… i sarây-ı cedîd mâh [u] sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl bay u gedâya ve hâs [u] âmma
yevmiyye
üç kerre ni‘meti mebzûldür.
nassı üzre ol Rabbü'l-âlemîn İslâmbol'un fethin Ebü'l-feth'e ihsân edüp ol dahi Kerîm ve Ganî ismine mazhar düşüp hünkârlık edüp ibtidâ gurebâ ve fukarâ ve zu‘afâya ni‘met-i uzmâyı bezl etmek içün ibtidâ imâret-i sarây-ı cedîd mâh [u] sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl bay u gedâya ve hâs [u] âmma yevmiyye üç kerre ni‘meti mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 93a ·
metinde göster ·
… urbân olduğu tahrîr olunup Murâd Hân-ı Râbi‘'e arz olundu. Ve şehr-i İslâmbol'a
yevmiyye
yigirmi yedi bin koyun girüp şehirli içün zebh olunur. Ve pâdişâh-ı Cem-cenâb i …
Gümrük Emîni Alî Ağa efendimiz, koyun emîni iken İslâmbol'un dörd mevleviyyet yerinde ıyd-ı adhâda altmış kerre yüz bin koyun kurbân olduğu tahrîr olunup Murâd Hân-ı Râbi‘'e arz olundu. Ve şehr-i İslâmbol'a yevmiyye yigirmi yedi bin koyun girüp şehirli içün zebh olunur. Ve pâdişâh-ı Cem-cenâb içün ve cemî‘i vüzerâ ve sultânlara pâdişâh tarafından koyun eti ta‘yîn verilmesiyçün beher yevm beşer yüz koyun zebh olup ta‘yîn verilir. Ve yine pâdişâh tarafından beher yevm yeniçeri ve bostâncı ve acemî oğlanı ocaklarına beher yevm yetmiş seyishâne yükü koyun, cümlesi beher yevm sekiz yüz koyun mezkûr üç ocağa ta‘yîn verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 169b ·
metinde göster ·
… kubbe-nişîn vezîrler olur. Zîrâ ol mahalde cülûs olup sikke tasîh olduğu mahal
yevmiyye
on kantâr gümüş işlenüp ve bir kantâr altun işlenüp memsûk olup altununa şerîfî …
On üçüncü, evsâf-ı emîn-i Darbhâne-i Âl-i Osmân: -İslâmbol içre birdir kim Sultân Bâyezîd kurbünde darbhâne-i azîmdir. {Kefere asrında kîmyâ sâhibi bir papasın dârü'l-bevârı idi. Ba‘dehu mâl-ı kîmyâ ile bir deyr-i azîm inşâ etdi. Sultân Mehemmed Hân deyri ve hâneyi münhedim edüp darbhâne edüp hâlâ eser-i deyri ma‘lûmdur ve hâlâ} cânib-i erba‘ası kal‘a-misâldir. Emîni ba‘zı zamân kubbe-nişîn vezîrler olur. Zîrâ ol mahalde cülûs olup sikke tasîh olduğu mahal yevmiyye on kantâr gümüş işlenüp ve bir kantâr altun işlenüp memsûk olup altununa şerîfî derler kim hattında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176b ·
metinde göster ·
… tantıniyye sene 1058" yazar. Cülûs mahalli olmasa emîni küçük defterdârlar olup
yevmiyye
birer kantâr gümüş ve onar kantâr mankır kesilir.
"Sultân Mehemmed Hân bin İbrâhîm Hân azze nasruhu duribe Kostantıniyye sene 1058" yazar. Cülûs mahalli olmasa emîni küçük defterdârlar olup yevmiyye birer kantâr gümüş ve onar kantâr mankır kesilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 176b ·
metinde göster ·
… nın yüzünde birer âdem sığar kutular içre durup ulemâ ve sulehâ ve meşâyihînden
yevmiyye
niçe bin bakır âvânî maşrabalar ve bakraclar gelüp kâr eder.
On çömçe nûş etsen aslâ sekir vermez ve batn veca‘ etmez. Zîrâ içine Kuşadası bekmezi ve üzerine darçın ve karanfîl ve zencebîl ve hindistâncevizi nisâr edüp dükkânlarının yüzünde birer âdem sığar kutular içre durup ulemâ ve sulehâ ve meşâyihînden yevmiyye niçe bin bakır âvânî maşrabalar ve bakraclar gelüp kâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
… r âdem alır. Cümle mutrıbân ve hânendegân ve rakkâsan-ı mahbûbân anlardadır kim
yevmiyye
üç kerre Hüseyn-i Ba[y]kara fasılları ederler ve her kahvede gazelhân ve meddâh …
Cümle yetmiş beş kahve-i mecma‘u'l-irfân-ı kân-ı zurefâsı var kim her biri biner âdem alır. Cümle mutrıbân ve hânendegân ve rakkâsan-ı mahbûbân anlardadır kim yevmiyye üç kerre Hüseyn-i Ba[y]kara fasılları ederler ve her kahvede gazelhân ve meddâhânlar var kim gazelhânları gûyâ Şâ‘ir Hassan'dır, meddâhları gûyâ Ebü'l-Me’âl'dir. Serçeşme-i meddâhân Kurbânî Alîsi Hamza nâmında yeğâne-i asr idi. Ve meddâh Şerîf Çelebî Şâhnâme-i Firdevs[i]-i Tûsî'de gûyâ Firdevsî kendi idi kim firdevs melekleri gibi pençe-i âfitâb kıssasına oturup hayrân kalırlardı, teshîr sâhibi çelebi idi. Ve Kıssa-hân Hor-çene Mahmûd ve Kara Fîrûz ve Tireli Alî Beğ, Ebü'l-Müslim-i Teberdâr okumada gûyâ sâhib-i Sinir Veysî'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b ·
metinde göster ·
… lunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya
yevmiyye
birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve dat …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘
yevmiyye
, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… rbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe
yevmiyye
, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olm …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘
yevmiyye
ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçlar …
Bu mezkûr aşçıların mîrîden yigirmi aded sarrâcları aşbâzların atların eğerlerdi. Vay ol aşçının hâline kim at eğerliye. Hemân hâzır bulup süvâr olurlar. Ve beş aded mîrî seyisleri var idi. Ve cümle aşçılara on tengtar çadır ve on nefer çadır mihteri var idi. Havar ol aşçının hâline kim at eğerleyüp at timar edüp çadır kurup boza ve odun pâreleye. Başka âteş-bâzları var idi. Ve ekseriyyâ aşbâzların elleri eldivanlı idi. Tâ bu mertebe pâk gezerlerdi. Zîrâ nâ-pâk olsalar yüz deyenek yemek mukarrer idi. Ammâ yılda iki kerre yıllık bâz-gûnları serâpâ beyâz sâdelere müstağrak olurlardı. Iydiyyeleri serâpâ sâye çuka ve atlas-ı fâhire-i gûnâ-gûn idi. İç ağalarına ne vech üzre libâs verilirse cümle kırk aded aşbâza eyle libâs ihsân olunurdu. Zîrâ çoğu kendi memlûkları idi. Üç ayda bir ulûfeleri çıkup aşçıbaşıya yevmiyye birer guruş, halîfeye nîm guruş, hamurcubaşıya ve kebâbcıya ve yahniciye ve datlıcıya ve çorbacıbaşıya hâsıl-ı kelâm yedi üstâda birer rub‘ yevmiyye, mâ‘adâsına onar akçe yevmiyye, ama çenci başıda bir katar deve yükü kâseler ve fağfûrîler ve Mertebânîler olmağıla başka cerge sâhibi olup taşra kilârcıbaşı cergesiyle ve vekîl-harc ağa cergesiyle ve ekmekçibaşı cergesiyle ve matbah emîni cergesiyle ve çâşnigîrbaşı cergesiyle cümle karakollukcular ağaları ve aşçıbaşı cergesiyle ard kapu tarafında konup bu mezkûr ağaların aşçıbaşıdan mâ‘adâsının birer rub‘ yevmiyye ulûfeleri var idi. Ve cümleye üç ayda bir peştemâlları ve sabunları ve pâbuçları ve mestleri ve siyâh tomakları verilirdi. Ve her aşçı isti‘dâdına göre bir lezîz ve nev-peydâ bir ta‘âm getirse ana ihsân olunurdu. Ve dolmacı ve kıymacı ve köfte kebâbcıların balık ağından yapılmış sık çadırları var idi. Eti ol ağ çadır içinde koyup aslâ sinek giremezdi. Ve her ta‘âm çıkdıkca cümle Mertebânîler ile vekîl-harc ağa ve çâşnigîrbaşı ve aşçıbaşı ve başhalîfe ve kebâbcıbaşı ve hamurcubaşı ve çorbacıbaşı bunlar paşa huzûrunda pâk mülebbes ve muhteşem hançerleri ve çifte zencîrli bıçaklarıyla sofra başına hâzır olup dururlar. Bir ta‘âmı beğenmese anlara ıtâb ederdi. Ve her mansıba varsa ibtidâ atdan nüzûl etdiği gibi dîvânı savup sarâyın hammâmın ve hazîne ve kilârı ve iç ağaları hücrelerin seyr [ü] temâşâ edüp herkesi yerli yerince yerleşdirüp andan piyâdece matbaha girüp görürdü. Eğer müsellemin matbahı imâr etdüğün beğenmediyse ol matbaha neccâr ve bennâlar üşürüp eyle ma‘mûr u müzeyyen beyâz kıbâblar ve her üstâda birer dezgâh yerleri edüp gûyâ matbah-ı Keykâvûs ve matbah-ı Ba‘lbek-i Süleymân ederdi. Cümle der-i dîvârları ve bacaları ve kırk elli aded ocakları beyâz kireç ile sığayup