… a verdiler. Cümle asker andan şükrân üzre olmayup mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya
verdiler. Ol
dahi bu derde vâlih [ü] hayrân kalup yetmiş sekiz gün ma‘zûl edüp zorbaların zû …
Yeniçeri ocağında Kara Mezâk re’yiyle mührü Dâvûd Paşa'ya verdiler. Yine andan mührü alup Mısır'dan ma‘zûl Merre Hüseyin Paşa'ya verdiler. Cümle asker andan şükrân üzre olmayup mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya verdiler. Ol dahi bu derde vâlih [ü] hayrân kalup yetmiş sekiz gün ma‘zûl edüp zorbaların zûr-ı bâzûları ile mührü Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdiler. Ol dahi hazîne-i pâdişâhîyi bezl etmeğe başlayup tekrâr mührü Merre Hüseyin Paşa'ya verdiler. Ammâ Haccâc-ı zâlim olup dîvân-ı pâdişâhîde kadı‘askereyn huzûrlarında bir monlâyı alt edüp iki yüz asâ urdular. Cümle ulemâ ve sulehâ bu hâli istimâ‘ edüp Sultân Mehemmed câmi‘ine şeyhülislâm ile cem‘ olup mâbeynden müftî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63a ·
metinde göster ·
… ekiz gün ma‘zûl edüp zorbaların zûr-ı bâzûları ile mührü Gürcî Mehemmed Paşa'ya
verdiler. Ol
dahi hazîne-i pâdişâhîyi bezl etmeğe başlayup tekrâr mührü Merre Hüseyin Paşa'y …
Yeniçeri ocağında Kara Mezâk re’yiyle mührü Dâvûd Paşa'ya verdiler. Yine andan mührü alup Mısır'dan ma‘zûl Merre Hüseyin Paşa'ya verdiler. Cümle asker andan şükrân üzre olmayup mührü Lefkeli Mustafâ Paşa'ya verdiler. Ol dahi bu derde vâlih [ü] hayrân kalup yetmiş sekiz gün ma‘zûl edüp zorbaların zûr-ı bâzûları ile mührü Gürcî Mehemmed Paşa'ya verdiler. Ol dahi hazîne-i pâdişâhîyi bezl etmeğe başlayup tekrâr mührü Merre Hüseyin Paşa'ya verdiler. Ammâ Haccâc-ı zâlim olup dîvân-ı pâdişâhîde kadı‘askereyn huzûrlarında bir monlâyı alt edüp iki yüz asâ urdular. Cümle ulemâ ve sulehâ bu hâli istimâ‘ edüp Sultân Mehemmed câmi‘ine şeyhülislâm ile cem‘ olup mâbeynden müftî,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63a ·
metinde göster ·
… rı ile veledeş ve gulâmiyyeler isteyüp defterleri mûcebince cümlesine hidmetler
verilüp ol
defter Murâd Hân'da kalup her bir zorba bir diyârda hidmetde iken bunları beşer …
Ve'l-hâsıl cümle zorbalar zûr-ı bâzûları ile veledeş ve gulâmiyyeler isteyüp defterleri mûcebince cümlesine hidmetler verilüp ol defter Murâd Hân'da kalup her bir zorba bir diyârda hidmetde iken bunları beşer onar kıra kıra yedi seneye dek zorbaların zoru kesilmeyüp câ-be-câ nihânîce var idi. Ammâ Murâd Hân bir ferd-i âferîdenin hâsılı hareminden bir dâne-i direm dermedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 63b ·
metinde göster ·
Âhir bir gün gördüm ki Erzurûm altına gelüp meks ettükde amân
vermeyüp ol
ân rûz-ı rûşende askere amân vermeyüp ol sâ‘at cümle askeri metrislere koyup aç …
Âhir bir gün gördüm ki Erzurûm altına gelüp meks ettükde amân vermeyüp ol ân rûz-ı rûşende askere amân vermeyüp ol sâ‘at cümle askeri metrislere koyup aç kurd koyuna sarılır gibi sarılup gûyâ ciğerime yapışdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66a ·
metinde göster ·
… Erzurûm altına gelüp meks ettükde amân vermeyüp ol ân rûz-ı rûşende askere amân
vermeyüp ol
sâ‘at cümle askeri metrislere koyup aç kurd koyuna sarılır gibi sarılup gûyâ ci …
Âhir bir gün gördüm ki Erzurûm altına gelüp meks ettükde amân vermeyüp ol ân rûz-ı rûşende askere amân vermeyüp ol sâ‘at cümle askeri metrislere koyup aç kurd koyuna sarılır gibi sarılup gûyâ ciğerime yapışdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 66a ·
metinde göster ·
bir Âl-i Osmân pâdişâhıyla zânû-be-zânû olup Ahmedleri elinden ni‘met yiyüp İbr …
"Ey Tokatlı Dervîş Ömer tîz sadef içre bir dürr-i yetîm gibi pinhân oldun, yürü Rûm'da seni Sarı Süleymân ister. Seyyidvar gazâsında bile bulunup Süleymân'ın anda netîce-i merâmında bulunup Rûm'da seccâde-nişîn post sâhibi ol" deyü mübârek seccâde-i şerîflerin verüp "Ol bir Âl-i Osmân pâdişâhıyla zânû-be-zânû olup Ahmedleri elinden ni‘met yiyüp İbrâhîm berekâtın bulup Murâdla erüp Tarîk-i Muhammedî kitâbın tilâvet edüp anda hatm-i kelâm eyle" deyü bu gûne rumûzlar edüp keşf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 70a ·
metinde göster ·
Ehl-i hırefinin memdûh kârlarından nâzik kirde kebâbı ve kirdesi ve lezîz hoşâbı ve levendât içün darı bozası. Ve hâs u beyâz pembe-misâl sünger gibi göz göz pişmiş Tophâne somunu, Sabanca somunundan ve Amasiyye Lâdiki ekmeğinden lezîzdir kim bu kârhâne sâhibi Îsâ Çelebi'ye bir dervîş du‘â edüp bir vefk vermiş, ol zamândan berü Îsâ Çelebi'nin vefk-ı murâdı üzre felek müsâ‘ade edüp ekmeği cihân-ârâdır kim Acem şâhlarına bu Tophâne somunundan götürüp Rûm'dan Isfehân'a üç ayda varup aslâ müteğayyir olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 134a ·
metinde göster ·
… Sultân Ahmed Hân rikâbında piyâde gitmişlerdir. Ve yüz yetmiş bin mürîde irâdet
vermişdir. Ol
asrın kutbu idi ve vâsıl-ı gencîne-i esrâr-ı hakîkat ve ser-çeşme-i ser-çeşmân- …
Hulâsa-i kelâm yedi pâdişâh dest-i şerîflerin bûs etmişlerdir ve Sultân Ahmed Hân rikâbında piyâde gitmişlerdir. Ve yüz yetmiş bin mürîde irâdet vermişdir. Ol asrın kutbu idi ve vâsıl-ı gencîne-i esrâr-ı hakîkat ve ser-çeşme-i ser-çeşmân-ı meşreb-i ma‘rifet, şem‘-i mihrâb-ı mücâhede, çeşm u çerâğ-ı erbâb-ı müşâhede idi. Evsâfı hadden bîrûn ve hayrât [u] hasenâtı binden efzûndur. Ve yüz mücelled tasavvufâne te’lîfât, ebyât [u] eş‘âr [u] ilâhiyyâtları vardır. Hüdâyî tahallüs ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 144a ·
metinde göster ·
"Pâdişâhım bizim cürmümüz nedir kim senin zamân-ı sa‘âdetinde böyle şe‘âyir-i İslâm alay-ı Muhammedî'den kalavuz. Fermân-ı şehriyârî olursa biz dahi huzûr-ı izzetinden alâ kadri't-tâka alay ile ubûr edelim" deyü ricâ etdiklerinde ricâları hayyiz-i kabûlde vâkı‘ olup hatt-ı şerîf tertîbnâme verilüp ol minvâl üzre alay ümenâları beyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 175a ·
metinde göster ·
… eden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye
verirler. Ol
kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş …
Kavm-i müşrikînden ibtidâ tâ’ife-i Yahûddır. Andan kavm-i fecere bu Gürcî'nin kavm-i Dâdyân'ı ve Şavşad kavmleridir. Anlardan 320b kavm-i Kuril ve kavm-i Açıkbaş ve kavm-i Mikril ve kavm-i (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Müteferrik olup cümlesi ümmet-i Dâvûd Nebî iken millet-i Mesihî'den olup kitâb-ı İncîl ile zu‘m-ı bâtıl ederler ammâ cümlesi on iki lisân üzre tekellüm ederler. Gûnâ-gûn lehce-i mahsûsaları vardır kim birbirlerinin lisânların tercümân ile anlar ecnâs-ı ünâsdır. Ammâ lisân-ı Şavşad u Dâdyân-ı zu‘m-ı fâsîdler niçe fesâhat u belâğat ile kelimât eder kavmlerdir. Hakîkatü'l-hâl hâlâ Moskov diyârının kralları inkırâz bulsa millet-i Mesîhıyye'nin güzîdesi ve Enûşirvânı ve hasîb [u] nesîbidir, deyü Şavşad'dan yâhûd Dâdyân'dan bir beğ alup Moskov'a kral ederler. Kitâbî kavmdirler. Ammâ Abaza ve Çerkes-i nâ-kes Arab'dan azgın kavm-i cedîd olmağıla aslâ kitâbları ve bed-mezhebleri yokdur. Bu Gürcîstân papaslarının takrîrleri üzre tevârîh-i atîklerinde eyle tahrîr eder kim silsileleri Keykâvûs'a ve niçe bin pehlivânlara müntehî olup andan Dâvûd Nebî a.s. hazretine müntehî olur, derler. Meğer Gürcîstân'da bir pâdişâh var idi. Mürd oldukda yerine Temerrüd nâm bir kızı hâkime olup bir kimesneye varmayup babasından irs ile intikâl eden diyârlarını hükm-i hükûmât ederek bir gice bir pençe-i âfitâb gulâm ile ayş [u] işret mâbeyninde melike kız mest iken ol civân kıza susa edüp melike hâmile kalır. Andan bir meh-pâre duhter-i pâkize-ahter tevellüd edüp ol kızı pinhân edüp Vat nâhiyesine gönderir. Beri tarafda melike bed-nâm olmamak içün kendüye susa edüp bekâretin izâle eden mîrâhûr civânı bir halîc buzu üzre bir murğ-ı sürhab saydın almağa gönderüp ol civân buza cuyulup gark-ı âb olup