… ın Circe koyunları ve câmûs sığırları ve inekleri ve boğaları ve danaları çatal
yularlar
ile keşâ-keş ikişer ve dörder âdem çekerek ubûr ederler. Ammâ,
Ve bâlâda tahrîr olunan salhâneciler ve kanaracılar ve mandıracılar ve çif[t]likciler ve eğrekciler ve sayacılar ve ağılcılar ve tokatcılar ve sürücüler cümlesi çobanlar gibi libâslar geyüp kimisi koyun ve kimi keçi ve kimi sığır ve kimi beşer altışar boynuzlu at kadar Mısır'ın Circe koyunları ve câmûs sığırları ve inekleri ve boğaları ve danaları çatal yularlar ile keşâ-keş ikişer ve dörder âdem çekerek ubûr ederler. Ammâ,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b ·
metinde göster ·
Ve bu çobanların niçe bininin ellerinde çatal zencîr
yularlı
beşer altışar onar boynuzlu acîb ü garîb gûnâ-gûn kınalı kösem koçlar ve mahbûb …
Ve bu çobanların niçe bininin ellerinde çatal zencîr yularlı beşer altışar onar boynuzlu acîb ü garîb gûnâ-gûn kınalı kösem koçlar ve mahbûb ganemleri dîbâ ve şîb ü zerbâf çullara gark edüp bellerinde mücevher kuşaklar ve mücevher hançerler 169a ve boynuzlarında altun varaklar ve iki boynuz mâbeynin incü ve cevâhirli püsküller ile zeyn edüp her koyunun boynunda altun ve gümüş kabaralar ile altun ve gümüş silsileler ile bu kepşleri keşân-ber-keşân çoban dilberleri çekerek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 168b–169a ·
metinde göster ·
: Dükkân 40, neferât 100, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---), bunlar başka bi …
Esnâf-ı yularciyân: Dükkân 40, neferât 100, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---), bunlar başka bir fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde herkes bir kâr ile güzer eder. Bunlar tavla yularlarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194b ·
metinde göster ·
… fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde herkes bir kâr ile güzer eder. Bunlar tavla
yularlarıyla
ubûr ederler.
Esnâf-ı yularciyân: Dükkân 40, neferât 100, pîrleri (---)(---)(---)(---)(---), bunlar başka bir fırkadır, zîrâ sarrâclar zümresinde herkes bir kâr ile güzer eder. Bunlar tavla yularlarıyla ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 194b ·
metinde göster ·
… rdüm diyen yiğit, ikisi uryânen bellerine kılıçların çalup ve uryancık atlarına
yular
ile eğer urmadan bilâ-licâm süvâr olup ol ân bizden üçer âdem hâke düşürdüler. …
deyü bu gûne ma‘nîleri hüzn-i dil ile garîbâne savt-ı ciğer-sûz ile tegannî eyleyerek ağlayup yanında hâb-âlûd olan refîkına nidâ edüp eydür: "Ey Alî cân, kalk! Ne çok yatarsın, sabâh karîbdir. Cümle kurd, kuş ve koyun ve benî Âdem seherin kalkup rahmet kapuları açık iken du‘â edüp kimi dünyâ, kimi âhiret ister. Kalk hey gök bahtlı, biz seninle şehîdlik isteyelim. Bre kalk hey it" deyüp refîkı dahi hâbden bîdâr olup eydir: "Hayr ola Velî! 100a Şimdi bir düş görürdüm. Elimde bir yanmış mum var idi. Sen benim elimden mumu alup püf deyüp söndürüp elimden mumu alup başım ol mum ile urup başım yardın. Sandım ki başım kesdin" dedikde "Hayr ola, ben de bu gice huzûr edemeyüp kalkdım, atcağızım timâr etdim. Sen de atını eğerle, sabâh yakındır" dediler. Ammâ bunlardan gayri uyah kimesne yok idi. Yedi sekiz