… ıḳ üze anıŋ boḍnındın buldı anıŋ içinde iki er toḳşurlar bu anıŋ ögürindin erür
yana bu
anıŋ yaġısındın erür feryad tiledi andın ol kim anıŋ ögürindin anıŋ üze kim düş …
15 kirdi kendke ġaflet vaḳti üze ap osallıḳ üze anıŋ boḍnındın buldı anıŋ içinde iki er toḳşurlar bu anıŋ ögürindin erür yana bu anıŋ yaġısındın erür feryad tiledi andın ol kim anıŋ ögürindin anıŋ üze kim düşmanıdın erür yuḍruḳladı anı musa öldürdi anıŋ üze aydı: bu yek işindin erür ol yaġı ol yolsuz ḳılıġlı belgülüg
… îh-i Yûnân sâhibi Yanvan, Kudüs-i Şerîf'e kayser idi. Kayâsıraların ibtidâsı bu
Yanvan'dır. Bu
dahi beş yüz yigirmi sene kayser olup gâh Arz-ı Mukaddes'de ve gâh arz-ı Makdon …
Rû-yı zemîni Kâf'dan Kâf'a kabza-i teshîre alan dörd pâdişâh-ı cihângîrdir. İkisi İslâmda, ikisi gayrı edyân-ı bâtıldadır. Biri Hazret-i Süleymân Nebî, biri İskender-i Zülkarneyn'dir, buna dahi Nebî demişlerdir. Ve gayr-ı müslimden rû-yı arza ser-tâ-ser mâlik olanın biri Buhtunnasr-ı Kürdî ve biri dahi Yanko ibn Mâdyân'dır, altı yüz yıl mu‘ammer olup edîm-i arzda imâretler binâ etmeğe mâyil idi. Karındaşı Tevârîh-i Yûnân sâhibi Yanvan, Kudüs-i Şerîf'e kayser idi. Kayâsıraların ibtidâsı bu Yanvan'dır. Bu dahi beş yüz yigirmi sene kayser olup gâh Arz-ı Mukaddes'de ve gâh arz-ı Makdon ki Rûmeli'dir, anda pâdişâh-ı zîşân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 8b ·
metinde göster ·
… şerer görmek isteyen cân, şîşehâneleri görüp andan ibret alsın kim nâr-ı dûzah
yanında bu
nâr bir şererbâr değildir.
Esnâf-ı şîşeciyân: Kârhâne 4, neferât 105, ibtidâ pîrleri Cemşîd'dir. Ba‘dehu sene (---) târîhinde Ebû Alî Sînâ, hekîm-i kudemâ olmağile dahi ziyâde tasannu‘lar eyleyüp iştihâr verdi. Ammâ İslâmbol'da iptidâ peydâ olan Cibâlikapusu'nun iç yüzünde, sonra Ayvansarıkapusu önünde, sonra Çömlekciler içinde; dahi cedîd kârhâne Hâsköy'dedir, gayrı yerde yokdur. Bunlar tahtırevân-ı azîm üzre bir şîşehâne içinde şîşe yaparak geçüp giderler. Ammâ nâr-ı cahîmden bir şerer görmek isteyen cân, şîşehâneleri görüp andan ibret alsın kim nâr-ı dûzah yanında bu nâr bir şererbâr değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 196b ·
metinde göster ·
… dırım Hân! Senin destinde biz senin gibi ne‘ûzü billah münhedim olup beni senin
yanına bu
hâl ile getirseler, beni neylerdin" deyince hemân Yıldırım Hân gazabından "Seni …
Ba‘dehû hicret-i Nebevî'nin sekiz yüz beşinci senesinde sû’-i tedbîr ve bed-hâh huddâmân re’yiyle Timur Hân, Hind [u] Acem diyârlarından hurûc edüp Yıldırım Hân ile cenge âheng etdükde Yıldırım Hân gördü kim cümle askeri kendüden yüz çevirüp Timur yanına firâr etdiler. Kapu kullarıyla kendüsü yalnız kalup meydân-ı ma‘rekede serbâzlık ve kâr-cengârlık edüp niçe yüz Tatar askerine kılıç yetişdürüp dilâverlik, servlik ve emîrlik ve bahâdırlık ederdi. Lâkin kendüleri iş görmemiş, yara bere yimemiş ve ark atlamamış nâ-tamâm tay ata süvâr olup bir dahi Tatar içre at sürünce atdan tekerlenüp at firâr edüp Tatar içinde piyâde kalup kâmil bir sâ‘at piyâdece Tatar ile ceng edüp tîrkeşinde hadengi kalmayup destinden kılıcı düşünce Tatar, Yıldırım Hân'ın başına üşüp dest ber-kafa kayd-bend ile Timur-ı bî-nûr huzuruna getürüp Timur ayağ üzre kalkup ta‘zîm edüp yanına oturdup "Safâ geldin, felek hâlidir, böyle olur, gam yeme" deyü niçe musâhabet 235a edüp esnâ-yı kelâmda Timur eyitdi "Ey birâder Yıldırım Hân! Senin destinde biz senin gibi ne‘ûzü billah münhedim olup beni senin yanına bu hâl ile getirseler, beni neylerdin" deyince hemân Yıldırım Hân gazabından "Seni demir kafes içine koyup Bursa şehrine götürürdüm" deyince hemân Timur âteş-pâre olup bir demir kafes içinde Yıldırım Hân'ı haps edüp diyâr-ı Acem'e götürmeğe azimet etdi. Üçüncü gün Yıldırım Hân dâğ-ı derûnundan hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ olup demir kafes içre merhûm oldu. Akîbince Çelebi Sultân Mehemmed, kırk bin benâm ve güzîde asker ile cünd-i Timur'a yetişüp eyle bir satûr-ı Muhammedî urup cümle Tatar dendân-ı tîğdan geçüp Timur, Amasiyye câniblerine firâr edüp bakıyyetü's-süyûf olan esîr Tatarlara mürdelerin derilerin yüzdürüp derilerin sâyebân edüp Çelebî Mehemmed Hân, Tatar derilerinin sâyesinde oturup pederinin intikâmın aldı. Hâlâ ol sahrâya "Taşak ovası" derler. Zîrâ Tatar derileri kîrleri ve horde ve türtelleriyle yüzülüp sâyebân olduğundan "Taşak sahrâsı" derler. Ba‘dehû pederinin na‘şını Tatarlar elinden alup, ılgar ile Bursa'ya getirüp babası câmi‘i sahasında defn edüp bir kubbe-i âlî binâ etmişdir, ziyâretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 234b–235a ·
