… âdır yarar fetâlar ile Alaman diyârların üç ay nehb [ü] gâret edüp kâfire rahne
verirken
beri tarafda Süleymân Hân Cânkurtaran kal‘asına düşüp cân kurtardı. Ba‘dehu Gâz …
Gâzî Kâsım Paşa: Süleymân Hân Beç kal‘asın muhâsara edüp şiddet-i şitâdan bî-feth avdet edüp bu Gâzî Kâsım Paşa on iki bin serdengeçdi nâmdâr bahâdır yarar fetâlar ile Alaman diyârların üç ay nehb [ü] gâret edüp kâfire rahne verirken beri tarafda Süleymân Hân Cânkurtaran kal‘asına düşüp cân kurtardı. Ba‘dehu Gâzî Kâsım Paşa üçer âdem ile Venedik diyârından Ösek kal‘asına gelüp cümle askeri Alaman diyârında şehîd olup bu hakîr ol şühedâları Alaman diyârında niçe yerde ziyâret etmişimdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 48a ·
metinde göster ·
Tarhuncu Ahmed Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Mûsâ Paşa ve Hezârpâre Ahmed Paşa'{ya dahi kethudâ olup ba‘dehu Diyârbekir'i müsellemi zabt ederken Mısır ihsân olundu}. (---) el-asl idi. Mısır'da kubbe altında adl [ü] adâleti meşhûrdur. Bu dahi Girid'e donanma (---) kula mevâciblerin bi't-tamâm verirken "mühîn-i devletdir" deyü bahâne edüp dîvân-ı pâdişâhîden kaldırup ol sâ‘at katl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 80a ·
metinde göster ·
… re sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ
verirken
tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
… n mikdârı âdem şehr içre şehîd ve bilâ-hisâb mecrûh olup minârede mü’ezzin salâ
verirken
minâre gülle darbından münhedim olup mü’ezzin firâr etdi.
Mukaddem gelen küffâr kalyonunun akîbince bir küçücük potaç kalyoncuk bu kâfir gemisinin ardı sıra kovarak ol dahi orsa bayrakların ve yeşil alemin küşâde kılınca cümle kırmızı fesli guzât-ı müslimîn kalyonun kıçı ve başı ve palavrası üzre sîneçâk {gâzîler} sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup fi'l-hâl dağ pâresi-misâl küffâr gemisine bir kat alabanda top-ı evvel urup küffâr dahi ana urup bir yaylım tüfenk başdan [ve] kıçdan serpüp kâfir gemisine sarılup la‘în küffâr mürg-i semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup niçe bin hıyel ü şeytanatlar edüp Cezâyirli'den alarka olup derûn-ı keştîden savt-ı hazîn ile bir gûne turompete frenk boruları çalınca şehr içre olan balyoz kâfirleri Murtezâ Paşa'ya ve kadıya ve Sıfet hâkimine mâl bezl etmeğe başladılar. Murtezâ Paşa, "Görelim neye müncer olur" deyü ığmâz-ı ayn edince hemân Cezâyirli derûn-ı dilden yine kâfire sarılmağa hücûm edince küffâr yine bâdbânların küşâde edüp "kal‘a altı budur" deyüp cân havliyle gemilerin karaya düşürüp yatup cümle kâfirleri taşra dökilüp kal‘a altına geldiler. Cezâyirli bu kerre hâ’ib [ü] hâsir tıramola edüp liman içre gelirken anı gördük, liman ağzından iki pâre dağ gibi kalyonlar yelkenlerin döküp haçlı bayrakların açup limana girince ardı sıra yeşil alemli iki galyon al ve ala fesli asker ile kat-ender-kat Cezâyirliler bu iki gemiyi kovarak liman-ı azîme dâhil olunca hemân evvel giren Cezâyirlinin küçük gemisi iki kâfir