… ın ve Lenduhâ karlığın cemapur askeri üşüp karları hammâm kubbesi gibi top edüp
yuvarlıyarak
karlıklar içine itiverirler. Cümle leb-ber-leb berf-i rahmet oldukdan sonra yin …
Ve bu karcıbaşı hükmünde İslâmbol etrâfında karlığ-ı hazâyin-i rahmet tokuzdur. Ammâ neferâtları yokdur, hîn-i şitâda rahmet-i berf yağdıkda bizzât sadrıa‘zam ve yeniçeri ağası ve bostâncıbaşı ve kapudan paşa, bunlar cümle iki kerre yüz bin eli kürekli ve kızaklı asker olup Okmeydânı'nda Atıcılar tekyesi dibinde Hünkâr karlığın ve Hasan karlığın ve Şücâ‘ karlığın ve Lenduhâ karlığın cemapur askeri üşüp karları hammâm kubbesi gibi top edüp yuvarlıyarak karlıklar içine itiverirler. Cümle leb-ber-leb berf-i rahmet oldukdan sonra yine Okmeydânı'nda Dîvdâr deresin ve Kepez deresin ve Ganîzâde deresin ve Eyne Ayazma 173a deresin ve Tozkoparan deresin ve Çoban deresin ve Kanlı deresin cümle bu dereleri rahmet karıyla asker-i deryâ-misâl doldurup depme ile cümle püşt-i pâ urup yerleşdirirler kim gûyâ yekpâre yahkend olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 172b–173a ·
metinde göster ·
… üp bir bûryâ üzre komuşlardır. Bunlar Urumlara müte‘allik simitci ve harâccı ve
yuvacı
ve gümüş arayıcı taklîdlerinde ve Urum murabba‘âtları okumada mâhirlerdir.
Altıncı, Zümürrüd kolu: 300 nebtîz, Yedikulle ve Nârlıkapu ve Sulu Manastır veled-i zinâ Urumları ve Ermenîleri ve şehir gulâmları cem‘ olup bir kol olmuşlardır. Ammâ rakkâslarından Sakız mahbûbu, kırma saçlı çeşm-i gazâli mükehhal Dimitraki ve Lefteraki ve Yanaki ve Mihaylaki nâm Urum muğpîçeleridir kim şehr-i İslâmbol içre velvele-âra olup niçe âdemin mâl [u] menâlin yiyüp bir bûryâ üzre komuşlardır. Bunlar Urumlara müte‘allik simitci ve harâccı ve yuvacı ve gümüş arayıcı taklîdlerinde ve Urum murabba‘âtları okumada mâhirlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a ·
metinde göster ·
… elb-i sarîh gibi talamağa başlayup bir dahi gayrı âdemlerin ayağına yüzün sürüp
yuvarlanup
lisân-ı hâl ile tazallum edüp yine Arabları hır hır talar ve üzerlerine hamle e …
{Hikâye-i münâsib}: Bu Efelioğlu Mekke'den Bursa'ya gelirken beyne'l-Haremeyn aşkıyâ-yı Urbân Efelioğlu Yorukça Halîl Hacivad'ı şehîd edüp Bedr-i Huneyn'de defn edüp Efelioğlu kelbi bu kâtil Urbânların yanında kalup bu Urbânlar Şâm'a gelüp çârsû-yı bâzârda gezerken hemân kelb bir kerre bu Urbânları kelb-i sarîh gibi talamağa başlayup bir dahi gayrı âdemlerin ayağına yüzün sürüp yuvarlanup lisân-ı hâl ile tazallum edüp yine Arabları hır hır talar ve üzerlerine hamle edüp salar, cümle halk görseler kim Efelioğlu zağarıdır,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 211a ·
metinde göster ·
… müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle
yuvarlanırdı
kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd …
Nâsır Habîb-i Mağribî: Murâd Hân, Tershâne bâğçesinde Okmeydânı'na teferrüce çıkup bu Nâsır Habîb bir yağ değirmeni taşın getirdüp beş yüz karavana pâyzen gücile hünkâr huzûruna kodular, hemân Nâsır Habîb taşın yanına varup altı elif, üç mîm ve üç sîn ve bir kuş çelengi resmi edüp Nâsır Habîb Okmeydânı'nın bir tarafına gidince hemân ardı sıra fakîr taş hareket edüp araba tekerleği gibi tekerlenerek, Nâsır ne cânibe müteveccih olursa fakîr taş zağar gibi gezerdi. Nâsır seğird[ir]se ol dahi eyle yuvarlanırdı kim, göz ermezdi. Hattâ Cüvân Dilsiz taşın önün alam sandı, altında kalup hurd olayazdı. Ol taş niçe zamân Okmeydânı'nda kaldı ve Nâsır Habîb bir kîse ihsân aldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 216b ·
metinde göster ·
… bir teng ü târ u sengsâr cân bâzârı yerdir kim bir âdem kayalar üzre çıkup taş
yuvarlasa
bin âdemi helâk eder. Bir tüfenkli hod kuş uçurtmaz. Böyle bir mel‘ûn boğazdır …
Direklibel: Ne‘ûzü billah bir teng ü târ u sengsâr cân bâzârı yerdir kim bir âdem kayalar üzre çıkup taş yuvarlasa bin âdemi helâk eder. Bir tüfenkli hod kuş uçurtmaz. Böyle bir mel‘ûn boğazdır kim Rûm u Arab u Acem'de Direklibel deyü meşhûr-ı âfâkdır. Direklibel demeğe bâ’is oldur kim ya‘nî kayaların altları kûh-ı bî-sütûn gibi boşdur. Münhedim olup tarîk-ı âmmı sedd etmesin deyü niçe sâhib-i hayrâtlar mezkûr kayaların altlarına azîm çam ve ardıç direkleri dayamış, anınçün Direklibel demek ile şöhret bulmuşdur. Hemân bu mahalde paşa efendimiz atından nüzûl edüp Bismillah ile bizzât kendüleri birkaç taşları râh-ı müslimînden alup aşağı dereye endaht edince azamet-i Hudâ dörd bin mikdârı pîr [u] civân atlarından nüzûl edüp ma‘ber-i nâs üzre olan taşları aşağı dereye atup bir tarafdan çeng[-]i harbîler çalınup Allah Allah ile bir sâ‘atde yolu eyle tathîr eylediler kim râh-ı tahterevân ve tarîk-ı kal‘a-i Revân ve Hemedân oldu. Anı dahi bu keyfiyetle geçüp Osmâncık'dan berü 9 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 280a ·
metinde göster ·
… aycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos
yuvası
misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘ …
Menzil-i kal‘a-i Karış, ibtidâ-i vilâyet-i diyâr-ı Acem: Sene (---) târihinde Şâhrûh b. Timur Hân binâsıdır. Ba‘dehû Azerbaycân Sultânı Uzun Hasan hükmüne girdi. Hâlâ Revân hâkinde Azerbaycân şehirlerindendir. Kal‘ası bir püşte üzre evce ser çekmiş şahin ve zağanos yuvası misâl kal‘a-i Azerbaycân-ı pür-cândır ve şekl-i murabba‘ sengîn bünyâd bir kal‘a-i Ferâh-âbâd-misâl kal‘a-i üstüvârdır. Cümle taş binâ bir metîn ve müstahkem binâ-yı ra‘nâ kal‘a-i zîbâdır. İçinde bin dizçöken tülüngi dizçökenleri vardır. Ser-neferleri bizimle olan elçilere hedâyâlar getirdikde bize rağmen kal‘adan yetmiş seksen pâre toplar atup şâdmânlar etdi, ammâ hûrde topları var. Sadâ-yı top-ı kûpden cânib-i erba‘asındaki dere ve depeler ra‘d-vâr gür gür gürleyüp velvele verdi. Kal‘anın zîrinde haymelerimizle meks edüp âheste reviş aşağı rıbâtı seyr [ü] temâşâ etdik, ammâ ol kadar ma’mûr değildir. Mâ-tekaddem şehr-i azîm ve kal‘a-i kadîm imiş. Ammâ sene (---) târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘, Revân seferi üzre müteveccih oldukda Erzurûm, Ahıçka ve Kars ve Van kulları bir yire cem‘ olup bu Karış şehrin nehb [ü] gâret edüp karış karış edüp hânelerin harâb u yebâb ve halkın esîr [u] kebâb idelden berü ilâ yevminâ hâzâ aşağı şehri dahi ol kadar imâr değildir. Ancak yedi minâreli câmi‘leri ve üç hammâmı ve esvâk-ı muhtasarı vardır. Lâkin bâğı ve bâğçesi çokdur. Şehri nehr-i Karış kenarına vâki‘ olmuş, âb [u] hevâsı sehîl ve latîf, pirinç hâsıl olur mahsûldâr sahrâsı vardır. Bu nehrin tulû‘ı kûh-ı Sükûn'dan sökün edüp nehr-i Araz'a munsab olur. Kal‘a ağası elçi ile hakîri ziyâfete da‘vet edüp atlarımızla güç ile kal‘aya nîm sâ‘atde urûc edüp aşağıda cümle zemîn nakş-ı bukalemûn-nümâyân idi. Hemân şâhın dizçöken ağası serinde zûrzuvileli tâcı üzre alaca serbend üzre gûnâ-gûn otâğalar zeyn edüp ve ablak çığçığa telleri başına bend kılup yanımıza geldikde temennâ edüp "Hey kurbân, tû hayr-mukdem, yüz basa, göz basa gelüp safâ geldiniz" deyü hâne-i cihân-nümâsına da‘vet edüp yahşi 293b mihmândârlık edüp meydân-ı muhabbete sofra yerine kalemkârî çit destehân gelüp on bir gûne pilâvdan avşıla pilav, göğü pilav, muza‘fer pilâv, od pilâv, şille pilâv, hoş pilâv, çalav pilâv, mu‘ammer pilâv, sarmısak pilâv, köse pilâv, düvezde pilâv ve