… dmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında
zemîn ü
âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın …
{Der-beyân-ı muhâsara-i kal‘a-i Hanya} : Ba‘dehû fermân-ı serdâr ile cümle hayme ve hargâhları Hanya kal‘asının cânib-i şarkîsi ve garbîsi ve cenûbî tarafına top menzili ba‘îd ordu-yı İslâm kat-ender-kat kurulup cânib-i erba‘a içine karavullar ta‘yîn olunup cümle mîr-i mîran ve asâkir-i a‘yân-ı cüyûş-ı müslimîn hayme ve hargâhı ve bâr [u] bengâhıyla ta‘yîn olunduğu yerlerde meks edüp taraf taraf çavuşlar tenbîh edüp cümle guzât gusller eyleyüp herkes helâlleşüp Bismillah ile ibtidâ yeniçeri ocağı rûz-ı rûşende meterise girdiler. Ertesi ale's-sabâh deryâ-misâl asker ile mevc mevc ve fevc fevc ve gürûh gürûh müzeyyen ve müsellâh cüyûş-ı muvahhidîn ile Serdâr-ı mu‘azzam Yûsuf Paşa kal‘a altından küffâr-ı hâre karşu alâ rağmi'l-a‘dâ'l-a‘dâ bir alay olmuşdur kim cümle küffâr-ı dûzah-karâr havf [u] haşyet-i Âl-i Osmân'dan mebhût [u] mütehayyir kaldılar. Andan serdâr-ı mu‘azzam, kânûn-ı kadîm üzre otağına nüzûl etdüğü sâ‘at cümle beldâr u çerâhora kırk bin mikdârı kazma ve kürek verüp yedi koldan sıçan yollarına mübâşeret olunup yedi koldan kal‘a-i Hanya'yı kuşadup muhâsara etdiler. Evvelâ kal‘anın cânib-i cenûbunda yeniçeri kethüdâsı koluna serdâr-ı mu‘azzam girdi. Ve Anadolu eyâleti ile (---) Paşa on oda ile zağarcıbaşı girdi. Ve Rûmeli eyâletiyle (---) Paşa on oda ile samsoncubaşı girdi. Kapu tarafı ki cenûb tarafıdır, Sivas eyâletiyle (---) Paşa beş oda ile yeniçeriyle haseki ağa meterise ve cânib-i şarkîsinde gümüş tabyasına cümle Cezâyirli meterise girdi. Ve kal‘anın cânib-i garbîsinde Altuntabya tarafına Haleb eyâletine mutasarrıf (---) Paşa üç oda ile zenberekçibaşı meterise girdi. Netîce-i kelâm yedi koldan on yedi kat-ender-kat cümle guzât meterise girüp her tarafdan göz açdırmayup günden güne meterisler yürümede, ammâ sedd-i İskender-vâr bir çâr-kûşe kal‘a-i üstüvâr olmağıla cânib-i şimâlîsi liman ve deryâ vâkı‘ olup ol tarafında meterise girilmek muhâl-ender-muhâl olup ancak karada şarkî ve garbî ve cenûb tarafından meterise girildi. La‘în-i bî-dîn küffâr, Âl-i Osmân ile Kıbrıs gazâsından berü ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl etmemeğile askeri dinç ve cebehânesi gülünç ve sâ’ir mühimmatları mütekâsir ve soltatları vâfîr, şeb [u] rûz ârâm etmeyüp yedi gün yedi gice kırk bin top ve niçe kerre yüz bin tüfenk-i pür-renk ve niçe bin kazan kumbara atup şeb-i zulmânîde kal‘ayı meş‘al-i mu‘allaklar ile çerâğân ederdi. Yedi günde yedi bin âdem şehâdet câmın nûş edüp camadanları beytü'l-mâle teslîm olundu. Ammâ hamd-i Hudâ guzât-ı müslimîn zerre ve şemme havf etmeyüp serdâr-ı bâ-vakârın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle ihtimâm-ı 271b tam edüp gice ve gündüz meterisleri ileri yürüdüp üçüncü gün handak kenarına varıldı. Ve yedi koldan balyemez toplar kal‘anın yedi yerinden rahneler verdi. Ammâ kal‘anın zerre mikdârı rûhunun haberi olmadı. Gûyâ bir kûh-ı Demâvend idi. Bu hâl üzre yigirmi gün yigirmi gice ceng [u] cidâl ve harb [u] kıtâl olup mel‘ûn küffâr topa tutulmuş maymuna dönüp henüz hâbdan bîdâr olur gibi kudurmuş yılana dönüp eyle hıyel u şeytanat ve âteş-bâzlıklar edüp cümle guzât-ı müslimîni kebâb eyledi. Asker-i İslâm bu hıyel u mel‘ânetlerine bakmayup gün-be-gün ser-bâzlıkların ziyâde edüp Kumtabya cânibinden toprak sürmeğe eyâlet-i Şâm ve Mar‘ayş ve Karaman ve Tarabefzûn me’mûr olup toprak dağlar gibi gelirken küffâr-ı bed-girdâr [u] hilekâr kal‘a içinden el kumbarası ve kazan kumbarası ile erbâb-ı timarı yakup yandırdı. Âhir toprak sürmek mümkün olmayup taraf taraf lağımlara mübâşeret olunup kal‘anın garbî cânibi ki Nazarta tarafıdır, ol cânibden üç ağızlı bir lağm-ı sehm-gîn atılup kal‘anın yetmiş arşın mikdârı yeri hevâya perrân olup üzerinde olan küffârlar zâğ-ı gammâz-vâr hevâya pervâz urup dârü'l-bevâr-ı veylde karâr etdiler. Küffâr-ı dûzah-karâr bu lağım fennin görüp fi'l-hâl derûn-ı kal‘ada zîr-i handakdan güzer edüp bir lağım-ı sehm-gîn [ü] keyd-i mekîn atmışdır kim sürülen toprakla iki yüz mikdârı âdemleri evc-i hevâya münkalib edüp bir sâ‘at-i nücûmî gubar-ı türâb ile asker-i İslâm zulumât içre kaldılar. Niçe âdemler zîr-i türâbda bî-nâm u nişân olup bilâ-lahid ü bilâ tekfîn medfûn oldular. Guzât-ı müslimîn bu hâle dahi bakmayıp birbirlerin cenge tergîb edüp kal‘anın rahnedâr yerlerinden serdengeçdiler câbecâ kelleler ve diller getirmeğe başladılar. Hemân serdâr hazretleri kelle getirene elli altun, dil getirene yüz altun ve esîrin ihsân edüp niçesine timar u ze‘âmet bî-dirîğ ihsân oldukça guzât-ı müslimîn cân u gönülden cân ve baş verüp bir kaç kerre tâ derûn-ı kal‘adan kelle ve dil ve bir kerre ceneralin oğlun kayd-bend ile getirdiler. Ammâ ol gün mel‘ûn küffâr kudurdular ve hayli ceng edüp bî-nihâye yiğitleri şehîd etdiler. Ve bundan mâ‘adâ şeb [u] rûz görülmemiş âteş-feşânlık ederdi. Mâh-ı mezbûrun (---) günü derûn-ı kal‘adan bir küffâr resen-bâzlık ederek nüzûl edüp serdâr-ı âlî-tebârın huzûruna gelüp eydür "Sultânım! Eğer kal‘a içinde benim evimi ve ehl [u] iyâlimi bana ihsân edersen sana müjdem vardır" dedi. Serdâr "Hânenden ma‘a ziyâde murâd [u] maksudun her ne ise dîn-i Muhammedî hakk-içün sana ihsân edüp cümle re‘âyâya seni zâbit nasb edüp cümle tekâlîf-i örfiyyeden seni ve evlâdların mu‘âf ve müsellem edem" deyü yemîn billah ve kasem tallah edüp mezkûr keferenin gerdenine bir emân destmâlı bend edüp keferenin cümle ricâsın kabûl etdikde kefere eyitdi. "Sultânım: Küffâr içerde iki fırka olup Rûmlar kal‘ada kırılmakdan kal‘ayı Osmânlıya verüp harâc-güzâr re‘âyâ olalım derler. Venedikli, yok elbette imdâdımız gelince ceng edüp kırılırız, kal‘ayı virmeziz derler ve imdâdlarının gelmek ihtimâlleri vardır. Ve kendüler dahi top u tüfenk ve lağımdan helâk olup cümle küffâr liman tarafı emîn olmağıla anda cem‘ olmuşlardır. Şimdi tedârik oldur kim liman tarafına havâle taşrada bir tabya binâ edüp on pâre balyemez top ile liman tarafın döğesiz ve içeri Rûm mahallesinde bir kaç ok ile Rûmlara istimâlet kâğızları atasız, inşâallah böyle etseniz kal‘anın fethi müyesser olur" deyü kefere niçe gûne mütehassin tedârikler gösterdi ve vâfir sûret-i hak yüzünden telkîn edüp bir kaç ok ile Rûm mahallesine Rûmî lisânı üzre kâğızlar atup ol gice içerden on aded Rûm kefereleri çıkup İslâm ile müşerref olup isimlerine Burmalı fülân, Burmalı Sinân nâmında isimler kodular. Serdâr-ı zafer-şi‘âr bunların bu kelâm-ı dürûğlarına aslâ i‘timâd etmeyüp yevmen fe-yevmen göz açdırmayup kal‘ayı döğerdi. Ve kal‘anın cânib-i şarkîsinde Cezâyirli kolunda limana havâle bir tabya-i âlî binâ etmeği vech-i ma‘kûl görüp bir gicede evce ser çekmiş bir tabya-i âlî ihdâs edüp on pâre balyemez top-ı küp ile derûn-ı kal‘ada olan sarây-ı âlîlere ve emîndir deyü liman kenarında sâkin olan küffâra eyle top gülleleri uruldı kim derûn-ı kal‘adan 272a bir feza‘ u çeza‘ kopdu kim feryâd u figânları evce peyveste oldu. Ve ol gün cümle donanma-yı hümâyûn gemilerinde ve cümle deryâ beğlerine ve Cezâyirliye emirler gidüp rûy-ı deryâda gâfil olmayup hıfz [u] hırâsetler üzre olup on iki pâre mavunalar ile kal‘anın leb-i deryâdan olan yerlerin ve liman tarafların döğmeğe me’mûr etdiler. Anlar dahi kal‘a limanın döğmeğe mübâşeret edince derûn-ı kal‘adan bir vâveylâ kopdu. Ammâ deryâdan atılan top-ı kûplerin gülleleri niçe kerre bizim asker-i İslâma isâbet etdüğünden donanma topçubaşısına gayrı fermânlar gitdi. Ammâ yine bu mâbeynde küffâr-ı anîd-i pelîd inâdına musırr olup niçe bin gûne muhîl [u] şeytanat ve âteşbâzlık edüp ve niçe kayd [u] hâ’inlik ile âteş-feşânlık edüp günden güne yüz ve iki yüz âdem derece-i şehâdete kadem basdılar, bu kemîngâhda ömr-i gümânların yasdılar, ve sâ’ir guzât-ı muvahhidîn kılıçların arşa asdılar. Hulâsa-i kelâm şeb [u] rûz olan vekâyi‘âtları tahrîr eylesek tatvîl-i kelâm olup bir mücelled kitâb olur. Ancak merâm [u] maksûd-ı kelâm oldur kim küffâr-ı hîlekâr bu hücûm-ı mehcûmu görüp mâh-ı mezbûrun (---) günü bendler üzre çıkup gördü kim kırk bin eli kılıçlı ve çeğini kalkanlı serdengeçdi gâzîleri yürüyüş etmeğe âmâde olmuşlar. Ol gün küffâr bu hâli görüp bedenler üzre beyâz vereh bayrakları diküp "Aman, aman ey güzîde-i Âl-i Osmân" deyü feryâd u figân etdiler. Aslâ feryâd u vâveylâlarına nazar etmeyüp ma‘a'z-ziyâde kal‘a[yı] kûp toplar ile döğüp kumbara ve kurşumlar ve lağımlar atılup kal‘anın ba‘zı münhedim olan yerlerinden rehin nâmıyla bir kaç kapudan küffâr çıkup on gün mehil istediler. Serdâr eyitdi "Ale's-sabâh çıkarsınız, yohsa cümlenizi dendân-ı tîğdan