… n ve kızların eşkâllerin yazup esîr başına birer altun alup eline pencik kâğızı
verüp andan
sâhibi üsârâların fürûht eder, elinde pencik eşkâlli ve memhûrlu kâğızı olmasa …
Bu kârhâne Emînönü'nde büyük gümrük mukâbelesinde azîm çardakdır, senevî (---) kîse mîr[î] mâl verir iltizâmdır. Leh ve Çeh ve Nemse ve Maskov ve Rûs ve Gürcî ve Abaza ve Çerkes'den gelen esîrlerin, bu kârhânede emîn cümle gulâmların ve kızların eşkâllerin yazup esîr başına birer altun alup eline pencik kâğızı verüp andan sâhibi üsârâların fürûht eder, elinde pencik eşkâlli ve memhûrlu kâğızı olmasa satamaz ve esîrin mîrîye girift ederler. Zîrâ pencik emîninin iki yüz neferâtları böyle kâr bulmağa me’mûrlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 178a ·
metinde göster ·
… ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ
verüp andan
aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek v …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
… r top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân
verüp andan
kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen a …
Eşkâl-i kal‘a-i Ankara: Evvelâ bir kûh-ı bâlânın tâ zirve-i a‘lâsında dörd kat beyâz seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâ, hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir hisâr-ı Kahkahâ-vâr-ı sûr-üstüvârdır. Her katı biri birinden âlî vâkı‘ olmuşdur. Her tabakasının mâbeyni birbirinden üç yüz adımdır ve her katı dîvârının kaddi altmışar arşın âlî dîvârdır ve her dîvârın vüs‘ati onar zirâ‘-ı melikî arîzdir. Esâslarının altı dâiren-mâdâr kemer binâlar ile boşdur, derler ammâ görmedim. Zîrâ hîn-i muhâsarada düşman zîr-i kal‘aya girüp lağım atmasın deyü kal‘anın temeli altı boşdur. Ve bu iç kal‘a kıbleden tarafa yanbükü durup şarkdan garba tûlânîce vâkı‘ olmuşdur. Cânib-i garba dörd kat birbirinden geçme demir kapulardır kim bir kal‘ada bu gûne hadîd bâb-ı kavîler yokdur. Ve her kapu mâbeyninde asma demir kafesler âmâde olup demir zincirler ile maslûbdur. Her kafesin demirleri bazu kalınlığı kadar vardır. Hîn-ı muhâsarada kal‘a dîvârı içinden aşağı kapular önüne bırağup siper ederler. Ve bu kal‘ada olan atebe-i âlî ve atebe-i süflî seng-i ahmer-gûnları bir kal‘ada görülmemişdir. Ve en taşra kapu kim Atbâzârı yerine nâzırdır kim cânib-i garba mekşûfdur, atebe-i âlîsi kemeri üzre selef pehlivânlarının gürzleri ve ibret-nümâ mâhî üstühânları ve niçe acâ’ibâtlar maslûbdur. Şeb [u] rûz bu kal‘a kapusu dâhilinde ve hâricinde kal‘a neferâtları şeb [u] rûz pâsbânlık ederler. Ve kal‘a dizdârı bu kal‘adan taşra çıksa katl eylerler yâhûd azl edüp nefy ederler. Zîra cemî‘î düşman bu kal‘anın bir taşına bin baş verüp yüz bin savaş etmeğe cân-baş oynadır. Hattâ sene (---) târîhinde Erzurûm'da Abaza Paşa celâlî oldukda yüz bin askerle bu kal‘ayı muhâsara edüp aşağı varoş hisâra istîlâ edüp bu iç hisâra sarılmak sadedinde iken Abaza Paşa sarâyında otururken kal‘adan üstâd-ı top-bâz Abaza'ya bir gülle niçe urursa Abaza'nın kıçı sınup mecrûhen hâ’ib ü hâsir yine Erzurûm'a gitdi. Ol zamandan berü kal‘a