… aroşu bin mikdârı bâğ u bâğçeli tarz-ı kâr-ı kadîm Etrâk evleridir. Cümle tahta
ve toprak
örtülü imâr olmuş evlerdir. Yedi mahalle ve yedi mihrâbdır. Ve dükkânları azdır …
Evsâf-ı kal‘a-i musanna Osmâncık: Bir tevârîhde Osmâncık bunda doğdu ve kal‘a-i Osmâncık hilâfetinde binâ etdi, derler. Ba‘dehû Etrâk-i nâ-pâk elinden sene 795 târîhinde Yıldırım Bâyezîd Hân fethi olduğu muhakkakdır. Çorum sancağı hâkinde ve voyvodalıkdır ve yüz elli akçe kazâdır. Ma‘mûr nevâhîleri vardır. Serdârı ve kethüdâyeri vardır, nakîbi ve müftîsi yokdur, a‘yânı azdır, bâğ u bâğçesi çokdur. Kal‘ası Kızılırmak kenarının karşu cânib-i şarkında cisr-i azîm ile ubûr olunur. Nehre karîb bir alçak sivri yalçın kaya üzre bir küçük Şeddâdî binâ-yı metîn kal‘a-i hısn-ı hasîndir. Dâiren-mâdâr cirmi sekiz yüz adım şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i yekpâredir (---) nâzır ancak bir demir kapusu var. Gâyet bâlâ olmağıla içine girüp manzûrumuz olmamışdır, ammâ taşra varoşu bin mikdârı bâğ u bâğçeli tarz-ı kâr-ı kadîm Etrâk evleridir. Cümle tahta ve toprak örtülü imâr olmuş evlerdir. Yedi mahalle ve yedi mihrâbdır. Ve dükkânları azdır, ammâ yine her eşyâ mevcûddur. Üç hânı ve ırmak kenarında bir küçük hammâmı var, suyu dollâb ile Kızılırmakdan çekilir. Ve şehrin üç tarafı kumsaldır, aslâ çamur olmaz. Ve hevâsı şiddet-i hâr üzre olduğundan leziz âbdâr üzüm olur. Ve kumsallığında kebere nâmında bir gûne meyve hâsıl olup sirke ile turşu ederler, gâyet nâfi‘dir ve bu şehirde ol turşu meşhûr-ı âfâk olmuşdur. Ve cümle evleri fukarâyânedir. Ve halkı dahi fukarâ-yı Bektâşiyândır. Zîrâ bu şehrin cânib-i garbında bir mürtefi‘ yerde Sultân-ı Bektâşiyân medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 279b ·
metinde göster ·
… reli ve depeli ve taşlı yerlerde kat-ender-kat cümle iki bin yedi yüz kiremitli
ve toprak
örtülü me‘mûr u müzeyyen kâr-ı kadîm hânelerdir. Ve cümle üç hammâmdır.
Bildiğimiz câmi‘ler bunlardır. Ma‘adâ kâr-ı kadîm mesâcidlerdir. Ve bu şehir dereli ve depeli ve taşlı yerlerde kat-ender-kat cümle iki bin yedi yüz kiremitli ve toprak örtülü me‘mûr u müzeyyen kâr-ı kadîm hânelerdir. Ve cümle üç hammâmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 283a ·
metinde göster ·
… brîz kapusundan taşra handak kenarında Gürcî Mehemmed Paşa Câmi‘i: Bir minâreli
ve toprak
örtülü sâhibü'l-hayrâtı gibi babayâne câmi‘dir, ammâ cemâ‘at-i kesîreye mâlikdi …
Ve Tebrîz kapusundan taşra handak kenarında Gürcî Mehemmed Paşa Câmi‘i: Bir minâreli ve toprak örtülü sâhibü'l-hayrâtı gibi babayâne câmi‘dir, ammâ cemâ‘at-i kesîreye mâlikdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 287a ·
metinde göster ·