bî-dirîğ geçiririz" deyü ta‘ahhüd etdiler. Hemân küffâr-ı dûzah-karârın birkaçı serdâr serâperdesinde kalup birkaçı derûn-ı kal‘aya gidüp "Kâbil ü imkân değildir. Cümle Türk yürüyüş edüp kırsalar gerekdir. Hemân cân u başımız ve ehl [u] iyâl ü yoldaşımız sağ iken sabâh çıkalım" deyü cümle ricâ edüp ma‘a-ziyâde bedenler üzre vere bayrakları zeyn edüp niçe mu‘temed küffârlar taşra rehne çıkup ol sâ‘at emân ile cümle yeniçeri ve sipâh ve cebeci ve topçu ocakları pür-silâh bedenler üzre zeyn olup cümle topları ve cebehâneleri kabza-i tasarrufa aldılar. (---) Ol gice cümle küffâr gemilerine dolup cezîre cezîre dârü'l-karâr-ı bevârlarına git(me)diler. Hamd-i Hudâ mâh-ı mezbûrun (---) günü burc u bârûlar üzre ezân-ı Muhammedîler kırâ’at olunup cümle guzât-ı müslimîn meterislerden çıkup kal‘anın der-i dîvârı üzre kat-ender-kat zeyn olup bir kerre gülbâng-ı Muhammedî ve bir yaylım top u tüfenk şâdmânın edüp üç gün üç gice donanma-yı hümâyûn olup şeb [u] rûz şâdmânîler olup sıyt u sadâ-yı top u tüfenk evkât-ı hamsede üç yaylım atıldığında zemîn ü âsumân ve deryâ-yı bî-pâyân cûş [u] hurûşa geldi. Küffâr gemileriyle Hanya'nın cânib-i şarkîsinde Suda kal‘asına ve Retime ve Apokorona ve Kandiye'ye giderlerken Hanya cenerali la‘în bu şâdmânîleri görüp ve ezân-ı Muhammedîleri istimâ‘ edüp ve nâkûshâneleri üzre haç alemleri ser-nigûn olup yerine yeşil alem-i Resulullah zeyn olduğun görünce ceneral-i mel‘ûn "Bu hâli görmemek yeğdir" deyü parmağıyla kendi gözün çıkarup la‘în oldu. Hemân ale'l-acele cümle donanma-yı hümâyûn limana girüp ıskarça olup sâ’ir şayka ve karamürsel ve cebehâne gemilerine destûr verilüp Âsitâne tarafına müjdeciler gitdi. Ve gayrı deryâ beğleri cümle yetmiş yedi pâre başdardalarıyla elli pâre Cezâyir ve Tunus ve Tarabulus gemileri lenger-endâz olup yatdılar. Andan cümle gemilerde olan mühimmâtları ve forsa pâyzenleri gemilerden çıkarup leb-i deryâya azîm surâhî ve serâmed ve musanna‘ toplar koyup ve niçe tabya-i azîmler edüp kirpi-misâl toplar ile müzeyyen edüp kal‘anın ibtîda handaklerin ve sürülen dağlar gibi toprakların deryâ-misâl asâkir-i İslâm ve beldâr ve çerâhôr ve teberdârân ve azebân ve forsa ve pâyzenânlar ile üç gün üç gicede handakleri mülevvesâtdan ve meteris sıçan yollarından pâk edüp kal‘anın rahne-dâr yerlerin metânet üzre mebnî edüp cümle asâkir-i İslâmı yerlü yerine nasb 272b edüp kal‘a evvelkiden bin kat ziyâde metânet ve istihkâm bulup cemî‘î kenîseleri ma‘bed-i müslimîn olup tâ‘at-ı Sübhânî olmağa başlandı. İbtidâ cum‘a Sultân İbrâhîm câmi‘inde kılınup cümle guzât fethinde bulunduklarına hamd-i Hudâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 271a–272b ·
metinde göster ·
… cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde k …
Ba‘dehû ale's-sabâh bin elli (---) senesinin mah-ı Şevvali'l-mu‘azzam'ının (---) günü İslâmbol'dan kâmil yetmiş konakda oturaklarımızla bu Ilıca'ya dâhil olup Erzurûm'a girmeğe bir alay-ı azîm tertîb olundu kim bir vezîr-i âlî-şâna bu gûne muhteşemâne alay olmamışdır. Zîrâ hatt-ı şerîf ile tuğrâ-yı garrâ çeker serdâr-ı mu‘azzamdır. Ve hakîkatinde paşa dahi pâdişâh-meşreb, azamet ve dârât sâhibi Cem-vakârdur. Erzurûm askeri dahi bu Ilıca'dan altı sâ‘at tâ Erzurûm'a varınca tarîk-i âmmın tarafeynine cenâheyn-vâr mevc u mevc ve fevc u fevc, yemîn ü yesâr müsellah asâkir-i kerrâr kat-ender-kat cânibeyne selâma durup zırh-zireh, külâh ve kolçâğ ve botluğ ve giyimler giyüp ellerinde on yedişer boğum Basra kargısı tarakları yalmanı demrenleri orman gibi yolun iki tarafında çataçat durup atları altışar pâre âlât-ı yancığa ve bahrî hotaza ve gûnâ-gûn raht u bahta müstağrak olup âdâb üzre selâma durup paşa dahi önüne sekiz aded altun taslı şâtırları ve ellerinde teber-i müsellemîleri ve bellerinde murassa‘ kemer kuşakları ve kantûre ve tennûreleri ve dîbâ vü zîbâ hil‘at-i fâhire ve başlarında âfıtabe ve cığcığa kemeriyle tâvûs-ı bâğ-ı cinân gibi hırâmânî reftâr edüp paşanın yemîn ü yesârında mataracıbaşı ve tüfenkçiler kırmızı sâye çuka dolama ile mücevher ve murassa‘ matara ve tüfenkler ve zerdûz üsküfleri üzre otâğlarıyla ile zeyn olup paşa-yı pür-vakâr iki tarafına selâm vererek ubûr edüp cümle asâkir-i Erzurûm selâm alarak ubûr ederlerdi. Ve cümle iç gulâmları dörd yüz aded âlât-ı silâha ve cebe [vü] cevşene müstağrak olup enselerinde imâm ve hakîr ve hazînedâr dahi akîbimizce alemdâr ve sancakdârlar dahi akîbince sekiz kat mehterhâne-i Âl-i Osmânî'yi çalarak ubûr olunup cümle Tatar askeri ve müteferrikagân ve vâcibü'r-re‘ayâ ve kapucubaşılar dahi âlât-ı harbe müstağrak olup muhteşemâne gürûh gürûh ubûr edüp alaylarının ibtidâları kal‘a-i Erzurûm'a dâhil olunca ibtidâ derûn-ı kal‘ada Kesikkulle 285b nâm kullenin tâ zirve-i a‘lâsı ki eflâke ser çekmiş bir tula kulle-i bâlâdır, anın üzerinden ibtidâ aleykümü's-selâm şâhî topları atılmağa başladı. Andan yeniçerilerin iç kal‘asından toplar atıldı. Tâ ki Ilıca'dan altı sâ‘atin sa‘d sâ‘atinde paşa kal‘a-i Erzurûm'un Erzincan kapusundan içeri dâhil olunca el-azametullah kal‘anın cemî‘î burc [u] bârûları üzre altı yüz yetmiş pâre topa bir fitilden âteş edüp zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp sadâ-yı top-ı küp evce peyveste oldu. Ve cümle piyâde kal‘a kulu ve yedi oda dergâh-ı âlî yeniçerileri çorbacıları çavuşları ve ağalarıyla kat-ender-kat pür-silâh paşa sarâyına varınca selâma âmâde olup paşa selâm vererek sarâya dâhil olunca yine kal‘adan bir yaylım top dahi atılup dîvânhâne-i âlîde niçe yüz kurbânlar zebh olup sommât-ı Muhammedî çekilüp eyle bir ziyâfet oldu kim gûya ziyâfet-i Ma‘dîkerbdir. Ba‘de’t-ta‘âm sekizer kat mehterhâne döğülüp dîvân-ı pâdişâhî oldu. Niçe da‘vâlar kat‘-ı alâka ve fasl-ı husûmet olup bu dîvânda yigirmi yedi kal‘a ağalarına ve yeniçeri ocağına ve topçu ve cebeci ve sa’ir ocak ağalarına ve iş erlerine ve gümrük emîni ve dizdâra el-hâsıl yetmiş aded hil‘at-i fâhire giydirilüp cümlenin huzûrunda Emîr Buhârî dâmâdı Molla Çelebi Efendi'ye bir yeşil çukalı semmûr lipaça ihsân olunup hakîr dahi gümrük kitâbeti hil‘atıyla ser-firâz ve ser-efzâz olup herkes du‘â ve senâ edüp hâne-i bî-minnetlerine revâne oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 285a–285b ·
metinde göster ·
… ‘ada bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top-ı pür-renk [ve] alay-ı ceng eyledi kim
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp Kal‘a-i Hasan mürg-i semender-vâr âteş-i nemrûd içinde …
Sene (---) târihinde Azerbaycân pâdişâhı Sultân Uzun Hasan Ebü'l-feth havfinden müceddeden binâ etmişdir. Anınçün Hasankal‘ası nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir hüsündâr kal‘a-i gevher-nigûndur kim Pasin sahrâsına göğüs verüp eflâke ser çekmiş kal‘a-i âlîdir. Sene (---) târîhinde cebren ve kahren muhâsara ile Kara Yûsuf evlâdı Ekrâdları destinden (---) Hân Gâzî feth edüp eyâlet-i Erzurûm'da Pasin sancağı beğinin tahtıdır. Beğinin hâssı taraf-ı pâdişâhîden kânûn-ı Süleymân Hân üzre 12.400 akçedir. Erbâb-ı zü‘amâsı altıdır ve erbâb-ı timarı 325, alaybeğisi ve çeribaşısı ve yüzbaşısı vardır. Hîn-i gazada cümle cebelüleri ile bin beş yüz asker olup ve nısf kal‘a neferâtlarıyla paşa fermânıyla imdâda geldiler. El-azametullah kaçan paşa-yı zevi'l-ihtirâm bu kal‘a zîrinde meks etdikde kal‘ada bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top-ı pür-renk [ve] alay-ı ceng eyledi kim zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp Kal‘a-i Hasan mürg-i semender-vâr âteş-i nemrûd içinde kaldı. Acem elçisi bu hâli görüp dem-beste kaldı. Bu mahalde Paşa-yı Aristo-tedbîr buyurdı-ı şerîf ile kal‘a dizdârına bir iç mehteri gönderüp "Tiz kal‘ayı donadup bedenler üzre cümle askerleri pür-silâh olup biz kal‘a temâşâsına vardıkda 290b cümle cebehâneyi müzeyyen edüp bir dem gülbâng-i Muhammedî getirüp bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top atsınlar" deyü fermân-ı vezîr varup ba‘de'l-‘asr Paşa, pasin beği ziyâfetine Acem elçisiyle kal‘aya giderken sadâ-yı Allah Allah gülbâng evce peyveste olup top u tüfenk velvelesinden sît u sadâ-yı top ayyûka çıkup elçi engüşt-i ber-dehen olup "Hey kayser-zemîn şahı! Aceb kal‘a-i Hasan-âbâd'a mâliksin" dedi. Ba‘dehû kal‘aya dâhil olunca Ilıca kapusunun iç yüzünde iki kapu mâbeynin tuğulka ve serpenâh zırh u zereh külâh [u] gûnâ-gûn âlât-ı silâh ile iki kapu mâbeynin müzeyyen edüp bu Ilıca kapusundan cümle pür-silâh kullar şâhrâhın yemîn ü yesârına kat-ender-kat kal‘a neferâtları ta iç kal‘aya varınca selâma durup derûn-ı kal‘ada salât-ı Cum‘a edâ olunup taşra çıkınca azamet-i Hudâ kal‘anın cümle burc [u] bârûların filândıra ve gûnâ-gûn bayrak [ve] sancaklar ile tezyîn etmişler. Andan Paşa iç kal‘aya çıkup kırk dörd karış Sultân Süleymân topların atdırup gülleleri tâ Çoban cisrine vardı. Bunda ziyâfet tenâvül olunup beğine ve dizdârına birer hil‘ât-i fâhire ihsân olunup ondan paşa yine alay ile serâperdesine geldi. Ba‘dehû yüz elli akçe kadısı ve yeniçeri serdârı ve sipâh kethüdâyeri ve müftî ve nakîbü'l-eşrâfı ve sâ’ir a‘yânı paşaya gelüp zemîn-bûs etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 290a–290b ·