dizdârı kal‘a kapusu önünden mesâfe-i ba‘îdeye gitmek memnû‘dur. Ve şeb [u] rûz kal‘a neferâtları derûn-ı kal‘adan münfekk olmayup her şeb "Allah yekdir yek" deyü nigâhbânlık ederler. Gerçi bu yukaru iç kal‘anın etrâfında handakı yokdur ammâ cânib-i etrâfı yalçın kanâre kayalardır. Bir cânibden zafer mümkün değildir. Ve lağım işlemek hod aslâ sehl değildir. Zîrâ kat-ender-kat cümle üç yüz altmış altı kullelerdir. Birbirine nâzır olup korudur. Bir tarz-ı garîb hendese üzre tarh [u] tarz olunmuşdur. Ve cümle dörd katında bin sekiz yüz dendân-ı bedendir. Ve dâiren-mâdâr bu iç hisâ[r] dörd bin adımdır. Cânib-i şarka Hıdırlık nâm bir püşte üzre ziyâretgâh vardır. Sehl bu kal‘aya havâledir. Ammâ aslâ andan zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ kal‘a ile bu Hıdırlık dağının mâbeyni bir top-ı dırâz menzilidir. Aşağısı gayyâ ve derk-i esfel ve câh-ı cahîmden nişân verüp andan kal‘aya urûc etmek emr-i asîrdir. Ve bu iç kal‘ada cümle sağîr u kebîr seksen altı pâre topları vardır, amma balyemez topları yokdur. Şâhî ve tarabzen ve kolomborna topları çokdur. Ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve âlât-ı silâhı vardır. Ve bu kal‘a içre bâğsız ve bâğçesiz cümle altıyüz hâne-i zîbâlardır. Ve (---) câmi‘i andadır. Kadîm-i evvelde deyrden vely olunmuş câmi‘-i kadîmdir. Ve cümle hâneleri ve imâretleri serâpâ türâb-ı pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır. El-hâsıl bu iç kal‘a binâ cihetinde ve şîrînkârlık ve mühendislik fenninde vâcibü's-seyr bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Ammâ aşağı kal‘a sene (---) târîhinde celâlî havfinden Cenâbî Ahmed Paşa i‘ânet-i âhâlî-i eyâlet ile bir kat bir sûr-ı muhkemât binâ etmişdir. 357a Dörd kapusu vardır. Ve dâiren-mâdâr üç tarafı altı bin adımdır. Bir tarafında yukaru iç kal‘adır kim anı ihâta etmiş aşağı hisârdır. Bu hisârın cânib-i şarkîsinde yukaru hisârdan kayalar içre Hızırlık deresine nüzûl olunur. Kayalar içre su yolları vardı. Ve iç kal‘ada su sarnıçları ve buğday anbârları vardır. Ammâ bu aşağı hisârda âb-ı revânları firâvân olmağıla su sarnıçları yokdur. Cümle yüz yetmiş çeşme-i mâ’-i zülâldir ve üç bin çâh-ı mâ vardır. Ve kal‘a etrâfında olan kapuları evvelâ Cânib-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 356b–357a ·
metinde göster ·
… mahsûldârdır. Anda Zahîreci Alî Ağa kalup hakîre kurâ halkından elli atlı refîk
verüp andan
8 sâ‘atde,
Menzil-i karye-i Döleşce: Kankırı hâkinde yüz elli hâneli bâğlı ve bâğçeli ve bir câmi‘li ve hafta bâzârı durur bir büleyde-i mahsûldârdır. Anda Zahîreci Alî Ağa kalup hakîre kurâ halkından elli atlı refîk verüp andan 8 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 366b ·
metinde göster ·
