… tâd anı hakk edüp yine âsâr-ı haç zâhirdir. Küffâr bu taşa bir milyon mâl verüp
vermemişlerdir
. Âhir-i kâr bir deryâ şâdumânı mahallinde Galata'da yatan kâfir galyonlarının d …
Ve haremin sağ cânibindeki kapunun iç yüzünde çâr-kûş[esi]nde mevzûn bir sommâkî üzre bir haç yazılmışdır. Üstâd anı hakk edüp yine âsâr-ı haç zâhirdir. Küffâr bu taşa bir milyon mâl verüp vermemişlerdir. Âhir-i kâr bir deryâ şâdumânı mahallinde Galata'da yatan kâfir galyonlarının direği üzerinden bir şâhî top güllesini kasden atup tâ Süleymâniyye câmiinin {sol} harem kapusunun aşağı eşiğin kırup top güllesi gelüp mezkûr haçlı sommâkî üzre karâr etmişdir. Ammâ yerde olmağile bir zarar isâbet etmemişdir. Me’âl-i kelâm oldur kim mel‘ûn Freng-i bed-reng ne adâvetdir ve ne mertebe üstâd topcusu vardır kim Galata'dan murâd edinüp Süleymâniyye atebe-i süflîsin urup meksûr ede. Hâlâ darb âsârı zâhirdir kim temâşâgâh-ı ünâsdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 44b ·
metinde göster ·
… râhîm Hân İpşir Paşa hâtûnu Mavrol kızın taleb etdikde Varvar Paşa "Nâ-şer‘îdir
vermem
" deyince Sivas'dan ma‘zûl olup katline fermân vardıkda başına asker cem‘ edüp " …
Hükm-i İbrâhîm Hân'da âsî olan vüzerâları ayân [ü] beyân eder: Varvar Alî Paşa, Sivas vâlîsi iken İbrâhîm Hân İpşir Paşa hâtûnu Mavrol kızın taleb etdikde Varvar Paşa "Nâ-şer‘îdir vermem" deyince Sivas'dan ma‘zûl olup katline fermân vardıkda başına asker cem‘ edüp "Şer‘ile da‘vâm vardır" diyerek gelirken Köpürlü Mehemmed Paşa'yı bozup Çerkeş nâm mahalle geldikde İpşir Paşa ale'l-gafle Varvar'ı basup İpşir içün âsî olmuşken İpşir Varvar'ı katl etdi sene (---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 76b ·
metinde göster ·
… bbâğın kırk yıllık kelb necâseti vardır, İngilis Frengleri kırk bin guruş verüp
vermemişdir
deyü meşhûr-ı âfâkdır.
"İlâhî mâl [u] erzâkınız berekâtlı olup çok ola" deyü du‘â ederler. İlâ hâze'l-ân tabbâğlarda mün‘im âdemler çokdur. Hacı Alî nâm bir tabbâğın kırk yıllık kelb necâseti vardır, İngilis Frengleri kırk bin guruş verüp vermemişdir deyü meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 117a ·
metinde göster ·
Hazret ol sancakdan gayrı sûrete ve tasvîr [u] put yazmağa ruhsat vermemişlerdir. Ammâ Rûm nakkâşları zâde-i tab‘larından yine dîn-i İslâmın şân [u] şöhret şevketleriyçün Hazret-i Hamza-i bâ-safânın Zûpîn ile atlar üzre ceng [ü] cidâl sûretlerin âlât-ı silâha müstağrak olup Zûpîn'i kayd [ü] bend edüp Hamza gâlib olup sûretin yazarlar kim gûyâ zî-rûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 199b ·
metinde göster ·
… üp buyurmuş kim ‘benim efendim ve peder-i azîzim, Allah senden râzî ola. Ehlimi
vermemişsin
. Eğer verirsen dü cihânda iki elim yakandadır ve rûz-ı mahşerde mes’ûl olursun …