metinde göster ·
… içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle …
Hakîr yine kethüdâ haymesine varup paşaya götürdükde paşa "Hay Evliyâm! Yolun yakın oldu" deyince "Sultânım! Bir iş zuhûr edüp bu kulunuzu yine muhabbeten paşa oğlunuz hakîri gönderdi" deyü mektûbları ve paşaya Varvar katli hakkına gelen hatt-ı şerîfi verüp Niksârî Halîl Efendi'ye nihânîce kırâ’at etdirüp bizim paşanın kendi ile müttefik olduğundan hazz edüp bu hakîri obasına götürüp "Benim oğlum! Sakın söz burada kalsın. Bak bana koca vâlideden ve Cinci Hoca'dan Bektâş Ağa'dan ve Muslihiddîn Ağa'dan ve Kara Murâd Ağa'dan ve cümle yedi ocak ağalarından ve şeyhülislâmdan ve cümle harem-i hâsda ayakdaşlarımdan ve sâ’ir karındaş [ve] yoldaşlarımdan ve cümle sipâhî ve yeniçeri ve cebeci ocaklarından gelen mektûbları cümle önüme koyup "Gör oğlum beni İslâmbol'a gel diye niçe isterler" dedi. Hakîkatü'l-hâl niçe mektûblara nazar etdim. "Benim efendim, iki yerden gayret kılıcın kuşanup ayağın pek basup basîret üzre olup cümle vüzerâ ve vükelâ ve ulemâ ve sulehâ ve mîr-i mîrânlar ve cümle yedi ocak halkıyla söz etmişiz. Cümlesi isterler. Cümle Anadolu eyâletlerinde ma‘zûl vüzerâ ve mîr-i mîrân ve sâ’ir mîr-i livâ ve sipâh kethüdâyerin başına cem‘ edüp Bursa üstünden tâ Üsküdar'a gelesin" deyü cümle İslâmbol a‘yânı mektûb ve tezkereler göndermişler. "Elbette ve elbette Üsküdar'a gelesin. Tâ ki bir acâ’ib göresin ve ser-i kârda olan yetmiş nefer kimesneyi isteyesin kim pâdişâhımızı anlar başdan çıkarup irtişâya terğîb etdirüp nâ-şer‘î muharremât şeyler etdirmeğe sevk ederler. Elbette gelüp anları katl etdiresin" deyü niçe mektûblar yazmışlar. "Benim cânım Evliyâ Çelebi! Bak İpşir oğluma gelen hatt-ı şerîfi bana gönderdi. Varvar'ın başın alırsan edâ-yı hizmetin mukâbelesinde sana müft ü meccânen Şâm eyâletin ihsân etmişiz, demiş" deyü hatt-ı şerîfi hakîre gösterdi. "İpşir oğlum ise cümle Karaman eyâletiyle ve bu kadar Türk ü Türkmân ve bu kadar kapusu kulu askeriyle yarın değil öbür gün bana imdâda gelmek üzredir. Andan inşâallah bu başımla doğru Âsitâne'ye gideriz" dedikde kalbime bir ilhâm gelüp "Bu başımla İslâmbol'a gideriz" dediğinden bir nakş olup "Ayâ söyleyeni ko, söyledeni gör" dedikleri darb-ı mesel mi ki, deyü hâtıra gûnâ-gûn efkârlar hutûr etdi. "Meded Sultânım! Hemân bana mektûblar veriniz. Biz de ordunuzda bulunalım. Pâymâl-i rimâl ser-gerdân gezmeyelim. Zîrâ paşa oğlunuz bir fermânınıza muntazırdır. Bu bahâr mevsiminde çayır çimen üzre kat‘-ı menâzil ederek İslâmbol'a varalum. Hemân mektûblar verin" deyü dest-i şerîfin bûs etdim. Gûyâ eli kan kokardı. "Tiz Halîl Efendi! Mehemmed Paşa oğluma ve Bâkî Paşa'ya ve Seydî Ahmed Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya ve Deli Dilâver Paşa'ya mektûblar yaz. Mehemmed Paşa oğlum anlara serdâr olup mu‘ayyenen geleler deyü tahrîr edin" deyü fermânlar etdi. Tiz hazinedârı çağırun, deyüp hakîre üç yüz mümessek altun ve yasdık üstünde bir sâ‘at ve bir mercân tesbîh ve bir çâr-kat tîrkeş ve bir kılıç ve hazînedârın bir semmûr paçası kürkün ihsân etdükde "Sultânım! Atlarım yoruldu. Üç küheylân ihsân eyle" deyince Emîr-i ahûr dörd at ve dörd rahtlı katır getür, dedi. 364b Der-akab üç küheylân at Çerkezî rahtlarıyla ve dörd katır raht [u] bisâtiyle ihsân edüp Köprülü Paşa mahlûlünden üç aded nâ-pâk Gürcî gulâmları ihsân edüp fi'l-hâl nâ-pâk iken bir tenhâca yerde üçünü de pâk edüp hazînedâr üçünü de pâk esbâblar verüp cümle ihsân olunan eşyâları katırlara yükledüp Çerkeş Hanı cenbinde yâr-ı gâr-ı kadîmimiz olan Kadı Nesîmî Efendi'ye Allah emâneti verüp mektûblar içün at ile yine otâğa gelüp gezerken otâk direğinde zincir-i belâ ile kayd-ı bend olmuş Köprülü Mehemmed Paşa'ya buluşup dest-i şerîfin bûs etdikde "Hay Hâfız Evliyâ oğlum! Hoş geldin" deyü paşa efendimizin hâl [ü] hâtırın su’âl etdi. "Kankırı semtinde hâlâ on bin asker ile serserî gezer" dedim. {Köprülü Mehemmed Paşa eydür:} "Başına bu kadar haşerâtı cem‘ edüp re‘âyâ vü berâyâ üzre konup zulm eylemesin" dedi. "Yâ sultânım! Başı korkusundan asker cem‘ etmişdir. Ma‘lûm-ı şerîfinizdir kim henüz cümle vüzerâları birbirine kırdırmak isterler" dediğimde "Gerçeksin amma" deyüp koynundan evrâdın çıkarup "Vallahi korkmasın. Elli âdem ile dahi günden güne gezsin. Kılına hatâ gelirse cemî‘î sözlerim kizb olsun. Bizden selâm eyle. Pâdişâha âsî olanlara tab‘iyyet etmesin, eğer mu‘ammer olam derse" deyü niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar edüp "kalk imdi, var git" dedi. Yine dest-bûs edüp otâğın orta direğinde yine zencir ile bağlı Amasiyyeli Kör Hüseyin Paşa'ya ve öbür baş direkde bağlı Kara Sefer Paşa'ya ve bir kenarda zencirle bağlı Amasiyyeli Hacı Efendi oğluna cümle buluşup hâl hâtır soruşup Hudâ halâs ide, deyü du‘â etdim. Anlar da paşaya selâm edüp gitdim. Bunların cânib [u] etrâfın çatal tüfenkli sekbân ve sarıca haşerâtları ihâta edüp nevbet beklerlerdi. Bu mahalde bir iç gulâmı hakîre gelüp "Buyurun, sizi sâhib-i devlet ister" dedikde paşanın obasına varınca "Mektûbları aldınız mı?" dedi. "Hayır! Almadım" dedim. "Tiz şu mektûblar gelsin" der iken Varvar Paşa'nın kapucular kethüdâsı içeri girüp eydür: "Sultânım! İpşir Paşa oğlunuz tarafından âdemler gelüp bayraklar göründü" dedi. Paşa eyitdi "Ya yarın gelse gerek idi. Safâ geldiler, hoş geldiler. Tiz bizim öbür otâğı bir hoşca döşen ve kendilerin otâkların bir çemenzâr yire kursunlar ve ta‘âm hâzırlansın ve kethüdâsı kethüdâmıza ve kapucular kethüdâsı sana konsun" deyü kapucular kethüdâsına hitâb etdi. "Ve cümle bölükbaşılar bölükbaşımıza" deyü kethüdâsına bi'l-külliye İpşir Paşa askerin müsâfir vermeğe fermân edüp kethüdâya tenbîh etdi kim "sen cümle ağavâtlarum ile atlanup yetişdiğin yire varınca istikbâline çık ve biz dahi ordu kenarına dek at ile karşu çıkaram. Tiz at hâzır edin" deyü kılıcın kuşanup otâk içinde müte’ellim gûne gezerken "Evliyâm! Sen İpşir Paşa'yı bilirsin" "Belî bilirim" dedim. "Sabr eyle. İpşir oğlumla buluş. Ba‘zı sırra müte‘allık sözlerim vardır. Anı söyleşüp ne zuhûr ederse ana göre mektûblar yazup İpşir oğlumdan da mektûblar alup gidesin" deyü taşra otâğa çıkdı ve bir sandaliyyesi üzre karâr-dâde oldu. Ve alay çavuşları "İpşir Paşa hazretlerinin ağavâtların çadırlarınıza indirin" deyü nidâ ederlerdi. Varvar kethüdâsı askeriyle Çerkeş suyun karşu geçüp piyâde sarrâclarıyla istikbâle gitdiler. Beri tarafda huddâmlar ta‘âmlar ve tahte'l-kahveler ve şerbet ve buhûrlar hâzır etmede. Hakîr taşra çıkup iki gulâmlarımla atıma süvâr olup İpşir Paşa'nın istikbâline Alî Paşa ile gitmeğe muntazır olup İpşir ile Varvar ne mu‘âmele ederlerse yakîn hâsıl etmeğiçün âmâde idim. Ammâ âheste âheste ibtidâ yedi koldan asker nümâyân olup çarhacılar askeri alâmetin gösterir talî‘a-i askere bakdım. Bir incecik uzun filândıra gibi bir beyâz dil bayrak ileri gelür ammâ cümlesi top kümeden gelirler. Bir yiğide sordum "Bu ne bayrakdır" dedim. "Şehsüvâr oğlu Gâzî Beğ bayrağıdır" dedi. Hakîr eyitdim "Oğul! Bu gelen asker ibtidâ çarka göstermiş ve yedi yerde mehterhâne cengi harbîleri dögülüp zü'l-cenâheyn ceng askeri göstermiş" Ol yiğit "Hayır! İpşir Paşa'nın de’bi ve mu‘tâdı budur" dedi. Ammâ Varvar'ın istikbâle giden kethüdâsı askeri İpşir'in ileri gelen askeriyle cirid oynamağa başladılar. Ammâ İpşir'in askerî kümelerindeki olan âlât-ı silâhlara güneş şa‘şa‘ası urup benî Âdemin çeşm-i ibreti hîrelenirdi. Bu hâl ile bu asker Varvar ordusuna bir ok menzili yer kaldıkda beri tarafdan Alî Paşa kerr u ferr u dârât ile üç yüz müzeyyen ve müsellah ve mülebbes iç ağavâtlarıyla ve niçe taşra ağavâtlarıyla süvâr olup ordusu içinden suyun karşu tarafına geçmeğe teveccüh edüp gitmede. Hakîr haylice yer gidüp Cenâb-ı Bârî kalbime ilhâm verüp "Bu gird-i gubâr ve bu izdihâm içre nişlerim" deyü üç gulâmımla gine Varvar ordusuna gelüp kimi ta‘âm ve kimi kahve pişirüp İpşir Paşalı müsâfirlerine ri‘âyet ve ziyâfete çalışırlar. Hakîr Varvar ordusunda dahi durmayup Çerkeş Hanı ensesindeki püşte üzre çıkup niçe yüz piyâde olmuş temâşâcı âdemler ile Çerkeş sahrâsında zeyn olan 365a hayme ve