… bir donanma-yı hümâyûn ile cezîre-i Girid'e asker gönderüp küffârın Akdeniz'de
zehresi çâk
, eli vilâyetleri hâk oldu.
Andan yerine sene (---) târîhinde Kara Murâd Paşa vezîr-i a‘zam oldu. Yeniçeri ocağında neşv [ü] nemâ bulup Arnavudü'l-asl idi. Bu dahi selefi Koca Vezîr gibi bir donanma-yı hümâyûn ile cezîre-i Girid'e asker gönderüp küffârın Akdeniz'de zehresi çâk, eli vilâyetleri hâk oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 79a ·
metinde göster ·
olup {zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i düşmen ru‘b u haşyet çekerler.
Ve Süleymân Hân topları ve Ebü'l-feth topları ve Bâyezîd Hân topları ve üç ağızlı top ve şeşhâne top ve burma top ve Fransa topları ve kırk karış küpeli topu ve Alî Balı ve Ese Balı ve Hamza Balı ve Çuldutmaz ve Kundak dutmaz ve Dîv Balı ve Seki Balı ve Kara Balı ve Ajder Balı ve Kırkmîl Balı ve Şakî Balı ve Palamarkıran ve Deli top nâmân ibret-nümâ toplar var kim her biri birer kal‘a değer toplardır kim rûz-ı ıydeynde ve sürûr [u] şâdumân günlerinde ve pâdişâh ubûr etdükde {rû-yı deryâya sekdirme gülleler atılup her biri karakuş gibi seker. Her bir top bu minvâl üzre kırkar ellişer kerre atıldıkda} ejder-i heft-ser-misâl gıjgırdıklarında âdemin zehresi çâk olup {zemîn [u] âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i düşmen ru‘b u haşyet çekerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 132a ·
metinde göster ·
… b olup en nihâyetdeki badaluçkadan bir sadâ istimâ‘ olundu kim işiden âdemlerin
zehresi çâk
olayazdı. Ve her fişek aşağı nüzûl ederken neft yağlı ve ala çehirli ve dâne-i …
Ammâ bu hakîr âlem-i fetâlığımızda yârân-ı bâ-safâlar ile ihtilâtımız mahallinde Gümrük Emîni Alî Ağa efendimize bu fişengin biri birinden yedi kat hevâya çıkar fişek peydâ edüp çam sırığının için boş edüp ucuna büyük hammâl fişeğe on yedi okka bârûd koyup yedi fişegin tepesine bir azîm tirşe külâh edüp çam sırığının aşağı ucuna ok gibi kartal yelekleri edüp Kaya Sultân mevlûdu gecesi şâdumânında kayık ile deryâda âteş edüp biri birinden âlî her biri semâya urûc edüp yedinci fişegin şu‘lesi 183a gâ’ib olup en nihâyetdeki badaluçkadan bir sadâ istimâ‘ olundu kim işiden âdemlerin zehresi çâk olayazdı. Ve her fişek aşağı nüzûl ederken neft yağlı ve ala çehirli ve dâne-i haşhâşlardan eyle âteşler nisâr olup zemîne nüzûl etdi kim gûyâ kevâkib-i necm-i geysûdâr-ı seb‘a-i seyyâreler zemîne şehâb-ı semâ gibi döküldü. Bu hâli hakîr görüp etdüğime peşîmân olup tâ’ib ve tâhir oldum. Hadîs: Arapça mazmûnu üzre inşâ’allâh etmemiş gibi oluruz. Ammâ garîb ü acîb san‘at idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 182b–183a ·
metinde göster ·
… kal‘ası vardır kim cânib-i şarkîsinde Ilıcalar tarafından aşağı bakmaya âdemin
zehresi çâk
olur. Cümle sahrâya göğüs vermiş bir mehâbetli kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş k …
Eşkâl [u] ecrâm-ı Hasankal‘ası: Pasin sahrâsının şimâl cânibinde (---)(---) dağının dâmeninde başka bir evc-i âsumâna ser çekmiş yalçın kaya üzre iç kal‘ası vardır kim cânib-i şarkîsinde Ilıcalar tarafından aşağı bakmaya âdemin zehresi çâk olur. Cümle sahrâya göğüs vermiş bir mehâbetli kehkeşân-âsâ semâya ser çekmiş kal‘a-i hasen-i hüsündâr, sengîn-bünyâd-ı üstüvârdır. İçinde dizdâr ve imâm ve mü’ezzinden gayrı kimesne olmaz ve bunda at ve hımâr çıkamaz. Fâtih-i Revân Murâd Hân-ı Râbi‘ içün müfîd [u] muhtasar bir cihân-nümâ kasrı var. Melek Ahmed Paşa efendimiz bu kasrda Revân'a giderken silâhdâr olup silâhdar nişâncı oldu kim Koca Nişâncı nâmıyle şöhret bulmış idi. Silâhdârlıkdan sebeb-i azli, Murâd Hân'ın gice, üzerindeki yorganı şerâre-i şem‘den ihrâk olup azl olundu. Bu iç kal‘a dâiren-mâdâr bin adımdır ve aslâ handakı yokdur. Garba nâzır bir demir kapusu var ammâ bu iç kal‘anın şimâli tarafında havâlisi var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 290b ·
metinde göster ·
… urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin
zehresi çâk
ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederd …
Ammâ beyne'l-halk gaddâr derlerdi kim paşa mağrûr u müdemmağ ve hod-bîn u hod-pesend ve gazûbdur deyü dahl [u] ta‘arruz ederlerdi. Gerçi dârât [u] azamet sâhibi olmağıla iki cânibine selâmı kalîl idi. Bu cihetden yine halk ta‘yîb edüp "Paşanın taht-ı nazarında kat‘â benî Âdem halk olunmamışdır. Bu selâma cümle el bağlayup duran ibâdullah cemâdât [u] haşerât makûlesi imiş. Eğer benî Âdem olsalar paşa dahi adam gibi selâm verirdi" deyü efvâh-ı nâsda dehhâl u ta‘ân âdemler bu gûne güft u gû ederlerdi. Ammâ Paşa-yı zî-şân halkın anladığı gibi değil idi. Halvethânesinde akrâniyle ve musâhib nedîmleriyle ve Seydî Ahmed Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile pâ-bürehne ve ser-bürehne olup gürzbâz ve matrakbâz ve şemşîrbâzlık edüp gûnâ-gûn silâhşorluklar ile niçe gûne lu‘bedebâzlıklar ve curcuna ve küşte-gîrlikler edüp libâsları ve pây-i tahtlarında olan halıçeler çâk çâk ve yüzleri pây-mâl-i hâk olup tenhâlarında bu gûne şûh-şengüllük ederlerdi. Ammâ dîvân-ı pâdişâhîde ırz-ı vüzerâyı edâ edüp herkese rîş-hand etmeyüp her âdemin isti‘dâdına göre ri‘âyet edüp hükm-i hükûmât mahallinde mahalle münâsib halka kâh rıfk ile ve kâh mudârâ ile kâh kec-nigâh etme ve atma ve dutma ve asma ve basma ve urmak ve kesme ta‘zîri evzâ‘ların etdükde sadâsın istimâ‘ eden mücrim âdemlerin zehresi çâk ve