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete meserret beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u] handân oldular kim zühre-i felek raksa girüp paşa efendimiz serîr-i sa‘âdetde ve dîvân-ı adâletde revnak ve nev tarâvet bulup Ramazânın 14 erba‘a gün kânûn-ı sadrıa‘zam üzre kola binüp İslâmbol mollası öni sıra dahi talî‘a ayak nâ’ibi dahi muKuddem muhtesib ağası bu tertîb üzre alay-ı azîm ile Unkapanı mahzeni cenbinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân'ın dîvânhânesinde cemî‘i Karadeniz re’îslerin ve cemî‘i habbâzânları ve cümle uncuları ve cemî‘i mühtekir navluncuları cem‘ edüp Karadeniz sâhilinde Varna ve Palçığ ve Kavarna ve Keligra ve Mankalya ve Karahırmen ve Köstence ve Toluca ve Beşdepe ve İsmâ‘îl ve Kili ve Akkirmân nâm kal‘a ve iskelelerde gılâl niçeye alındığın su‘âl edüp ana göre çaşni dutup fi'l-hâl ekmek pişirüp ba'de‘l-harc ve'l-masârıf üç yüz dirhem beyâz nân-pâre bir akçeye el verüp eyle narh verüp lahm-ı semîne yedi akçe narh verüp andan Yemiş İskelesi'nde Ebü'l-feth'in sebzehâne dîvânına gelüp cümle me’kûlât [u] meşrûbat [u] müsmirrâta narh verüp andan Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve nohud ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sultânî vererek gelüp sarâyında karâr edüp gicelerimiz kadar rûzlarımız rûz-ı ıyd olup şeb [ü] rûz umûr-ı mu‘azzamayı seyr [u] temâşâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirin …
Andan cümle erbâb-ı dîvâna beşâret-i azîmeler ve cümle ehl-i hizmete meserret beşâşet-i amîmeler râygân olup pîr [u] cüvân ve fakîr [u] a‘yân ol kadar şâd [u] handân oldular kim zühre-i felek raksa girüp paşa efendimiz serîr-i sa‘âdetde ve dîvân-ı adâletde revnak ve nev tarâvet bulup Ramazânın 14 erba‘a gün kânûn-ı sadrıa‘zam üzre kola binüp İslâmbol mollası öni sıra dahi talî‘a ayak nâ’ibi dahi muKuddem muhtesib ağası bu tertîb üzre alay-ı azîm ile Unkapanı mahzeni cenbinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân'ın dîvânhânesinde cemî‘i Karadeniz re’îslerin ve cemî‘i habbâzânları ve cümle uncuları ve cemî‘i mühtekir navluncuları cem‘ edüp Karadeniz sâhilinde Varna ve Palçığ ve Kavarna ve Keligra ve Mankalya ve Karahırmen ve Köstence ve Toluca ve Beşdepe ve İsmâ‘îl ve Kili ve Akkirmân nâm kal‘a ve iskelelerde gılâl niçeye alındığın su‘âl edüp ana göre çaşni dutup fi'l-hâl ekmek pişirüp ba'de‘l-harc ve'l-masârıf üç yüz dirhem beyâz nân-pâre bir akçeye el verüp eyle narh verüp lahm-ı semîne yedi akçe narh verüp andan Yemiş İskelesi'nde Ebü'l-feth'in sebzehâne dîvânına gelüp cümle me’kûlât [u] meşrûbat [u] müsmirrâta narh verüp andan Ebü'l-feth'in yeniçeri ve muhtesib dîvânı çârdağına gelüp anda hubûbâtdan pirinç ve bakla ve nohud ve mercimek ve kettân ve hınnâ ve şeker ve kahveye ve gayri eşyâlara narh-ı sultânî vererek gelüp sarâyında karâr edüp gicelerimiz kadar rûzlarımız rûz-ı ıyd olup şeb [ü] rûz umûr-ı mu‘azzamayı seyr [u] temâşâsın ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 96b ·
metinde göster ·
