3 anlar kim zihar andı içerler uraġutlarındın yana
yanarlar
aŋar kim aydılar: ḳarabaş azad ḳılġu kerek yaḳmazda aşnu ol pend bėrlür sizler …
3 anlar kim zihar andı içerler uraġutlarındın yana yanarlar aŋar kim aydılar: ḳarabaş azad ḳılġu kerek yaḳmazda aşnu ol pend bėrlür sizler anıŋ birle ol taŋrı anı kim ḳılur siz bilgen turur
içinden çıkmam" deyü ol âteş-i Nemrûd içinde kalup na‘lıncı yonkaların dükkânda …
"Benim dedem dükkânıdır, ben bunda yanarım içinden çıkmam" deyü ol âteş-i Nemrûd içinde kalup na‘lıncı yonkaların dükkândan taşra atarken câ-be-câ esbâbı ve sakalı yanardı. Bi-emrillâh Unkapanı'ndan tâ Vefâ Meydânına varınca âteş-i azabdan bir sahrâ-yı bî-pâyân olup bu dükkân meydân-ı mahabbetde kalup cümle halk temâşâsına gelüp âlem-i hayretde kalırdı. Mezkûr Hüseyin Çelebi gûyâ ihrâk görmemiş gibi ol şiddet-i hârda ve ol kesret-i gubârda dükkânda oturup na‘lın işlerdi. Su’âl edenlere,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 111a ·
metinde göster ·
"Benim dedem dükkânıdır, ben bunda yanarım içinden çıkmam" deyü ol âteş-i Nemrûd içinde kalup na‘lıncı yonkaların dükkândan taşra atarken câ-be-câ esbâbı ve sakalı yanardı. Bi-emrillâh Unkapanı'ndan tâ Vefâ Meydânına varınca âteş-i azabdan bir sahrâ-yı bî-pâyân olup bu dükkân meydân-ı mahabbetde kalup cümle halk temâşâsına gelüp âlem-i hayretde kalırdı. Mezkûr Hüseyin Çelebi gûyâ ihrâk görmemiş gibi ol şiddet-i hârda ve ol kesret-i gubârda dükkânda oturup na‘lın işlerdi. Su’âl edenlere,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 111a ·
metinde göster ·
Bu samsonlar koyuna giren kurda değil ejderhâya hamle edüp
yanar
âteşe girir. Çobanlar mâbeyninde soy gözedüp bir kancık kelbin bir samsona çekm …
Bu samsonlar koyuna giren kurda değil ejderhâya hamle edüp yanar âteşe girir. Çobanlar mâbeyninde soy gözedüp bir kancık kelbin bir samsona çekmek içün elli koyun baş verir ve bir samson içün beş yüz koyun verüp asîl kelb-i Ashâb-ı Kehfler var kim gökde ukkâba, zemînde evrene, deryâda nehenge baş vurup dalup alup salar, böyle zî-kıymet kelb-i mu‘allemler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
… zı şûre yerler vardır. At ve âdem basup sehl dursa atın tırnağı ve âdemin ayağı
yanar
. Ba‘zı yerleri hafr edüp kârbân halkı ol hafr içine tancere ile lahm ve gayrı t …
Bu kal‘a ile Demirkapu kal‘ası mâbeyni leb-i deryâ ile dörd konakdır. Mâbeynde nevâhî-i Müskir kendleri vardır kim her bir kendi birer büleyde-i ma‘mûredir. Ve göçer-evli Terekeme kavmi vakt-i zemistânda obaları ile konup göçerler. Ve yine bu Bakü'nün cânib-i şarkîsinde şehr-i Şaburan üç menzildir ve kal‘a-i Şemahı yine şarkîsi tarafında beş konakdır ve yine Bakü'nün şîmâlî tarafında şehr-i Gîlân (---) konakdır ve Şamâkî'nin bender iskelesidir. Çîn-i Hıtâ ü Hoten'den ve Fağfûr ü şehr-i Zenândan ve Kalmah ve Moskov'dan dâ’imâ elçiler ve ağır bâzargânlar gelüp metâ‘ getirirler. Ve dâ’imâ Moskov elçileri gelüp rehn dururlar. Acem diyârına ekseriyyâ semmûr ve balık dişi ve zincâb ve Bulğarî telâtin ve niçe elvân metâ‘-ı gûnâ-gûn Moskov diyârından Gîlân'a ve bu Bakü'ye çıkar ve bu Bakü'den tuz ve neft ve za‘ferân ve harîr alup Moskov'a götürürler. Zîrâ za‘frânı ve harîri Lahîcân'dan şeffâflı ibrişimi olur ve Anadolu'da Za‘ferânborlu'sunda latîf za‘ferânı olur. Ve bu Bakü nâhiyelerinde ba‘zı şûre yerler vardır. At ve âdem basup sehl dursa atın tırnağı ve âdemin ayağı yanar. Ba‘zı yerleri hafr edüp kârbân halkı ol hafr içine tancere ile lahm ve gayrı ta‘âm koyup ân-ı sâ‘atde zemînin herâretinden ta‘âm pişüp tenâvül ederler, aceb hikmet-i Hudâdır. Bu şehrin cânib-i şimâli kurbunda nehr-i Kür deryâ-misâl olup Bahr-i Haraz'a munsab olur. Ba‘zı zemân Moskov'un Kazak-ı Akı kenarı sazlı gemileriyle bu Kür nehrine girüp âmedânî Acem şehirlerin nehb ü gâret edüp niçe bin Acem esîriyle mâl-ı ganâ’im alup esîrleri Gîlân bâzârına götürüp emân ile fürûht eder. Bir nehr-i azîmdir kim Tuna'ya mânend arîzdir, lâkin amîk değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314b ·
metinde göster ·
