… seccâdemiz mahallinde bir hafr kazalım" deyüp bism-i İlâh ile ibtidâ {kendiler}
zemîne bir
püşt-i pâ urup {ba‘dehu} cümle fukarâ üşüp bir bi’r-i mâ kazarlar kim hâlâ ahme …
{Menâkıb-ı Pîr Merkez Efendi}: Ve pîr-i azîzi Merkez Efendi hayâtda iken fukarâsına buyururlar kim "Şu yerde bir kerre secde ederken zîr-i zemînden bir sadâ geldi kim, 'Ya Şeyh ben şu yerde yedi bin yıl mahpûs bir kırmızı-gûn zülâlden lezîz bir aynü'l-hayâtım senin sebebinle vech-i arza çıkmağa me’mûrum ve beni Cenâb-ı Bârî maraz-ı hummâya mübtelâ olanlara dâ’-i devâ halk etmişdir. Elbette beni bu hapsden halâs eyle' deyü zîr-i zemînden böyle bir sadâ geldi. Gelin ey ahibbâ sizinle şu seccâdemiz mahallinde bir hafr kazalım" deyüp bism-i İlâh ile ibtidâ {kendiler} zemîne bir püşt-i pâ urup {ba‘dehu} cümle fukarâ üşüp bir bi’r-i mâ kazarlar kim hâlâ ahmerü'l-levn bir ayn-ı azîmdir. Bu âb-ı hoş-güvârı üç kerre ale's-sabâh tahte'l-kahve tenâvül etmeden nûş etseler bi-emrillâh hummâ-yı rub‘dan ve hummâ-yı muhrikden halâs olur. Merkez Efendi ayazması nâmıyla meşhûr-ı âfâk bir câh-ı mâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 110b ·
metinde göster ·
Ferhâdî külünk ursan su çıkar. Bu dahi Silisre eyâletinde Babadağı kazâsı nâhiy …
Nehr-i Tuna tur’asıyla Karadeniz sâhilinde bir çemenzâr düz yerde şekl-i murabbâ‘ seng-binâ bir kal‘a-i ra‘nâdır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin yüz adımdır. İçinde ancak yigirmi aded hânesi vardır. Her şeb tabl u nakkâre ve sûr u kerrenây döğüp "Allah yekdir yek" sadâsı evce ser çeker serhad calındırdır. Ammâ leb-i deryâda olmağıla handakı yokdur. Zemîne bir Ferhâdî külünk ursan su çıkar. Bu dahi Silisre eyâletinde Babadağı kazâsı nâhiyesidir. Nâ’ib hükûmet eder. Gümrük emîni vardır. Ammâ sipâh kethüdâyeri ve yeniçeri serdârı ve nakîbi yokdur. Cümle üç yüz aded kiremitli ve şındıra tahta örtülü bâğsız ve bâğçesiz ve hân u hammâmsız bir kasabacıkdır. Ancak iskele başında bir câmi‘i ve yetmiş seksen aded tüccâr hânları metâ‘-ı gûnâ-gûnlar ile memlûdur ve bu kal‘a-i ibret-nümâ binâ olalı bu bendere ve Babadağı şehrine Kazak çıkmaz oldu. Bu rabta-i me‘mûrun suyu leb-i Tuna'dır. Ammâ hevâsı sakîldir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 126a ·
metinde göster ·
… ümle şecere-i ibret-nümâları evc-i âsumâna ser çeküp ol dırahtların sıklığından
zemîne bir
habbe-i ful kadar âfitâbın şu‘lesi te’sîr etmez, böyle hıyâbân-ı kûyahistân-ı ç …
