… y'ın cânib-i erba‘asın tarîk-i âmm ile ârâste edüp ile'l-ân bir hâneye ittisâli
yok bir
sarây-ı azîmdir.
Ve Makbûl Siyâvuş Paşa'ya bir sarây-ı azîm ve yeniçeri ağaları'na mahsûs bir sarây-ı kadîm ve Lala Mustafâ Paşa içün bir sarây ve Pîr Mehemmed Paşa-yı Karamanî içün bir sarây ve Gegbizye'de câmi‘ sâhibi Mustafâ Paşa'ya bir sarây ve kızı ismehân Sultân'a bir sarây edüp câmi‘ huddâmlarıyçün bin aded mürtezika hücreleri inşâ edüp Eski Sarây'ın cânib-i erba‘asın tarîk-i âmm ile ârâste edüp ile'l-ân bir hâneye ittisâli yok bir sarây-ı azîmdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 32b ·
metinde göster ·
… ar. Ammâ altun anın kıtında şey değildir. Ammâ bu amûdun rub‘-ı meskûnda nazîri
yok bir
cevâhir-i seng-i yerakânî-misâl zî-kıymet bir cevâhirdir.
Ve (---) aded sütûnun biri fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa bu amûd içün katl olunmuşdur. Gammâzlar altun amûddur deyü gamz edüp ba‘de'l-katl bir sarı amûd olduğun müşâhede edüp peşîmân oldular. Ammâ "Ba‘de harâbi'l-Basra". Ba‘dehu ol kanlı amûdu hünkâr mahfili altına kodular. Ammâ altun anın kıtında şey değildir. Ammâ bu amûdun rub‘-ı meskûnda nazîri yok bir cevâhir-i seng-i yerakânî-misâl zî-kıymet bir cevâhirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87b ·
metinde göster ·
… câmi‘-i fevkânîdir. Ve minâre-i nahîfe mâlikdir, hâlâ şehr-i İslâmbol'da nazîri
yok bir
minâre-i serâmeddir.
Kara Çelebizâde'nin Unkapanı câmi‘i: Mukeddemâ Sultân Süleymân Hân asrında Süleymân Subaşı binâsıdır. Unkapanı'nın taşrasında leb-i deryâda olmağile {Mi‘mâr Sinân binâsı idi. Ba‘dehu mürûr-ı eyyâmla} câmi‘i ve minâresi münhedim olup Kara Çelebizâde müceddeden bir kubbe-i âlîli ve altı dekâkîn ü mahâzinli bir câmi‘-i fevkânîdir. Ve minâre-i nahîfe mâlikdir, hâlâ şehr-i İslâmbol'da nazîri yok bir minâre-i serâmeddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 89b ·
metinde göster ·
alay rind-i cihân Köçek-i Amr-ı Ayyâr, tâ’ife-i mekkâr [u] nâ-bekâr şehir oğlan …
Üçüncü, şehir oğlanı Kapucuoğlu Osmân kolu: 400 neferdir. Bunlarda aslâ Çingâne yok bir alay rind-i cihân Köçek-i Amr-ı Ayyâr, tâ’ife-i mekkâr [u] nâ-bekâr şehir oğlanları idi. Her biri yegâne-i asr, hânende ve sâzende ve mukallidlerdir kim cihân nüdemâları bunların yanında lâl-i bî-zebân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a ·
metinde göster ·
… nûş eden e’imme ve hutebâ ve meşâyihâne teba‘iyyeten nûş etmişizdir, aslâ sekri
yok bir
bulamaçlardır ve's-selâm.
Ancak hakîr bir fâsik-i mahrûm ve bir bî-mezâk turfe şallâk abdâl-meşreb bir cânız ve cümle ahibbâ ve asdıkâ cânlara cânımız fedâ edüp bâlâda zikr olunan meşrûbât mükeyyifâtlarından ve me’kûlât mükeyyiflerinden berâ-yı hâtır-ı yârân-ı bâ-safâ hâne-i bî-minnetimizde hâzır etmişizdir. Anıniçün ism [ü] resimlerin ve isti‘mâl edenlerin keyfiyyet-i ahvâllerine vâkıf olup esmâ-yı mükeyyifâtdan anıniçün haberdârız. Yohsa riyâ olmaya, vallâhi'l-azîm birinden haberdâr değilim. Ancak kutu bozası ve pirinc subyası ve Kırım maksımasın leyle-i ramazânlarda kuvâ-yı beden içün nûş eden e’imme ve hutebâ ve meşâyihâne teba‘iyyeten nûş etmişizdir, aslâ sekri yok bir bulamaçlardır ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a ·
metinde göster ·
… uluyar dağları gâ’ib olup Sinop ve Amasıra dağları dahi önümüzde nâm [u] nişânı
yok bir
girdâb-ı elîmde kâh eyyâm-ı muvâfık ve kâh eyyâm-ı nâ-muvâfık ile bir gün bir g …
Şimâl cânibinde Ayaya dağları ve Balıklava kurbunda Suluyar dağları gâ’ib olup Sinop ve Amasıra dağları dahi önümüzde nâm [u] nişânı yok bir girdâb-ı elîmde kâh eyyâm-ı muvâfık ve kâh eyyâm-ı nâ-muvâfık ile bir gün bir gicede deryâ-yı bî-emân içre çalkanup ne cânibe gideceğimiz nâ-ma‘lûm oldu. Âhirü'l-emr "Ol engîn nâ-mübârekde ne reh ne râhber peydâ" mazmûnunca güneş deryâda doğar ve deryâda batar. Bu gûne bir girdâb-ı gamda talattum-ı deryâ ile serserî gezerken hikmet-i Hudâ gün doğusu rûzgârı tarafında evc-i semâda kara bulutlar zâhir olur. Zifoz ve ra‘d u berkli sağanaklar ve kırıntılı üçerleme kumlar peydâ olunca cümle keştîbânların reng-i rûyları mütegayyir olup ellerin ovmağa başladılar. Ve geminin kıçı tarafında pusula ve kıble-nümâlarına nazar edüp birbirlerine nazar edüp cân bâzârı mu‘âmeleleri etmeğe başladılar. Hemân Dede Dayı nâm bir ihtiyâr-ı umûr-dîde keştîbân eydür "Bre dayılar! Ne havfe düşersiz? Hudâ Kerîm'dir. İşte kırıntı ve sağanak gelmededir. Mayna alaburta" deyüp hemân cümlesi bir yire cem‘ olup alaburta iplerini indirüp alaburta direği dahi aşağı indi. Ammâ temevvüc-i derya inmeyüp dibelik müştedd olmada. Hemân gemi üstünde azîm yapağı çuvalları ve papır hasırları ve balık turşusu fıçıları ve gemi keresteleri var idi. Cümle halk imdâd edüp cümle mezkûr eşyâları deryâya atdılar ve iki yüzden mütecâviz sağîr ve kebîr üserâları gemi üstünden der-anbâr edüp anbar kapağın sedd etdiler. Hamd-ı Hudâ gemi sehl-i hıffet buldu. Ammâ yine talattum-ı deryâ evc-i âsumâna berâber gelüp ziyâdesiyle cûş [u] hurûşa başladı. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b ·