dürr-i beyz-âsâ etdirirdi. Ve iki üç günde bir ale'l-gafle matbahı basup gayrı âdem görse bir aşbazın esbâb [u] eskalin ve tırnakların 337b ve sâ’ir âlât-ı bisâtı ve matbahı nâ-pâk görse ve birinin camedânında kirli esbâb görse vây aşçıbaşının haline! Vây eli, kolu ve tırnakları kirli aşçının hâli ve ahvâline kim iki yüz kızılcık deyeneği hoşâbın, aşçıların tabanında pişirüp içirmek mukarrerdir. Camedânında ve eyninde pâk u pâkize esbâbların görse ihsân u in‘âmlar edüp ulûfesine terakkîler ederdi. Âlem-i sabâvetden berü hilkati böyle pâk olmağıla şöhre-i şehr olmış idi. Cümle iç ağavâtları ve dış ağavâtları dolu cümle böyle pâk ü pâkize ağavâtlardır. Ve rûz-merre sefer ve hazarda ale's-sabâh tahte'l-kahve yigirmi fağfûrî mümessek ve sükkerî ta‘âmlar gelüp râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olurdu. Ve yine ale's-seher yedi yire dahi onar fağfûrî kahvealtı ta‘âm çekilirdi. Ve hazînedâr ve silâhdâr ve çukadâr ve nişâncı ve mühürdâra ve'l-hâsıl yedi iç ağaları mertebe sâhiblerine beşer sahan kahvealtı ta‘âm çıkup anlar ile cümle iç ağaları tahte'l-kahve futûr ederlerdi. İmâm efendiye ve bu hakîr Evliyâ'ya ve iç mehterbaşıya ve çalıcı mehterbaşıya ve kapucular bölükbaşısına dahi tahte'l-kahve giderdi. Ammâ masrûfları çok idi. Ve herkese keremkârlık ederdi. Dâ’imâ mu‘tâdları al ve kırmızı ve yeşil libâs-ı fâhirelere mâ’il idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337a–337b ·
metinde göster ·
… et-i Hudâ; günden güne tâ‘ûn şehr içre şâyi‘ olmağa başlayup bir ay mümted olup
yevmiyye
beşer yüz âdem merhûm ve merhûme olurdu. Tâ bu mertebe kim niçe bin âdem Sofya' …
Hikmet-i Hudâ; günden güne tâ‘ûn şehr içre şâyi‘ olmağa başlayup bir ay mümted olup yevmiyye beşer yüz âdem merhûm ve merhûme olurdu. Tâ bu mertebe kim niçe bin âdem Sofya'dan firâr edüp sâ’îr bilâdlara gitdiler. Hemân sâhib-i devlet efendimizin altmış yedi benâm nâmdâr iskemle sâhibi ağaları merhûm olup paşa dahi ağrı hastalığı deyüp sâhib-firâş oldu. Hattâ başı Adana kabağı kadar olup dili kapkara yanup kulaklarından cerâhat akup bir kaç kerre hâlet-i nez‘a vardı. Bu mahalde re’îsü'l-küttâbımız olan Gınâyî Efendi gâyetü'l-gâye sikeste-âtır olduğu paşa-yı selîmü't-tab‘ın mesmû‘-ı şerîfleri olup her bâr Gınâyî Efendi'yi su‘âl edüp tesliye-i hâtırlarıyçün yük yük me’kûlât [u] meşrûbât makûlesi ve birer kise hammâm akçesiyle 144a Gınâyî Efendi'yi anardı. Ve bir gün bir pîçe-i âfitâb duhter-i pâkize ahter Çerkes câriyesi gönderdi. Böyle iken paşa dahi ala vereye düşüp arada hemân bir sedd-i ramak kalup hakîr niçe kerre Yâsîn-i Şerîf tilâvet etdim. Cümlemizin içine bir vâveylâ ve vâveledâ ve feza‘ u çezağ düşdü. Ve cümle ağavâtın hâl-i pür-melâlleri diyer-gûn oldu. Ve cümle hukemâ paşaya ilâc etmeden kaldı. Ve cümle gılmân-ı enderin paşanın sıhhatinden me’yûs oldu. Ol gün paşanın burnu kanayup sehel ifâkat buldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143b–144a ·
metinde göster ·
… lek Ahmed Paşa türbe-i pür-envârında müsebbih ve eczâhânlık ve türbedârlık içün
yevmiyye
yigirmişer akçe vazîfe-i mu‘ayyene edüp mâh ve sâl ve bi'l-guduvvi ve'l-âsâl mü …
Bu hakîre Melek Ahmed Paşa türbe-i pür-envârında müsebbih ve eczâhânlık ve türbedârlık içün yevmiyye yigirmişer akçe vazîfe-i mu‘ayyene edüp mâh ve sâl ve bi'l-guduvvi ve'l-âsâl mütevellîden alırdım. Bir mansıba gitsek yerime vekîl nasb ederdim. Hâlâ kabr-i şerîfi üzre evkât-ı hamsede hatm-i şerîfler tilâvet olurken buhûr ve amber-i hâmlar yanup râyiha-i tayyibe ile kabr-i münevverinin kubbesi pür-nûr olup hâlâ başı ve ayağı ucunda âdem kaddi altun ile mutallâ şam‘dânları ve gûnâ-gûn musanna‘ ve mücevher kanâdiller ile ârâste ve sandukası Ka‘be örtüsüyle pîrâste olmuş bir kabr-i münevveredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 78b ·
metinde göster ·
… eğime ve Ömer Beğime ve Mukbil Ağama ve kethudâma beher yevm yüzer kîle arpa ve
yevmiyye
onar vukiyye kahve ve onar vukiyye sükker-i mî‘âd ve her şeb onar vukiyye şem‘- …
"Paşacığım, eğer benimle geçinmek istersen, eğer hâzır ve eğer gâ’ib olup mansıblara gidersen de mâh-be-mâh on beşer kîse masrûfum var. Ve Kiremitçi Mustafâ Ağa kethudâma yüz kîse deynim var, ale's-sabâh deynim ver. Ve her yıl altı Marmara gemisi odunum alınur. Ve Selmân Beğime ve Ömer Beğime ve Mukbil Ağama ve kethudâma beher yevm yüzer kîle arpa ve yevmiyye onar vukiyye kahve ve onar vukiyye sükker-i mî‘âd ve her şeb onar vukiyye şem‘-i asel-i kâfûrî ve niçe yüz tekâlîf-i mâlâ-ya‘nî kelâmları gûyâ dilli defter gibi bir masrûf kelimâtları söyleyüp niçe kerre yüzüme yapışdı. Ben yine ayak üzre kadîd-i mahz gibi kethudâ kadını ve hazînedârı ve musâhibeleri ve'l-hâsıl üç yüzden mütecâviz nisvân-ı sâhib-isyânlar gelüp hakîrin destin bûs edüp kat-ender-kat durup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 44a ·