Menzil-i karye-i Çalıkkavak: El-ıyazen billah eyle bir çengelistân-ı hıyâbandır kim derbend-i Maşa ve derbend-i Calındır ve derbend-i Felâket. Ve'l-hâsıl Arab ve Acem'de temâşâ etdiğimiz derbendler bu Çalıkkavak derbendi yanında Sahrâ-yı Tîh [ü] vâdî-i Heyhât'dır. Zîrâ bu Çalıkkavak'da olan çınar ve çam ve mişe ve kavak bir diyarda yokdur. Cümle şecere-i ibret-nümâları evc-i âsumâna ser çeküp ol dırahtların sıklığından zemîne bir habbe-i ful kadar âfitâbın şu‘lesi te’sîr etmez, böyle hıyâbân-ı kûyahistân-ı çengelistândır. Hatta Çalıkkavak namıyla şöhre-i şehr olmasının aslı üç aded birâder-i can-beraber bellerinde birer kemer mâllarıyla bu balkana uğrayup ubûr ederken üzerlerine on aded Bulgar kefereleri hamle edüp bu üç fetâ on kefereye emân u zamân vermeyüp katl ederler. Meğer maktûl olan keferelerin otuz aded refîkleri dahi kemîngâhda âmâde imişler. Hemân cümle küffâr bu üç yiğide üşüp harbe ve navorta ve sapan ve toyka ve sopa ve penyal üşürürler. Hemân bu üç fetâ görürler kim iş işden geçüp Allah deyüp bu otuz kâfire mu‘cizât-ı Muhammedü'l-Mustafâ berekâtıyla Allah'a sığınup girişirler. Küffârın bir kaçı cân havliyle ba‘zı kavak dırahtlarının ardına pinhân olup ol fetâlar kavaklara kılıç urdukça hem kavağı ve hem ardında saklanan küffârları ikişer pâre ederler. Küffâr bu hâlî görüp karârı firâra mübeddel edem zann edüp kırkı da üç yiğidin elinde katl olunup ol fetâlar bu kadar mâl-ı ganâ’imlerin alup sâlimîn ü gânimîn sıla-i rahmlerine giderler. Hâlâ ol yedi aded çalık kavak şâhrâh üzre durur. Ve kırk aded küffâr leşi ol mahalde maşadlıkdır. Ol sebeb ile çalıkkavak deyü elsine-i nâsda meşhûr-ı âfâk bir balkan-ı Çalıkkavak'dır. Hâlâ yüz iki yüz âdem haydûd harâmîleri kesretinden selâmetle geçilmek ihtimâli yokdur. Gâyet muhavvif ve muhâtara beldir kim ubûr edenin belinde tâb u tüvân kalmaz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 130a ·
metinde göster ·
… ki aziz ol gubâr-ı kudret ile defn olunur ammâ bunların na‘ş-ı şerîfinden gayri
zemîne bir
zerre türâb yağmaz ve bir hâk-i müşk-bûyun râyiha-i tayyibesi Edirne şehrin değ …
Menâkıb-ı Sultâneyn: Bu iki azîz refîk [u] yâr-ı sâdıklar imiş. Birbirleriyle esnâ-yı kelâmda "Eş bürâder, Edirne şehrinin bir kenarında emânetlerimiz sâhibine teslîm edelim!" deyüp Gelibolu'dan şehr-i Edirne'ye dâhil olup birbirlerin der-âgûş edüp tevhîd-i erre ile semâ‘ [u] safâ ederek bu kabirleri mahallinde ikisi de birbirine sarılmış rûh teslim ederler. Bir ferd-i âferîde bunları mümkün olup birbirinden ayıramazlar ve hâkim havfından defn edemeyüp sabâha kalırlar. Hikmet-i Rabbânî, nâzil-i âsumânî matar-ı rahmet-vâr semâdan ol gice üzerlerine bir gûne hâk-ı amberpâk türâb-ı rahmet yağup iki aziz ol gubâr-ı kudret ile defn olunur ammâ bunların na‘ş-ı şerîfinden gayri zemîne bir zerre türâb yağmaz ve bir hâk-i müşk-bûyun râyiha-i tayyibesi Edirne şehrin değil cânib-i erba‘asında olan kurâlara râyiha-i hâk-i pâk şâyi‘ olup şemm edenlerin dimâğları mu‘attar olup bu ahvâl-i pür-me’âl cümle ahâlî-i vilâyete şâyi‘ olup ziyârete gelirler. Zamâneleri şeyhülislâmı fetvâ verüp "Yed-i kudret ile defn olunmuşdur. Hâli üzre âsûde kalsınlar" deyü izn-i şerîf olup üzerlerine bir türbe-i pür-envâr binâ olunup hâlâ ziyâretgâh-ı erbâb-ı marîzdir. Hâlâ masrû‘ olan kimesneler onların mezkûr türâb-ı amber-i pâkinden alup suya koyup âbından nûş edüp yine türâb-ı pâkin kabr-i şerîflerine kosa bi-emrillahi Te‘âlâ şifâ bulur. Edirne içre meşhûr ziyâretdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 167a ·