… dır bâğından ve'l-hâsıl yedi yerden Celâlî askeri görünüp çitâ-çit top top olup
yanar
âteş gelir gibi gelüp cümle piyadesin ileri döküp geldüğü zâhir olunca hemân sa …
Tâ ki vakt-i çâşt çastî ki oldu, Bulgurlu ve Çamlıca dağından ve Âl-i Bahâdır bâğından ve'l-hâsıl yedi yerden Celâlî askeri görünüp çitâ-çit top top olup yanar âteş gelir gibi gelüp cümle piyadesin ileri döküp geldüğü zâhir olunca hemân sadrıa‘zam tarafındaki Hazret-i Risâlet sancağın açınca bi-emri Hudâ bir rîh-ı tayyib zâhir olup Alem-i Resûl Celâlîler üzre efil efil esüp cümle guzât-ı müslimîn bu hâli gördükde İzid-i Müte‘âl'e hamd [u] senâ edüp tâze cân bulunca yedi yerden cenk tablına tarralar urulup tabl u nefîr u sûrnâ ve nakkâre sît u sadâsı ve at süheylîvâr süheyli evce peyveste olup sâdâ-yı Allah Allah sahrâ-yı Üsküdar'ı teng ü dar edüp velvele-nâk etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32a ·
metinde göster ·
… u Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize
yanarım
, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde …
Bu Hasan Paşa firârından sonra Ak Alî Ağa Türkmân ağalığın zabt u rabt etmeden havf edüp Türkmân ağalığı mâbeynde kalup zümre-i sipâhdan Hanifi Halîfe ve Daşnık İmirza ağalar kadîmden erbâb-ı hizmet olup Bozulus ve Karaulus ve At keşân ve Üsküdar Türkmân ağalıklarına nâmzâd çıkup zorbalık tarîkiyle birer nân-pâreye nâ’il olalım deyü mîrîye niçe yüz kiseler geçmişken bunları dahi avk [u] te’hîr ederek bunlar dahi başları havfinden ve cânları acısından bir gicede İslâmbol'dan gâ’ib olup Üsküdar'a geçüp firâr etdiler. Beri tarafda Bektâş Ağa ve yeniçeri ağası ve kul kethüdâsı paşaya gelüp "Bunlar dahi âsî ve Celâlî ve Cemâlî'dir. Bre meded sultânım, bunlara amân vermeyüp katl edüp mâl [u] mâmeleklerin kabz edin. Yoksa İpşir Paşa'ya ve Hasan Ağa'ya varırlarsa iş muhtel ü müşevveş olur. Elbette katl edin" dediklerinde paşa-yı deryâ-dil eydür: "Mâlları ile bir alay ehl-i hizmet, bî-garaz müselmân ve ehl-i ırz [ü] bî-hırs âdemler! Hasan Ağa'dan ibret almadınız mı? Mîrîye yetmiş kîse vermişken mü’ebbed hizmetin elinden alup nâ-müstahakka verüp ol dahi zabt etmeğe havf edüp hizmet-i pâdişâhî meydânda kalup göz göre bir adamı Celâlî etdiniz. Şimdi bu Hanifi Halîfe'den ne istersiniz. Vallahi yakîn zamânda ben de sizin âteşinize yanarım, ammâ sizler yanup kebâb olursuz" dedi. Bunlar paşaya dilgîr olup gitdiklerinde der-akab Daşnık İmirzâ ve Hanifi Halîfe bu güft [u] gûyı istimâ‘ edüp ol ân "Üsküdar'dan altı yüz aded atlı ile Üsküdar'dan ılgâr ile Dil İskelesi'ne varup anda bir gicede Dil deryâsın ubûr edüp Haleb altına Celâlî Hasan Ağa ile İpşir Paşa yanına firâra karâr verüp gitmededir" deyü paşaya haber gelüp niçe gûne efvâh-ı nâsda güft [u] gûlar oldu. Ol sâ‘at bu ahvâl-i pür-melâl ocak ağalarına mün‘akis olup yine paşaya gelüp fakîr Hanîfî Halîfe ve Daşnık İmirza'nın katline fermân isteyüp paşa dahi bi'z-zarûrî telhîs edüp katllerine hatt-ı hümâyûn-ı sa‘âdet-makrûn sâdır olup derhâl Bektâş Ağa'dan iki yüz cebe vü cevşene müstağrak küheyl atlı ve Yeniçeri ağası Kara Çavuş'dan üç yüz cebeli ve cevşenli cılfidan atlı ve Çelebi Kethüdâ'dan kâmil beş yüz cengâver dilâver, server, hünerver silâhına kâdir cirîd-endâz, "Benem diger nîst" diyen şehbâzlar ve bizim paşadan yedi yüz Abaza ve Çerkez ve Gürcî iş görmüş silâhşör ve cündî yarar nâmdârlar âmâde oldu. Ve silâhdâr ve sipâhiyândan 99b dahi beş yüz aded müsellah fetâlar cem‘ olup cümle-i cümele iki bin beş yüz salt küheylân atlı fârisü'l-hayl güzîde asker-i tîğ-zen gözü kanlı askere Melek Ahmed Paşa efendimizin çerâğı Abdullah Paşa beşyüz aded güzîde Ekrâd yiğitleriyle serdâr olup hakîrin dahi ol asrda zindeliğim muhill olmağıla sekiz kafadâr gulâmımla esb-i sabâ-sür‘atlerime süvâr olup paşadan me’zûn olup Abdullah Paşa ve cümle Melek Ahmed Paşalı ile bir gicede İslâmbol'da olan keştîlerin sandalları ve kayıkları ve mavunaları cümle üç bin askeri bir gicede İslâmbol'a geçirüp andan ılgar ile Gekbezî'ye, andan ibrâm-ı tâm ile bir günde Dil'i geçüp andan