… Çesteti vezîr, öteye gün çete ve poturaya giden İsmâ‘îl alaybeği ve Çoltaroğlu
ve Yenge
Kırığı ve Nakoğlu ve Gırbo Bölükbaşı ve Çitineli Baba Ahmedoğlu İsmâ‘îl Bölükba …
"Bire sultânım Çesteti vezîr, öteye gün çete ve poturaya giden İsmâ‘îl alaybeği ve Çoltaroğlu ve Yenge Kırığı ve Nakoğlu ve Gırbo Bölükbaşı ve Çitineli Baba Ahmedoğlu İsmâ‘îl Bölükbaşı ve bu kadar asâkir-i İslâm kâfirin İspilet kal‘ası altından bu kadar mâl-ı ganâ’im alup gelirken meğer kâfir işte bu Porolok dağında ve deresinde pusu edüp katlanır imiş. İşte bu ânda cenge başladılar. Amân devletli vezîr, işte yakındır. şu gâzîlere hızır gibi yetişüp imdâd ve feryâdlarına dâd edin" deyince, hemân paşa,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 135b ·
metinde göster ·
Kırığı ve Gırbo Bölükbaşı nâm gâzîler sekiz yüz aded pür-silâh dilâver-i cülâve …
Ve bu menzilde Atlıbeğzâde ve Yenge Kırığı ve Gırbo Bölükbaşı nâm gâzîler sekiz yüz aded pür-silâh dilâver-i cülâver ve server ü hünerver yiğitler ile İspilet bâğlarından ve gayrı kılâ‘ların dağlarından bin altı yüz re’s mugân pîçe pençe-i âfitâblar kim her biri birer maralî ve gazâlî ve nergis gözlü ve şîrîn sözlü ve münevver yüzlü mahbûb u mahbûbe gılmân u bintânlar getirdiler kim kâkülleri perîşân ve çîm-ender-çîm ve ham-ender-ham kadd-i âşıkânı ham kılıcı gâzîlerin kılıçların meyânlarına bend kılıcı hüsndâr gulâmlar kim her biri birer ban ve kapudanzâdeler ve evc-i melâhetde bedr-i tamâm mehpâreler ve yüzden mütecâvizi dûşîze ve nâ-şüküfte sîm-endâm gül-fâm peri-peyker ve melek-manzar duhter-i pâkîze-ahterler ordu-yı İslâm'da ubûr etdirerek otağ önüne cem‘ edüp cümle guzât-ı müslimîn bu ciğer-kûşelerin şem‘-i ruhsârlarına pervâne-vâr cem‘ {olup} cümle uşşâkân sadâ-yı Hû'ya rehâ buldurup her tarafdan sadâ-yı "Yâ men Hû" gelüp gönlünde olan fetâ yiğitler kol kol olup kâfiristân vilâyetlerine çete ve poturalara revâne olurlardı. Andan Musik bayırından kalkılup yine sarp dere ve kayalar arasında ubûr edüp 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 143b ·
metinde göster ·
… ne komayup rağbet ü iltifât ü i‘tibâr etmeyüp Galata'da meyhâneler içre pağurya
ve yengeç
ve kerevit ve sağorine ve midye ve istiridye nâm müzahrafâtları ve sümüklü böce …
Eğer kânûnımız üzre beş yüz altmış aded âdemlerime birer kıyye ekmek ve birer vukıyye et ve beş yüz re’s atlarıma birer yem ve gayri harc-ı ma‘kûlâtlarımızı verirseniz ma‘kûldür ve illâ kânûnımıza ri‘âyet etmeyüp bize hakâret ederseniz ben bunda on yıl cümle tevâbi‘imle otursam şîr-i hurma ve kıtrınebât yedirüp cümlesine dîbâ ve şîb ve zerbâf geydirüp otururum ve siz bana iltifât etmediğinizi Sadrıa‘zama arz ederim. Sizin dahi elçinizi İslâmbol'da köpek yerine komayup rağbet ü iltifât ü i‘tibâr etmeyüp Galata'da meyhâneler içre pağurya ve yengeç ve kerevit ve sağorine ve midye ve istiridye nâm müzahrafâtları ve sümüklü böcekleri ve kaplıbağa ve ıhtapot balıkları yesin", deyüp hemân paşa eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 53b ·