metinde göster ·
… ü binâ etmişdir. Bir topraklı kûh-ı bâlâ üzre çâr-kûşe bir harâbe içinde ammârı
yok bir
kal‘acıkdır. Ebü'l-feth Mehemmed Hân tahrîri üzre Anadolu eyâletinde başka sanc …
Sene (---) târîhinde Osmâncık fethidir. Be-dest-i Sunkur Bay Şemsî feth edüp kendüye evlâd-ı evlâd kayd-ı hayât ile ocaklık ihsân olunmuşdur. Hâlâ inkırâz-ı nesl bulmayup Şemsi Paşa oğulları derler. Kal‘asını Bursa tekürü binâ etmişdir. Bir topraklı kûh-ı bâlâ üzre çâr-kûşe bir harâbe içinde ammârı yok bir kal‘acıkdır. Ebü'l-feth Mehemmed Hân tahrîri üzre Anadolu eyâletinde başka sancakbeği tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden beğinin hâss-ı hümâyûn 300.122 akçedir. Ze‘âmet-i Bolu 14, timar-ı Bolu 55, çeribaşısı ve alaybeğisi vardır. Kânûn üzre cebelüleriyle iki bin sekiz yüz kılıç asker olur. Sekiz yüz âdem dahi beğinin ve çeribaşısının olur. Ve üç yüz akçe şerîf kazâdır. Ve beş nâhiyesi vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 277b ·
metinde göster ·
Kal‘aya dâhil oldukda yigirmi pâre balyemez top atup şâdmânîler etdi. Alay ile Hân sarâyına girüp Âdem-i Âdemi-zâd yok bir tehî sarâydır. Meğer Hân hemşîresinin sûru, Bahr-i Hazer ya‘nî Gîlân deryâsı sâhilinde Bakü kal‘ası hânına hânın hemşîresin vermişler, anda gitmiş. Kethüdâsı bizi Revân Hânı'nın sarâyına kondurup me’kûlât [u] meşrûbâtımız dükeli verüp anda zevk [u] safâya meşgûl olup bizimle Tebrîz'den gelen kârbânları cümle bizim Hasan Beğ'e teslîm edüp ve Tebrîz Hânı'nın sâhib-i devlet efendimize verdiği cümle yüklü develeri ve Gürcî gulâmları ve çapar atları ve sâ’ir hedâyâları Tebrîz Hânı nâmesiyle Hasan Beğ'e teslîm edüp anlar Erzurûm'a mektûbumuzla revâne olup hakîr Revân'da yine kârbân cem‘ine mukayyed olup şehr-i Revân'ı alâ-kadri'l-imkân temâşâ ederken evvelâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 308a ·
metinde göster ·
… n ve hammâmı ve on aded dükkânı var. Gayrı imâret-i âlîlerinden bir âsâr-ı binâ
yok bir
serhaddir. Bu kal‘anın dibinden nehr-i Arpaçayı cereyân eder. İbtidâ tulû‘ı Gür …
Evsâf-ı kal‘a-i Moğazbird: Hâk-i Gürcîstân'da Kars eyâleti hükmünde kânûn-ı kadîm üzre mir-i lîvâ tahtı idi. Niçe kerre kızılbaş istîlâ edüp ülkesi harâb u yebâb olmağıla hâlâ Kars nevâhîleridir. Kal‘asın İrân-zemîn şâhları hânlarından Moğaz Hân binâsıdır. Ba‘dehû Akçakoyunlu destine, andan Şâh İsmâ‘îl destinden Süleymân Hân feth etmişdir. Hâkimi kal‘a dizdârıdır ve yüz elli neferâtı vardır ve niyâbetdir. Kal‘ası havâlesiz bir kaya üzre şekl-i muhammes Şeddâdî taş binâ bir küçük kal‘a-i ra‘nâdır. Lâkin küçük kal‘acıkdır. Cümle altı yüz kadar bâğlı ve bâğçeli ve taşra varoşlu hâneleri var. Câmi‘ ve hân ve hammâmı ve on aded dükkânı var. Gayrı imâret-i âlîlerinden bir âsâr-ı binâ yok bir serhaddir. Bu kal‘anın dibinden nehr-i Arpaçayı cereyân eder. İbtidâ tulû‘ı Gürcîstân câniblerinden gelüp bu mahalden ubûr ederek Araz'a altı sâ‘at karîb yerde kend-i Tekletî dibinde nehr-i Araz'a mahlût olur, ab-ı hayât Arpaçayı'dır. Ve bu Moğazbird, Acem'in Şorakil kal‘ası hâkiyle müşâdır. Lâkin Şorakil kal‘ası dest-i Acem'de kalup cümle Şurakil nevâhîleri Kars hükmünde kalmışdır. Mabeyne-hümâsında mezkûr Arpaçayı hâlâ hâli üzre hudûddur. Bu nehrin karşu şark tarafı Acem'dir. Beri, garb tarafı Kars hâkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 325a ·
metinde göster ·
… etmişlerdir. Kal‘a dizdârı bu harâbenin nigehbânlığına me’murdur. Aslâ havâlesi
yok bir
kal‘a-i bâlâdır kim cemî‘î sahrâlar bâğı ve bâğçeleri ve mezâri‘atları ve büley …
Eşkâl-i Kal‘acık: "-cık" lafzı kelâm-ı tasğîrdir. Ya‘nî küçük demekdir. Ammâ bu kal‘a evc-i âsumâna kad çekmiş, zirve-i a‘lâya kemend salmış bir ahmer-gûn yalçın kaya üzre ebr-i kebûtlara berâber bir kal‘a-i seng-âbâd kal‘a-i bî-dâd [u] binâ-yı Ferhâd'dır. Der-i dîvârları altmışar zirâ‘-ı melikîdir. Cânib-i erba‘ası yalçın kaya olmağıla bir tarafında aslâ handakı yokdur. Kıble cânibine nâzır bir demir kapusu vardır. Lâkin kal‘a içinde yigirmi kadar dârdır. Bir câmi‘i ve buğday anbârı ve su sarnıcı ve cebehâne ve altı aded şâhî topcağızları vardır. Ammâ iç il içinde olmağıla kal‘ası garîb kalmışdır. Cemî‘î şehir a‘yânı celâlî ve cemâlî havfinden zî-kıymet metâ‘ların bu kal‘ada der-mahzen edüp pinhân etmişlerdir. Kal‘a dizdârı bu harâbenin nigehbânlığına me’murdur. Aslâ havâlesi yok bir kal‘a-i bâlâdır kim cemî‘î sahrâlar bâğı ve bâğçeleri ve mezâri‘atları ve büleydeleri enhâr-ı uyûnlarıyla sahîfe-i zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyândır. Ammâ aşağı varoş bu kal‘anın kıblesi tarafında bâğ u bâğçeli vâsi‘ yerde ma‘mûr ve âbâdân şehirdir. Lâkin etrâfında sûr-ı ribâtı yokdur. Ammâ her atfe başında birer tederrübe bâblarıyla ârâste olmuş şehr-i mazbutdur. Cümle bin iki yüz kiremitli ve türâb örtülü ma‘mûr hânelerdir. Cümleden mükellef Gâzî Şehsüvâr Paşa sarâyı, hânedân-ı azîmdir. Ekseriyyâ evleri kıbleye nâzırdır. Yolları pâkdir ve rimâl-i hâkdir, aslâ kaldırım yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 353a ·