başlarına hâk olup bir da‘vâyı ol sâ‘at kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet ederdi. Bir da‘vâyı aslâ süründürmezdi ve şâhid-i zor ile da‘vâ edeni sevindirmezdi ve da‘vâ-yı bâtılı kavl-i za‘îf ile hükm edüp mazlûmları yerindirmezdi. Zîra ilm u fazîletde deryâ-yı amîk idi. İlm-i ferâ’izde ve ilm-i fıkhda bin altmış aded mesâ’il-i şer’iyye ve Kudûrî ve Mültekâü'l-ebhûr hıfzında idi. Ve niçe ulûmlar dahi hâtır [u] yâddaşı idi. Ve akrân [u] emsâliyle dâ’ima hüsn-i zindegânî ederdi. Ammâ evâ’il-i hâllerinde biri fazîlet-i bâhire sâhibi olmak iddi‘âsında olsalar ve haddinden tecâvüz edüp yukarudan aşağı mu‘âmelesin edenleri ele alup her ne mertebede ise ana haddin bildirüp Ahfeş-i mü’ellifin keçisine bindirüp ol vaz‘-ı nâ-hemvâr ile mevsûf olan âdemi rüsvây-ı âm edüp mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 337b ·
metinde göster ·
… a urdukda ol dağların sâ‘ikasından benî Âdem Nakura'dan geçmeğe cür’et edemeyüp
zehresi çâk
olur. Tâ bu merteb sıyt u sadâ verir kim üç menzil ba‘îd Şâm-ı Şerîf'de bu Naku …
Elbette bârçe galyonlar girse direklerinin serenlerinin cıvandıraları kayalara dokunmaz. Böyle mağaralı kayalar var kim içine yigirmişer bin atlı âdem girse "Yerimiz dardır" diyemezler. Eyle vâsi‘ ibret-nümâ gâr-ı yetîmânlardır. Kaçan kim lodos rüzgârı şiddet üzre esdikde talattum-ı deryâ cûş [u] hurûşa gelüp yedişerleme ta‘bîr etdikleri deryâ kumu dağlar gibi gelüp bu Nakura kayaları mağaralarına urdukda ol dağların sâ‘ikasından benî Âdem Nakura'dan geçmeğe cür’et edemeyüp zehresi çâk olur. Tâ bu merteb sıyt u sadâ verir kim üç menzil ba‘îd Şâm-ı Şerîf'de bu Nakura kayaları gârlarına temevvüc-i deryâ urduğunun gürüldüsü istimâ‘ olunup "Nakura dağları gürler" derler. Tâ bu mertebe gâr-ı azîmler, hattâ cemî‘i müfessirîn "Kur‘ân-ı Azîm'de zikr olunan Nakura Boğazı budur" derler. Cemî‘i mellâhân-ı bihârda ve cümle seyyâhân-ı berde meşhûr-ı âfâk bir Nakura Boğazı'dır. Râh-ı tenginin iki cânibleri eyle yalçın kayalardır kim bebr ü peleng ve külüng-i nâhunların ilişdirecek yer bulamaz. Bu kayalarda bir tüfenkli, bin aded âdemi geçirmek ihtimâli yokdur. Tüfenk atmayup taş yuvarlasa kifâyet edüp kuş uçamaz. El-ıyâzen-billâh sarp ve muhavvif ve muhâtara yerlerdir. Hamd-i Hudâ böyle bir sa‘bu'l-mürûr mahalde Murtezâ Paşa efendimize Dürüzî mel‘ûnlarının fethi müyesser olup hakîr-i pür-taksîr dahi böyle gazâda bulunduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 39a ·
metinde göster ·
… e emr edüp bunlara "Mûtû bi-emrillah" deyü bir sayha urunca cümlesi ol sayhadan
zehresi çâk
olup biri biri üzre cümlesi helâk oldular. Kamusu bir yerde helâk olmalarının s …
Ulu'l-azm peygamberlerdendir. Kavm-i Benî İsrâ’îl'e ba‘s olunup ümmetinden biri İslâm ile müşerref olmadıklarından Cenâb-ı Bârî anlara tâ‘ûn-ı ekber verüp şehr-i Askalân'dan taşra firâr ederlerken Cenâb-ı Allah Cibrîl-i Emîn'e emr edüp bunlara "Mûtû bi-emrillah" deyü bir sayha urunca cümlesi ol sayhadan zehresi çâk olup biri biri üzre cümlesi helâk oldular. Kamusu bir yerde helâk olmalarının sebebi oldur kim mâbeynimize tâ‘ûn girmesin deyü birbirlerin derâğûş edüp eyle çıtâçıt sık olmuşlardı kim mâbeynlerinden su sızmazdı. Ba‘dehû niçe yüz yıl mürûrundan sonra Hazret-i Uzeyr bu mevtânın üstühânları üzre uğrayup gördü kim deryâ-misâl âdem üstühânları birbirine çatılmış yatar. Âlem-i hayretde kalup "Yâ Rabbî! Bu ne hâldir kim cümle mevtânın üstühânları bir yerde yatar. Birisi pârekende ve perîşân değildir. Bu ne hikmetdir?" deyü âlem-i tahayyürde iken hâtifden bir nidâ geldi kim "Yâ Uzeyr! Bunlar benim tâ‘ûn azâbımdan kaçup helâk olup senin du‘âna muntazırlardır kim onlara yine hayât verem" nidâsı geldikde Hazret-i Uzeyr du‘â edince el-azametullah cümle uzuvlar birbirine karış katış olmuşken her cesedin kemikleri yerli yerine varup Cenâb-ı Bârî kudretin ızhâr içün cümle kemikler üzre sinirler ve damarlar bağlanup üstüne deriler halk olup ba‘dehû cümlesi hayât bulup ayak üzre kalkup cümlesi bir kerreden Hazret-i Uzeyr'i görünce "Lâ ilâhe illallah, Uzeyrun ibnullah" deyüp hâşâ sümme hâşâ Uzeyr'i Cenâb-ı Bârî'ye şerîk koşup diri eden Hazret-i Uzeyr'i zann etdiler kim sûre-i (---)Arapça dedikleri bu âyet ile müsbetdir. Hâlâ Yahûd kavminin sarı benizli ve kuvvetsiz olup ağızları kokduklarının aslı Hazret-i Uzeyr du‘âsıyla mevtâ iken hayât bulan Yahûd tâ’ifesi neslinde olan Yahûdîlerin hâlâ ağızları leş gibi kokup yüzlerinde ve gözlerinde nûr yokdur. Ba‘dehû Hazret-i Uzeyr Nebî yüz sene mu‘ammer olup ba‘dehû merhûm olup şehr-i Remle-i Filistîn'de defn etdiler. Ba‘dehû Cenâb-ı Bârî kudretin ızhâr içün Hazret-i Uzeyr'e ve hımâr-ı Uzeyr'e hayât verüp üç yüz yıl dahi halkı dîne da‘vet etdüğine Cenâb-ı Allah Habîbi Muhammedü'l-Mustafâ'ya alâ tarîkı'l-hikâye sûre-i (---)Arapça âyeti ki Hazret-i Uzeyr'i ölüden diri edüp yine halkı dîne da‘vet etdüğün bu âyet ile i‘lâm buyururlar. Ba‘dehû yine Hazret-i Uzeyr merhûm olup Yafa şehri hâricinde bu mezkûr mahalde medfûndur. Anınçün Hazret-i Uzeyr'in iki yerde kabri münevveri vardır. Biri Remle'de, biri bu Yafa şehri hâricinde. Mevtâdan hayât bulup iki kerre merhûm olan peygamberin biri bu Hazret-i Uzeyr'dir. Biri kırk kerre ölüp dirilüp külü göğe savrılup yine hayât bulan Hazret-i Çircîs aleyhi's-selâmdır kim Irâk-ı Musul'da medfûndur. Ammâ bu Hazret-i Uzeyr'i, kabr-i şerîfinden İşpaniye