Şâh İsmâ‘îl bu yüzden mâlik-i Irâk oldu kim Şâh İsmâ‘îl Diyârbekir'i muhâsara edüp derûn-ı Âmid'de mahsûr olan Karakoyunlu Emîr Şâh Beğ şâha bi'z-zarûrî amân ile kal‘a-i Âmid'i teslîm edüp Şâh İsmâ‘îl dahi tarafından eyâlet-i Diyârbekir'i İstac(ul)lu Muhammed Hân'a verüp andan kal‘a-i Mardin'i feth idemeyüp kal‘a-i Musul'u ve kal‘a-i Şehrezûl'u cümle peymân ile feth edüp âzim-i Irâk-ı Bağdâd olup geldikde merhûm Uzun Hasan neslinden olan hâkim-i Bağdâd Emîr-i Kebîr Yâr Beğ Hân şâhın cengine mukâvemete kâdir olamayacağın bilüp Uzun Hasan evlâdlarından Sultân Murâd ibn Ya‘kûb ile Bağdâd çölünden Ane kal‘ası ve Selme kal‘ası üzre Şâm'da Mısır Sultânı Gavrî'nin vezîri Sünyâl Hân'a varup dahil düşerler. Beri tarafda Şâh İsmâ‘îl kal‘a-i Bağdâd'ı tehî bulup bilâ ceng [ü] cidâl mutasarrıf olup hükûmetin Hâdim Emîr nâm bir hân-ı benâma verüp Bağdâd'ı imâr eder. Ba‘dehû Hükûmet-i Bağdâd Şâh İsmâ‘îl tarafından sene 939 târîhinde Zülfikâr Hân'a değüp meğer derûn-ı dilden Sünnî mezheb imiş. Pes-i perdeden Sultân Süleymân Hân'a haber gönderüp derhâl ulaklarla Şâm ve Haleb ve Diyârbekir ve Mar‘aş vâlîlerine haber gidüp anlar da azîm asker ile ılgar edüp şâh-ı gümrâh bu işden âgâh olup şâhın ilkâ vü tahrîkiyle fakîr Zülfikâr Hân'ın tevâbi‘leri Zülfikâr Hân'ı zülfikâr-ı Alî ile şehîd edüp yine Şâh müceddeden mâlik-i Irâk olup hânlığı Eleşkir Hân'a ihsân edüp halîfetü'l-hulefâ lakabıyla telkîb edüp Eleşkir Hân'ın destine yarlığ-ı belîğ-i şâhî verir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 333b ·
metinde göster ·
… ır. Câ-be-câ çârsûları ve bâğçeleri vardır. Hatmanı, Hân'a ziyâfet ve hedâyâlar
verüp (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Andan
yine cânib-i kıbleye,
Evsâf-ı palanka-i Duşka: Bânîsi (---) dır. Lisân-ı Rus'da Duşka (---) derler. Leh kralı hâkinde Sotnik vezîr hükmünde bin kefere cünûd-ı cünübe mâlik fâcirlerdir. Bu da nehr-i Tasma kenârında 49a bir küçük palankadır. İçinde ancak bin kadar tahta ve saz örtülü âyîn-i bedhâneleri ve kenîse-i müşrikhâneleri vardır. Câ-be-câ çârsûları ve bâğçeleri vardır. Hatmanı, Hân'a ziyâfet ve hedâyâlar verüp (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Andan yine cânib-i kıbleye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 48b–49a ·
metinde göster ·
… nâ-hâh bir yük akçe ücret-i kadem alup beş bin akçesin kadıya pîş tahta mahsûlü
verüp, andan
cânib-i kıbleye,
Menzil-i kal‘a-i Tulça: Bunda iki günde iki yük akçe Kili kal‘ası mühimmât levâzımatıçün ve iki yük akçe Paşa'ya zahîre bahâ mâlın tahsîl edüp üçüncü günde bizim âdemlerimizle ve Tulça emîni âdemiyle hüccet-i şer‘iyyeleriyle Paşa'ya {mâlı} gönderüp gitmede. Hakîr dahi hâh-nâ-hâh bir yük akçe ücret-i kadem alup beş bin akçesin kadıya pîş tahta mahsûlü verüp, andan cânib-i kıbleye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a ·
metinde göster ·
… t ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle selâmet dahil olup Ahmed Ağa efendimize hedâyâlar
verüp andan
ve beğden ve gayrıdan ihsânlar alup konağımızda sâkin olup taht-ı Boğdan olan Y …