hargâhları ve asâkir-i bî-günâh [u] pür-günâhları seyr [ü] temâşâ etmeğe başladık. Aşağı sahrâda zeyn olan deryâ-misâl nakş-ı bukalemûn hayemât ve deve ve katır ve tavla tavla küheylân atlar süheyl urup ordu-yı Varvar içre bir gird-i gubâr zâhir oldu. "Ayâ bu ne alâmetdir ve ne melâletdir. Rîh-ı şedîd yok iken böyle bir gird-i gubâr evce peyveste oldu. Hamd-ı Hudâ şöyle toz ve toprakda ve böyle şiddet-i hârda bulunmadık. Âhir onlar otaklarına gelüp iki vezîr bir yerde buluşup ba‘de'l-letî ve'l-letî vakt-i zuhr olur. Eğer bir mektûb dahi İpşir Paşa verirse tahrîr olunca vakt-i asr olur" deyü bu gûne mülâhazâlar ile mezkûr mürtefi‘ bayır üzre bu aşağıda orduyu ve bu kadar mahlûk-ı Hudâyı seyr [ü] temâşâ ederken İpşir'in ileri yürüyen çarkacı askeri Şeh Gâzî Paşa ile cümle sekbân ve sarıca askerleri dahi Çerkeş suyunun kenarına geldiler. Niçe piyâdeleri Varvar ordusuna girdiler. Sâ’ir İpşirli askeri su kenarından ba‘îd kat-ender-kat durdular. Gerüden İpşir askeri dahi kat-ender-kat at başı berâber olup âheste âheste gelmede. Varvar fakîr anlara varmada iken hemân ibtidâ su kenarına gelen tüfenk-endâz askeri Varvar ordusu içre bir yaylım kurşum serpüp gerüde İpşir askerinden dahi sadâ-yı Allah kopup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle İpşirli Varvar ordusuna at koyup dal kılıç cümle haymelerin tınabların kesüp içinde olan Varvarlı hayme altında kalup Bre! Bre! deyince Varvar askeri içre bir kılıç-ı Timurî girüp eyle bir ceng [ü] savaş-ı perhâş-ı nâgehânî oldu kim Timur-ı bî-nûr ile Yıldırım Hân cengi böyle olmamışdır. Ale'l-gafle iken Varvar askeri İpşir Paşa askerine bir satûr-ı Alî urdular kim gûyâ ceng-i Alî oldu, ammâ çi-fâ’ide gâfil asker ve üç paşanın mâl-ı ganâ’imine müstağrak olmuş leşker, tok arslanın mişvarı ancak ol kadar olur. Ve kilk-i kazâ eli ezelde eyle takdîr olunup tahrîr olunmuş. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 364a–365a ·
metinde göster ·
… tta bir gûne tîzâb ile yemeni üzre beyâz hat tahrîr ederdi kim aslâ fenâ bulmaz
zemîn ü
zamân mühürleri var kim sihr-i i‘câzdır.
Ve üstâd-ı mühürken ve hakkâk idi. Ahmed Beğ ve Ferîd ve Sırrî kadar hüsn-i hat mazmûnlar seci‘iyyâtlar kazar ve ta‘lîk ve rik‘a yazar kim bî-misildir. Hatta bir gûne tîzâb ile yemeni üzre beyâz hat tahrîr ederdi kim aslâ fenâ bulmaz zemîn ü zamân mühürleri var kim sihr-i i‘câzdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 228a ·
metinde göster ·
… lup Rahovası Bitlîs kayaları ve dere ve depeleri ra‘d-vâr gürleyüp sâ‘ikasından
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp Bitlîs Hân bu sadâ-yı mûhişi istimâ‘ edüp "Hummâ-yı muh …
Ertesi gün ordu-yı İslâm'a dellâllar nidâ edüp on gün tekâüd fermân olunup mezbûr yigirmi iki aded cebehâne gemileri Tahtıvân limanına sâlimîn gelüp ve tüfeng şâdımânları olup cümle âlât-ı silâhlarıyla gemilerden çıkarup paşanın otağı önüne ale't-tertîb dizüp levâzımâtlarıyla âmâde oldukdan sonra ba‘de'l-asr serâperde-i vezîrde somât-ı Muhammedî tenâvül olunup gülbâng-ı Muhammedî sadâsı üç nevbet gelüp sadâ-yı Allah Allah evce peyveste olup yetmiş bin guzâtın tüfenglerinden bir yaylım atup ve bir yaylım altı aded balyemez ve dörd aded şâhî darbzenlere de âteşler olup Rahovası Bitlîs kayaları ve dere ve depeleri ra‘d-vâr gürleyüp sâ‘ikasından zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp Bitlîs Hân bu sadâ-yı mûhişi istimâ‘ edüp "Hummâ-yı muhrıkaya mübtelâ oldu." deyü haber geldi ve yevm-i mezbûrda top câmûslarına me’mûr olan ağaya haber gitdi. Ve ertesi gün bin iki yüz aded fil-i Mahmûdî-misâl câmûslar geldi ammâ dahi sağ kol Kürdistânı beğleri gelmedi ve paşa "Olmaya, illâ hayr!" deyü ığmâz-ı ayn etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 263b ·
metinde göster ·
… rüp bu kadar bin asker içinden bir ağızdan bir sadâ-yı "Allah Allah!" kopdu kim
zemîn ü
âsumân gülbâng-ı Muhammedî sadâsıyla pür olup cümle guzât-ı müslimîn dediler ki …
Hikmet-i Rabbü'l-İzzet, paşa esb-i sabâ-peymâsına süvâr oldukda Vekîl-harc İbrâhîm Ağa, paşanın atı önünde kırk aded koyunları "Allahu ekber" tekbîriyle kurbân etdikde, hemân üç dane koyunun ayakları bendi şeşilüp boğazlanmış iken birinin başı salınırken ikisi başsız ayağa kalkup üçü de paşanın atı önü sıra bir hayli mesâfe hân tarafına doğru seğirdüp gitdiklerin niçe bin Van askeri bu hâli görüp bu kadar bin asker içinden bir ağızdan bir sadâ-yı "Allah Allah!" kopdu kim zemîn ü âsumân gülbâng-ı Muhammedî sadâsıyla pür olup cümle guzât-ı müslimîn dediler kim "Bu boğazlanmış kurbânların yürümesi hayrdır ve ricâl-i gayb bizimle biledir." deyü cümle ricâlullah şâd [u] handân olup alâylar mevc ü mevc ve fevc ü fevc ve kavuş kavuş at başı berâber oldular. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a ·
metinde göster ·
deyüp cümle halkı cenge kalındırırlardı. Bu tertîb üzre giderek hânın meterisleri nümâyân olunca derûn-ı askerde hemân Paşa cengî harbîler ısmarlayup ibtidâ üç kerre derûn-ı dilden 268b gülbâng-ı Muhammedî çekilüp zemîn u âsumân lerzenâk olup ale'l-akîb paşanın dokuz kat mehterhâne ve Van eyâletinin yigirmi yedi sancak ümerâları ve Erzurûm'un imdâda gelen sancak ümerâlarının tabl [u] kudümleriyle cümle otuz sekiz yerde talb [ü] kudüm sadâsından zemîn ü âsumân güm güm gürleyüp âvâz-ı dühl Irâk'a çıkup şukka-i alemler ve yalmân-ı nîzeler şa‘şa‘asından ayn-ı benî Âdem hîrelenirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 268a–268b ·
metinde göster ·
… îb dahi üç yüz seksen varak idi. Her sahîfesinde selef mühürgânlarının pesend-i
zemîn ü
zamân ve ta‘lîk u nesih u rık‘a seci‘-i manzûmları var idi kim benî Âdemin çeşm …
Hulâsa-i kelâm hânın bu kadar mâl u menâlinde böyle zî-kıymet eşyâlar bulundu ve bir mecmû‘a-i acîb dahi üç yüz seksen varak idi. Her sahîfesinde selef mühürgânlarının pesend-i zemîn ü zamân ve ta‘lîk u nesih u rık‘a seci‘-i manzûmları var idi kim benî Âdemin çeşmi hîrelenirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277a ·
metinde göster ·
âsumân ra‘d gibi gürleyüp cemî‘i bünyâd-ı Rûmiyye ve ahâlî-i Rûmiyye berg-i haz …
Netîce-i kelâm, bu kevkeb ü debdebe-i İrân-zemîn ile kal‘aya karîb vardıkda hân ileri gidüp biz yine ağa ile at başı berâber giderken hemân Toprak kal‘adan bir kerre âvâz-ı dühül ü köslere tarralar uruldukda kal‘anın cümle bedenlerinden balyemez toplarına âteşler uruldukda azamet-i Hudâ sâ‘ika-i topdan zemîn [ü] âsumân ra‘d gibi gürleyüp cemî‘i bünyâd-ı Rûmiyye ve ahâlî-i Rûmiyye berg-i hazân gibi dir dir ditrerlerdi ve kal‘anın cümle ebrâcların ve dendân-ı bedenlerin cümle sâyebânlar ile ve tuğ u alemler ile ve selvi filandıralar ile serâpâ kal‘ayı zeyn edüp gûyâ bir sûr-ı arûs etmişler. Bu hâl ile kal‘a-i Rûmiyye'yi seyr [ü] temâşâ edüp ve alâyımızla güzer edüp şehri ve cemî‘i ünâsı ve cemî‘i mahbûb-ı zamâneler teferrüc ederek anlar da bizi seyr ü temâşâ ederek hânın sarâyına dâhil olup yine hân ile birbirimizi dirâğûş edüp hân sağ tarafına bu hakîri sol tarafına Murtezâ Paşa ağasın alup meydân-ı muhabbete destehânlar ve peşkîr ü makrameler geldi kim her biri hayal-kâr-ı Halkârî idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 290b ·
metinde göster ·
… l-i Osmân'a kıydı. Anın savlet ü salâbeti havfından İrân-zemîn kavmi değil belî
zemîn [ü]
âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ dirîğ kim devlet-i Âl-i Osmân' …
Hân eydür: "Ey cânım Evliyâ akay, lutf eyle, menimle yahşı danışık eyle. Her bâr bu kayser-zemîn şâhları hânların hemîşe kırup köklerin cûyiserlerdir. Pes niçün Vezir Kara Mustafâ Paşa'yı ve Hezârpâre Ahmed Paşa'yı ve fâtih-i Hanya Yûsuf Paşa'yı ve Sâlih Paşa'yı ve Koca vezîr'i ve niçe vezîrlerin katl eder. Husûsan şimdi İpşir-i beşîr vezîr-i bî-nazîri ve ol mankâle sâhib-serîri niçün katl edüp kellesin galtân ederdi ki eyle bir nâmdâr kahramân-ı zamân u sâhibkırân-ı bî-amân, yahşiye yahşı yamana yaman bir vezîr-i Âl-i Osmân'a kıydı. Anın savlet ü salâbeti havfından İrân-zemîn kavmi değil belî zemîn [ü] âsumân dir dir berg-i hazân gibi ditrerdi. Hayfâ dirîğ kim devlet-i Âl-i Osmân'da nâhak yere kan dökerler. Ne Perverdigâr'dan havf ederler ve ne Peygamber'den hicâb ederler. İpşir Âsaf'a olan zulüm Âsaf-ı Berhıyâ'ya ve şehîdân-ı Deşt-i Kerbelâ'ya olmamışdır. Muhibb-i fukarâ ve ebü'l-yetâmîn ve zu‘afâ bir mer[d]-i Hudâ vezîr-i dilârâ imiş. Gaddâr Osmânlı niçün bî-günâh eyle vezîri niçün katl etdi. Munı mena bir hoşça bildiresen." dedikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 293a ·
metinde göster ·
… rinde Rûmiyye'nin toprak kal‘asından ol kadar top u tüfeng şâdumânları oldu kim
zemîn ü
âsumân dir dir ditredi.