melike duhter güft [u] gûy-ı kabâ’ilden halâs olup bu melîkeden müştakka olan kız dahi kemâlin bulup ol kızı Beğ Dîvân nâm bir melikzâdeye verirler. Ol kızdan üç oğul olur. Anlar dahi fetâ yiğitler olduklarında Gürcîstân'ı üç bahş edüp büyük beğzâdeye Kütâtis ülkesi verirler kim ana Baş-açık vilâyeti derler. Hâlâ Başaçık tâ’ifesinin nesli ol büyük beğzâde Mârûla melike müntehî olur. Veled-i vustâya Tiflis ülkesini verirler ki ismi Simon'dur. Küçük oğlana Bâht vilâyetin verirler kim Dâdyân kavminin nesli ana müntehîdir. Bu Dâdyân Beğ cihân-ârâ bir âdil pâdişâh olup cümle kefereler buna tâbi‘ olmuşlardı. Hâlâ Gürcîstân'da bu Dâdyân ve Açıkbaş beğlerine cümle Gürcîstân itâ‘at ederler, gûyâ baş papaslarıdır. Cümle kefere kralları hîn-i cülûsda kılıç kuşansa Açıkbaş ve Dâdyân'ın izniyle bir âdem kılıç kuşadup cümle kefere ol kral-ı dâldan bid‘at ederler. Hattâ Selîm Şâh-ı Evvel, Tarabefzûn hâkimiyken bu Açıkbaş beğiyle hüsn-i ülfet edüp Kütâtis kal‘asında niçe zamân ayş [u] işret edüp babası Bâyezîd-i Velî'den sonra Selîm Hân müstakil sultân oldukdan sonra Açıkbaş ülkesinin tâc harâcı ve tekâlîf-i örfiyyesin hatt-ı şerîf-i kavî huccet ile mu‘âf [u] müsellem edüp ilâ yevminâ hâzâ mu‘âfdırlar. Ancak alâ tarîkı'l-hedâye İspirî doğanlar ve sunkur ve toygun-bâzlar ve mümtâz gılmân-ı şehnâzlar ve dûşîze-i dil-nüvâzları der-i devlete göndermeleri beher sene kânûn-ı Selîm Hân-ı Evveldir, ve's-selâm. Ba‘dehû bu zikr olunan Azgûr kal‘asından kalkup cânib-i garba ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre câ-be-câ hıyâbân [u] gülistânlı zemîn-i mahsûldâr ve çemenzâr yerler üzre 4 sâ‘atde hamd-i Hudâ sıhhat [ü] selâmetle sâlimîn ve gânimîn sedd-i İslâm,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 320a–320b ·
metinde göster ·
… y ile itmâm bulduğiyçün kal‘a-i Ankariyye derler. Kırkar cevz ve birer nân-pâre
verüp ol
hesâb ile inşâ olunduğıyçün Kayseriyye ve Engürü hesâbiyle yapılmışdır, deyü el …
Sebeb-i tesmiyye-i elkâb-ı Engürü: Cemî‘î mülûk içre meşhûr-ı âfâk bir kal‘a-i berrâkdır kim şimâl cânibinde bir menzil ba‘îd Erkeksu nâm karye tarafından nazar olundukda her tabakası biri birinden âlî, dürr-i yektâ gibi, beyâz kuğu gibi kat-ender-kat kal‘a-i mutabbakdır. Devlet-i Âl-i Osmân'da nümâyişli bir kal‘a dahi sedd-i İslâm kal‘a-i Budin'dir kim şimâl cânibinde Tuna nehri aşrı bir menzil ba‘îd Vaç kal‘asından nazar olundukda Engürüs serhadlerinde Budin kal‘ası gibi nümâyişli kal‘a-i metîn yokdur. Eşkâlde, gûyâ direklerin dikmiş kaçan başun zeyn etmiş mavuna gemisi gibi görünür bir kal‘a-i Budin'dir. Biri dahi diyâr-ı Azerbaycân'da Âl-i Osmân destinde sedd-i îmân kal‘a-i Van'dır kim vasfında lisân kâsırdır. İnşâallah mahalliyle tahrîr olunur. Biri dahi bu Engürü kal‘asıdır kim hasretü'l-mülûk kâr-ı insân ile mebnî bir ibret-nümâ kal‘a-i kavîdir kim cemî‘î elsine-i muhtelife kralları ve şâhları ve pâdişâhları ve hâkâniyânları tevârîhlerinde mestûr bir kal‘a-i ma‘mûrdur. Evvelâ İrân-zemîn târîhlerinde bu kal‘anın üzümü vefret üzre olduğundan diyâr-ı Acem'de bu kal‘aya Engüriyye derler. Kayser-i Rûm asrında yedi sene her gün kırkar bin ırgad ummâller işleyüp beher yevm kırkar bin âdeme kırkar cevz ve birer nân-pâre ile işledüp Ankariyye ya‘nî sahrâ, ya‘nî mecy ile itmâm bulduğiyçün kal‘a-i Ankariyye derler. Kırkar cevz ve birer nân-pâre verüp ol hesâb ile inşâ olunduğıyçün Kayseriyye ve Engürü hesâbiyle yapılmışdır, deyü elsine-i nâsda dâstândır. Ammâ tevârîh-i Arab'da kat-ender-kat birbirine girişmiş olmağıla kal‘a-i Mutabbak derler ve Kayser Harkîl, Hazret-i Risâlet-penâh vücûda geldüğü sene bu kal‘a dâiren-mâdâr yedi kat demir zincirler ile kuşatdığından Târîh-i Tuhafe'de kal‘a-i Selâsil deyü tahrîr etmişdir. Ve lisân-ı Moğolîde kal‘a-i Enağra derler. Ammâ lisân-ı Nemse'de Âl-i Osmân bu kal‘aya mâlik olmağıla Engüriyeopol ve Kostantinopol derler. Lisân-ı Tatar'da Kirmen-i Angar derler, ammâ lisân-ı Etrâklerde Engürü ve Ankırı ve İnkırı ve Aydınkırı ve Unkuru ve Enguru ve niçe gûne ıstılâh ile ma‘rûf bir kal‘a-i mevsûfdur. Ammâ Defterhâne-i pâdişâhîde ismi Ankara'dır. Bir kal‘a-i verd-i handân-ı ebyaz-misâl sûr-ı mutabbak ve fethi muğlak ve bir hisâr-ı muhandakdır kim hakkında şu‘arâlar şehrengîzlerinde medh etmişlerdir. Beyt
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356a ·
metinde göster ·
… n katli hakkına paşaya gelen hatt-ı şerîfi Varvar mektûbiyle ale's-sabâh hakîre
verüp ol
gün ol gice ılgarup,
asrında (---) mansıbiyle ber-murâd olmuş Bosneviyyü'l-asl bir Oğuz âdem idi. Hîle ve hud‘adan berî, zemm ü nemm ve gıybet ü mesâvî ve kizb ü bühtândan ârî vüzerâların düşman üzre varıcı Varvar'ı idi. Ve gâyet mu‘tekid olduğundan her hoş-âmed âmedî kelâmı tasdîk etmeğe meftûn idi. Ve re’y [ü] tedbîrde hüsn-i tedbîr etmeyüp sû’-i tedbîre ilkâ edenlere tab‘iyyet ederdi. Ve devleti gûyâ istidrâc ve kemâl-i hıffet ile ve akl-ı kıllet ile meşhûr-ı âfâk idi. Ancak salâh-ı hâl ile mümtâz-ı ser-firâz idi. Hikmet-i Hudâ bir gün İpşir Paşa'dan ve Küçük Çavuş Paşa'dan mektûblar gelüp vâfir mesrûr [u] handân oldu ve mektûbları kırâ‘at etdirüp gûyâ raks edüp "İşte İpşir oğlum gelmededir. Senin paşan onun hakkında bana neler yazar. Al imdi bu mektûbları paşana götür" deyü İpşir Paşa ve Küçük Çavuş Paşa ve kendü mektûblarıyla hakîre bir kîse guruş ve Köprülü mâlından rahtile bir küheylân at ve bir Gürcî gulâmı ve ana bir küheylân at ve bir kat esbâb. Kankırı nâhiyelerinde Bozoğlan kurâsından çıkup mütevekkilena'l-allah cânib-i şimâle üç günde ılgar edüp Engürü sağımızda kalup Murtatovası içinde bir vâsi‘ sahrâda menzil-i karye-i (---) paşa ile mülâkât olup "Bre Evliyâm! Safâ geldin. Ammâ ne çok eğlendin" dedikde ahvâl-i pür-melâl [ü] ser-güzeşt [ü] ser-encâmı bir bir takrîr edüp paşa âlem-i hayretde kalup tebessüm edüp, yakında görürsün, deyüp ibtidâ Varvar'ın mektûbun okuyup âteş-pâre olup "Görürsün mel‘ûn ahmak potur" deyüp İpşir Paşa'nın Varvar'a gönderdiği mektûbu kırâ’at edüp güle güle tamâm olup mektûbu hakîre atup "Nazar eyle" dedi. Hakîr İpşir mektûbun kırâ’at edüp ol kadar iltiyâm u mudârâ vü imhâl ve niyâz-gûne girişmeler tahrîr eylemiş kim istimâ‘ edenin aklı gidüp "İpşir Paşa, Varvar Alî Paşa'nın abd-i memlûkü olmuş" der. Paşa mektûblardan sonra ol deryâ-dil paşa-yı kâmkâr buyurdular kim "Biz anın ta'n-âmîz mektûblarına nazar etmeyüp yine mudârâyı elden komayalım" deyü latîf edâ ile mektûblar yazmak sadedinde iken âsitâne tarafından bir hünkâr hasekisi ve Kapu kethüdâmız Siyâvuş Ağa'nın hazînedârı Kâtib Alî Çelebi hatt-ı şerîf ile gelüp ol sâ‘at dîvân-ı pâdişâhî olup hatt-ı şerîf kırâ’at olunup mefhûm-ı hatt-ı şerîf oldur kim "Eğer başın gerek ise bir ân ve bir sâ‘at durmayup mükellef ve mükemmel askerinle mâh-ı Cemâziyelâhirin gurresinde bi-eyyi vechin kâne İpşir Paşa ve Çavuş Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Seydî Ahmed Paşa ve Şeh Gâzî Beğ ile cümle yek-dil ü yek-cihet olup Varvarlının başı ya başın ve illâ eğer inâd u muhâlefet ve müsâmaha edersen bunda olan evlâd [u] ıyâlini cümle katl edüp cümle mâl [u] menâlin kabz olunur. Ve eğer ol âsînin hakkından gelüp Varvar'ın başın serîr-i sa‘âdetime gönderüp edâ-yı hizmet edersen hâlâ hasekimde olan Mısr eyâleti hatt-ı şerîfime amel edüp bu cânibe mürâca‘at etmeden bilâ-câ’ize tarafından bir mükellef ve muhteşem ve umûr-dîde ağanı Mısır'ın şehr havâleliğine gönderesin. Hatt-ı hümâyûnuma amel edüp fermân-ı şerîfim eyle sâdır olmuşdur. Ve's-selâm." Paşa dahi "emr 364a pâdişâmındır" deyü derhâl nefîr-i rıhlet çalınup bin mikdârı asker ile tuğu ileri gönderüp hasekiye bir kîse harc-ı râh verüp kethüdânın haymesinde mihmân eyleyüp ertesi gün hikmet-i Hudâ Varvar Alî Paşa'nın çâşnigîrbaşısı gelüp Âsitâne tarafından {Varvar Alî Paşa'ya} gelen emirleri ve hatt-ı şerîfi getirüp paşa kırâ’at etdükde mazmûn-ı hat oldur kim "Vezîrim Varvar Alî Paşa lalam! Cirmin afv olunmuşdur. Defterdâroğlu celâlî Erzurûm'a ve Engürü'ye mutehassın olmak murâd edüp ısyân [u] tuğyânı zâhir olmuşdur. Hatt-ı şerîfim vardıkda bir ân durmayup memâlik-i mahrûselerimde nerde bulursan katl edüp yâ başı, yâ başın. Edâ-yı hizmetden sonra sana Mısr'ı bilâ-avâ’id ve lâ-fevâyid ihsânım olmuşdur" deyü hatt-ı şerîfi kırâ’at edüp "Bre meded, bu sır bunda kalsın" deyüp "men hafaza'l-lisâne selleme mine'l-afat" deyüp keşf-i râz etmeyüp summun bükmün durdı. Ol gün İpşir Paşa tarafından çâşnigirimiz gelüp "İpşir Paşa, Karaman eyâletiyle Varvar ile celâlî olmağa gider" deyü haberler geldi. Ol gice Varvar'a mektûblar yazılup Varvar'ın katli hakkına paşaya gelen hatt-ı şerîfi Varvar mektûbiyle ale's-sabâh hakîre verüp ol gün ol gice ılgarup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 363b–364a ·