Bu kasabada bu temâşâları edüp cem‘iyyet-i benî Âdemden nâm u nişân kalmayup âsûde-hâl dururken paşa kapusunda bir hây hûy kopdu. Meğer Âsitâne tarafından yigirmi kapucu ile ser-bevvâbân-ı dergâh-ı âlîden bir kapucubaşı gelüp paşaya haber etdiler. Cümle asker kat-ender-kat olup paşa huzûruna kapucubaşı kığırup geldikde yüz bin ta‘vîz ile girüp zemîn bûs edüp cümle keçeli kapucular kelb-i sarîh gibi taşrada kalup kapucubaşı yalnız paşa yanında kaldı. Zîrâ Çorum şehrinde paşaya hücûm eden Berber Bayrâm kapucubaşıdan ibret alındı. Ba‘dehû kapucubaşı emirleri paşanın kapucular kethüdâsı Alî Ağa'ya verüp meğer Hezârpâre Ahmed Paşa tarafından emr-i şerîf gelüp "Düstûr-ı mükerremim Mehemmed Paşasın, emr-i şerîfim vardıkda bir ân ve bir sâ‘at durmayıp Erzurûm Karsı eyâletin sana ihsân etmişim. kızılbaş-ı bed-ma‘âşın ol taraflarda ısyân u tuğyânı zâhir olmağıla ol serhadlere gitmek elzem-i levâziminden olmağıla ağırlığın bırağup ılgar ile varup eyâlet-i Kars'a mutasarrıf olup alâmet-i şerîfeme i‘timâd kılasın" deyü bu mü’ekked emr ile Mustafâ Ağa gelüp emr-i pâdişâhî kırâ’at olundukdan sonra paşa "Emr pâdişâhındır, nola" deyüp ol ân İmâd Ağa'ya bir kîse-i guruş verüp "Tiz tûğlar gitsin" deyü fermân edüp İmâd Ağa'yı yolladı. Meğer Engürü'de paşanın katline nefîr-i âm getiren bu Mustafâ Ağa imiş. Paşa emre aslâ itâ‘at etmeyüp Istanoz'dan Murtat 360b ova câniblerine doğr[u] gitmek fermân olup ol sâ‘at Varvar Alî Paşa'dan muhabbetnâmeler ile kapucubaşılarından Melanlı Huseyin Ağa geldi. Netîce-i mektûb-ı muhabbet-üslûb budur kim "Benim veliyyi ni‘amın oğlu efendim, sultânım! Mesmû‘umuz oldu kim Erzurûm'dan ma‘zûl olalı bu şiddet-i şitâda niçe berzahlar çeküp meşakkat-i râh çekerek Kızılırmak geçidinde azîm hasâreler çeküp vâfir âdemleriniz gark-ı âb olmuşdur. El-hükmülillah. Hemân sizler sağ olasız. İnşâallahu Te‘âlâ an karîbi'z-zamân Cenâb-ı Bârî yârı kılup ivazın eder. Bizim ahvâl-i pür-melâlimizden su‘âl ederseniz Âsitâne tarafından bir kapucubaşı hatt-ı şerîf ile Sivas'a gelüp İpşir Paşa oğlumuzun hâtûnu ki Gürcîstân'da Mavrol Hân'ın kerîmesi Perîhân'dır, anı bizden emr-i şerîf ile Sultân İbrâhîm Hân vezîri Ahmed Paşa ilkâsıyla kerreteyn evâmir u hatt-ı şerîfler vârid olup nâ-şer‘îdir deyü vermeyüp Tokat kal‘asında dizdâra verüp cümle ulemâ ve sulehâ ve meşâyihlere emânetullah deyü sicille kayd edüp verdim. İpşir Paşa oğlum bu ahvâli istimâ‘ edüp mektûb-ı dürerbâr gönderüp buyurmuş kim ‘benim efendim ve peder-i azîzim, Allah senden râzî ola. Ehlimi vermemişsin. Eğer verirsen dü cihânda iki elim yakandadır ve rûz-ı mahşerde mes’ûl olursun ve eğer bu husûs içün pâdişâh tarafından bir ser-encâm çekersin. Her ne gûne maksûd [u] merâmına göre yoluna bin cân ile yüz bin baş ve İpşir oğlunun başı yoluna fedâdır’ deyü mektûbları geldi. Bu mahallerde İpşir'in hâtûnun pâdişâha nâ-şer‘î vermediğim pâdişâhın mesmû‘-ı hümâyûnları olıcak Sivas'dan bizi ma‘zûl edüp iki def‘a katlimize