metinde göster ·
İznik kal‘asın ibtidâ binâ eden Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Ba‘de't-tûfân Mus …
Lisân-ı Yunaniyân üzre Târîh-i Yanvan'da bu İznik kal‘asın ibtidâ binâ eden Sâm b. Nûh aleyhi's-selâmdır. Ba‘de't-tûfân Musul kurbunda Cûdî cebelinde gemileri karâr bulup gemiden çıkan yetmiş nefer kimesne kendülere tavattun içün bir mekân-ı latîf arayarak Hazret-i Sâm seyâhat ederek bu İznik mahalline gelüp görür kim bir buhayre kenarında âb [u] hevâsı latîf bir cây-ı nazîf olmağıla ehl [u] iyâliyle bu ferah-fezâda yetmiş sene sâkin olup imâr eder. Bi-kavli müverrihîn ibtidâ imâreti İslâmbol kal‘ası yerin Hazret-i Süleymân kasr binâ etmezden bin yedi yüz yıl makdem imâr olmuş şehr-i kadîmdir. Ba‘dehû İslâmbol'a bânîsi bânî olan Yanko b. Madyan'ın duhter-i ferhunde-ahteri olan İznike nâm krale-i muhtâre Sâm binâsı üzre müceddeden bir sûr-ı hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn inşâ etmişdir kim hâlâ cemî‘-i seyyâhân-ı berr [u] bihâr lisânında ve cemî‘i müverrihân-ı Rûm kütüb-i mu‘teberelerinde husûsan Tevârîh-i Yanvan'da kal‘a-i Çîn-i Rûm-ı atîk şehr-i İznik deyü tevârîhlerde mevsûfdur. Ba‘dehû nice mülûkden mülûke değüp âhir İslâmbol Tekürü Pozatin oğlu Ali nam kralın destinde iken dest-i kahr ile sene 731 târîh ile Orhân Gâzî muhâsara edüp yedi ay döğdükten sonra küffârın beş yüz pâre gemileriyle Gemlik nâm iskeleden imdâda gelüp guzât-ı müslimîni zeyl-i hisârdan kaldırmak içün gelüp asker-i İslâm bu hâli görüp imdâda gelen küffâra bir satûr-ı Orhânî urup sâhil-i buhayrede cümle dendân-ı tîğ-i âteş-tâbdan geçüp niçe bini gark-âb-ı buhayre olup yine kal‘ayı muhâsaraya şurû‘ edüp derûn-ı kal‘adan küffâr-ı bed-girdâr-ı murdâr bu hâli görüp cânları halâs olmadan me’yûs olup kırk gün dahi ceng-i azîm edüp âhir kal‘anın rahnedâr olan yerlerinden guzât-ı müslimîn ankebût-vâr zirve-i hisâr-ı üstüvâra urûc edüp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olunup derûn-ı kal‘ada küffârı cümle dendân-ı tîğdan geçirüp feth olduğuçün hâlâ Orhân Gâzî câmi‘inde hatîb minbere kılıç ile urûc eder. Devlet-i Âl-i Osmân'ın ibtidâsında ibtidâ ceng-i azîmin biri dahi budur. Ba‘dehû Gâzî Hudâvendigâr tahrîri üzre Bursa sancağı hâkinde (---) tarafından hâkimlidir ve üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır ve cümle (---) nâhiye kurâlardır. Bu kurâlardan senevî kadısına cümle yedi kîse-i Çînî hâsıl olur. Sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve a‘yân [u] eşrâfı ve ulemâ-yı sulehâsı ve meşâyih-i kirâmı ve halîm ü selîm ve sâhib-i sülûk sâhib-i vera‘ müttakî âdemleri vardır ve şehr nâ’ibi ve kapan muhtesibi vardır ammâ iç il olmağıla kal‘asının dizdârı ve neferâtları yokdur ammâ Celâlî ve Cemâlî havfından birkaç kulleleri ma‘mûr ve bâbları mesdûddur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 5a ·
metinde göster ·
… gân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd
yanmada. Bu
hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. T …