metinde göster ·
[1058] fehvâsınca cihân âsûde olmağiçün Sultân Mehemmed Hân'ın ibtida katl-i benî Âdem hakkına hatt-ı şerîfi Atmeydânı cengi ve sâniyen bu Kara Haydaroğlu hakkına sâdır olmuşdur. Bu hatt-ı şerîf sâbıkan Türkmân Ağası Hasan Ağa'ya vardıkda tekrâr ol dahi "Benem diğer nîst" diyen iki bin bahâdır yiğitler ile vilâyet vilâyet gezüp büleyde ve kılâ‘ ve şehr-i azîmlerde nâmdâr iş erleri ve nâmdâr pîrleri başına cem‘ edüp müşâvereler ile re’y [ü] tedbîrler ederek Kara Haydaroğlu nâm harâmiyi (---)(---) mahalde haber alup cümle ahâlî-i vilâyete haber edüp ve ârâm etmeyüp harâmîler üzre gitdi. Zîrâ Abaza tâ’ifesinden niçe şecî‘ ve bahâdır âdemler gördük ammâ Hasan Ağa gibi bir gayûr ve server-i, hünerver ve bâzû-yı devlete mağrûr bir er oğlu er görmemişdik. Cümle askerin çifte atlar ile hâzırlayup iki gün iki gicede ılgar edüp haber olduğu köye varup vakt-i seherde âlem ağyârdan bî-haber iken Kara Haydaroğlu'nun askeriyle sâkin olduğu karyeyi muhâsara edüp Hasan Ağa askeri cüst [ü] cûda iken Kara Haydaroğlu atına süvâr olup iki yüz mel‘ûn yiğitleriyle asker-i İslâm'ı yararak köyden taşra hâh-nâ-hâh meydân-ı savaşa çıkup Oynağanlıoğlu ile ikisi dilîrâne ve rüstemâne hamleler edüp Hasan Ağa üzre hücûmlar edüp üç sâ‘at cengde Hasan Ağa'dan kırk üç âdem şehîd olup anlardan yedi mel‘ûn hâk-ı mezellete düşüp tâ vakt-i asra varınca sâbit-kadem olup tarafeynden ceng-i azîmler olur. Âhir Kara Haydaroğlu'nun altındaki esb-i tâzîsi bî-tâb u bî-mecâl olup Kara Memi nâm şakîsi gayrı at yetişdirüp bir atdan bir ata süvâr olurken Hasan Ağa tarafından Kara Haydaroğlu'nun uyluğuna bir kurşum isâbet edüp böyle zahm-âlûd iken kudurmuş yılana dönüp tokuz yiğit dahi şehîd edüp âhir kendüyü zahm bî-mecâl edüp vakt-i gurûb olup âlem-i şeb-i zulmete varup çeşm-i pür-hûnlar nâ-bînâ olup ol mahalde Kara Haydaroğlu firâr edüp nâ-peydâ olur. Kara Hasan Ağa'nın askeri dahi bî-dermân olup Kara Haydaroğlun ele getiremeyüp hâ’ib ü hâsir bir köyde mihmân olup ertesi ale's-sabâh il'e vilâyete nefîr-i âm fermânlar edüp "Her kim Kara Haydaroğlu'ndan nâm [u] nişân getürürse beş at ve beş kîse veririm" deyü yemîn billahlar ve re‘âyâya gûnâ-gûn va‘deler edüp "Her kimde pinhân ise ol köyü cümle âdemleriyle ihrâk-bi'n-nâr ederim" deyü bu sıyt [u] sadâ velvele-ârâ olup üçünci günde bir Türk "Müjde Sultânım! Kara Haydaroğlu kurşum yarasından Birgü (---) köyde kalup cümle Katırcıoğlu ve Akyakalı ve Oynağanlıoğulları nâm haşerâtları kaçup kendüsü üç âdemiyle bir damda kapanup kalmış" deyince der-akab Hasan Ağa cümle askeriyle atlanup müjde eden herîfi bir ata bindirüp ol gün ol gice ılgarup mezkûr köyde Kara Haydaroğlu âteş başında otururken basup içeri girenlerden tabancalı tüfenkler ile yatduğu yerden yedi yiğit şehîd edüp âhir âlât-ı silâha iktidârı kalmayup cümle silâhların elinden alup bağlamadan zabt ederler. Zîrâ ol arbede mahallinde uyluğuna kurşum râst gelüp budunda kurşum kalır. Kurşumu çıkarmak içün bî-âkil mel‘ûn bir kamış içine barud koyup kurşum girdiği delikden kamışı sokup kamışa gerüden âteş edince kamış içre barud uyluğun pâre pâre edüp uyluğu tiftik tiftik olur. Ol ecilden bî-dermân kalup Hasan Ağa kendüye cerrâhlar ta‘yîn edüp Âsitâne-i sa‘âdete getirdiği gün hikmet-i Hudâ bu Murtazâ Paşa efendimizle Şâm'a gitmek içün Üsküdar sahrâsında Ağa Tekyesi çayırında hayme ve hargâhlarımızla meks etdiğimiz mahalde "Bre Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nu kayd-bend ile getirirmiş" deyü İslâmbol ve Üsküdar'dan yüz bin asker Üsküdar bâğlarına Kara Haydaroğlu temâşâsına çıkup Hasan Ağa alay-ı azîm ile bin aded güzîde ve müsellah askeriyle Murtazâ Paşa ordusundan geçirüp bu hakirin haymesi mukâbelesinde Ağa Tekyesine Hasan Ağa inüp Kara Haydaroğlu 374a iki bârgîr üzre taht-ı revân salı üzre bindirüp başında sarı harîr hatm sarınup bir sırtında yeşil alaca kürk giyüp gâyet za‘îf ve nahîf olmuş iki cânibine selâm vererek anı dahi Ağa Tekyesi'nde bir hücreye indirüp hemân Türkmân Ağası Abaza Hasan Ağa-yı müdebbir, sadrıa‘zama âdem gönderüp "Kara Haydaroğlu hâ’ini devletinizde hâlâ der-i devlete kayd-bend ile getirdik. Ale's-sabah huzûr-ı devlete niçe getürelim ve ne gûne dîvân-ı pâdişâhîye varalım?" deyüp sadrıa‘zama danışmağa âdemler gönderüp kendüsü Murtazâ Paşa efendimize gelüp buluşdukda Murtazâ Paşa "Koca âdem! Gazân kutlu olsun. Kılıcın arşa asup yed-i tûlânını ayân eyledin. Hattâ pâdişâhım şimdi bana Şâm eyâletin ihsân etdükde 'Göreyim seni, bana Kara Haydaroğlu'nu yolun üzre ele getirüp huccâc-ı müslimînin yolun emn [u] emân idesin' deyü fermân etmiş idi. Hamd-i Hudâ ol vâcibînin giriftâr olması sana muvaffak imiş" dediklerinde Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'yla ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etdiklerin bir bir takrîr eyleyüp Haydaroğlu'nun ve Katırcıoğlu'nun ve Akyakalıoğlu'nun şecâ‘at ve mahâret [ve] salâbet ü fetâlıkların medh eyledi. Ba‘dehû hakîr Hasan Ağa'ya buluşup "Sultânım! Bizim Haydarzâde "Beğefendimizi hamd-i Huda ele getirmişsiz" dediğimde hamd edüp eydür "Eğer Evliyâ, Haydaroğlu'yla âşinâlığın var ise yürü gidelim. Kendüsine buluşup tesellî-i hâtır ver. Anı katl etdirtmeyüp Girid cezîresine Deli Hüseyin Paşa'ya göndertmeğe ta‘ahhüd edüp halâs olmasın kendüye bildir" deyü Hasan Ağa hakîre vâfir ta‘lîmler edüp Hasan Ağa ile Haydarzâde'ye buluşup hakîr "Esselâmü aleyküm beğim! Hoş geldin safâ geldin" dediğimde hemân Kara Haydaroğlu eyitdi: "Bre hây cân kurtaran Evliyâ Çelebim! Sen de hoş geldin ve safâ geldin. Ammâ ben nâ-hoş gelüp işte siyâset meydânına geldim" dedikde hakîr ve Hasan Ağa, Kara Haydaroğlu'nun yanına oturup niçe esnâ-yı kelâmlarda kendüye tesliyet-i hâtırlar verüp musâhabetler etdik. Kara Haydaroğlu eydür: "Evliyâm! Bilir misin Engürü vilâyeti yanında Balıkhisâr köyünde ol kış günü bizi basdığın zamân senden aceb cân kurtardık, aceb gâfil idik. Avretler gibi âteş başında otururduk. Ol zamân senden cân kurtardık ammâ şimdi bu Hasan Ağa devletinde cân kuşu uça gibi Evliyâ Efendi" dedi. Hasan Ağa eyitdi: "Ya beğim! Bizim Evliyâ Çelebi'yi bilir misin" dedikde Haydaroğlu eydür: "Engürü yanında bir gün on iki atlı ile bir köyde âteş başında otururduk. Bunlar elli atlı bizi basup Allah'a şükür bunlar el kaldırmadılar. Aklımız başımızdan gidüp bir gice bunlar ile cân sohbetleri edüp Evliyâ Çelebi'ye çakmaklı tüfenk ve üç yüz altun verüp ol gice safâlar etdik" deyü Haydaroğlu ağladı. "Ne ağlarsın beğim! Hemân pâdişâh huzûruna vardıkda 'pâdişâhım kuş cânıma kıyma. Beni Girid'e Deli Hüseyin Paşa'ya gönder. Dîn uğuruna anda kâfire kılıç urarak şehîd olayım' di" dedim. Kara Haydaroğlu eydür: "Behey Evliyâm! Ölüm ölüm oldukdan sonra hızlamak ne boyına borç ola. Ben bir cân içün minnet mi ederim" dedi. "Be, hele beğim! Girid fethinde bulunup anda bir sancak beği ol. Bir zaman anda dîn düşmanlarına