metinde göster ·
… llama yemler verüp çizme ve pâbuçlar silüp gece ve gündüz hidmete dürüşürler ve
yevmiyye
üçer kerre herseke me’kûlât [u] meşrûbâtdan şîr-i hurma ve katrınebat ve emlec- …
Cümle kefereleri Sırf ve Bulgardırlar ve müsâfirîne ol kadar cân u baş ile hizmet edüp atlara çul ve tobra çıkartmayup atları kendüler tîmâr edüp sallama yemler verüp çizme ve pâbuçlar silüp gece ve gündüz hidmete dürüşürler ve yevmiyye üçer kerre herseke me’kûlât [u] meşrûbâtdan şîr-i hurma ve katrınebat ve emlec-i Kâbülî ve reybâs u amberbâris eşribeleri getirirler. Tâ Gâzî Hudâvendigâr'a ruhbânları itâ‘at edüp evkâfları çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 142a ·
metinde göster ·
… a‘zam-ı âkıbet-endîş Tatar Hânzâde'yi huzûruna kığırup Tatar askerine at başına
yevmiyye
birer kızılga altunu Defterdâr Ahmed Paşa verüp beher yevm üçer bin altunu üçer …
Hemân Sadrıa‘zam-ı âkıbet-endîş Tatar Hânzâde'yi huzûruna kığırup Tatar askerine at başına yevmiyye birer kızılga altunu Defterdâr Ahmed Paşa verüp beher yevm üçer bin altunu üçer bin at başına verüp yüz elli pâre şâhî darbzen alay topların ve yedi pâre balyemez topları ve dörd aded kolomburna topları Tatar atları say yağından kıl çeker gibi çeküp menzil be-menzil topları ergirüp her gün küffârdan mukaddem menzile varılır oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
… rup bir hil‘at-i fâhire ihsân edüp üç bin at toplara koşmak içün Tatar askerine
yevmiyye
üçer bin altun ücret verdiler ve yigirmi kerre yüz bin ok ve yedi bin aded yay …
"Bire devletli vezîr, yakın yol selâmet istersen cümleden yakın ve selâmet Ustolni-Belgrad'dir. Gerçi kâfir içidir, ammâ selâmete doğrudur ve geri kaçmayup ileri kâfiristân sökerek çıkmış oluruz. Ve eğer Üstürgon'a ve Uğvar'a giderseniz ve Budin'e çıkarsanız cümle şâhrâh yoldur ve ol yola gitdiğimizden düşman dahi havf edüp ‘Türk belki Yanık kal‘asına gider, yâ Tata yâ Papa kal‘alarına yâ Pirestpirim veyâ Senmartin kal‘asına gider’ mülâhazasıyla küffâr havfe düşüp görürsüz. Elbette elçiyi çıkar" dediklerinde bu müşâvere cümlenin makbûlü ve pesendîdesi olup hadîs-i şerîfi tilâvet edüp Arapça deyü Fâtiha-i şerîfe tilâvet olunup Tatar Hânzâde Ahmed Geray Hân Sultân'ı Sadrıa‘zam huzuruna çağırup bir hil‘at-i fâhire ihsân edüp üç bin at toplara koşmak içün Tatar askerine yevmiyye üçer bin altun ücret verdiler ve yigirmi kerre yüz bin ok ve yedi bin aded yay Tatar askerine ihsân olunup hakîr bu mahalde Tatar ile konup göçerdim ve cebehâneden ba‘zı sakîl eşyâları ihrâk bi'n-nâr edüp üç bin gülleleri Defterdâr Ahmed Paşa defter ile kendü tevâbi‘ u levâhıklarına bezl etdi. Ve cümle hasta ve mecrûhları defterdâr ile dündâra (---) teslîm edüp bu mahalde 23b yeniçeri ağalığı mahlûlden Siyâvuş Paşa kethudâsı Muharrem Ağa'ya ihsân olundu. (---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 23a–23b ·
metinde göster ·
Ve her tîmârhânenin ma‘âcinhânesinde hekîmbaşı oturup
yevmiyye
birer kantâr sükkerî ma‘âcinleri ehl-i derde ve fukarâlara bezl ederler. Niçe y …
Ve her tîmârhânenin ma‘âcinhânesinde hekîmbaşı oturup yevmiyye birer kantâr sükkerî ma‘âcinleri ehl-i derde ve fukarâlara bezl ederler. Niçe yüz bin hokka ve kavanos ma‘âcin ve me’kûlât [ü] meşrûbâtı hulviyyâtları vardır. Ve her tîmârhânede müte‘addid yazlı ve kışlı hücrelerinde gûnâ-gûn havz u şâzrevânları var. Kış odalarında hammâm gibi sobalar yaz odalarında şâzrevânları olup pençereleri bâğçelere nâzır olup her hastanın tabî‘atine göre sâzendeler gelüp gûnâ-gûn sâz çalup fasl ederler, ammâ aceb hikmet-i Hudâ'dır kim bu Alman diyârında Rûm'da ve Arabistân'daki gibi çok mecnûn yokdur. Lâkin meshûr kefereler bu tîmârhânelerde çokdur. Anlara dâ-i devâ eder dahi yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
birer altun ve elli aded kapucıbaşıların ednâsına birer guruş ve elli aded müte …