kişi bunların mükâlemesin cân kulağıyla cümle istimâ‘ edüp girü çarha küme'sine varup istimâ‘ etdiğimiz ma‘niyâtları ve hâmûş-bâş yatan gâfil ümmetlerin ahvâllerin bir bir takrîr edüp girüde olan askere haber gönderdik. Vakt-i seher kim oldu, ânî gördük, girüden bizim askerin ilerisi gerisine bakmayup "Kopar bre kopar, at boyna düşmüşler, yanımıza gelüp bize bakmadan. Bre Allah Allah" deyü bir ağızdan sadâ-yı Allah Allah'a rehâ buldurup hâb-ı râhatda yatan askerin içlerine at bırağup cümle çadırların başlarına yıkup kimi uryân ve kimi giryân u nâlân ederek onu onda ve bunu bunda, işte şu şunda deyü her biri birer çengelistâna perem perem olup göz açdırmayup içlerine kılıç urulmağa başlandı. İbtidâ ma‘nî okuyup atı timar eden garîb yiğit ve anın refîkı ki, hâbdan kalkup vâkı‘â gördüm diyen yiğit, ikisi uryânen bellerine kılıçların çalup ve uryancık atlarına yular ile eğer urmadan bilâ-licâm süvâr olup ol ân bizden üçer âdem hâke düşürdüler. Meğer şecî‘ yarar yiğitler imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 99b–100a ·
metinde göster ·
… ammâ âdemi azdır. Nehr-i Özü kenârında bâğçeli ve elma ve erikli ve amrudlu ve
yulaf
çavdarlı yigirmi aded kiliseli ve beş yüz aded dükkânlı köydür, ammâ kal‘ası yo …
Leh hâkinde Durujunka hatmanı hükmünde Kazak-ı Ak vilâyetinin tâ ortasında şehre mânend bir derbend kenddir kim Çehriliçse kal‘asından büyükdür, ammâ âdemi azdır. Nehr-i Özü kenârında bâğçeli ve elma ve erikli ve amrudlu ve yulaf çavdarlı yigirmi aded kiliseli ve beş yüz aded dükkânlı köydür, ammâ kal‘ası yokdur. Anıniçün Lomovat derler. Urus lisânı üzre Lomovat (---) derler.(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 47b ·
metinde göster ·
… an mümessek eşribeleri ve horilka rakılarının gûnâ-gûnu ve pivo ve arpa suyu ve
yulaf
ve çavdar suyu ve med suyu nâm elvân rakıları olur. Anıniçün cemî‘i kâfirleri h …
Andan bu Yaş şehri içre cümle bin altmış aded zîr-i zemînlerdir kim üzerleri cümle meyhâne ve zinâhânelerdir. şarâbları azdır, zîrâ şiddet-i şitâ yeri olmağile bağları yokdur, lâkin bal sularının envâ‘ından mümessek eşribeleri ve horilka rakılarının gûnâ-gûnu ve pivo ve arpa suyu ve yulaf ve çavdar suyu ve med suyu nâm elvân rakıları olur. Anıniçün cemî‘i kâfirleri hovarda ve tenbelân-ı Horasan gibi sermest-i evkâr-ı bî-kâr-ı bekâr gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107a ·
metinde göster ·
… 'da ola, ammâ bakla ve pirinci ve susamı ve kendir tohumu olmaz, ammâ çavdar ve
yulaf
ve haldine nâm bir hubûbdur anlar çok olup re‘âyâ ekmek ederler.
Der-zikr-i hubûbât-ı mahsûl-i elvân: Sirem ve Semendire ve Baçka ve Laşka ve Havâle kal‘ası topraklarında kırmızı ve sarı ve beyâz dânedâr buğday ve arpa ve böğrülce ve mercimek ve kırah ve darı olur kim bu gûne gılâllar meğer Anadolu'da Sivas ve Erzurûm'da ola, ammâ bakla ve pirinci ve susamı ve kendir tohumu olmaz, ammâ çavdar ve yulaf ve haldine nâm bir hubûbdur anlar çok olup re‘âyâ ekmek ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 115b ·
metinde göster ·
… yemek ile doymaz, lâkin darı ekmeği gibi ıscak yemekler sovuğı taş gibi olur ve
yulaf
ve çavdar ve (---)(---)(---)(---)(---)(---) çok olur.