kılıç çal. Benim işitdiğim budur. Eğer sen böyle dersen sa‘âdetlü pâdişâh hazz edüp seni Girid'e gönderirler" dediğimde Kara Haydaroğlu eydür: "Gel Evliyâm! Senin ağzın öpeyim. Sen iyi dersin ammâ Evliyâ Efendim, ben bana etdim, ben bana" deyüp uyluğunda kurşum yarasın açınca ânî gördüm, parmak kalınlığı kurdlar. Yara çürüyüp uyluğu pâre pâre olup râyihasından yanına âdem varamaz. "Evliyâm! Bana yine tesellî-i hâtır verdin. Allah senden râzî ola" deyüp Hemân koynundan bir altun mînâ zarflı sâ‘at çıkarup "Şu kendü bâğın koruğu halvasıdır. Yine sana nasîb oldu" deyü bir sâ‘at ihsân edince Hudâ âlimdir kim yigirmi bir yıl mukaddem bu hakîr Şâm'a giderken İshaklı nâm kasaba kurbunda Kara Haydar kendüsü bizi urup kırup hakîrin bu kadar mâlın alup yetmiş yedi gün kendüleriyle ma‘an dağlarda yatup kalktığımız zamân bu sâ‘at ol zamân bu Kara Haydar oğluna değmişdi. Kaya Sultân ihsânı bir musanna‘ sâ‘at idi. "Bre beğim! Bu sâ‘at zamân ile benim idi" dedim. Haydaroğlu eyitdi "Gerçekdir. Baba merhûm senin mâlından bana vermişdi. Yine sana nasîb 374b oldu. Ve 'İşte Hasan Ağa'ya sor, şimdi yollarda gelirken bu sâ‘at sebebiyle her bâr seni anup Melek Ahmed Paşalı Evliyâ Çelebi sâ‘atidir' deyü seninle dağlarda ve bellerde gezdiğimiz anardık" deyü tâ ahşama varınca niçe bin kelimâtlar edüp hemân kendüye netîce-i kelâmlarım cümle tesellî-i hâtır-gûne kelimâtlar idi. Ertesi gün ale's-sabâh Üsküdar'dan bir cerrâh-ı kâmil gelüp yarasın seksen yıllık şarâb-ı nâb ile yıkayup cümle çürük etlerin çıkarup meğer uyluğu kemiği de hûrd olmuş. Cerrâh "Bu iflâh olmaz" deyü yarasına merhemler sarup sarmalayup alay-ı azîm ile Üsküdar'dan İslâmbol'a Koca Vezîria‘zam'a götürdüklerinde hakîr yine seyr [u] temâşâ içün bile gidüp Sadrıa‘zamzâde Süleymân Beğ yanında idim. Koca Mevlevî Sadrıa‘zam Mehemmed Paşa, huzûrunda Haydaroğlun söyledüp "Niçün bu kadar zamândan berü harâmîlik edüp ibâdullahı katl-i nefs ederdin" dedikde Haydaroğlu Vezîria‘zamı Mevlevî külâhıyla görünce eydür: "Cânım Dede Efendi! Kurd oğlu kurd idim. Kişi aldığına göre satar ve baba ve dedesinden gördüğünü eder. El-hükmü lillah" dedi. Vezîria‘zam cerrâha su’âl etdi. Cerrâh dahi "ılâc-pezîr değildir" dedikde Hasan Ağa eydür: "Girid'e gönderin sultânım" dedikde Vezîria‘zam "Nola şimdi gönderelim" deyüp Hasan Ağa'ya ve kırk nefer âdemlerine hil‘at-i fâhireler ihsân olunup kayd-ı hayât ile hizmeti mukâbelesinde Türkmân ağalığı ihsân olunup Vezîria‘zam eydür: "Bre Kara Haydaroğlu! Niçün Kütahiyye vezîri Küçük Çavuş Paşa gibi bir vezîri bozup katl etdiniz?" dedikde Haydaroğlu eydür: "Ceng hâlidir, eyle olur. Benim huzûruma kayd-bend ile getirdiklerinde alem-i Resûlullah'ı taşır bir Âl-i Osmân vezîrinin ırzları vardır, deyü niçe mâl [u] menâlin ve cümle mahbûb içgulâmların kendüye verüp âzâd etdim. Sonra Katırcıoğlu ardınca taşra yetişüp şehîd etmiş. Benim andan haberim yokdur" dedi. Paşa eyitdi: "Yâ şehîd etdiniz ise tûğ ve tabl [u] alemi ve mâl-ı hazâ’ini niçe oldu ve bu kadar sene baban harâmî idi. Anın tahsîl etdiği mâl ve senin bu kadar zamândan berü tahsîl etdüğün mâl [ü] menâl kangı dağlarda medfûndur ve kankı şehirlerdeki yataklarında mahfûzdur" dedikde Haydaroğlu eydür: "Yâ bunun sonu mahşer su’âline çıkdıya bir cânım içün bu kadar ibâdullahı ele verüp âteşe yakup anlarda olan, bellerde medfûn olan mâllarım bir bir diyemem. Hemân Koca Vezîr, gün ahşamlıdır, dün doğdum bugün ölürüm, hemân iş gör" dedikde Vezîria‘zam "N'ola baş üstüne" deyüp asesbaşıya buyurdu verüp "Parmakkapu'da salb edin" deyü fermân edüp Haydarzâde'yi bir hammâl bârgîri üzre tahmîl edüp alay-ı azîm ile bârgîr üzre iki yanına kağan arslan gibi ileri ileri nigerân ederek Parmakkapu'ya götürürken hakîr dahi atına süvâr olup alarkadan gidüp Parmakkapu dibine vardıkda boğazına ipi geçirüp habl-i metînin ucun kayd-bend edüp altından hammâl bârgîrlerin çeküp bâr-ı gîr-i bârgirân çekmeden halâs olup Haydaroğlu dahi rûh teslîm edüp beynehu beynallah gidüp niçe ihsân [u] in‘âmların görüp niçe zamân bir yerde ta‘âm yiyüp nân u nemek hakkı vardır. Rahmetullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 373b–374b ·
metinde göster ·
… n Kürd eydür "Murtezâ Paşa gördü kim kal‘a içindeki asker amân ile kal‘ayı şâha
verdiler. Ol
dahi haste-hâl idi. Hemân parmağındaki elmas mührini yudup ciğeri pâre pâre olu …
Hikâye-i udhiketü'l-acîbe, güfte-i Molla Yahyâ-yı Şâmî: Sene 1045 târîhinde Revân kal‘asında mahsûr olan Murtezâ Paşa'yı muhâfaza içün Tabanıyassı Mehemmed Paşa efendimizle kal‘a-i Erzurûm'da kırk bin asker ile meştâda iken kal‘a-i Revân'ı Şâh muhâsara etdüğü haberi gelince Erzurûm'dan elli bin asker ile Revân'da Murtezâ Paşa'nın istihlâsına gitdikde bir mızrak boyu karı sökerek yüz bin renc-i anâ çekerek Erzurûm'dan iki merhale olan Deveboynu nâm mahalle yedi günde gücile varup kar üzre hayme ü hargâhlarımız kurup ol gice anda dipi ve boran ve kızıl kıyâmet çekerek andan yatup ale's-sabâh cümle çadırları kar bürümüş ve cemî‘i ümmet-i Muhammed üşümüş ve üç bin gurebânın elleri ve pâları donmuş, çürümüş ve niçe yüz at ve deve donmuş. Çadırları bozmağa ve ne atları kardan taşra çıkarmağa imkân olmayup Tabanıyassı ba‘zı piyâde ağaların Hasankal‘ası'na ve gayri kurâ ve kasabâtlara âdemler gönderüp on binden mütecâviz eli kürekli ve çapalı ve kazmalı re‘âyâ vü berâyâlar Deveboynu mahallinde yol açdılar. Ol gice yine azîm vezni üzre berf-i rahmet hazînesi yağup dere ve depe beyâz şepe ile leb-ber-leb olmuş. Ale's-sabâh yine cemî‘i yolları re‘âyâ vü berâyâlar tathîr etdükçe dipi ve borandan yine "Ne reh ne râh pür-peydâ. mazmûnunca on iki gün bu mihnet-i şedâ’idi çekmeden cümle ibâdullah ve sâ’ir mahlûk-ı Hudâ bîzâr olup cümle asâkir-i mihnet-zede Tabanıyassı Mehemmed Paşa üzre guluvv-i âm edüp "Behey Paşa bizi kırır mısın? Revân kal‘asın şâh alırsa bahâr eyyâmında 52a yine hâh nâ-hâh şâh-ı bî-penâh-ı gümrâhdan alırız. Hemân kalk Erzurûm'a gidelim" dediklerinde âkıbet-endîş paşa eydür: "Yâ pâdişâha sonra ne cevâb verelim?" dedikde cümle asker: "Biz cümlemiz pâdişâha arz ederiz. Siz dahi telhîs edüp azîz başın içün bu ibâdullahı Erzurûm'un bu sovuk cehenneminden halâs eylen, hemân dönelim!" deyü cümle asker vâveylâ vü feryâd etdiler. Âhiru'l-emr Deveboynun aşamayup Revân imdâdına gidemeyüp cümle asker-i İslâma avdet fermân olunup bu kadar mâl-ı hazâ’in ve cebehâne ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh Deveboynu nâm mahalde kar içinde kalup Tabanıyassılı Yavaşça Mehemmed Ağa nâmında bir ağamız cânından bîzâr olup kemerinden iki bin sikke-i hasene altunu ol beyâbânı kar bürümüş çadırı mahallinde gökyüzüne nazar edüp bir gök bulut pâresin nişân edüp zemîni hançer ile kazup ol hafircik içre mezkûr kemeri iki bin altun ile zemîne defn edüp "İşte bu semâdaki bulut, altındaki altunuma nişândır" deyüp cümle deve ve katarın çeküp düşe kalka Erzurûm'a gelüp yedi ay meştâda iken Avnik kal‘ası ve Ziyâeddîn kal‘ası câniblerinden Ekrâd beğleri ayağı likanlı ve pâları paçılalı birkaç Kürd âdemleri gelüp "Revân kal‘asın Murâd Hân yedi günde aldı. Hâlâ şâh yedi ayda döğe döğe alalı yedi gündür ve Revân kal‘asında olan ümmet-i Muhammedi kılıçdan geçirdi ve kal‘a milk-i mevrûsumdur, deyü Revân'da karâr edüp derûn-ı Revân'a yetmiş bin asker muhâfazacı kodu" deyü bu gûne muvahhaş haberi getirdikde Tabanıyassı efendimiz eydür "Kal‘a-i Revân gitdiyse cehenneme ammâ ol serdar kara dînli Kara Murtezâ niçe oldu?" dedi. Haber getiren Kürd eydür "Murtezâ Paşa gördü kim kal‘a içindeki asker amân ile kal‘ayı şâha verdiler. Ol dahi haste-hâl idi. Hemân parmağındaki elmas mührini yudup ciğeri pâre pâre olup merhûm oldu" deyince Tabanıyassı eydür: "Bre mürd oldu ve hortladı desene" deyü Kürde hitâb edüp yanında olan nedîmlerine eydür: "Efendiler! Revân kal‘asının elden gitmesi bir Kara Murtezâ dünyâdan gitmesine değmez mi?" deyüp safâ ve sürûr edüp Kürde bî-hisâb mâl ihsân edüp şâh-ı Acem'in Revân'a istîlâ etdüğün Murâd Hân'a telhîs edüp ulaklar ile gönderdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 51b–52a ·