Evvelâ sene (---) mâh-ı Zilhiccesinde şehr-i Rûmiyye'den çıkınca fakîr hânın gerdeninde tavk-ı la‘net var iken atına bindirüp eşik karnı altından hânın pâylarına demir zencîrler ile bend edüp kırk nefer kimesneyi dahi cümle atlar üzre silsile-i belâ ile gerdenlerinden kayd u bend edüp ol yevm-i nahs-ı müstemirde Rûmiyye'den cânib-i şimâle çıkdığımız mahalde karşudan bir ulu gird-i gubâr evc-i âsumâna peyveste olduğu nümâyân olup içinden bir asker zâhir olup anı gördük, bir azîm Acem askeri nefîr ü kerrenâyları ve köslerin ve dühüllerin döğerek bir azîmü'ş-şân hân-ı İrân gelüp eşik ağasıyla ve kayd ü bend olan Genç Alî Hân ile görüşüp ağlaşdılar. "El-hükmü lillah birâder, hemân güzelce şâh sağ olsun." deyüp alây-ı azîm ile Rûmiyye'ye girdiklerinde Rûmiyye'nin toprak kal‘asından ol kadar top u tüfeng şâdumânları oldu kim zemîn ü âsumân dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 299b ·
metinde göster ·
… et Hazret-i Nûh'un Kûfe şehrindeki bi'r-i tennûrunda kaynayup kırk günde ibtidâ
zemîn ü
zamân su ile leb be-leb olup kırk birinci gün bir Tûfân-ı Nûh zulumât olup kıyâ …
Evsâf-ı arz-ı kadîm kal‘a-i Semâvât-ı Azîm: Bu şehr-i atîkin Semâvât nâmıyla şöhre-i şehr olmasının vech-i tesmiyyesi oldur kim Tûfân-ı Nûh'da ibtidâ âb-ı zulmet Hazret-i Nûh'un Kûfe şehrindeki bi'r-i tennûrunda kaynayup kırk günde ibtidâ zemîn ü zamân su ile leb be-leb olup kırk birinci gün bir Tûfân-ı Nûh zulumât olup kıyâmetden bir gün oldu. Ve bu şehr-i Semâvât üzre zemâdan bulutlar pâre pâre ve rîze rîze olup Hazret-i Nûh lisân-ı (---) ce Arapça buyurduklarından ba‘de't-Tûfân bu şehre Semâvât eyitdiler. Şehr-i azîm ve belde-i kadîmdir. Hâlâ hâk-i Bağdâd'da vâlî-i Bağdâd'ın bir müte‘azzım ağası hâkimdir. On altı bin guruş iltizâm hâss-ı hümâyûndur. İki yüz âdemiyle hükûmet eder. Ve yüz elli akçe ednâ mertebe kazâ-yı âsumânî-yi Semâvât'dır. Senevî mahsûlâtı Semâvât'dan bâd-ı hevâ hâsıl olur. Kal‘a dizdârı ve yüz mikdârı neferâtı ve kifâyet edecek kadarca hâne ve mühimmâtı ve şâhî topları vardır. Muhtesibi ve şâhbenderi ve gümrük emîni vardır. Şehri nehr-i Furât kenârında Ka‘be hâkinde hurma hıyâbânı içre ma‘mûr şehirdir. Kal‘ası hâk-i pâk ile mebnî şekl-i murabba‘ bir küçük sûr-ı musanna‘dır. Ve cümle (---) aded müfîd ü muhtasar hânelerdir ve cümle (---) aded mihrâbdır. Evvelâ (---)(---) câmi‘i.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 358a ·
metinde göster ·
"Yâ Muhammed, asıl bu şehr-i Nasîbîn, Âdem ceddin ile zemîne hubût etdiğimizde (---)(---) şehrine nüzûl edüp andan bu şehri mesken [ü] me’vâ eyledim. Bu da‘vâyı ben ederem ve ben bu kavmin ulusıyam ölüsü değilem ve kabri kabrun kurbı kabrun ve hafrudan değilem. Bu şehr-i Sakalân tâ zemîn ü âsumân devr edelden berü Şemlâl b. Eres pâdişâhın cedleri cân-ı ecinne kavminden berü bu şehir mülk-i mevrûsumuzdur. Ba‘dehû Hazret-i Süleymân bizim kavmimiz kırup bu ervâh-ı tayyibe Melik Sırfeyâîl fursat bulup Süleymân Nebî'ye îmân getirüp şehrimiz elimizden alup zabt etdi. Tâ ki Hazret-i Yûnus balık karnından şehr-i Musul'da taşra çıkdığı sene bu Sırfeyâîl ecinnesi kavm-i Rebî‘ kabîlesin incitmeğe başlayup Yûnus Nebî ümmeti Nasîbîn'den firâr edüp bu Sırfeyâîlî kavmi Nasîbîn'de karâr idinüp taht idinüp Sakalân şehri oldu. Niçe yüz sene benî Âdem Nasîbîn'e varamayup anlarda kaldı. Şimdi biz dahi fursat bulup yine mülk-i mevrûsumuz içün ceng-i azîm edüp Sırfeyâîl'i münhezim edüp Nasîbîn'i kabza-i tasarrufa alup zabt etdik. Emîr senin yâ Muhammed. Da‘vete icâbet edüp geldik, hüküm senin." deyü gûnâ-gûn lisân-ı belâğatle İblîs huzûr-ı Resûlullah'da tekellüm edüp hâmûş oldukda ervâh-ı tayyibe,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 393b ·
metinde göster ·
… dî çekerek kal‘a altına varıldıkda kal‘adan bir yaylım top [u] tüfengler atılup
zemîn [ü]
âsumân sadâ-yı top-ı kûpdan lerzenâk olup Paşa efendimiz dârât [u] kerr ü feriy …
Kal‘a-i Bender nümâyân oldukda el-azametullâh kal‘a-i Bender askeri cümle dokuz bin aded pür-silâh mükellef ü mükemmel asker Paşa'ya istikbâle çıkup alay-ı azîm ile gülbâng-ı Muhammedî çekerek kal‘a altına varıldıkda kal‘adan bir yaylım top [u] tüfengler atılup zemîn [ü] âsumân sadâ-yı top-ı kûpdan lerzenâk olup Paşa efendimiz dârât [u] kerr ü feriyle serâperdesinde meks edüp istikbâle çıkan kal‘a neferâtlarına bir kîse bahşîş ihsân edüp sahrâ-yı Bender'de asker cem‘ olmasıyçün üç gün tekâ‘üd ile cânib-i erba‘aya karavullar fermân olundu, zîrâ bu kal‘a-i Bender tâ kâfiristânın kat(?) ortasıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 37b ·
metinde göster ·
… sı altında ziyâfeti tenâvül ederken İlvov kal‘asından ol kadar bin top atdı kim
zemîn ü
âsumân top-ı kûp sâ‘ikasından dir dir ditredi.
Hemân Leh ve Çeh ve Eflâk ve Boğdan kavimleri Tatar gibi kalpak geyerler, ammâ Hân bu İlvov kal‘ası altında ziyâfeti tenâvül ederken İlvov kal‘asından ol kadar bin top atdı kim zemîn ü âsumân top-ı kûp sâ‘ikasından dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45b ·
metinde göster ·
… fişeng, ba‘dehû beş yüz pâre topları üç nöbet atup bir şâdumânlar olmuşdur kim
zemîn ü
âsumân güm güm gürleyüp dûd-ı bârûd-ı siyâhdan ebr-i kebûd siyâh levn olup ol â …
Bânîsi (---)(---) Leh lisânınca sebeb-i tesmiyesi (---) demekdir. Bu kal‘a nümâyân oldukda hâkimi Pokovnik, ya‘nî Leh vezîri pâyesiyle on bin müsellâh asker-i zâl ile Hân'a karşu tabl [u] nâkûs-ı erganonların çalarak alay ile Hân'ı kal‘a altında meks etdirdiklerinde azamet-i Hudâ Ladicin kal‘asından ibtidâ kırk elli bin tüfeng ve fişeng, ba‘dehû beş yüz pâre topları üç nöbet atup bir şâdumânlar olmuşdur kim zemîn ü âsumân güm güm gürleyüp dûd-ı bârûd-ı siyâhdan ebr-i kebûd siyâh levn olup ol ân Hân'a yüz araba hedâyâ-yı zî-kıymetler gelüp zîr-i kal‘ada ziyâfet-i azîmler oldu, ammâ hâlâ bu kal‘a-i Ladicin Leh kralı hâkindedir, ammâ eyâleti hâkimi Durujunka Kazağı hükmündedir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 49b ·
metinde göster ·
… al‘alarının beş pâre kal‘adan ol kadar "Safâ geldin" topları endâht etdiler kim
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp kal‘a-i Özü'ye selâmetle dahil olup beğ sarâyında dîvân …
Hamd-i Hudâ sene (---) târîhinde bin aded Akkirmân ve bin aded Boğdan askeriyle Özü kal‘asına karîb vardıkda Özü beğine ve Paşa kethüdâsına hakîrin geldiği haberin gönderüp hakîr cümle asker ile sehel atlardan inüp istirâhat mahallinde iken kal‘a cânibinden bir toz zâhir olup cümle Özü askeriyle beğleri ve Paşa kethüdâsı hakîre istikbâle gelüp ba‘de'lletî ve'l-letâ alay-ı azîm ile zîr-i kal‘aya vardıkda el-azametullâh üç aded Özü kal‘ası ve Hasan Paşa ve Kılburun kal‘alarının beş pâre kal‘adan ol kadar "Safâ geldin" topları endâht etdiler kim zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp kal‘a-i Özü'ye selâmetle dahil olup beğ sarâyında dîvân-ı pâdişâhî olup mehterhânelerden sonra efendimiz Melek Ahmed Paşa'nın buyurdumların ve mektûbların beğlere ve Yûsuf Kethüdâ'ya verüp ibtidâ Bozcaadası fetihnâme-i hümâyûnu kırâ’at olunup cümle ibâdullâh hazz edüp devâm-ı devlet-i Sultân Mehemmed Hân-ı Râbi‘'e ve fâtih-i Bozcaada Köpürlü Mehemmed Paşa'ya hayır du‘âlar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54a ·
metinde göster ·
… n-ı bedenlerden bir yaylım tüfeng atup ardı sıra şâhî ve balyemez toplar atılup
zemîn ü
âsumân ra‘d-vâr güm güm gümledi.