galyonunun önün alınca iki kâfir gemi yelkenlerin ısdınkaya urup cenge âheng-i teng edüp üç İslâm gemisi mâbeyninde iki kefere gemisi birbirlerine sarılup şehr-i Akka önüne gelüp kâmil üç buçuk sâ‘at-ı nücûmî ceng-i azîm edüp Akka şehri içre cümle halk top güllesinden firâr edüp yetmiş seksen mikdârı âdem şehr içre şehîd ve bilâ-hisâb mecrûh olup minârede mü’ezzin salâ verirken minâre gülle darbından münhedim olup mü’ezzin firâr etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 41b ·
metinde göster ·
… n" deyü hutbeyi tilâvet ederken bir âdem imâmın imâmesin minbere çıkarup hatîbe
verirken
harîf-i zarîf zarâfetiyle inemeyüp minberden aşağı tekerlenüp düştü. Ertesi gün …
Câmi‘-i atîk Koca Mahmûd Paşa: Tûlen ve arzen iki yüz ayakdır. Ve cümle on sekiz aded kubbeleri ve cümle (---) aded pâyeler üzre mebnî kıbâb-ı ser-nigûnlardır. Bu şehirde bundan büyük ma‘bedgâh-ı kadîm yokdur. İki bâb-ı sa‘âdeti var. Cânib-i yemîninde minâre dibinde bir bâbı var ve bir kıble kapusu var, biri mesdûddur. Ve bir mevzûn tula minâre-i serâmedi var, haremi hayli vâsi‘dir. Mihrâbı önünde bir bâğ-ı İremi var. Haremin cânib-i selâsı alçak divâr ve dörd kapusu var. Bu câmi‘-i pür-nûr sâfî rasâs-ı nîl-gûn ile mestûrdur. Kibâr-ı evliyâullahdan bir pîr-i fânî Şa‘bân Efendi nâm bir imâm-ı hümâmı var. Hattâ minberde hutbe tilâvet ederken "ve ale'l-imâmeyni'l-hümâmeyn" mahalline geldükde nevm galebe edüp bir nefîr-i hâbda iken başından imâmesi minberden aşağı yuvarlanup hâbdan bîdâr olunca "Alıverin şu imâmeynin imâmesin" deyüp "Kâzımîne's-sa‘îdeyni'ş-şehîdeyn" deyü hutbeyi tilâvet ederken bir âdem imâmın imâmesin minbere çıkarup hatîbe verirken harîf-i zarîf zarâfetiyle inemeyüp minberden aşağı tekerlenüp düştü. Ertesi gün imâm gayri câmi‘e gelmeyüp âhirete eşdi. Rahmettullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 139a ·
metinde göster ·
… gehânî Murâd Hân'ın üzerindeki yorkanlara mücmere-i müdevvereler ile ûd ü anber
verirken
bir şerâre yorgana düşüp bir duhân-ı siyâh zâhir oldu. Ol ân Murâd Hân hâbdan b …
Ben Sultân Ahmed Hân tâbe serâhın çerağ-ı efrûhtesiyim. Otuz bir senede güc ile Hâsoda'ya girüp niçe sene Bursa ve Edirne ve Hotin gazaların edüp âhir Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimizin çukadârlığı hizmetiyle şeref-yâb olup Revân fethinde dahi musâhib-i şehriyârî idim. Ba‘de feth-i Revân avdetde vilâyet-i Nahşevân'ı ve Serâv ve şehr-i Tebrîz'i ve niçe yüz aded İrân-zemîn diyârında kend ü büldânları harâb u yebâb edüp kal‘a-i Kutur altından ve Mahmûdî Ekrâdı içinden sedd-i imân kal‘a-i Van'a dâhil olduğumuzda Sultân Murâd Hân Van kal‘ası seyr ü temâşâsın edüp işte bu köşkde ta‘âm yeyüp hâb-âlûd oldu. O zamân Koca Nişancı Paşa benim üstâdım silâhdâr ve ben çukadâr idim. Hikmet-i Hudâ kazâ-yı nâgehânî Murâd Hân'ın üzerindeki yorkanlara mücmere-i müdevvereler ile ûd ü anber verirken bir şerâre yorgana düşüp bir duhân-ı siyâh zâhir oldu. Ol ân Murâd Hân hâbdan bîdâr olup "Bre oğlan" deyü bir sadâ etdi. Hemân hakîr içeri girüp gördüm ki bir dûd-ı siyâh-ı şerer hâne-i kasrı muzlim etmiş, hemân elimle âteşi söndürüp hâneyi ûd ve anber-i hâm ile mu‘attar etdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 260a ·