metinde göster ·
… z mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka
verüp ol
dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı …
Bu Hasan Paşa firârından sonra Ak Alî Ağa Türkmân ağalığın zabt u rabt etmeden havf edüp Türkmân ağalığı mâbeynde kalup zümre-i sipâhdan Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar kadîmden erbâb-ı hizmet olup Bozulus ve Karaulus ve At keşân ve Üsküdar Türkmân ağalıklarına nâmzâd çıkup zorbalık tarîkiyle birer nân-pâreye nâ’il olalım deyü mîrîye niçe yüz kiseler geçmişken bunları dahi avk [u] te’hîr ederek bunlar dahi başları havfinden ve cânları acısından bir gicede İslâmbol'dan gâ’ib olup Üsküdar'a geçüp firâr etdiler. Beri tarafda Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı paşaya gelüp "Bunlar dahi âsî ve Celâlî ve Cemâlî'dir. Bre meded sultânım, bunlara amân vermeyüp katl edüp mâl [u] mâmeleklerin kabz edin. Yoksa İpşir Paşa'ya ve Hasan Ağa'ya varırlarsa iş muhtel ü müşevveş olur. Elbette katl edin" dediklerinde paşa-yı deryâ-dil eydür: "Mâlları ile bir alay ehl-i hizmet, bî-garaz müselmân ve ehl-i ırz [ü] bî-hırs âdemler! Hasan Ağa'dan ibret almadınız mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka verüp ol dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı Celâlî etdiniz. Şimdi bu Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize yanarım, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde der-akab Daşnık İmirzâ ve Hanifi Halîfe bu güft [u] gûyı istimâ‘ edüp ol ân "Üsküdar'dan altı yüz aded atlı ile Üsküdar'dan ılgâr ile Dil İskelesi'ne varup anda bir gicede Dil deryâsın ubûr edüp Haleb altına Celâlî Hasan Ağa ile İpşir Paşa yanına firâra karâr verüp gitmededir" deyü paşaya haber gelüp niçe gûne efvâh-ı nâsda güft [u] gûlar oldu. Ol sâ‘at bu ahvâl-i pür-melâl ocak ağalarına mün‘akis olup yine paşaya gelüp fakîr Hanîfî Halîfe ve Daşnık İmirza'nın katline fermân isteyüp paşa dahi bi'z-zarûrî telhîs edüp katllerine hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn sâdır olup derhâl Bektâş Ağa'dan iki yüz cebe vü cevşene müstağrak küheyl atlı ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş'dan üç yüz cebeli ve cevşenli cılfidan atlı ve Çelebi Kethüdâ'dan kâmil beş yüz cengâver dilâver, server, hünerver silâhına kâdir cirîd-endâz, "Benem diger nîst" diyen şehbâzlar ve bizim paşadan yedi yüz Abaza ve Çerkez ve Gürcî iş görmüş silâhşör ve cündî yarar nâmdârlar âmâde oldu. Ve silâhdâr ve sipâhiyândan 99b dahi beş yüz aded müsellah fetâlar cem‘ olup cümle-i cümele iki bin beş yüz salt küheylân atlı fârisü'l-hayl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı Abdullah Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zindeliğim muhill olmağıla sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup Abdullah Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin sandalları ve kayıkları ve mavunaları cümle üç bin askeri bir gicede İslâmbol'a geçirüp andan ılgar ile Gekbezî'ye, andan ibrâm-ı tâm ile bir günde Dil'i geçüp andan Derbend'i ubûr edüp anda ahâlî Hanifi Halîfe'yi su’âl edüp "İki gündür, bundan yedi yüz cirid atlılar ile gelüp ikişer günlük yemlerin akçeleriyle alup ve me’kûlât [ü] meşrûbâtların alup dağlarda yatmak üzre yola revâne oldular ve yollarda ulûfeye gelen sipâhîleri girü döndürüp asker cem‘ ederek gidiyorlar" deyü cevâb-ı nâ-sevâb etdiler, hikmet haberin Lokmân'dan aldılar. "Bre yakîn imiş dahi asker-i haşerât cem‘ etmeden irelim ve yetişelim" deyü Derbend'den ılgar ile kal‘a-i İznik'e varup anda ikişer gicelik yemler ve zâd-ı rahleler alup yine ılgar ile mütevekkilen-alallah deyüp giderken Bektâş Ağalıdan ve Yeniçeri Ağalıdan niçe yüz küheylân semiz atlar şiddet-i hârdan ve çapgın-ı ılgardan kalup niçe âdemler piyâde İznik'de kaldılar. Niçesi dağlarda atları yanında kaldılar. Biz asker ile İznik'i geçüp bir mahall-i çemenzârda yemler kesdirüp ol mahalde âyende vü revendelerden haber alınup "Lefke'de binden mütecâviz âdem olup yemler alup Söğüd kasabasına doğru revâne oluyorlar" dediklerinde, "Bre kalk a!", deyü alay çavuşları feryâd edüp yine ılgar ile Lefke kasabasın ubûr edüp yine haber aldık kim Lefke ile Söğüd mâbeyninde "Ahmed Beğ Çeşmesi nâm bir fezânın şarkî cânibinde bir pirinç çeltikliği başında kimi ormanda kimi çadırlarla hırmânda harbendeleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara Abdullah Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak ma‘kûldur, deyü hatm-i kelâm ile Fâtiha tilâvet olunup nısfu'l-leylde kalkup âheste-reviş cümle asker kulağızla gitmede. Hakîr çarha askeriyle ileri ılgar edüp hakîkatü'l-hâl vakt-i Şâfi‘îden evvel ol mahall-i ma‘hûdeye ince karavulumuz varup yetmiş seksen kadar hayme ü hargâhlar ile ârâste bir hayli ordu görüp girü avdet edüp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir mesâfe-i ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î dâhil olmasına müterakkib olup ba‘zı iğdiş atlı olanlarla hakîr ileri vardım ki iğdiş at aykır at gibi süheyl urup kişneyüp düşmeni âgâh etmez. Bu minvâl üzre ileri varup âlem-i ağyârdan bî-haberler, herkes birer dıraht-ı müntehânın zıll-ı himâyesinde nefîr-i hâb çalup Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın görüp kimi haymelerde hâb-ı nâzda, kimi hıyâbân içre hem-nâzda ammâ çoğu çengelistân içre kemîngâh edinmiş yatarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a–99b ·
metinde göster ·
… mihmân olup paşaya üç gün ziyâfet-i azîm edüp beher yevm birer at ve üçer kîse
verüp ol
kadar bal ve yağ verdi kim ta‘bîr olunmaz. Ve Eflâk Beği Mati'den yedi araba ak …
Sene 816 târîhinde ibtidâ bânîsi Çelebi Sultân Mehemmed'dir. Özi eyâleti sancağı hükmünde hâsdır. Ve yüz elli akçe başka kazâdır. Nevâhîleri ve kethüdâyeri ve serdârı yokdur. Kal‘ası Tuna kenarında bir düz çemenzâr yerde şekl-i murabba‘ beyâz ahcâr ile mebnî bir kal‘a-i müdevver-i kavîdir kim dâ’iren-mâdâr cirmi bir adımdır. İçinde Mehemmed Hân câmi‘i ve dizdârı ve üç yüz neferâtı ve mehterânı ve cebehânesi 113a var. Ve sağîr ü kebîr şâhâne elli aded topları var. Ve cânib-i şarka bir demir kapusu var. Etrâfında handakı nehr-i Tuna ile mâl-â-mâl olup kapusu önünde zemberekli asma cisri var. Ve kal‘adan taşra varoşu etrâfında tabur handakı var. Ve kapusu önünde âyende vü revende mihmâna ârâmgâhı içün bir tahta ile mebnî bir kasrı var. Ve Tuna kenarında bir azîm limanı var. Hâlâ neferâtıyla başka kapudanı var. Tuna defterdârından vazîfe-i mu‘ayyeneleri var. Ve bu kal‘anın cânib-i şarkîsinde yine sâhil-i Tuna'da bir ma‘mûr varoşu var. Cümle altı yüz hâne bâğlı ve bâğçeli cümle şındıra tahta seksen aded esvâk-ı muhtasarı var. Lâkin cümle ahâlî-i re‘âyâsı Eflâk'dir ve varoş hüddâmları cümle Eflâkândır. Netîce-i merâm gâyetü'l-gâye intihâ-yı serhaddir. Niçe yüz kerre Eflâk kâfiri isyân edüp ibtidâ bu kal‘ayı muhâsara etdüğü zamânımızda on kerre ma‘lûmumuzdur. Ammâ bu kal‘a gâyet kâr [u] kisb yeridir ve ankâ kimesneler vardır. Cümleden bây Yergöğülü Hüseyin Ağa, bin kiseye mâlik kimesnedir. Paşa anın hânesinde mihmân olup paşaya üç gün ziyâfet-i azîm edüp beher yevm birer at ve üçer kîse verüp ol kadar bal ve yağ verdi kim ta‘bîr olunmaz. Ve Eflâk Beği Mati'den yedi araba akmişe-i fâhire ve yüz araba zahîre ve bir hınto münakkaş ve mutalla‘ koçi araba hedâyâ gönderüp içinde seksen kîse-i Eflâkî var idi. Ve bir tavla çıpgın bârgîr ve bir tavla yorga cıbırtay at pîşkeş geldi. Ve sâ’ir ağavâtlara dahi yüz re’s bârgîr hedâyâ gelüp bir yorga bârgîr dahi bu hakîre değdi. (---)(---)(---) .
