçe olur ve üç yüz akçe şerîf kazâdır. Ve cümle nâhiyesi (---) aded kurâdır. Bu kurâlardan mollâsına ber vech-i adâlet altı bin guruş olur. Ammâ vezîrine kânûn üzre kırk bin guruş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 74b ·
metinde göster ·
… üp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş
ve sekiz
gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
… bezzâzistânı yokdur. Ekseriyyâ çukacı Latin dükkânları ve okçuları ve yaycıları
ve sekiz
aded kahvecileri çokdur. Ve tabahânesi. 127b
Ve üç yüz doksan dükkândır ammâ bezzâzistânı yokdur. Ekseriyyâ çukacı Latin dükkânları ve okçuları ve yaycıları ve sekiz aded kahvecileri çokdur. Ve tabahânesi. 127b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127a–127b ·
metinde göster ·
yüz yetmiş aded fevkânî ve tahtânî cümle kiremitli bâğ u bâğçeli hâne-i zibâlar …
Ve cümle on altı mahalle ve sekiz yüz yetmiş aded fevkânî ve tahtânî cümle kiremitli bâğ u bâğçeli hâne-i zibâlardır. Ve cümle şâhrâhları pâk kasabadır. Ve gâyet emn-i emândır. Ve cümle yigirmi aded mihrâbdır. Sekizinde salât-ı cûm‘a edâ olunur. Cevâmi‘-i zibâlardır. Evvelâ çârsû meydânında 136a el-Hacı Ca‘fer Ağa câmi‘i: Kıble kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 135b–136a ·
metinde göster ·
… ğlerine hükm-i hükûmet edüp meterise ve gayri mesâlihe asker kolunan bunlardır.
Ve sekiz
aded mîr-i yürükânın askerlerine top-keşân câmûsların koşdurup top çekdirüp top …
Evvelâ ze‘âmet-i mîr-i İhtimân 900, ze‘âmet-i mîr-i Vize 300, ze‘âmet-i mîr-i yürükân-ı Yanbolu 535, ze‘âmet-i mîr-i Tekirdağı 600, ze‘âmet-i Na‘ldöken 335, ze‘âmet-i kapudan-ı Kavala üçer pâre yarar kalita sâhibidir, 40412 ze‘âmet-i bahâsıdır, üç bin voynuk keferesiyle der-i devletde emîr-i âhûr ağa hizmetinde Kâğıthâne çayırında üç ay pâdişâhın atların bekleyüp hizmet ederler. Ve ze‘âmet-i defterhâ-yı Rûmeli 52000. 138b Bu bâlâda tahrîr olunan sekiz aded mîr-i yürükân ze‘âmetlerinin ve Kavala emîr-i ze‘âmetinin kânûn-ı Süleymân Hân üzre cebelüleriyle cümle kâhice deryâda tuğyân-ı kefere olursa üç pâre kadırgasıyla kapudan paşa ile sefer eşer, kânûn budur. Ammâ paşa sancağı ki, Sofya şehridir, yalnız bu sancakda cümle ze‘âmet 322 adeddir ve timar cümlesi 1782 adeddir. Bunlar dahi kânûn üzre cebelüleriyle hîn-i gazâda üç bin güzîde asker olur. Sağ kol ve sol kol beğleri ta‘bîr ederler cümle Rûmeli eyaleti zu‘amâ ve erbâb-ı timarına ve cemî‘i alaybeğlerine hükm-i hükûmet edüp meterise ve gayri mesâlihe asker kolunan bunlardır. Ve sekiz aded mîr-i yürükânın askerlerine top-keşân câmûsların koşdurup top çekdirüp top çitleri urduran, iktizâ ederse yürükânı öldüren iki aded sağ ve sol kol beğleridir kim hîn-i gazâda hüküm bunlarındır. Rûmeli vezîri değil sa‘âdetlü pâdişâh dahi bu iki âdemin emrine râmdır, zîrâ bunlar ceng eri olmağıla şeb [u] rûz âteş içinde cân u bâş oynadırlar, müstakil beğlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 138a–138b ·