Hemân fetihnâme okundukdan sonra kal‘a neferâtı ve çavuşları nidâ edüp cümle neferâtlar kal‘anın burc [u] bârûları ve bedenleri üzre pür-silâh hâzır olup mukaddemâ imdâda giden on bin aded güzîde asker enderûn [u] bîrûn-ı kal‘ada deryâ-misâl asker-i İslâm cümle silâhlariyle âmâde 54b olup ibtidâ yukaru büyük kal‘ada üç nöbet gülbâng-ı Muhammedî çekilüp sadâ-yı Allâh Allâh evc-i âsumâna peyveste olup ba‘de'd-du‘â ve senâ beş aded kal‘alardan tabl ve nakkâre ve nefîrlere Rehâvî makâmında üstâd-ı kâmil mehterler rehâ buldurunca hâzır-bâş olan guzât-ı müslimîn dendân-ı bedenlerden bir yaylım tüfeng atup ardı sıra şâhî ve balyemez toplar atılup zemîn ü âsumân ra‘d-vâr güm güm gümledi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 54a–54b ·
metinde göster ·
… nmağa başladılar. Ol gece Bozcaada'nın altıncı gece donanması şâdumânı oldu kim
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp cümle gâzîyân-ı serbâzân mu‘tâdları üzre pür-silâh âmâd …
Hakîkatü'l-hâl yukaru eski kal‘anın hisâr-pîçe tarafına nazar olunmayup niçe yerinden âdem murâd edinse güzer etdi. Ol dahi bir haftada itmâm bulup dahi kara çavlar dururken ve mukaddemâ aşağı kal‘alar meremmât olup anların dahi iskeleleri dururken kal‘ayı beyâz etmeğe Yûsuf Kethüdâ sa‘y edüp yukaru kal‘a tamâm dürr-i yetîm gibi beyâz olup iske[le]leri bozulup aşağı Piyâle Paşa ve Çelebi Hasan Paşa iskeleleri kaldı. Bu mahalde Akkirmân'dan on pâre gemi keraste ve Eflâk ve Boğdan'dan iki bin çerâhor re‘âyâ me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla kal‘a meremmâtı hidmetine gelüp taşra varoşda cümlesin deftere kayd edüp hidmete kullanmağa başladılar. Ol gece Bozcaada'nın altıncı gece donanması şâdumânı oldu kim zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cümle gâzîyân-ı serbâzân mu‘tâdları üzre pür-silâh âmâde durup beş yerden mehterhâneler çalınup gülbâng-ı Muhammedîler çekilüp sabâha dak altı geceden berü böyle şâdumânlar ve zevk [u] safâlar olurdu, ammâ hikmet-i Hudâ-yı Müte‘âl [ü] bî-zevâl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 56b ·
metinde göster ·
… h-ı cihânbân serâperdesinde meks etdikde Bursa kal‘asından top şâdumânları olup
zemîn ü
âsumân dir dir ditredi.
Andan alay-ı pâdişâh-ı Dârâ ferr azîm alay ile kâmil bir sâ‘at-i nücûmîde segâh makâmında mehterhânesi ve kös-i hâkânîlerin çalarak ubûr edüp bu alayın önünden intihâsına varınca kâmil yedi sâ‘at olup bizzât sa‘âdetlü hünkâr pâdişâh-ı cihânbân serâperdesinde meks etdikde Bursa kal‘asından top şâdumânları olup zemîn ü âsumân dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 84b ·
metinde göster ·
… 102a⟧ hemân bizim cümle asker bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurunca
zemîn [ü]
âsumân mâbeyni sadâ-yı Allâh Allâh ile velvelenâk olup zîr-i pây-ı küheylânlard …
"Hemân bu sünbül havâda küffâra amân u zamân vermeyüp uruş etmek gerek" deyü keneşi bir yere, ya‘nî müşâverede cümle asker yek-dil [ü] yek-cihet olup Yalı Tatarı çarkacı, Kırım askeri cenâheyn-vâr bizim Boğdan beğinin yemîn [ü] yesârın alup Boğdan beğimiz yigirmi bin asker-i tüfeng-endâzıyla tabl [u] alemin döğerek at başı berâber beş karış kar üzre sahrâ-yı Yaş şehrine varıldıkda 102a hemân bizim cümle asker bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurunca zemîn [ü] âsumân mâbeyni sadâ-yı Allâh Allâh ile velvelenâk olup zîr-i pây-ı küheylânlarda olan dipi ve boranlı kar-ı pembe-misâl yine havâya perrân atıldı ve bizim asker Tatar birbirlerine karıldı ve katıldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 101b–102a ·
metinde göster ·
… m olunca ceng tablına turralar urulup cengî harbîler çalınırken hemân bir kerre
zemîn ü
âsumân lerzân olup Çavuşzâde Mehemmed Paşa kolundan tekrâr bir dahi elli arşın …
Bu lağım mahallinde cümle guzât-ı muvahhidîni serdâr-ı âkıbet-endîş âgâh edüp cümle guzâta cebehâne-i âmireden niçe bin aded tîğ ve teber ve siper ve tîr ü kemân ve harbe ve bunduk ve cidâlar tevzî‘ olunup terakkîler va‘de olundukda cümle guzât içre bir sürûr ü şâdumân olup birbirlerin savaş-ı perhâşa terğîb edüp rûz-ı rûşenleri rûz-ı ıyd-ı adhâ ve şeb-i zulmânîleri leyle-i Kadr mâh-ı çârdeh olup mâbeynlerinde bir garîb ayş u işret ve zevk u şevk ve sürûr ü şâdumân olup cümle guzât gusüller ile hâcet namâzları kılınup birbirleriyle öpüşüp görüşüp vasiyyetler edince lağım mahalli tamâm olunca ceng tablına turralar urulup cengî harbîler çalınırken hemân bir kerre zemîn ü âsumân lerzân olup Çavuşzâde Mehemmed Paşa kolundan tekrâr bir dahi elli arşın mikdârı kal‘a dîvârı ender havâ mu‘allâkest olup dîvâr üzre ber-karâr olan küffârın karârları dârü'l-bevâr olup gird-i siyâh-ı bârût âfitâb-ı âlem-tâbı şeb-i zulmânî etdikde hemân guzât-ı cüyûş-ı muvahhidîn kol kol kollarında siperlerin yüzlerine alup gülbâng-ı Muhammedîye rehâ buldurup yürüyüş edüp baş almada ve baş verüp savaş-ı perhâş etmede.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 125a ·
metinde göster ·
… şu alay ile çıkup kal‘adan ol kadar safâ geldin deyü balyemez toplar atıldı kim
zemîn ü
âsumân dir dir ditredi. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Andan y …
Menzil-i kal‘a-i Kinin: Cümle guzâtları ve a‘yân [u] eşrâfları paşaya karşu alay ile çıkup kal‘adan ol kadar safâ geldin deyü balyemez toplar atıldı kim zemîn ü âsumân dir dir ditredi. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)(---) Andan yine cânib-i kıbleye,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 142a ·
metinde göster ·
… İskender-vâr yedi aded tabyasından Zirinoğlu'na bin pâre şâdumânî topları atup
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i rûy-ı dîvârları kırmızı prankona çukalar ile zey …
Sene 921 târîhinde Selîm Hân-ı Evvel Mısır fethinde iken bu kal‘ayı Koca Zirin müceddeden binâ etdi. Zemîni bir vâsi‘ sahrâ-yı ferah-fezâda şekl-i müseddes şeddadî rıhtım dolma binâdır. Handakı çâh-ı azîmdir. Cümle sedd-i İskender-vâr yedi aded tabyasından Zirinoğlu'na bin pâre şâdumânî topları atup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp cemî‘i rûy-ı dîvârları kırmızı prankona çukalar ile zeyn etdiler. Ve cemî‘i tabyalar üzre gemi direkleri üzre birer gemi sereni dahi mıhlayup seren uçları onar bin guruş değer filandıralar asup kal‘ayı gûnâ-gûn peykerler ile zeyn edüp cemî‘i kilise çanlıklarında nâkûslar sadâsı cihâna velvele verdi. Ve bana cemî‘i kâfir askeri istikbâle çıkanlar yüzü koyunu yatup gûyâ secde ederlerdi. Ve tarîk-i âmlar üzre altun ve gümüş micmerelerde ûd ve amber ve kara günlük yakup râyiha-i tayyibelerden benî Âdem'in demâğı mu‘attar olup hersek ban kal‘a içre sarâyına girüp dahil oldukda bizi de bir sarâya kondurup andan şehir a‘yânının ziyâfetine vardım. Hersek'e bir ziyâfet ve bir nukul meze ve şarâb bir âfet olmuşdur kim ayağı düz, elleri ayakları düz kefereler kalmadı, zîrâ Ligradçık'ın bâğı ve bâğçe ve ığrâfı(?) çokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 162b ·
metinde göster ·
… derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr görüp el-azametullâh eyle toplar atdı kim
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp murg-ı semender-vâr kal‘a-i Sakmar âteş-i Nemrûd içinde …
Lisân-ı Macar'da (---) demekdir. Bânîsi Makşi kraldır kim Süleymân Hân ile Budin'de ceng edenin veled-i pelîd-i anîdi Makşi kral binâsıdır. Hâlâ Erdel krallarına tâbi‘dir, ammâ Rakofçi la‘în zinde iken Nemse çâsârıyla yek-dil ü yek-cihet olup bu kal‘aya beş bin Nemse cengâveri komuş idi. Aslâ itâ‘at etmeyüp vakt-i sabâhda bizim yigirmi bin askeri derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr görüp el-azametullâh eyle toplar atdı kim zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp murg-ı semender-vâr kal‘a-i Sakmar âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Ve bizden niçe at ve âdemler şehîd oldu. Biz dahi top altından Tatar ile mûr [u] mâr gibi târumâr olup ve kal‘anın batı cânibinde topdan alarka bir çemenzâr yerde cem‘ olduk. Ve bize atdığı top güllelerinin her biri kırkar ve ellişer vukiyye gelir idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 10b ·
metinde göster ·
… İslâm meks edince kralın avreti şâdumânlık içün bir fitilden bin pâre top atup
zemîn [ü]
âsumân dir dir ditreyüp ordu-yı İslâm'da boşanmadık atlar kalmadı.