düvezde püryân ve sebzevât ve nemekdân ve mastaba çorbası ve latîf herîseleri tenâvül olunup cân sohbetleri etdik. Ba‘de'z-ziyâfe elçilere ve hakîre ve Alacaatlı Hasan Ağa'ya latîf vaşak postları hedâyâ verüp andan aşağı haymelerimize geldikde ardımız sıra elli koyun ve bin kadar beyâz ekmek ve yedi sekiz katır yükü meyve-i gûnâ-gûn ve avşıla şerbetleri kal‘a hâkimi sultândan gelüp ol gîce ıyd-ı ekber edüp iki gün meks edüp nehr-i Karış kenarında iki cânibde kasr-ı âlîleri temâşâ ederek hıyâbân [u] gülistân-ı İrem Kelenter bâğına varup anda dahi bir ziyâfet-i âli-i kal‘a-i sultânî edüp elçiye ve hakîre hedâyâ pârçeler verdi. Bâğdan gelirken Sultân Evhadullah Câmi‘in taşradan temâşâ etdik. Ammâ hakkâ kim bir minâre-i mevzûnlu câmi‘-i bî-bedeldir. Ve âna karîb Tâceddîn-i Münşî hammâmı ve yedi mihmân-sarâyı var. Âb u hevâsının letâfetinden mahbûb ve mahbûbesinin kudretden mükehhal karalı ve gazâlî gözleri var kim her biri uşşâka bir nigâh etdükde bin nikâh ihsân etmiş kadar câna safâ verir. Ertesi ale's-sabâh bu Karış şehrinden üç yüz baş kızılbaş-ı evbâş [u] kallâş-i Mâzenderânî esb-süvâr ile cânib-i şarka 12 sâ‘at kûh-ı bî-pâyânlar aşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 293a–293b ·
metinde göster ·
şehre ne kadar yakın götürürlerse ol mertebe yağmûr yağar. Şehir kenarında ol t …
Hikmet-i garâ’ib [u] acîbe-i diğer: Kaçan bu sengi ahâlî-i vilâyet yerinden yuvarlayup şehre ne kadar yakın götürürlerse ol mertebe yağmûr yağar. Şehir kenarında ol taş kalsa bârân-ı rahmet aslâ munkatı‘ olmayup ünâs-ı Erdebîl asla bârândan göz açmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 306a ·
metinde göster ·
, bir lüğatde serîr seyrân idicidir. Ya‘nî "Gezici yuva" şehri demek ola. Anın i …
Evsâf-ı kal‘a-i şehr-i Serîrü'l-lân: Kadîm-i evvelde kal‘ası Hürmüz-i Tâcdâr ibn Enûşirvân binâsıdır. Bu şehr üzre niçe mülûk mâlik olmağiçün ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl ide ide Dağıstân şâhı elinden Acem Şâhı Kör Hudâbende istîlâ etdikde bir dahi Dağıstân ve Gürcîstân ve Âl-i Osmân tama‘ edüp istîlâ etdükde mütehassın olmasınlar deyü kal‘asın münhedim edüp hâlâ şehri dest-i Acem'de Eriş kal‘ası hâkimi hükmünde kûh-ı Elburz dâmeninde zamân-ı kadîmde Dağıstân pâdişâhının taht-ı kadîmi bu şehr-i azîm idi. Tevârîh-i Dağıstân'da bu şehri ibtidâ Hazret-i Süleymân kûh-ı Elburz'u Belkıs Hâtûn ile ve yer götürmez ins [u] cîn ve cemî‘î emrine râm olan mahlûkât ile kûh-ı Elburz'u seyr [u] temâşâya geldikde ber-hevâ tayarân eden serîrin bu şehrde koyup andan kûh-ı Elburz'ı temâşâ edüp bu şehri imâr edüp serîri bunda kalmağile şehr-i Serîrü'l-lân deyü tesmiye olunmışdır. Ya‘nî serîr-i taht-ı Süleymân'dır. Lân, luğat-i Fârisî'de yuva'dır, bir lüğatde serîr seyrân idicidir. Ya‘nî "Gezici yuva" şehri demek ola. Anın içün şehr-i Serîrü'l-lân derler. Hâlâ bir püşte-i hevâdâr üzre hıyâbân-ı Acem bir mesîregâh yerdir, serîr-i Süleymân'ın yeridir, derler, sahîhdir. Bâbü'l-ebvâb ve Şemahı ve Niyâzâbâd şehirlerinin mâbeynine vâkı‘ olmuş şehr-i kadîmdir. Lâkin üç serhad mâbeyninde kalmak ile ol kadar imâristân değildir. Ve hevâsı burûdet üzre olmağıla bâğı ve bâğçesi azdır. Cümle üç bin hâk-ı pâk ile mestûr hânelerdir. Câmi‘leri vardır, lâkin dest-i Acem'de olmağıla cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Yedi hammâm ve on bir kârbânsarâyı ve yetmiş aded çârsû-yı bâzâr dükkânları vardır. Bir şeb müsâfir olmağıla ol kadar temâşâ edemedik. Ammâ yine hânlıkdır ve kadılıkdır. Kelenteri ve münşî ve darûgası ve bin mikdârı nökeri ve dizçökeri ve şâhçöreği yiyüp bende-i şâhdırlar, lâkin Sünnî âdemleri çokdur. Cümlenin kâr [u] kesbleri pembe bezi cüllâhlarıdır. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Serîrü'l-lân mahbûbu gâyet memdûhdur. Cümle pembe mezâri‘lerini ve müşebbek bostânlarını rey edecek âb-ı hayâtları cânib-i garbîsinde kûh-ı Elburz'dan tulû‘ edüp cereyân ederek nehr-i Kür'e rîzân olur. Âb-ı hayâtdan nişân verüp niçe yüz âsiyâbları vardır. 318b Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318a–318b ·
metinde göster ·
… n, luğat-i Fârisî'de yuva'dır, bir lüğatde serîr seyrân idicidir. Ya‘nî "Gezici
yuva
" şehri demek ola. Anın içün şehr-i Serîrü'l-lân derler. Hâlâ bir püşte-i hevâdâ …
Evsâf-ı kal‘a-i şehr-i Serîrü'l-lân: Kadîm-i evvelde kal‘ası Hürmüz-i Tâcdâr ibn Enûşirvân binâsıdır. Bu şehr üzre niçe mülûk mâlik olmağiçün ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl ide ide Dağıstân şâhı elinden Acem Şâhı Kör Hudâbende istîlâ etdikde bir dahi Dağıstân ve Gürcîstân ve Âl-i Osmân tama‘ edüp istîlâ etdükde mütehassın olmasınlar deyü kal‘asın münhedim edüp hâlâ şehri dest-i Acem'de Eriş kal‘ası hâkimi hükmünde kûh-ı Elburz dâmeninde zamân-ı kadîmde Dağıstân pâdişâhının taht-ı kadîmi bu şehr-i azîm idi. Tevârîh-i Dağıstân'da bu şehri ibtidâ Hazret-i Süleymân kûh-ı Elburz'u Belkıs Hâtûn ile ve yer götürmez ins [u] cîn ve cemî‘î emrine râm olan mahlûkât ile kûh-ı Elburz'u seyr [u] temâşâya geldikde ber-hevâ tayarân eden serîrin bu şehrde koyup andan kûh-ı Elburz'ı temâşâ edüp bu şehri imâr edüp serîri bunda kalmağile şehr-i Serîrü'l-lân deyü tesmiye olunmışdır. Ya‘nî serîr-i taht-ı Süleymân'dır. Lân, luğat-i Fârisî'de yuva'dır, bir lüğatde serîr seyrân idicidir. Ya‘nî "Gezici yuva" şehri demek ola. Anın içün şehr-i Serîrü'l-lân derler. Hâlâ bir püşte-i hevâdâr üzre hıyâbân-ı Acem bir mesîregâh yerdir, serîr-i Süleymân'ın yeridir, derler, sahîhdir. Bâbü'l-ebvâb ve Şemahı ve Niyâzâbâd şehirlerinin mâbeynine vâkı‘ olmuş şehr-i kadîmdir. Lâkin üç serhad mâbeyninde kalmak ile ol kadar imâristân değildir. Ve hevâsı burûdet üzre olmağıla bâğı ve bâğçesi azdır. Cümle üç bin hâk-ı pâk ile mestûr hânelerdir. Câmi‘leri vardır, lâkin dest-i Acem'de olmağıla cemâ‘atden garîb câmi‘lerdir. Yedi hammâm ve on bir kârbânsarâyı ve yetmiş aded çârsû-yı bâzâr dükkânları vardır. Bir şeb müsâfir olmağıla ol kadar temâşâ edemedik. Ammâ yine hânlıkdır ve kadılıkdır. Kelenteri ve münşî ve darûgası ve bin mikdârı nökeri ve dizçökeri ve şâhçöreği yiyüp bende-i şâhdırlar, lâkin Sünnî âdemleri çokdur. Cümlenin kâr [u] kesbleri pembe bezi cüllâhlarıdır. Ammâ âb [u] hevâsının letâfetinden Serîrü'l-lân mahbûbu gâyet memdûhdur. Cümle pembe mezâri‘lerini ve müşebbek bostânlarını rey edecek âb-ı hayâtları cânib-i garbîsinde kûh-ı Elburz'dan tulû‘ edüp cereyân ederek nehr-i Kür'e rîzân olur. Âb-ı hayâtdan nişân verüp niçe yüz âsiyâbları vardır. 318b Andan yine cânib-i kıbleye (---) sâ‘at gidüp
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 318a–318b ·
metinde göster ·
… leri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları
yuvarlayup
ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olm …