metinde göster ·
… Sarâyburnu'ndan Akdeniz boğazına varınca tûlu iki yüz mildir. Ammâ arzı yetmiş
ve seksener
mildir. Ammâ İzmit Körfezi ve Gemleyik Körfezi bu bahr-i Rûm'dan iki kulakdır. …
Bu mahalle bahr-i Rûm ta‘bîr etdiklerinin aslı Bahr-i siyâh ile bahr-i Sefîd'in iki boğazı mâbeyninde bir küçük buhayredir. Ammâ aslı Karadeniz'den gelüp Akdeniz'e munsab olur. Kızıladalar ve Marmara cezîresi bu bahr-i Rûm içindedir. Hattâ Tekirdağı ve Gelibolu bu halic-i Rûm sâhilindedir. İslâmbol'un Sarâyburnu'ndan Akdeniz boğazına varınca tûlu iki yüz mildir. Ammâ arzı yetmiş ve seksener mildir. Ammâ İzmit Körfezi ve Gemleyik Körfezi bu bahr-i Rûm'dan iki kulakdır. Anadolu tarafında Darıca ve İzmit mukâbelesinde Kazıklı ve Değirmanderesi ve Halıdere ve Yalova ve Gemleyik ve Mudanya ve Mihalıç ve İdincik ve Bandırma ve Erdek ve Kapudağı ve Boğaz ve Lapseki nâm kasaba-i mezkûr cümle bu bahr-i Rûm kenarında gâyet ma‘mûr kasabalardır. 147b Ve bu bahr-i Rûm'a Anadolu ve Rûmeli cânibinde yüz beş aded nehirler mahlût olur. Be-kavl-i Papamunta. Amma bu Rûmeli tarafında nehr-i Arda ve Tuna ve nehr-i Meriç üçü bir olup bahr-i Rûm'a mahlût oldukda bu nehirden gayri ulu su yokdur. Hattâ Enez'den Gelibolu ve İzmir firkateleri girüp tâ Edirne'ye gelüp yanaşırlar. Tâ bu mertebe nehr-i Meriç ulu nehr-i azîmdir. Ammâ bu Saruhânbeğli merkûmun altında ibtidâ tulû‘u olmağıla azdır. Giderek amîk u arîz olur. Lâkin memdûh değildir. Zîrâ demir ma‘âdinlerinden gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 147a–147b ·
metinde göster ·
… ehir kethüdâsı vardır. Şehri bir düz vasi‘ yerde bağlı ve bâğçeli sekiz mahalle
ve sekiz
yüz aded kırmızı kiremit ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. Cümle hâneleri cânib-i …
Ve yüz elli akçe kazâdır ve (---) aded nâhiye kurâları vardır. Kadıya senevî ber-vech-i adâlet beş kîse olur. Ammâ müftîsi ve nakîbi yokdur. Ammâ çiyânfu eşrâfı çokdur. Ve sipâh kethüdâyeri ve alaybeği ve çeribaşı ve yüzbaşı ve yeniçeri serdârı ve muhtesibi ve bâcdârı ve subaşısı ve şehir na’ibi ve şehir kethüdâsı vardır. Şehri bir düz vasi‘ yerde bağlı ve bâğçeli sekiz mahalle ve sekiz yüz aded kırmızı kiremit ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. Cümle hâneleri cânib-i şimâldeki sahrâ-yı çemenzâr-ı mahsûldâra nâzır revzenleri vardır. Ve cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ cümleden Paşa sarâyı kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 148a ·
metinde göster ·
… yı metîndir. Ve bu rabta cümle sekiz yüz bâğ u bâğçeli ve serâpâ kiremit örtülü
ve sekiz
mihrâblı kasaba-i ra‘nâdır. Ve dörd aded kiremit örtülü küçük hânları var. Ve H …