Ve cümle tokuz mahalle ve tokuz mihrâbdır. Cümleden mükellef Süleymân Hân Câmi‘i; bir minâreli ve toprak örtülü tarz-ı kadîm alçak câmi‘dir. Esvâk-ı muhtasarı vardır, ammâ bezzâzistânı ve imâret ve medresesi yokdur. Altı mekteb-i sıbyânı ve bir hânı ve bir hammâmı vardır, ammâ ekseriyya hammâmı mesdûd durur. Cümle halkı şecî‘ ve nâmdâr ve yarar ve server-i hünerver, fukarâ şekilli, garîb-dost âdemleri var. Âb [u] hevâsının letâfetinden zekiyyü't-tab‘ kimesneleri vardır. Husûsen sultânu'ş-şu‘arâ Nef‘î Efendi, bu hâk-i anber-i pâkde tevellüd edüp Nef‘î'den halk-ı âlem niçe nef‘ görüp tekmîl-i fünûn etmişlerdir. Ve bu kal‘ada ve etrâfında aslâ bâğ u bâğçe olmaz. Gâyetü'l-gâye şiddet-i şitâ yeridir, ammâ hubûbât [u] mahsûlâtı firâvan 291a ve ganîmet yerdir. Lâkin balı ve nânı delicelidir. Hattâ hakîr dizdâr hânesinde tahte'l-fütûr tenâvül edüp cüz‘î asel yemiş olduk. Meğer bok yemişiz. Nîm sâ‘atden sonra cihân başıma dâr olup serâsîme oldum. Az kaldı kim kal‘adan aşağı pertâ edeyazdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 290b–291a ·
metinde göster ·
… mahlût olur. Andan kumsal yerlerde gubâr-ı gird-i siyâh evce peyveste olup toz
ve toprak
çekerek 2 sâ‘atde,
Menzil-i kend-i Veşle Çayı: Kenarında haymelerimizle meks edüp bir gice zevk [u] safâ etdik. Bu nehr, Nahşivân dağlarından cem‘ olup nehr-i Araz'a mahlût olur. Andan kumsal yerlerde gubâr-ı gird-i siyâh evce peyveste olup toz ve toprak çekerek 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 307a ·
metinde göster ·
… mdır. Cümleden Hacı Yûsuf Ağa hammâmının âb [u] hevâsı ve binâsı hûb hammâmdır.
Ve toprak
kal‘a kapusundan taşra Çifte hammâm, Ahmed Paşa'nındır, ve cümle hammâmlardan r …
Ve cümle (---) hammâmdır. Cümleden Hacı Yûsuf Ağa hammâmının âb [u] hevâsı ve binâsı hûb hammâmdır. Ve toprak kal‘a kapusundan taşra Çifte hammâm, Ahmed Paşa'nındır, ve cümle hammâmlardan rûşen binâdır. Ve Eski Câmi‘ kurbunda Eski hammâm dahi latîfdir. Girdiğim hammâmlar bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 348b ·
metinde göster ·
… köprüsü nehrine Gerizler suyu derler. Bu varoş-ı âzim cümle (---) bin kiremitli
ve toprak
ile mestûr sarây-ı azîmler ve kâr-ı kadîm fevkânî ve tahtânî hâne-i ma‘mûrlardı …
Sitâyiş-ı şehr-i Kayseriyye: Aşağı şehir bir düz vâsi‘ zemînde şekl-i murabba‘ ahcâr-ı mutarraş ile mebnî niçe mülûk-i selef binâsı bir köhne kal‘a-i varoş-ı mu‘azzamdır ve şehir altında Koyun köprüsü nehrine Gerizler suyu derler. Bu varoş-ı âzim cümle (---) bin kiremitli ve toprak ile mestûr sarây-ı azîmler ve kâr-ı kadîm fevkânî ve tahtânî hâne-i ma‘mûrlardır ve dâ’iren-mâdâr bu varoşun etrâfı sûr-ı atîkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 64a ·
metinde göster ·
… ler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş
ve toprak
doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cen …