metinde göster ·
… ır. Ve gûnâ-gûn balığı olur ve istiridye ve midye ve kerevit ve teke ve pağurya
ve yengeç
ve ıstakoz bu gûne deryâ me’kûlâtları gâyet çok çıkar. Anıniçün İstiridye liman …
Ve bu Rodos'un şarkında Alçak tabya önünden tâ Kemerli kulle burnuna dak İstiridye limanı derler bir Hudâyî limandır, hurde kayıklar anda yatırlar. Sekiz rûzgârdan masûndur. Ammâ dîdebânları yokdur. Ve bunda yatan liman hakkı virmez ve ağzı poyraza nâzırdır. Ve gûnâ-gûn balığı olur ve istiridye ve midye ve kerevit ve teke ve pağurya ve yengeç ve ıstakoz bu gûne deryâ me’kûlâtları gâyet çok çıkar. Anıniçün İstiridye limanı derler. Ammâ Poyraz limanı gibi derin değil.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y116a ·
metinde göster ·
… met-i Hudâ bu rimâl içre deryâya müta‘allık olan hayvânâtlardan balık kemikleri
ve yengeç
ve kerevit ve pağurya ve ıstakoz ve midye ve istiridye kabukları vardır. Bu ecn …
Ve bu harâbe şehirlerin sahrâsı etrâfında sun‘-ı Hudâ ve ibret-nümâ kayalar var kim misli ne Kürdistân'da ne Hakkâri ve Nahcivân'da ve ne Manya ve Alman'da böyle bir sun‘-ı aceb ibret-nümâ-yı garîb dağlar görmedim. (---)(---)(---) "Sübhâne'l-Hallâk" deyü engüşt ber-dehen eder. Zîrâ bu dağların kimisi servi gibi serâmed kimi evc-i semâya ser çekmiş ve kimi surâhî kabak-misâl ve kimi burc [u] bârûlu kal‘a-misâl ba‘zısı aşağı sernigûndur, âdem bakmağa havf eder kim (---)(---) görenler yanından acele ile güzer ederler. Ve ba‘zıları ejderhâ-misâl ve kimi esed-misâl ve kimi keştî ve niçesi kûh-ı Bîsütûn gibi altı boş asker geçer ammâ âdemin aklı gider. Gûyâ bir mu‘allak sahra-i mu‘allâkdır. Ve kimi hücre hücre ve kimi göz göz Tâk-ı Kisrâ'dan nişân verir. Ve ba‘zısı fîl hortumu gibi birbirlerine uzanmış ammâ mâbeynlerinde bir vâsi‘ fezâ var, altından ubûr eder. Hâsıl-ı kelâm bu kûh-ı ibret- Y 271b nümûnlara im‘ân-ı nazarile nazar eylesen Hallâk-ı (...) âlî âlem ne idüğin fehm ederdin. Ve bu cibâllerin zemîni sâfî sâ‘at kumudur Q 113a ve gâyet rakîkdir. Hikmet-i Hudâ bu rimâl içre deryâya müta‘allık olan hayvânâtlardan balık kemikleri ve yengeç ve kerevit ve pağurya ve ıstakoz ve midye ve istiridye kabukları vardır. Bu ecnâs-ı mahlûkât ise deryâda olur. Bundan anlanan oldur kim zamân-ı kadîmde bu mahaller deryâ imiş. Hattâ hakîr bir tevârîh-i Yûnâniyân'da gördüm İskender-i Zülkarneyn Sebte boğazın açmazdan evvel bu şâm ve Mekke ve Medîne çölleri cümle deryâ imiş. İskender Sebte boğazın kat‘ edicek Bahr-i Rûm Bahr-i Muhît'e akup bu mahaller çölistân olmuşdur. Ve akla mülâyimdir kim bu kayalara temevvüc-i deryâ ura ura hâk-i amber-fâmı gidüp yalçın kayalar kalduğu deryâ tellatumu alâmetidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y271a–Y271b ·
metinde göster ·