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 112b–113a ·
metinde göster ·
… rın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara
vermeyüp ol
zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ih …
Ve mine'l-acâ’ib-i ibret-nümâ-yı hârık-ı âde: Bir gün bu şehr-i Eski Zağra'da sâkin iken niçe ahibbâ vü dostândan Armağânzâde ve Mismârîzâdeler eyitdiler: "Evliyâ Çelebi! Bizim şehrimizde bir acâ’ib temâşâgâh-ı ibret-nümâ vardır kim görmeğe muhtâcdır. Kalk sana ol vâcibü's-seyri seyr etdirelim" dediklerinde hakîr dahi anlara teba‘iyyet edüp şehri seyerân u deverân ederek Tahtalkal‘a nâm mahalle varup anı gördüm, şâhrâh üzre bir sakka kuşu per ü bâllerin küşâde kılup sâyebân-âsâ edüp yatar. Meğer kanadı altında bir kancık sarı köpek yatarmış. Bu yârânlarımız ile bir berber dükkânında oturup bu sakka kuşuyla kelbin mu‘âmelelerine mukayyed olduk. Anı gördüm, sakka kuşu burnuyla kelbin postunu bitlemeğe başladı. Ammâ sakka kuşunun minkârının bir yanı ve sağ taraf cenâhı mecrûh. "Bu neden mecrûhdur" deyü su’âl etdim. "Vallahi bu sakka kuşunu sayyâdlar kanadın mecrûh edüp bu şehir içre bırakdılar. Bu mürg-ı hayvân-ı hevâ günden güne ifâkat bulup şikeste-per kaldı. Ammâ giderek şehir halkıyla ve kilâb-ı akûr-ı sarîhler ile üns [ü] ülfet edüp bu dişi kelbe mukârin olup böyle bitleyerek çarsû-yı bâzârda bile gezerek bir ân kelbin yanından cüdâ olmazdı. Âhir dişi kelb kızup erkek kelbler dişi kelbin yanına geldikçe bu sakka kuşu anlarla ceng edüp kovarak dişi kelbi himâye ederdi. Ammâ kancık kelbin murâdı erkek kelblerde. Anı gördük, bir gün şehir içre ne kadar yüz kelb var ise cümlesi bir nefesden uluyarak seğirdüp soluyarak bu Tahtalkal‘a meydânına gelüp kelbler sakka kuşuna hücûm etdiler. Hemândem mürg-ı zeyrek kanat kakup minkâr-ı dehânın açup bu kelblere niçe hamle eylediyse ikisin katl eyledi. Ve dörd beş aded kelb mecrûh olup uluyarak firâr etdiler. Hemân bir hayli kelb yine mürga sarılup bir azîm arbede edüp temâşâcı ehl-i beled bunları birbirinden ayırmak mümkün olmayup ol günde minkârın meksûr u cenâhın mecrûh etdiler. Ammâ hâh nâ-hâh dişi kelbi kelb-i akûrlara vermeyüp ol zamândan berü dişi kelbi kabza-i tasarrufa alup yanına bir erkek kelb gelmek ihtimâli yokdur" deyü bu sergüzeşt-i mürg-i sakkayı hikâye ederken anı gördüm sakka kuşu kanadının sâyebânın 133b kaldırup meydânda bir hayli cevelân ü deverân ü seyerân etdi. Kelb dahi sâye-i cenâhdan çıkup bir hayli esnedi ve gerindi ve sündü. Hemân Berber Ali nâmında bir kimesne kelbe fahfara nânpâreleri kelb-i acûz tenâvül ederken sakka kuşu kassâblar içinde üstühânlar bulup fi'l-hâl kelbe getirdi. Kelb üstühânı da yeyüp yatdıkda mürg-i sakka cenâheynin küşâde kılup minkârın kec edüp horos-misâl merdânelik ederek yatan kelbin üstüne çıkup edebde ördek zekeri gibi bir karış var kîr-i mühmele-i kec-kârın çıkarup hâh nâ-hâh be-dürüstî kelbe bir fetîle salup çıkardıkda bir hayli kanat kakup reftâr etdi. Kelb-i fakîre yalanup kaldı, aslâ "haf haf" ve vağ vağ" demeyüp râm oldu. Meğer beher yevm böyle beş altı kerre cimâ‘ ederlermiş. Aceb sırr-ı temâşâgâh idi kim bu hakîrun kendi müşâhede etdüğü meşhûr-ı âfâk temâşâdır kim Hudâ âlimdir böyle olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 133a–133b ·
metinde göster ·
hadîka-i ravza-i pür-envâr-ı rıdvânda menbût olan benefşe ve lâle ve erguvânın …
Mihrâb önündeki bâğ-ı İreminin içinde mesken edinen mürg-ı hoş-elhânın savt-ı hazînleri cemâ‘at-i musallîye hayâ verir. Ol hadîka-i ravza-i pür-envâr-ı rıdvânda menbût olan benefşe ve lâle ve erguvânın râyiha-i tayyibesi cemâ‘atin dimâğın mu‘attar eder. Ve cânibi vakfdan câmi‘-i şerîfin nâzırı olan mütevellîsi gül [ü] sünbül ve nesrin ü zanbakun mevsiminde cümle sâflar mâbeynin niçe yüz aded hokkaları mezkûr şükûfeler ile derûn-ı câmi‘-i pür-envârı tezyîn edüp câmi‘-i nûr iken derûn [u] bîrûnu pür-nûr olup müşk-bû olur. Ve kıble kapunun atebe-i ulyâsı üzre 152a celî hatt-ı Müsta‘sımî ile mastûr olan târîhi budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 151b–152a ·
metinde göster ·
… er tarafda olan düşmânlarına süzülüp şikâr alup yine bu Edirne âşiyânında meştâ
verirdi. Ol
ecilden bu sarâyı ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim gûyâ ravza-i Rıdvân-ı b …
Kadîm-i evvelde İdrivne kral-ı dâllinin şikârgâhı bir hıyâbân-ı kûyâğistân bir koru-yı kân-ı gülistân idi. Ba‘de'l-feth Şehîd Murâd Hân halkdan münzevî olup tâ‘at [u] ibâdet içün bir savma‘a ve câ-be-câ ba‘zı maksûreler inşâ edüp imâr eder. Andan Ebü'l-feth pederi Koca Murâd Hân-ı Sânî bu bâğ-ı İrem içre nehr-i Tunca kenarınca niçe tâk-i Havernâklar ve niçe tâk-i nüh-tâk-i tumturaklı kulleli kasr-ı âlîler ihdâs eder. Her mülûk birer âsâr edüp gûyâ bâğ-ı İrem mânend-i Peçevî-yi dilcû-yı Sirem olup tâ Sultân Süleymân Hân asrına gelince devlet-i Âl-i Osmân şân u şöhret [ü] şevket bulup yevmen fe-yevmen terakkîde olmağıla Süleymân Hân diyâr-ı Alaman gazâlarına rağbet etmeğile bu Edirne'yi âşiyân edinüp bu mekân-ı mübârekden her tarafda olan düşmânlarına süzülüp şikâr alup yine bu Edirne âşiyânında meştâ verirdi. Ol ecilden bu sarâyı ol kadar ma‘mûr [u] âbâdân eyledi kim gûyâ ravza-i Rıdvân-ı bâğ-ı cînân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 160b ·
metinde göster ·
… kâdirdir kim "Karanu gecede kara karıncaya kara taş içinde kadarınca nafakasın
verir." Ol
ki evlâdın derûn-ı dilden Rabbullah'a emânet vere ol fenâ bulur mu? Arapça
Ve Şems Efendi câmi‘i: Ya‘nî Sinoğlu câmi‘i nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Bu nâm ile şöhre-i şehr olmasının sebeb-i tesmiyesi oldur kim bu sâhibü'l-hayrât merhûm Şems efendi rahm-ı mâderde iken peder-i büzürgvârı gazâya giderken "İlâhî bu hâmile ehlimin karnındaki evlâdımı sana emânet eyledim", deyüp gazâya müteveccih olur. Ba‘de'l-feth cihâd-ı asgardan gelüp görse kim ehli âhirete intikâl eylemiş. Ahâlî-i mahalleden ehlinün gûrun su’âl edüp eydür: "Biz gazâya müteveccih oldukda ehlimün batnındaki evlâdım i‘tikâd-ı tâm ile ol Hayyu'l-Kayyûm'a emânet verdim. Elbette ol evlâd âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arzîden masûn [u] mahfûzdur", deyüp mezâristâna varup ehlinün güruna varup eydür: "Es-selâmü aleyke yâ ehle'l-kubûr" dedikde hemân sin içinde bir ma‘sûm sadâsıyla: "Ve aleykümü's-selâm yâ mücâhidi fî sebîli'llah ebî" der. Cümle huzzâr-ı meclis hayrân olup sinn-i meşhedin kapusun küşâde edüp görseler üç seneye bâliğ olmuş yüzü bedr olmuş bir şems-i münevver gulâm-ı pür-enver vâlidesinin sağ tarafında yatar. Vâlidesinin sağ tarafı memesi aslâ çürümeyüp ma‘sûm-ı pâk vâlidesinin emceğin şupur şupur emmeğe başlar. Perverdigâr Rabbü'l-izze kâdirdir kim "Karanu gecede kara karıncaya kara taş içinde kadarınca nafakasın verir." Ol ki evlâdın derûn-ı dilden Rabbullah'a emânet vere ol fenâ bulur mu? Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
… nde kadarınca nafakasın verir." Ol ki evlâdın derûn-ı dilden Rabbullah'a emânet
vere ol
fenâ bulur mu? Arapça
Ve Şems Efendi câmi‘i: Ya‘nî Sinoğlu câmi‘i nâmiyle meşhûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Bu nâm ile şöhre-i şehr olmasının sebeb-i tesmiyesi oldur kim bu sâhibü'l-hayrât merhûm Şems efendi rahm-ı mâderde iken peder-i büzürgvârı gazâya giderken "İlâhî bu hâmile ehlimin karnındaki evlâdımı sana emânet eyledim", deyüp gazâya müteveccih olur. Ba‘de'l-feth cihâd-ı asgardan gelüp görse kim ehli âhirete intikâl eylemiş. Ahâlî-i mahalleden ehlinün gûrun su’âl edüp eydür: "Biz gazâya müteveccih oldukda ehlimün batnındaki evlâdım i‘tikâd-ı tâm ile ol Hayyu'l-Kayyûm'a emânet verdim. Elbette ol evlâd âfât-ı semâvîden ve âfât-ı arzîden masûn [u] mahfûzdur", deyüp mezâristâna varup ehlinün güruna varup eydür: "Es-selâmü aleyke yâ ehle'l-kubûr" dedikde hemân sin içinde bir ma‘sûm sadâsıyla: "Ve aleykümü's-selâm yâ mücâhidi fî sebîli'llah ebî" der. Cümle huzzâr-ı meclis hayrân olup sinn-i meşhedin kapusun küşâde edüp görseler üç seneye bâliğ olmuş yüzü bedr olmuş bir şems-i münevver gulâm-ı pür-enver vâlidesinin sağ tarafında yatar. Vâlidesinin sağ tarafı memesi aslâ çürümeyüp ma‘sûm-ı pâk vâlidesinin emceğin şupur şupur emmeğe başlar. Perverdigâr Rabbü'l-izze kâdirdir kim "Karanu gecede kara karıncaya kara taş içinde kadarınca nafakasın verir." Ol ki evlâdın derûn-ı dilden Rabbullah'a emânet vere ol fenâ bulur mu? Arapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 201a ·
metinde göster ·
… len elçilerün kıyâfetine koyup dîvân-ı pâdişâhîde tercümânlık edüp söz alup söz
verirdi. Ol
Kahvecizâde Sultân Murâd Hân'a eğlence olmak içün Diyârbekirli lehcesile bir hi …