metinde göster ·
… üne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey
yok. Bir
tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâ …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
… kdur. Zîrâ her tarafı deryâ-misâl nehr-i Tunca ihâta etdiğinden dîvâra ihtiyâcı
yok, {bir
kat dîvâr-ı metîndir} ve bostâncıbaşı üç bin aded bâğbân ile şeb [u] rûz dîdebâ …
Ammâ bu bâğın cânib-i erba‘asında kal‘a-misâl dîvârları yokdur. Zîrâ her tarafı deryâ-misâl nehr-i Tunca ihâta etdiğinden dîvâra ihtiyâcı yok, {bir kat dîvâr-ı metîndir} ve bostâncıbaşı üç bin aded bâğbân ile şeb [u] rûz dîdebândır. Dâ’imâ hâfızı Hudâ-yı Nigehbândır. Ve cânib-i şarkîsi bir vâdî-i çemenzârda namazgâh-ı mü’minândır. Ammâ derûn-ı bâğçede kal‘a-misâl harem-i hümâyûndur. Cümle tavâşiyân ile dârüssâ‘âde ağası anda hâdimândır. Ammâ bu cinân-i İrem içre cümle binâlardan âlî kasr-ı (---)(---) Hândır. Evc-i semâya ser çekmiş bir kâ‘a-i cihân-nümâdır kim vasfında lisân kâsırdır. Cümle yedi tabakadır. Her katında müte‘add[id] hücreler ve şâhnişînler ve fıskiyye ve havzlar ile ârâste bir kasr-ı İrem'dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 161a ·
metinde göster ·
… i der-i dîvârından ve cemî‘i kıbâblarından bir katre arak çekîde olmak ihtimâli
yok bir
hammâm-ı hoş-bûdur.
Evvelâ cümleden Üçşerîfeli hammâmı, âb [u] hevâsı ve binâsı ve huddâmları latîf pâk u pâkîze hammâm-ı kebîrdir. Cemî‘i der-i dîvârından ve cemî‘i kıbâblarından bir katre arak çekîde olmak ihtimâli yok bir hammâm-ı hoş-bûdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 163b ·
metinde göster ·
… hta-misâl deri pâreleri, ünsâ da değil ve tavâşî değil ve dübüründen dahi nişân
yok. Bir
merd şekilli sâhib-derd budur. Andan sonra yine harârının yanına gelüp garârdan …
Ba‘dehû mezkûr çuvalının yanına gelüp eydür: "Cânım! Hânum. Ve Melek Ahmed be cânânum! Huzûrunuzda kim böyle çılbah gezmemiz terk-i edepdür ammâ meni sâhib-i zeker ve sâhib-i dübür ve kubur sanırsuz. Yok kişiler. Eyle {zekerli değilem} cümle {yârâna} safâ-nazar!" deyüp cümle huzzâr-ı meclisin huzûrlarına varup deverân etdi. Bunda ne zengûle ve ne hayâ ve ne dübür var. Hemân önü ardı birer tahta-misâl deri pâreleri, ünsâ da değil ve tavâşî değil ve dübüründen dahi nişân yok. Bir merd şekilli sâhib-derd budur. Andan sonra yine harârının yanına gelüp garârdan bir peştemal çıkarup beline kuşandı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 231a ·
metinde göster ·
… ş kalup görenler engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kalır. Bu dünyâda nazîri
yok bir
kûh-ı Bî-sütûn'dur. Ammâ zirve-i a‘lâsı bir yaylağ-ı azîmdir kim bunda olan gül …
Ancak bu hakîrin akl-ı kasîrı üzre Cenâb-ı Hallâk, âlem[e] sun‘un ızhâr içün ve kullarına kudretin bildirmek içün Tûfân-ı Nûh'da temevvüc-i deryâya emr edüp bu kûhun türâbın sahrâ-yı Hemedân'a çekdirüp kayanın altı boş kalup görenler engüşt ber-dehen edüp âlem-i hayretde kalır. Bu dünyâda nazîri yok bir kûh-ı Bî-sütûn'dur. Ammâ zirve-i a‘lâsı bir yaylağ-ı azîmdir kim bunda olan gül-i gülistânlar ve cârî âb-ı revânlar içre niçe bin elvân mâhîler ve cemî‘i Bağdâd halîfelerinin harâb u yebâb âsâr-ı binâları zâhir maksûreleri var ve niçe Ekrâd ve Türkman Avşarı ve Yakaman u Sadak yaman Türkmanları yaylalanırlar. Ve niçe kerre yüz bin aded hayvânâtlarıyla altı ay safâlar edüp vakt-i şitâ irince Dümdümî ve Dümbülî ve Sehend ve Rûmiyye ve Salmas sahrâlarında sevâhillenirler. Böyle bir kûh-ı Bî-sütûn'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309b ·
metinde göster ·
… ğil. Hemân bu asker içinden karalar geymiş kara çehreli ve burnunun orta direği
yok bir
ecinne geldi ve yanı sıra bir kara çehreli âdem sıfatlı elli ayaklı ammâ iki om …
Bir sadâ istimâ‘ olunur ammâ zâhirde bir ferd-i âferîdeden bir merd-i cân nümâyân değil. Hemân bu asker içinden karalar geymiş kara çehreli ve burnunun orta direği yok bir ecinne geldi ve yanı sıra bir kara çehreli âdem sıfatlı elli ayaklı ammâ iki omuzlarında kanatlı sağ gözü kör bir cin sıfatlı 393b dahi ervâh-ı habîse meliki ile ilerü gelüp "Esselâmü aleyk yâ Muhammed" dediler. Hazret-i Risâlet "Aleynâ yâ la‘înân" dedikde meğer ol gözü kör kanatlı şeytân-ı aleyhi'l-la‘ne idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393a–393b ·
metinde göster ·
… kerleri var. Aslâ yeniçeriler yokdur ve duramazlar, zîrâ kazanç ve kâr [u] kisb
yok bir
cezîre-i derbend-i calenderdir.
