… ünü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu depeden ve sen şu püşteden atlı
ve yayan
yürüyüş edersüz." deyü on sekiz aded ümerâlara hücûm idecek yerlerin gösterüp " …
Âhir "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" deyüp yanında olan Ekrâd ümerâlarıyla ol kûh-ı bülendin zirvesinde meşveret edüp "İnşâallah hücûm günü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu depeden ve sen şu püşteden atlı ve yayan yürüyüş edersüz." deyü on sekiz aded ümerâlara hücûm idecek yerlerin gösterüp "Şehr-i Bitlîs'in etrâfında sizler hâzır olup biz aşağı Rahova sahrâsında Van askeriyle ve Hakkarî askeriyle ve benim on iki bin askerimle büyük meterislere hücûm edüp "Allah Allah" deyüp balyemez toplara âteşler etdikde sizler dahi bu me’mûr etdiğim on sekiz yerden şehr-i Bitlîs'e hücûm edin, ammâ askerinize tenbîh ü te’kîd edin, evvel hân arısın söndürelim, sonra hânın balın yiyelim. Gayri re‘âyâ vü berâyâya ve ehl [ü] ıyâle vaz‘-ı yed edüp hâneleri nehb ü gâret etmesinler. Ancak hemân hânı ele getirsinler ve hânın bâğını kabz edüp kal‘ayı muhâsara etsinler" tenbîh etdikde cümle be-ser [ü] çeşm deyüp bu müşâvere-i hayr üzre yemîn billah ile Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup paşa ile ordu-yı İslâm cânibine giderken Rahova sahrâsının bir köşesinde bir çemenzâr yerde tahte'l-kahve tenâvül etmeğe nüzûl edüp cânib-i erba‘aya karavullar koduk. Hikmet-i Hudâ asker-i bî-pâyânın kesretinden ve yağmacı ve kavm-i talancının vefretinden ordu-yı İslâm'dan bir alây şikârcı âdemler dağ taş ve kemîngâh dereler ve râh bilmezler birer mağaracı kimesneler ale'l-ittifâk şehr-i Bitlîs'in etrâfın nehb ü gâret etmeğe giderken meğer hân tarafından kemîngâh içre altı yüz aded güzîde asker-i Rujikiyân var imiş. Bizim asker yağmacısı bu hân askeri üstüne uğrayup bir azîm ceng edüp biz paşa ile otururken bir tüfeng sadâsı istimâ‘ etdik, ammâ ne idüğü ma‘lûmumuz olmayup paşa-yı müdebbirden ol mahalle âdem varınca bizim yağmacılardan iki yüz âdemi hân askeri amân vermeyüp kılıçdan geçirüp cümlesi câm-ı şehâdeti nûş ve gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp kellelerin hâna götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b ·
metinde göster ·
… serdâr edüp bir kol dahi ileri atlanup kendüsü ve gayri mîr-i mîrânlar ile atlı
ve yayan
kalb-i askerde cem‘ olup cümle guzât bir ağızdan ve bir uğurdan derûn-ı dilden …
Netîce-i kelâmları âhir Tatar askerin üç sâ‘at sol cânibden dağlara gönderdiler ve Eğre eyâleti atlıların sağ tarafdan gönderdiler. Anlar ol taraflarda dağlardan girmede 21a , ammâ beri tarafda serdârımız İsmâ‘îl Paşa cümle piyâde kapukulu yeniçerilerin ve Eğre ve Budin yeniçerileri ve cebecilerin bir yere cem‘ edüp bir kol etdi ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânların sekbân ve sarıca yiğitlerine Melek Ahmed Paşa kethudâsın serdâr edüp bir kol dahi ileri atlanup kendüsü ve gayri mîr-i mîrânlar ile atlı ve yayan kalb-i askerde cem‘ olup cümle guzât bir ağızdan ve bir uğurdan derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden Allâh Allâh sadâsına rehâ buldurup cümle göz karardup hücûm-ı mehcûm ile küffâr üzre yedi yerden yürüyüşler edüp iki tarafdan ol kadar top ve tüfengler atılup İslâm askeri âteş-i Nemrûd içinde kalup kırıntılık içinden kâfirleri sehel sürüp yerlerine cünûd-ı müslimîn girüp çet-a-çet köpek cengine başlayup bizim toplar içre neft ve katrân ve paçavralar koyup tabura yedi sekiz kerre topları atdıklarında câ-be-câ taburun dıraht-ı müntehâları şiddet-i rûzgâr-ı zor-kârdan tutuşmağa başladı ve küffâr ile guzât-ı [muvah]hidîn kırıntılar içinde savaş-ı perhâş eder[ek] yaka yakaya gelmeğe başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 20b–21a ·
