Su yolcular su künglerin kenevir iplerile lökünleri sararlar. Ammâ İslâmbol'da nâzlı esnâfdır. Kârhâneleri Ayasofya'da Sarıkcılar içinde kârhâne-i kadîmdir kim Ebü'l-feth binâsıdır. Pîrleri Cedallâh Ebû Türâb'dır, Remle'de şehîd olup anda medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 205a ·
metinde göster ·
… üğü dahi cild-i evvelde memdûhdur. Bu Kavak kasabasında bir gün meks edüp cümle
yolcular
ve cümle Ömerpaşalılar gelüp vakt-i çâştda lenger alup yelken yırtup cemî‘î umû …
Menzil-i kal‘a-i Kavak: Bu dahi cild-i evvelde mevsûfdur. Kavağın Sultâniye kal‘asın sene (---) târîhinde Fâtîh-i Bağdâd Murâd Hân binâ etdüğü dahi cild-i evvelde memdûhdur. Bu Kavak kasabasında bir gün meks edüp cümle yolcular ve cümle Ömerpaşalılar gelüp vakt-i çâştda lenger alup yelken yırtup cemî‘î umûrumuz Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp mütevekkilen ala'llah deyüp eyyâm-ı latîf ile Karadeniz Boğazı'nda taşra çıkınca du‘â ve senâ ile Fâtihatü'l-Kitâb tilâvet edüp Anadolu kıyıların [g]özliyerek üç mil gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 245a ·
metinde göster ·
Menzil-i Şâtırköyü; Önüne lenger-endaht olup cümle
yolcular
taşra çıkdılar. Leb-i deryâda kasaba-i zîbâ-misâl bir ma‘mûr köydür. Kastamonu …
Menzil-i Şâtırköyü; Önüne lenger-endaht olup cümle yolcular taşra çıkdılar. Leb-i deryâda kasaba-i zîbâ-misâl bir ma‘mûr köydür. Kastamonu hâkindedir. Dağları balkanlı, dıraht-ı müntehâlı kûh-ı demâvendler olmağıla kerastesi vefret üzre olup azîm gemiler yapılır. Halkı cümle marangozdur. Andan cânib-i şimâle yine leb-i derya ile altmış mil,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 246a ·
metinde göster ·
… ârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular.
Yolcular
hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tas …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle
yolcular
ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp …
mazmûnunca rüzigâr, rûzgâr[ı] şiddet üzre ele alup azametu'llâh bin elli (---) Safer'inin dördüncü günü bizi temevvüc-i deryâ döğmeğe başlayup üç gün üç gice ra‘d u berk, zifoz ve salıntı ve kırıntı ve şimşek ve yıldırım ve yağmur ile mahlût, kar ve dipi ve boran çekmeden mellâhların gemi üstünde durmağa iktidârları olmayup her biri geminin birer küncinde genc bulmuş gibi pinhân oldular. Yolcular hod evvelen-bi't-tarîk kimi istifrâ‘ etmede kimi istiğfâr edüp kurbânlar ve tasadduk-ı nezerâtlar etmede. Hakîr eyitdim "Ey İbâdullah, gelin sizinle ale'l-umum İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edelim. Ola kim Cenâb-ı İzzet âyet-i İhlâs hürmetine cümlemiz halâs ide" dedim. Hemân cümle hâzırûn, derûn-ı dilden 265a İhlâs-ı şerîfe müdâvemet edince bi-emrillahi Te‘âlâ ân-ı vâhidde zulumât-ı semâ ref‘ olup hevâ küşâde olur, ra‘d u berk dahi münkatı‘ oldu. Ammâ yine deryânın temevvüci ârâm etmeyüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri kum aslâ amân vermeyüp kâh evc-i âsumâna çıkup bulutlara geminin sütûnu dokunurdu; kâh ka‘r-ı deryâya inüp gûyâ Gayyâ deresi ve derk-i esfele inmiş olup cânib-i erba‘amızda Bahr-i siyâh, kûh-i bî-sütûn-misâl nümâyân olurdu. Âhir anbarın kapağın küşâde edüp anbardan metâ‘-ı sakîlleri cümle deryâya ilkâ eyledik, yine emân bulmadık. Anı gördük, geminin kıçından dümen iğneciği kırılup dümen deryâya düşünce cümle keştîbânlar ellerin dizlerine urup pes-i perdeden birbirleriyle helâlleşmeğe başladılar. Hemân bu mahalde cânı başı zinde, yarar ve bahâdır gemiciler ellerine baltalar alup ibtidâ gemi çarmıhları iplerini kesüp andan gemi direğine balta üşürüp ân-ı vâhidde direği kat‘, direk deryâya düşerken on bir âdemi ezüp helâk etdi. Ol merhûmların meyyitlerin deryâya atınca gemi içre bir gıriv [u] feryâd kopup herkes hayâtdan me’yûs olup cân bâzârına düşdüler. Bu mahalde bir sağanak dahi gelüp gemiyi baştan tarafa iki pâre edince anbâr içinde pinhân olan cümle yolcular ve üsârâlar anbârdan taşra çıkup fez‘ u ez‘a başlayınca niçe âdemler helâlleşüp ba‘zı keştîbânlar uryân olmağa başlayup herkes bir tahta ve kabak [ve] varul ve fıçı şekilli eşyâları ellerine almağa başladılar. Hakîrin dahi hâli ol hâlde dîr-gûn olup Yâsîn-i şerîfe müdâvemet edüp bu kadar memâlîk u mâl [u] erzak aslâ hâtıra hutûr etmeyüp derûn-ı dilden cümle umûrum Cenâb-ı İzzet'e tefvîz edüp âyet Arapça âyetin, âyet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 264b–265a ·
metinde göster ·
… â-be-câ Türk mahbûbu ve mahbûbecikleri vardır ammâ evleri gâyet dardır ve cümle
yolcular
anlardan bîzârdır. Zîrâ yoldan sehel dûrdur ammâ yaylakı ganîmet yerdir.