Der-medh-i hubûbât-ı mahsûlât: Dağı ve taşı çok olmak ile dânedâr buğdayı Istarı Ulah'dan ve Hersek'den gelir, ammâ Sarây hâkinde darı ve kırah ve şa‘ir ve bakla ve mercimek ve nohud ve heldine nâm bir şey biter. Andan bir gûne bal gibi lezîz ekmek olur kim âdem yemek ile doymaz, lâkin darı ekmeği gibi ıscak yemekler sovuğı taş gibi olur ve yulaf ve çavdar ve (---)(---)(---)(---)(---)(---) çok olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 131a ·
metinde göster ·
ve darusu ve heldinesi gâyet çok olur. Anıniçün ganîmet şehirdir kim bir vukıyy …
Mahsûlât-ı hubûbâtından dânedâr buğdayı ve yulafı ve darusu ve heldinesi gâyet çok olur. Anıniçün ganîmet şehirdir kim bir vukıyye beyâz nân pâre bir bakır peneze alınır. Koyun eti beş peneze, sığır eti üç peneze ve bir bukliçse yoğurd bir peneze ve yağ ve balın ganîmetin Hudâ bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 153b ·
metinde göster ·
… r-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at
yuları
işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca …
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp ellerin fitrâk, ya‘nî terki bağlarıyla bağlayup kocaların yularlar ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe sehereleri ve bu kadar mağlûb-ı zenân meshûr ve ebleh âdemleri var. Cenâb-ı Kibriyâ ibâdların mekr-i zenândan hıfz ede. Bu tafsîlden murâdımız zemm ü nemm ü kadh değildir, ancak tenbîhü'l-gâfilîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
… mleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk
yularları
çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocaları …
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp ellerin fitrâk, ya‘nî terki bağlarıyla bağlayup kocaların yularlar ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe sehereleri ve bu kadar mağlûb-ı zenân meshûr ve ebleh âdemleri var. Cenâb-ı Kibriyâ ibâdların mekr-i zenândan hıfz ede. Bu tafsîlden murâdımız zemm ü nemm ü kadh değildir, ancak tenbîhü'l-gâfilîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
… hûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr
yularları
bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp e …
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp ellerin fitrâk, ya‘nî terki bağlarıyla bağlayup kocaların yularlar ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe sehereleri ve bu kadar mağlûb-ı zenân meshûr ve ebleh âdemleri var. Cenâb-ı Kibriyâ ibâdların mekr-i zenândan hıfz ede. Bu tafsîlden murâdımız zemm ü nemm ü kadh değildir, ancak tenbîhü'l-gâfilîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp ellerin fitrâk, ya‘nî terki bağlarıyla bağlayup kocaların yularlar ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe sehereleri ve bu kadar mağlûb-ı zenân meshûr ve ebleh âdemleri var. Cenâb-ı Kibriyâ ibâdların mekr-i zenândan hıfz ede. Bu tafsîlden murâdımız zemm ü nemm ü kadh değildir, ancak tenbîhü'l-gâfilîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe …
Kâr-ı vilâyet-i ahâlîsi: Cümle halkının kâr [u] kisbleri ehl-i zevk olup ipden at yuları işleyüp kifâflanırlar. Tâ bu mertebe kâr sâhibi âdemleri var kim efsâr-ı Vireca meşhûr-ı âfâkdır. Bu şehrin efsâr-ı fisâr-ı fitrâk yularları çok olmağile bu fisâr yularları bu şehrin fertûte-i mekkâre zenâneleri kocalarının başlarına yularlar geçirüp ellerin fitrâk, ya‘nî terki bağlarıyla bağlayup kocaların yularlar ile keşân-ber-keşân çeküp murâd [u] merâmı olan yere götürürler. Tâ bu mertebe sehereleri ve bu kadar mağlûb-ı zenân meshûr ve ebleh âdemleri var. Cenâb-ı Kibriyâ ibâdların mekr-i zenândan