küffârı çıkarup Kızılelma'ya götürmek murâd edindiklerinde bir zelzele-i azîm olup şehr-i Askalân ve şehr-i Filistîn-i Remle ve şehr-i kal‘a-i Kalinseve ol zelzeleden harâb olup içindeki cümle kefereler dahi helâk olup bu bilâd-ı selâse üç yüz sene vîrân yatup imâr oldukda Mısır pâdişâhlarından el-Melikü'l-Kâmil asrında yine 46a İşpaniye küffârı Kudüs'e istîlâ etdiklerinde Hazret-i Uzeyr kabrine vaz‘-ı yed etmeğe cür’et edemeyüp Hazret-i Uzeyr'in hımârı üstühânların kabrinden çıkarup hâlâ hımârın iki ön ayakları Nemse çesarının hazînesinde cevâhir kutu ile hımârın tırnakların cümle mücevher edüp hazînelerinde mahfûzdır. Ve kıç ayakları İşpaniyye Kızılelması'nın İrimpapa hazînesindedir. Sâ’ir üstühânları yine şehr-i Yafa kurbunda Hazret-i Uzeyr cenbinde medfûndur. Küffâr ol sene kim Kudüs'e istîlâ etdüğü mahalde Malta küffârı fırsat bulup Nablus kurbunda karye-i Sabastiyye'den Hazret-i Yahyâ'nın cesed-i şerîfin serîka edüp Tarsûs bâbında karargâhları olan Karagözgez nâm kal‘aya götürdüler. Anı Me’mûn Halîfe feth edüp Malta küffârı cesed-i Yahyâ ile kal‘a-i Malta Rodosu'na vardılar. Sene 928 târîhinde anı dahi Süleymân Hân muhâsara etdükde cesed-i Yahyâ'yı hâlâ Malta olan cezîrede Hazret-i Yahyâ'nın vücûd-ı şerîfi anda cevâhir sanduka içinde Sencuvan hazînesinde mahfûzdır. Sencuvan, vücûd-ı Yahyâ Nebî'dir. Anı kendülere ricâl-i gayb edinüp anın dest-i şerîfi nakşı olan bayrakların açup ne cânibe teveccüh ederlerse mansûr olurlar. Ve Malta küffârının cemî‘i küffâr mâbeyninde mu‘azzez ü mükerrem olmaları Hazret-i Yahyâ cesedi anlarda olduğundandır, kim Sencuvan nâmıyla şöhret bulmuşdur. Ammâ ser-i sa‘âdetleri Şâm-ı şerîf kal‘asında câmi‘-i Ümeyye vasatında zîr-i zemîn içre bir altun tepsi üzre re’s-i şerîf-i Hazret-i Yahyâ hâlâ andadır. Sene 797 târîhinde Timurlenk açup ziyâret edüp manzûrı olmuşdur. Ammâ bu Yafa şehrinde Hazret-i Uzeyr'in kabr-i şerîfin bir ferd açmağa kâdir olmamışlardır. Her peygamberin hayât-ı sa‘âdetlerindeki gibi kimi celâl, kimi cemâl sâhibidir. Hazret-i Uzeyr celâl sâhibi olmağıla kabr-i şerîfine bir kral-ı dâl vaz‘-ı yed etmeğe kâdir olmamışlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 45b–46a ·
metinde göster ·
… {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ
zehresi çâk
olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol …
Fehvâsınca pîçe-i zâğ-ı siyâh âşiyân-ı laklakda harekât [u] sekenâta başladıkda leylek baba sayd [u] şikârdan gelüp görse kim iki dâne zâğ yavrusu hemân leylek baba tayrân edüp feryâd [u] figân ile şehr-i Sofya'nın enderûn [u] bîrûnunda seyrân u deverân edüp laklak ile niçe bin mürg-i laklak cem‘ edüp doğru Çelebi câmi‘inin kıbâbları üzre gelüp meks edüp câmi‘in kıbâbları ve sütûhlarında leylek murglarından kurşumlu kubbe 143b görünmez oldu. Bu kerre cemî‘i murglar mezkûr leyleğin âşiyânına birer birer gelüp aşlama olan karga piçelere nazar edüp lak lak diyerek câmi‘ kubbesi üzre karâr ederlerdi. {Gûyâ lisân-ı hâl ile feryâd ederlerdi. Her kim bu feryâdı istimâ‘ ederdi, gûyâ zehresi çâk olurdu}. Ol gün cemî‘i murglar ne yediler ve ne içdiler. Lak lak feryâdından ol gün şehr-i Sofya'da aslâ safâ-yı hâtır olmayup cemî‘i halk işinden bî-kâr olup leylek temâşâsı ederlerdi. Âhir-i kâr niçe yüz leylek karga yavruların katl edüp andan leylek anaya "Sen veled-i zinâ evlâd kazanmışsın" deyü minkar üşürüp pâre pâre edüp alâ mele’i'n-nâs câmî‘ sütûhundan aşağı pârelerin bırağup bir gûne laklak sadâsı dahi ederek laklak babaya bir laklak vâlide eş verüp cümle murglar âşiyânlı âşiyânına pervâz urup gitdiler. Cümle ehl-i beled bu hâle ta‘accüp etdiler. Melek Paşa efendimiz dahi ahvâl-i pür-melâle hayrân kalup "Tiz bu yumurtaları tebdîl eden şakîyi getirsinler, hakkından gelelim," demişken, "Sabr eylen Kâdir [u] Kahhâr Allah adâlet edüp ol şakînin hakkından gelir" deyü nefes etdi. Üçüncü gün hikmet-i Hudâ: {Leylek murgı yumurtalarını tebdîl eden Uşkurta nâm sekbân huddâmı Debbâğoğlu benâm şakî nîm-mest olup bir nigâr-pâre-i ma‘hûdesinin hânesine girüp üstâd-ı cüllâh-vâr fâhişesinin kârhânesin kurup mekik atarken avretin kocası ale'l-gafle içeri girüp görse kim kârhâne meydânda don ağacıyla kurulu üstâd-ı şirinkâr durma çalışup mekik atar. Hemân hâne sâhibi herîfin gayret ve hamiyyet ile cân başına sıçrayup dal tîğ olup yerinden pertâb edüp avreti ve Uşkurta debbâğ oğlun mecrûh edüp dest ber-kafa ikisin dahi kayd-bend ile taşra çıkarup "Gör e, ümmet-i Muhammed" deyü feryâd ederek Sofya'nın mecma‘u'l-irfânı ve mesken-i yârân-ı ihvân olan bana başına vardıkda ol mahalde} bana başında zadra yeniçerileri bu avret içün gavga ederler. Meğer evvel {ve âhir} fâhişe-i mezkûr, leylek murgının yumurtasın tebdîl eden Debbâğoğlu'nun fâhişesi imiş. Hemân Debbâğoğlu {zındık halâs olup} yeniçerilerin elinden orfanasın halâs etmeğe sa‘y ederken gavga müştedd olup hemân yeniçeriler Debbâğoğlu üzre dal kılıç hücûm edüp Debbâğoğlu'n ve fâhişesin pâre pâre edüp bana başına bırakdılar. Şehrin bir alay debbâğ bekârları maktûl Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyına getirüp bizim çelebimizi yeniçeriler pâre pâre edüp kan etdiler, işte leşi, deyü feryâd edüp tazallum eylediler. Paşa dahi sehel nâhoş olmak ile debbâğ bekârları Debbâğoğlu'nun leşin paşa sarâyı önündeki câmî‘ saçağı altına kodular. Gör Cenâb-ı Bârî'nin takdîrin. Bu Debbâğoğlu leylek yumurtasın alup yerine zâğ beyzası koduğu içün yine karga-beçe hâsıl olup cümle murglar dişi leyleği pâre pâre edüp câmi‘ saçağından aşağı bırakdılar idi. Cenâb-ı Allah üçüncü günde mısra‘:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 143a–143b ·