Sitâyiş-i tekyegâh-ı Urfa: Cümle (---) aded tekye-i dervîşân-ı zî-şândır, ammâ cümleden âsitâne-i Hazret-i İbrâhîm Halîl derûnı kal‘ada, zeyl-i iç hisârda binâ-yı Me’mûn Halîfe Hazret-i Halîlü'r-rahmân Âsitânesi Rûm u Arab u Acem'de ve'l-hâsıl cemî‘i memâlik-i İslâmiyye'de meşhûr-ı âfâkdır ki Nemrûd-ı la‘în rübûbiyyet da‘vâsında olup kartal kuşlarıyla göğe urûc edüp hâşâ sümme hâşâ "Gök tanrısı ile ceng ederim", deyü semâya ok atup bi-emri Hudâ oku kanlı yine kartal kuşlarına bağlı sandûkasına yine kanlı ok düşüp hâşâ ve kellâ "İşte gök tanrısın öldürdüm, müstakil yer ve gök tanrısı benim" deyü da‘vâ-yı ulûhiyyet etdikde Cenâb-ı Bârî Hazret-i İbrâhîm'i gönderüp îmâna da‘vet etdükde bu şehr içre Hazret-i İbrâhîm'i kayd-bend ile bir gâr-ı azîmde haps edüp dağlar kadar odunlar yığup bir azîm âteş-i Nemrûd edüp hâlâ âteş-gede-i Nemrûd-ı merdûd meşhûrdur kim Urfa şehri içre Hazret-i İbrâhîm tekyesi zemîninde idi. Hazret-i Risâlet-penâh rahm-ı mâderden müştakk oldukları mâh-ı mevlûdün on ikinci gice isneyn gicesi olduğu leyle-i mübârekede Medâyin'de tâk-i Kisrâ ve İsvân şehrinde aynü'l-leben kuruyup Mekke şehrinde Safâ ve Merve mâbeyninde sanemler ser-nigûn olup İskenderiyye'de amûdu'l-hayt münhedim olup Tarabefzûn'da tılsım-ı semek amûdu gark olup Makedon-ı Kostantiniyye'de berren u bahren üç yüz altmış altı tılsımât cümle münhedim olup ve Ayasofya kubbesi ve Roma papa kubbesi ve bunun emsâli niçe mutalsamâtlar münhedim olup ol leyle-i mevlûd-ı Nebî'de bu Urfa şehri içre âteş-i Nemrûd söndü. Ol âteşe Nemrûd-ı la‘în Hazret-i İbrâhîm'i mancınık ile âteşe atup tâ derûn-ı âteşe hevâdan tayerân ederek meyân-ı âteşe düşünce Cenâb-ı Bârî sûre-i (---)(---)Arapça emriyle nâra ferman-ı Hudâ olunca ol ân İbrâhîm'e nâr gülzâr-ı gül‘izâr olup âteş içinden bir aynü'l-hayât tulû‘ edüp Rabbü'l-izzet kudret-i hikmetin ızhâr içün ol ayn-ı zülâlin cânib-i erba‘asında gül-i gülistân ve sünbül ü reyhân ve andelîb-i hoş-elhân u gûnagûn murgân feryâd ü figân ederek pervâz u tayerân etmede, yine etrâfında âteş-i Nemrûd yanmada. Bu hikâye cümle tefâsir ve gayri kütüb-i mu‘teberelerde u mastûr ve muşarrahdır. Tatvîl-i kelâma hâcet yokdur, ammâ hâlâ mezkûr âteş-i Nemrûd içinden zâhir ü bâhir olan âb-ı hayât tekye-i Halîlü'r-rahmân içre bir kaynak-ı azîmdir kim cümle şehrin cevâmi‘leri ve hân u hammâmları cemî‘i hânedânları ve sarrâchâne ve debbâğhâneyi reyy eden ol âb-ı hayvân-ı uyûn-ı Halîlü'r-rahmân'dır kim içinde niçe bin elvân mâhîler şinâverlik ederler. Hattâ Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘ efendimiz Bağdâd fethine giderken bu âsitâne ziyâretine gelüp temâşâ ederken iki aded mâhî sayd etdirüp gûşlarına birer altun mengûş geçirmişlerdir. Hulâsa-yı kelâm acîb u garîb âsitâne-i teferrücgâhdır kim medhinde lisân kâsırdır. Müte‘addid kâ‘alar ve gül-i gülistânlı hücreler ve kilâr ve matbah ile ârâste ve gûnâ-gûn müsâfirhâneler ile pîrâste olmuş bir âsitâne-i kübrâdır. Şeyhi Hazret-i eş-Şeyh Alî Efendi yârândan ârif-i billâh sofra sâhibi garîbü'd-diyâr muhibbi bir er, server-i hünerver sâhib-i nefes, pîşvâ-yı tarîk, âmil-i sıddîk, âlim-i tahkîk kimesne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 56a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine
yanup bu
kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı hu …
Hikmet-i Hudâ, Bu hakîr ale'l-gafle anların haşerâtı âteşine yanup bu kadar mâlım gidüp kayd-bend ile dörd aded hizmetkârlarım ile Çomar Bölükbaşı huzûruna giderim. Ammâ tesellî-i hâtırım var. Bizi kayd-bend ile Çomar'a götürmeğe me’mûr olan bir nefer yiğide eytdim: "Şehbâzım koç başın içün olsun ve taşıdığın silâh hakkı içün olsun ve yol erkânınızda başka çıkdığınız zamân kulağınıza fıslanan söz içün olsun sana sözden söz atdım. Beni bizim Bölükbaşı Çomar huzûruna böyle bağlı götürme, ayıbdır! Niçün böyle verilüp bağlandın? deyü bizi yola çeker" dedikde hemân ol yiğit: "Be sen Sarıca'dan silâhlı mısın?" dedi. "Beli, Melek Ahmed Paşalı Serçeşme Zıpır Bölükbaşı'dan silâhlı olup Bağdâd derneğinde başka çıkdım" deyince hemân atıyle yanıma gelüp "Nefes sözünden sana söz atdım, sakın el kaldırma" dedi. Hakîr eyitdim: "Sözüm pîr sözü olsun" deyince hemân hakîrin elin çözüp birbirlerimizle öpüşüp hakîr öbür gulâmlarımın ellerin çözüp ol mahalle karîb hemân Çomar Bölükbaşı çadırları içine dâhil olup at bırağup Çomar Beğ'in haymesi önünde atdan inüp Çomar Bölükbaşı hakîri görünce haymesinden taşra çıkup hakîri bağrına basınca hemân dâğ-ı derûnumdan