"Bire bizim sarıca gâzîleri yok mu?" deyü hakîr feryâd edince der-akab elli aded şahbâz nâmdâr tüfengli yiğitler gelüp gördüler kim kapunun içerdeki semerkandîlerinden bir aralık peydâ olmuş. Hemân ol aralıkdan elli aded tüfeng bir ağızdan atılınca kapu önünde cisir üzre yığılup çalışan küffârların yetmiş sekseni ser-nigûn olup tekerlekleri bakıyye-i küffâr bırağup firâr etdiklerinde bedenler üzre sâ’ir gâzîler kâfirlere kurşumlar 59a urup kapu aralığından gâzîler taşra çıkup derhâl cisri zincirler ile bağlayup yine makaralar ile kapu kullelerinden çeküp kapu cisrin kal‘a kapusuna siper eylediler. Ve tarfetü'l-ayn içre derûn-ı hisârda avrat ve oğlan üşüp kapu arasına taş ve toprak doldurup kapuyu sedd edüp emîn oldular, {lâkin sonra} bu kapu mahalli arası cenginde Yûsuf Kethüdâ'nın bir gulâmı mecrûh ve biri kurşum ile urulup şehîd oldu ve yukaru dendân bedenden Alî Hoca nâm bir sulehâ-yı be-nâm benim yanımda kâfire beden üzre birkaç el kumbarası atup hayli kâfiri mürd edüp bir dahi atarken kumbara elinde paralanup kendisi dahi şehîd olup bu hâl üzre {mezkûr} kapu önünde üç sâ‘at ceng-i azîm ederken yine Özü {nehri} kenârını küffâr hâlî bulup ol taraflar kayıklarına yakın olmağile kayıkların direklerin nerdübân edüp kal‘a bedenlerine urûc edüp Yassı Kulle nâm bir kulleye haçlı bayraklar diküp milk etdim zann edüp sâ’ir guzât ile köpek cengi ederken ahâlî-i kal‘aya telâş verüp hemân Özü beği ve Karkılı Halîl Ağa ve Yûsuf Kethüdâ bir sâ‘at kulle üzre ceng-i azîmde iken anı gördük: Mukaddemâ handak kenârında yatan Nigebolı ve Vidin ve Silisre alaybeğileri ve zu‘amâ ve erbâb-ı tîmârları "Bu ceng dörd gündür mümted oldu. Âhir n'olsa gerek. Her çi bâdâ-bâd" deyüp üç bin mikdârı güzîde asker Özü {nehri} burnundaki Küçük Hasan Paşa kal‘asından berü dal uryân kılıç olup kal‘a-i Özü altında meterislerde olan Kazak-ı Ak üzre bir baş at bırağup Allâh Allâh deyü sâtûr-ı Muhammedî ururken hemân bizimle kulle üzre ceng edüp metânet etdim diyen kâfirlerin cümle bakıyyetü's-seyfi kendüleri kal‘adan aşağı perrân atup kimi pâre pâre ve kimi mecrûh-ı pür-yara olup bu kerre aşağı meterislerde basılan küffârlar savlet-i guzât-ı müslimîne tâkat getiremeyüp meterislerinden çıkınca kal‘adan bunlara kurşumları guzât-ı müslimîn bârân-ı la‘net gibi üzerlerine yağdırup kal‘adan toplar râyegân gezen küme küme kâfirlere atılup balyemezler ve şâhî toplar demir zincirler ile ve safra taşlarıyla sıklanmış topların darbından niçe bin küffâr helc ü melc olup Silisre ve Nigebolı gâzîleri mâl-ı ganâ’imle ve kelle ve diri esîrler ile muğtenim olup anlar bize feryâd ederler kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 58b–59a ·
metinde göster ·
… ni Câmi‘i yaparken pâdişâhlığıma bakmayup ırgatların arasına girüp eteğimle taş
ve toprak
taşıyup, yâ Rabbim, işte Ahmed ırgadının hidmetidir, kabûl-ı dergâh eyle deyü b …