Andan yine şarka giderken yeni Boğdan beğimiz mehterhânesin çalarak bu kadar bin askeriyle Kalga Sultân'ımıza karşu çıkup "Gazânız mübârek ola" deyü Kalga Sultân'a bir semmûr kürk ve beline bir mücevher kılıç kuşadup yalı ağasına bir zer-ender-zer hil‘at-i fâhire ve sâ’ir iş erlerine birer çuka çekman ve tonlar geydirüp cümle asker-i İslâm ile kırk birinci günde şehr-i Yaş'a dahil olup velî-ni‘am Gazzâzzâde Ahmed Ağa efendimizle ve Fazlî Paşalı Kemânkeş Ahmed Paşa efendimizle ve niçe yüz aded ahibbâ ve dostânlar ile müşerref olup hamd-i Hudâ bu şehre on aded pençe-i âfitâb esîr gulâm ile ve dörd aded pâkîze bintân ile ve on yedi re’s at ve bu kadar mâl-ı ganâ’imle selâmet dahil olup Ahmed Ağa efendimize hedâyâlar verüp andan ve beğden ve gayrıdan ihsânlar alup konağımızda sâkin olup taht-ı Boğdan olan Yaş şehrinin evsâfın tahrîr etmeğe iltizâm-ı mâlâ-yelzem eyleyüp şehrin enderûn [u] bîrûnını gezüp seyr [ü] temâşâ ederdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 104b ·
metinde göster ·
… âvânların öşürlerin kanû[n]-ı Âl-i Osmân üzre Melek Ahmed Paşa efendimize hisse
verüp, andan
cemî‘i metâ‘lar mezâd-ı sultânî içre bir bey‘ [ü] şirâlar olmuşdur kim bir gulâ …
Andan mansûr u muzaffer on üçüncü günde yine kal‘a-i Zadra altında asker-i İslâma gelüp lâ-yu‘add ve lâ-yühsâ mâl-ı firâvânların öşürlerin kanû[n]-ı Âl-i Osmân üzre Melek Ahmed Paşa efendimize hisse verüp, andan cemî‘i metâ‘lar mezâd-ı sultânî içre bir bey‘ [ü] şirâlar olmuşdur kim bir gulâm-ı mehpâre on guruşa fürûht olmuşdur ve gayrı emti‘a ve akmişe ve kâlâ-yı vâlâ makûleleri fürûht olmadan kalup harbende ve şütürbân ellerinden düşüp pâymâl-ı rimâl idi ve devâbbât makûlesinin hisâbın Hallâk-ı mahlûk bilir kim bin koyun yüz beş guruşa satıldı ve zehâyir kısmından niçe bin komor bârgîri yükü buğday ve arpa ve darı ve gayrı me’kûlât kısımları var idi. Hamd-i Hudâ böyle bir rahne Venedik kâfirine olmayup sene 1071 mâh-ı Muharrem'inin onuncu gününde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 142a ·
metinde göster ·
cânib-i garba 4 sâ‘at gidüp el-iyâzu billâh yüz bin renc [ü] anâ ile hamd-i Hud …
Andan bu kasaba gâzîleri ellerimizde olan emr-i pâdişâhîler mûcebince hakîre elli aded pür-silâh piyâde tüfeng-endâz Hırvat yiğitleri refîk verüp andan cânib-i garba 4 sâ‘at gidüp el-iyâzu billâh yüz bin renc [ü] anâ ile hamd-i Hudâ Yeleç dağın selâmetle aşup küffârın kemîngâh pusu yerlerin bulup ve egimleri(?) ve çarıkları ve rokla ihrâmların alup yine sarp dağlara girüp bi'z-zarûrî hakîr de ve hüddâmlarım da atlardan enüp etek der-miyân ve tilâvet-i Kur’ân ederek piyâde 4 sâ‘at yürüyüp andan Âh ormanı nâm bir sarp ağaçlı dağı çıkup bir çemenzâr yerde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148a ·
metinde göster ·
… z-ziyâfe Sührâb Paşa'ya ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'ya ve hakîre kapudan hedâyâlar
verüp andan
yine otağ-ı nüh-tâka gelüp karâr etdik, ammâ bu nâhiye-i Lubomir bir sahrâlı ve …
Ba‘de'z-ziyâfe Sührâb Paşa'ya ve Pıraçalı Mustafâ Paşa'ya ve hakîre kapudan hedâyâlar verüp andan yine otağ-ı nüh-tâka gelüp karâr etdik, ammâ bu nâhiye-i Lubomir bir sahrâlı ve çayır u çemenli ve bâğ u bâğçeli ve gül [ü] gülistânlı ve kurâlar ile ma‘mûr ve havâsının letâfetinden halkı mesrûr bir arz-ı mahsûldârdır kim cânib-i erba‘asındaki kayalardan cereyân eden enhâr-ı firâvânlardan niçe yüz âsiyâb-ı mâ deverân etmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150b ·