hıfz ede. Bu tafsîlden murâdımız zemm ü nemm ü kadh değildir, ancak tenbîhü'l-gâfilîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 57a ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ efendimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa cisir yapmağa Tuna'nın karşu tarafına gemilerle geçüp bu hakîr Üstürgon temâşâsiyçün beri tarafda kalup ta‘yînâtımız olmadığından on bir re’s atlarımız ve hüddâmlarımız aç kalup zahîre ve alef peydâ etmek içün beş aded gulâmımla ve on aded yâr-ı gâr-ı refîklerimle sahrâ-yı Üstürgon'un cânib-i garbîsine beş sâ‘at gidüp bir latîf yulaflı ve arpalı tarla bulup cümle atlarımız bağlayu[p] yulafa salup bizler arpa demetleri düğmeğe başlayup fi'l-hâl birer cak yükü arpa peydâ edüp, "Bire meded, asker bu mahalle gelmeden dahi arpa düğelim" derken anı gördük: Üç yüz aded cürd atlı pür-silâh gözleri kızmış şehbâz gâzî yiğitler bize doğru gelüp selâm {vermeden},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ efendimiz Kadızâde İbrâhîm Paşa cisir yapmağa Tuna'nın karşu tarafına gemilerle geçüp bu hakîr Üstürgon temâşâsiyçün beri tarafda kalup ta‘yînâtımız olmadığından on bir re’s atlarımız ve hüddâmlarımız aç kalup zahîre ve alef peydâ etmek içün beş aded gulâmımla ve on aded yâr-ı gâr-ı refîklerimle sahrâ-yı Üstürgon'un cânib-i garbîsine beş sâ‘at gidüp bir latîf yulaflı ve arpalı tarla bulup cümle atlarımız bağlayu[p] yulafa salup bizler arpa demetleri düğmeğe başlayup fi'l-hâl birer cak yükü arpa peydâ edüp, "Bire meded, asker bu mahalle gelmeden dahi arpa düğelim" derken anı gördük: Üç yüz aded cürd atlı pür-silâh gözleri kızmış şehbâz gâzî yiğitler bize doğru gelüp selâm {vermeden},
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 98b ·
metinde göster ·
tarlalarına saldılar. Bu hakîr dahi hüddâmlarımla atlarım pây-bend ve kösdek il …
Niçe gâzîler atlarını pâ(r)-bende bağlayup yulaf tarlalarına saldılar. Bu hakîr dahi hüddâmlarımla atlarım pây-bend ve kösdek ile bir alef-zâr yerde bağlayup hüddâmlarıma "Gâfil mebâş" deyü tenbîhler edüp Paşanın huzûruna geldim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b ·
metinde göster ·
ve buğday ve arpa bulup fi'l-hâl cak torbalara doldurup ve kırk demet buğdaylar …
deyüp} vâfir yulaf ve buğday ve arpa bulup fi'l-hâl cak torbalara doldurup ve kırk demet buğdayları dahi seyishâneler üzre tahmîl edüp ve birkaç kaz ve tavuklar cem‘ edüp yola revâne olmak üzre iken,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123b ·
metinde göster ·
… eri yükledüp gitmek sadedinde iken iki gulâmlarım bir çalı dibinde iki cak yükü
yulaf
bulup getirdiler, ammâ her birin birer âdem kaldıramaz. İlâhî bin bin sana hamd …
Ba‘de't-ta‘âm gulâmlar iki karabina kâfir tüfengleri ve üç dâne çarhlı kol tüfengleri ve bir kılıç ve bir külüng buldular. Andan seyishâneleri yükledüp gitmek sadedinde iken iki gulâmlarım bir çalı dibinde iki cak yükü yulaf bulup getirdiler, ammâ her birin birer âdem kaldıramaz. İlâhî bin bin sana hamd ü senâ, bizlere şu dağ-ı bî-amânda pişmiş koyun kebâbı verdin. Atlarımıza yulaf verdin. Hakkâ ki Rabbü'l-âlemîn ve Râzık-ı bî-ta‘b Hudâ-yı Kerîm'sin kim âyet-i şerîfinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… hamd ü senâ, bizlere şu dağ-ı bî-amânda pişmiş koyun kebâbı verdin. Atlarımıza
yulaf
verdin. Hakkâ ki Rabbü'l-âlemîn ve Râzık-ı bî-ta‘b Hudâ-yı Kerîm'sin kim âyet-i …