"Bu gece cennet bâğlarında gezerken dedem Sultân Ahmed Hân elimden yapışup bâğ u bâğçe içinde olan kasr-ı âlîleri ve hûrî ve gılmânları hep seyr [ü] temâşâ etdirüp gezerken, ‘göre İsmehân'ım, cenâb-ı Bârî bana ne ihsânlar edüp ne kadar cennet bâğlarına ve kasırları ve hûr [u] gılmânlarına nâ’il oldum. Bir kerre Yeni Câmi‘i yaparken pâdişâhlığıma bakmayup ırgatların arasına girüp eteğimle taş ve toprak taşıyup, yâ Rabbim, işte Ahmed ırgadının hidmetidir, kabûl-ı dergâh eyle deyü bükâ ederek eteğimden toprağı yere dökdüğümü cenâb-ı Allâh kabûl eyleyüp hidmetim mukâbelesinde bu cennet-i me’vâyı bana ihsân etdi. Gel imdi sen de İsmehân'ım, benim cennet bâğlarımda safâ eyle’ dedikde sol cânibde Sultân Mustafâ buyurdular kim ‘Ey birâder, şu Kaya kız Sultân Murâd'ın nâ-murâd kızıdır. Ko Melek Ahmed'den bir mu‘ammere kızı olsun ve dünyâda murâdın alup inkırâz-ı nesl olmayup ba‘dehû bizim bâğlarımıza gelüp gezsin’ buyurduklarında, hemân dedem Sultân Ahmed ‘Bu niyyete el-Fâtiha’ deyüp dedem elin yüzüme sürünce, dedemin eline nazar etdim. Eli kanlı idi. Ben dahi elim yüzüme sürdüm. Sağ elime sehel kan bulaşdı. Havfimden uyandım. Hayr ola cânım Paşacığım. İşte bu gece böyle bir vâkı‘a gördüm" deyü vâki‘-i hâli böyle takrîr eyledi. Paşa dahi "âh" deyüp bir âh-ı serd çekdi kim hânedânın sütûhları dir dir ditreyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 75b ·
metinde göster ·
… yerleri var kim kapuları pinhân edüp tabyalar hıfz eder. Ve bu tabur handakları
ve toprak
yığınları eğri büğrü köşe köşe olup her köşede tabur handakların muhâfaza edece …
Sitâyiş-i tabur-ı Süleymân Hân: Bu kal‘anın cânib-i garbîsinde top menzilinden alarka bâğlar başında bir tarafı nehr-i Tuna ve bir tarafı Uyvar hâkinde Ciğerdelen sahrâsında cirmi yigirmi bin adım bir tabur-ı azîmdir kim iki kat handakdır. Toprağı dağlar gibi iç yüze yığılmış handak-ı azîmdir, aslâ dîvârı yokdur. Gayyâ gibi kazılmış handaka tabur derler, kal‘adan sa‘bdır. İçine yetmiş seksen bin âdem girüp kapanup ceng etdiklerinde tabur cengi derler. Bu taburun ancak kara tarafında iki kapu yeri vardır. Kapu yerleri önünde toprakdan yığma tabya yerleri var kim kapuları pinhân edüp tabyalar hıfz eder. Ve bu tabur handakları ve toprak yığınları eğri büğrü köşe köşe olup her köşede tabur handakların muhâfaza edecek azîm dağlar gibi tabya yerleri var. Hîn-i muhâsarada ol tabyalar üzre balyemez toplar koyup handaka gelen düşmanı uğratmaz. Ve bu dirsek tabyaların dahi çâh-ı gayyâ-misâl handakları var. Böyle tabur cengleri kal‘a cenglerinden sarpdır. Hemân tabur fethine çâre toprak sürüp lağım edüp sıçan yollarıyla kol kol hücûm-ı mehcûm etmeden gayri ilâc yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 99b ·
metinde göster ·
… 110b Hudâ-yı müte‘âl bilirdi. Ve cümle cüyûş-ı muvahhidîn gece ve gündüz toz
ve toprak
ve top tütünü zulmeti içinde kalırdı.