Anda müşâvere edüp Kırkdilim nâm kûh-ı bülend tarafına müteveccih oldukda kara kar üzre kara kar yağup azîm meşakkatler çekerek ol dipi ve boran içre gidüp ısıcak Etrâk hânelerinde ibâdullaha zulm [ü] ta‘addî ederek lokmacılık edüp âteş başında huzur etmeğe mu‘tâd edinmiş asker Kırkdilim dağın aşmada dilleri kırk elli dilim olup mezkûr beli aşmağa belleri bükülüp şiddet-i şitâdan elleri ve ayakları dökülüp niçesi gerüye Dankazâ kazâsına uğrayup anda kazâ-yı âsumânîde kaldılar. Hemân paşa kethüdâsı Alî Ağa, eli ayağı dutar şehbâz yiğitlere bezl-i ihsân edüp niçe kilim ve keçeleri pâre pâre edüp deve ve katâr-ı katır ayaklarına keçeleri bağlayup azâb-ı elîm çekerek katarları kar üzre çeküp cümle hayvânâtlar boş Kırkdilim dağın aşdılar. Ammâ cemî‘î bâr-ı sakîlli cebehâne ve kilâr ve matbah âvânî makûlesi ve cebehâne sandıkları ve hazîne sanâdıkları kar üzre kaldı. Yine paşa kethüdâsı bahşişler in‘âm-ı 350a âm edüp cemî‘î ızârları ve bâr-ı sakîlleri kar buz üzre sürüyüp belin başına çıkarup andan yokuş aşağı cümle ızârları yuvarlayup ol leyle-i mübârekde bir ormanlı dere içre kalup bir cânibe gitmeğe iktidâr olmayup yetmiş âdemin dest [u] pâları donup gerü Dankaza'ya döndüler. Niçe devâbât sovukdan öldüler. Dankaza'da niçe âdemlerin dest [u] pâları ezze-i belâ ile kat‘ olunup kimi halâs ve kimi merhûm oldu. Ale's-sabâh yine mezkûr Kırkdilim deresinden kalkup kâh meşakkat-i râh, kâh-be-kâh belâ-yı siyâh çekerek ismi hâtırdan dûr etmiş bir karyeye sekiz sâ‘atde kar, dipi ve boran ve şiddet-i şitâ çekerek ismi nâ-ma‘lûm köye gelüp gerçi asker cân havliyle hânelere leb-ber-leb oldular. Ammâ âdem âdemî-zâtdan deyyâr-ı ber-dârda benî Âdem kalmayup bizim askerin sît u sadâsından cümle ehl [ü] iyâlleriyle karârı firâre tebdîl deyyâr-ı ferd-i merdden bir zen ü merd kalmamış. Ol gice anda cümle devâbât ve insânât cû‘dan helâk mertebesine varmışken nısfu’l-leylde bi-emr-i Hudâ bir dipi ve boran ve bir berf-i âsumân yağdı kim tâ sabâha dek beş arşın selc-i rahmet nâzil olup ba‘de’l-fecr borular çalınup "göçdür" deyü haber şâyi‘ olunca cümle karakullukçuların ser-i kârda olanları ve sârbân ve ser-neferleri ve harbende ve çadır mehterleri ve çâşnigîr ve çalıcı mehterleri paşa kapusuna cem‘ olup "Cümlemizi kırsalar bizim kalkmağa dermânımız yokdur". "Bire, size onar guruş ihsân idelim" dediler. Anlar dahi "Evvel cân, sonra cihân" dediler. Paşa eyitdi "Bre oğullar, oturak etmek mümkün ammâ bu cây-ı bî-amânda me’kûlât [ü] meşrûbâtdan bir dâne-i hardal ve gendüm ve şa’îr yok. Bunda oturak etmek ne mümkündür" deyü niçe güft [u] gû oldu. Âhir cümle karakullukçular paşadan on beş kîse bahşîş almayınca cümle sekbân ve sarıcalar bile hareket etmediler. Ba‘dehû at eğerleyüp yüke yapışmağa başladılar. Ammâ savruntu ve karıntı ve dipi ve şebe, çığ u kîğ ol mertebe savruntu ve karıntı etdi kim atlar raks-ı Mevlevî, develer semâ‘-ı levlevî ederdi. Katırlar ve pupa yatırlar cândan bîzâr olup kıç atarak niçe bî-dermânlar ellerin koyunlarına sokarak feryâd ederlerdi. Bu hâl üzre giderken hamd-i Hudâ bir ormanlı hıyâbân içre gidüp kar yağmadan biraz ârâm edüp göz göz görüp yine şiddet-i şitâ çekerek 5 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 349b–350a ·
metinde göster ·
Ki deryâ oldu cümleden ovamız / Yıkıldı evlerimiz hem
yuvamız
/ Dedi âkılleri bir iş edelim / Medîne şehrine varup görelim / Ki zîrâ anda etd …
Ki deryâ oldu cümleden ovamızYıkıldı evlerimiz hem yuvamızDedi âkılleri bir iş edelimMedîne şehrine varup görelimKi zîrâ anda etdiler du‘âyıDu‘âsıyla sel almışdır ovayıVarup bildirelim hâl-i temâmıKi râzî oldular hâs ile âmıYazup nâme melik gönderdi âdemAna derler idi peyk-i mükerremBu cânibden varup nâme o şâhaAnın adli irişdi mihre mâhaEmîrü'l-mü’minîn ol İbn-i HattâbOturmuşdu yanında cümle AshâbOkundu nâmei bildi temâmetGelüp nutka dedi sâhib-salâbet
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 17b ·
metinde göster ·
… larda bir tüfenkli, bin aded âdemi geçirmek ihtimâli yokdur. Tüfenk atmayup taş
yuvarlasa
kifâyet edüp kuş uçamaz. El-ıyâzen-billâh sarp ve muhavvif ve muhâtara yerlerdi …
Elbette bârçe galyonlar girse direklerinin serenlerinin cıvandıraları kayalara dokunmaz. Böyle mağaralı kayalar var kim içine yigirmişer bin atlı âdem girse "Yerimiz dardır" diyemezler. Eyle vâsi‘ ibret-nümâ gâr-ı yetîmânlardır. Kaçan kim lodos rüzgârı şiddet üzre esdikde talattum-ı deryâ cûş [u] hurûşa gelüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri deryâ kumu dağlar gibi gelüp bu Nakura kayaları mağaralarına urdukda ol dağların sâ‘ikasından benî Âdem Nakura'dan geçmeğe cür’et edemeyüp zehresi çâk olur. Tâ bu merteb sıyt u sadâ verir kim üç menzil ba‘îd Şâm-ı Şerîf'de bu Nakura kayaları gârlarına temevvüc-i deryâ urduğunun gürüldüsü istimâ‘ olunup "Nakura dağları gürler" derler. Tâ bu mertebe gâr-ı azîmler, hattâ cemî‘i müfessirîn "Kur‘ân-ı Azîm'de zikr olunan Nakura Boğazı budur" derler. Cemî‘i mellâhân-ı bihârda ve cümle seyyâhân-ı berde meşhûr-ı âfâk bir Nakura Boğazı'dır. Râh-ı tenginin iki cânibleri eyle yalçın kayalardır kim bebr ü peleng ve külüng-i nâhunların ilişdirecek yer bulamaz. Bu kayalarda bir tüfenkli, bin aded âdemi geçirmek ihtimâli yokdur. Tüfenk atmayup taş yuvarlasa kifâyet edüp kuş uçamaz. El-ıyâzen-billâh sarp ve muhavvif ve muhâtara yerlerdir. Hamd-i Hudâ böyle bir sa‘bu'l-mürûr mahalde Murtezâ Paşa efendimize Dürüzî mel‘ûnlarının fethi müyesser olup hakîr-i pür-taksîr dahi böyle gazâda bulunduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
… --) ve Mamaylı ve Pehlivânlı cümle Türkmâna serdârdır ve Kaçarlı ve Dermelek ve
Yuvacık
ve Keçeli ve Avşarlı ve Avcılar ve Dedeler ve Torunlar. Bunlar cümle Beğdili ka …
Esmâ-i kabâ’il-i Âl-i Türkmâniyân: Evvelâ Âl-i Zülkadirli ve Karakeçili ve Deveyli ve Akkoyunlu ve (---) ve Mamaylı ve Pehlivânlı cümle Türkmâna serdârdır ve Kaçarlı ve Dermelek ve Yuvacık ve Keçeli ve Avşarlı ve Avcılar ve Dedeler ve Torunlar. Bunlar cümle Beğdili kabilesi add olunup Arabkîr ile Divriği mâbeyninde Sarıkeçili dağında yaylarlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 62a ·
metinde göster ·
Dede kurbunda Kuşçu Paşa depesinde mesîregâh-ı Cirît meydânı. Şehrin cümle fâri …
Ve şehrin (---) cânibinde ziyâret-i Yuvarlak Dede kurbunda Kuşçu Paşa depesinde mesîregâh-ı Cirît meydânı. Şehrin cümle fârisü'l-hayl şahbâz fetâları bu vâdîde silâhşörlük edüp cirit oynarlar. Gûyâ bir sahrâ-yı Hâmûn'dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 66b ·
metinde göster ·
… â ve Arnavutlu ve Müstahfızân ve kal‘a-i Karaharman ve Sultânkara ve Pelidli ve
Yuvacı
ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Sarı ve Kara Nasûh ve …