iki gözlerim pür-nem olup "Amân kardaş, silâhdaş ve yoldaş [u] sırdaş! İki seyishâne mâlımı senin tevâbi‘lerin işte şu bayırda alup gitdiler. Dörd yiğit dahi beni ale'l-gafle basup kayd-bend ile bu yiğide teslîm edüp bu yiğit beni üstâdımız silâhı berekâtiyle nefes verüp âzâd edüp sana getirdi. Sarıca emânı olsun bana mâlım!" deyü feryâd edince bizi getiren yiğide eydür: "Bre Habîb! Niçesi oldu?" deyü su’âl edince kıssa-i pür-hisseyi bir bir beyân edince hemân at deyüp bilâ-rikâb süvâr olup üç yüz kadar âteş şehbâz ile hakîr bile gidüp "Evliyâ Çelebi elem çekme. Helâl mâlın ise yabana gitmez" deyü tesellî-i hâtır verüp "Hemân bize ceng edüp mâlın alındığı mahalli göster, biz anların izinden tozundan buluruz" deyüp ılgar ile giderken anı gördük; karşu tarafımızdan yokuş aşağı üç yiğit gelüp biri atdan aşağı inüp Çomar'ın dizin öpüp: "Beğim, ahşamın çadırlarda Meyremoğlu ve Sincanlı Hüseyin ve Tokatlı Alî yolumuza söz atup sabâh la‘net okuyup gitdiler. Anlara dörd yiğidimiz dahi katılup sekiz âdem olup kaçdılar. Bu beği de râst gelüp iki seyishânesin alup ve dörd kölesin alup bu yiğit anlar ile ceng ede ede sekiz âdem ile başa çıkamayup bir bâğ içinde biz üzüm yerken bu yiğit üzerimize gelüp ansızdan dizginine yapışup bağlı size gönderüp biz dahi Meyremoğlu'na doğru bu yiğidin mâlına gitdik. Biz anlara varınca bize pây vermeyüp üçümüze silâh çeküp biz anlara silâh kaldırmadık, yoldan taş koparmadık. İşte bizim Şıvka Alî'yi yaraladılar. Mâlı dağa götürüp pây etseler gerek. Mâlı dağda gömmeden yetişelim!" dedikde "Bre bre hay!." deyüp hot-hotuya kurd lengi at bırağup bir sâ‘at ılgar ile giderken anı gördük; sekiz kişi. Bizim ileri varan yiğitlerimize at bırağup sallatallâhu'l-kelbi ale'l-hınzîr mazmûnunca birbirlerine girüp bir yiğit Çomar'dan mürd olup gerüden dahi birkaç atlı yetişüp sekizin dahi ortaya alup mukaddem hakîre mızrâk atan mel‘ûnu dest-ber-kafa Çomar huzûruna getirüp "Bre seyishânelere yetişün!" deyüp niçe atlılar seğirdüp bir orman içre seyishâneleri bulup dörd aded memlûkumla Çomar önüne getirüp hamd-i Hudâ ol mahalde iki seyishâne yükü mâlımı dörd gulâmımla teslîm edüp 93b hakîrin esvâbın alan yiğitlerin sekizin de önüne getirüp eydür: "Bre kahbeler! Ahşam çadırlarda niçün Ocağ'a söz atup la‘net okuyup sabâhısı kaçup bu yiğit ile döğüşüp iki seyishâne mâlın aldınız ve ardınızca varan silâhdaşlarınıza kılıç kaldırup Çömez Hüseyin'i pârelediniz" dedikde "Eyle olur beğim yigitlikdir. Cânımızdan bîzâr olduk. Murtezâ Paşa deryâ-misâl askerle geliyor bizi bir yerde çevirir deyü havfımızdan savt atup kaçarken bu yiğide râst gelüp elleşerek atı yeğin imiş, kendi kaçup mâlın aldık, böyle olur" dedikde Çomar eyitdi: "Dayılar bu kahbelere ne lâzım?" dedikde cümlesi eydür: "Yolsuz düşüp ahid bozdular, yolumuza söz atup la‘net etdiler. Bunlara ibret içün pâreleriz" deyince amân diyesiye kalmadı, cümlesi sekiz kişiye kılıç üşürüp sekiz yiğidi pâre pâre eyleyüp ikisinin atların ve silâhlarını hakîre hîbe eyleyüp iki sâ‘atde çadırlarına gelüp bir gice anda mihmân olup safâ ederken Murtezâ Paşa'nın Direklibel üzre gitmeyüp bu semtde Kızılırmak geçidinden geçmeğe azîmeti haberin çaşıtları getirince hemân ol gice cümle haymelerin bozup bâr-ı bengâhların yükledüp Murtezâ Paşa önünden bir cânibe savaşmağa karâr verüp hakîre bir kemer gurûş ve sekiz gulâmıma ellişer gurûş ve katl olunanların birer atların verüp hakîr ile öpüşüp nân [u] yemek hakkın hellâllaşup "Murtezâ Paşa efendimizin ayağın öperim, emânet olsun, benim efendimdir" deyüp kendisi Kızılırmak tarafında Çorum'a doğru gitdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 93a–93b ·
metinde göster ·