metinde göster ·
olup mürd olur. Hatta Yahûd hâhamlarının birine Van'da Sübhân dağına varasın!", …
Hikmet-i garîbe: Bu kûh-ı bülend üzre kavm-i Yahûd urûc etse bi-emrillahi Ta‘âlâ zehresi çâk olup mürd olur. Hatta Yahûd hâhamlarının birine Van'da Sübhân dağına varasın!", disen "Başına uğrayup bolay ki sen varasın!", derler. Hâlâ elsine-i ârifânda darb-ı mesel olmuşdur. Hikmet-i Hudâ bu kûh-ı Sübhân'da otlayan devâbâtın çoğu ikişer kuzular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 243a ·
metinde göster ·
… dîvârları yokdur. {Bu tarafdan aşağı şehre bakmağa benî Âdem tahammül edemeyüp
zehresi çâk
olur, ne‘ûzü billâh.}
Andan bu kal‘anın cânib-i kıblesinde ve cenûbunda aşağı şehre nâzır mahalde asla kal‘a dîvârları yokdur. Cümle yalçın kayalar üzre sarây-ı âlîlerin ve yeniçeri ağasının ve başçavuşun ve kâtibinin ve kethudâsının sarâyları ve sâ’ir yeniçerilerin ve topçu ve cebecilerin odaları dîvârları ve şâhnişînleri vardır, yohsa kal‘a dîvârları yokdur. {Bu tarafdan aşağı şehre bakmağa benî Âdem tahammül edemeyüp zehresi çâk olur, ne‘ûzü billâh.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 251b ·
metinde göster ·
… sıyt u sadâ-yı benî Âdem'den ve cümle at ve kısrak ve şütür seylinden düşmanın
zehresi çâk
u zahm-ı pây-ı devâbâtdan zemîn çâk çâk olup gubâr-ı gerd-i siyâh ebr-i kebûda …
Ve niçe bin bayraklar ve sancaklar ve flandıraların şakırdısından ve akıl akıl efil efil livâlar büklüm büklüm olup cümle bayraklar şakırdısından zühre-i nâr çâk olup gûnâ-gûn sancaklar ile deşt-i Rahova lâlezâr olup sıyt u sadâ-yı benî Âdem'den ve cümle at ve kısrak ve şütür seylinden düşmanın zehresi çâk u zahm-ı pây-ı devâbâtdan zemîn çâk çâk olup gubâr-ı gerd-i siyâh ebr-i kebûda dûd-ı siyâh gibi peyveste olup hân cündü üzre nüzûl ederdi. Bu minvâl üzre asâkir içre şümâr, bu sahrâ-yı Rahova'da at ata ve rikâb rikâba şöyle müzdehim olmuşdu kim asker içinde bir merd-i âferîde licâmın keşîde edüp gerüye kalmağa imkân olmazdı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268b ·
metinde göster ·
… r. Âdem bir kerre bu kûh altında "Hû!..." dise dağlar ra‘d gibi gürleyüp âdemin
zehresi çâk
olur.
Sitâyiş-i kûh-ı Bî-sütûn-ı ibret-nümûn: Cenâb-ı Rabbü'l-İzzet bu edîm-i arzda yüz kırk sekiz dağ halk edüp Arapça âyet-i şerîfi tefsîrinde cemî‘i müfessirîn lûgat-i mekâlîdi, "kilid" ve "cebel" ma‘nâsıyla tefsîr edüp cümle hukemâ-yı kudemâ yüz kırk dağ-ı azîmler bulmuşlar. Biri de bu kûh-ı Bî-sütûn'dur, demişler. Lâkin kûh-ı Elburz gibi ve kûh-ı Samur gibi ve kûh-ı Sübhân gibi ve kûh-ı Ercîş gibi âlî dağ değildir. Ammâ ibret-nümâ olduğu cihetle meşhûr-ı âfâk kûh-ı bülend-i bî-tâkdır. Meselâ Âd kavmi mi yâhûd Semûd kavmi mi bu kûhun altını kesmişler, altına niçe bin asker devâbâtıyla girse yerim dar demez. Altında havz-ı azîmler ve kâ‘a-i kadîmler ve niçe kerre yüz bin hûş u tuyûr-ı gûnâ-gûnun âşiyânları var. Âdem bir kerre bu kûh altında "Hû!..." dise dağlar ra‘d gibi gürleyüp âdemin zehresi çâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 309a ·
metinde göster ·
… salâbet üzre nümâyişli bir kirmen-i kirmândır kim bi'l-mehâbe gören düşmanların
zehresi çâk
olur ve harâb etmeğe sa‘y edenlerin vücûdu hâk olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Risâl …
Evvelâ kal‘a-i Bağdâd-ı İremezât-ı hâk-i Irâk'ın çöl [ü] çölistân berr [ü] beyâbânı içre Kamerü'l-Kum çölü gibi ve Deşt-i Kıpçak hâmûnu gibi bir vâdî-i tepe içre vâki‘ olmuş Şattu'l-Arab'ın cânib-i şarkîsinde sâhil-i Şatt'da 340a şekl-i murabba‘dan tûlânîce vâki‘ seng-i beyâz ve tula-i feyyâz ve kireç ve cibir ve kec ve cıbıs ve Horasânî ile mebnî bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn bir sûr-ı üstüvârdır kim bu kevn-i kec-rev-i gerdûn-ı devvâr-ı kec-reftârda eyle bir sedd-i İskender-vâr ve bir rabât-ı mu‘azzam hisâr-ı üstüvâr bu felek-i rûy-ı zemînde deyyâr görülmemişdir. Niçe yüz sa‘b püşteler üzre evc-i semâya müntehî kal‘a-i serâmedler vardır. Ammâ bu bir pest sahrâda bî-havâle olup cümle kârı benî Âdem destiyle inşâ olunduğu cihetden pest zemînde böyle bir kirmân ve bunun gibi bir pürgaz-ı sedd-i îmân {kal‘a} görülmemişdir kim sedd-i Irâk-ı Dâdyân'dır ve cânib-i erba‘asında birer merhale yer mesâfe-i ba‘îdeden bu kal‘a-i Bağdâd'a nazar olunsa bi-emrillahi Ta‘âlâ bir mehâbet ü salâbet üzre nümâyişli bir kirmen-i kirmândır kim bi'l-mehâbe gören düşmanların zehresi çâk olur ve harâb etmeğe sa‘y edenlerin vücûdu hâk olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Risâlet-penâh'ın nazargâh-ı bâtınîsidir kim hayr du‘âları berekâtıyla {Bağdâd} imâr olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 339b–340a ·
metinde göster ·
… 's-Sü‘adâ nâm kitâbında hâdise-i Kerbelâ'yı eyle tahrîr etmiş kim kırâat edenin
zehresi çâk
olur. Andan,
Bu mâdde-i kübrâyı ve Hazret-i Alî'nin kabr-i şerîfinden nûr zâhir olup Medîne-i münevvere'den dahi nûr tulû‘ etdüği kırk gün kırk gice sâbite olduğunu cemî‘i müverrihân-ı mü’minânların tahrîr etdiklerinden mâ‘adâ milel-i Nasârâ'dan Târîh-i Yunan-ı Yanvân'da ve Târîh-i Mıkdısî dahi yazmışdır. Ve kavm-i Latin'de ve târîh-i Kıbtî'de gâyet mufassal tahrîr etmişlerdir. Ammâ Fuzûlî-i Bağdâdî muhibb-i Hânedân-ı Âl-i Abâ olduğu haysiyetden dâğ-ı derûn hâsıl edüp Hadîkatü's-Sü‘adâ nâm kitâbında hâdise-i Kerbelâ'yı eyle tahrîr etmiş kim kırâat edenin zehresi çâk olur. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 355b ·