Ammâ kal‘asın harâb etmişdir kim küffâr-ı dûzah-karâr Saltık Sultân'a kesret-i muhabbetleri olduğundan yine küffâr istîlâ etmesin içün sûrunu münhedim etmişdir. Ammâ niçe kerre yine Kazak, Yenisalâ nâm mahalden nehr-i Tuna kayıklarıyla gelüp bu Babadağı şehrin basup âsitâne-i Saltık Sultân'dan cümle sahûn u tancereleri ve haliçe ü kilimlerin alup giderken bir gün bir gice serserî gezüp şaykalarına vâsıl olamayup cümle bakır avânîleri yine tekyeye getirüp avdetde cümle küffâr il-vilâyet halkı destine girüp esîr-i bend-i hicrân olup bir cân-ı Kazak rehâ bulmayup deryâda gemileri dahi temevvüc-i yemmden kenar-ı deryâya düşüp pâre pâre olup ahâlî-i vilâyet mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim oldular. Ol zamândan berü küffar Babadağı'na çıkmak ihtimâli yokdur. Ba‘dehû bu ahvâl-i pür-melâl Sultân Murâd Hân-ı Râbi‘in mesmû‘-ı şerîfleri olup der-ân eyâlet-i Özi muhâfazasına me’mûr Sultân Ahmed Hân dâmâdı Âtike Sultân kocası Koca Ken‘ân Paşa'ya bir kıt‘a hatt-ı şerîf gidüp "Elbette başın sana gerek ise Babadağı şehri içinde cây-ı emân olmağiçün mahalle münâsib bir mürtefi‘ zemînde bir kal‘a-i metîn bünyâd edüp der-i devletime miftâhların îsâl edesin!" deyü yarlığ-ı belîğ-i şâhî dergâh-ı âlî kapucubaşı yediyle vâsıl oldukda Ken‘ân Paşa "sem‘an ve tâ‘aten" deyüp şehr-i Babadağı'nın cânib-i şarkîsinde bâğlar ucunda bir mürtefî‘ püşte-i âlî üzre bir kal‘a-i zîbâya esâs bırağup bu kulle-i azîm itmâm bulduğu mahalde Ken‘ân Paşa ma‘zûl olup hâlâ esâs-ı kal‘a ve kulle dizdâr ve neferâtsız hâlî ve mu‘attal kaldı. Ammâ kal‘a itmâm bulsa Babadağı şehri cây-ı emân olurdu. Ammâ efendimiz Melek Ahmed Paşa kal‘ayı itmâm etmeğe murâd edinüp rikâb-ı hümâyûna arz etdikde paşa dahi ma‘zûl olup eyâlet-i Özi'yi Vezîr Siyâvuş Paşa'ya ihsan edüp Melek Ahmed Paşa'ya Rûmeli eyâleti in‘âm olundu. Hâlâ Babadağı kal‘aya muhtâcdır. Zîrâ bender-i şehr-i mu‘ammerdir kim imâret kal‘a lâzımdır. Bu şehir Özi eyâletinde Paşa hâssı voyvodalığıdır. Yüz aded tevâbi‘iyle hükm-i hükûmât edüp paşaya beş kîse, hâkime dörd kîse ve zahîre bahâsı ağasına ve paşaya dörder kîse hâsıl olur, a‘lâ hükûmetdir. Ve hâkim-i şer‘-i Resûl-i mübîni üç yüz pâyesiyle şerîf kazâdır. Ammâ niçe kerre beş yüz akçe mollalara sadaka olunmuşdur. Cümle yedi aded nevâhî nâ’ibleri vardır ve cümle yüz aded nâhiye kurâlardır kim zahîre-bahâ tahsîline gidüp geşt ü güzâr etdiğimiz kurâlardır kim tahrîr olunur. Evvelâ karye-i Hergeleci ve karye-i Sebil-i İlyâs ve karye-i Küçük Sarı ve Düğlek ve Sabança ve Acıgöl ve Sarı Nasûh ve Kara Hâbil ve Ahmed Fakı ve Tatar Çamurlusu ve Sarıgöl ve Konkaz ve Hacılar ve Teretsinlik ve Na‘lband ve Kızılhisâr ve Kamber ve Armudlu ve Karka ve Başköy ve Bahşâyiş ve Çineli ve Atmaca ve Çukurova ve Kayalıdere ve Eskibaba ve Çağatay-ı zîr ve Çağatay-ı bâlâ ve Kargalığ-ı zîr ve Kargalığ-ı bâlâ ve Demlik-i zîr ve Demlik-i bâlâ ve Deliâlî ve Seleli ve Lütfîbeğ ve Türk Çamurlusu ve Ayaklıbeğ ve Arnavudlu ve Hacı İvaz ve Sarıgöl ve Kızılca Velî ve Kâsımça ve Kaçamak ve Karye-i Eski ve Koçubeğ 127a ve Uzun İnehân ve Toksofu ve Kulalı ve Gevherli ve karye-i Yeni ve Kireçlik ve Çonkar ve Kavacıkköy ve kasaba-i Ester-i azîm ve Bâzârlı ve Gerencik ve Bilâl Kışlası ve Dânehacı ve kasaba-i Karamurâdlı ve Köstelli ve Karatay ve Durhanlar ve Mamay ve Hoca Alî ve Karakoyunlu ve Çıkrıkçı ve Şeyh Emân ve Taşağılı-i zîr ve Taşağılı-i bâlâ ve Arnavutlu ve Müstahfızân ve kal‘a-i Karaharman ve Sultânkara ve Pelidli ve Yuvacı ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Sarı ve Kara Nasûh ve Kasaplı ve Düğüncü ve Sofular ve Ganîbucak ve Karamân ve kal‘a-i Yenisala bir yalçın kaya üzre evc-i semâya ser çekmiş bir kal‘a-i serâmeddir. Ammâ içinde koyun çobanları sâkin olur. Bâyezîd Hân-ı Velî fethidir. Karaharman'a cereyân eden Tuna tur‘ası nümâyândır, ammâ etrâfında kurâları gâyet ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126b–127a ·
metinde göster ·
… ldükde nevm galebe edüp bir nefîr-i hâbda iken başından imâmesi minberden aşağı
yuvarlanup
hâbdan bîdâr olunca "Alıverin şu imâmeynin imâmesin" deyüp "Kâzımîne's-sa‘îdeyn …
Câmi‘-i atîk Koca Mahmûd Paşa: Tûlen ve arzen iki yüz ayakdır. Ve cümle on sekiz aded kubbeleri ve cümle (---) aded pâyeler üzre mebnî kıbâb-ı ser-nigûnlardır. Bu şehirde bundan büyük ma‘bedgâh-ı kadîm yokdur. İki bâb-ı sa‘âdeti var. Cânib-i yemîninde minâre dibinde bir bâbı var ve bir kıble kapusu var, biri mesdûddur. Ve bir mevzûn tula minâre-i serâmedi var, haremi hayli vâsi‘dir. Mihrâbı önünde bir bâğ-ı İremi var. Haremin cânib-i selâsı alçak divâr ve dörd kapusu var. Bu câmi‘-i pür-nûr sâfî rasâs-ı nîl-gûn ile mestûrdur. Kibâr-ı evliyâullahdan bir pîr-i fânî Şa‘bân Efendi nâm bir imâm-ı hümâmı var. Hattâ minberde hutbe tilâvet ederken "ve ale'l-imâmeyni'l-hümâmeyn" mahalline geldükde nevm galebe edüp bir nefîr-i hâbda iken başından imâmesi minberden aşağı yuvarlanup hâbdan bîdâr olunca "Alıverin şu imâmeynin imâmesin" deyüp "Kâzımîne's-sa‘îdeyni'ş-şehîdeyn" deyü hutbeyi tilâvet ederken bir âdem imâmın imâmesin minbere çıkarup hatîbe verirken harîf-i zarîf zarâfetiyle inemeyüp minberden aşağı tekerlenüp düştü. Ertesi gün imâm gayri câmi‘e gelmeyüp âhirete eşdi. Rahmettullahi aleyh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 139a ·
metinde göster ·
… fında asla handak yokdur ve mümkin de değildir. Zîrâ dâ’iren-mâdâr etrâfı şahin
yuvalı
yalçın yalama kayalardır kim bir tırnak ilişdirecek yeri yokdur ve otuz sekiz a …
Eşkâl-i zemîn-i kal‘a-i Âdilcevz: Kavm-i Ekrâd kal‘a-i Cevz derler. Zîrâ bir yalçın Kahkahâ kal‘ası gibi evce ser çekmiş bir sahre-i âlî üzre ceviz gibi bir müdevver kal‘a olduğundan görenler ceviz kal‘ası derler, ammâ Süleymân Hân adl ile aldığından Âdilcevâz derler. Van deryâsının kenârında ebr-i gûn bir kûh-ı nakş-ı bukalemun zirve-i âsumâna ser çekmiş kaya üzre vâki‘ olmuş seng-tıraş ile mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn hisâr-ı kadîm ve sûr-ı azîm bir kal‘a-i zîbâdır. Aşağı zemînden kal‘anın ta zirvesine piyâde âdem nısf sâ‘atde urûc etdikde bu kal‘anın şarkîsi ve cenûbîsi tarafında olan Van deryâsı bir halîc-i sağîre gibi nümâyândır. Ta vakt-i çâşt olmayınca ebr-i kebût içre kal‘anın zirve-i a‘lâsı görünmez. Bu iç kal‘a-i âlînin etrâfında asla handak yokdur ve mümkin de değildir. Zîrâ dâ’iren-mâdâr etrâfı şahin yuvalı yalçın yalama kayalardır kim bir tırnak ilişdirecek yeri yokdur ve otuz sekiz aded metîn kulleleri vardır ve cânib-i (---) nâzır bir demir kapusu vardır ammâ biri biri içre üç kat bâb-ı kavîlerdir. Bu kal‘ada cümle yetmiş aded bâğsız ve bâğçesiz daracık hâneleri cümle türâb ile mestûrdur. Derûn-ı kal‘ada Süleymân Hân'ın bir câmi‘i ve cebehâne mahzenleri ve gılâl anbarları ve su sarnıçları ve mehterhâne kullesi ve dizdârhânesi vardır ve azîm balyemez topları vardır. Gayri imâretden âsârı binâ yokdur ve dâ’iren-mâdâr cirmi dörd bin elli adımdır. Ve şekl-i müdevverden cânib-i şimâle tûlânîce vâki‘ olmuşdur. Zîrâ bu kal‘anın taraf-ı şimâlinde bir top menzili ba‘îd bir kûh-ı bâlâ havâlesi olmağile ol havâleyi men‘ ve def‘ içün kal‘ayı ol tarafa tûlânîce inşâ etmişler ammâ ol havâleden bu kal‘aya asla zarar isâbet etmek ihtimâli yokdur. Zîrâ muhâsara eden düşmanın topu güllesi aşrı gidüp deryâya düşer. Andan aşağı,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 242b ·
metinde göster ·
… a merhamet edüp içlerinden bir kaçın çıkarup on altısın Evliyâ'ya verüp bunları
yuvalarına
koduydum. Bir kaçın Van Ağası Demircioğlu'na verüp var şunları deliklerine ko, …
"Görürüm kim bir alây kara karıncalar ayağıma üşüp yürürler ammâ ısırmadılar. Lâkin içlerinden bir ulu kara karınca beli ince inciğime tırmaşup durduğundan hayli gocunurdum. Anı gördüm, bir siyâh kara karınca arık u za‘if topraklı yer üzre seğirderek bu kadar bin âdemi geçüp bana gelüp ayağıma çıkup ısırdı ve gâyet pek pek acıtdı. 267b Ben dahi cân havliyle iki elimle baldırımı sığardım. Cümle ayağıma çıkan karıncalar helâk olup yere döküldüler. Anı gördüm niçesi dahi cânlıca. Anlara merhamet edüp içlerinden bir kaçın çıkarup on altısın Evliyâ'ya verüp bunları yuvalarına koduydum. Bir kaçın Van Ağası Demircioğlu'na verüp var şunları deliklerine ko, inşâallah halâs olur derken meğer ölmüş karıncalar içinde ayağım ısıran kara za‘if karınca sağ imiş, ey imdi seni dahi âzâd edeyim, deyü ol karıncayı yerden alup Yûsuf Kethudâ'ya verüp "Şu karıncayı timâr eyle." dedim. Ve ölü karıncalar içinde elli altmış kadar diri karıncaları çıkarup pabucumla urup helâk eyledim, Allah hayr eyleye." deyü vâkı‘ayı takrîr eyledükde cümle "Hayr ola!" dediler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 267a–267b ·