Paşaya beher yevm yüz yetmişer guruş {ulûfe verildi}. Ta‘yîn-i masârıfdan mâ‘adâ ve beş yüz altmış altı nefer askere beş bin aded beyâz hâs ekmek ve sekiz yüz seksen at yemi ve yigirmi koyun ve elli vukıyye yağ ve elli vukıyye bal ve on kîle pirinç ve altmış çift semiz tavuk ve yüz çift güvercin ve sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbâtdan mâ‘adâ cemî‘i levâzımât ve sükker ü kahve ve misk ü amber ve biber ve darçın ve karanfîl herşey vukıyye vukıyye beleğan-mâ-belağ gelüp elli aded kapucıbaşılara yevmiyye birer altun ve elli aded kapucıbaşıların ednâsına birer guruş ve elli aded müteferrikalara ve ser-i kârda olanlara yarımşar guruş ve yüz kadar karakullukçulara yevmiyye birer rub‘ guruş ulûfe ta‘yîn defteri {kraldan} gelince karakullukçular nâz-ı istiğnâ etdiklerinde ale'l-umûm hüddâmânlara birer rub‘ ulûfe defteri dahi geldi, ammâ hünkâr atlarıyla gelenlere ve hünkâ[r] mehterlerine beher yevm birer guruş defteri geldi ve ba‘dehu konaklarımızda zevk u safâya meşgûl olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b ·
metinde göster ·
… errikalara ve ser-i kârda olanlara yarımşar guruş ve yüz kadar karakullukçulara
yevmiyye
birer rub‘ guruş ulûfe ta‘yîn defteri {kraldan} gelince karakullukçular nâz-ı i …
Paşaya beher yevm yüz yetmişer guruş {ulûfe verildi}. Ta‘yîn-i masârıfdan mâ‘adâ ve beş yüz altmış altı nefer askere beş bin aded beyâz hâs ekmek ve sekiz yüz seksen at yemi ve yigirmi koyun ve elli vukıyye yağ ve elli vukıyye bal ve on kîle pirinç ve altmış çift semiz tavuk ve yüz çift güvercin ve sâ’ir me’kûlât [u] meşrûbâtdan mâ‘adâ cemî‘i levâzımât ve sükker ü kahve ve misk ü amber ve biber ve darçın ve karanfîl herşey vukıyye vukıyye beleğan-mâ-belağ gelüp elli aded kapucıbaşılara yevmiyye birer altun ve elli aded kapucıbaşıların ednâsına birer guruş ve elli aded müteferrikalara ve ser-i kârda olanlara yarımşar guruş ve yüz kadar karakullukçulara yevmiyye birer rub‘ guruş ulûfe ta‘yîn defteri {kraldan} gelince karakullukçular nâz-ı istiğnâ etdiklerinde ale'l-umûm hüddâmânlara birer rub‘ ulûfe defteri dahi geldi, ammâ hünkâr atlarıyla gelenlere ve hünkâ[r] mehterlerine beher yevm birer guruş defteri geldi ve ba‘dehu konaklarımızda zevk u safâya meşgûl olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 68b ·
metinde göster ·
… cânibine muttasıl Germiyanoğlu medresesi müftîlere meşrûta olup ders-i âmmıdır.
Yevmiyye
bir altun vazîfe-i mu‘ayyenesi vardır. Yıldırım Bâyezid Hânzâde Şehzâde Mûsâ Çe …
Ve yedi medresedir. Cümleden kadîm Ulu câmi‘in sol cânibine muttasıl Germiyanoğlu medresesi müftîlere meşrûta olup ders-i âmmıdır. Yevmiyye bir altun vazîfe-i mu‘ayyenesi vardır. Yıldırım Bâyezid Hânzâde Şehzâde Mûsâ Çelebi pederi Yıldırım Hân'ın Timur ile hâdisesinden sonra mezkûr Mûsâ Çelebi ol asırda halîfe olup bu medreseyi ta‘mîr edüp ve pederinin Ulu câmi‘ini itmâm etdiğiyçün tahrîr olunan Ulu câmi‘e ba‘zıları Mûsâ Çelebi câmi‘i derler, ammâ ibtidâ bânîsi Yıldırım Hân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y11b ·
metinde göster ·
… ’imâ benî âdem ile leb-ber-leb olduğından beher yevm birer kantâr kahve sürülüp
yevmiyye
beşer yüz âdem huddâmları var. Her köşesinde uşşâkan-ı müştakân birbirleri ile …
Ammâ Tahtalkal‘a kahvelerinden latîf Karaköy'deki kahvenin misli rub‘-ı meskûnda yok bir bî-bedel kahve bâğ-ı İremezât ve murgzâr-ı Furât misilli bir kahve-i zîbâdır kim misli Haleb'de Arslan Dede kahvesi yâhûd Şâm'da Sinâniyye kahvesi veyâhûd Mısır'da Harâbâbâd kahvesi ola. Ammâ bunlardan musanna‘ kahvedir. Dâ’imâ benî âdem ile leb-ber-leb olduğından beher yevm birer kantâr kahve sürülüp yevmiyye beşer yüz âdem huddâmları var. Her köşesinde uşşâkan-ı müştakân birbirleri ile cân sohbeti ederler. Böyle bir cem‘iyyet-i kübrâ yeri kahvehânedir. Cânib-i erba‘asındaki gül [ü] gülistân ve bâğ-ı reyhânı içre niçe bin tuyûrun ve hezârân hezârların asvât-ı hazînleri ve mürgân-ı andelîbânın ve hânende ve sâzendegânın birbirlerine hasmâne fasılları zevkinden hissedâr olan benî âdem dembeste ve hayrân olur. El-hâsıl Ma‘nisa şehrinin âb-ı rûyından olup şöhret veren bu cây-i safâ kahve-i zîbâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y38a ·
metinde göster ·
ikişer yüz sahan mümessek ta‘âmı hâss [u] âma ve ulemâ vü avâma ta‘âmı mebzûldü …