Ba‘de'l-yevm cümle gâziyân-ı Âl-i Osmân gün be-gün meterisler değişdirerek gitdikçe kal‘aya yakın gelerek şeb [ü] rûz savaş-ı perhâş ederek Yassı Tabya nâm sedd-i se[dî]din handakı kenârına gelindi. Ammâ yine tarafeynden atılan top u tüfengin hisâbın 110b Hudâ-yı müte‘âl bilirdi. Ve cümle cüyûş-ı muvahhidîn gece ve gündüz toz ve toprak ve top tütünü zulmeti içinde kalırdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 110a–110b ·
metinde göster ·
sürmek kâr eylemez. Gerçi şimdiki zamânımızın savaş-ı perhâşına göre sademât-ı …
Ve bir hâl ile bu kal‘aya lağım ve toprak sürmek kâr eylemez. Gerçi şimdiki zamânımızın savaş-ı perhâşına göre sademât-ı topa dayanmaz, tîz münhedim olur, ammâ bir vech ile yürüyüş edüp yanına varılmaz, zîrâ bu hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir burunda bir yalçın kanara püşte üzre vâkı‘ olup cânib-i selâsın nehr-i Diçina ihâta etmişdir kim ol su gûyâ gayyâ deresinden cereyân edüp kal‘adan bir taş atsan aşağı dereye ol taş hayli zamândan sonra ener.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 140a ·
metinde göster ·
… mî‘i asâkir-i İslâma yetmiş bin çuval yapağı ve sekiz kerre yüz bin tobra fışkı
ve toprak
ve niçe kerre yüz bin ağaç kütük ve niçe bin dıraht-ı müntehâları bu cunbul buh …
Hemân Sokollu Mehemmed Paşa, re’y-i ahsen edüp cemî‘i asâkir-i İslâma yetmiş bin çuval yapağı ve sekiz kerre yüz bin tobra fışkı ve toprak ve niçe kerre yüz bin ağaç kütük ve niçe bin dıraht-ı müntehâları bu cunbul buheyre deryâsının içine kenârdan bırağa bırağa tâ gölün amîki yerine gelüp ana cemî‘i erbâb-ı zu‘amâya ve erbâb-ı tîmâr[a] çit örmek fermân olunup astar ve lensalar örüp bu buheyre içine ilkâ olunan tobralar ve fışkı ve yapağı çuvalları üzre siperler ede ede cümle çitleri döşeyüp âmâde ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173a ·
metinde göster ·
… timâmıyla ve bezl-i ihsân [u] in‘âmıyla bunun dahi buheyresin orta kal‘adan taş
ve toprak
ve ağaç ve çul ve tobra ile fışkılar ve kütük odunlar ile doldura doldura siper …
Ammâ iç kal‘asına cemî‘i küffâr dolup cümlesi cân bâzârına düşüp eyle bir batak deryâsı içre cezîre-misâl bir kal‘a-i dâr-ı dâl ellerine girüp cân havliyle şeb [ü] rûz cenge âheng ederler, ammâ beri tarafda Sokollu Koca Mehemmed Paşa'nın sa‘y [ü] ihtimâmıyla ve bezl-i ihsân [u] in‘âmıyla bunun dahi buheyresin orta kal‘adan taş ve toprak ve ağaç ve çul ve tobra ile fışkılar ve kütük odunlar ile doldura doldura siperlenerek bu iç kal‘a hâ’itine varup niçe bin serdengeçdi gâzîler kal‘a altında siperlenirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 173b ·
metinde göster ·
… se kal‘ayı döğecek ve tabya çatacak ve lağım ve meterisler nasb olacak ve kubur
ve toprak
sürülecek yerlerine cümle askerimizden ziyâde vukûf u şu‘ûrunuz vardır. Bu kal‘ …
"Bu Yenikal‘a sizin hudûdunuzdadır ve her ahvâllerine vakıf-ı esrârsız. Her nice mümkün ise kal‘ayı döğecek ve tabya çatacak ve lağım ve meterisler nasb olacak ve kubur ve toprak sürülecek yerlerine cümle askerimizden ziyâde vukûf u şu‘ûrunuz vardır. Bu kal‘anın her umûruna mukayyed olasız" deyü Kanije gâzîlerinden yigirmi nefer kimesnelere hil‘at-i fâhireler geydirüp her birlerine yüzer altun ihsân olunup Yeniçeri ağası Sâlih Paşa'ya bu Kanijelileri teslîm edüp anda müsâfir oldular. Ve ol gün yedi vezîre ve cümle iş erlerine tenbîh ü te’kîd olunup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 183b ·
metinde göster ·
… i kal‘a-i Yanık: Bu kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup
ve toprak
sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde toprakdan alç …
Evsâf-ı tetimme-i kal‘a-i Yanık: Bu kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde toprakdan alçak alçak tabyalar var kim her biri niçe bin gûne hıyel u şeytanat ile binâ olunup yer altından birbirlerine varup gelecek yolları vardır, ammâ altları cümle kat-ender-kat lağımları hâzır-bâşdır. İbtidâ meterise girilecek yerlerde bir hayli zamân ceng edüp avk [u] te’hîr etmek içün bu tabyaları binâ etmişdir, ammâ bunların dahi lağımların bulup bu tabyaları suya gark etmek ve toprak ile gark etmek Âl-i Osmân askerine emr-i seheldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
… binâ etmişdir, ammâ bunların dahi lağımların bulup bu tabyaları suya gark etmek
ve toprak
ile gark etmek Âl-i Osmân askerine emr-i seheldir.