metinde göster ·
… Hakkarî dağlarında kepân meşhûr-ı cihândır. Bir âdem yukaru kayalardan bir taş
yuvarlasa
bin âdemi helâk eder. Aşağısı çâh-ı derk-i esfel-i gayyâ deryâdır. Yukarusu yal …
Andan paşa ile yine cânib-i şarka leb-i deryâ ile giderken sol tarafı Van deryâsı, kim bir halîc-i sağîre gibi nümâyândır, ol kayaların altlarına serâpâ Van deryâsı girüp mezkûr kûhların altları cümle boşdur. Sağ tarafımız ise evc-i âsumâne çıkmış Kepân kayası nâm bir kûh-ı benâmdır kim seng-i hârâsı çakmak taşı gibi âteş verir. Bu diyârda sarp yollar ve bellere kepân derler. Rûm u Arab u Acem'de Van deryâsı kenârında Kuskunkıran yolunda Hakkarî dağlarında kepân meşhûr-ı cihândır. Bir âdem yukaru kayalardan bir taş yuvarlasa bin âdemi helâk eder. Aşağısı çâh-ı derk-i esfel-i gayyâ deryâdır. Yukarusu yalçın kayadır. Allahümme âfinâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 281b ·
metinde göster ·
… eng derler. İki cânibi evc-i âsumâna ser çekmiş kayalı ve şahin ve zağanos kuşu
yuvalı
yalçın kayalardır.
Derteng Boğazı: Ne‘ûzü-billah Allahümme âfinâ bir mahûf u muhâtara ve dayk u teng ü târ bir râh-ı Derteng-i reng-i bârdır kim elbette cemî‘i tüccârân ve sevdâgerânların metâ‘-ı bârları bu mahalde develerden ve katırlardan yıkılup pâymâl ü rimâl olur. Ve piyâde âdemleri dahi usret üzre güzer etdiklerinden Serâh-ı der-i teng nâmıyla meşhûr-ı âfâk Derteng Boğazı'dır. Lisân-ı Pârsî'de der; kapu, teng; daracık yire derler. Bu mahalde Enûşirvân-ı âdil bir demir kapu icâd etdiğinden Derteng derler. İki cânibi evc-i âsumâna ser çekmiş kayalı ve şahin ve zağanos kuşu yuvalı yalçın kayalardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 328a ·
metinde göster ·
… up kal‘anın bir kullesi üzre konup etrâf [u] eknâfa uçup hâr-ı hâşâklar taşıyup
yuva
yapmağa başladılar. Hemân kal‘a içinden bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların …
"Evliyâm, hayr ola. Bu leyle-i mübârekede görürüm. Özü kal‘ası üstüne niçe bin kara kuşlar konup feryâd [u] figânlar ederek ayaklarında[n] ve minkarlarından ber-havâ kal‘a içine birer taş bırakdılar. Hemân kal‘a içinden bir feryâd u figân kopup kal‘a kapuların açup cümle ümmet-i Muhammed kal‘adan kaçarken taşra çıkan âdemlerin niçesin kuşlar yemeğe başladı. Ve kal‘adan ba‘zı ümmet-i Muhammed niçe yüz kuşları ayaklarından tutup bağladılar ve birkaçın îzâ ve işkence ile öldürdüler. Ve cümle kara kuşlar bir yere cem‘ olup kal‘anın bir kullesi üzre konup etrâf [u] eknâfa uçup hâr-ı hâşâklar taşıyup yuva yapmağa başladılar. Hemân kal‘a içinden bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kanatları yanup yere düşüp kanatsız kuyruksuz dik dik kalkışmağa başlayup uçmağa medârları kalmadı" deyüp bu vâkı‘ayı hakîre dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 53a ·
metinde göster ·
… rek Özü hâricinde varoşa getirüp niçe yüz aded bal fıçıları ve nârdenk fıçıları
yuvarlayarak
ve topları sürüyerek getirirlerken hemân taşra varoşun mâl-ı mâmelekin ve at de …
Niçe yüz kâfirler cüce gibi ayaksız ve kolsuz gezüp niçe yüzü top-ı kûp güllesinden herse olup leş leşe çatılup kaldı. Hemân küffâr Hasan Paşa kal‘ası ardında kışlaya bağlı dör[d] aded şayka içine girüp sekiz pâre İngilisin demir topların arabalarıyla gemiden çıkarup keşân ber-keşân çekerek Özü hâricinde varoşa getirüp niçe yüz aded bal fıçıları ve nârdenk fıçıları yuvarlayarak ve topları sürüyerek getirirlerken hemân taşra varoşun mâl-ı mâmelekin ve at değirmen bârgîrin toplara koşup varoşu âteşe der-ceng-i evvel urup toplar ve fıçılar ile kal‘a altında meterislerine gelirken kal‘adan yine sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup bunlar eyle kurşumlar ve eyle top gülleleri urup niçe yüz kâfir kırıldı, ammâ varoşdan aldıkları şarâbı ve bozayı ve rakıları içüp kanzil mest hayrân olup kızararak ve bozararak kal‘a üzre vararak gelüp yine meterislerine hemân handak içine inüp kal‘a dîvârın delmeğe başladılar. Hemân yukaru kal‘adan bizim gâzîler neft ve katrân ve kaynar suları üzerlerine döküp ve çömlek kumbaraları ve el kumbaraları atarak kal‘adan bunları alarga etdiler. Hemân yine domuz topu olup mezkûr bal fıçılarını ve nârdenk fıçılarını meterislerinde ân-ı vâhidde toprak ile doldurup gemilerden aldıkları sekiz pâre toplara fıçıları siper edüp toplara âteş urmağa başladılar, ammâ Özü kal‘asına eyle top ne te’sîr etse gerek.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 57b ·
metinde göster ·
Hemân küffâr arabaları altında tarfetü'l-ayn içre yeri kazup meterise girmek sadedinde iken yine beş pâre kal‘adan top gülleleri karpuz gibi bunların arasında yuvarlanup gezer. Kimin hurd edüp kimisin kirşend edüp kal‘a bedenlerinden cümle guzât-ı müslimîn 60a bunlar üzre taş ve kesek ve el kumbarası ve tulumba ve neft ve katrânları ve kaynar suları ve elenmiş kül ve kireçleri ve paçavra ve neft ve katrânlı yorganları bırağup bunları âteş ile eyle etdiler kim cemî‘i küffârı hareketden kodular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 59b–60a ·
metinde göster ·
… ek Ahmed Paşa bir vâkı‘a görüp Özü kal‘ası üzre kara kuşlar hâr-ı hâşâk taşıyup
yuva
yapmak isterler. Hemân kal‘adan bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukl …
Hakîr eyitdim: "Dokuz gündür Melek Ahmed Paşa bir vâkı‘a görüp Özü kal‘ası üzre kara kuşlar hâr-ı hâşâk taşıyup yuva yapmak isterler. Hemân kal‘adan bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukları ve kanatları yanup yere düşüp yuvarlanurlar dedi. İmdi ol vâkı‘a rû’yâ-yı sâliha-i Melek Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işte bu kara başlı kâfirlerdir kim kal‘ayı alup yuva yapup milk edinmek isterler. Kal‘a içinden zâhir olan âteş işte bizim atdığımız kumbara âteşleridir kim cümle küffârı yakup kolları ayakları yanup kırıldılar. şimdi iş bitüp bu kal‘a inşâ’allâh dest-i küffârdan halâs olur. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp ba‘de't-tilâve-i Fâtiha cür’et edüp sağdan ve soldan tahta minâreye kurşum gelir, ammâ ne hâl ise Hazînedâr {Alî Çelebi}60b minârenin zirve-i âlîsine çıkup cânib-i şimâldeki mukaddem gelen kâfirlere bakdık. Topların çeküp kayıkların yükledüp gitmek sadedlerinde, ammâ elime dûrbînim alup yıldız cânibi tarafına bakdım. El-azametullâh bir kara nahır gibi kara kura domuz sürüsü gibi bir kâfir askeri tarfetü'l-ayn içre kal‘a altına gelüp iki üç bin araba ve topları ve cebehâneleri ve zahîreleriyle tahmînen on bin kâfir var gelüp Küçük Hasan Paşa kal‘ası kurbunda yanan varoş içre siperlenüp kondukları ân cenge âhenk etmeğe başlayup cümle arabaların kal‘a altındaki meterislerine getürürken beş pâre kal‘alardan yine bunlara eyle toplar {urdular} ve anlar da kal‘aya bir yaylım kurşumlar{dan sonra} henüz gelen seksen pâre şâhî topları kal‘aya eyle urdular kim tarafeynin sadâ-yı top-ı kûpından ve keferelerin Yajuj'ından ve ümmet-i Muhammed'in Allâh Allâh'ından sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî cihânı doldurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60a–60b ·