metinde göster ·
… derüp ba‘de't-ta‘âm paşaya bir semmûr kürk ve on kîse ve bir hınto araba hedâyâ
verüp andan
kral ile paşa vedâlaşup yine alayımızla mehterhânemiz döğerek konağımıza geldik …
Evvelki gün elçi paşayı otakda ziyâfete da‘vet etmişdi. Bu kerre kral-ı bed-fi‘âl elçi paşaya esbâb-ı ihtişâm-ı dârât-ı azamatin göstermek içün bir cemapur keferesi gibi bir asker-i bî-hadd [ü] bî-pâyân ile ubûr etdi kim kara şapkalı küffâr cihânı dutup yetmiş yerde erganon ve torompete ve nâkûs ve borular ve tabl-ı Cemşîdler döğülerek haçlı peykerler ile cünûd-ı cünüb-i küffâr piyâde ve atlı ol kadar ubûr etdiler kim hadd-i hasrı yok idi. Ba‘dehu vakt-i zuhrda kral bir cevâhirli ve on iki atlı hınto araba ile ubûr edüp ardı sıra iki binden mütecâviz pençe-i âfitâb mûğ-pîçe gılmânlar ubûr edüp dahi ardı sıra kendü tabl u nâkûs u erganonları çalınarak güzer edüp bâğ-ı Merâm'ına vardıkda hemân ol ân başkomsar gelüp elçi paşayı ziyâfete da‘vet etdikde hemân paşa-yı müdebbir cümle alayıyla pür-silâh sâde mehterhâne faslı ederek çâsârın bâğına varup çâsâr ayağa kalkup yine tahtına oturup paşa içün Osmânlı tarzı otak yanında bir otak ve bir cerge kurup yerlerinde oturup ta‘âm-ı firâvân geldi, ammâ cümle bizim aşçılar ta‘âm-ı gûnâ-gûn pişirmişlerdi. İki sâ‘at kâmil Ma‘dî-kereb gibi ta‘âmlar yenüp çâsâr yalnız başlı başına yeyüp ba‘zı ta‘âmlardan mahabbeten paşaya altun ve cevâhirli tabaklar ile ta‘âmlar gönderüp ba‘de't-ta‘âm paşaya bir semmûr kürk ve on kîse ve bir hınto araba hedâyâ verüp andan kral ile paşa vedâlaşup yine alayımızla mehterhânemiz döğerek konağımıza geldik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68a ·
metinde göster ·
… ylân esb-i sabâ-sür‘at ihsân edüp gulâmlarıma ve hakîre birer kat esbâblar dahi
verüp andan
,
"Safâ geldin ve hoş geldin bizimle bile gidüp vilâyetlerimiz görüp zevk u safâlar edersin. Hemân hâzır ol bu bâzârertesi gün bu Beç'den kalkarız" dediklerinde hemân cümle a‘yân-ı Beç ile ve cümle vüzerâ vü vükelâ ve kral ile ve anası ile vedâlaşup yine ihsânlar alup bizim elçi paşadan dahi izin alup bir kîse harc-ı râh ve bir küheylân esb-i sabâ-sür‘at ihsân edüp gulâmlarıma ve hakîre birer kat esbâblar dahi verüp andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 73a ·
metinde göster ·
Bunda dahi üç gün sohbet edüp kal‘a neferâtların yoklayup hakîre iki yüz guruş ve bir at ve bir Macar gulâmı ücret-i kadem ile iki yüz aded pür-silâh refîkler verüp andan cümle ahbâb ile vedâ‘laşup cânib-i cenûba çöl-i çölistân içre el-ıyâzen billâh küffârın hunka nâm yığın yerlerin (---) sâ‘atde yüz bin renc-i anâ ve derd-i ser çekerek gâfil me-bâş deyerek gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 78a ·
metinde göster ·
… endimize refîk olmak içün bin tüfengli Çerkez ve üç bin cürd atlı Nevrûz Noğayı
verüp andan
bir sâ‘at yine taraf-ı şarka ağaçlık ve ormanlık hıyâbânlarda gid[er]ken,