metinde göster ·
Andan bir hançer ucuyla dahi karındaşı hâna ma‘cûn
verirken
Hudâ âlimdir, şîr-i nerre-i dirrende gibi süzülüp hâna bir gûne revîş ile varup …
Andan bir hançer ucuyla dahi karındaşı hâna ma‘cûn verirken Hudâ âlimdir, şîr-i nerre-i dirrende gibi süzülüp hâna bir gûne revîş ile varup bir evzâ‘-ı hayâl ile bir ma‘cûn verdi kim gûyâ hemân hânın uryân memesi üzre hançer ile urur şekli edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12b ·
metinde göster ·
… galtân oldu. Hudâ âlimdir, bu vâkı‘a böyle vâki‘ olmuşdur. Andan paşaya pençik
veri[r]ken
iki yüz aded kâfirleri, vâkı‘asında cemâ‘at içine hınzîr gibi giren kâfirlerin …
"Sultânım, vâkı‘an şimdi vâki‘ olsun" deyüp benim Receb nâmında bir fetâ gulâmım var idi. Ana belimden şeyhanî kılıcım verüp oğlana ‘koma hâ’ etdim. Ber-hurdâr olsun ayu kâfirin boynuna bir seyf-i zülyezen eyle urdu kim Bosna lahanası-misâl kellesi galtân oldu. Hudâ âlimdir, bu vâkı‘a böyle vâki‘ olmuşdur. Andan paşaya pençik veri[r]ken iki yüz aded kâfirleri, vâkı‘asında cemâ‘at içine hınzîr gibi giren kâfirlerin cümlesin gâzîlere, "Koma kurdlarım" {dedikde} ân-ı vâhidde iki yüz kâfirleri dahi dendân-ı tîğdan geçirdiler ve anların dahi kellelerin yüzdürüp tuzladılar. Cümle bin üç yüz otuz beş aded kelle olup der-i devlete göndermeğe hâzır etdiler. Meğer bu mahalde bir serhad gâzîsi bir kâfir harâmîyi diride saklamış.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 136b ·
metinde göster ·
Evvelâ kâ’ide-i Mekke budur kim cümle mürde-şûylar haber alup deff [ü] kudümleri ile gelüp bir hây bir hû ile makâm-ı hicâzda su salâları verirken mürde-şûylar mevtânın evvelâ tırnaklarını kesüp sakalın şâne ile tarayup ibtidâ gayri su ile tahâret verüp aşağı menfez yerin pembe ile kalafat ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y360a ·
metinde göster ·
… r Allâhümme esmâsı ile nefeslerinde medd [ü] cezm hâlinde iken ya‘nî soluk alup
verirken
Allâhümme sadâsı istimâ‘ olunur.
Her cum‘a tarîk-ı Mutâva‘a fukarâları cem‘ olup ba‘de salâti'l-cum‘a bir tevhîd ederler kim üç yüz altmış tarîkın biri böyle tevhîd etmeğe kâdir değiller. Meselâ bunlar Allâhümme esmâsı ile nefeslerinde medd [ü] cezm hâlinde iken ya‘nî soluk alup verirken Allâhümme sadâsı istimâ‘ olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b ·
metinde göster ·
başlarına şâl örtmek memnû‘dur, zîrâ birkaç kerre buhûr verüp başı örtülü iken …
Ammâ Mısırlı mâbeyninde buhûr verirken başlarına şâl örtmek memnû‘dur, zîrâ birkaç kerre buhûr verüp başı örtülü iken depelemişlerdir. Ve ba‘zısı kahve ve şerbeti içer içmez şekilli eder, zîrâ birkaçı kahve ve şerbet ile zehirlenmişlerdir, andan havf ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y183a ·
metinde göster ·