Evvelâ fâtih-i Bağdâd ya‘nî Sultân Murâd, âlüfte vü âşüfte bir pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağile her giz tabî‘at-ı şerîfleri cânib-i şarka meyyâl olduklarından ehl-i Irâk'un ve şehr-i Diyârbekr'ün Acemâne ve levendâne kelimâtlarından hazz edüp bizzât kendüleri "Men şöyle demişem" "Men heze böyle dememişem" deyü şark lisânı üzre tekellüm etdiklerinden nedîm-i yâr-ı gâr-ı hâslarından Kahvecizâde nâm bir mukallidi var idi. Yigirmi aded lisânda fesâhat u belâgat {üzre kelimât} etmede yed-i tûlâsın ayân etmişdi. Hatta Nemse ve Leh ve Çeh ve Fireng ve Moskov kırâlları taraflarından bir elçi yalacı gelse mezkûr Kahvecizâde mukallid ol elçi kıyâfetine girüp fesâhat üzre tercümânlık ederdi. Gerçî müslim ü 207b muvahhidlere tenbîhü'l-gâfilîn içün Arapça buyurulmuşdur. Ammâ Murâd Hân bir pâdişâh-ı Cem-cenâb olmağile mezkûr Kahvecizâde'yi her gelen elçilerün kıyâfetine koyup dîvân-ı pâdişâhîde tercümânlık edüp söz alup söz verirdi. Ol Kahvecizâde Sultân Murâd Hân'a eğlence olmak içün Diyârbekirli lehcesile bir hicv-âmîz kadehnâme etmişdir. Güfte-i Kahvecizâde der-hakk-i ahâlî-i Diyârbekir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 207a–207b ·
metinde göster ·
… ördüğü gibi âteş-i Nemrûd yakup bir kantâr nühâs-ı hâssa bir dank iksîr-i a‘zâm
verüp ol
ân sûret-i zerd bulup bir zer-i hâlis olur kim şem‘i asfer gibi nerm bir zeheb- …
Hemân azîz eydür: "Beğim, eğer afv ile mu‘âmele ederseniz huzûrunuzda eylesinler, tâ ki acâ’ib göresiz." der. Murâd Han azîzün halvethânesine gidüp halvet ederler. Hikmet-i Huda ol mahalde azîzün hareminde eyâlet-i Şâm'da Ma‘ânoğlu nâmıyla meşhûr-ı âfâk mîr-i Dürzî'nün bir fertûte-i cihâne vü delle-i muhtâre dûşîze kızı var idi. Huzûr-ı pâdişâhîye gelüp zemîn-bûs edüp niçe kelâm-ı dırâzdan sonra ol mekkâre avret babası Ma‘ânoğlu'ndan gördüğü gibi âteş-i Nemrûd yakup bir kantâr nühâs-ı hâssa bir dank iksîr-i a‘zâm verüp ol ân sûret-i zerd bulup bir zer-i hâlis olur kim şem‘i asfer gibi nerm bir zeheb-i hâlis olup azîz andan bir kaç habbe edüp kendüsi tenâvül eder. Üç habbe dahi Murâd Hân ekl edüp ol gün ol gece Murâd Han aslâ ta‘âm dilemeyüp pür-şikem durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 209a ·
metinde göster ·
… i bilüp bir kızıl katır yükü harîr ve bir katır yükü üzüm ve incir, niçe şeyler
verüp ol
gice andan mihmân olup vakt-i zuhrdan gurûba dek seyr ü temâşâ etdim. Ammâ Mele …
Menzil-i urûc-ı kûh-ı Saçlı: Bu kûh-ı bâlânın ta zirve-i a‘lâsında Bapır köyü nâm mahalle üç yüz âdemle varup Bapırın ya‘nî hâkimlerinin hânesine nüzûl edüp paşanın nâmesin verüp aslâ helvâcı kâğızı yerine komayup cümle iş erleri huzûrunda okunup Mardinliler tercümânlık edüp me’âl-i kelâm anlara i‘lâm etdiler. Anlar eyitdi: "Bizi Melek Ahmed Paşa etdiğiyle korkutmasın. Eyle bir ciddî vezir ne geldi ve ne gelecekdir. Şimdi istimâ‘ etdik {Melek Paşa} Van'a gidermiş. Eğer Melek yine Diyârbekir vâlîsi olursa cümlemiz ehl [ü] ıyâlimizle hâk-i pâyine yüzümüz süreriz, mâlımız cânımız yoluna fedâ ederiz, ammâ bu Mustafâ Paşa'ya on kızıl katır yükü harîr veririz, gayrı bir şey vermeziz". On aded katır ile yüklü harîr gönderdiler ve bizimle varan âdemlerin eşbehlerine beşer vukiyye harîr verdiler, ammâ 216b niçeleri bu hakîri bilüp bir kızıl katır yükü harîr ve bir katır yükü üzüm ve incir, niçe şeyler verüp ol gice andan mihmân olup vakt-i zuhrdan gurûba dek seyr ü temâşâ etdim. Ammâ Melek Ahmed Paşa efendimiz eyle harâb u yebâb ideli on beş sene içinde ol kadar imâr olmuş ol kadar fetâ yiğitler peydâ olmuş kim ta‘bîr olunmaz. Ale's-seher atlarımıza süvâr olup hedâyâlar ile Firârî Paşa'ya gelüp bir katar katır bârı harîrin teslîm etdiğimizde vâfir gürleyüp fılayup gazab-âlûd oldu. "Elbette biz anların üstüne gidelim" deyü cümle eyâlet-i Diyârbekir'e emîrler yazılması fermân olundu. Ammâ ne mümkin, Saçlı dağına gitmeğe seksen bin asker gerek ve iki yüz kise masrûf gerekdir. Hikmet-i Hudâ ertesi gün çöl Urbânı olan Alî Fâris'den feryâdcılar gelüp "Amân sultânım, amân çöl pâdişâhı (---)(---) beni zebûn etdi, imdâdıma câr yetiş, sultânıma dahl düşmüşem." deyü nâmesiyle beş aded küheylân kısraklar hedâyâ geldi. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 216a–216b ·
metinde göster ·
… hatt-ı şerîfi dîvân-ı pâdişâhîde dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi destine
verüp ol
dahi savt-ı a‘lâ ile alâ mele’i'n-nâs kırâ’at edüp yetmiş aded âdemin kelle-i b …
Cümle Kürdistân askeri ve a‘yân-ı Van bu ni‘met-i uzmâ ile def‘-i cîy‘ân eyleyüp "Ba‘de't-ta‘âm ve'd-du‘â vü senâ dîvân-ı pâdişâhîdir", deyü dokuzar kat 248b mehterhâneler çalınup ba‘dehû bin bir ayak bir ayak üzre kat-ender-kat durup çavuşlar alkışlayup, "Şikâyetçi var mı?", deyince netîce-i merâm yedi kimesnenin gûnâ-gûn da‘vâları dinlenüp şer‘ ile edâ-yı hak olunup yedi kimesnenin katillerine fermân-ı şehriyârî var iken anları kaldırdup kal‘aya fermân edince hemân dîvânda eli kavuşup duranlardan dörd âdem dîvândan firâr edüp üçü dîvânda tepesi üzre ser-nigûn olup sarı‘ dutdular. Meğer bunlar ve firâr edenler Van Paşası Şemsi Paşa oğlu Mehemmed Emîn Paşa'nın Van'a kapanup isyân etmesine bâ‘is ü bâdî olanlardan bu firâr edenler imiş. Der-akab anları keşân-ber-keşân getirüp dîvân-ı pâdişâhîde ba‘de's-subût huccet-i şer‘iyye ile kellelerin tenlerinden cüdâ olup öbir ser-nigûn olup düşen ihtiyârları kal‘aya fermân etdüğünden sonra kapucubaşı hatt-ı şerîfi dîvân-ı pâdişâhîde dîvân efendimiz Gınâyîzâde Alî Efendi destine verüp ol dahi savt-ı a‘lâ ile alâ mele’i'n-nâs kırâ’at edüp yetmiş aded âdemin kelle-i bî-devletleri Dârü's-saltanati'l-aliyyeye fermân olunup yetmiş âdemden kırk beşi anda mevcûd bulunup cümle huzûr-ı paşaya dest ber-kafa kayd [ü] bend ile gelüp cümlenin cürmleri su’âl olunup "Şehrimizi harâb u yebâb etdirüp top güllesiyle hânedânlarımız berbâd etdirüp bu kadar âdem kılıçdan geçmesine bu zorba ve aşkıyâlardır." deyü şehâdet eylediklerinde paşa eydür: "Bugünkü gün pâdişâhımın vekîl-i mutlakı ve serdâr-ı mu‘azzamıyım. Bu yedi âdemi vekâletim hasebiyle âzâd etdim, ammâ bu otuz sekiz âdemin haklarından gelirim. Tiz cellâdlar, kaldırın!" deyü sekban u sarıca bu mücrimleri kaldırup kal‘aya götürdüler. Biri giderken yolda cân verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 248a–248b ·
metinde göster ·
… e adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân
verir. Ol
ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâk …
Der-vasf-ı ecrâm-ı kal‘a-i âlî Van: Bu kal‘a-i serbülendi bir vech ile adımlamak mümkin olmadı. Zîrâ her cânibi çâh-ı gayyâ ve derk-i esfelden nişân verir. Ol ecilden cânib-i edvârında asla handakı yokdur. Ancak şarkdan garba tûlânîce vâki‘ olmuş bir kal‘a-i bâlâ-misâldir ve ibtidâ aşağıdan bu kal‘aya urûc ederken yokuş 252a yukaru cânib-i şarka üç bin adımda gücile yedi kulle geçüp İçkal‘a kapusuna varılır kim cânib-i garba nâzır üç kat bâb-ı hadîdlerdir. Gûyâ derveze-i Şirvân diyârında İskender'in binâsı Demirkapu'dur. Bu Van kapuları mâbeynlerinde rûz [u] şeb sayf [u] şitâda beher yevm birer oda yeniçeri ve bir gün azeb-i hisâr ve bir gün hisâr erleri nigehbânlık ve dîdebânlık edüp bir ma‘sûm-ı pâk ve bir hâtûn-ı nâ-pâk bu kal‘a kapusundan içeri komak ihtimâlleri yokdur. Zîrâ bir kere niçe yüz Ekrâd avret libâsıyla bu kal‘aya girüp feth etmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b–252a ·
metinde göster ·
Mehemmed Beğ'e haber olup geldikde yigirmi {bin} koyunu kendüye teklîf olundukda "Hâşâ almam koca vezîr! Ben bu koyunlar içün demin yetmiş kise almışım. Bu yigirmi bin koyun benden sana helâl-i hoş olsun." deyüp Paşa, Mehemmed Beğ'e yine bir hil‘at verüp ol sâ‘at koyunları vekîl-harca teslîm edüp Haleb'e gönderüp anda fürûht olunup koyunların bahâsına cümle yıllık çuka ve atlas gelüp {paşa} askerine yıllık verilmesin fermân etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280a ·
metinde göster ·
… ları getiren ağaya bir kise guruş verüp Yûsuf Kethudâ'ya ağa-yı mezbûru müsâfir
verüp ol
ân dîvân efendisine paşa tenbîh edüp "Murtezâ Paşa karındaşımızın karındaşın ha …
Ve ol ân atları getiren ağaya bir kise guruş verüp Yûsuf Kethudâ'ya ağa-yı mezbûru müsâfir verüp ol ân dîvân efendisine paşa tenbîh edüp "Murtezâ Paşa karındaşımızın karındaşın haps eden Dümbülî hânına mektûb-ı mü’ekked yazup Paşa karındaşımızın bürâderin mataracısıyla hapisden ıtlâk eder. Yohsa Şâha bildirüp kendinin hakkından geldiririm." deyü bir nâme yazmağa tenbîh etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 285a ·
metinde göster ·
… er çeküp kanlar aldılar ve mumyâ-yı kânîleri badem yağıyla içirüp gûyâ tâze cân
verdiler. Ol
gün hân ile vedâ‘ edüp hânı nefy-i beled etdiler. Anlar dahi Rûmiyye cânibine g …
Hakîr yanına varup hâlin hâtırın su’âl etdim. Hân hamd-i Hudâ edüp eydür: "Şükür olsun kim gözüm çıkarup ödüm çıkarmadılar" deyü hakîre koynundan yedi kıt‘a elmas taş ve bir incü tesbîh ve bin altun verüp "Dehi çok şey verirem" dedi. Hemân ol mahalde cerrâhlar ve hukemâ-yı hâzık fassâdlar gelüp hânın vücûdunda olan kırbaç zahmların hacamatlar edüp şîşeler çeküp kanlar aldılar ve mumyâ-yı kânîleri badem yağıyla içirüp gûyâ tâze cân verdiler. Ol gün hân ile vedâ‘ edüp hânı nefy-i beled etdiler. Anlar dahi Rûmiyye cânibine gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 303b ·