Ertesi ale's-sabâh paşanın yanına bu hakîr varup dest-i şerîfin bûs edüp mübârek yed-i yümnâsın ovarken sakîl lisan ile hakîre hitâb edüp eydür: "Evliyâm benim gördüğüm vâkı‘ayı sen de gördün, bana söyle" dedi. Hakîr dahi eyitdim "Benim Sultânımı gördüğüm vâkı‘a değildir. Hâlâ sıhhâtde gördüğüm vâkı‘dır" dedim. Ve eşk-i hûnâbım çekîde çekîde revân oldu. "Yok Evliyâm, bu gice gördüğün rü’yâyı söyle" deyü Fâtiha dediler. Fâtiha tilâvet olduğu gibi hâtırıma hutûr edüp ol gice bir vâkı‘a-i azîm gördükden sonra paşayı gördüm. "Evliyâm bu şindiki gördüğün vâkı‘ayı sabâhın bana söyle" deyü vâkı‘amda paşa tenbih etmişdi. Hakîr efkâr-ı fâside ile hâtırdan gitmişdi. Ale's-sabâh dest-i şerîfin ovarken gice gördüğün vâkı‘ayı söyle, dediği meğer ol imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 144a ·
metinde göster ·
Bu cisr-i bî-hemetânın Hazzo tarafındaki hânda Hazzo beği âdemleri ubûr eden tüccârdan bâc alurlar. Mefârikîn tarafındaki hânda (---) beği âdemleri bâc alırlar, ammâ bu hân dediğimiz binâdan taşralarda bir âsâr-ı binâ yokdur. Cümle cisrin iki tarafı altında hân-ı azîmlerdir. Gerçi eyâlet-i Erzurûm'da 220a Hasan kal‘ası sahrâsında nehr-i Araz üzre Sultân Çoban cisri dahi bir azîm muvassatdır ammâ bu cisr-i Batmân'a mânend değildir. Hatta Bursa şehri içre cebel-i Ruhbân'dan gelen nehr-i Irgandı üzre cisr-i Irgandı'yı bu Batmân cisri gibi murâd edinmişler ammâ ne münâsebet, anın yanında bu cisr-i Batmân kehkeşân-âsâ semâya kad çeküp zirve-i evce kemend-i bî-mânend atmışdır. Hakkâ ki üstâd-ı mühendis var makdûrun sarf edüp ol binâ-yı bânî bu cisrde tasarruflar etmişdir kim atlas-ı gerdûnda eyle bir kârgîrlik bir mi‘mâr-ı selef etmemişdir. Zîr u bâlâsından zirve-i a‘lâsına varınca Diyârbekir kal‘ası taşından taş döşenmişdir kim çakmak taşı anın yanında rahmetdir. Yedi yüz seneden berü bu cisr üzre bu kaldırım asla fenâ bulmayup gûyâ bennâ elinden henüz çıkmışdır. Bu hakîr at ile ubûr etmeğe havf edüp piyâdece ubûr edüp selâmetle karşu tarafa vâsıl olduk. Hülâsa-i kelâm bu cisrin midhatinde lisân kâsır ve kalemler kâsirdir. Cenâb-ı Kayyûm ınkırâzu'd-deverân metîn ü müstahkem eyleye, âmîn ve yâ Mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 219b–220a ·
metinde göster ·
Bitlîs içün Pırgaz-ı makal-ı Aleksandıra derler, ya‘nî Büyük İskender kal‘ası d …
Hemân Bedlîs eydür: "Pâdişâhım! Kaçan kim bana bir kal‘a-i metîn inşâ et kim azametimle ben muhâsara etsem, fethinde usret çekem, bana eyle bir kal‘a yap!, buyurdunuz. Ben dahi emrinize fermân-berlik edüp işte böyle bir sedd-i İskender kal‘a binâ etdim. Fermân pâdişâhımındır" deyince İskender insâf edüp kal‘anın hükûmetin Bedlîs'e ihsân eyledi. Anınçün Bedleys'den galat Betlîs derler, sebeb-i tesmiyyesi oldur ve bânîsi ta‘lîm-i İskender ile yine Bedlîs'dir. Anınçün tevârîh-i Acem'de taht-gâh-ı İskender nâmıyla yâd olunur, ammâ Târîh-i Yunaniyân-ı Yanvân'da bu Bitlîs içün Pırgaz-ı makal-ı Aleksandıra derler, ya‘nî Büyük İskender kal‘ası derler. Hakkâ ki kal‘a-i atîkdir. Hâlâ niçe yerlerinde Rûm binâsı alâmetleri vardır. İnşâallah mahalliyle bu kal‘anın mutalsamâtları dahi beyân olunur. Bilâd-ı Ermen'dendir ammâ vilâyet-i Kürdistân'dandır. Niçe mülûkdan mülûka intikâl etmiş kal‘adır, ammâ ekseriyyâ Âzerbaycân şâhlarından Karakoyunlu Yûsuf Celâyirli ve Akkoyunlu Uzun Hasanlı mutasarrıf olagelmişler idi. Ammâ dahi mukaddem-i ibtidâ Ermen destinden dest-i bâzû-yı kuvvet ile feth eden Âl-i Abbâsiyân'dan Sultân Evhadullah'dır. Anların 223a devletleri sehel bergeşte olmak ile Âzerbaycân Şâhı Uzun Hasan Bitlîs'e mâlik olmuşdu. Ba‘dehû sene 878
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b–223a ·
metinde göster ·
… -i İdrîs Nebî tahrîr etmişdir. Anların tahrîrinden müverrih Mıkdısî ve müverrih
Yanvân bu
cezîre-i dünyânın cemî‘i kûhları ve enhârları ve şehr-i azîmleri ve kılâ‘-ı kad …
Be-kavl-i müverrihân Mıkdısiyân-ı Yarmenî ve müverrihân Yanvân-ı Yunanî eğer millet-i Mesîhiyye'den iseler de hubût-ı Âdem Nebî'den berü ibtidâ bu edîm-i arzun ahvâlâtın Hazret-i İdrîs Nebî tahrîr etmişdir. Anların tahrîrinden müverrih Mıkdısî ve müverrih Yanvân bu cezîre-i dünyânın cemî‘i kûhları ve enhârları ve şehr-i azîmleri ve kılâ‘-ı kadîmleri bânîleri ve fâtihlerin ve arz-ı beled [ü] tâli‘-i imâretlerin cümle tahrîr etmişlerdir. Ol akl-ı Aristo müverrihayn-ı İsevînin tahrîrleri üzre bu şehr-i azîm Cezîre'ye ibtidâ esâs urup cây-ı vatan edinen ba‘de't-Tûfân bizzât Hazret-i Nûh Necî'dir kim ba‘de't-Tûfân Cûde şehrin imâr etdi. Ammâ şiddet-i şitâsı şedîd olmağile cebel-i Cûde'den etrâfı geşt ü güzâr ederek bu Cezîre şehri hâkine kadem basup âb u hevâsından hazz edüp bu zemîn-i sevâhili cây-ı vatan idinüp niçe zamân bu edîmde sâkin oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 383b ·