metinde göster ·
… hûfdur. Bir kerre kemîngâh-ı hâvurdan tulû‘ edüp ra‘d-âsâ bir na‘ra ursa âdemin
zehresi çâk
, elbette ol mahalde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet anda kim âdem yine …
Bu mahallerin hâvurlarında ve büklüklerinde esedler sürü sürü gezüp câmûs-ı beyâbânı ve har-ı çâr-pây-ı deşti ve gazal-ı maralı ve gayrı gûne gûsfend ü câmûs ve bakar-ı beyâbânî şikâr edüp tenâvül ederler. Bu Bağdâd arslanı kadar mahbûb u şîrîn ve semîn ü müdrik esed bir diyârda yokdur. Ammâ mel‘ûnlar gâyet mehîb ü mahûfdur. Bir kerre kemîngâh-ı hâvurdan tulû‘ edüp ra‘d-âsâ bir na‘ra ursa âdemin zehresi çâk, elbette ol mahalde ol âdem hâk olması mukarrerdir. Garâbet anda kim âdem yine na‘rasına karşu varmağa cür’et eder ammâ altında eğer atın aygır ise isterse iki yaşdan cılıkdan küheylânı olsun na‘ra-i esedi istimâ‘ edince hemân ol ân dümmin hotas edüp firâr eder. Bin kerre mahmîz itsen feryâd edüp avdet eder. Ammâ eğer kısrak üzre bulunursan 358a bi-emri Hudâ kısrak arslanın na‘rasından değil birkaç mühlik zahm-ı pençesinden bile havf etmeyüp yine arslan üzre hamle eder. Ammâ dişi arslan yavrularına nafaka tahsîliyçün şikârbâz u cengâver olur. Eğer tokdur ve eğer açdır elbette şikâr arar. Ammâ erkek sübû‘ yigirmi dörd sâatde bir kerre şikâr alsa tok iken artık gayrı şikâra bakmaz ve asla ceng etmez. Ammâ Yezîdî gazanfer eğer aç ve eğer tok Yezîdî'dir elbette ceng eder ve gâyet bed-çehre vü hamlekâr u hîlekâr ve boz tüğlü ve gerdeni kalın ve arkası siyâh ve başı büyük ve tüğleri çim çim Marzıvân katırından iri Yezîdî arslan bî-emân olur. Ammâ hikmet-i hudâ bu Bağdâd arslanları şikâr içün köylere ve büleydelere gelince avretler bu arslanları ortaya alup döğe döğe deyelerler. Arslanlar firâr ederken durup avretlerden tarafa aslâ nazar etmeyüp firâr eder, bir aceb hikmetdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357b–358a ·
metinde göster ·
… hârâlar üzre bir kal‘a-i yed-i kudretdir kim her tarafından aşağı nazar edenin
zehresi çâk
olur. Gerçi böyle seng-i bâlâ üzre niçe sa‘b hisâr-ı metîneler var ammâ daracık …
Bu gûne ta‘rîf u tavsîfden murâd oldur kim bu kal‘a-i İmâdiyye cemî‘i Kürdistân'ın ve Arab u Acem'in tâ ortasında vâki‘ olmuş kal‘adır kim cânib-i etrâfında olan seng-i hârâlarında niçe kerre yüz bin gûne murg-ı vahşî âşiyân dutmuş İmâdeddîn kal‘asıdır. Cânib-i (---) urûc olunur. Ancak bir yolu vardır ve cânib-i erba‘ası çâh-ı gayyâdan ve derk-i esfelden nişân verir mahsûldâr âb-ı revânlı bâğlı u bâğçeli derelerdir kim bir tarafından kal‘aya zafer mümkin değildir. Bu derelerin mâbeyninde vâki‘ olmuş seng-i hârâlar üzre bir kal‘a-i yed-i kudretdir kim her tarafından aşağı nazar edenin zehresi çâk olur. Gerçi böyle seng-i bâlâ üzre niçe sa‘b hisâr-ı metîneler var ammâ daracık kal‘a-i sağîrelerdir. Ammâ bu İmâdiyye şâhikası bir vâsi‘ sahrâlı ve çemenzâr yerli ve hân sarâylı ve bâğlı u bâğçeli ve servî dırahtlı ferah-fezâ yalçın kayalı zemîndir kim bu kûh-ı bülendi bir âdem (---) sâ‘atde devr eder. Niçe yeri 378a arz-ı hâlî olduğundan mâ‘adâ şehrin cümle mezâristânı kal‘a içindedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 377b–378a ·
metinde göster ·
olur. Hattâ asâkir-i İslâmdan bir Rûmeli gâzîsinin bir atı bir kefere evinde bu …
Ve bu şehrin ortasında bir meydân-ı vâsi‘ vardır anda bir siyâsetgâh ve dârağaçları var kim el-iyâzu billâh bu dâr-ı menhûsda kaçan keferelere işkence taleb-i siyâset etdiklerinde gören âdemin zehresi çâk olur. Hattâ asâkir-i İslâmdan bir Rûmeli gâzîsinin bir atı bir kefere evinde bulunup atı asker izdihâmı içre serîka ederken yaralandığından ma‘lûm olup ol kâfir-i bedkâra ol kadar işkenceler etdiler kim diyâr-ı Acem'de ve Dağıstân'da ve Arabistân'da eyle gûnâ-gûn işkenceler görmedim. Eğer her birin takrîr etsek tatvîl-i kitâbet olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19a ·
metinde göster ·
… azîm ve arîz kesme kayalı handakı var, aşağı benî Âdem bakmağa cür’et edemeyüp
zehresi çâk
olur. Bu tabya etrâfı kral sarâyının sûrun ihâta etmiş bir kat bölme hisâr dahi …
Ve bu tabya-i azîmin taşrasında çâh-ı gayyâdan nişân verir bir ka‘r-ı azîm ve arîz kesme kayalı handakı var, aşağı benî Âdem bakmağa cür’et edemeyüp zehresi çâk olur. Bu tabya etrâfı kral sarâyının sûrun ihâta etmiş bir kat bölme hisâr dahi var, içinde aslâ evler yokdur, hemân meydân-ı ma‘rekedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 83b ·
metinde göster ·
… îvârın yemîn ü yesârında ol kadar âlât-ı silâh ile müzeyyendir kim düşman görse
zehresi çâk
olur.
Ve bu kapular mâbeyninde köşe be-köşe iri saçma topları hâzır-bâşdır. Ve bu kapular arasında kemerler altındaki soffalar üzre çet-a-çet kal‘anın cümle neferâtları pür-silâh olup nevbet beklerler. Cümle rûy-ı dîvârın yemîn ü yesârında ol kadar âlât-ı silâh ile müzeyyendir kim düşman görse zehresi çâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
… ak top u tüfeng sadâsından ve benî Âdem na‘rasından ve atlar süheylinden âdemin
zehresi çâk
olup ebr-i kebûdlar gûyâ rîze rîze zemîne dökülüp ber-hâk olurdu.