Ve bu hân-ı azîmin civârında Hafsa Hâtûn hânı, kiremitli bir hân-ı sağîredir ammâ gâyet kavî binâ-yı metîndir. Ve bu rabta cümle sekiz yüz bâğ u bâğçeli ve serâpâ kiremit örtülü ve sekiz mihrâblı kasaba-i ra‘nâdır. Ve dörd aded kiremit örtülü küçük hânları var. Ve Hafsa Hâtûn hânı kurbunda,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 169b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i me’kûlât-ı müsmirrât: Evvelâ yedi elvân kaysısı ve zerdalüsü
ve seksen
gûne âbdâr emrûdu sicillâtda mastûr olup yedi gûne ayvası ve yigirmi elvân elma …
Der-sitâyiş-i me’kûlât-ı müsmirrât: Evvelâ yedi elvân kaysısı ve zerdalüsü ve seksen gûne âbdâr emrûdu sicillâtda mastûr olup yedi gûne ayvası ve yigirmi elvân elması ve dürbili üzümü ve kirazı meşhûr-ı âfâk olup aşağıda tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195a ·
metinde göster ·
gûne âbdâr emrûdu müsecceldir. Evvelâ gök sulu birer vukiyye gelir, anı turşu e …
Evvelâ yedi gûne kaysısı al Hamavî ve sarı Hamavî ve mışmış Hamavî ve beyâz kumru ve beğ kumru ve sulu kumru ve etli kumru bu zikr olunan kaysılar eyle âbdârdır kim bâğdan şehre seleler ile gücile gelir, sehel yancılsa suyu kalmaz ve her bir kayısı kırk ve ellişer dirhem gelir ve zerdalüsün hesâbın Hudâ bilür. Kesretinden pestil yapup diyâr diyâr yükler ile tüccârları taşırlar. Ve seksen gûne âbdâr emrûdu müsecceldir. Evvelâ gök sulu birer vukiyye gelir, anı turşu ederler, suyu gûyâ cüllâbdır. Belki kesret üzre nûş edene bir keyfiyyet ve germiyyetcik hâsıl olur ve takviyyet-i bedene gâyet nâfi‘dir. Müte’ehhil olan kimesneler tenâvül etseler nef‘in müşâhede ederler ve beğ emrûdu dahi lezîz ü âbdârdır. Hattâ İslâmbol'un a‘yân [u] kibârları bu Malatıyye'den ılgar ile emrûd filisleri getirdüp İslâmbol fidanlarına aşlayup Malatıyye emrûdu olur kim pâdişâhlara hedâyâ gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195b ·
metinde göster ·
hâkim hâne avârızcısıdır ve seksenbirinci hâkim şâhbenderdir.
Yetmiş birinci hâkim sipâh kethudâyeridir. Yetmiş ikinci yeniçeri serdârıdır ve yetmiş üçüncü kal‘a dizdârıdır ve yetmiş dördüncü rûznâmeci Hüseyin Efendi'dir ve yetmiş beşinci paşa beytü'l-mâlcısıdır ve yetmiş altıncı şehir voyvodasıdır ve yetmiş yedinci hâkim muhtesib ağadır ve yetmiş sekizinci zâbit gümrük bâcdârıdır. Ve yetmiş tokuzuncu muhassıl-ı harâcî ağadır. Ve sekseninci hâkim hâne avârızcısıdır ve seksenbirinci hâkim şâhbenderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 199b ·
metinde göster ·
Yetmiş birinci hâkim sipâh kethudâyeridir. Yetmiş ikinci yeniçeri serdârıdır ve yetmiş üçüncü kal‘a dizdârıdır ve yetmiş dördüncü rûznâmeci Hüseyin Efendi'dir ve yetmiş beşinci paşa beytü'l-mâlcısıdır ve yetmiş altıncı şehir voyvodasıdır ve yetmiş yedinci hâkim muhtesib ağadır ve yetmiş sekizinci zâbit gümrük bâcdârıdır. Ve yetmiş tokuzuncu muhassıl-ı harâcî ağadır. Ve sekseninci hâkim hâne avârızcısıdır ve seksenbirinci hâkim şâhbenderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 199b ·