Ve Nakîbüleşrâf Seyyid Bekir Ağa bu kasabada sâkindir. Hânedân-ı azîm sâhibidir kim ta‘rîf ü tavsîfinde kalem kâsirdir. Hemân şundan ma‘lûm-ı sa‘âdet ola kim yaz u kış subh [u] mesâ merreteyn sofra-i Halîlî çekilüp ni‘met-i celîli tenâvül olunup yevmiyye ikişer yüz sahan mümessek ta‘âmı hâss [u] âma ve ulemâ vü avâma ta‘âmı mebzûldür. Ve her şeb sâz [u] söz ile Fisagores-i Tevhîdî fasılları olup ba‘de's-sohbe müsâfirîne yetmiş seksen harîr câmehâblar döşenir. Mâh u sâl bu tertîb üzre bir Hâtem-i Tay ve Ca‘fer-i Bermekî-rey zât-ı şerîf halîm ü selîm zât-ı mükerremdir. Ve âlem ağyâr-ı gayrıdan bî-haber olunca kendü savma‘asına girüp tâ vakt-i fecre dek tâ‘at [u] ibâdâta meşgûl bir zât-ı şerîfdir. Ba‘zılar ilm-i kâfda kâmil ayârdır derler, ba‘zılar sâhib-i vefkdir derler, ba‘zılar bir fukarâ nefesiyle ganî olup anıniçün fukarâlar ile üns [ü] ülfet eder derler. El-hâsıl bî-bedel mihmândâr ve merkezinde ber-karâr çelebidir. Ve birâderi el-Hâc Seyyid Hamza Çelebi dahi zât-ı hoş-hisâldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y84b ·
metinde göster ·
… â kesret-i nâsdan bir ocak iki ocak kahve kifâyet etmeyüp huccâc şâm'a geldikde
yevmiyye
birer deve yükü kahve sürülür. Ammâ altı ay işler, şitâ vakti işlemez.
Andan Mansıb kahvesi: şâm'ın tâ vasatından cereyân eden Kanâtü'l-mîze sâhilinde bir kahvehâne-i azîmdir. On bin âdem alup kâmil üç yüz tabisi vardır. Ammâ sâ’ir kahâvîler gibi kârgîr kubâb kahve değildir. Dıraht-ı müntehâlar ve bîd-i sernigûnlar sâyesinde külbe-i berk pûşîde kahvesidir. Çâr yerde kahve tabh olunup her birinin tabileri başkadır, zîrâ kesret-i nâsdan bir ocak iki ocak kahve kifâyet etmeyüp huccâc şâm'a geldikde yevmiyye birer deve yükü kahve sürülür. Ammâ altı ay işler, şitâ vakti işlemez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y247a ·
metinde göster ·
… kîr şevkimden beher yevm on iki kerre tavâf ve sa‘y-ı Safâ ederdim. Ve üç kerre
yevmiyye
umre ederdim. Ve her şeb üç kerre tavâf ederdim. Ve her tavâfı yedişer şavt olm …
Hamd-i Hudâ Mekke-i mükerremede binâ-yı İbrâhîm'den berü böyle hacc-ı şerîf olduğun ve böyle şâdumânî ile haccü'l-ekber olduğun bir müverrih-i âlem tahrîr etmemişdir. Hakîr şevkimden beher yevm on iki kerre tavâf ve sa‘y-ı Safâ ederdim. Ve üç kerre yevmiyye umre ederdim. Ve her şeb üç kerre tavâf ederdim. Ve her tavâfı yedişer şavt olmak üzre ve her leyl yine huddâmlarımla birer kerre umre ederdim. Hâzâ min fazlı Rabbî, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y367a ·
metinde göster ·
Bir kerre Circeli Alî Beğ'in kâmil kırk bin eşeği var imiş,
yevmiyye
onar paraya gılâl taşırmış, diyâr-ı Mısır'da meşhûr-ı âfâkdır. Ve Emîrü'l-hac R …
Bir kerre Circeli Alî Beğ'in kâmil kırk bin eşeği var imiş, yevmiyye onar paraya gılâl taşırmış, diyâr-ı Mısır'da meşhûr-ı âfâkdır. Ve Emîrü'l-hac Rıdvân Beğ'in dahi kırk bin devesi olduğu müsbetdir. Hâlâ yine Mısır içre sakkâ develerinden ve sakkâ hımârlarından geçilmez.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y64a ·
metinde göster ·
… 02a⟧ para hammâm akçesi ihsân edermiş. Dilerse ol müsâfir bir sene sâkin olsun,
yevmiyye
birer para cânib-i vakıfdan in‘âm olunurmuş. Ve sene başında bulunan seyyâhâna …
Şehr-i Mısır içre niçe yüz tekyeler dahi vardır, ammâ meşhûr olanları ve binâ-yı kebîrleri bunlardır. Ve bu dergâhlarda birer zâviye ve cevâmi‘ler olması hasebiyle câmi‘ ve mesâcid ve medâris ve dârü'l-hadîs ve dârü'l-kurrâ ve mekteb-i sıbyân tertîbinde tahrîr olundu. Ammâ kadîm eyyâmda hemân Garâfe-i kübrâda ma‘mûr [u] âbâdân evkâf-ı cârî üç yüz altmış altı tekye var imiş. Mısır'a bir fukarâ müsâfir gelüp mihmân olmak murâd edinse her gece bir tekyede mihmân olup "Ekrimu'd-dayfe" fehvâsınca ol müsâfire ikrâm edüp sabâh olunca tekye şeyhi ol müsâfire bir Mısrî Q 202a para hammâm akçesi ihsân edermiş. Dilerse ol müsâfir bir sene sâkin olsun, yevmiyye birer para cânib-i vakıfdan in‘âm olunurmuş. Ve sene başında bulunan seyyâhâna bir hırka dahi ihsân olunurmuş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y116b ·
metinde göster ·
… eden Harâbe kahvesi her gün birer ferde kahve sürer. Ve her gün Habeşli kahvesi
yevmiyye
birer kantâr kahve sürüp azîm kâr ederler. Paşanın şâtırbaşısına avâyid verirle …
Esnâf-ı kahveciyân-ı piyâde: Bunların dükkânları yokdur. Nâzük ibrîkler ile sûk-ı sultânîlerde mutantan ve mümessek Y 168a kahve fürûht ederler. Bakarsın bunların ba‘zısı hayli kâr eder. Ammâ cümleden Harâbe kahvesi her gün birer ferde kahve sürer. Ve her gün Habeşli kahvesi yevmiyye birer kantâr kahve sürüp azîm kâr ederler. Paşanın şâtırbaşısına avâyid verirle, zîrâ anın himâyesindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y167b–Y168a ·
metinde göster ·
… assâb'dır, lakabı Cömerd Kassâb'dır, Bağdâd içinde medfûndur. şehr-i Mısır içre
yevmiyye
bin iki yüz koyun boğazlanır.