"Vallâhi ma‘kûl olmuşdur. Tîz kal‘a-i Üstürgon'dan üç yaylım top ve tüfengler atılup gülbâng-ı Muhammedîler çekin. Bu gece bizim dahi ordu-yı İslâm içre cemî‘i balyemez toplar ve kâfirden alınan toplar üçer yaylım tüfengler atılup akîblerince gülbânglar çekilüp sabâha dek ordu-yı İslâm çerâğân olsun" deyü fermân-ı vezîr-i Berhayâ sâdır olunca azamet-i Hudâ ol gece sabâha dak top u tüfeng sadâsından ve benî Âdem na‘rasından ve atlar süheylinden âdemin zehresi çâk olup ebr-i kebûdlar gûyâ rîze rîze zemîne dökülüp ber-hâk olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 107b ·
metinde göster ·
… derûn-ı hisârda mahsûr olan Fargaçi Kapudan'a bir nâme yazdı kim istimâ‘ edenin
zehresi çâk
, yerleri hâk, ve dîdeleri nemnâk olur.
Ba‘dehu Sadrıa‘zam ve Düstûr-ı mükerrem Ahmed Paşa sünnet-i Resûlullâh üzre derûn-ı hisârda mahsûr olan Fargaçi Kapudan'a bir nâme yazdı kim istimâ‘ edenin zehresi çâk, yerleri hâk, ve dîdeleri nemnâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 108b ·
metinde göster ·
… praklı kanara ve minâre kaddi veylün ve sakar deresi var kim âdem aşağı bakmağa
zehresi çâk
olup her sene bu uçurum dereye niçe ma‘sûmlar ve at ve katırlar uçup helâk olur …
Bu mezkûr dere-i azîmlerin cânib-i cenûbu tarafında kûh-ı bâlâların üzerine kasaba-i Çayniçe imâretleri vâkı‘ olup cümle evleri İslâmbol'da Cihângîr Yokuşu evleri gibi biri biri üzre biri birinden âlî zemîne zîk ve daracık evler vâkı‘ olup bu şehir içre dahi bir uçurum kayalı ve topraklı kanara ve minâre kaddi veylün ve sakar deresi var kim âdem aşağı bakmağa zehresi çâk olup her sene bu uçurum dereye niçe ma‘sûmlar ve at ve katırlar uçup helâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 144b ·
metinde göster ·
… kuşlarının ve şâhin ve zağanos murglarının âşiyânları var. Aşağı bakmağa âdemin
zehresi çâk
olur, ammâ derûn-ı kal‘ada on beş boş hâne ve bir küçük câmi‘ ve iki su sarnıçl …
Ancak cânib-i garba mekşûf bir demir kapusu var, aslâ bir tarafında handakı yokdur, zîrâ handak yeri dahi yokdur. Cânib [ü] etrâfı çâh-ı gayyâdır. Husûsan taraf-ı cenûbu beş minâre kaddi kûh-ı Bîsütûn mânend altı boş bir yalçın kızıl kayadır kim niçe bin miskî kartal kuşlarının ve şâhin ve zağanos murglarının âşiyânları var. Aşağı bakmağa âdemin zehresi çâk olur, ammâ derûn-ı kal‘ada on beş boş hâne ve bir küçük câmi‘ ve iki su sarnıçları ve iki aded topları var, ammâ ihtimâldir bârûdu yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 160b ·
metinde göster ·
… kayaya tâk-ı Havarnak gibi atılmış bir göz cisr-i müntehâdır kim aşağı bakanın
zehresi çâk
olur. Hattâ bu cisrin iki başındaki kal‘aların iç yüzdeki kapularının bir kapud …
Ammâ bu zikr olunan cümle cüsûrlardan vâcibü's-seyr ibret-nümâ-yı bî-misâl cisr-i lâ-nazîr bu Mostar köprüsüdür kim Arab u Acem ve Rûm u Firengistân'da ve Belh u Buharâ'ya varınca tek-i pûmız var, bu hakîr eyle bir cisr-i âlî rub‘-ı meskûnda görmedim. Gerçi Kürdistân'da zikri sebkat eden Batman cisri ve Hasankeyf cisri dahi gâyetü'l-gâye musanna‘ cüsûrlardır, ammâ bu Mostar cisri eflâke ser çekmiş bir kayadan bir kayaya tâk-ı Havarnak gibi atılmış bir göz cisr-i müntehâdır kim aşağı bakanın zehresi çâk olur. Hattâ bu cisrin iki başındaki kal‘aların iç yüzdeki kapularının bir kapudan bir kapuya varınca bu Mostar köprüsünün tûlu kâmil yüz germe adımdır. On beş ayak enniliği vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 164b ·
metinde göster ·
… lun tarafeynine korkuluk yapmışlardır. Bu yoldan âdem geçerken aşağı nazar etse
zehresi çâk
olur. Üç bin adım aşağısı gayyâ ve derk-i esfel deresinden nehr-i Yadra sâ‘ika …
Ve kal‘a hâricinde bir su sarnıcı var ve ancak bir yolu var, gâyet sarp yol olmağile yolun yemîn ü yesârına Şeddâdî binâ ile korkuluk binâ etmişler, zîrâ bu yolda niçe kerre atların ve âdemlerin ayakları sıyrılup niçe yüz hayvânâtlar hezâr-pâre olmuşlardır. Ol ecilden yolun tarafeynine korkuluk yapmışlardır. Bu yoldan âdem geçerken aşağı nazar etse zehresi çâk olur. Üç bin adım aşağısı gayyâ ve derk-i esfel deresinden nehr-i Yadra sâ‘ika gibi gürleyüp cereyân eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 168b ·
metinde göster ·
… ir ve seksen yedi zirâ‘-ı mekkî derindir kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemeyüp
zehresi çâk
, menzili hâk olur.
Ve bu taraf handakı kâmil seksen adım enlidir ve seksen yedi zirâ‘-ı mekkî derindir kim âdem aşağı bakmağa cür’et edemeyüp zehresi çâk, menzili hâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36a ·
metinde göster ·
… bi segâh makâmında Acem kerrenâyı gibi anırdıkda sadâsın istimâ‘ eden âdemlerin
zehresi çâk
olur. Hakîrin dahi ciğeri hûn olup Hudâ halâs ede demeden gayri çâremiz olmadı, …
Yedi yıldır bir Tatar yiğidin sihr ile hımâr edüp bir köşe-i küncde durup 82a saman ve otluk yer. Ekmek dahi verseler yer, dâ’imâ benî âdem ile ihtilât etmeyüp ağzından salyarı akup âdeme aları aları bakup şeb [ü] rûz summün bükmün durur. Kâhîce hâtırına vatan-ı aslîsi gelüp eşek gibi segâh makâmında Acem kerrenâyı gibi anırdıkda sadâsın istimâ‘ eden âdemlerin zehresi çâk olur. Hakîrin dahi ciğeri hûn olup Hudâ halâs ede demeden gayri çâremiz olmadı, ammâ yine ne kâra koşsalar işler, ammâ nutuk yokdur. Bir mahbûb mirza yiğitdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 81b–82a ·
metinde göster ·
… nib-i etrâfları yalçın uçurum kayalardır kim el-iyâzu billâh âdem aşağı bakmağa
zehresi çâk
âkıbet yeri hâk olur, ammâ aşağı bakmayan bî-bâk ü bî-pervâ olur.