metinde göster ·
Hemân kim sabâha üç sâ‘at kaldıkda kal‘a-i Pojaga'dan berü bir alay atlı
ve yayan
kütürdüsü zâhir olup ordumuza hov hov etdiler, ammâ mâhtâb mahalli olmak ile he …
Hemân kim sabâha üç sâ‘at kaldıkda kal‘a-i Pojaga'dan berü bir alay atlı ve yayan kütürdüsü zâhir olup ordumuza hov hov etdiler, ammâ mâhtâb mahalli olmak ile hemân bizim ordudan gâzîlerimiz atlı ve yaya bu karşudan gelenlere bir yaylım Tatar okları ve bir yaylım serhad gâzîlerinin kurşumların bunlar yeyüp zîr-i zeber olup niçe yüzü firâr edeyim derken hemân mukaddemâ pusuda olan gâzîlerimiz de bunlara hücûm edüp ol mâhtâbda bu harâmîleri ortaya alup tâ vakt-i Hanefî mahalli olunca yedi yüz âdemi kılıçdan geçirüp bir cân halâs olmadı. Ale's-sabâh cümlesinin leşlerinde esbâbları vü eskâlleri ve silâhları ve atların alup cümle leşlerinden başların kesüp kellelerin ârâyiş-i nîze edüp ikinci günde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 187a ·
metinde göster ·
… cîrleri köşeden köşeye gererler. "Hîn-ı muhâsarada düşman kal‘a içine atlar ile
ve yayan
yürüyüş etmesin" deyü bu zencîrleri gererler kim çârsû-yı bâzâr emîn ola.
Ve her sokak başında âdem kolu kalınlığı zencîrler hâzırdır. Her gece bu zencîrleri köşeden köşeye gererler. "Hîn-ı muhâsarada düşman kal‘a içine atlar ile ve yayan yürüyüş etmesin" deyü bu zencîrleri gererler kim çârsû-yı bâzâr emîn ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 57b ·
metinde göster ·
… yakın batı cânibine nâzır At kapusu araba sığmaz bir küçük kapudur. Ancak atlı
ve yayan
âdemler girüp çıkarlar.
Andan yıldız rûzgârı cânibine Akmonla kapusu, cümle şehrin âb-ı hayât suları bu Akmonla kapusundan taşra at arabalarında iri fıçılarla suyu şehre taşırlar. Bu tarafda elli aded bâğlı ve bâğçeli mükellef evler vardır. Ve bu mahalle üç yüz adım yakın batı cânibine nâzır At kapusu araba sığmaz bir küçük kapudur. Ancak atlı ve yayan âdemler girüp çıkarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118b ·
metinde göster ·
Bu Şağake beği cümle üç bin tüfeng-endâz pür-silâh atlı
ve yayan
askere mâlikdir, ammâ cümle on bin âdem olur. Bu kavimden gayri Karadeniz kenâr …
Bu Şağake beği cümle üç bin tüfeng-endâz pür-silâh atlı ve yayan askere mâlikdir, ammâ cümle on bin âdem olur. Bu kavimden gayri Karadeniz kenârına varınca Çerkes kavmi yokdur. Ve bu mahalde kûh-ı Elburz dağların uçları tamâm oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 147b ·
metinde göster ·
hayli gâziyân-ı mücâhidânlar imdâda gelince cümle şehir halkıyla dahi bir yere …
Şehr-i izdin'den atlı ve yayan hayli gâziyân-ı mücâhidânlar imdâda gelince cümle şehir halkıyla dahi bir yere gelüp küffâr-ı hâksârı hayli kovup leb-i deryâya karîbe varınca küffârdan niçe mâl [u] menâl ve niçe pîrezen havâtînler ve niçe zâl-ı zamân ümmet-i Muhammed esîrleri bırakdırup ve seğirdmeden ve bâr-ı sakîl götürmeden [bî-]tâb kalmış kırk beş aded kefereler dahi kalup hamd-i Hudâ anları esîr edüp dahi ileri küffârı kovarak tâ leb-i deryâya karîb vardığımızda mel‘ûn küffâr kalyonlarından ve altı pâre mavunalarından bize balyemez toplar urup bi'z-zarûrî cümlemiz esîrleri alup gerüye 244b firâr edüp sâlimîn ü gânimîn bu kadar ümmet-i Muhammedi ve bu kadar mâl-ı esbâb-ı eskâl ile şâdımânlar edüp esîr kefereler ile şehre geldiğimizde cümle guzâtın ittifâkıyla hakîre bir kefere esîr verdiler. Hamd-i Hudâ âmedânî bir gazâda bulunduk, ammâ çe fâ’ide bu kadar ümmet-i Muhammed esîr olup gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 244a–244b ·
metinde göster ·