metinde göster ·
… ir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukları ve kanatları yanup yere düşüp
yuvarlanurlar
dedi. İmdi ol vâkı‘a rû’yâ-yı sâliha-i Melek Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işt …
Hakîr eyitdim: "Dokuz gündür Melek Ahmed Paşa bir vâkı‘a görüp Özü kal‘ası üzre kara kuşlar hâr-ı hâşâk taşıyup yuva yapmak isterler. Hemân kal‘adan bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukları ve kanatları yanup yere düşüp yuvarlanurlar dedi. İmdi ol vâkı‘a rû’yâ-yı sâliha-i Melek Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işte bu kara başlı kâfirlerdir kim kal‘ayı alup yuva yapup milk edinmek isterler. Kal‘a içinden zâhir olan âteş işte bizim atdığımız kumbara âteşleridir kim cümle küffârı yakup kolları ayakları yanup kırıldılar. şimdi iş bitüp bu kal‘a inşâ’allâh dest-i küffârdan halâs olur. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp ba‘de't-tilâve-i Fâtiha cür’et edüp sağdan ve soldan tahta minâreye kurşum gelir, ammâ ne hâl ise Hazînedâr {Alî Çelebi}60b minârenin zirve-i âlîsine çıkup cânib-i şimâldeki mukaddem gelen kâfirlere bakdık. Topların çeküp kayıkların yükledüp gitmek sadedlerinde, ammâ elime dûrbînim alup yıldız cânibi tarafına bakdım. El-azametullâh bir kara nahır gibi kara kura domuz sürüsü gibi bir kâfir askeri tarfetü'l-ayn içre kal‘a altına gelüp iki üç bin araba ve topları ve cebehâneleri ve zahîreleriyle tahmînen on bin kâfir var gelüp Küçük Hasan Paşa kal‘ası kurbunda yanan varoş içre siperlenüp kondukları ân cenge âhenk etmeğe başlayup cümle arabaların kal‘a altındaki meterislerine getürürken beş pâre kal‘alardan yine bunlara eyle toplar {urdular} ve anlar da kal‘aya bir yaylım kurşumlar{dan sonra} henüz gelen seksen pâre şâhî topları kal‘aya eyle urdular kim tarafeynin sadâ-yı top-ı kûpından ve keferelerin Yajuj'ından ve ümmet-i Muhammed'in Allâh Allâh'ından sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî cihânı doldurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60a–60b ·
metinde göster ·
… Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işte bu kara başlı kâfirlerdir kim kal‘ayı alup
yuva
yapup milk edinmek isterler. Kal‘a içinden zâhir olan âteş işte bizim atdığımız …
Hakîr eyitdim: "Dokuz gündür Melek Ahmed Paşa bir vâkı‘a görüp Özü kal‘ası üzre kara kuşlar hâr-ı hâşâk taşıyup yuva yapmak isterler. Hemân kal‘adan bir âteş zâhir olup cümle kara kuşların kuyrukları ve kanatları yanup yere düşüp yuvarlanurlar dedi. İmdi ol vâkı‘a rû’yâ-yı sâliha-i Melek Ahmed Paşa'dır. Ol kara kuşlar işte bu kara başlı kâfirlerdir kim kal‘ayı alup yuva yapup milk edinmek isterler. Kal‘a içinden zâhir olan âteş işte bizim atdığımız kumbara âteşleridir kim cümle küffârı yakup kolları ayakları yanup kırıldılar. şimdi iş bitüp bu kal‘a inşâ’allâh dest-i küffârdan halâs olur. Bu niyyete el-Fâtiha" deyüp ba‘de't-tilâve-i Fâtiha cür’et edüp sağdan ve soldan tahta minâreye kurşum gelir, ammâ ne hâl ise Hazînedâr {Alî Çelebi}60b minârenin zirve-i âlîsine çıkup cânib-i şimâldeki mukaddem gelen kâfirlere bakdık. Topların çeküp kayıkların yükledüp gitmek sadedlerinde, ammâ elime dûrbînim alup yıldız cânibi tarafına bakdım. El-azametullâh bir kara nahır gibi kara kura domuz sürüsü gibi bir kâfir askeri tarfetü'l-ayn içre kal‘a altına gelüp iki üç bin araba ve topları ve cebehâneleri ve zahîreleriyle tahmînen on bin kâfir var gelüp Küçük Hasan Paşa kal‘ası kurbunda yanan varoş içre siperlenüp kondukları ân cenge âhenk etmeğe başlayup cümle arabaların kal‘a altındaki meterislerine getürürken beş pâre kal‘alardan yine bunlara eyle toplar {urdular} ve anlar da kal‘aya bir yaylım kurşumlar{dan sonra} henüz gelen seksen pâre şâhî topları kal‘aya eyle urdular kim tarafeynin sadâ-yı top-ı kûpından ve keferelerin Yajuj'ından ve ümmet-i Muhammed'in Allâh Allâh'ından sadâ-yı gülbâng-ı Muhammedî cihânı doldurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 60a–60b ·
metinde göster ·
… kal‘a-i Karahırman Karadeniz kenârındadır ve Sultân Kara ve Pelîdli ve karye-i
Yuvacı
ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Kara Sarı ve Kara Nas …
Evvelâ karye-i Kızılca Velî ve karye-i Kasımça ve karye-i Kaçamak ve karye-i Eski ve karye-i Koçı Beğ ve Uzun Eynehân ve Toksukı(?) ve Kulalı ve Gevherli ve karye-i Yeni ve Kireçlik ve Çonkar ve Kavacık ve kasaba-i Ester iki bin hâneli ma‘mûr kasabadır kim Âsitâne'de yeniçeri ağaları hâssıdır ve Bâzârlı ve Kerencik ve Bilâl Kışlası ve Dana Hacı ve Kara Murâdlı ve Kösteli ve Karatay ve Durhanlar ve Mumaylı ve Hoca Alî ve Karakoyunlu ve Çıkrıkçı ve şeyh Amân ve Taş Ağılı-i zîr ve Taş Ağılı-i bâlâ ve Arnavudlu ve Müstahfızân ve kal‘a-i Karahırman Karadeniz kenârındadır ve Sultân Kara ve Pelîdli ve karye-i Yuvacı ve Abdülbârî ve Tanrıverdi ve Kocalak ve Aydın ve karye-i Kara Sarı ve Kara Nasûh ve Kassâblı ve Döğenci ve Sofular ve Ganî Bucak ve karye-i Karaman.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67b ·
metinde göster ·
… yelerin alup kendi dîvânında amân u zamân vermeyüp kelleleri top gülleleri gibi
yuvarlanup
demleri rîzân oldu, ammâ hakkâ ki sa‘âdetlü pâdişâh-ı âdil cemî‘i katl etdiği k …
Hünkâr eydir: "Hamd-i Hudâ, otak önü Hasan Paşalı kanından eyi kan ile âlûde olup serâperdem önü kansız kalmadı" buyurduklarında, hikmet bu kim ol ân Adana Paşasından altmış aded Hasan Paşalı pây-beste ve dil-haste kayd [u] bend silsile-i selâsil-i ağlâl ile huzûr-ı pâdişâhîye geldikde hemân hünkâr-ı hûnhâr eline hüccet-i şer‘iyyelerin alup kendi dîvânında amân u zamân vermeyüp kelleleri top gülleleri gibi yuvarlanup demleri rîzân oldu, ammâ hakkâ ki sa‘âdetlü pâdişâh-ı âdil cemî‘i katl etdiği kimesnelerin hüccet-i şer‘iyyelerini kırâ’at etdirüp eline aldıkdan sonra mücrimleri katl edüp amân vermezdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 82b ·
metinde göster ·
Ve bu Anadolu kal‘ası gülleleri karşu Rûmeli Hisârı dağlarının tâ zirve-i a‘lâsına çıkup yine gerü yuvarlanarak deryâya düşerdi. Bu mahalde dûd-ı siyâh havâya münkalib olunca kal‘ateyn gûyâ şeb-i zulmetden rûz-ı münevvere çıkar gibi göründükde iki kal‘anın cemî‘i burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenlerin şukka-i alemler ile ve filandıra ve sancağ ve bayrağ ve livâlarla zeyn edüp cümle kal‘a neferâtları dendân-ı bedenlerde tezyîn olup bir kat gülbâng-ı Muhammedî ile sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup ardı sıra bir yaylım tüfeng ve yine bir yaylım cemî‘i toplara âteşler edüp cihânı velvelenâk edüp cümlemiz âlem-i hayretde kaldık. Bu kerre sa‘âdetlü hünkâr buyurdular kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 90b ·
metinde göster ·
… vâki‘ olmuşdur kim evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın kırmızı kaya üzre şahin
yuvası
gibi bir küçük seng-tırâş kal‘a-i sâhib-i savaşdır. Hattâ bu kal‘a-i bâlânın ga …