Bu mezkûr iki dîvârların mâbeyninde iki yüz kırmızı kiremit örtülü çufud evleri var. Ve bu iki kat dîvârdan gayri yerde mebnî aslâ kal‘a dîvârları yokdur. Cümle her cânib-i etrâfları yalçın uçurum kayalardır kim el-iyâzu billâh âdem aşağı bakmağa zehresi çâk âkıbet yeri hâk olur, ammâ aşağı bakmayan bî-bâk ü bî-pervâ olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 122b ·
metinde göster ·
… gibi daracık kayalar var kim ol tillere ve mağâralara âdem bakmağa cür’et etse
zehresi çâk
yeri hemân ol mahalde hâk olur. Ne‘ûzü billâh sarp kapu gibi boğazlardır kim bu …
Ve bu tûlu sekiz sâ‘at olan derenin bi-emrillâhi te‘âlâ iki başında aynı kapu gibi daracık kayalar var kim ol tillere ve mağâralara âdem bakmağa cür’et etse zehresi çâk yeri hemân ol mahalde hâk olur. Ne‘ûzü billâh sarp kapu gibi boğazlardır kim bu iki boğazlardan mâ‘adâ yerlerden içeri kuş uçmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 158a ·
metinde göster ·
, yeri hâk olur. Ne‘ûzü billâh derk-i esfel ve çâh-ı cahîm u hamîm ve sakar dere …
Bu kayalardan aşağı bakanın zehresi çâk, yeri hâk olur. Ne‘ûzü billâh derk-i esfel ve çâh-ı cahîm u hamîm ve sakar dereleridir. Ammâ bu şehrin niçe tüvânâ fetâlârı ve zehredâr çâpük ü çâlâk, şehbâz u dilâver-i server-i hünerverleri da‘vâ-yı merd edüp kendüyi bir kayadan bir kayaya pertâb edüp geçer, ammâ el-ıyâzu billâh makdûr-ı beşer değildir. Hakkâ ki zehredârlığ u bahâdırlıkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 222a ·
metinde göster ·
… enler üzre kâmil sekiz yüz adımdır. Bu kal‘adan âdem aşağı baksa Hudâ hakkıyçün
zehresi çâk
terleri hâk olur. Tâ bu mertebe eflâke ser çekmiş kad-keşân kal‘adır kim zirve- …
El-hâsıl bu mezkûr olan üç kat hisâr içre cümle seksen aded kiremit ile mestûr cihân-nümâ hâne-i bâlâlardır. Bu iç hisârda Sultân Mehemmed Hân câmi‘i, tarz-ı kadîm minâresiz ma‘bedgâhdır. Bu iç kal‘alar cümle dâ’iren-mâdâr cirmi bedenler üzre kâmil sekiz yüz adımdır. Bu kal‘adan âdem aşağı baksa Hudâ hakkıyçün zehresi çâk terleri hâk olur. Tâ bu mertebe eflâke ser çekmiş kad-keşân kal‘adır kim zirve-i a‘lâsına nazar edenin çeşm-i nergîs merdümleri hîrelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 274b ·
metinde göster ·
… deresi-misâl olmak ile ol câniblerinde kal‘a dîvârları yokdur. Âdem aşağı baksa
zehresi çâk
olur. Ancak garb tarafında bir küçük kapusu var, at gücile girir. Bu kapu taraf …
Sene (---) târîhinde bu dahi Ebü'l-feth Gâzî fethidir, ammâ amân ile verilmişdir. Mizistre sancağı voyvadalığıdır ve yüz elli akçe kazâcıkdır. Nâhiyeleri (---) aded kurâcıkdır. Lâkin kethudâyeri ve serdârı ve gayr[i] hâkimleri yokdur, ammâ dizdârı ve yüz on dörd aded neferâtı vardır. Kal‘ası Manya dağı eteğinde bir havâleli yalçın beyâz kaya üzre şekl-i murabba‘ ve Şeddâdî binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Kıble ve şimâl cânibi gayyâ deresi-misâl olmak ile ol câniblerinde kal‘a dîvârları yokdur. Âdem aşağı baksa zehresi çâk olur. Ancak garb tarafında bir küçük kapusu var, at gücile girir. Bu kapu tarafları havâleli olmak ile gâyet metîn ve kavî kulle-i azîmleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 275b ·
metinde göster ·
… ârları vardır. Ammâ her ne cânibinden olursa aşağı bakılmak muhâldir kim âdemin
zehresi çâk
olur. Bu kal‘a-i bâlâ Kürdistân'da gûyâ Van kal‘asıdır, lâkin bu Van kal‘asında …
Ammâ cânib-i selâsında aslâ dîvârı yokdur. Hemân bir kal‘a-i yed-i kudretdir. Ancak aşağı kal‘a tarafına nâzır kapusu kurbunda câ-be-câ kal‘a dîvârları vardır. Ammâ her ne cânibinden olursa aşağı bakılmak muhâldir kim âdemin zehresi çâk olur. Bu kal‘a-i bâlâ Kürdistân'da gûyâ Van kal‘asıdır, lâkin bu Van kal‘asından üç kat yüksekdir ve andan vâsi‘dir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277a ·
metinde göster ·
… Ve bu tarafdan kal‘aya düşman aslâ zafer bulmaz, zîrâ bu ka‘ra âdem nazar etse
zehresi çâk
olur. Ve bu kal‘anın şekl-i muhammesinde bu mahalden gayri handakı yokdur. Ol d …
Ve bu mahalde cereyân eden derenin iki tarafı yalçın hurde çakıl taşlı yalçın kayalardır. Yed-i kudret ile bu dere kal‘anın şark tarafına bi-emrillâh handak vâki‘ olmuşdur. Eyle handak-ı amîkdir kim gûyâ derk-i esfelden nişân verir. Ve bu tarafdan kal‘aya düşman aslâ zafer bulmaz, zîrâ bu ka‘ra âdem nazar etse zehresi çâk olur. Ve bu kal‘anın şekl-i muhammesinde bu mahalden gayri handakı yokdur. Ol dahi yed-i kudret handakıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y77b ·
metinde göster ·
… rülünce azametullâh ol ân bir sâ‘ika ve ra‘d u berk kopar kim ba‘zı fukarâların
zehresi çâk
olup cümle çerâğlar sönüp bir rîh-i sarsar zemîni sarsup taşı ve toprağı savuru …
"Yâ cibâl! Bi-emrillâh senden ricâm oldur kim bir müsâfirhâne yapdım, gönüller ka‘besi yapmak içün, anın kaldırımı yokdur. Ecdâd-ı ızâmım Seyyidü'l-kevneyn aşkına ve On İki İmâmân aşkına senden on iki bin taş isterim ki her biri at ve katır gevdesi gibi ola. Gelüp tarîk-ı Muhammedî üzre selâma duralar" deyü bir gülbâng-ı Muhammedî çeküp cümle huzzâr-ı abdâlân "Allâh" deyüp el yüze sürülünce azametullâh ol ân bir sâ‘ika ve ra‘d u berk kopar kim ba‘zı fukarâların zehresi çâk olup cümle çerâğlar sönüp bir rîh-i sarsar zemîni sarsup taşı ve toprağı savurup Mûsâ Baba cümle fukarâların el ele verüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y130a ·
metinde göster ·
… ûf u muhâtara yollarla, her kayanın zirve-i i‘lâsından âdem aşağı deryâya baksa
zehresi çâk
olur, eyle bir musîbet akabenin nihâyetine çıkdık. Gûyâ ebrler serimiz üzre güz …
Hakîr, müsellime, bu Karpuz nehri kenarında şehîd olan garîb tüccârların ahvâlâtın takrîr etdiğimde, fî'l-hâl baş bölükbaşısı ile üç bayrak asker gönderüp teftîş ve tefahhus etmeğe gitdiler. Hakîr anda anlar ile bir gün tekâ‘üd edüp ertesi gün cemapur askeri-misâl derinti kavim ile gâh leb-i deryâ ile ve gâh sengistân ve cibâl ile mahûf u muhâtara yollarla, her kayanın zirve-i i‘lâsından âdem aşağı deryâya baksa zehresi çâk olur, eyle bir musîbet akabenin nihâyetine çıkdık. Gûyâ ebrler serimiz üzre güzer edüp sadâ-yı kerrûbiyân istimâ‘ olunurdu. Bu kûh-ı bâlâdan kal‘a-i Alâ’iyye leb-i deryâda nümâyân oldu. Anı serber-zemîn nüzûl edüp bir sâ‘at dahi kumsal düz yerde yürüyüp mecmû‘u altıncı sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y138b ·
metinde göster ·
… a berâber ser çekmiş yalçın kûh-ı Bîsütûn-vâr kırmızı kayalardır. Aşağı bakanın
zehresi çâk
olur. (---)(---) Ve kıble cânibi dahi eyle yalçın kanara kayalardır. Ve şark c …
Ve kal‘ası leb-i deryâda evc-i âsumâna ser çekmiş yalçın kırmızı kaya üzre şekl-i muhammes sedd-i İskender-misâl bir kal‘a-i azîmdir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi (---)(---) on bir bin yüz niçe bin adımdır. Ve garb cânibi yüksek kayalar üzredir ki evce ser çekmişdir. Şark cânibi liman cânibine ilhâkdır. Cümle evleri biribiri üzerlerine (---)(---) biri biri üzre kat-ender-kat şarka nâzırdır ve birbiri üzerine yapılmışdır. Ancak şimâl cânibinde handak vardır. Mâ‘adâ gayri taraf el-iyâzenbillâh evc-i âsumâna berâber ser çekmiş yalçın kûh-ı Bîsütûn-vâr kırmızı kayalardır. Aşağı bakanın zehresi çâk olur. (---)(---) Ve kıble cânibi dahi eyle yalçın kanara kayalardır. Ve şark cânibi liman-ı azîmdir ki iki bin pâre gemi alur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y139a ·
metinde göster ·
… aralar ile çeküp kapuya siper ederler. Bu mahalden aşağı handaka bakmağa âdemin
zehresi çâk
olur.