Evsâf-ı tetimme-i kal‘a-i Yanık: Bu kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde toprakdan alçak alçak tabyalar var kim her biri niçe bin gûne hıyel u şeytanat ile binâ olunup yer altından birbirlerine varup gelecek yolları vardır, ammâ altları cümle kat-ender-kat lağımları hâzır-bâşdır. İbtidâ meterise girilecek yerlerde bir hayli zamân ceng edüp avk [u] te’hîr etmek içün bu tabyaları binâ etmişdir, ammâ bunların dahi lağımların bulup bu tabyaları suya gark etmek ve toprak ile gark etmek Âl-i Osmân askerine emr-i seheldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
örtülü ma‘mûr evlerdir. Ve kırk kenîse ve on yedi manastır ve yedi mescid var, …
Cümle on üç bin saz ve toprak örtülü ma‘mûr evlerdir. Ve kırk kenîse ve on yedi manastır ve yedi mescid var, zîrâ Heşdek tâ’ifesi kavmi Hulâgû Hân'dan berü anın zulmünden Maskov'a sığınup re‘âyâ olmuşlardır. Bunların bir fırkasını dahi Muhammed Buhârî Saltık Bay, ya‘nî Sarı Saltık Sultân İslâm ile müşerref etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 168a ·
metinde göster ·
… hiyyelerdir, ammâ yedi aded hânları ve üç aded hammâmları ve yedi bin kadar saz
ve toprak
örtülü evleri var.
Zîrâ Timur, Yıldırım Bâyezîd Hânımız zamânında karîbü'l-ahd olup Timur'a yetişmiş Heşdek Tatarlarının iki yüz yaşında mu‘ammer olmuş Tatarların lisânından istimâ‘ edüp bu câmi‘in ihrâk olmasın tahrîr etdim. Ammâ vâh ve vâh ve vâveylâ kim böyle kazm-ı nazm-ı cinân-ı kâh misilli câmi‘-i kebîr ihrâk olup nûr iken muzlım olmuş. Ammâ yine böyle iken bu câmi‘in enderûn bîrûnunda olan envâ‘ füsûskârî mukavvim mahkûk kâr-ı mermer-bür ve gûnâ-gûn ruhâm-ı ibret-nümûn-ı ma‘kûk bir diyârda yokdur. İllâ Mısır-ı nâdireti'l-asrda Paşa Sarâyı civârında Sultân Kalavân câmi‘inin rûy-ı dîvârları ola. Hakkâ ol kâr-ı musanna‘ dahi bu Balu Hân câmi‘ine mu‘âdildir. Ve niçe cevâmi‘ler dahi bu Balu Hân'da hâlâ kenîse-i Mesîhiyyelerdir, ammâ yedi aded hânları ve üç aded hammâmları ve yedi bin kadar saz ve toprak örtülü evleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172a ·
metinde göster ·
… erin meyyit yaykayacak kadar havlıları vardır. Mâ‘adâ hasır ve kamışdan dîvârlı
ve toprak
örtülü evlerdir. Cümleden paşa sarâyı ve yeniçeri ağası ve cebecibaşı ve kul ke …
Ve bu Freng hisârı içinde cümle bin aded küçük küçük müfîd ü muhtasar evlerdir. Ancak beş altı kadar evlerin meyyit yaykayacak kadar havlıları vardır. Mâ‘adâ hasır ve kamışdan dîvârlı ve toprak örtülü evlerdir. Cümleden paşa sarâyı ve yeniçeri ağası ve cebecibaşı ve kul kethudâsı ve dizdâr ağa ve azeb ağası ve gayri kırk aded ağaların hâneleri vâsi‘ce olup at âhûrları vardır. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 184b ·
metinde göster ·
… ffârlar ümmet-i Muhammedlere toprak taşıdıklarına göre bir dahi anlara hâlâ taş
ve toprak