Yüz elli akçe kazâdır. Nâhiye kurâları arzullâh-ı vâsi‘dir. Üç oda cebeci ve üç oda topçu askerleri var. Aslâ yeniçeriler yokdur ve duramazlar, zîrâ kazanç ve kâr [u] kisb yok bir cezîre-i derbend-i calenderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54b ·
metinde göster ·
… e evkâfı kavî tekye-i âsitâne-i Celâleddîn-i Rûmî'dir kim diyâr-ı Rûm'da nazîri
yok bir
mevlevîhâne-i zîbâdır. Yetmiş seksen aded fukarâ hâneleri ile ârâste ve matbah …
Ve tekye-i dervîşân-ı zî-şân: Cümle (---) aded mihmânhâne-i abdâlân-ı seyyâhândır, ammâ cümleden ma‘mûr u müzeyyen ve evkâfı kavî tekye-i âsitâne-i Celâleddîn-i Rûmî'dir kim diyâr-ı Rûm'da nazîri yok bir mevlevîhâne-i zîbâdır. Yetmiş seksen aded fukarâ hâneleri ile ârâste ve matbah ve kilâr ve semâ‘hâne ile pîrâste olmuş kân-ı Mevlevîyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 95a ·
metinde göster ·
… Maskov ve Leh ve Çeh ve İsfaç ve Filimenk ve diyâr-ı Alman ve bî-amânda nazîri
yok bir
püll-i kavs-i kuzahdır. Gerçi Van ile Erzurûm arasında nehr-i Araz üzre Altun H …
Bu kasabanın cânib-i garbında Edirne'ye giderken hemân şehir dibinde nehr-i Yene ve nehr-i Ergene ve nehr-i Istıranca ve Yenehisâr ve Bunarhisâr suları cümle bir yere cem‘ olup nehr-i azîm Ergene oldukda bu kasaba dibinde mezkûr nehirler üzre merhûm Sultân Murâd Hân-ı Sânî tâbe serâhu bir cisr-i azîm inşâ etdirmiş kim Rûm ve Arab u Acem ve Belh u Buhârâ ve Luristân ve Moltan ve Maskov ve Leh ve Çeh ve İsfaç ve Filimenk ve diyâr-ı Alman ve bî-amânda nazîri yok bir püll-i kavs-i kuzahdır. Gerçi Van ile Erzurûm arasında nehr-i Araz üzre Altun Halkalı Köprü ve yine nehr-i Araz üzre Erzurûm'un Hasankal‘ası kurbunda Çoban Sultân köprüsü ve Kürdistân'da nehr-i (---) üzre Hasankeyf cisri ve Diyârbekir eyâletinde Hazzo kal‘ası kurbunda nehr-i Batman üzre Batman kantarası ve Kırşehri kurbunda nehr-i Kızılırmak üzre Çâşnigîr köprüsü ve yine nehr-i Kızılırmak üzre Osmâncık şehrinde Köprü ve Geyve kasabası kurbunda nehr-i Sakarya üzre Geyve cisri ve diyâr-ı Rûm'da şehr-i Edirne içre Mihâl köprüsü ve ana karîb Mustafâ Paşa cisri nehr-i Meriç üzeredir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 99b ·
metinde göster ·
… în kûh [u] çengelistân eyle bir kûhistân-ı dırahtistândır kim rûy-ı arzda misli
yok bir
sedd-i sedîd ve bir bâb-ı hadîd idi,
Bu Demirkapu nâmıyla müte‘âref olan zemîn kûh [u] çengelistân eyle bir kûhistân-ı dırahtistândır kim rûy-ı arzda misli yok bir sedd-i sedîd ve bir bâb-ı hadîd idi,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 2a ·
metinde göster ·
… kal‘a-i azîm ve hısn-ı hasîn yokdur. Kal‘ası bir sahrâ-yı azîmde aslâ havâlesi
yok bir
beyâz sedd-i metîn kal‘adır. Cânib-i erba‘ası göldür kim bir vech ile zafer müm …
Hakîkatü'l-hâl Leh'de ve Çeh'de ve Nemse'de ve Erdel'de böyle bir kal‘a-i azîm ve hısn-ı hasîn yokdur. Kal‘ası bir sahrâ-yı azîmde aslâ havâlesi yok bir beyâz sedd-i metîn kal‘adır. Cânib-i erba‘ası göldür kim bir vech ile zafer mümkün değildir, zîrâ bir semtden lağım ve meteris ve sibe etmek kâbil değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 10b ·
metinde göster ·
… cümle kefere ol vakitde ta‘âm yerler. Gayri mahalde mancamerd yemek ihtimâlleri
yok bir
alay perhîz ile geçinir ta’ife-i riyâzet-keşân keşîşân-ı palâs-pûşândır.
Temâşâ-yı tasannu‘ ibn-i âdem: Bu kenîse-i sürûşun kurbunda çâr-kûşe bir yekpâre mermer üzre (üzre) tuçdan bir siyâh fîl-i Mengerusî bünyâd olunmuş. Kulakları ve başı ve hortumu hareketde olup gözleri sâ‘at rakkâsı gibi deverân etmede. Kaçan kim vakt-i zuhur oldukda bir kerre fîl harekete gelüp gıjgırup bir savt-ı mühlik ile bir sayha-i ra‘d-vâr urup hortumu ile göğsüne on iki kerre urup sîne-i pür-kînesine üstâd-ı kâmil nâkûsvâr hâlden etmiş. Fîl-i mezkûr hortumuyla kendü göğsüne darb urdukda sadâsı eflâke çıkup cümle şehir halkına andan ma‘lûm olur kim fîl sâ‘ati on iki kerre çalup vakt-i zuhur oldu derler. Ba‘dehu cümle kefere ol vakitde ta‘âm yerler. Gayri mahalde mancamerd yemek ihtimâlleri yok bir alay perhîz ile geçinir ta’ife-i riyâzet-keşân keşîşân-ı palâs-pûşândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 15a ·
metinde göster ·
… â âlimdir eyle kelle-i kebîr üzre ol tâkıyye gûyâ âriyetî durur, geyilecek hâli
yok bir
arakiyye-i siyâhdır.