hatt-ı şerîfler gelüp avret hatıriyçün avret sözüne uyan avretden kötüdür, deyü hamd-ı Hudâ başımız vermeyüp Sivas'dan ma‘zûlen yedi bin asker ile hâlâ Turhal sahrâsında basîret üzre olup meks edüp günden güne tevâbî‘lerimiz gelüp cem‘ olmadadır. Ve İpşir Paşa oğlum Karaman eyâletiyle gelüp ve niçe ma‘zûl mîr-i mîrânlar ve sâ’ir ümerâlar gelüp cem‘iyyet-i kübrâ ile Üsküdar'a varup şer‘ ile da‘vâmız görüp yetmiş kimesnenin katlin isteriz. Bir vezîr oğlu vezîrsin, mührü sana, Mısr'ı bana, İpşir oğluma Şâm'ı, Süleymân Paşa oğluma Bağdâd'ı, Çavuşzâde oğluma Haleb'i, Melek Ahmed Paşa oğluma Erzurûm'u isteriz. İmdi benim efendim oğlu efendim, bu mektûb-ı muhabbet-üslûbumuz varup vüsûl buldukda bir ân ve bir sâ‘at durmayup kat‘-ı menâzil ve tayy-ı merâhil ederek biri birimizle haberleşerek deryâ-misâl asker ile gelüp Bursa altında cem‘ olavuz ve yedi vezîr ve on mîr-i mîrân ve bî-hisâb mîr-i livâlar ile yek-dil [ü] yek-cihet olup adl-i adâlet edüp bir beyza-i mürğu bir akçeye alarak Âsitâne-i sa‘adet tarafına varup murâfa‘a-i şer‘ olavuz", deyü eblehâne mektûblar tahrîr eylemiş. Paşa mektûbları kırâ’at edüp hakîre eydür: "Ne ahmak herifdir. Mektûbunda cemî‘î hamâkatin ve bî-tedbîrliğin ifşâ etmek içün hâl-i dilin i‘lâm eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 360a–360b ·
metinde göster ·
… âdımız etlerin yeyüp Van kal‘asının bir taşına bin baş verüp Kel Rüstem'e Van'ı
vermemişih
" deyü tefâhur kisb ederler.
Yedi ay muhâsarada İçkal‘a yedi topdan gayrı atmamışdır. Ta bu mertebe bî-bâk u bî-pervâ bir kal‘a-i bâlâdır. Ammâ ne derd-i ser çekerse ibtidâ aşağı kal‘a çeker. Hattâ Van kulu sâ’ir kal‘a kulları mâbeyninde mu‘âraza ve münâkaşa şekilli kelimâtlar esnâsında Vanlı eydür: "Hey kişi, Kel Rüstem Hân çağında kal‘amızda kaht [u] galâ olup pisik eti ve çomar ve turaş ve tola köpek eti yemişih ve şehidlerimizden bacımız ve haltemiz ve ammimiz ve evlâdımız etlerin yeyüp Van kal‘asının bir taşına bin baş verüp Kel Rüstem'e Van'ı vermemişih" deyü tefâhur kisb ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 252b ·
metinde göster ·
… e a‘yân-ı Bitlîs ile gelüp Malazgird Beği Mehemmed Beğ yayla koyunu hakkın hâna
vermemek
içün hân üzre gelüp ceng etdiği ve Mehemmed Beğ'in ibtidâ müttehem olup demi he …
{Matlab-ı nâme-i hân kırâ’at olundukdan sonra "Mefhûmu ma‘lûm olunduğu yazıla"} deyü bu nâme-i nüvâzişi kal‘a-i Van'da hânın bir ağasıyla ve niçe a‘yân-ı Bitlîs ile gelüp Malazgird Beği Mehemmed Beğ yayla koyunu hakkın hâna vermemek içün hân üzre gelüp ceng etdiği ve Mehemmed Beğ'in ibtidâ müttehem olup demi heder olduğu ve yeniçerilerin hân üzre gulüvv edüp haklarından geldiklerinin arz-ı mahzarları gelüp ve paşanın mektûbun götüren Cânpolat Ağası da mektûblarla gelüp dîvân-ı Van'da hânın nâmeleri kırâ’at olunup paşa bu iltiyâm-âmîz mektûbdan hazz edüp eydür: "Ammâ niçün kendüsü cem‘iyyet-i Van'a ve şer‘-i Resûl-i sultâna gelmedi." dedikde hânın ağası eydür: "Sultânım sehel şikeste-hâtırdır. Sultânımdan ricâsı oldur kim yeniçeriler ile mâbeynlerin sulh idesüz deyü bu hakîri {vekîl edüp} hâk-i pâye gönderdi." deyince hemân Van a‘yânları "Devletli vezîr sultânıma hâb-ı hargûş verüp hâlâ beş on bin asker yazmışdır. Göririz bir gün kim ale'l-gafle 262a ilimiz memleketimiz Malazgird Beği Mehemmed Beğ diyârı gibi vilâyetimiz harâb u yebâb ve hânelerimiz türâb edüp dedesi Şeref Hân gibi diyâr-ı Acem'e firâr eder. Zîrâ kadîmen ocak dostumuzdur. Elbette bu kadar asâkir-i İslâm Van derneğinde âmâdeler iken sefer edüp hakkından gelelim, deyü yetmiş bin hıyel ü şeytanat ile paşanın ırkına girüp hâh nâ-hâh hân üzre sefere gitmeğe karâr verilüp altı bin güzîde asker-i Mahmûdî ile Van altından paşanın tâk-ı nüh-tâkı Karaçay başında meks edüp paşa Van altında sefer tedâriklerine mukayyed olup şehir içre münâdîler nidâ edüp herkes âmâde olmağa başladı ve yetmiş aded kapucubaşılar eyâlet-i Van'da otuz sancak yerde olan beğlerine ve askerî tâ’ifelerine ve yetmiş aded kazâlara emr-i şerîfler ile ağalar gidüp yine iki kıt‘a emr-i şerîf üzre paşa tuğrâ-yı garrâ çeküp ağalarıyla Erzurûm Vâlîsi Tavukçu Mustafâ Paşa'ya gönderüp eyâlet-i Erzurûm'dan Hınıs beği ve Tekman beğin ve Kuzucân beğin ve Avnik beğin ve Pasin beğin ve hânın gâret etdiği Malazgird beğin emr-i pâdişâhî ile taleb edüp Erganeli Ahmed Ağa gitdi. Ve Diyârbekir Vâlîsi Firârî Mustafâ Paşa'ya kendüsü tuğrâ çeküp eyâlet-i Diyârbekir'de olan Mifârıkîn beğin ve Tercil beğin ve Kulp beğin ve Mihranî ve Pertek beğin ve Sağman beğlerin güzîde asker ile Diyârbekir tarafından hânın ardın alup gelmeleriyçün vâlî-i Diyârbekir'e bir ağa gönderdi. Ve'l-hâsıl günden güne Van kal‘ası altında hân üzre gitmeğe deryâ-misâl asker cem‘ olup hemân paşa-yı müdebbir kal‘a-i Van'dan elli pâre şâhî toplar ve altı pâre balyemez topları cümle mühimmâtlarıyla âmâde eyleyüp Van deryâsının yigirmi pâre gemilerine bu kadar topları ve bu kadar bî-hisâb cebehâneleri ve niçe bin kantar peksimat ve barûd-ı siyâhı ve cümle piyâde azebistân ve cebeciyânları ve topçuları cümle ma‘ûnetleriyle keştîlere koyup şâdımânlıklar edüp gülbâng-ı Muhammedî çekerek Van deryâsıyla cânib-i garba mütevekkilen alallah deyüp kal‘a-i Âdilcevâz limanına gitmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 261b–262a ·
metinde göster ·
Buyurdular kim "Hem Van mansıbından mâl ile gelüp, hem üzerimden mansıbım alup, yine benden yetmiş yedi kîse ister, bir akçe vermem. Biz anınla akrabâyız. cânım Evliyâm, vallâhi vermem" deyü yemîn edüp âteş pâre oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 27a ·
metinde göster ·
… yedi kîse ister, bir akçe vermem. Biz anınla akrabâyız. cânım Evliyâm, vallâhi
vermem
" deyü yemîn edüp âteş pâre oldu.