Ve câ-be-câ Türk mahbûbu ve mahbûbecikleri vardır ammâ evleri gâyet dardır ve cümle yolcular anlardan bîzârdır. Zîrâ yoldan sehel dûrdur ammâ yaylakı ganîmet yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 21b ·
metinde göster ·
bu mahalle geldiklerinde âteşler yakdıklarıyçün Otyarık derler. Nehr-i Turla ke …
Menzil-i Otyarık: Nâm mahal ki cemî‘i ulaklar ve yolcular bu mahalle geldiklerinde âteşler yakdıklarıyçün Otyarık derler. Nehr-i Turla kenârında olduğu ve bâlâda geçen konakların eşkâl-i zemînleri sâ‘at be-sâ‘at birkaç kerre Özü'ye ve Doğangeçidi kal‘asına ve Kırım vilâyetine niçe kerre gidüp gelirken bu menâziller kerrât ile tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu Otyarık nâm mahal nehr-i Turla kenârında bir bayır üzre Kazak kâfirlerinin tasvîrleri olduğu muhâlif yerdir. Mâ-tekaddem bu mahalde bir kal‘a var imiş. Karşu tarafı kal‘a-i Akkirmân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200b ·
metinde göster ·
… üç yüz kırk aded humhâne meyhâneler vardır kim her birine yüzer ikişer yüz atlı
yolcular
konup içüp göçerler ve mihmân olurlar, hem hândır ve hem humhânedir. Kârhâne sâ …
Ammâ cümleden bâzâr-ı meykede-i erbâb-ı harâb ya‘nî meyhâne ve bozahâne çârsûsu başka bir semte vâki‘ olup bir acîb ü garîb temâşâgâh ve bir mest-i müdâmgâh hergâh sehergâh bâzıdır kim cümle kefere ve fecere vü fesaka ve tâ’ife-i mezmûm harâbât erenleri bunda mevcûd olup cümle üç yüz kırk aded humhâne meyhâneler vardır kim her birine yüzer ikişer yüz atlı yolcular konup içüp göçerler ve mihmân olurlar, hem hândır ve hem humhânedir. Kârhâne sâhibi kefereler şarâb-ı bî-hicâb satup kâr eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 227b ·
metinde göster ·
… da bu nehir gâyet uçurum ve muhâlif kayalı yollardan cereyân eder. Hattâ cemî‘i
yolcular
bu kayalardan ubûr ederlerken hayli havf ü haşyet çekerler. Allâhümme âfinâ bir …
Bu şehir içre cereyân eden ayn-ı ilimboz yine ilimboz dağlarından gelüp bu şehrin tâ ortasından cereyân edüp andan aşağı gidüp bir günlük yolda (---) nâm mahalde Akdeniz'e mahlût olur bir âb-ı hayât sudur. Ammâ şehrin Serfice yolu tarafındaki mezkûrûn su değirmenleri tarafında bu nehir gâyet uçurum ve muhâlif kayalı yollardan cereyân eder. Hattâ cemî‘i yolcular bu kayalardan ubûr ederlerken hayli havf ü haşyet çekerler. Allâhümme âfinâ bir âdem düşse pâre pâre olur. Ol ecilden cemî‘i âyende vü revendegânlar bu kayalarda piyâde yürürler, ne‘ûzü billâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 235a ·
metinde göster ·
… miş bahâdır pür-silâh şehbâz ile altı atlarımız ve beş refîkımız ve ba‘zı âmâde
yolcular
ile firkateye süvâr olup Marmaris'den yelken yırtup muvâfık eyyâm ile Hudâ'ya s …
Bu temâşâlardan sonra kal‘a-i Marmaris'den Habîb Bölükbaşı'nın firkatesine Tokalac Ahmed Re’îs'i re’îs edüp yetmiş bahâdır pür-silâh şehbâz ile altı atlarımız ve beş refîkımız ve ba‘zı âmâde yolcular ile firkateye süvâr olup Marmaris'den yelken yırtup muvâfık eyyâm ile Hudâ'ya sığınup ol körfez içre on bir mîl iki câniblerinde sun‘-ı Hudâ'yı temâşâ ederek ubûr ederken hikmet-i Hudâ eyyâm aşağı koyup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y111b ·