Ve ana dîvâr kapusunun önünde asma kepenkli tahta cisir vardır. Her şeb mustahfızân makaralar ile çeküp kapuya siper ederler. Bu mahalden aşağı handaka bakmağa âdemin zehresi çâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y164b ·
metinde göster ·
… savt-ı hazîn ve Dâvûdî bülend nefesli ma‘sûmlar ba‘zı kasîdeler okur kim âdemin
zehresi çâk
olup şâd ferâhnâk olur. Ve ekser nisvân [ü] bintânları mevlûd-ı şerîf tilâvet e …
Tâ Medîne'ye dek bu beş sâ‘atlik yeri bile gidüp gûnâ-gûn fesâhat [u] belâgatle kasâyidler ve na‘t-ı Resûlullâhlar tilâvet ederek savt-ı hazîn ve Dâvûdî bülend nefesli ma‘sûmlar ba‘zı kasîdeler okur kim âdemin zehresi çâk olup şâd ferâhnâk olur. Ve ekser nisvân [ü] bintânları mevlûd-ı şerîf tilâvet ederler. Bu hâl üzre tâ Medîne-i münevvereye taht-ı revân ve mahâfîler yanı sıra gidüp ayrılmazlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y277a ·
metinde göster ·
… up gözleri tâs-ı pür-hûna dönüp eyle na‘ralara rehâ buldurur kim istimâ‘ edenin
zehresi çâk
olur. Hemân üstüne kuğuran âdem yâ şeyhin yâhûd bir gayrı fukarânın ardına gizl …
Ba‘zısı ajder-i heft-ser gibi gıjlarken biri dahi ana gıjgırup gelirken bu ol gıjgıran hemân ağzının köpüğü kesilüp beti benzi berg-i hazâna dönüp gömleğinin yenin yüzüne örtüp mahcûb avret gibi bir köşede oturur. Biri dahi bu avret gibi oturanın üstüne gelüp na‘ra urdukda gör(ür)se kim bu avret evzâ‘ı edeni gûyâ sar‘ tutup gözleri tâs-ı pür-hûna dönüp eyle na‘ralara rehâ buldurur kim istimâ‘ edenin zehresi çâk olur. Hemân üstüne kuğuran âdem yâ şeyhin yâhûd bir gayrı fukarânın ardına gizlenüp hâmûş olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y114b ·
metinde göster ·
… Âdâb üzre herbiri birer tarz [u] tavır üzre tevhîd ile ubûr etdiklerinde âdemin
zehresi çâk
olup mebhût [u] mütehayyir kalup dembeste ve hayrân olur. Ve ol gün Mısır'ın kû …
Andan tarîk-ı Hâcegân ya‘nî tarîk-ı Nakşibendî: Hazret-i Ebâ Bekir'e müntehîdir. Ekseriyyâ Özbekî tâ’ifesidir. Tevâzu‘ [u] meskenet üzre tevhîd ederek ve alemlerin küşâde kılup ubûr ederler. Ammâ deff ü kudüm ve tabl ü nakâre ve boru ve zurna ve davulları yokdur. Âdâb üzre herbiri birer tarz [u] tavır üzre tevhîd ile ubûr etdiklerinde âdemin zehresi çâk olup mebhût [u] mütehayyir kalup dembeste ve hayrân olur. Ve ol gün Mısır'ın kûçe ve bâzârında nûr şa‘şa‘a urup Ümmü Dünyâ'dan nûr doğar ve ol gün üzerine nûr yağar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y202b ·
metinde göster ·
… hâliye kalmaz. Ol gece cümle tuyûrlar eyle sayha ururlar kim istimâ‘ edenlerin
zehresi çâk
olur.
{Cebel-i Taylîmûn dahi derler} Ve acîb ü garîb vâcibü's-seyr bir temâşâgâh ibret-nümâ cebel-i azîmdir kim temdîhinde lisân kâsırdır. Her sene fasl-ı rebî‘de cânib-i Rûm'dan niçe kerre yüz bin tuyûr-ı gûnâ-gûn gelüp bu cebel üzre meks edüp mihmân olurlar. Ammâ laklak kuşundan ve sakkâ kuşundan ziyâde murglar yokdur. Ol cebel üzre ve deşt [ü] sahrâda bir kadem basacak arz-ı hâliye kalmaz. Ol gece cümle tuyûrlar eyle sayha ururlar kim istimâ‘ edenlerin zehresi çâk olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y369b ·
metinde göster ·
… 318a⟧ seng-i hârâ üzre tucdan bir kancık dîv timsâli etmişler kim âdem görünce
zehresi çâk
olur. Başı eflâke serçekmiş, geysûların fitîle fitîle perîşân etmiş, gözleri âf …
Bu hırmen cirmi vaz‘ olunan Q 321aP 318a seng-i hârâ üzre tucdan bir kancık dîv timsâli etmişler kim âdem görünce zehresi çâk olur. Başı eflâke serçekmiş, geysûların fitîle fitîle perîşân etmiş, gözleri âfitâb-ı âteş-tâba karşı meş‘al gibi şu‘le verir. Ve kucağında yine tucdan bir oğlun dizi üstüne oturdup gûyâ dirâgûş edüp sağ memesiyle süd verir şeklinde bir mahûf u mehîb ucûbe timsâldir. Ve memeleri kös-i Bağdâd kadar vardır. Sağ elin kaldırup Nîl'in cânib-i cenûbdan tarafa geldüği mahalle kolun uzadup bir parmağile gösterir şeklinde durur. Ve iki ayakları ol mîl minârelerin üstünden aşağı amûdların temelinde olan seng-i hârâlara kadem basmış durur. Ammâ eyle musaykal u mücellâ tuc sûretdir kim gûyâ zeheb-i hâlisdir. Ve ayağı önünde bir havz-ı azîm var kim seng-i hârâdan oyulmuş aşren fe-aşren havz-ı kebîrdir, içinde bir kişi şinâverlik etse mümkindir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y406a ·
metinde göster ·