metinde göster ·
… h ibnü'n-Nûh'dur deyü Kıbtî müverrihleri ve müverrih Mıkdısi'ye ve müverrih Rûm
Yanvân'a bu
gûne i‘tirâz etmişler ammâ cümlesinin rivâyetleri üzre bu şehr-i Cezîre-i ibn Ö …
Andan şehr-i Cezîre'de Tarh ibnü'n-Nûh'dur deyü Kıbtî müverrihleri ve müverrih Mıkdısi'ye ve müverrih Rûm Yanvân'a bu gûne i‘tirâz etmişler ammâ cümlesinin rivâyetleri üzre bu şehr-i Cezîre-i ibn Ömer'de medfûn olan Tarh ibnü'n-Nûh'dur. Zîrâ hâlâ kadd-i mezârının tûlu kırk ayak vardır. Hâlâ ziyâretgâhdır. 384b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 384a–384b ·
metinde göster ·
… bu işler Melek Paşa'nın ve tevâbî‘ [ü] levâhıklarının ve Van kulu eşkıyâlarının
yanlarına bu
mâl-ı ganâ’im kalır mı ki?" dediler.
Hemân yine Bedir Beğ eydir: "Evliyâ Çelebi, işte paşanız da ma‘zûl oldu. Ne idi kim murâdı bu şehir içre eyle kılıç urup vilâyetimizi ve şehrimizi poh edüp niçe bin âdemi dendân-ı tîğdan geçürüp ol rûz-ı Ramazân-ı mübârekede eyle fezâhat u kabâhatlar edüp şehrimizden on Mısır hazînesi mâl gâret olundu. Ayâ Evliyâ, bu işler Melek Paşa'nın ve tevâbî‘ [ü] levâhıklarının ve Van kulu eşkıyâlarının yanlarına bu mâl-ı ganâ’im kalır mı ki?" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 9b ·
metinde göster ·
Be-kavl-i tevârîh-i Rûm-ı Yunan, ya‘nî müverrih Latin
Yanvan bu
şehrin ibtidâsı bir derbend beklemek içün Dubrovnik Kral-ı dâllı beş on aded hâ …
Be-kavl-i tevârîh-i Rûm-ı Yunan, ya‘nî müverrih Latin Yanvan bu şehrin ibtidâsı bir derbend beklemek içün Dubrovnik Kral-ı dâllı beş on aded hâne-i külbe-i ahzânlar binâ edüp üç yüz nefer âdemler bu derbend-i mûhişde nigehbânlık ederler, ammâ bu zemînin âb [u] havâsı latîf olduğundan mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler ederek bir ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdikçe bu şehir amâr olup bender-i azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… Paşa nâmında bir bodur kara vezîr Kemen Yanoş kralı katl edeceğin yazmış. Kemen
Yanoş bu
kendi katli tasvîrin görüp bozmuş ve bu mahalde bizim Serasker Ali Paşa'yı kır …
Ve Mehemmed Paşa nâmında bir bodur kara vezîr Kemen Yanoş kralı katl edeceğin yazmış. Kemen Yanoş bu kendi katli tasvîrin görüp bozmuş ve bu mahalde bizim Serasker Ali Paşa'yı kır at üzre Mısır sarığı ile kahverengi kürkü ve köse sakalıyla bu vilâyete gelüp harâb edeceğin ve Apopi Mihal otuz yıl kral olacağın şekl-i murdâriyle karşu karşuya Ali Paşa ile tasvîr eylemiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18a ·
metinde göster ·
Ammâ bu nehr-i Yantura bu ceng etdiğimiz Şıpka dağından çıkup cânib-i şimâle akup Nigebolı kal‘ası kurbunda nehr-i Tuna'ya mahlût olur. Ve bu Kabirova köyü vezîria‘zamların hâssı yedi yüz saz ve kiremit örtülü Bulgar kâfiri köyüdür kim üç bin kadar kefere vü fecereleri vardır. Allâhümme âfinâ cümle âsî köydür, beş on âdem konmağa kâdir değillerdir. Hattâ biz anda iken ba‘zı kefere evlerinde vâveylâ vü vâveledâ ve feza‘ u çeza‘ları var idi ve ba‘zısı hasta-misâl yatırlardı. Meğer dağda bizimle ceng edüp mürd olan keferelerin akrabâları mâtem ederlerdi. Ve niçe evlerde hasta-misâl yatanlar yaralı gelenler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 54b ·
metinde göster ·
kapu üzre yine beyâz mermerden üstâd-ı mermer-bür iki başlı bir Macar kuşu, ya‘ …