Derbend'i ubûr edüp anda ahâlî Hanifi Halîfe'yi su’âl edüp "İki gündür, bundan yedi yüz cirid atlılar ile gelüp ikişer günlük yemlerin akçeleriyle alup ve me’kûlât [ü] meşrûbâtların alup dağlarda yatmak üzre yola revâne oldular ve yollarda ulûfeye gelen sipâhîleri girü döndürüp asker cem‘ ederek gidiyorlar" deyü cevâb-ı nâ-sevâb etdiler, hikmet haberin Lokmân'dan aldılar. "Bre yakîn imiş dahi asker-i haşerât cem‘ etmeden irelim ve yetişelim" deyü Derbend'den ılgar ile kal‘a-i İznik'e varup anda ikişer gicelik yemler ve zâd-ı rahleler alup yine ılgar ile mütevekkilen-alallah deyüp giderken Bektâş Ağalıdan ve Yeniçeri Ağalıdan niçe yüz küheylân semiz atlar şiddet-i hârdan ve çapgın-ı ılgardan kalup niçe âdemler piyâde İznik'de kaldılar. Niçesi dağlarda atları yanında kaldılar. Biz asker ile İznik'i geçüp bir mahall-i çemenzârda yemler kesdirüp ol mahalde âyende vü revendelerden haber alınup "Lefke'de binden mütecâviz âdem olup yemler alup Söğüd kasabasına doğru revâne oluyorlar" dediklerinde, "Bre kalk a!", deyü alay çavuşları feryâd edüp yine ılgar ile Lefke kasabasın ubûr edüp yine haber aldık kim Lefke ile Söğüd mâbeyninde "Ahmed Beğ Çeşmesi nâm bir fezânın şarkî cânibinde bir pirinç çeltikliği başında kimi ormanda kimi çadırlarla hırmânda harbendeleriyle meks etmişler", deyü haber alınup derhâl cümle askeri serdârımız Kara Abdullah Paşa başına cem‘ edüp cümle iş erleriyle müşâvere edüp Vakt-i Şâfi‘îde basmak ma‘kûldur, deyü hatm-i kelâm ile Fâtiha tilâvet olunup nısfu'l-leylde kalkup âheste-reviş cümle asker kulağızla gitmede. Hakîr çarha askeriyle ileri ılgar edüp hakîkatü'l-hâl vakt-i Şâfi‘îden evvel ol mahall-i ma‘hûdeye ince karavulumuz varup yetmiş seksen kadar hayme ü hargâhlar ile ârâste bir hayli ordu görüp girü avdet edüp haber getirdiler. Biz dahi çarhacıyla ileri vardık ammâ göz gözi görmez bir mesâfe-i ba‘îdede ârâm edüp at diğnendirüp girüden asker gelmesine muntazır olup vakt-i Şâfi‘î dâhil olmasına müterakkib olup ba‘zı iğdiş atlı olanlarla hakîr ileri vardım ki iğdiş at aykır at gibi süheyl urup kişneyüp düşmeni âgâh etmez. Bu minvâl üzre ileri varup âlem-i ağyârdan bî-haberler, herkes birer dıraht-ı müntehânın zıll-ı himâyesinde nefîr-i hâb çalup Ashâb-ı Kehf vâkı‘asın görüp kimi haymelerde hâb-ı nâzda, kimi hıyâbân içre hem-nâzda ammâ çoğu çengelistân içre kemîngâh edinmiş yatarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99a–99b ·
metinde göster ·
… ş-ı Velî yanmış mumu Hasan Dede'ye verdikde "Ey Hasan bu şem‘-i rûşen iki çatal
yanar
, biri söndüğü yerde Edirne içre vatan edin. Biri dahi söndükde anda makâm edin" …
{Menâkıb-ı Mumcu Hasan Baba} Hacı Bektâş-ı Velî bu Hasan Baba'ya bir seccâde ve bir şem‘-i asel verüp "Var Edirne-i Rûm'da post sâhibi ol" deyü bu Hasan Baba'ya izin verir ve şem‘-i kâfurîyi çerâğân edüp Bektâş-ı Velî yanmış mumu Hasan Dede'ye verdikde "Ey Hasan bu şem‘-i rûşen iki çatal yanar, biri söndüğü yerde Edirne içre vatan edin. Biri dahi söndükde anda makâm edin" deyü destûr verir. Mezkûr Hasan Baba Edirne'ye gelüp kral-ı dâlle şem‘-i kâfûrîsiyle çerâğân ederek gelüp buluşdukda niçe yüz küffârlar bu şem‘aya püf deyüp ve su serpüp söndürmeğe kâdir olmazlar. Niçe küffâr-ı bed-girdâr bu hâli görüp nihânîce Hasan Baba huzûrunda İslâm ile müşerref olurlar. Bir gün şem‘-i kâfûrî bi-emri Hudâ âmedânî söner. Hasan Dede "Hay makâm-ı câvidânımdır" deyü anda bir Külbe-i ahzân inşâ edüp Balaban Baba ve Yatağan Baba ile kırk sene âşık [u] ma‘şûk-vâr sohbet-i hâs edüp kırk birinci senede Yıldırım Hân asrında Mumcu Hasan Baba'nın ömr-i azîzi mumu sönüp hâne-i bâkîde çerâğân olup hâlâ savma‘asında medfûndur. Anınçün Mumcu Hasan Baba deyü ziyâret ederler. Niçe yüz kerâmâtları zâhir ü bâhir olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167b ·
metinde göster ·
… eri ve tahtânî ve fevkânî taşları cümle seng-i hârâdan enkâzlardır kim ne âteşe
yanar
ve ne kırılır ve ne fenâ bulur. Bir gûne seng-i hârâdır kim gûyâ Diyârbekir kal …