Buyurdular kim "Hem Van mansıbından mâl ile gelüp, hem üzerimden mansıbım alup, yine benden yetmiş yedi kîse ister, bir akçe vermem. Biz anınla akrabâyız. cânım Evliyâm, vallâhi vermem" deyü yemîn edüp âteş pâre oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 27a ·
metinde göster ·
… a gelince Nemse çârsârı Zirinoğlu üzre hurûc edüp "Tâc-ı İskender'i bana ver", "
vermem
" deyü üç sene ceng-i azîmden sonra bilâ-mahal koroşnayı Nemse çâsârına verdiler …
Selîm Hân dahi İslâmbol'a gelince Nemse çârsârı Zirinoğlu üzre hurûc edüp "Tâc-ı İskender'i bana ver", "vermem" deyü üç sene ceng-i azîmden sonra bilâ-mahal koroşnayı Nemse çâsârına verdiler. İnşâ’allâh kal‘a-i Budun'da ve kal‘a-i Bec'de mezkûr tâcı niçe gördük ise eylece tahrîr olunur, ammâ tâc-ı bî-bâc Zirinoğlu ellerinden gideli şehinşâhlık iddi‘âsında olmayup ancak yedi herseğin biridir, ammâ ülkesi çok köpeğin yerdir, ammâ gâyet ma‘mûr diyârları vardır. Hattâ bizim askerimizi beyâz vere bayraklarıyla görüp, kırıntı tabyaları ve kulleleri üzre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 160b ·
metinde göster ·
… fermânı üzre halâs ede, sonra gidelim. Eğer bir ayıb ederseniz kâfir, kapudanı
vermemeğe
bahâne edüp mâlı da alıkor. Bizim cümlemizi mürüvvet ederse kovar, mürüvvet ve …
"Bire benî Âdem çiğ süd emmişdir. Baba oğulun, oğul babanın keyfiyyet-i hâllerine muttali‘ olama[m]ışlar. Ahvâl-i dünyâ böyledir. şu kadar mâl-ı hazîne ile geldik. şu gâzî yiğidi pâdişâhımızın fermânı üzre halâs ede, sonra gidelim. Eğer bir ayıb ederseniz kâfir, kapudanı vermemeğe bahâne edüp mâlı da alıkor. Bizim cümlemizi mürüvvet ederse kovar, mürüvvet ve kerem etmezse cümlemizi kırar" dediğimde cümlesi eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 161a ·
metinde göster ·
"Bu Erdel'de Kemen Yanoş'un isyân ve fitne ve fesâdlarına ve hazîne
vermemelerine
Seydî Ahmed Paşa tahrîkiyledir" deyü yazup bildirirdi ve Serdâr niçe gûne durûğ …
"Bu Erdel'de Kemen Yanoş'un isyân ve fitne ve fesâdlarına ve hazîne vermemelerine Seydî Ahmed Paşa tahrîkiyledir" deyü yazup bildirirdi ve Serdâr niçe gûne durûğ u fürûğlar tahrîr edüp Köpürlü'yü âteş-pâre edüp tekrâr Seydî'nin katline müte‘addid kerre(?) hatt-ı şerîfler gelüp Melek Ahmed Paşa ve Çavuşzâde Mehemmed Paşa'nın Seydî hakkında hüsn-i hâli arzları lağv ve müzmahil olurdu. Ve Der-i Devlet'de Seydî Ahmed Paşa'nın ba‘zı muhiblerinden ve musâhib-i şehriyârî sarâylı yoldaşlarından Seydî'ye ta‘n-âmîz mektûblar gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 186b ·
metinde göster ·
… edüp tahmîl eylediler, söylemedim. Anlara gayri bir şey aslâ ve kat‘â bir zerre
vermem
. Cebehâneye müte‘allık havân top ve cümle re‘âyâ pâdişâhındır, anda benim dahi …