Ba‘de't-ta‘âm gulâmlar iki karabina kâfir tüfengleri ve üç dâne çarhlı kol tüfengleri ve bir kılıç ve bir külüng buldular. Andan seyishâneleri yükledüp gitmek sadedinde iken iki gulâmlarım bir çalı dibinde iki cak yükü yulaf bulup getirdiler, ammâ her birin birer âdem kaldıramaz. İlâhî bin bin sana hamd ü senâ, bizlere şu dağ-ı bî-amânda pişmiş koyun kebâbı verdin. Atlarımıza yulaf verdin. Hakkâ ki Rabbü'l-âlemîn ve Râzık-ı bî-ta‘b Hudâ-yı Kerîm'sin kim âyet-i şerîfinde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
cakların atlarımıza tahmîl etsek atlar götürmeğe iktidârları yok. Hemân yedi ad …
Ammâ bu yulaf cakların atlarımıza tahmîl etsek atlar götürmeğe iktidârları yok. Hemân yedi aded atlarımıza yedi kadar sallama yemleri asup atlar yemleri yeyince âteş kenârında emîrâne zevk u safâ edüp atlar ıyd-ı ekber etdiler ve atlar yemleri kesince hakîr piyâdece şâhrâh üzre varup
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25a ·
metinde göster ·
… ı tezyîn edüp her atın başlarında gûnâ-gûn musanna‘ saçak peçeli çatal zencîrli
yularların
her birin beyâz külâhlı yedekçi halîfeler her atı ikişer âdem zabt edüp ba‘zı a …
Andan tuğların ardı sıra paşanın emîr-i âhûr ağası cemî‘i sarrâcları ile ellerinde kargı kantar sırıkları ile ubûr edüp andan sonra pâdişâhımızın çâsâra hedâyâ gönderdiği on iki re’s küheylân ve sâfinâtu'l-ciyâd misilli atlar kim her biri ıstabl-i Âl-i Osmân'da birer at-ı mu‘teberâtdır. Pâk u pâkîze gümüşî çullar üzre dîbâ sağrı-pûş ile atları tezyîn edüp her atın başlarında gûnâ-gûn musanna‘ saçak peçeli çatal zencîrli yularların her birin beyâz külâhlı yedekçi halîfeler her atı ikişer âdem zabt edüp ba‘zı atların ayaklarında zencîr bâr bendleri kığış kığış öterek her bir at ejder-i heft-ser gibi pertâb u raks edüp süheyl urarak ve yanları sıra üstâd Arab seyisleri piyâde ubûr edüp her atların başlarında ablak sorguc-ı şâhî teller ve çelengler ile her atın yanları sıra ikişer aded yine beyâz külâhlı hâs âhûr halîfeleri ve beyâz külâhlı piyâde tevâbi‘leri atların yanı sıra ubûr edüp ba‘dehu başhalîfe krala verilecek iki re’s mücevher ve murassa‘ ve zer-ender-zere müstağrak olmuş cevâhir eğerli ve cevâhir rahtlı ve cümle incü ve la‘l ve yâkût ile tezyîn olmuş dikdik ve uyanlı iki re’s küheylân atlar ubûr ederken bunların dahi yanlarında yine pâk ü mülebbes âhûr halîfeleri beyâz yedekçi külâhlarıyla ubûr etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 54b ·
metinde göster ·
… ğü bildiği müselmân kıyâfetinde âdem yok, hemân bir kerre iki ayağı üzre kalkup
yularını
dutan iki aded kâfirin başlarındaki şapkaları üzre nice ön elleriyle urdu ise o …
Temâşâ-yı garîbe-i küheylân: Çünki iki re’s atları bizim âhûr halîfeleri siyâh şapkalı kâfirlere teslîm edüp gitdiklerinde hemân eğersiz olan dîbâ çullu Tureyfî nâm küheylân-ı benâm gördü kim siyâh şapkalı kâfiristân içinde kalup gördüğü bildiği müselmân kıyâfetinde âdem yok, hemân bir kerre iki ayağı üzre kalkup yularını dutan iki aded kâfirin başlarındaki şapkaları üzre nice ön elleriyle urdu ise ol ân iki nefer kâfirin beynileri taşra çıkup cân ber-cehennem mürd oldular. Hemân çâsâr önünde arz-ı cür’et edem deyü birkaç kâfir at üzre hücûm edüp yularından {ata} yapışam zann etdiler. Anlardan dahi dörd kâfir depelenüp dümmin bünâgûşuna havâle eyleyüp bu Sarây Meydânı izdihâmında olan kâfir içine bu küheylân at-ı fakîr 66b girüp cümle küffârları birbirlerine katup cümle küffâr birbirlerin çiğneyüp at kâmil nîm sâ‘at kâfirler üzre berk-i hâtif gibi seğirdüp gezdikçe bu Sarây meydânında Âl-i Osmân'dan gelme bir at bi-emrillâhi te‘âlâ ol kadar kâfiri helc ü melc edüp kırup geçirüp ol kadar kâfir mecrûh olmuşdur kim hâlâ kâfiristânda dâstândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 66a–66b ·
metinde göster ·