metinde göster ·
… nye vecîh ü müşekkel âdemleri olur. Ve ednâ mertebe ömr-i girân-mâyeleri yetmiş
ve seksene
baliğ iken kâr [u] kisbden hâlî olmazlar. Ve her bâr cimâ‘dan kalmayup yüz sene …
Âb u hevâsının letâfetinden ve Harevât nehrini nûş etdikleri te’sîrinden halkının reng-i rûyları hamret üzredir. Ekseriyyâ vasatu'l-kâme vü kaviyyü'l-bünye vecîh ü müşekkel âdemleri olur. Ve ednâ mertebe ömr-i girân-mâyeleri yetmiş ve seksene baliğ iken kâr [u] kisbden hâlî olmazlar. Ve her bâr cimâ‘dan kalmayup yüz sene bâliğ olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 203a ·
metinde göster ·
… iki bin hân ve bin aded dârü'l-hadîs-i Peygamberân ve altı bin mekteb-i tıflân
ve sekiz
yüz tekye-i dervîşân ve on sekiz bin çeşme-i âb-ı revân ve sekiz bin sebîlhâne- …
{Lisan-ı Tatariyye}: Ammâ lisân-ı Çağatay'a ve lisân-ı Moğol'a karîb bir lehce-i gayr-i mükerrerdir. "İşven, gitmişven, kürümize, varmışmız, bizim Kay gebidir. Boğar eyitdi, dükeli geleserlerdir, meni suncamışdır. Şâd bay kişidir, ayıtdım: Şol kişi manka dinedür, savular sayladım, ya‘nî ağlaya kaldım. Barımız uruş kişisimiz, ya‘nî cümlemiz ceng 240a âdemiyiz" deyü bu gûne niçe kerre yüz bin elfâz-ı ibârâtlar tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu şehir imâr iken eyle tahrîr etmiş kim "Cümle otuz beş bin mihrâbdır", deyü rûy-ı dîvâra tahrîr etmiş. Hakkâ ki minârelerinin kesretinden ve imârâtının eser-i binâları vefretinden otuz beş bin mihrâb olsa lâğ değildir. Ve iki bin medrese ve bin aded hammâm ve iki bin hân ve bin aded dârü'l-hadîs-i Peygamberân ve altı bin mekteb-i tıflân ve sekiz yüz tekye-i dervîşân ve on sekiz bin çeşme-i âb-ı revân ve sekiz bin sebîlhâne-i cânsitân ve on bin mahalle-i Müselmân, gebr u tersâdan nâm u nişân yok imiş, ve iki kerre yüz bin büyût-ı Müselmân ve yetmiş bin sarây-ı a‘yân ve üç bin sarây-ı kârbân-ı âyende vü revendegân ve iki bin aded mihmânhâne-i gurebâ-yı mücerredân ve altı kerre yüz bin dükkân ve yüz elli mahalde kıbâb-ı âlîler ile bezzâzistân. Hâlâ niçesi imârdır kim mâr [u] mûr kânıdır. Ve yedi yüz aded imâret-i dârü'z-ziyâfe-i cû‘ân. Bu şehrin Van deryâsı kenârıyla üç günlük yol imâr iken kırk bin mesîregâhı ve dokuz kerre yüz bin bâğ u bâğçesi ve yetmiş bin aded ziyâretgâh-ı aliyyesi ve altı kerre yüz bin a‘yân-ı ulemâsı ve dörd kerre yüz bin ulemâ-yı tabî‘î ve yüz bin cerrâhı ve yüz elli bin sulehâ-yı meşâyihi ve niçe bin mazanne-i kerâme kimesneleri ve hemân kırk bin fetvâ sâhibi mezâhib-i erba‘ada şeyhülislâmı ve yetmiş bin sâdât-ı kirâmı ve altı kerre yüz bin pür-silâh askerî tâ’ifesi ve kırk bin pâsbânı ve iki bin yerde mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîni ve yedi yüz aded hâkimi örfü ve üç bin kapân ümenâları ve yaylalarının dâmenlerinde üç bin gâr-ı yetîmânlar var kim hâlâ zâhirdir. Niçesinin içinde halkdan münzevî yetmiş seksen yıldan beri fahfara ile kût edinir sâhib-i sülûk kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 239b–240a ·