Nitekim Hazret-i Yûnus aleyhi's-selâm hayâtda idi, susuz deverân edüp gice ve gündüz yüz elli tağar gendümü kendi kendinden öğüdüp dakîk-i rakîk hâsıl ederdi. Hâlâ cemî‘i değirmânın enkâz-ı bisâtları Diyârbekir kal‘asının siyâh taşı gibi esved-gûn seng-i hârâlardan çarhları ve fili ve milleri ve dollâbları ve göze ve revzeleri ve tahtânî ve fevkânî taşları cümle seng-i hârâdan enkâzlardır kim ne âteşe yanar ve ne kırılır ve ne fenâ bulur. Bir gûne seng-i hârâdır kim gûyâ Diyârbekir kal‘ası taşıdır. Niçe yüz sene deverân edüp niçe kerre yüz bin âdem ol âsiyâb-ı bî-mâdan intifâ‘ görürlerdi. Ba‘zı âdemin gendümi âsiyâb içre kalmasa hemvâre deverân ü seyerân eden seng-i tahhâna ol âdem "Yûnus Nebî hakkiyçün dur!" dese bi-emrillah dururdu. Ve yine ulbe-i âsiyâba gendüm koyup "Yûnus Nebî aşkına deverân eyle!" deseler hemân bi-emri Hudâ tahhânın seng-i âlîsi ve süflîsi deverân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 375a ·
metinde göster ·
… yırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi
yanar
. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudret …
{Hikâyet-i garîbe vü acîbe-i ahvâl-i ganem}: Bu hakîr pederinin Sücâh Balı nâmında Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e erişmiş bir pîr-i fânî çoban-ı Germiyânî var idi. Bir gün bu hakîr esnâ-yı kelâmda eyitdim: "Cânım Sücâh Balı! Bu sinn-i sâl-i müddet-i medîd ömr içinde ibret-nümâ ne gördün?" dedim. Herîf-i çoban-ı zarîf eyitdi: "Bir gün Kütahiyye'de Sultânbağı dağında babanın koyunların otladırken hemân koyun köpeklerinden Çomaran ve Karaman ve Toraman ve Alabaş ve Palu nâm kelb-i mu‘allimler bir kerre hav hav deyüp dağlar içine girince hemân cümle koyunlar târımâr olup ormanlar içinde otlamağı bırağup serserî gezüp seğirde seğirde temâm olup ben de koyunların ardına düşdüm. Anı gördüm ki ba‘zı koyunun ağzında bir siyâh keçe pâresi ve ba‘zısının ağzında hurma yaprakları çiğner. Hurma yaprağı ise Arabistân'da olur, Kütahiyye'de olmaz. Ve ba‘zı koyun ağzında deri pâreleri çiğneyüp koyunların ağzı köpürür. Ve bir iki koyunun ağızlarında hasır pâreleri var. Koyunlar hasırları çiğnedikçe koyunun ağzından "Bre meded gitdim, bre kaf kaf, bije bije vay!" deyü feryâdlar gelir. Hemân seğirdüp koyunun birisinin ağzından bir alaca dokunmuş hasır pâresin alup bir cânibe atdım, anı gördüm hasır pâresi çayırlık içine girüp "Semif semif senindir!" deyüp gâ’ib oldu ammâ elim âteş gibi yanar. Elime bakdım işte doksan yedi yıldır ol hasıra yapışalı işte elim böyle kudretden yeşil boyalıdır {ve elim dâ’imâ misk gibi kokar}. Andan babanın ve benim koyunum ne kadardığının hisâbın bilmeyüp sonra Celâlî Cennetoğlu ve Kalenderoğlu ve Karayazıcı nâm Celâlîler babanın ve benim yüz yetmiş yedi bin koyunlarımızı alup ol zamândan berü çobanlığı ferâğat edüp ihtiyâr oldum." deyü Sücâh Balı koyunların ecinne kavmin yediğin böyle takrîr [ü] tenkîl eyledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 396a ·
metinde göster ·
İbret-i mutalsam-ı diğer: Şehr-i Musul'un cenûbunda bir merhale ba‘îd Alî Hammâmı kurbünde âteşgede-i Erdeşîr var idi. Hazret'in mevlûdüne gelince âteş-i Nemrûd gibi yanardı. Leyle-i mevlûd-ı Nebî'de söndü ammâ hâlâ niçe kerre tılsımâtın te’sîriyle yanmışdır. Kimesne ol nâr-ı rûşeni işgâl ve efrûhte etmez ve çerâğân oldukda niçe kerre yüz bin şererleri nücûm-ı eflâk gibi zemîne zıyâ verir. Cümle halk-ı kârbân anın şu‘lesinden cânib-i erba‘aya bir günlük yol leyle-i muzlimde rûşen gibi giderler. Hâlâ kâhîce zâhir olur. Hatta sene 1059 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimizle Bağdâd'dan ma‘zûl olup Alî Hammâmı mahallinden güzer ederken ol gice bu âteşgede çerâğânına râst gelüp sekiz sâ‘atde şu‘le-i enver içre ubûr etdik. Niçe kimesne ma‘den-i kibrîtdir ve niçeler ma‘den-i neftdir dediler. Aslı âteşgede-i Erdeşîr'dir kim tılsımât-ı garîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 403a ·
metinde göster ·
… Husrev Paşa beşer bin güzîde "Benem, diğer nîst!" diyen yiğitlerden on bin aded
yanar
âteşli şehbâz [u] şehnâzlar talî‘a-i asker olup âmâde dururlar.