taşıdup kal‘a ve bâğlar ve bâğçeler binâ edüp cümle kenîseleri içinde olan lâşe …
Hamd-i Hudâ bu diyâr feth olup ümmet-i Muhammed zindânları bu hakîrin re’y [ü] tedbîriyle cümle su sarnıçları olup hamd-i Hudâ cemî‘i küffârlar ümmet-i Muhammedlere toprak taşıdıklarına göre bir dahi anlara hâlâ taş ve toprak taşıdup kal‘a ve bâğlar ve bâğçeler binâ edüp cümle kenîseleri içinde olan lâşe-i murdârların kendülere taşra taşıdup kal‘adaki câmi‘leri tathîr edüp ma‘bedgâh-ı müslimîn etdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 334a ·
metinde göster ·
ve kerpiç dîvârlı müfîd [ü] muhtasar ol kadar ma‘mûr değil bâğ u bâğçesi bî-nih …
Ve bu şehir cümle üç yüz aded kiremitli ve toprak ve kerpiç dîvârlı müfîd [ü] muhtasar ol kadar ma‘mûr değil bâğ u bâğçesi bî-nihâye şehirdir. Hâlâ benî âdemi azdır, zîrâ dörd sene bu şehirden hâlâ tâ‘ûn çıkmamışdır. Hattâ bu hakîri bu şehre gelm[eğ]e mâni‘ olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 340a ·
metinde göster ·
… bdurrahîm Efendi câmi‘i ve Arab câmi‘i ve kal‘a altında Ulu câmi‘ gâyet atîkdir
ve toprak
örtülüdür. Lâkin haremi yokdur ve iki kapusu ve bir minâresi vardır. Ve Keçebâz …
Ve Kara câmi‘ kiremitlidir. Ve Atbâzârı câmi‘i ve Abdurrahîm Efendi câmi‘i ve Arab câmi‘i ve kal‘a altında Ulu câmi‘ gâyet atîkdir ve toprak örtülüdür. Lâkin haremi yokdur ve iki kapusu ve bir minâresi vardır. Ve Keçebâzârı câmi‘i. Bunlardan mâ‘adâ mesâcidlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y16a ·
metinde göster ·
… ucaklı'ya gelindi. Bir kayalı dağ eteğinde seksen evli bâğ u bâğçeli ve kiremit
ve toprak
örtülü evlerdir. Ve bir hammâmı ve bir kiremit örtülü câmi‘i var. Kapusu üzre t …
Karye-i Ulucaklı: Bu karyeye karîb İzmir şehrine gider Y 33a Sâbûncu Beli sol cânibimizde kalup mahûf u muhâtara bel olmağile bu karye-i Ulucaklı'ya gelindi. Bir kayalı dağ eteğinde seksen evli bâğ u bâğçeli ve kiremit ve toprak örtülü evlerdir. Ve bir hammâmı ve bir kiremit örtülü câmi‘i var. Kapusu üzre târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y32b–Y33a ·
metinde göster ·
… İçinde on iki mahalle ve serâpâ tahtânî kerpiç dîvârlı üç bin yetmiş kiremitli
ve toprak
örtülü ma‘mûr babayâne tarz-ı kadîm evlerdir. Ancak beş ve altı aded şâhnişînli …
Ve kal‘ası bir sahrâ-yı azîmin tâ ortasında şekl-i muhammes kerpiç binâ cirmi altı bin adım bir kal‘adır. İçinde on iki mahalle ve serâpâ tahtânî kerpiç dîvârlı üç bin yetmiş kiremitli ve toprak örtülü ma‘mûr babayâne tarz-ı kadîm evlerdir. Ancak beş ve altı aded şâhnişînli fevkânî hânedânlar vardır. Mâ‘adâ tahtânî evlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y91a ·
metinde göster ·
örtülü câmi‘-i kadîmdir. Tûlen ve arzan yüzer ayakdır. Ve câmi‘i içinde on altı …