Ve yine arslan yanında bu kapu üzre yine beyâz mermerden üstâd-ı mermer-bür iki başlı bir Macar kuşu, ya‘nî küffârın zolta nâm guruşlarında 37b iki başlı ve iki kanatların ve iki pençelerin açmış karakuş tasvîri vardır, hemân bu Egre kapusu üstündeki kuş tasvîri dahi ana benzer karakuş tasvîri, ammâ bunun dahi iki başlarında demir dilleri vardır. Bunu dahi hukemâ-yı kudemâ timsâl-i rumûz etmişler kim bu Egre kal‘ası iki kal‘adır ve iki başlı demir dilli kuşların pâdişâhı karakuş gibidir, elinden kaçırmayasız ve bu kal‘ayı düşmana uçurmayasız ve iki başlı ve iki dilli hâkim olmayasız, işâretin etmişdir, ammâ hakkâ ki üstâd-ı kâmil bu kuş tasvîri kalemin mermerde kazmışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37a–37b ·
metinde göster ·
kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü s …
Evsâf-ı tetimme-i kal‘a-i Yanık: Bu kal‘a-i Yanık handaklarından taşra Sinân Paşa'nın top koyup ve toprak sürdüğü sahrâlarda hâlâ meterislere girilecek yerlerde altı yerde toprakdan alçak alçak tabyalar var kim her biri niçe bin gûne hıyel u şeytanat ile binâ olunup yer altından birbirlerine varup gelecek yolları vardır, ammâ altları cümle kat-ender-kat lağımları hâzır-bâşdır. İbtidâ meterise girilecek yerlerde bir hayli zamân ceng edüp avk [u] te’hîr etmek içün bu tabyaları binâ etmişdir, ammâ bunların dahi lağımların bulup bu tabyaları suya gark etmek ve toprak ile gark etmek Âl-i Osmân askerine emr-i seheldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 47b ·
metinde göster ·
şehrin hâkimi bir müdebbir akl-ı Arasto Batlîmûs olmağın İskender'e arz eder ki …
Evvelâ mezkûr Ağrıboz, Hazret-i Risâlet-penâh'ın mevlûdünden 888 sene mukaddem bu Ağrıboz İskender-i Zülkarneyn hükmünde iken bu şehrin hâk-i pâki Rûmeli karası tarafına muttasıl idi. Be-kavl-i müverrihân-ı Rûm Yanvan bu şehrin hâkimi bir müdebbir akl-ı Arasto Batlîmûs olmağın İskender'e arz eder kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 249a ·
metinde göster ·
Bu mahalde meşhed-i gâziyân-ı kadîm ki Sultân Bâyezîd-i Velî asrında kal‘a altında şehîd olanların yanlarında bu Cezâyirli şühedâların defn edüp rûhlarıyçün Yâsîn-i şerîf ve Fâtiha-i ümmü'l-kitâb-ı latîf tilâvet olunup herkes vatanlarına revâne oldukda bu hakîr gayr[i] ziyâretgâhlara meşgûl oldum. Evvelâ bir kubbe-i âlî içinde
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 270b ·
metinde göster ·
kal‘anın ibtidâ bânîsi Kavala kal‘ası sâhibi Feylekos binâsı olup ba‘dehu Rûm e …
Be-kavl-i müverrihîn-i Rûm Yanvan bu kal‘anın ibtidâ bânîsi Kavala kal‘ası sâhibi Feylekos binâsı olup ba‘dehu Rûm elinden Venedik bir hîle ile kabza-i teshîre alup dahi ziyâde amâr edüp ba‘dehu sene 905 târîhinde bizzât Sultân Bâyezîd-i Velî Venedik elinden feth etmişdir kim mukaddemâ Venedik Pirinc-pirimi tahtı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 338a ·
metinde göster ·
… , ammâ bezzâzistânı yokdur. Ve tabbâğhânesi çârsûnun altında büyük Akgöz bınarı
yanındadır. Bu
nehir Menderes nehrinin başıdır. Bu şehrin bâğı ve bâğçesin rey eder. Ve âb [u] …
Ve mekteb-i sıbyânı ve hammâmı ve hânı ve bir kaç dükkânı vardır, ammâ bezzâzistânı yokdur. Ve tabbâğhânesi çârsûnun altında büyük Akgöz bınarı yanındadır. Bu nehir Menderes nehrinin başıdır. Bu şehrin bâğı ve bâğçesin rey eder. Ve âb [u] hevâsı hûbdur. Mahbûb u mahbûbesi merğûbdur. Gerçi Türkistân şehridir ammâ hayli zarîf ü pür-ma‘rifet fasîhü'l-lisân ve belîgu'l-beyân sözün dinler me’âl ve hâl anlar çelebileri vardır. Ve Işıklı şehri olmağile Işıklı âşıklarına aşk olsun. Pür-şevk ve ehl-i zevk âşıkları vardır. Ve ekseriyyâ ahâlîsi sipâhdır, zîrâ hussânü'l-ciyâd misilli küheyl atları olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y96a ·
metinde göster ·
… ârek gerdeninde kırmızı kan cereyân ederdi. ‘işte Yahûdîler bu peygamberi Kudüs
yanında bu
günde şehîd etdiler. Anıniçün bu günde kanı akar’ dedikde, hakîr dahi:
Ve bir kerre Hızır-ilyâs günü idi, beni götürüp sandûka içre gördüm ki mübârek gerdeninde kırmızı kan cereyân ederdi. ‘işte Yahûdîler bu peygamberi Kudüs yanında bu günde şehîd etdiler. Anıniçün bu günde kanı akar’ dedikde, hakîr dahi:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y205b ·
metinde göster ·
… r Reşîdoğlu'yla aldığınız dahi anar mısız? Ve bu kuyuları böyle doldurur musuz?