"Pâdişâhım, işte küffâr askeri yerinden kopdu geliyor" dediklerinde Semendire Beği Yahyâ Paşazâde Balı Beğ, Bosna Beği Husrev Paşa beşer bin güzîde "Benem, diğer nîst!" diyen yiğitlerden on bin aded yanar âteşli şehbâz [u] şehnâzlar talî‘a-i asker olup âmâde dururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 65a ·
metinde göster ·
âteş-i sâfî tüfengli Leh ve Çeh ve İsfaç kâfirleri, ammâ hamd-i Hudâ cümle topl …
Hemân bizim piyâdelerimizi topa düşünce biz dahi küffârın atlısıyla ceng etmeden fâriğ olup "Bire meded küffârın atılmış topları boş iken piyâde kâfire bir hov edüp piyâde gâzîlerimize imdâd edelim" deyü bir kerre cümlemiz at bırağup 103a piyâde kâfirler üzre dal sâtûr-ı Muhammedî olup ra‘d-vâr piyâdelerimiz yanından geçüp "Bire koman gâzîler" deyüp tâ piyâde küffârın topları önüne varup top saklamak isteyen kâfirleri cümle kırup gerüden bizim piyâde gâzîlerimiz gelüp kâfirin cümle topların zabt edüp bizler toplara bakmayup hemân "Allâh Allâh" diyerek yayan küffâra sataşdık, ammâ küffâr-ı hîlekâr murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup yanar âteş-i sâfî tüfengli Leh ve Çeh ve İsfaç kâfirleri, ammâ hamd-i Hudâ cümle toplarını ahz edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b–103a ·
metinde göster ·
… ken mukaddemâ pâymâl-i rimâl olan bârû[d] üzre âteş-i duhân düşüp yerdeki bârûd
yanarak
bir püşte gibi yığılmış bârûda isâbet edince bu kadar tecemmülât [u] mühimmât v …
Andan Uyvar içre atılan lağımın asl [u] fer‘in su’âl etdik. Meğer cemî‘i tabyalardaki şedde şedde bârûdları bir yere yığup altı aded tabyaların altlarındaki bârûdhâne hazînelerine götürmek sadedinde iken bir mel‘ûn herîf kesîf şürb-i duhân ederken mukaddemâ pâymâl-i rimâl olan bârû[d] üzre âteş-i duhân düşüp yerdeki bârûd yanarak bir püşte gibi yığılmış bârûda isâbet edince bu kadar tecemmülât [u] mühimmât ve bu kadar levâzımât ve benî Âdem [ve] hayvânât helâk olmasının sebebi ol imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 120a ·
metinde göster ·
… a‘zı evleri câ-be-câ ıhrâk edüp biz vardıkda dahi niçe evler alev ber-alev olup
yanar
idi. Ve ba‘zı kullede kapanan ümmet-i Muhammedler hakîri görüp hamd-i Hudâ edüp …
Hattâ bu hakîr bu şehre varmazdan bir gün mukaddem beş bin küffâr Kotur'dan gelüp bu şehirden bu kadar ümmet-i Muhammed esîr ve mâl-ı ganâ’imler alup ba‘zı evleri câ-be-câ ıhrâk edüp biz vardıkda dahi niçe evler alev ber-alev olup yanar idi. Ve ba‘zı kullede kapanan ümmet-i Muhammedler hakîri görüp hamd-i Hudâ edüp kulleden taşra çıkdılar ve bizi de cümle bir kulleye kondurdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 150a ·
metinde göster ·
… mmet-i Muhammed helâk oldu. Ve ba‘de'l-yevm Yanık kal‘asına giden asker-i İslâm
yanar
, Beç'e giden beç ü pîç ü hîç olur, Prağ'a giden asker ferâğ olur, Allâhümme âfi …
Raba nehri hudûdundan içeri tecâvüz etdiğimizçün kırk elli bin ümmet-i Muhammed helâk oldu. Ve ba‘de'l-yevm Yanık kal‘asına giden asker-i İslâm yanar, Beç'e giden beç ü pîç ü hîç olur, Prağ'a giden asker ferâğ olur, Allâhümme âfinâ, zîrâ Süleymân Hân Beç kal‘asına varup işi gücü puç olup Cânkurtaran'da güc ile cânın kurtarup Alman'da kırk bin ümmet-i Muhammed'i Kâsım Voyvada ile kurbân verüp Hazret'in sancağıyla güc ile kurtuldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 45a ·
metinde göster ·
… şin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev
yanarken
azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn …
Hemân kırk elli kadar zebânî-sıfat dîv-dest ve zeber-dest cellâd-ı bî-amânlar bayağı salıncak salar gibi dörd yerden ikişer âdem kolanlar ile avreti sala sala eflâke çıkarup niçe kerre âteş-i Nemrûd alevi içine ber-hevâ avret girüp çıkup âhır avret âteş içine düşecek mertebe hendesesine avret ber-hevâ çıkınca hemân mukaddemâ salıncak başına çıkan kefere bir kerre salıncağın zencîri tetiğini koyverince azamet-i Hudâ fakîre avret salıncakdan çıkup kuş gibi hevâda uçarak âteşin ortasına düşüp fakîre avret feryâd u figân ederek çayır çayır alev ber-alev yanarken azamet-i Hudâ meğer benî âdem sâfî neft ve katrân yağı gibi yağlı olup gûnâ-gûn âteş-pâreler avredün vücûdundan vızır vızır deyerek yanup kül oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… n geçirüp yigirmi ve otuz kerre atılır. Ba‘zısı on kerre atılup ağzı ve falyası
yanar
, anı bırağup birin dahi atarlar. Niçe bin aded bu gûne ağaç toplar var.