metinde göster ·
… ekteb-i tıflân ve sekiz yüz tekye-i dervîşân ve on sekiz bin çeşme-i âb-ı revân
ve sekiz
bin sebîlhâne-i cânsitân ve on bin mahalle-i Müselmân, gebr u tersâdan nâm u ni …
{Lisan-ı Tatariyye}: Ammâ lisân-ı Çağatay'a ve lisân-ı Moğol'a karîb bir lehce-i gayr-i mükerrerdir. "İşven, gitmişven, kürümize, varmışmız, bizim Kay gebidir. Boğar eyitdi, dükeli geleserlerdir, meni suncamışdır. Şâd bay kişidir, ayıtdım: Şol kişi manka dinedür, savular sayladım, ya‘nî ağlaya kaldım. Barımız uruş kişisimiz, ya‘nî cümlemiz ceng 240a âdemiyiz" deyü bu gûne niçe kerre yüz bin elfâz-ı ibârâtlar tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu şehir imâr iken eyle tahrîr etmiş kim "Cümle otuz beş bin mihrâbdır", deyü rûy-ı dîvâra tahrîr etmiş. Hakkâ ki minârelerinin kesretinden ve imârâtının eser-i binâları vefretinden otuz beş bin mihrâb olsa lâğ değildir. Ve iki bin medrese ve bin aded hammâm ve iki bin hân ve bin aded dârü'l-hadîs-i Peygamberân ve altı bin mekteb-i tıflân ve sekiz yüz tekye-i dervîşân ve on sekiz bin çeşme-i âb-ı revân ve sekiz bin sebîlhâne-i cânsitân ve on bin mahalle-i Müselmân, gebr u tersâdan nâm u nişân yok imiş, ve iki kerre yüz bin büyût-ı Müselmân ve yetmiş bin sarây-ı a‘yân ve üç bin sarây-ı kârbân-ı âyende vü revendegân ve iki bin aded mihmânhâne-i gurebâ-yı mücerredân ve altı kerre yüz bin dükkân ve yüz elli mahalde kıbâb-ı âlîler ile bezzâzistân. Hâlâ niçesi imârdır kim mâr [u] mûr kânıdır. Ve yedi yüz aded imâret-i dârü'z-ziyâfe-i cû‘ân. Bu şehrin Van deryâsı kenârıyla üç günlük yol imâr iken kırk bin mesîregâhı ve dokuz kerre yüz bin bâğ u bâğçesi ve yetmiş bin aded ziyâretgâh-ı aliyyesi ve altı kerre yüz bin a‘yân-ı ulemâsı ve dörd kerre yüz bin ulemâ-yı tabî‘î ve yüz bin cerrâhı ve yüz elli bin sulehâ-yı meşâyihi ve niçe bin mazanne-i kerâme kimesneleri ve hemân kırk bin fetvâ sâhibi mezâhib-i erba‘ada şeyhülislâmı ve yetmiş bin sâdât-ı kirâmı ve altı kerre yüz bin pür-silâh askerî tâ’ifesi ve kırk bin pâsbânı ve iki bin yerde mahkeme-i şer‘-i Resûl-i mübîni ve yedi yüz aded hâkimi örfü ve üç bin kapân ümenâları ve yaylalarının dâmenlerinde üç bin gâr-ı yetîmânlar var kim hâlâ zâhirdir. Niçesinin içinde halkdan münzevî yetmiş seksen yıldan beri fahfara ile kût edinir sâhib-i sülûk kimesneler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 239b–240a ·
metinde göster ·