Ayaklarında cümle sıkma çarıkdır ve "Baldır duruda" dedikleri gibi baldırları çıplakdır, hattâ donları bile yokdur, hemân bellerin[d]e birer dimi bol paçaları var. Ekseriyyâ gömlek nedir bilmezler, eğinlerinde birer mashara daracık ve kısacık kebe geyerler, göğüsleri ve omuz başları cümle açıkdır. 35b Ve kelem serleri ne kadar kazan kadar ise ol kadar küçücük tâkıyyeleri var kim ancak bir fincan kadarca tâkıyyeyi iplik ile iki yanından bağlayup boğazına ipliği geçirüp tâkıyyeyi başına geyer, ammâ Hudâ âlimdir eyle kelle-i kebîr üzre ol tâkıyye gûyâ âriyetî durur, geyilecek hâli yok bir arakiyye-i siyâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a–35b ·
metinde göster ·
… ve bir rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr-ı diyârdır kim deyyâr-ı Rûm'da bu diyâr mânendi
yok bir
fezâ-yı amârdır. Hattâ,
Ve bu mahaldeki Sirem sahrâsında azîm arklar var. Meğer küffâr zamânlarında bu sahrâlardan nehr-i Sava bu tur‘alardan kol kol halîc halîc cereyân edüp tâ üç konak yerde nehr-i Tuna'ya mahlût olur imiş. Hâlâ mu‘attal olup âsâr-ı hafirleri gayyâ dereleri gibi âşikâre durur. Ol zamân bu sahrâlara müverrihân-ı Rûm Sahrâ-yı Sirem mânend-i bâğ-ı İrem derlermiş. Hâlâ yine eyle meşhûr ganîmet sahrâ-yı mahsûldâr-ı pür-giyâhdır kim zemîni bir vâsi‘atü'l-aktâr ve bir rahîsatü'l-eş‘âr bir dâr-ı diyârdır kim deyyâr-ı Rûm'da bu diyâr mânendi yok bir fezâ-yı amârdır. Hattâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 59b ·
metinde göster ·
ganîmet şehirdir. Ve hâk-i amber-pâki gerçi kan ile tahmîr olmuşdur, ammâ zemîn …
Ve bâğ u bâğçe-i cinânlarının hadd [ü] hasrı yok bir ganîmet şehirdir. Ve hâk-i amber-pâki gerçi kan ile tahmîr olmuşdur, ammâ zemîni bir vâsi‘atü'l-aktâr bir dâr-ı diyârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 63b ·
metinde göster ·
yanında deryâ-misâl nehr-i Vak-ı âk, bir yanında kâfirin kal‘a-i Komaran'ı ak b …
dediği gibi gidecek yer yok, bir yanında deryâ-misâl nehr-i Vak-ı âk, bir yanında kâfirin kal‘a-i Komaran'ı ak bak, görünür. Ne enîsi ve mûnisi gam-güsâr var ve ne bir cânibe gidecek şâhrâh var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 125a ·
metinde göster ·
… z(?) pastırması, ya‘nî kavrulmuş darı ve keşkurutları var, gayri me’kû[lâ]tları
yok bir
alay Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikârlardır kim dâ’imâ mu‘tâdları budur kim on k …
Ve hânlar iki tuğlu ve iki sancağ u bayraklı ve yedişer kat mehterhâne çalmağa ruhsat verilmiştir, ammâ kendülerinin askeri önünde ecdâdlarından kalma tarz-ı Efrâsiyâbî boruları ve tarz-ı Cemşîdî sû[r]nâ ve tablları döğülür. Hakkâ ki azîm vezni üzre hâzır-bâş askere mâlikdir kim ne seyishâne ve ne bârhâne ve ne kilar ve ne matbah ve ne araba ve ne deve ve ne katâr u mehâr ve ne top ve ne tüfeng ve ne hayme ve ne hargâh-ı bâr [u] büngâhdan bir nişân olmayup hemân seksen bin aded salt atlı sadaklı ve savatlı ve elleri şıdaklı askerin altı kerre ve yedi kerre yüz bin atları ve alaşaları koş koş cümle atlar[ı] birbirlerinin kuyruklarına bağlayup her koşda, ya‘nî yüz adımda bir hoşçı nâm kazanları bir bârgîr üzre tokmak kayışlarıyla bağlı olup ve birkaç bârgîrler üzre koyun ve keçi derileri içre yüz(?) pastırması, ya‘nî kavrulmuş darı ve keşkurutları var, gayri me’kû[lâ]tları yok bir alay Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adû-şikârlardır kim dâ’imâ mu‘tâdları budur kim on konak yeri bir günde alırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 125b ·
metinde göster ·
… er kebeleri boğazlarına bağlayup gezerler, ammâ anın yeni ve yırtmacı ve yakası
yok, bir
turfe kalın kıllı kebedir. Hattâ hîn-i savaşda bu kebeyi yüzüne dutup cenge gir …
Ve sâ’ir fukarâsı kış günleri esbâbları üzre siyâh ve beyâz üç köşeden müdevver kebeleri boğazlarına bağlayup gezerler, ammâ anın yeni ve yırtmacı ve yakası yok, bir turfe kalın kıllı kebedir. Hattâ hîn-i savaşda bu kebeyi yüzüne dutup cenge girdikde Çerkes kavminin önüne Efrâsiyâb ve Rüstem ü Şağâb duramaz, gûyâ ol kebe anların kalkanlarıdır. Hakkâ ki ok ve kılıç kesmez ve geçmez. Ba‘zı savaşlarda bu keçeyi ısladup arkasına alır. Kâh önüne ve kâh iktizâsına göre yemîn ü yesârına dutunup kudurmuş ayı gibi cenge girir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 150a ·
metinde göster ·
… i ve patirgâhları vardır. Netîce-i kelâm zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi
yok bir
şehr-i mülevves belde-i kefere-i menhûshânedir.
Ve cümle on altı aded kenîseleri ve iki bin kadar bıtrîk ve ladika ve ruhbân ve kıssîs ve mavramoloz ve keşîşleri ve patirgâhları vardır. Netîce-i kelâm zikrinde fâ’idesi ve beyânında â’idesi yok bir şehr-i mülevves belde-i kefere-i menhûshânedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235b ·
metinde göster ·
… e bir hammâm-ı dilsitân ve cümle (...) yigirmi aded dükkân. Gayri eser-i binâsı
yok bir
cezîre yerdir.