Esnâf-ı kassâbân: Dükkân altı yüz, neferât bin sekiz yüz. Pîrleri Cömerd Kassâb'dır. Künyeti Ebû Ukayl Vâdi Nâsır Kassâb'dır, lakabı Cömerd Kassâb'dır, Bağdâd içinde medfûndur. şehr-i Mısır içre yevmiyye bin iki yüz koyun boğazlanır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y170a ·
metinde göster ·
… paşadan beher yevm biner para alırlar. Başçavuş dahi paşa önüsıra yayan yürüyüp
yevmiyye
yigirmi para alır. Ve yeniçeri sakkâsı üç yüz para alır. Ve cümle çavuşân-ı hân …
Dördüncü, yeniçeri ocağından başçavuş: Kırk elli haymesiyle ve iki yüz başı tuğlu ve gümüş yüklüklü ve zerdûz yeniçeri keçeli mülebbes mülâzım neferâtları ile istikbâle çıkarlar. Ammâ bunlar paşaya bir hedâyâ getürmeyüp cümle mülâzımîn mülâmter(?) mülebbes(?) piyâde yürüdükleriyçün paşadan beher yevm biner para alırlar. Başçavuş dahi paşa önüsıra yayan yürüyüp yevmiyye yigirmi para alır. Ve yeniçeri sakkâsı üç yüz para alır. Ve cümle çavuşân-ı hâne-kede paşadan üç yüz guruş alır. Ve müteferrikagân kezâlik üç yüz guruş alırlar. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y184b ·
metinde göster ·
… deme birer akçe terakkî yetmiş hil‘atıyla ikişer akçe terakkîden kâmil bin akçe
yevmiyye
terakkî edüp selâmetle gelürlerse behremend ve hissedâr olurlar.
Ammâ şöyle ma‘lûm ola kim bu mezkûr bin iki yüz Mısrî kîse olan hazîne zerre ve şemme ve bir nukra masârıfına varınca ve me’mûr olan askerin me’kûlât [u] meşrûbâtıyla ve hil‘at u ihsânları ve kirâ katârlarının masrûfları ve katır üzre kilimleri ve askerîlere hayme vü hargâhlar ve bâr [u] büngâhlar ve masârıf-ı sandûklar ve bu askere edâ-yı hizmet edüp Mısır'a dâhil olduklarında beğlerine terakkî ve yedi bölük ağalarına ve üç odabaşıları ve çavuş ve bayrakdâr ve teberdârlarına, ve'l-hâsıl sekiz yüz âdeme birer akçe terakkî yetmiş hil‘atıyla ikişer akçe terakkîden kâmil bin akçe yevmiyye terakkî edüp selâmetle gelürlerse behremend ve hissedâr olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y195b ·
metinde göster ·
… a yüz günde Mısır'dan hacca varup gelmiş olur. Elhâsıl bu konakların herbirinde
yevmiyye
biner altun masrûf olunmasıyçün yüz yigirmi bin altun dîvân-ı Mısır'da bağlanır …
Ve yine otuz altı günde Mısır'a dâhil olurlar. Bu cümle yüz dörd gün olur, ammâ tekâ‘üdleri ile yüz on gün olur. Ammâ murâd edinen Süveys'e geldikde iki günde Mısır'a dâhil olsa yüz günde Mısır'dan hacca varup gelmiş olur. Elhâsıl bu konakların herbirinde yevmiyye biner altun masrûf olunmasıyçün yüz yigirmi bin altun dîvân-ı Mısır'da bağlanır kim emîrü'l-hac huccâc-ı müslimîne usret çekdirmeye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y204b ·
metinde göster ·
birer kîse iltizâma verdi. Ve Dimyât benderi senevî yüz kırk kîseye verdi. Ve B …
Kethudâ İbrâhîm Paşa Reşîd'i ve İskenderiyye'yi yevmiyye birer kîse iltizâma verdi. Ve Dimyât benderi senevî yüz kırk kîseye verdi. Ve Bulağ'ı ve Bâb-ı Nâsır'ı ve Eski Mısır'ı ve Besâtîn mukâbelesinde Ma‘diyye'yi dahi bunları Bahreyn emînine yüz elli kîseye verdi. Ve üç yüz kîseye dahi bender-i Süveys'i verdi ki ana Y 216b bahâr emâneti derler, ba‘zı senede beş yüz kîse hâsıl olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y216a–Y216b ·
metinde göster ·
"Bu mertebe ehl-i kalem iken îrâd [u] masârıfı berâber etdim ve bu kadar bin akçe yevmiyye mahlûlât cem‘ edüp cümle defterleri gümüş kafesli sandûka koyup Mısır'ın hazînesin Tût'a bağlayup Mısır'ı bikr etdim", derken ba‘dehu ma‘zûl olup selâmetle Âdiliyye'de karâr etdi. Ammâ iki aydan sonra Cânpûlâdzâde Hüseyin Paşa hazretleri Mısır'a dâhil olup İbrâhîm Paşa'yı muhâsebeye da‘vet edüp anbâr-ı Yûsuf'dan zimmetinde iki yüz yetmiş kîse bakâyâsı kalup İbrâhîm Paşa'dan taleb olundukda tarfetü'l-ayn içre edâ etdi. Zîrâ mün‘im âdem idi. Ve gayrı keşşâflar ve ümenâ ve mültezimîn zimmetlerinde İbrâhîm Paşa'nın üç yüz kîse bakâyâsı kalup Hüseyin Paşa,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y217b ·
metinde göster ·
… i kîsedârıyla cümle dîvân huddâmları efendilerin kîsedârları otuz iki neferdir,
yevmiyye
ikişer akçe mîrîden vazîfeleri var idi, İbrâhîm Paşa ref‘ etdi.