metinde göster ·
… mmâ nûş olunan âb-ı zülâlleri bunlardır. Gâyet lezîz âb-ı nâbdır, ammâ zâlim su
yolcular
ba‘zı künklerin rahnedâr yerleri mesdûd olmağiçün at fışkısı döküp menfez yerle …
Andan cânib-i şarkîsi çöl [ü] çölistândır. Ammâ nûş olunan âb-ı zülâlleri bunlardır. Gâyet lezîz âb-ı nâbdır, ammâ zâlim su yolcular ba‘zı künklerin rahnedâr yerleri mesdûd olmağiçün at fışkısı döküp menfez yerleri sedd olup su bir hoş cereyân eder. Ol ecilden âbı mezmûmdur, P 105a yohsa aslında böyle bir âb-ı hayât su meğer Ma‘arra'da ola. Ol uyûnlar bunlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y248a ·
metinde göster ·
… p gelirler. Gâyet silâhlı ve toplu ve tüfeng harbeli gemilerdir. Ve içinde olan
yolcular
dahi cümle pür-silâh giderler. Zîrâ Nîl adaları boğazlarında kayıklarla gezer m …
Ma‘âş gemisi oldur kim bir cum‘a gün bir bâzâr ertesi gün cümle bâzergânlar metâ‘ların eğer Mısır Bulağ'ından eğer Dimyât u Reşîd'den gemilere tahmîl edüp alay ile Y 337a ale'l-umûm gidüp gelirler. Gâyet silâhlı ve toplu ve tüfeng harbeli gemilerdir. Ve içinde olan yolcular dahi cümle pür-silâh giderler. Zîrâ Nîl adaları boğazlarında kayıklarla gezer mansar harâmîler vardır, ale'l-gafle gemileri basup cümle halkın katl ederler kim şikâyetci olmaya, andan mâlların nehb [ü] gâret ederler. Gâyet ihtirâz lâzımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y336b–Y337a ·
metinde göster ·
… nârında ale'l-gafle bir ma‘âş gemisin basup azîm ceng ederler. Gemi içinde olan
yolcular
meğer pür-silâh âmâde bahâdırlar imiş, Urbânın on yedisin Y 340a katl ederler …
Andan yukaru yine Buhayre hâkinde dağlar dibinde kumsal sahrâlar içre Benî Selâme ve Benî Rücbân kabîleleri sâkindir. Bu kavm ol gece Nîl kenârında ale'l-gafle bir ma‘âş gemisin basup azîm ceng ederler. Gemi içinde olan yolcular meğer pür-silâh âmâde bahâdırlar imiş, Urbânın on yedisin Y 340a katl ederler. Hakîr ol mahalde üzerlerine vardık. Cümle Urbân avretleri deff ü kudüm ve sancaklar ile leşlerinin üzerlerine semâ‘ edüp raks edüp rebâb ve ûd çalup bükâ ederlerdi. Sıbyânları lakkâ oynarlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y339b–Y340a ·
metinde göster ·
… meğe at boynuna düşüp geldiler, gördüler kim hakîr ile bu kadar paşalı ve gayrı
yolcular
var, âhir anlar dahi sûret-i Hak'dan görünüp hizmet edüp gemiden taşra hayli me …
Biz cümlemiz bir kumluk ardında pinhân olup yine birer birer imdâd edüp ibâdullâhın esbâbların taşırdık. Ba‘dehu küffâr gemisinden kumbaralar atup der-kenâr olan gemiyi ihrâk etmeğe kasd etdiler, ammâ olmadı. Ba‘dehu çöl tarafından yedi sekiz yüz Urbân-ı uryân karaya düşen gemiyi nehb [ü] gâret etmeğe at boynuna düşüp geldiler, gördüler kim hakîr ile bu kadar paşalı ve gayrı yolcular var, âhir anlar dahi sûret-i Hak'dan görünüp hizmet edüp gemiden taşra hayli metâ‘ çıkarup kenâr-ı bahre dağlar gibi yığdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y343b ·
metinde göster ·