Yanınıza bu
etdikleriniz kalır mı sanırsınız? Kaldırın şu on iki mel‘ûnları" deyince yumruk …
"Bire kâfirler Reşîdoğlu'yla aldığınız dahi anar mısız? Ve bu kuyuları böyle doldurur musuz? Yanınıza bu etdikleriniz kalır mı sanırsınız? Kaldırın şu on iki mel‘ûnları" deyince yumruk sille sademe rahmet gibi iken anlara la‘net gibi yağup sekbân ve sarıca mezbûr şeyhlerin başların yararak ve kolların kırarak dest ber-kafâ kayd-bend edüp boğazlarına silsile-i la‘neti geçirüp piyâde yalın ayak, başları kabak, konak konak yayak yakın ırak ve lâ-yatak ve lâ-durak yâ Fettâh ve yâ Rezzâk esmâsın çekerek bunları deveye bağlayup on beş gece ve gündüz cî‘ân u atşân şiddet-i hârda ikisi mürd oldu. Ba‘zı huccâc-ı zevi'l-ihtiyâc,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y274b ·
metinde göster ·
… nbat yeli derler, ol tarafa elli adım gidüp Bâb-ı Ümmühânî şarka nâzır iki kapu
yanyanadır. Bu
kapu Harem-i şerîfin bir köşesine vâki‘ olmuşdur. Ve yedi kademe taş nerdübân i …
Andan yine kubbeler altından cânib-i şark ile cenûb mâbeyni ki ana keştîbânlar kavlince inbat yeli derler, ol tarafa elli adım gidüp Bâb-ı Ümmühânî şarka nâzır iki kapu yanyanadır. Bu kapu Harem-i şerîfin bir köşesine vâki‘ olmuşdur. Ve yedi kademe taş nerdübân ile Harem'e nüzûl olunur bâb-ı latîfdir. Ve bu kapu mâbeyni huccâc-ı zevî'l-ihtiyâcın ârâmgâhı bir serdâb kapudur. Zira bâd-ı nesîm ve bâd-ı sabâ bu kapuda eser, âdem hayât-ı cân bulur. Zîrâ bu kapu yeri Hazret-i Risâlet-penâh'ın hâtûnu ümmü'l-müslimîn Sitti Ummühânî'nin hâne-i münevveri idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y335b ·
metinde göster ·
Bayzar'ı defn etdiler ve oğlu Mısır Mısır'a müstakil melik olup yigirmi tokuz k …
Bu Elvâh-ı Kebîr'in bânîsi kable't-Tûfân kehhân-ı mine'l-kehâyin Kalîmûn Hakîm binâsıdır. Anıniçün bu şehre Kalîmûn derler. Ba‘de't-tûfân Bayzar bin Hâm'dır kim Ebü'l-kabâbıt'dır, anın otuz oğlu oldu, büyük oğlu Mısır idi, bu Mısır'ın babası Bayzar ibn Hâm vefât edüp Tûfân'dan evvel vefât edüp Ehrâm dağlarında defn olunan Hürmüs'ün yanına bu Bayzar'ı defn etdiler ve oğlu Mısır Mısır'a müstakil melik olup yigirmi tokuz karındaşlarına ekâlîm-i Mısır'ı tevzî‘ edüp diyâr-ı Mısır'ı amâr etdiler. Ve cümlesi Tûfân'dan iki bin altı yüz âm mürûr edince devletleri tamâm olup Mısır meliki dahi fevt edüp Ehrâm dağlarında babası Bayzar yanında Mısır'ı defn etdiler. Ol asırda bu Ehrâm dağları tâ Hazret-i İbrâhîm'e gelince Ka‘be-misâl ziyâretgâh-ı hâs [u] âm idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y448b ·
metinde göster ·
Eyâlet-i Circe hükmünde başka kâşiflikdir. Yedi bölükden mustahfızânı yokdur. Ammâ yüz elli tevâbi‘iyle yigirmi kîse mâlı ve (---) erdeb gılâli tahsîl edüp Circe dehlîzinde muhâsebesin görür, kendüye on beş kîse fâ’iz kalur. Taht-ı hükûmetinde yigirmi altı pâre kurâdır. Şehri yokdur, kâşif haymeler ile meks eder. Ve Mısır cânibinde Besâtîn nâm belde ile müşâdır, tâ Mısır yanında bu Şark Atfîh hudûdu tamâmdır. Şark Atfîh'de Circe hudûdudur, Circe'nin cânib-i şarkî hudûdu Besâtîn'de. Q 349bP 343b Ve yüz elli akçe kazâdır. Mısır karîb olmağile Mısır mollâlarına nâhiye ihsân olunur, mâhiyye bin para hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y450b ·
metinde göster ·
… nagāhandan delü dumrul çapar yetdi aydur mere ḳavatlar ne aġlarsız menüm köprim
yanında bu
ġavġa nedür niye şiven idersiz didi ayıtdılar ḫanum bir
ol yigit üzerine möḥkem ḳara şiven oldı nagāhandan delü dumrul çapar yetdi aydur mere ḳavatlar ne aġlarsız menüm köprim yanında bu ġavġa nedür niye şiven idersiz didi ayıtdılar ḫanum bir