Bu kal‘a altına asâkir-i İslâm meks edince kralın avreti şâdumânlık içün bir fitilden bin pâre top atup zemîn [ü] âsumân dir dir ditreyüp ordu-yı İslâm'da boşanmadık atlar kalmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 18b ·
metinde göster ·
… ir gezerken kal‘a-i Sibin'den "Safâ geldin" deyü bir fitîlden bin pâre top atup
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp mel‘ûn kal‘a murg-ı semender-vâr âteş-i sûzân içinde ka …
Netîce-i kelâm bu kal‘a-i Sibin tâ bu mertebe rıhtım ve şeddâdî binâ-yı Ferhâdî'dir. Ve hâlâ Rakofçi'den kırılan küffâr-ı hâksâr-ı dûzah-karârın üstühân-ı murdârları Sibin kal‘ası sahrâsında beste beste ve püşte püşte ve ceste ceste na‘şe-i murdârları bile yığılı yatır. Hattâ kal‘a-i Sibin'i ve üstühân-ı küffârların seyr [ü] temâşâsına serdâr-ı müdebbir gezerken kal‘a-i Sibin'den "Safâ geldin" deyü bir fitîlden bin pâre top atup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp mel‘ûn kal‘a murg-ı semender-vâr âteş-i sûzân içinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30a ·
metinde göster ·
… nâ ve boru ve ziller ile ceng-i harbî fasılları rehâvî makâmında fasl olundukda
zemîn ü
âsumân âvâze-i dühül ü nefîrden gürül gürül gürledi. Ve cümle küffâr kraldan bî …
Bu kelâmlardan sonra kral niçe nasîhat-âmîz kelimâtlar söyleyüp yemîn ü yesârına minberde selâmlar verüp mim[ber]den aşağı enerken (enerken) yine iki vezîr (...) kralın koltuğuna girüp minberden endirüp ba‘dehu mezkûr murassa‘ kürsîye çıkup cemî‘i Erdelistân-i segistân kâfirleri gürûh gürûh remmâ remmâ ve sürü sürü yakına geldiklerinde azametullâh cümle Âl-i Osmân vüzerâ ve mîr-i mîrânları ve ümerâlarının cemî‘i çalıcı mehterbaşıları gelüp bu kadar bin tabl ve nefîr [ve] surnâ ve boru ve ziller ile ceng-i harbî fasılları rehâvî makâmında fasl olundukda zemîn ü âsumân âvâze-i dühül ü nefîrden gürül gürül gürledi. Ve cümle küffâr kraldan bî‘at ederlerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 30b ·
metinde göster ·
… nder-vâr âteş-i Nemrûd ve bârûd-ı siyâhdan peydâ olan dûd içinde kal‘alar kalup
zemîn ü
zemân u âsumân lerzân oldu.
Hikmet-i Hudâ eyyâm-ı müsâ‘id ile nehr-i Tuna üzre bin pâre zahîre gemileri bâdbânları ve fılandıra ve sancağ u bayrağ u alemlerin küşâde edüp asker-i İslâm karadan, anlar Tuna'dan giderken kal‘a-i Budin ve kal‘a-i Gerz İlyâs ve kal‘a-i Peşte ve kal‘a-i Bârûdhâne nümâyân oldukda el-azametullâh ibtidâ sadrıa‘zama ve sancağ-ı Resûlullâh'a ve asâkir-i cündullâha vehle-i ûlâda Gerz İlyâs kal‘ası bir yaylım top ve bir yaylım tüfeng mezkûr Budin ve Peşte kal‘aları "Safâ geldiniz ve hoş geldiniz" deyü üç pâre kılâ‘-ı azîmeler ol kadar top u tüfeng ü fişeng şâdumânları edüp cümle kal‘a neferâtları gülbâng-ı Muhammedîler çeküp cümle kal‘a murg-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd ve bârûd-ı siyâhdan peydâ olan dûd içinde kal‘alar kalup zemîn ü zemân u âsumân lerzân oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 73a ·
metinde göster ·
… în gülbâng-ı Muhammedî çeküp yedi yaylım toplar ve yedi yaylım tüfengler atılup
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp yedi gün yedi gece feth [ü] fütûh donanması fermân olun …
Ve cümle burc [u] bârûları üzre cemî‘i ulemâ ve e’imme ve hutabâ ve mü’ezzinânlar çıkup niçe bin yerde ezân-ı Muhammedîler verilüp yedi nevbet cemî‘i guzât-ı müslimîn gülbâng-ı Muhammedî çeküp yedi yaylım toplar ve yedi yaylım tüfengler atılup zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp yedi gün yedi gece feth [ü] fütûh donanması fermân olunup cemî‘i kenîselerin içlerinde olan lâşe-i murdârların çıkarup bâğlar içinde bir hafr-i ma‘lûme lahd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 77b ·
metinde göster ·
… ve cân u gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı Hudâ'dan sahrâ-yı
zemîn ü
âsumân-ı nüh-tâk kubbe-i eflâk çın çın ve zın zın olup hemân Nemse atlısı üzre …
Tamâm küffâr ile mâbeynimiz bir at menzili yer kalup sabâh namâzın ale'l-fevr kılup du‘â vü senâyı atlar üzre edüp cümle piyâdelerimizi bir püşte üzre tortop edüp hemân cümle guzât-ı müslimînin altı bini dahi derûn-ı dilden ve cân u gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup sadâ-yı Hudâ'dan sahrâ-yı zemîn ü âsumân-ı nüh-tâk kubbe-i eflâk çın çın ve zın zın olup hemân Nemse atlısı üzre cümlemiz bir topdan top güllesi gibi tokunup küffâr ile karış katış olup cümle Fârisü'l-hayl cerîd-endâz silâhşorânlarımız bu sahrâ-yı lâlezârda arz-ı kâlây gösterüp küffâra uyluk hıştlarıyla ve on yedişer boğum kargı sırıklar ile küffâra bir hamle-i pehlivânî olundu kim diller ile ta‘bîr olmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 102b ·
metinde göster ·
âsumân lerze-nâk olup yer göğe ve gök yere endi zann olundu.
Hakîkatü'l-hâl ba‘de'z-ziyâfe ordu-yı İslâm içinde yetmiş aded balyemezlere ve üç yüz altmış aded şâhî zarbuzan toplara bir fitilden âteş edüp ordudan dahi niçe kerre yüz bin sağîr ü kebîr tüfengleri bir yaylım boşaldup ve bir nevbet gülbâng-ı Muhammedî çeküp sadâ-yı Allâh Allâh evc-i âsumâna urûc edüp zemîn ü âsumân lerze-nâk olup yer göğe ve gök yere endi zann olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 114a ·
metinde göster ·
… îrleri cümle Lehliler alup kal‘a-i Holçar'a girüp ol kadar top şâdumânları edüp
zemîn ü
âsumân lerzân oldu. Meğer bu kal‘a Leh ile Orta Macar çetinde hem-müşâ bir kal‘ …
İki bin aded esîrleri cümle Lehliler alup kal‘a-i Holçar'a girüp ol kadar top şâdumânları edüp zemîn ü âsumân lerzân oldu. Meğer bu kal‘a Leh ile Orta Macar çetinde hem-müşâ bir kal‘a imiş.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129b ·
metinde göster ·
… Sadrıa‘zama "Safâ geldin" deyü ol kadar toplar atup şâdumânlar etdiler kim gûyâ
zemîn ü
âsumân dir dir ditredi. Ve ol gün Sadrıa‘zam Peşte kal‘asın seyr [ü] temâşâ edü …
Altında cümle asâkir-i islâm meks-i hıyâm etdükde eğer kal‘a-i Peşte'den ve eğer kal‘a-i Gerz İlyâs'dan ve eğer kal‘a-i Sedd-i İslâm Budin'den ve eğer kal‘a-i Bârûdhâne'den Sadrıa‘zama "Safâ geldin" deyü ol kadar toplar atup şâdumânlar etdiler kim gûyâ zemîn ü âsumân dir dir ditredi. Ve ol gün Sadrıa‘zam Peşte kal‘asın seyr [ü] temâşâ edüp ta‘mîr ü termîme muhtâc olan yerleriyçün tenbîh ü te’kîdler edüp Budin defterdârının ziyâfetinden sonra serâperdesine gidüp ol gün yine cemî‘i vüzerâ ve mîr-i mîrân tuğları Budin cisrinden ubûr edüp Budin tarafındaki Kile sahrâsında meks-i hıyâm olundu. Ertesi Sadrıa‘zam alay-ı azîm ile Tuna üzre cisr-i kavîden ubûr ederken Budin'in Tuna kenârında Ali Paşa tabyasından ve Peşte'nin Ulama Paşa tabyasında nehr-i Tuna üzre ol kadar sekdirme toplar atdılar kim her bir demir ve taşdan top gülleleri nehr-i Tuna üzre gıjlayup kuş gibi sekerdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 136b ·
metinde göster ·
… ks etdikde Sadrıa‘zam cemî‘i balyemez toplara yine bir fitilden âteşler etdirüp
zemîn ü
âsumân "Yan yan ban ban" sadâ verdi.