Ve cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ (---)(---) câmi‘i (---)(---)(---)(---). Mâ‘adâ mesâcidlerdir. Ve cümle bir medrese ve cümle bir mekteb-i sıbyân ve cümle bir hânkâh-ı dervîşân ve cümle bir hân-ı tüccârân ve cümle bir hammâm-ı dilsitân ve cümle (...) yigirmi aded dükkân. Gayri eser-i binâsı yok bir cezîre yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 250a ·
metinde göster ·
… ı tokuz mîldir kim karayel üzre Anavarin'den gidilir. İçinde bir imâretden eser
yok bir
küçük sâfî kayalı cezîrecikdir. Bu adaya Bâyezîd Hân'ın Moton, Koron seferinde …
Mezkûr Berak adası Mora cezîresine pek yakındır kim kurşum yetişir. Ve Anavarin kal‘asıyla mâbeyne-h[üm]âları tokuz mîldir kim karayel üzre Anavarin'den gidilir. İçinde bir imâretden eser yok bir küçük sâfî kayalı cezîrecikdir. Bu adaya Bâyezîd Hân'ın Moton, Koron seferinde Berak adası deyü tesmiye etmişler ammâ lisân-ı Freng'de ismine keştîbânlar Peradna derler. Ammâ asıl liman gibi bayağı keşişlemeye mukâbil olan kenârda bir harâb kenîsecik yeri vardır, palamarı kilise önüne bağlayup gemiler demirlerin keşişleme tarafına yigirmi iki kulaç suda korlar. Ve mezkûr adanın kara tarafı kırk kulaç amîk denizdir. Barça kalyonlar murâd edinse geçer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266b ·
metinde göster ·
… a kayalardır kim ber-hevâ tayerân eden murğ-ı zeyrekler tırnak ilişdirecek yeri
yok bir
mücellâ ve musaykal kayalardır kim şâhinler ve karakuşlar ve kerkesler ve devli …
Ammâ bu mezkûr kal‘anın eğer aşağısı ve eğer yukarusunun maşrık tarafında aslâ dîvâr yokdur. Hemân yed-i kudret 267a kal‘asıdır, zîrâ ol taraflar on minâre kaddi bâlâ yalçın kanara kayalardır kim ber-hevâ tayerân eden murğ-ı zeyrekler tırnak ilişdirecek yeri yok bir mücellâ ve musaykal kayalardır kim şâhinler ve karakuşlar ve kerkesler ve devlingeçler ba‘zı rahnedâr kayalarda âşiyâneler yapup dünemişler. El-ıyâzen billâh âdem aşağı bakmağa cür’et edemez. Cümle sahrâlar ve dağlar ve bâğlar cânib-i şarkda ayak altında nümâyândır. Ve cânib-i cenûbu ve kıblesi ve garbîsi tarafı cümle Bahr-i Sefîd bir buhayrecik gibi râygândır, ya‘nî tâ bu mertebe bir kal‘a-i bâlâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 266b–267a ·
metinde göster ·
… garb tarafları cümle yalçın uçurum kayalar olmak ile aslâ bir tarafında handakı
yok bir
metîn kal‘adır. Bu kal‘anın kapusu önünde,
El-hâsıl bu kal‘a-i Arhoz üç kat bölme hisârdır. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi bedenleri üzre iki bin yüz aded adımdır. Ve şark ve garb tarafları cümle yalçın uçurum kayalar olmak ile aslâ bir tarafında handakı yok bir metîn kal‘adır. Bu kal‘anın kapusu önünde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 279a ·
metinde göster ·
… t ile mestûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Zarâfet ve letâfet ve ilm-i mi‘mârîde misli
yok bir
bî-bedel ve müferrih ve dilküşâ câmi‘-i zîbâdır.
Ammâ bir nâzük ve musanna‘ ve serâmed ve şeşhâne kârgîr minâre ve bir kâse-i nîlgûn misâ[l] müdevver kubbesi üzre la‘l-gûn kiremit ile mestûr bir câmi‘-i ma‘mûrdur. Zarâfet ve letâfet ve ilm-i mi‘mârîde misli yok bir bî-bedel ve müferrih ve dilküşâ câmi‘-i zîbâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 358b ·
metinde göster ·
… rg seng deyü şöhre-i şehr olmuş bir temâşâgâhdır kim Rûm u Arab u Acem'de misli
yok bir
nazargâh-ı Hudâ'dır kim evc-i âsımâna ser çekmiş niçe yüz aded bir kâ’ide ve te …
Ve teferrücgâh-ı Büzürg seng: Şehrin kıble tarafı hâricinde nehr-i Uşkumbi suyu aşırısında bir dırahtistân nahlistân gül-i 367a gülistân hıyâbânistân içre bir çemenzâr-ı vâsi‘ fezâda Büzürg seng nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir nazargâh-ı uşşâkdır, ammâ Arnavud kavmi lehçesiyle bu mesîregâha Bozeşek derler. Galat-ı meşhûr evlâ olup böyle kalmışdır, ammâ aslı Büzürg seng'den galatdır. Meselâ bu çemenzâr mesîregâhın tâ ortasında bir ulu kaya vardır. Anıniçün Büzürg seng deyü şöhre-i şehr olmuş bir temâşâgâhdır kim Rûm u Arab u Acem'de misli yok bir nazargâh-ı Hudâ'dır kim evc-i âsımâna ser çekmiş niçe yüz aded bir kâ’ide ve tertîb dikilmiş dıraht-ı müntehâlardan çınâr ve kavak ve meşe ve pelid ve servi ve bîd-i ser-nigûnlar ile müzeyyen olmuş cânib-i erba‘ası gül-i gülistân ve bâğ u bostân hadîka-i cinânlı bir mesîregâhdır kim gûnâ-gûn maksûreler ve nişîmen soffalar ve niçe fıskiyye ve havuz ve şâzrevân fevvâreler pertâb edüp cereyân etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 366b–367a ·
metinde göster ·
büyük kasaba-i ra‘nâdır. Cümle yüz mikdârı dükkânları var, her gûne esnâf bulun …
Ammâ bu şehir iki aded varoşdur. Biri cereyân eden nehrin kal‘a tarafında vîrân kal‘a dibine dek varmışdır. Cümle üç yüz aded bâğlı ve cinînli ve serâpâ kiremit örtülü vâsi‘ havlılı serâpâ kefereler sâkin olur, aslâ müselmân yok bir büyük kasaba-i ra‘nâdır. Cümle yüz mikdârı dükkânları var, her gûne esnâf bulunur. Ve ba‘zı berber ve na‘lbend ve derzî gibi müslim ehl-i hırefler vardır, ammâ bu varoşda sâkin olmayup kuyunun karşu tarafında olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 377b ·