Ve dîvân efendisi kîsedârıyla cümle dîvân huddâmları efendilerin kîsedârları otuz iki neferdir, yevmiyye ikişer akçe mîrîden vazîfeleri var idi, İbrâhîm Paşa ref‘ etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y219a ·
metinde göster ·
… tarafından başka bir ağa me’mûr olup niçe bin piliçler yapdırup paşa matbahında
yevmiyye
beşer yüz tavuk boğazlanup tevâbi‘âta ta‘yîn verilir.
Ve bu dipsiz kîle ile verilen piliçler ekseriyyâ mîrîdir. Ve paşa kilârcıbaşısı tarafından başka bir ağa me’mûr olup niçe bin piliçler yapdırup paşa matbahında yevmiyye beşer yüz tavuk boğazlanup tevâbi‘âta ta‘yîn verilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y229b ·
metinde göster ·
… m-i tefsîr ve ilm-i hadîsde Vânî Efendi'yi mât edüp Mısır hazînesinden yüz akçe
yevmiyye
ihsân-ı şehriyârî olup Cenâb-ı Bârî yârî kılup câmi‘-i Ezher'de râk-ı revâk-ı v …
eş-Şeyh Yahyâ Mağribî: Sultân Mehemmed-i Râbi‘ huzûrunda Vanî Efendi ile mübâhase-i ulûm edüp ilm-i tefsîr ve ilm-i hadîsde Vânî Efendi'yi mât edüp Mısır hazînesinden yüz akçe yevmiyye ihsân-ı şehriyârî olup Cenâb-ı Bârî yârî kılup câmi‘-i Ezher'de râk-ı revâk-ı vustâda ders-i âm idi. Bir sebükrûh ve latîfe-gûy mütebahhirînden kimesnedir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y248a ·
metinde göster ·
… iken Yıldırım Hân izniyle merhûm Seyyid Hüseyn-i Ahlâtî seccâdesine halîfe edüp
yevmiyye
üçer yüz Mısır parası ulûfe etdiler. Ve Simavnezâde'nin ism-i şerîfleri,
Kabr-i eş-şeyh Seyyid Hüseyn-i Ahlâtî: Ulu sultândır. Seccâdeleri hâlî oldukda Mısır hulefâlarından Sultân Ferec ibn Sultân Berkûk asrında Yıldırım Hân ulemâlarından Simavnezâde Acem'den gelmiş iken Yıldırım Hân izniyle merhûm Seyyid Hüseyn-i Ahlâtî seccâdesine halîfe edüp yevmiyye üçer yüz Mısır parası ulûfe etdiler. Ve Simavnezâde'nin ism-i şerîfleri,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y273a ·
metinde göster ·
… cümle sekiz yüz âdem evkâf-ı Bedevî'den vazîfe ve cirâye alurlar. Ve imâretinde
yevmiyye
üç erdeb buğday ve bir erdeb mercimek ve bir sığır ve beş koyun tabh olup mevlû …
Ve Bedevî câmi‘inin bir imâreti var, âyende ve revendeye ve cümle fukarâya merreteyn buğday ve mercimek şorbası ve birer nân pâresi mebzûldür. Câmi‘in e’imme ve hutebâsı ve meşâyihânı cümle sekiz yüz âdem evkâf-ı Bedevî'den vazîfe ve cirâye alurlar. Ve imâretinde yevmiyye üç erdeb buğday ve bir erdeb mercimek ve bir sığır ve beş koyun tabh olup mevlûd günleri fukarâya bezl olunur. Ammâ sâ’ir zamânda kifâyet mikdârı tabh olup sofra-i bî-imtinânı fukarâ ve mesâkîn ve zu‘afâya mebzûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y288a ·
metinde göster ·
belki horos bu cem‘iyyetde bin para yudardı. Yine ahşam olunca aşağıdan bırağup …
Ve yevmiyye belki horos bu cem‘iyyetde bin para yudardı. Yine ahşam olunca aşağıdan bırağup baba horosu alup masrûf edermiş, bir temâşâdır. Ve niçe bunun emsâli ibret-nümâ şeyler vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292a ·
metinde göster ·