"Ben anların bâr-ı sakîllerin kaldırmağa üç yüz araba ahd etmişken el-kerîmu izâ ahide vefâh kelâmı üzre ahde vefâ etdim. Anlar beş yüz araba dahi peydâ edüp tahmîl eylediler, söylemedim. Anlara gayri bir şey aslâ ve kat‘â bir zerre vermem. Cebehâneye müte‘allık havân top ve cümle re‘âyâ pâdişâhındır, anda benim dahi alâkam yokdur. Ve utanmadan ‘Cümle arabalarımız bayraklar ile zeyn edelim ve mehterhâne çalalım’ derler. Mehterhâne-i bed-âyînlerin çalarlarsa meçikleri ve nâkûsların başlarına çalsın ve başların kankı taş pek ise ol taşa çalarak gitsinler. Hemân kal‘adan pek uzak olup tek dursunlar" deyü küffâra Sadrıa‘zamdan böyle haber varınca küffâr n'eylesin ve ne çâre eylesin, kal‘adan dahi çıkmış oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 119a ·
metinde göster ·
Bu kal‘a kurbunda Serdâr Ali Paşa'dan haber geldi kim küffâr "Leve kal‘asın
vermem
, ırzım vardır ve iki el bir baş içündür ve cebehânemiz ve asker zahîremiz çokdu …
Bu kal‘a kurbunda Serdâr Ali Paşa'dan haber geldi kim küffâr "Leve kal‘asın vermem, ırzım vardır ve iki el bir baş içündür ve cebehânemiz ve asker zahîremiz çokdur. Cümlemiz kral uğuruna 133a kırılırız" dediler, deyü haber geldikde hemân Vezîr-i dilîr Fâzıl Ahmed Paşa gazab-âlûd olup hemân bu menzilden nefîr-i rıhletler ve kös-i hareketlere turralar urulup Serasker Ali Paşa ile Tatar askerine fermânlar gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 132b–133a ·
metinde göster ·
"Ne dersiz oğlanlar biz bu esîr kâfirler ile asker içre şâhrâha varsak ihtimâldir Sadrıa‘zam bu esîrleri duyup kalîl bahâ ile elimizden alalar, yâhûd dildir deyü söyledüp boyunların vuralar. Bu ganîmetler ile anlar elden gideler ve aç asker içine bu kadar terkimizdeki caklar ile zahîreyi asker görüp yağmâ etmeleri mukarrerdir, biz dahi durmayup mâlımız vermemek içün ceng etmemiz mukarrerdir. Ammâ umûma muhâlefet kuvvet-i hatâdandır, 26a bu kerre umûm içre ölmek iktizâ eder. Elbette bizim bu zahîremize asker sarılıcılardır, zîrâ kâmil yigirmi altı gündür kim Sadrıa‘zamın bile atları cümle meşe ağacı filisleri ve çamurlu otlukları yerler. Kâfir korkusundan asker ordudan bir fersah ve nîm merhale taşra gidemeyüp askerin girîbânları niçe kerre kâfir alduğu ecilden herkes atların gözleri önünde (---) çamura bağlayup atları ve kendüleri açdır. Bizde bu kadar zahîreleri görünce askerin elbette yağmâ etmeleri mukarrerdir. Gelin oğlanlar sizinle sağ tarafımızda asker ve sol tarafımızda dağlar kenârın kollayarak gidelim" deyü niçe bin gûne müşâvereler etdikde Sührâb gulâm eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b–26a ·
metinde göster ·
… bin asker beslemek fermân olunmuşdur, ammâ taraf-ı pâdişâhîye ıydiyye hedâyâsı
vermemek
üzre şart olunmuş mansıb-ı bikrdir kim dahi bekâreti bozulmadı. Ammâ gâyet inti …
Kânûn üzre şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve üç yüz akçe pâyesiyle şerîf kazâdır. Ve cümle tokuz aded nevâhîde üç yüz kırk pâre kimi mutî‘ ve kimi âsî şekilli nâhiye kurâları var. Beher sene kadıya ber-vech-i adâlet altı kîse hâsıl olur. Paşasına kırk sekiz bin guruş cevz-i ma‘dûddan hâsıl olup bâd-ı hevâ [vü] bâc-ı bâzâr panayır bâzârı yerinden sekiz bin guruş dahi olup üç bin asker beslemek fermân olunmuşdur, ammâ taraf-ı pâdişâhîye ıydiyye hedâyâsı vermemek üzre şart olunmuş mansıb-ı bikrdir kim dahi bekâreti bozulmadı. Ammâ gâyet intihâ-yı serhad olmuş nev-feth bir eyâletdir. Bir tarafında cânib-i şarkı vilâyet-i Erdel kâfiri, şimâl tarafında Kurs Macarıyla Orta Macar, garb tarafında Nemse küffârı var. Hüdâ hıfz ede bir serhadd-i sedd-i sedîddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 85b ·