metinde göster ·
… si ve cümle bir aded hammâmcığı ve cümle on yedi aded dükkânları var, gayri şey
yok bir
küçücük şîrîn rabta-i zîbâdır, ammâ halkı ankâlardır. (---)(---)(---)(---) ( …
Der-vasf-ı varoş-ı müslimât: Cümle yüz aded kiremitli ve cümle bâğ-ı hadîkalı tahtânî ve fevkânî kârgîr binâlı vâsi‘ havlılı sarây-misâl pâk ü pâkîze ve küşâde hânedânlardır. Karşu kefere varoşu gibi dıyk ve muzlim değlidir. Cümle bir mahalle ve cümle bir câmi‘ (ve) kârgîr minâreli ve serâpâ kiremit örtülü ma‘bedgâhdır. Cümle iki aded mahalle zâviyesi ve cümle bir sûhtevât hücreleri ve cümle bir aded mektebi ve cümle bir aded tekyesi ve cümle bir aded hammâmcığı ve cümle on yedi aded dükkânları var, gayri şey yok bir küçücük şîrîn rabta-i zîbâdır, ammâ halkı ankâlardır. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 377b ·
metinde göster ·
"Bire Habîb, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi
yok. Bir
pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz bu f …
"Bire Habîb, bire Budak ne uyursunuz. Hey melâmetler işte gerisi ve ilerisi yok. Bir pişmiş helvâ gitdi. Alatlan, bire şunlara erin" deyü feryâd etdi. Cümlemiz bu feryâdı istimâ‘ edüp hâzır-bâş olup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y6b ·
metinde göster ·
… cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i latîfdir. Anatolu'da Tire ve Ma‘nisa'da misli
yok bir
musannâ‘ ve rûşen kurşum örtülü câmi‘dir. Ve kapusu üzre manzûm târîh budur:
Ve câmi‘-i Gazanfer Ağa çârsû içinde cemâ‘at-i kesîreye mâlik câmi‘-i latîfdir. Anatolu'da Tire ve Ma‘nisa'da misli yok bir musannâ‘ ve rûşen kurşum örtülü câmi‘dir. Ve kapusu üzre manzûm târîh budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y20b ·
metinde göster ·
… mmâ Tahtalkal‘a kahvelerinden latîf Karaköy'deki kahvenin misli rub‘-ı meskûnda
yok bir
bî-bedel kahve bâğ-ı İremezât ve murgzâr-ı Furât misilli bir kahve-i zîbâdır ki …
Ammâ Tahtalkal‘a kahvelerinden latîf Karaköy'deki kahvenin misli rub‘-ı meskûnda yok bir bî-bedel kahve bâğ-ı İremezât ve murgzâr-ı Furât misilli bir kahve-i zîbâdır kim misli Haleb'de Arslan Dede kahvesi yâhûd Şâm'da Sinâniyye kahvesi veyâhûd Mısır'da Harâbâbâd kahvesi ola. Ammâ bunlardan musanna‘ kahvedir. Dâ’imâ benî âdem ile leb-ber-leb olduğından beher yevm birer kantâr kahve sürülüp yevmiyye beşer yüz âdem huddâmları var. Her köşesinde uşşâkan-ı müştakân birbirleri ile cân sohbeti ederler. Böyle bir cem‘iyyet-i kübrâ yeri kahvehânedir. Cânib-i erba‘asındaki gül [ü] gülistân ve bâğ-ı reyhânı içre niçe bin tuyûrun ve hezârân hezârların asvât-ı hazînleri ve mürgân-ı andelîbânın ve hânende ve sâzendegânın birbirlerine hasmâne fasılları zevkinden hissedâr olan benî âdem dembeste ve hayrân olur. El-hâsıl Ma‘nisa şehrinin âb-ı rûyından olup şöhret veren bu cây-i safâ kahve-i zîbâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y38a ·
metinde göster ·
… n bilâ-vâsıta birbirleri ile cân sohbeti ederler. Vech-i arzda bunun dahi misli
yok bir
işretgâhdır.
Mesîregâhların beyân eder: Evvelâ Mühürdâr Paşa'nın âb-ı hayât Kıryo Nerosu bâlâda mevsûfdur. Ve bir teferrücgâh dahi Durkud Paşa'nın Kırk pençeresi meşhûr-ı âfâk ve mine'l-acâ’ib gûnâ-gûn havz u fıskıyye ve selsebîlli kasr-ı âlîler ile ma‘mûr bir cây-i sürûr yerdir. Hattâ Ak Mehemmed Paşa anda bir kasr-ı cihân-nümâ inşâ etmişdir kim cümle yârân-ı ihvân anda mihmân hân olurlar. Ve her dıraht-ı âlîlerin sâyesinde âşıkân [u] ma‘şûkân [ve] müştakân bilâ-vâsıta birbirleri ile cân sohbeti ederler. Vech-i arzda bunun dahi misli yok bir işretgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y62b ·
metinde göster ·
… rli bir tîndir kim sûre-i Ve't-tîn bunun hakkında nâzil olmuş ola. Aslâ sıkleti
yok bir
serî‘u'l-hazm ve mukavvî ve mu‘tedilü't-tabî‘a ve kuvvet-i basara nâfi‘ bir tîn …
Ve kazâsı kurâlarında olan incîri cihânı dutmuşdur. Gök lop nâmıyla meşhûr olan incîri bir kudret-i Hudâ'dır kim her biri kırkar ellişer dirhem gelir katr-ı nebât-ı hamavî-misâl cüllâb-ı terdir. Ve cirminde aslâ alâmet yokdur, hemân bir cüllâb-ı mahzdır. Tenâvül edene aslâ sıklet vermez. Ve yâbisi dahi küfe sepetler içre ekâlîm-i seb‘aya hedâyâ götürürler. Üzeri şekerli bir tîndir kim sûre-i Ve't-tîn bunun hakkında nâzil olmuş ola. Aslâ sıkleti yok bir serî‘u'l-hazm ve mukavvî ve mu‘tedilü't-tabî‘a ve kuvvet-i basara nâfi‘ bir tîn-i Q 46aP 46a ılliyyîndir kim ter ü tâzesi bir sâ‘at ba‘îd yere gidemez, zîrâ bir tulum cüllâb-ı kand-i nebatdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y89b ·
metinde göster ·
… uşdur. Ol sebebden cümle halkının reng-i rûyları humret üzredir. El-hâsıl misli
yok bir
âb-ı hâzımdır.