Kantara tamâm olunca hemân Sadrıa‘zam on pâre balyemez toplara bir fitilden âteş etdirüp cümle yeniçerileri cisrlerin karşu tarafına geçirdüp cisir başlarında meterislere girüp ol gece sabâha dak cümle asker nehr-i (---) üzre yeni cisrlerden ve Kral Köprüsü'nden asâkir-i İslâm mûr [u] mârdan ve bilâ-aded asel-i zenbûrdan çok olup deryâ-misâl cüyûş-ı muvahhidîn gürûh gürûh ubûra mübâşeret etdiklerinde gulgule-i Rûm ve velvele-i Rûm leşkeri mûr-ı şümârdan efzûn olduğundan zemîn u âsumân-ı nuh eflâke dehşet ve mehâbet târ oldu. Ve cümle asker kemâkân karşu tarafda ve hayme vü hargâhlarında meks etdikde Sadrıa‘zam cemî‘i balyemez toplara yine bir fitilden âteşler etdirüp zemîn ü âsumân "Yan yan ban ban" sadâ verdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 178a ·
metinde göster ·
… mân bu mahalde yetmiş kadar balyemez toplarının sadâları cânib-i şimâlden gelüp
zemîn ü
âsumân dir dir ditredikde giriftâr olan esîrlerimizden su’âl etdikde,
Bu iki kal‘alar birbirlerine yakın olup ikisi de Zirinoğlu'nun hasretü'l-mülûk olan kal‘a-i metînelerinden olup tahtgâh-ı Hersekân-ı segândır. Bu iki kal‘a bu hakîr sene (---) târîhinde Melek Ahmed Paşa Bosna vâlîsi iken Banyaluka şehrinden yetmiş yedi bin guruşluk mâl ile Bihke nâm kal‘amız kapudanını esîrlikden kurtarmak içün Zirinoğlu'na gelüp bu kal‘alarda niçe zamân müsâfir olup murâd [u] merâmımız üzre seyr [ü] temâşâ etmişdik, ammâ şimdiki hâlde Allâhümme âfinâ bu kal‘aların yanlarına varılmayup mâbeynlerinden ubûr ederken birkaç kâfiri dil dutduk. Hemân bu mahalde yetmiş kadar balyemez toplarının sadâları cânib-i şimâlden gelüp zemîn ü âsumân dir dir ditredikde giriftâr olan esîrlerimizden su’âl etdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 185b ·
metinde göster ·
… rken azamet-i Hudâ kal‘a-i Belgrad eyle top şâdımânları etdi kim evc-i âsumân u
zemîn ü
zamân dir dir ditreyüp dûd-ı bârût ber-âsumân olunca kal‘a-i Belgrad'ın burc-ı …
Ertesi gün sene 1014 mâh-ı (---) gününde Sadrıa‘zam bir alay-ı azîm ile Ustolni-Belgrad'a dâhil olurken azamet-i Hudâ kal‘a-i Belgrad eyle top şâdımânları etdi kim evc-i âsumân u zemîn ü zamân dir dir ditreyüp dûd-ı bârût ber-âsumân olunca kal‘a-i Belgrad'ın burc-ı bârûları ve haşeb tabyaları gûnâ-gûn filandıra ve alemlerle tezyîn olup cümle merdüm-hisârları bir yaylım tüfeng şâdımânları ile üç nevbet gülbâng-ı Muhammedî çeküp Sadrıa‘zamdan cemî‘i ağavâtları ve cümle a‘yân-ı kibârlarıyla ihsânlar alup herkes menâzillerine revâne oldular. Ve cemî‘i asâkir-i Âl-i Osmân "Belgrad-ı behişt-âbâd" deyüp cennete girir gibi girdiler ve elleri askerin ni‘met-i firâvâna erdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27a ·
metinde göster ·
… Hudâ koca Budun'un dörd pâre kal‘ası top şâdımânından âteş-i Nemrûd içre kalup
zemîn ü
âsumân medfa‘-ı dûdından şeb-i muzlim gibi Gerz-İlyâs dağları ve Ardala bâğları …
"Hele safâ geldin, bin atına" deyüp bilâ rikâb esb-i sabâ-sür‘atime süvâr olup ağavâtları mâbeynine girüp alay-ı azîm ile Budin'e girirken ahâlî-i Budin'in sığâr [u] kibârları ve Nemse kralı tarafından gelen elçi kefereleri anlar dahi temâşâya çıkup bir alay-ı ihtişâm ile Budun'a dâhil olurken azamet-i Hudâ koca Budun'un dörd pâre kal‘ası top şâdımânından âteş-i Nemrûd içre kalup zemîn ü âsumân medfa‘-ı dûdından şeb-i muzlim gibi Gerz-İlyâs dağları ve Ardala bâğları inil inil inledi, ammâ meğer çâsâr elçisi {âdemleri çaşıtlığa gelüp} bizim elçi paşanın askerin ve alayın gözden geçirüp Budin vezîrinin verdiği ta‘[y]înâtı ve elçi paşanın askerini görüp hemân {kâfirler paşaya eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 42b ·
metinde göster ·
… öğerek Üstü Açık Ilıca'ya vardıkda Budin'den bir yaylım toplar dahi endâht olup
zemîn ü
âsumân lerzenâk olup elçi paşa kendü askeriyle Budun'un iç kal‘asındaki paşa sa …
"İmdi sultânım, siz safâ geldiniz. Bizim elçimiz sultânımı bizim Komaran kal‘asında bir aydır bekler. Sa‘âdetle sizin Budin'e teşrîf buyurduğunuz elçi beğimize i‘lâm edelim. Hemân siz dahi yarın Budin'den kalkın" deyüp tercümân-ı bî-îmân ileri gitdikde elçi paşa kerr ü fer ile ahâlî-i Budin'e selâ[m] vererek kütür kütür mehterhânesin döğerek Üstü Açık Ilıca'ya vardıkda Budin'den bir yaylım toplar dahi endâht olup zemîn ü âsumân lerzenâk olup elçi paşa kendü askeriyle Budun'un iç kal‘asındaki paşa sarâyına varup Budim vezîri Gürcî Paşa'ya buluşup bir ziyâfet-i azîm olmuşdur kim ta‘bîr olunmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 42b ·
metinde göster ·
… ikde mel‘ûn kal‘a küffârları bir fitîlden bin yedi yüz pâre toplara âteş edince
zemîn ü
âsumân dir dir ditreyüp gidi kal‘a murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kal …
Paşa dahi cümle askeriyle zer-ender-zerre müstağrak olup mevc mevc asâkir-i pür-silâhıyla Yanık kal‘ası dibine geldikde mel‘ûn kal‘a küffârları bir fitîlden bin yedi yüz pâre toplara âteş edince zemîn ü âsumân dir dir ditreyüp gidi kal‘a murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48b ·
metinde göster ·
âsumân at süheylinden ve Allâh Allâh sadâsından ve tîrkeşlerin gürüldüsünden ef …
Sonra imdâda gelen Âdil Mirza Noğaylarında yüz bin aded zor batır er cigitler ile iki bölük yerde zü'l-cenâheyn-vâr ellişer bin batırla talî‘a-i asker olup andan cümle Çerkes beğleri tüfeng-endâzları kazan tübi, ya‘nî dündâr kalup cânib-i erba‘aya birer sâ‘at ba‘îd karavullar ta‘yîn olunup cümle ot ağaları bir yere gelüp cümle ulemâ ve sulehâlar feth-i şerîfe müdâvemete meşgûl olup hemân asker-i deryâ-misâl âheste âheste tabur üzre yürüyüp tabura bir top menzili yer kaldıkda cümle asker-i İslâm el sadağa urup her kemânın çilesine ikişer ve üçer dâne tabur okları gezleyüp her okun demrenlerine birer ikişer kibrîtler bağlayup kibrîtlere âteşler edüp ale'l-umûm cümle guzât var kuvvetlerin bâzûya getirüp derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup zemîn ü âsumân at süheylinden ve Allâh Allâh sadâsından ve tîrkeşlerin gürüldüsünden eflâk-i âsumân lerze-nâk olup cümle asker bir kerreden göz karardup tabur üzre at bırağup ellerindeki yayların çilelerinde olan hadeng-i belâlara şast ber-kabza küşâd verüp niçe kerre yüz bin av okları ve niçe yüz bin çatal kurşumlar hevâdan tabur içine bârân-ı la‘net gibi yağınca cümle Tatar yan verüp alarkaya gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 113b ·
metinde göster ·
… e bir kerre asker-i İslâm dönüp at süheylinden ve benî âdemin sadâ-yı Allâh'dan
zemîn ü
zamân [ve] evc-i âsumân dir dir ditreyüp tarfetü'l-ayn içre küffârı bu sahrâda …
"Bire kâfirler dönekdir" deyü ot ağaları tuğlarıyla kâfir üzre bir kerre asker-i İslâm dönüp at süheylinden ve benî âdemin sadâ-yı Allâh'dan zemîn ü zamân [ve] evc-i âsumân dir dir ditreyüp tarfetü'l-ayn içre küffârı bu sahrâda ortaya alup küffâr askeri içre gâzîler aç kurd koyuna girir gibi girüp bir kılıç şakırdısı ve bir tüfeng patırtısı ve bir sadak kütürdüsü hamd-i Hudâ sene 1076 târîhinin rûz-ı Kâsım'ında küffârı ân-ı vâhidde Kan[g]lıçak taburuna girmeyüp cümle küffârı münhezim edüp kırmağa başladık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 117a ·
metinde göster ·
… emiz kendi otağına koyup kal‘a-i Akkirmân'dan ol kadar top şâdımânları oldu kim
zemîn ü
âsumân lerze-nâk oldu.
Bu kal‘a-i sedd-i İskender altında Özü muhâfızı olan bostâncıbaşılıkdan çıkan Yûsuf Paşa deryâ-misâl askeriyle Ak Mehemmed Paşa'nın istikbâline çıkup cümlemiz kendi otağına koyup kal‘a-i Akkirmân'dan ol kadar top şâdımânları oldu kim zemîn ü âsumân lerze-nâk oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 201a ·
metinde göster ·
… n gemiler aslâ görünmez, ammâ bir ceng [ü] cidâl [ve] harb [ü] kıtâl oluyor kim
zemîn ü
âsımân dir dir ditreyüp durur. Bir sâ‘at murûrundan sonra bir bâd-ı nesîm İslâm …
Hemân sâ‘at bizim beş pâre Cezâyir galyonlarının kapudanaları ve paturunaları ve iryaleleri kâfir üzre tıramola edüp tarfetü'l-ayn içre müslim ve gayri müslim galyonları birbirlerine sarılup birbirlerine eyle top ve kumbara ve muşkat urup sadâ-yı Allâh Allâh istimâ‘ olunur, ammâ mendirek kullesinden temâşâ ederiz, ammâ tarafeynin top ve tüfenglerinin dûd-ı bârûd-ı siyâhından gemiler aslâ görünmez, ammâ bir ceng [ü] cidâl [ve] harb [ü] kıtâl oluyor kim zemîn ü âsımân dir dir ditreyüp durur. Bir sâ‘at murûrundan sonra bir bâd-ı nesîm İslâm tarafına esüp cümle gemiler râygân olup meğer cümle guzât kâfir kalyonlarına girüp direklerine çıkup cümle küffârın çarmıh ve halat alatların baltalar ile kesüp kâfirin yelkenleri cümle deryâya düşüp cümle guzât küffârın gemileri içinde kılıç urup Allâh demede. Ve yine ceng-i savaş-ı perhâş olmada. Hikmet, rû[z]gâr bunlar[ı] Moton kal‘asına doğru sürüp getirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 270a ·
metinde göster ·
… Venedik küffârının ceng [ü] cidâllerinin tarafeynden top ve tüfeng sadâlarından
zemîn ü
âsımân dir dir titreyüp gûyâ haşr [u] neşr [ü] karârdan bir gün olup kal‘a-i Ka …
Bu serbülend-i Tamas'ın serinde bir sâ‘at oturup Sadrıa‘zam ile Venedik küffârının ceng [ü] cidâllerinin tarafeynden top ve tüfeng sadâlarından zemîn ü âsımân dir dir titreyüp gûyâ haşr [u] neşr [ü] karârdan bir gün olup kal‘a-i Kandiye ve ordu-yı Âl-i Osmân murğ-ı semender-vâr âteş-i Nemrûd içinde kalup bârûd-ı siyâhın dûd-ı kebûdu nîlgûn evc-i semâya münkalib olup evc-i felekde ra‘d u hark u berk zemîni lerzân ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 287a ·
metinde göster ·
âsımân dir dir ditreyüp Çanak limanı ağzındaki irili ve ufaklı seksen pâre baly …
Ammâ beri tarafda küffârın Kandiye mukâbelesindeki Istandiye adasında yatan yüz yigirmi pâre küffâr kalyonları ve kadırgaları ve mâ‘unaları Kaplan Paşa'nın imdâd getirdikleri şâdımânların istimâ‘ edüp Çanak limanı ağzına cümle küffâr gemileri gelüp lenger-endâht olunca hemân Çanak limanı muhâfazasında olan Deli Hüseyin Paşa kethudâsı Velî Paşa ve Yırtlas İbrâhîm Paşa ve deryâ-misâl muhâfazacı asâkir-i İslâm ve henüz yeni imdâd gelen guzât-ı müslimîn-i benâm ve cümle hisâr asâkir-i hümâm küffâra karşu bir ağızdan sadâ-yı Allâh Allâh'a rehâ buldurup zemîn [ü] âsımân dir dir ditreyüp Çanak limanı ağzındaki irili ve ufaklı seksen pâre balyemez topları bir fitilden âteş edince top güllelerinin niçeleri küffârın keştîlerine isâbet {edüp} hemân ol mahalde üç pâre kalyonları Mevlevî-vâr semâ‘ ede ede alâ mele’i'n-nâs cümle küffârıyla gark-ı âb olup niçesi cân havliyle deryâda şinâverlik ederek "Der-kenâr selâmetdir" deyü kenâra gelüp selâmet yüzün görmeyüp giriftâr-ı bend-i zencîr oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 289a ·
metinde göster ·