metinde göster ·
"Bre mel‘ûnlar, ben size vakfullahdan bu kadar bî-hisâb cebehâne
verdim. Ol
Sîn kal‘asın ben eyle metîn eyledim ki bir ay muhâsarâya tahammül ederdi. Bâri …
"Bre mel‘ûnlar, ben size vakfullahdan bu kadar bî-hisâb cebehâne verdim. Ol Sîn kal‘asın ben eyle metîn eyledim ki bir ay muhâsarâya tahammül ederdi. Bâri üç gün cenge tahammül ederdi. Bi-emrillâh iki günde ben imdâda giderdim. Niçün ceng etmeden Sîn kal‘asın bu kadar mâl-ı firâvân ile Kızılbaş'a verdiniz?" deyü cümle ser-i kârda olan kimesnelerden serâperde-i Hüsrev önünde yüz elli nefer mankâle âdemlerin kellelerin bedenlerinden cüdâ etdirir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 320a ·
metinde göster ·
… üp âteşden çıkarup elimize aldık. Gûyâ buz pâre gibi idi. Niçe şey’leri Paşa'ya
verüp ol
dahi Âsitâne'de Kaya Sultân'a hedâyâ gönderdi ve hâlâ hakîrde niçe gûne şey’ler …
Hakîkatü'l-hâl niçe bisâtları âteşe bırakdık. Ne yandı ve ne kavruldu ve ne karardı ve bozardı. Âteşin harâreti bile te’sîr etmeyüp âteşden çıkarup elimize aldık. Gûyâ buz pâre gibi idi. Niçe şey’leri Paşa'ya verüp ol dahi Âsitâne'de Kaya Sultân'a hedâyâ gönderdi ve hâlâ hakîrde niçe gûne şey’leri vardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37a ·
metinde göster ·
… ile bir ceng-i azîm ederiz. Ya taht ola, ya baht" deyü bunlara tesellî-i hâtır
verüp ol
gece mel‘ûn Rakofçi taburun bir cânibin hâlî bulup gemiler ile âdemlerin hâzırl …
Rakofçi la‘în eydir: "İşte bana Leh cânibinden mektûblar geldi. Altmış bin Erdel askeri ve kırk bin Seykel askeri ve yigirmi bin Hayduşak kavmi askeri ve on bin Saz Macarı askeri sabâhın geliyorlar. İsâ'nın emriyle anlar imdâda gelince bir kerre taşra çıkup Leh ile ve Tatar ile bir ceng-i azîm ederiz. Ya taht ola, ya baht" deyü bunlara tesellî-i hâtır verüp ol gece mel‘ûn Rakofçi taburun bir cânibin hâlî bulup gemiler ile âdemlerin hâzırlayup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 43b ·
metinde göster ·
Ve niçe mirzâlara zırh [u] zereh-külâh ve kılıçlar ve tîrkeşler
verilüp ol
gün üç yüz koyun kebâb ve elli kazgan pilav ve zerde ve çorba ve yetmiş gûne ni …
Ve niçe mirzâlara zırh [u] zereh-külâh ve kılıçlar ve tîrkeşler verilüp ol gün üç yüz koyun kebâb ve elli kazgan pilav ve zerde ve çorba ve yetmiş gûne ni‘met ile altı bin sahan ta‘âm-ı gûnâ-gûn ve elli bin ekmek summât-ı Muhammedîlere yetmiş yerde ni‘metler döşenüp Akkirmân çayırları üstüne kebâb ve pilav yahni konup Tatar askeri birbirine girüp yedi günlük ta‘âmı bir günde yeyüp pilav zerde ve çorbayı kalpaklarına koyup koşlarına götürdüler. Bu ziyâfet-i azîm hâlâ Akkirmân'da ve Kırım diyârında dâsitân-ı dûstândır. 51a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b–51a ·
metinde göster ·
… liyâm, boş gitme. şu emâneti Paşa'ya ver" deyü hakîre dahi yüz altun harc-ı râh
verüp ol
ân dest bûs edüp cümle Akkirmân ve Özü kulu ve Paşalı sekbân sarıca askeriyle y …
Hakîr {eyitdim}: "İşte Hânım, Paşa efendime ben müjde götürüp geldim ve yine şimdi giderim" dedikde hemân Hân tarfetü'l-ayn içre Paşa'ya bir mektûb yazup Paşa'ya koynundan bir cevâhirli sâ‘at verüp, "Evliyâm, boş gitme. şu emâneti Paşa'ya ver" deyü hakîre dahi yüz altun harc-ı râh verüp ol ân dest bûs edüp cümle Akkirmân ve Özü kulu ve Paşalı sekbân sarıca askeriyle yine
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 62b ·
metinde göster ·
… be zabt u rabtdır kim zerre kadar bir kefere isyân ve hıyânet etse amân u zamân
vermeyüp ol
kâfir-i bed-fi‘âli böğründen kazığa urup aslâ indirmezler, zîrâ her köy kendde …
Ve cümle vilâyetinin cirmi dâ’iren-mâdâr kırk günlük yoldur. Ve bu vilâyet cümle (---) aded boyar ve porkalab hâkimlikleri yerlerdir. Ve eyle adl u adâlet vardır kim cemî‘i cevâhir makûlesi zî-kıymet eşyâların altun sini içre başında âşikâre götürüp gezdirsen bir kâfirin bakmağa cânı yokdur. Tâ bu mertebe zabt u rabtdır kim zerre kadar bir kefere isyân ve hıyânet etse amân u zamân vermeyüp ol kâfir-i bed-fi‘âli böğründen kazığa urup aslâ indirmezler, zîrâ her köy kendde hâkimleri ve askerî tâ’ifeleri çokdur. Ve adâletleri eyledir kim bir âdem bir âdeme aslâ zulm edemez ve beğ dîvânında da‘vâlar dinlenüp kimse yalan şahâdeti edemezler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107b ·
metinde göster ·
Bu serhadlerde Façat kal‘ası ve bu Vilagoş kal‘ası yiğitleri nâm
vermişlerdir. Ol
asırda bin aded güzîde yiğitleri var imiş, ammâ şimdi el-hâletü hâzihi bir dizd …
Bu serhadlerde Façat kal‘ası ve bu Vilagoş kal‘ası yiğitleri nâm vermişlerdir. Ol asırda bin aded güzîde yiğitleri var imiş, ammâ şimdi el-hâletü hâzihi bir dizdârı ve elli aded neferâtları var, ammâ Orta Macar'a ve Erdel Macarlarına el-amân dedirmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121b ·
metinde göster ·
ân konağıma bir Fireng Lasman gulâm ile yigirmi suhûn ta‘âm gönderdi. Ale's-seh …
Hamd-i Hudâ Sührâb Mehemmed Paşa'yı bunda bulup bizi alay ile huzûruna getirdüp müşerref oldukda dîvân-ı pâdişâhî edüp emr-i pâdişâhîler kırâ’at olundukda "Fermân pâdişâhımın" deyüp Kanije seferinden halâs olup Kotur kal‘ası muhâfazasına ve Hersek sancağı muhâfazasına me’mûr olduğuna cihân cihân hazz edüp hakîre bir zer-ender-zer bir hil‘at-i fâhire geydirüp bir eğerli Hersek atı ve bir kîse guruş ihsân edüp ol ân otağ-ı çetr-i mülammâ‘ın kurup tuğların çıkarup hakîre alaybeği hânesin konak verüp ol ân konağıma bir Fireng Lasman gulâm ile yigirmi suhûn ta‘âm gönderdi. Ale's-seher Pıraçalı Mustafâ Paşa dahi gelüp yine dîvân-ı Âsaf-ı 150b Berhayâ olup emr-i pâdişâhîler ile Sadrıa‘zam mektûbları ve İbrâhîm Kethudâ efendimizin mahabbetnâmeleri tilâvet olunup Pıraçalı Mustafâ Paşa'nın dahi ma‘lûmu olup Dobra-Venedik hazînesinden verilmek üzre üç tüfeng-endâz yiğide Mustafâ Paşa pandurbaşı olduğundan ve Raba seferinden halâs olduğundan gûyâ raks edüp hakîre ol dahi bir kîse ve bir at ve bir Fireng gulâmı ve bir kelb-i mu‘allem tazı ve bir çapar zağar ihsân etdi. Ertesi nefîr-i rıhletler çalınup andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150a–150b ·
metinde göster ·
Hattâ birini tenâvül eden âdem gûyâ sakankur-ı mâhî ma‘cûnu yemiş gibi takviyet
verüp ol
gece ehliyle levendâne ve dilberâne pehlivân-âsâ güleş edüp ehlini beş altı ker …
Hattâ birini tenâvül eden âdem gûyâ sakankur-ı mâhî ma‘cûnu yemiş gibi takviyet verüp ol gece ehliyle levendâne ve dilberâne pehlivân-âsâ güleş edüp ehlini beş altı kerre alt edüp yenmeğe kâdir olur. Tâ bu mertebe mukavvî balığı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 162a ·
metinde göster ·
… i cümle bir yerden top olup esîr olan kâfirlerin ellerine birer kâfir kelleleri
verüp ol
gün gidüp,
Evvelâ nehr-i Raba kenârından cânib-i şarka Balatin gölünü sol tarafa alup kal‘a-i Seğitvar ve kal‘a-i Kapoşvar yollarına kulağızlarımız 9a gidüp Kanije Vâlisi Yentür Hasan Paşa askeri ve kethudâsı ve Kanije kulunun nısfı ve bizim Tatar ve serhadli askerleri cümle bir yerden top olup esîr olan kâfirlerin ellerine birer kâfir kelleleri verüp ol gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 8b–9a ·
metinde göster ·
… zîr ile cümle asâkir-i İslâm karşu tarafa geçüp yine cümle askere umûm zahîresi
verilüp ol
gece anda yatıldı.
Bu kal‘ayı dahi seyr-i temâşâ edüp atlara çul ve gulâmlara Macar kebeleri alup andan yine cânib-i garba 6 sâ‘atde bâğlar ve bâğçeler içre gelüp tekrâr menzil-i kal‘a-i Üstürgon'a dâhil olup ol gün Üstürgon cisri tamâm olup fermân-ı vezîr ile cümle asâkir-i İslâm karşu tarafa geçüp yine cümle askere umûm zahîresi verilüp ol gece anda yatıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 28b ·
metinde göster ·
… e hudûd verelim, hemân dostluk edelim" deyüp gelen nâme Cânpoladlı Hasan Ağa'ya
verüp ol
dahi Pojon kal‘ası üzre çâsârın Beç kal‘asına varup nâmeyi krala verüp ol dahi …
"Baş üstüne pâdişâh-ı Rûm ne ki murâd edindi dahi ziyâde harâc ve dahi ziyâde hudûd verelim, hemân dostluk edelim" deyüp gelen nâme Cânpoladlı Hasan Ağa'ya verüp ol dahi Pojon kal‘ası üzre çâsârın Beç kal‘asına varup nâmeyi krala verüp ol dahi "Sem‘an ve tâ‘a" deyü Sadrıa‘zama üç günde mektûbları gelüp Sadrıa‘zam şâd [u] handân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 30a ·
metinde göster ·
… ğa'ya verüp ol dahi Pojon kal‘ası üzre çâsârın Beç kal‘asına varup nâmeyi krala
verüp ol
dahi "Sem‘an ve tâ‘a" deyü Sadrıa‘zama üç günde mektûbları gelüp Sadrıa‘zam şâd …
"Baş üstüne pâdişâh-ı Rûm ne ki murâd edindi dahi ziyâde harâc ve dahi ziyâde hudûd verelim, hemân dostluk edelim" deyüp gelen nâme Cânpoladlı Hasan Ağa'ya verüp ol dahi Pojon kal‘ası üzre çâsârın Beç kal‘asına varup nâmeyi krala verüp ol dahi "Sem‘an ve tâ‘a" deyü Sadrıa‘zama üç günde mektûbları gelüp Sadrıa‘zam şâd [u] handân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 30a ·
metinde göster ·