Bu cebehâne içre dağlar gibi ağaç toplar var kim her birine birer âdem sığar ve kırkar ve ellişer ve yüz vukıyye taş atar ağaç topların envâ‘ları var kim hadd [ü] hasrların Hudâ-yı Bîçûn bilir, ammâ cümlesi kara ağaçdan ve palasanta ve dişbudak ve çemşîr ve sarma ağacından toplardır. Niçe bini hâzır ve müheyyâ durup niçe bininin tahtalarında rakam yazılıdır. Çemberleriyle her top tahtaları yığın yığın durur, ammâ kadd ü kâmetleri ol kadar uzun değildir. Gûyâ su varulları tahtası gibi perdâht olup rakamlı tahtalardır, ammâ kalınlığı âdem beli ve ennilikde direk gibi sarp dişbudak ağaçlarıdır. Hîn-i mahalde bir mesâfe-i ba‘îdeye dördünü ve beşini bir arabaya koyup fi'l-hâl meydân-ı ma‘rekede demir çemberlerin geçirüp yigirmi ve otuz kerre atılır. Ba‘zısı on kerre atılup ağzı ve falyası yanar, anı bırağup birin dahi atarlar. Niçe bin aded bu gûne ağaç toplar var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 69b ·
metinde göster ·
… ûz-ı kâsıma varınca altı ay bu iç kal‘a kullesi üzre on fitîlli kandîl çerâğdân
yanar
, zîrâ deryâda gezen gemiler bu kandîl fânûsu görüp bilirler kim Balıklava kal‘a …
Bu kal‘adan âdem Bahr-i Siyâh'a nazar etse deryâda gezen gemiler sinek gibi görünür. Ve bu iç kal‘ada olan serâmed nârin kullesi tâ zirve-i a‘lâsında bahâr eyyâmlarından tâ rûz-ı kâsıma varınca altı ay bu iç kal‘a kullesi üzre on fitîlli kandîl çerâğdân yanar, zîrâ deryâda gezen gemiler bu kandîl fânûsu görüp bilirler kim Balıklava kal‘asıdır, andan doğrulup geldiklerinde Balıklağı limanına girüp selâmete dâhil olurlar. Ammâ rûz-ı kâsımdan sonra Karadeniz'de gemiler gezmek ihtimâlleri yokdur, zîrâ hakkâ ki Bahr-i Siyâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 121a ·
metinde göster ·
imiş, zîrâ Karadeniz içinde yüz elli mîl mesâfe-i ba‘îde deryâdan görünüp fener …
Mâ-tekaddem bu iç kal‘ada fânûs yanar imiş, zîrâ Karadeniz içinde yüz elli mîl mesâfe-i ba‘îde deryâdan görünüp fenerinden bilirler imiş kim "Suda kal‘asıdır" deyü nısfu'l-leylde limanına gemiler girirler imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 135b ·
metinde göster ·
… dan mağâranın içi ol kadar münevverdir kim gûyâ yüz bin yerde şeb-çerâğ taşları
yanar
.
Andan içeri selâmetle Kızlar Algan suyu kenârıyla gürleyüp akarken geçüp dahi içeri ikinci mağâra kapusuna varup besmele tilâvet ederek içeri girüp gördük. Bir hayli vâsi‘ meydândır kim ta‘bîr olunmaz. Her köşede yığılı olan cevâhirlerin şa‘şa‘asından mağâranın içi ol kadar münevverdir kim gûyâ yüz bin yerde şeb-çerâğ taşları yanar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154a ·
metinde göster ·
… Cümle kiremitli ve bâğlı ve bâğçeli evler kalup mâ‘adâsı ihrâk-ı bi'n-nâr olup
yanardı
.