Kabak-ı Sobay: Bir sahrâ-yı çemenzâr lâle‘ızâr dırahtistân içre beş yüz evli bir kasaba-misâl kabakdır. Cümle ahâlîsi ehl-i sanâyi‘lerdir, ammâ dükkânları yok, cümle evlerinde işlerler. Cemî‘i ehl-i ma‘rifetler bunda bulunurlar. Ve Hatukay beği olan Cânbe(y) Geray bunda sâkin olur pişköv-i azîmdir. Bunda hâna ziyâfetler ve mahbûb köleler ve mahbûbe kızlar hedâyâ verilüp gulâm-ı nâ-resîdenin biri bu hakîre ihsân olundu. Bunda Hân efendimize refîk olmak içün bin tüfengli Çerkez ve üç bin cürd atlı Nevrûz Noğayı verüp andan bir sâ‘at yine taraf-ı şarka ağaçlık ve ormanlık hıyâbânlarda gid[er]ken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 151b ·
metinde göster ·
Beri tarafda Timur Hân Kırım hânlığın yine Özbek Hân'a
verüp andan
sonra Timur Hân-ı pür-zor vilâyet-i Kırım'a üç kerre gelüp câ-be-câ harâb etdiğ …
Beri tarafda Timur Hân Kırım hânlığın yine Özbek Hân'a verüp andan sonra Timur Hân-ı pür-zor vilâyet-i Kırım'a üç kerre gelüp câ-be-câ harâb etdiği yerler deşt-i Kıpçak'da ve Azak ile Kırım mâbeynlerinde tâ nehr-i Özü 199b kenârında Doğangeçidi nâm kal‘a mahallinde ehl-i İslâm mezâristânları ve şehir esâsları nümâyân olup durur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 199a–199b ·
metinde göster ·
… r hedâyâlar verüp beş yüz tüfeng-endâz ve beş yüz atlı şehbâz refîk-i şehnâzlar
verüp andan
cânib-i kıbleye 2 sâ‘atde,
Üç kat bölme kal‘alar olup birbirlerine muttasıl olup bânîsi ve eşkâliyle cemî‘i evsâfları bâlâda sene 1067 târîhinde Kazak-ı Âk bizi bu Özü kal‘asında kapadup yedi gün yedi gece ceng-i azîm edüp küffâr-ı hâksârı cümle kırdığımız mahalde etdiğimiz gazâ evsâfıyla bu kal‘a-i Özü ve kal‘a-i Hasan Paşa ve kal‘a-i Kılburun evsâfları cümle mufassalan bâlâdaki cildde tahrîr olunmuşdur, tekrâr ta‘rîf ü tavsîfe hâcet yokdur. Ammâ Mehemmed Paşa'ya ahâlî-i kal‘a gâyet ta‘zîm ü tekrîm etdiler, zîrâ "paşa der-i devlet tarafına da‘vet olunup gider. Belki sadrıa‘zam olur" mülâhazasıyla bî-hadd ü bî-hasr hedâyâlar verüp beş yüz tüfeng-endâz ve beş yüz atlı şehbâz refîk-i şehnâzlar verüp andan cânib-i kıbleye 2 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200b ·
metinde göster ·
çıkup yine atlarımıza süvâr olup limanı kenârınca gidüp temâşâ etdik. Bir hayli …
Kapudan ceneral hakîre ba‘zı hedâyâlar verüp andan çıkup yine atlarımıza süvâr olup limanı kenârınca gidüp temâşâ etdik. Bir hayli limandır kim yüz pâre gemiler alır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 351a ·
metinde göster ·
… d ile haps edüp hükûmeti Kara Nâ’ib tarafından Hindî Câr nâmında kâyimmakâmlığı
verüp andan
Kara Nâ’ib kethudâsiyle Zeyla‘'dan yine Musova'ya ve Harkova'ya avdet etdiğimiz …
Bu latîfeden murâd bu Zeyla‘ şehri ve'l-hâsıl bu Habeş diyârı gâyet mukavvî diyârdır. Hamd-i Hudâ Habeş'in âhirü'l-hudûdu olan Zeyla‘ şehrin tamâmen seyr [ü] temâşâ edüp firâr eden Manortıcı(?) Ahmed Paşa'nın kâ’immakâmı olan çâşnigîrbaşı kayd [ü] bend ile haps edüp hükûmeti Kara Nâ’ib tarafından Hindî Câr nâmında kâyimmakâmlığı verüp andan Kara Nâ’ib kethudâsiyle Zeyla‘'dan yine Musova'ya ve Harkova'ya avdet etdiğimiz beyân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y442b ·
metinde göster ·