Bânîsi ismiyle müsemmâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Sene 959'da Süleymân Hân asrında be-dest-i Vezîr-i Sânî Ahmed Paşa fethi olup içinde olan küffârları kılıçdan geçmişdir. Hâlâ Yanova hâki hudûdunda vâki‘ olmuşdur kim evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın kırmızı kaya üzre şahin yuvası gibi bir küçük seng-tırâş kal‘a-i sâhib-i savaşdır. Hattâ bu kal‘a-i bâlânın garb tarafında üç konak yer nehr-i Tuna ve kal‘a-i Göle ve şimâlinde kal‘a-i Yanova görünür. Bu kal‘anın cânib-i erba‘asın niçe kerre küffâr-ı hâksâr alup bu kal‘a altmış sene kâmil küffâr içinde kalup küffâr aslâ zafer bulamamışlardır ve niçe kerre bunun gâzîleri kâfire şebhûnlar edüp bozmuşlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 121b ·
metinde göster ·
… n (---)(---) demekdir. Bu kal‘a-i bâlâ bir sarp saru, kırmızı şahin ve zağanos
yuvalı
kayanın tâ zirve-i a‘lâsında evc-i semâya münkalib olmuş bir hisâr-ı üstüvârdır …
Lisân-ı Latin'de Kının (---)(---) demekdir. Bu kal‘a-i bâlâ bir sarp saru, kırmızı şahin ve zağanos yuvalı kayanın tâ zirve-i a‘lâsında evc-i semâya münkalib olmuş bir hisâr-ı üstüvârdır kim misli meğer diyâr-ı Diyârbekir'de, ya‘nî vilâyet-i Kara Âmid'de Mardin ve İmâdiyye kal‘ası ola. Tâ bu mertebe bir bî-bedel sûr-ı pür-cedel kal‘adır, ammâ ne cirmde olduğu ma‘lûmum değildir kim cânib-i erba‘asından adımlamak muhâldir, ammâ derûn-ı sûrda cümle (---) aded hâne-i fukarâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138b ·
metinde göster ·
… pleriyle beş on aded nerdübânlar edüp ve bâğlarda büyük şarâb fıçıların âşikâre
yuvarlayup
kal‘a altına getirdiler, zîrâ kurşumun yağmur gibi yağdığından kal‘adan küffâr …
Hikmet-i Hudâ küffâr cengde iken iki yüz mikdârı Hırvat yiğitleri soyunup deryâda yüzerek kal‘a dibindeki kayıkların üç dâne kebîrlerinden uğurlayup beri bizim tarafa getirdiler, ammâ içinde şarâb ve ekmek ve peynirden gayrı bir şey yok. Hemân bu gâzîlere Yûsuf Kethüdâ beşer altun ihsân edince bu gâzîler gemilerin direkleri ve küreklerini gemilerin ipleriyle beş on aded nerdübânlar edüp ve bâğlarda büyük şarâb fıçıların âşikâre yuvarlayup kal‘a altına getirdiler, zîrâ kurşumun yağmur gibi yağdığından kal‘adan küffâr aslâ baş gösteremezler idi. Anıniçün cümle guzât bî-bâk u bî-pervâ fıçıları ve mezkûr nerdübânları kal‘aya dayayup hâh-nâ-hâh kal‘a üzre çıkup şarik nâm mel‘ûn kâmil bir sâ‘at dilîrâne ceng edüp âhir-i kâr karârı firâra mübeddel olup zîr-i kal‘ada birkaç kayık ve firkateler var idi. Anlara süvâr olup alarka olurken kal‘a üstünden gâzîler bunların gemilerine eyle kurşum urdular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 145a ·
metinde göster ·
… ururlar kim kâfir kellelerin[den] cereyân eden hûn-ı insân kelleyi kelle üstüne
yuvarlayup
gider. Bakıyyetü's-seyf olan küffârlar firâr edüp dağlara ve gârlara girir. Bu …
Tâ İskender-i Kübrâ zamânında karavulhâne içün binâ olunmuş bir küçük kal‘a imiş. Âb [u] havâsının letâfetinden ve hâk-i pâk-i amber-nâki mahsûldâr olduğundan kavm-i Hırvad ve Islovin ve Dodoşka kavimleri sengistân yerlerden firâr edüp bu mezra‘aları hûb ve hâk-i pâki mergûb bu vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr olan zemînde tavattun edüp tenâsül bularak bu cây-ı mu‘teberi amâr edüp şehr-i mu‘azzam olur. Ba‘dehû sene 944 târîhinde bu şehr-i ma‘mûr içün Âl-i Osmân tama‘a düşüp sene-i mezbûrede Gâzî Hüsrev Paşa bu şehrin etrâfların feth ederek etrâf-ı şehr-i Dirniş'i şemşîr-i nîş ile harâb ve hânelerin yebâb mesken-i bûm u gurâb ederek bu şehr-i Dirniş'e bir iş oldu kim kaht [u] galâdan işleri teşvîş oldu. Âhirü'l-emr derûn-ı hisârda mütehassın olan küffâr krallarına başları dûd ve her bâr cümle kapuları mesdûd olup bir vech ile derûn-ı kal‘ada bir ân ârâma imkân olmaduğın kral-ı dâll-ı bed-fi‘âllerine bildirüp ol ân kral-ı bî-îmân kırk bin asker-i be-nâm bed-fercâm ile şehr-i Dirniş'e gelüp imdâd eder. Hersek sancağında Ahmed Paşa bu işden haberdâr olup Gâzî Hüsrev Beğ'e ve Malkoç Beğ'e ve Murâd Beğ'e ve Bektaş Beğ'e ve İzvornik Beği Pılak Beğ'e ve bunun emsâli niçe ümerâlara ve serhad gâzîlerinin bahâdırân-ı dilâverân şahbâzlarına haber gönderüp otuz üç bin güzîde "Benem, diğer nîst!" diyen yarar ve bahâdır ve akrânları nâdir yiğitler ile ılkarup bir gece vakt-i şâfi‘îde kal‘a-i Dirniş altında mest ü harâbât evkâr-ı bî-kâr yatırlarken cümle gâzîler şeb-revânî esbâblarıyla kâfire şebhûn edüp kâfire bir tîğ-i Ahmedî eyle ururlar kim kâfir kellelerin[den] cereyân eden hûn-ı insân kelleyi kelle üstüne yuvarlayup gider. Bakıyyetü's-seyf olan küffârlar firâr edüp dağlara ve gârlara girir. Bu cengde bile mevcûd olan yüz kırk dokuz yaşında bir pîr-i fânîden bu hakîr bu cengin evsâfın istimâ‘ etdikde anlar buyururlar ki,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 147a ·
metinde göster ·
… klı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi
yuvarlayup
ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ e …
Kendülerinin nakl-i sahîhleri üzre muhakkak kimyâdır, zîrâ bir kral-ı dâll-ı bed-fi‘âller eyle altuna mâlik olmamışlardır. Anıniçün diyâr-ı Rûm'da yaldız altunundan gümüş âvânî eşyâlara gayrı altun beyâz olur. İllâ bu Venedik altunu gâyet ahmerü'l-levn mutallâ yaldız olur ve bakıra ve gümüş üzre gâyet imtizâc edüp şa‘şa‘a verir. Hattâ zamân-ı kadîmde Hazret-i Mevlânâ nezerâtı içün kesdikleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, ammâ fî-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu bir dirhem akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yok mu? Sikke tas[h]îh olup zabt u rabt gerek idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… u] levâzımâtlar ve müstahfızân asker konulup guzât-ı müslimîn bu kal‘adan şahin
yuvasından
şikâra sunar gibi etrâf-ı kâfiristâna ve cemî‘i Hırvadistân'a kol kol asâkir-i …
Sene 1000 târîhinde Sultân Murâd Hân-ı Sâlis mîr-i mîrânlarından Düş Hasan Paşa müceddeden binâ etdi ve sancakbeği tahtı edüp Bosna eyâletinde nev-peydâ bir sancağ-ı kebîr olup ibtidâ mîr-i livâsı serhaddîn-i İslâm'ın mümtâz ümerâsı Rüstem Beğ idi. Bu kal‘ayı dürr-i beyz-âsâ münevver edüp hadden efzûn cebehâne ve mühimmât [u] levâzımâtlar ve müstahfızân asker konulup guzât-ı müslimîn bu kal‘adan şahin yuvasından şikâra sunar gibi etrâf-ı kâfiristâna ve cemî‘i Hırvadistân'a kol kol asâkir-i İslâm gidüp bî-hadd ü bî-kıyâs şikârlar alup küffâr-ı dûzah-karâr-ı bed-tebâra göz açdırmadıklarından küffâra hoş gelmeyüp Erdelik banı olan bî-dîn ve Hırvat cenerali olan la‘în var kuvvetlerin bâzûlarına getirmişler ve taht-ı yedlerinde olan kılâ‘-ı menhûselerin erbâbın ve gayrı diyâr-ı cuhûd ve mu‘ânidîn ve umûmen re‘âyâların sürmüşler ve Nemse imparatorunun karındaşı Makşimelyan dahi kırk bin cünûd-ı cünüb-ı müşrikîn ile cümle gelüp Yenihisâr kurbunda nehr-i Kübe üzre bir metîn ve müstahkem bir vâsi‘ haşeb cisr-i azîm yapup beri tarafda Hasan Paşa üzre yürümede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 155b ·
metinde göster ·
Der-fasl-ı tetimme-i şehrengîz-i külliyât-ı şehr-i Manastır: Ba‘zılar Menasitr yazarlar, zîrâ ebü'l-kelâm ve hattât ve şâ‘ir ve fusehâ-yı bülegâ ve ulemâ-yı sulehâsı çokdur, ammâ şehir sûhtevâtları ol perîşânî serçe yuvası destârlarıyla beline pala kortelasın takup eşkıyâlık etdiklerinde avâm-ı nâs eyle sefâheti edemezler. Pâk mahbûb dilber köçekler hep anlardadır. Kahvehâneden ve güft u gûy mesâvî hânelerden çıkmayup zemm ü nemm ve lu‘b u lehve meşgûllerdir. Ve Arnabud eşkiyâları dahi çokdur, ammâ cemî‘i halkı yârândan şûh şengül ve sebük-rûh âdemlerdir ve ankâ bâzergânları ve hacıları gâyet çok olmağile gâyetü'l-gâye hayrât [u] hasenât yapmağa mâyillerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 177b ·