metinde göster ·
"Yâ kullarım ve oğullarım korkman. Size fülân zamânda ekin
vermem
ve yağmur vermem ve sizi düşmanınız fülâna bozdururum ve sizi kırdırırım ve siz …
"Yâ kullarım ve oğullarım korkman. Size fülân zamânda ekin vermem ve yağmur vermem ve sizi düşmanınız fülâna bozdururum ve sizi kırdırırım ve sizd[e](bana) fülân kadar oğlumu bana öldürüp getiririm" deyü ol gün cemî‘i musîbete müte‘allık şeyleri her ne olacak ise söylermiş. Andan sonra ay doğunca dağılup giderlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178a ·
metinde göster ·
"Yâ kullarım ve oğullarım korkman. Size fülân zamânda ekin vermem ve yağmur
vermem
ve sizi düşmanınız fülâna bozdururum ve sizi kırdırırım ve sizd[e](bana) fülân …
"Yâ kullarım ve oğullarım korkman. Size fülân zamânda ekin vermem ve yağmur vermem ve sizi düşmanınız fülâna bozdururum ve sizi kırdırırım ve sizd[e](bana) fülân kadar oğlumu bana öldürüp getiririm" deyü ol gün cemî‘i musîbete müte‘allık şeyleri her ne olacak ise söylermiş. Andan sonra ay doğunca dağılup giderlermiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 178a ·
metinde göster ·
… dir olmadılar. Sizler dahi birez zamân çalışup gidersiz. Bir taşına yüz bin baş
vermemiz
mukarrerdir, değil ki size kal‘ayı verelim, bildiğinizden kalma." deyüp elçiler …
"Yigirmi yedi yıldır bu Kandiye kal‘ası gibi hasretü'l-mülûk altına sizin gibi niçe kerre yüz bin asker gelüp bu kal‘anın bir taşına niçe bin başlar verüp hâ’ib [ü] hâsir gitdiler. Ve niçe bin kahramân müdebbir vüzerâlar ve mîr-i mîrânlar ve ümerâlar bu kal‘a altında cân verdiler, handakın görmeğe kâdir olmadılar. Sizler dahi birez zamân çalışup gidersiz. Bir taşına yüz bin baş vermemiz mukarrerdir, değil ki size kal‘ayı verelim, bildiğinizden kalma." deyüp elçileri kal‘adan redd edüp Sadrıa‘zama gelüp kazıyye-i marzıyye-i kelâmı bir bir nakl etdiklerinde Sadrıa‘zam cemî‘i ordu-yı İslâm içinde kol kol nâdîlere nidâ etdirüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 288a ·
metinde göster ·
. Şâfi‘iyyü'l-mezheb ulu sultândır. Ve mutâflık edüp kifâf-ı nefs edinirlerdi. V …
Ve kal‘a kapusu mâbeyninde İmâm Muhammed-i Gazâlî, tâbi‘îndendir. Niçe bin te’lîfât[ı] var. İmâm-ı ekberdir. Ammâ mezheb sâhibi olmağa Hazret-i Risâlet-penâh vâkı‘asında destûr vermemişlerdir. Şâfi‘iyyü'l-mezheb ulu sultândır. Ve mutâflık edüp kifâf-ı nefs edinirlerdi. Ve gazâzların ve mutâfların zu‘mu oldur ki "Bizim pîrimiz İmâm Muhammed-i Gazâlî'dir" derler. Ni‘metullâh tarîkındandır. Ammâ galatdır. Pîr oldur ki Hazret-i Risâlet-penâh yâhûd Hazret-i Alî yâhûd Selmân-ı Fâris belin bağlayup sâhib-i seccâde etmiş ola, pîr oldur. Mahallinde îrâd olunur. Ve cümle Ayntâb halkının zu‘m-ı hüsünleri İmâm Muhammed-i Gazâlî ve birâderleri Ahmed Gazâlî, Ayntâb kal‘asında medfûnlardır, tevâtür ile meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y165b ·