Minâresi yokdur ve toprak örtülü câmi‘-i kadîmdir. Tûlen ve arzan yüzer ayakdır. Ve câmi‘i içinde on altı çam direğinden sütûnlar vardır. Ve bu câmi‘ önünde Ahmed Ağa medresesi gâyet ma‘mûrdur. Ahmed Gâzî anda medfûndur. Ve medrese ile kal‘a kapusu mâbeyninde bir soffa-i azîm üzre bir çınâr-ı müntehâ var kim sâyesinde bin âdem sâyelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y102b ·
metinde göster ·
örtülü müselmân köyüdür. Vilâyet-i Silifke ile Karaman mâbeyninde bu Firişke hu …
İki yüz evli ve toprak örtülü müselmân köyüdür. Vilâyet-i Silifke ile Karaman mâbeyninde bu Firişke hudûddur. Nısfı Silifke paşasının hâssı voyadalığıdır. Nısf re‘âyâsı Karaman paşasının hükmünde güherçile re‘âyâsıdır. Ve nehr-i Firişke Karaman câniblerinden Firişke yaylalarından gelüp ve Başköy derelerinden cem‘ olup yine Silifke sancağında Kıbrıs iskelesi olan Köserelik nâm liman kurbunda Akdeniz'e deryâ-misâl mahlût olur, azîm âb-ı hayât nehir olur. Mezkûr Firişke karyesinin bâğçeleri içinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y141b ·
metinde göster ·
… kurâdır. Ve hâkimi Paşa hâssı subaşısıdır. Ve (---) mahalle ve (---) mihrâbdır.
Ve (---) toprak
örtülü hânelerdir.
Evsâf-ı kasaba-i (---): Haleb hâkinde yüz elli akçe kazâdır ve nâhiyesi (---) kurâdır. Ve hâkimi Paşa hâssı subaşısıdır. Ve (---) mahalle ve (---) mihrâbdır. Ve (---) toprak örtülü hânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y176b ·
metinde göster ·
… bî ve garbîsi tarafında cümle kâ[r]gîr binâ bâğ u bâğçeli âb-ı revânlı ve kireç
ve toprak
ile pûşîde altı yüz hâne-i ma‘mûrelerdir. Cümle (---) mihrâbdır. Ammâ cümleden …
Cümle ma‘mûrâtı taşra varoş-ı ma‘mûrundadır. Ve bu varoş kal‘aya muttasıl cânib-i cenûbî ve garbîsi tarafında cümle kâ[r]gîr binâ bâğ u bâğçeli âb-ı revânlı ve kireç ve toprak ile pûşîde altı yüz hâne-i ma‘mûrelerdir. Cümle (---) mihrâbdır. Ammâ cümleden cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i selâtîn fukarâlar Ka‘besi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y228a ·
metinde göster ·
… üç bin para gılâl gemisi P 236b başına beşer para alur ve re’îsler gılâle toz
ve toprak
mülemma‘ etdikleriyçün hakk-ı sükût re’îs başına onar yigirmişer kırkar ve elli …
Ve anbâr emîninden paşaya on yedi kîse ve yedi Q 239b tavâşî ve üç küheylân uryân at paşa Mısır'a dâhil olunca hedâyâ verir, hâliyedir. Ve iki kîse paşa kethudâsına verir, ve bir at ve bir tavâşî dahi verüp cümle on tokuz kîse küşûfiyye olur. Ammâ anbâr emîni üç bin para gılâl gemisi P 236b başına beşer para alur ve re’îsler gılâle toz ve toprak mülemma‘ etdikleriyçün hakk-ı sükût re’îs başına onar yigirmişer kırkar ve ellişer guruş alır. Ve kerreteyn ta‘bîr ederler, ya‘nî ikinci gelişde her re’îsden beşer onar guruş sükker bahâ alır. Ve bir kîse tarrâsbaşılığı ve bir kîse keyyâlbaşılığı ve bir kîse Kıbtî kitâbetlerin fürûht eder. Ve sâ’ir tayârât şeytanâtından cümle elli kîse olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y218b ·
metinde göster ·