Tetimme-i evsâf-ı şehr-i Mudunuç: Varoşun bir köhne câmi‘i ihrâk olunmayup kaldı. Ve bir hânı ve bir kesîf hammâmı ve on aded dükkânları ve yüz aded müselmân evleri ve yüz elli kadar kefere evleri var. Cümle kiremitli ve bâğlı ve bâğçeli evler kalup mâ‘adâsı ihrâk-ı bi'n-nâr olup yanardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 244b ·
metinde göster ·
Ve yine iç kal‘ada Hazret-i Hızır makâmı şeb [u] rûz kandîl
yanar
. Aşağı Karanlık kapuda yine Hazret-i Hızır makâmı. Nesîmî hazretleri derisi yüz …
Ve yine iç kal‘ada Hazret-i Hızır makâmı şeb [u] rûz kandîl yanar. Aşağı Karanlık kapuda yine Hazret-i Hızır makâmı. Nesîmî hazretleri derisi yüzülmüş iken bu mahalde gâyib olup evinde Y 174b tilâvet-i Kur’ân ederken bulup yine meydân-ı siyâsete getirdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y174a–Y174b ·
metinde göster ·
Der vasf-ı kandîl-i nûr: Zu‘m-ı bâtıllarınca "Kudretden
yanar
" derler, ammâ hakîr im‘ân-ı nazar ile takayyüd eyleyüp vâkıf-ı esrârı oldum. Bu …
Der vasf-ı kandîl-i nûr: Zu‘m-ı bâtıllarınca "Kudretden yanar" derler, ammâ hakîr im‘ân-ı nazar ile takayyüd eyleyüp vâkıf-ı esrârı oldum. Bu kandîl bir mücevher ve musanna‘ zî-kıymet bir necef yâhûd moran veyâhûd billûr bir kandîldir. Mezkûr kubbenin vasatından bir ağreb ü garâ’ibden zencîr-i mücevher ile maslûbdur. Kızıl Yumurta bednâmlarında yanmasının sebebi oldur ki bu kubbenin tâ zirve-i a‘lâsında kurşum içre pinhân bir tûtyâ kumkuma vardır. Ol kumkuma içre dühn-i zeyt ve cüz’î dühn-i neft ile mahlût olmuş yağ ile memlû bir kumkumadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y222b ·
metinde göster ·
… m tabh etmeğiçün âteş yakalar. Andan ma‘lûmdur kim filân kişinin hânesinde âteş
yanar
. "Acabâ aslı ne ola? Mevtâsı ola yâhûd müsâfiri ola?" deyü ol hâne sâhibinin hâ …
Ve bu leyle-i cum‘ada tâ vaktü'l-ışâya dek mehterhâne ve tabl u nakkâre ve kûs u nefîr ve kudüme turralar uruldukda dağ ve taşlar ra‘d-vâr gürler. Hulâsa-i kelâm bu şehir halkının ağniyâsı ve fukarâsının hânelerinde âteş yanup ni‘met bişmez. Meğer cenâze guslü içün âteş yakalar, yâhûd müsâfirleri gelüp bir kaç gûne ta‘âm tabh etmeğiçün âteş yakalar. Andan ma‘lûmdur kim filân kişinin hânesinde âteş yanar. "Acabâ aslı ne ola? Mevtâsı ola yâhûd müsâfiri ola?" deyü ol hâne sâhibinin hâlin bu gûne su’âl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y231a ·
metinde göster ·
… up mezkûr taşlara tancere altına kodukda alev-ber-alev olup neft u katrân-misâl
yanardı
.
Hakîr i‘timâd etmedim. Ba‘dehu kav yakup tancereleri gayri taşlar üzre koyup ba‘zı hâr [u] hâşâk ile alev zâhir olup mezkûr taşlara tancere altına kodukda alev-ber-alev olup neft u katrân-misâl yanardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y234a ·
metinde göster ·
… dâd taleb edesin. Ammâ vakt-i zuhurda yalın ayak gezilmez, zîrâ zemîn âteş gibi
yanar
. Müsta‘mel pâypûş geyüp ziyâret etmek iktizâ eder. Eyle olsa bî-edeplik olmuş o …
Ammâ bu mahalli ziyâret etmede bir âdâb vardır. Vakt-i seherde hevâ mu‘tedil iken yalın ayak başı kabak Sûre-i Mekâbir okuyarak bu meşhedistânı ziyâret edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb edesin. Ammâ vakt-i zuhurda yalın ayak gezilmez, zîrâ zemîn âteş gibi yanar. Müsta‘mel pâypûş geyüp ziyâret etmek iktizâ eder. Eyle olsa bî-edeplik olmuş olur. şart seheri ziyâret etmek gerekdir. Ba‘zı kimesneler bu binâ olunan dîvâr üzre pabucile yürüyüp ziyâret eder, gam değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y303a ·
metinde göster ·
… cân bulup tebessüm eder. Cânib-i erba‘asında buhûrdânlar ile kâfûrî ve amberler
yanarak
Y 360b ve tilâvet-i Kur’ân ederek gasl edüp yakasız gömleğin ve miskâlî kefen …
Andan bedürüstî gasl ile eyle olur kim gûyâ ol mevtâ tâze cân bulup tebessüm eder. Cânib-i erba‘asında buhûrdânlar ile kâfûrî ve amberler yanarak Y 360b ve tilâvet-i Kur’ân ederek gasl edüp yakasız gömleğin ve miskâlî kefenin âb-ı Zemzem ile ısladup geydirir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y360a–Y360b ·
metinde göster ·
… i hâr ve zeyt-i simsim ve tahîne yerler. Ve her gece niçe bin batman zeyt-i hâr
yanar
. Bâ-husûs mevlûd geceleri ve Ramazân geceleri ve bu muhtesib gecesi niçe yüz bi …