metinde göster ·
üzre akd-i kelâm etmişler. Bir çâr-kûşe musaykal ve mücellâ sahra-i ibret-nümâd …
Ziyâretgâh-ı Enbiyâ-i Sittîn rıdvânullâhi aleyhim ecma‘în, Sûku'l-Yahûd semtinde şâhrâh üzre [[(---) (---) (---)]] memâlik-i muhtelife lisânında bu hacer tahtında yetmiş enbiyâ-i izâm vardır, derler. Ve niçe bin sulehâ-yı ümmetden kimesneler bu seng-i mübâreke üzre Leyle-i Kadir'de nûr nâzil olduğun görmüşlerdir. Ve leyle-i mübârekelerde bu sahre üzre gülâb dökerler. Yahûdîler bu hacere kerrâtile on bin altun vermişlerdir. Cümle ahâlî-i vilâyet ol zu‘m üzredirler kim bu hacer-i Yed-i Kudret hemân ki bu şehirden gide, bu şehir harâb olur. Hazret-i İbrâhîm pederi Âzer'in tılsımâtıdır. Küffâr bu taşı ol zamandan berü i‘tibâr eder, andan içün [[(---) (---) (---)]] isterler deyü cümle a‘yân-ı vilâyet bu taşı vermemek üzre akd-i kelâm etmişler. Bir çâr-kûşe musaykal ve mücellâ sahra-i ibret-nümâdır.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174b ·
metinde göster ·
… rımıza yem asdık. Ammâ kal‘a kapusu mesdûd olup bir kimesneye bir dâne-i hardal
vermemek
içün ellerinde bizim paşadan fermânları var.
Biz selâmetle Katrân kal‘asına gelüp atlarımıza yem asdık. Ammâ kal‘a kapusu mesdûd olup bir kimesneye bir dâne-i hardal vermemek içün ellerinde bizim paşadan fermânları var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y264b ·
metinde göster ·
… nda beş on bin Urbân ve uryân ile alay göstermekile surre değil, size bir nukre
vermem
" deyüp,
"Kânûn-ı Süleymânî'de sizlere surre anıniçün ta‘yîn olunmuşdur kim cümle huccâca mâlları ile niçe bin zahîre getiresiz ve önlerine düşüp kulağız olasız. Ve cümle huccâca mâlları ile zahîre getirüp birkeleri su ile doldurup gözedesiz. Ve Bu hidmet mukâbelesinde size surre ve atıyye ihsân olunur. Yohsa dağ başında beş on bin Urbân ve uryân ile alay göstermekile surre değil, size bir nukre vermem" deyüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y265b ·
metinde göster ·
… sleri ve makrafeleri vardır. Hemân bir şeyh pâyesinde hâkimdir. Ol kadar ruhsat
vermemişlerdir
, zîrâ selefde hayli isyân edüp Mısır sultânı Kayıtbay haklarından gelüp hâlâ ku …
Ve şürefâların tuğ ve sancağı yokdur. Ammâ alem-i Resûlullâh-misâl sancakları ve tabl [u] kûsleri ve makrafeleri vardır. Hemân bir şeyh pâyesinde hâkimdir. Ol kadar ruhsat vermemişlerdir, zîrâ selefde hayli isyân edüp Mısır sultânı Kayıtbay haklarından gelüp hâlâ kuyruksuz ata binerler. Bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y332b ·
metinde göster ·
… den bu sene Beyt-i şerîfin içine girmek müyesser olmadı, zîrâ ba‘zı fukahâ rızâ
vermemişlerdir
. "Fazîlet taşradan tavâf etmekdir" demişler ve yine,
Hele hakîr havfimden bu sene Beyt-i şerîfin içine girmek müyesser olmadı, zîrâ ba‘zı fukahâ rızâ vermemişlerdir. "Fazîlet taşradan tavâf etmekdir" demişler ve yine,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y343a ·
metinde göster ·