metinde göster ·
… . Ve bu derenin iki cânibi evce berâber kayalar üzre şâhin ve ispiri ve zağanos
yuvaları
var. Hudâ hakkıyçün bu âna gelince yigirmi bir yıl seyâhatimde böyle mahûf u mu …
Ba‘dehu ale's-sabâh ol dere içre akan nehr-i Şiçova'yı yüz on üç kerre ubûr ederek cânımızdan bîzâr olduk. Ve elli yerde samakov, ya‘nî demir ma‘denleri kârhâneleri geçdik. Ve eniş ve yokuş ve kaya ve sular geçmeden dahi niçe sığır ve koyunlar kaldı. Ve iki araba dağdan uçup pâre pâre oldu. Ve altı aded esîrlerimiz öldü. Ve mukaddemâ arabada olan şehîdimiz şişüp koktu. Ve bu derenin iki cânibi evce berâber kayalar üzre şâhin ve ispiri ve zağanos yuvaları var. Hudâ hakkıyçün bu âna gelince yigirmi bir yıl seyâhatimde böyle mahûf u muhâtara ve bî-amân dere görmedim. Hattâ bu dere içre kâmil on iki sâ‘at gitdik, aslâ selâmetden bir iz yok.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 4a ·
metinde göster ·
gelir gibi Havâle'ye gelirlermiş ve hâlâ ol gâzîlerin odaları kal‘a içre kat-en …
Ancak garb tarafında bir küçük varoşu var, ol cânibde bir kesme kaya sehel handakı çâh-ı gayyâ-misâl bir hafr-i amîkdir. Gâzî Porça zamânında böyle küçük kal‘adan bin aded güzîde bahâdır gâzîler pür-silâh ve cürd atlı çıkup ol vilâyetlere ve Belgrad'a "El-amân" dedirüp Tuna kenârında esbâb yaykayan kızları alup şâhin yuvasına gelir gibi Havâle'ye gelirlermiş ve hâlâ ol gâzîlerin odaları kal‘a içre kat-ender-kat küçük küçük daracık odacıklardır kim cümle mücerredler imiş, aslâ evliler değillermiş, ammâ cümlesi yetmiş tasdan geçmiş semm-i helâhiller imiş, lâkin hâlâ odaları günden güne vîrân olmadadır, zîrâ bu kal‘a şimdi iç elde olmak ile amâr etmeğe muhtâc değildir, ammâ yine dizdârı ve elli aded müsellah neferâtları ve kifâyet mikdârı cebehânesi ve birkaç şâhî topları ve bir câmi‘i ve zîbâ su sarnıçları ve beş aded hânesi var, havlısı gâyet daracıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 32a ·
metinde göster ·
Der-âmûhten-i üstâd-ı kâmil fassâd-ı cerrâhân: Bu diyârda ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl çok olmağile ekseriyyâ halkı ilm-i cerâhatde kâmil ve sâhib-i ayârlardır. Evvelâ Memi Zâ‘im ve Şâdlı Çelebi Sipâhî ve Macar Yuvan yeniçeri ağası esîridir, ammâ gûyâ Ebû Ali Sînâ'dır. Hattâ Kitâb-ı Kanûn-ı Şifâ-yı Ebû Alî'yi dâ’imâ tilâvet eder {cerrâh-ı âlim ve âmildir}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 87a ·
metinde göster ·
… ve palankalar ve tabyalardır. Ve gerçi bu kal‘a küçükdür, ammâ şâhin ve şehbâz
yuvasıdır
. Hîn-i muhâsarada ale'l-gafle bu kal‘a içre beş bin aded âteş-i fitil tüfengli …
El-hâsıl bu kal‘a-i Üstürgon kaç kat kal‘adır, diyecek değildir, zîrâ ba‘zı yeri üç katdır ve ba‘zı mahalli beş katdır. Ancak Tuna kenârı iki kat sedd-i Kahkahâ-vâr dîvâr-ı üstüvârdır. Bir katı Tuna'ya nâzır yukaru hisâr dîvârıdır ve bir kat dîvârı nehr-i Tuna kenârında aşağı varoş dîvârıdır. Gayri kara tarafları üçer ve dörder ve beşer kat bölme bölme dîvârlar ve palankalar ve tabyalardır. Ve gerçi bu kal‘a küçükdür, ammâ şâhin ve şehbâz yuvasıdır. Hîn-i muhâsarada ale'l-gafle bu kal‘a içre beş bin aded âteş-i fitil tüfengli ve bin aded atlı, kağan arslan, gâziyân, dilâverân yiğitler çıkar. Ve bunda olan cebehâne-i firâvân kal‘a-i Ustolni'de yokdur. İle'l-ân emîn ola, hafizahullâhu Ta‘âlâ ilâ ınkırâzı'd-devrân, âmîn ve yâ Mu‘în ve yâ Müste‘ân.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 97b ·
metinde göster ·
Bu kasabadan dahi elli aded güzîde tüfeng-endâz piyâde yiğit refîkler alup bu kasabanın ensesinde Morina yaylasın yüz bin renc [ü] anâ ile aşup bu yaylanın çemenzâr ve şükûfezâr ve gül [ü] gülistân ve enhârları cârî ve revân yerlerine geldikde tâze cân bulup Cân mezra‘asında hâsıl olmuş gûnâ-gûn sîm ü zerrîn ve müşg-i Rûmî ve nergisleri demet demet değşirüp atlarımızla şükûfeler içre yuvarlanup cânib-i erba‘amıza karavullar koyup bir sâ‘at istirâhat edüp ta‘âm yerken Hudâ âlim ü dânâdır bu fezâ-yı çemenistânda hâsıl olan nebâtât-ı gûnâ-gûn şükûfelerin râyihası demâğımızı mu‘attar edüp hayât bulduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 148b ·
metinde göster ·
… ğer kal‘a-i Amâdiyye ve kal‘a-i Van ola. Bir kırmızı kayalı ve şâhin ve zağanos
yuvalı
tell-i refî‘ üzre seng-tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-bâş bir hisâr-ı üstüvârd …
Eşkâl-ı zemîn-i kal‘ası: Evc-i semâya ser çekmiş bir refî‘u'l-bünyân ve bir kal‘a-i dâr-ı gâziyândır kim misli meğer kal‘a-i Amâdiyye ve kal‘a-i Van ola. Bir kırmızı kayalı ve şâhin ve zağanos yuvalı tell-i refî‘ üzre seng-tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-bâş bir hisâr-ı üstüvârdır kim güyâ hemân Erzurûm'a karîb kal‘a-i Kemah gibidir, ammâ bu gâyet küçükdür, lâkin şâhin yuvası kal‘a-i bî-hemtâdır. Derûn-ı hisârda ancak yigirmi aded kayağan örtülü hâneleri ve bir câmi‘-i sağîri ve bir anbârı ve su sarnıçları var, ammâ topları ve cebehâneleri yokdur. Cânib-i şarka meyyâl bir kapusu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159a ·
metinde göster ·
Eşkâl-ı zemîn-i kal‘ası: Evc-i semâya ser çekmiş bir refî‘u'l-bünyân ve bir kal‘a-i dâr-ı gâziyândır kim misli meğer kal‘a-i Amâdiyye ve kal‘a-i Van ola. Bir kırmızı kayalı ve şâhin ve zağanos yuvalı tell-i refî‘ üzre seng-tırâş bir kal‘a-i savaş-ı hâzır-bâş bir hisâr-ı üstüvârdır kim güyâ hemân Erzurûm'a karîb kal‘a-i Kemah gibidir, ammâ bu gâyet küçükdür, lâkin şâhin yuvası kal‘a-i bî-hemtâdır. Derûn-ı hisârda ancak yigirmi aded kayağan örtülü hâneleri ve bir câmi‘-i sağîri ve bir anbârı ve su sarnıçları var, ammâ topları ve cebehâneleri yokdur. Cânib-i şarka meyyâl bir kapusu var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159a ·
metinde göster ·
… Halkı küffârın havfinden aşağı enemezler. Kâfir gelse kal‘adan kâfire hemân taş
yuvarlarlar
, aslâ top lâzım değildir. Ve kendü kal‘ası dahi bir vecih ile top ile döğülmez. …
Aşağıda varoşu ve bâğ u bâğçesin kâfir vîrân etmişdir. Halkı küffârın havfinden aşağı enemezler. Kâfir gelse kal‘adan kâfire hemân taş yuvarlarlar, aslâ top lâzım değildir. Ve kendü kal‘ası dahi bir vecih ile top ile döğülmez. Aşağıda bir câmi‘i ve bir hammâmı kalmış ve hânı henüz harâbe olmuş, ammâ dükkânları yokdur. Ve halkı gâyet şecî‘ ü yarar ve bahâdır u nâmdârdır, ammâ âdemleri azdır. Ve Yûsuf Beğ içlerinde hânedân sâhibidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 159a ·
metinde göster ·
… âfirin Tata ve Papa ve Senmartin ve Yanık altlarına varup şikâr alup yine şâhîn
yuvasına
gelir gibi kal‘alarına gelüp girirler. Kerrât ile kâfire amân dedirmişlerdir.
Sene 1002 mâh-ı Muharreminde fâtih-i Yemen Sinan Paşa fethidir. Kulu azdır, ammâ kerrât ile bunun gâzîleri kâfirin Tata ve Papa ve Senmartin ve Yanık altlarına varup şikâr alup yine şâhîn yuvasına gelir gibi kal‘alarına gelüp girirler. Kerrât ile kâfire amân dedirmişlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 16b ·
metinde göster ·