Esnâf-ı şırlugancı: Kârhâne iki yüz, neferât yedi yüz. Bunlar zeyt-i asfûr ve zeyt-i bâdem ve zeyt-i simsim çıkarırlar. Bunlar dahi ankâlar, ammâ yağlı ve kirli âdemlerdir. Mısır'ın cemî‘i fukarâları zeyt-i hâr ve zeyt-i simsim ve tahîne yerler. Ve her gece niçe bin batman zeyt-i hâr yanar. Bâ-husûs mevlûd geceleri ve Ramazân geceleri ve bu muhtesib gecesi niçe yüz bin batman yağ yanar. Ve cemî‘i vilâyete Mısır'dan bezir yağı gider. Anıniçün bu esnâf mün‘im âdemlerdir. Ammâ bunların alayına bir esnâf tâbi‘ Y 168b olmayup bunlar kendü tevâbi‘leri ile gûnâ-gûn dühniyyâtdan meş‘aller yakup yağlı ve palâs palâs esbâblar geyüp ba‘zısı uryân olup yağ tulumların şişirüp omuzlarında götürüp sûk-ı sultânîde izdihâm edenlerin üstlerine yağ tulumların sürerek cemî‘i halk bu esnâfa gülerek yolları tulumlar ile açarak deff [ü] dâ’ire ve deblek çalarak bunlar dahi dilberânları ile mehterhânelerin çalarak ubûr ederler. Cemî‘i Mısır halkı bu esnâfın havfinden beş on gün mukaddem dükkânlar dutup seyr [ü] temâşâ edüp esbâbları rüsvây olmadan halâs olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y168a–Y168b ·
metinde göster ·
… vlûd geceleri ve Ramazân geceleri ve bu muhtesib gecesi niçe yüz bin batman yağ
yanar
. Ve cemî‘i vilâyete Mısır'dan bezir yağı gider. Anıniçün bu esnâf mün‘im âdemle …
Esnâf-ı şırlugancı: Kârhâne iki yüz, neferât yedi yüz. Bunlar zeyt-i asfûr ve zeyt-i bâdem ve zeyt-i simsim çıkarırlar. Bunlar dahi ankâlar, ammâ yağlı ve kirli âdemlerdir. Mısır'ın cemî‘i fukarâları zeyt-i hâr ve zeyt-i simsim ve tahîne yerler. Ve her gece niçe bin batman zeyt-i hâr yanar. Bâ-husûs mevlûd geceleri ve Ramazân geceleri ve bu muhtesib gecesi niçe yüz bin batman yağ yanar. Ve cemî‘i vilâyete Mısır'dan bezir yağı gider. Anıniçün bu esnâf mün‘im âdemlerdir. Ammâ bunların alayına bir esnâf tâbi‘ Y 168b olmayup bunlar kendü tevâbi‘leri ile gûnâ-gûn dühniyyâtdan meş‘aller yakup yağlı ve palâs palâs esbâblar geyüp ba‘zısı uryân olup yağ tulumların şişirüp omuzlarında götürüp sûk-ı sultânîde izdihâm edenlerin üstlerine yağ tulumların sürerek cemî‘i halk bu esnâfa gülerek yolları tulumlar ile açarak deff [ü] dâ’ire ve deblek çalarak bunlar dahi dilberânları ile mehterhânelerin çalarak ubûr ederler. Cemî‘i Mısır halkı bu esnâfın havfinden beş on gün mukaddem dükkânlar dutup seyr [ü] temâşâ edüp esbâbları rüsvây olmadan halâs olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y168a–Y168b ·
metinde göster ·
… âre ta‘bîr ederler. Kâmil kırk huddâmı vardır. Her gece onar kantâr simsim yağı
yanar
. Sâhibü'l-hayrât on beş gün on beş gecede yigirmi bin para vakf eylemişdir. Vâc …
Hattâ bu meydân-ı mevlûdda Seyyid Ahmed el-Bedevî hazretlerinin âlem ağyârdan bî-haber olduğu mahalde şehir hâricinde ibâdet etdüği mahalde bir soffa vardır, Y 290a Makâm-ı Bedevî derler, hâlâ yine ibâdetgâhdır, anda teberrüken bir gemi direğini bir sâhib-i hayr dikmişdir, kaddi seksen zirâ‘dır, bu sütûnun cânib-i erba‘asına niçe bin gemi ipleri ile germişlerdir, her gece bu iplere kırkar bin kanâdîller ile çerâğân edüp bir direkli vüzerâ otağı gibi bir azîm şey olur. Ve bu direğin tâ zirve-i a‘lâsına bin mikdâr kanâdîller ile bir çarh-ı felek tasvîri top edüp bir san‘at ile feleğin çarhı gibi deverân etmededir. Bir hayli mesâfeden nazar olunsa, ol gece bu meydâna otakdan bir nûr zâhir oldu, zan olunur. Arabistân'da bu makûle kanâdîl tezyînine eşâre ta‘bîr ederler. Kâmil kırk huddâmı vardır. Her gece onar kantâr simsim yağı yanar. Sâhibü'l-hayrât on beş gün on beş gecede yigirmi bin para vakf eylemişdir. Vâcibü's-seyr bir arûsedir kim gûyâ serâperde-i Fisagores-i Tevhîdî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y289b–Y290a ·
metinde göster ·
… ağzından burnundan cümle sidik fevvâre-misâl çıkup âteş içre neft ü katrân gibi
yanardı
. Ve gûnâ-gûn alevler evce peyveste olup bed râyiha cümle temâşâcıyânı mebhût u …
Bu gûne tegannî ile pehlivânın leşin ellerinden ve ayaklarından sallaya sallaya P 325b âteş-i Nemrûd'un tâ aynü'l-fi‘iline atdıkları sâ‘at çayır çayır ve çatır çatır yanmağa başladı. Ve ağzından burnundan cümle sidik fevvâre-misâl çıkup âteş içre neft ü katrân gibi yanardı. Ve gûnâ-gûn alevler evce peyveste olup bed râyiha cümle temâşâcıyânı mebhût u sermest etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y422a ·
metinde göster ·