Ve bunda bir âb-ı hayât su kayalardan Q 54b çıkup aşağı bâğ u bâğçelere cereyân eder. Eyle sovukdur kim mâh-ı Temmûz'da içinden âdem beş taş çıkaramaz. Bu kal‘a bu âb-ı zülâl hâtırıyçün binâ olunmuşdur. Ol sebebden cümle halkının reng-i rûyları humret üzredir. El-hâsıl misli yok bir âb-ı hâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y107b ·
metinde göster ·
… eri ol sandûka içre âsûdedir. Ve mübârek dizleri bükülmüşdür, ser-i sa‘âdetleri
yok bir
azîm ceseddir. Ve altında sâ‘at kumu döşelidir. Her sene baş huddâmı olan ruhbâ …
"Ben kendi gözümle gördüm. Bir mermer çâr-kûşe sandûka ki tûlu dörd adımdır. Ol sandûka üzre bir kat rusâs ile pûşîdedir. Mübârek cesed-i şerîfleri ol sandûka içre âsûdedir. Ve mübârek dizleri bükülmüşdür, ser-i sa‘âdetleri yok bir azîm ceseddir. Ve altında sâ‘at kumu döşelidir. Her sene baş huddâmı olan ruhbân sandûkanın kapağın açup ol cesed-i şerîfe gâyet koyu tuzlu su sürer. Ben ol papasın esîri idim. Hattâ tuz sürdüğü altun taştı ben dutardım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y205b ·
metinde göster ·
… deyü nutk etmişler. Hakkâ ki bir seng-i asferden bir kal‘a-i metîndir kim misli
yok bir
kal‘a-i üstüvârdır. Kaddi kırk arşın âlîdir. Ve her seng çâr-kûşe fîl cüssesi-m …
Sene 922 târîhinde Selîm Hân Mısır'ı feth edüp gelince bu kal‘a tokuz ayda itmâm bulup Selîm Hân gördükde safâsından "Benim Sarı Arslan'ım" deyü nutk etmişler. Hakkâ ki bir seng-i asferden bir kal‘a-i metîndir kim misli yok bir kal‘a-i üstüvârdır. Kaddi kırk arşın âlîdir. Ve her seng çâr-kûşe fîl cüssesi-misâl hacer-i asferlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y241a ·
metinde göster ·
… ir beyâz mermer-i hâmdan bir musanna‘ minberdir kim misli memâlik-i İslâmiyyede
yok bir
surâhî minber-i lâtifdir kim ta‘bîr ü tavsîfinde lisân kâsırdır.
Bâb-ı Selâm-ı Atîk: Mâ-tekaddem Harem-i şerîf tevsî‘ olunmazdan Harem-i şerîfin Bâb-ı Selâm'ı bu imiş. Ve etrâf-ı Harem zikri sebkat eden tuç direkler imiş. Ve hâlâ bu Bâb-ı Selâm bir eyvân kemeri-misâl bir tâk-ı âlîdir. Bir cânibi âb-ı Zemzem kasrıdır. Bir cânibi minber-i Resûl'dür kim Bâb-ı Selâm-ı atîkın sağ tarafında aslâ bir yere muttasıl değildir. Hemân büyük Harem-i şerîfin tâ ortasında bir beyâz mermer-i hâmdan bir musanna‘ minberdir kim misli memâlik-i İslâmiyyede yok bir surâhî minber-i lâtifdir kim ta‘bîr ü tavsîfinde lisân kâsırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y347b ·
metinde göster ·
Menzil-i Re’îs-i Tuğrâ: Lisân-ı Arab'da (---) demekdir. Suyu
yok bir
yâbis bî-ma‘nâ konak olmak ile sehel ârâm edüp vakt-i zuhurda nefîrler çalınup …
Menzil-i Re’îs-i Tuğrâ: Lisân-ı Arab'da (---) demekdir. Suyu yok bir yâbis bî-ma‘nâ konak olmak ile sehel ârâm edüp vakt-i zuhurda nefîrler çalınup yine cânib-i garba yalçın kayalı dere ve depeli yollar ile 8 sâ‘at gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y381a ·
metinde göster ·
da‘vâdır. Vallâhi selef ecdâdlarımıza Hazret-i Resûl hâtır-mânde olup Medîne'ye …
"Nihâyet yok bir da‘vâdır. Vallâhi selef ecdâdlarımıza Hazret-i Resûl hâtır-mânde olup Medîne'ye hicret buyurup anda merhûm oldu. Niçün vatan-ı aslîsin terk edüp Yesrib gibi yerde kaldığından ecdâdlarımız dahi Hazret'e hâtır-mânde olup ‘lâ-ilâhe illallâh’ derler, ‘Muhammedün Resûlullâh’ demezler" deyü cevâb etdiler. Bir garîb [ü] acîb da‘vâdır, eyle olur. Anlar hasîbü'n-nesîblerdir. Nâz [u] niyâzdan hâlî değillerdir, dahl etmemek gerek, zîrâ çelebilerimizdir. Hafızakellâhu ta‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y26b ·
metinde göster ·
… rûşen-binâdır. Cümle şehr-i Mısır pâymâl nümâyân pür-kemâldir. İçinde sütûnları
yok bir
latîf münakkaş tavanlı ve üç tabaka bir mevzûn minâre-i âlîsi var.
Bâbü'l-vezîr hâricinde başka bir püşte üzre cihân-nümâ bir câmi‘-i rûşen-binâdır. Cümle şehr-i Mısır pâymâl nümâyân pür-kemâldir. İçinde sütûnları yok bir latîf münakkaş tavanlı ve üç tabaka bir mevzûn minâre-i âlîsi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y101b ·
metinde göster ·
… ı Vezîr tarîkı üzre olan kal‘a dîvârı üzre pençereleri vardır. İçinde sütûnları
yok bir
küçük câmi‘dir ve haremi dahi yokdur. Müfîd [ü]Q 196b muhtasar bir minâresi …
Mâ-tekaddem Bâb-ı Vezîr bu câmi‘ dibinde imiş, hâlâ mesdûddur, yeri zâhirdir. Fevkânî bir câmi‘-i âlîdir. Bâb-ı Vezîr tarîkı üzre olan kal‘a dîvârı üzre pençereleri vardır. İçinde sütûnları yok bir küçük câmi‘dir ve haremi dahi yokdur. Müfîd [ü]Q 196b muhtasar bir minâresi vardır. P 194b Ve yukaru iç kal‘ada,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y101b ·
metinde göster ·