metinde göster ·
… kaddi yere inince ukâb kuşu gibi tayerân ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek
zemîne bir
âdem kaddi kaldıkda hemân götü altındaki harâr üzre bir perende-i tavûsî atup b …
Ma‘rifet-i sihr-i‘câz-ı nev‘-i diğer: Bâlâda tavsîf olunan Hân'ın bâğ sarâyının cânib-i şarkîsinde hânelerinin damı ve bâmları cümle sarây dîvârından âlîdir. Bâ-husûs andan aşağı yalçın kayalardır. Âdem aşağı bakmağa cür’et idemez kim iki Süleymâniyye minâresi kaddi vardır. Bir iki gün mukaddem ol gayyâ deresi kayalarında niçe yüz Ferhâd-ı kûhkenler kayaları Ferhâdî külünkler ile kırup bir vâsi‘ meydân edüp kum dökmüşlerdi. Meğer Pehlivân Zengüzer arz-ı mahâret ideceğin bilüp ol kayaları kırdırup Hân'ın sarâyı üstüne bir çuval fışkı ile memlû türâb komuş idi. Pehlivân eydür: "Ey sultânım, Melek Paşa-yı vezîr-i dilîr! Eğer bu kemter abd-i dâ‘înin bir temâşâsın dahi idesin. Sarâyın kayalar tarafına nâzır şâhnişînlere varasın. Ta ki ibret göresin." dedikde paşa ol tarafa ve cemî‘i ehl-i teferrüc dahi ol cânibe varup ol pehlivânın yârdakları def [u] kudüme el urup pehlivân dam üstünde du‘â ve senâ edüp "Ey âşıkân bu arz-ı ma‘rifet değildir. Buna cânbâzlık derler. Bizi hayır du‘âdan ferâmûş etmeniz. Sizi Allah'a ısmarlamışım. Siz dahi meni Perverdigâr'a ısmarlan. Her kim Muhammedî'dir, Muhammed'in gül cemâline salavât deyüp İllah onara" dedikde niçe bin âdem İllah onara, deyince hemân zâlim pehlivân götü altına mezkûr fışkı ve topraklı harârı alup berk yapışup kendüyi sarây damından aşağı iki minâre kaddi yere inince ukâb kuşu gibi tayerân ederken "Ya Allah!" deyü feryâd ederek zemîne bir âdem kaddi kaldıkda hemân götü altındaki harâr üzre bir perende-i tavûsî atup bi-emri Hudâ sihhatle sâlimîn zemîne ber-pâ karâr etdi ve yine hakîr du‘â edüp anda bir at hâzır imiş, süvâr olup tarfetü'l-ayn içre ata mahmîz edüp huzûr-ı paşada zemîn bûs idince paşa kendüye bir kise guruş ihsân etdi. Ve yine paşa temâşâsına sarây meydânı köşküne geldi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b ·
metinde göster ·
… handakı da gâyet vâsi‘ ve amîk ve sarpdır, ammâ aşağı kal‘anın handakı yokdur.
Zemîne bir
kazma ursan Tuna suyu çıkar ve ba‘zı mahal dîvârları Sava ve Tuna nehirlerine g …
Ammâ taşra kat kal‘anın At bâzârı köşesinde Tophâne kullesi sırasında bir çâr-kûşe kurşum ile mestûr bir hayli ma‘mûr bir kulle-i azîm var. Ol tarafdan bu kal‘aya aslâ lağım etmek kabil değildir, zîrâ yalçın kesme kayalardır. Ve ol tarafın handakı da gâyet vâsi‘ ve amîk ve sarpdır, ammâ aşağı kal‘anın handakı yokdur. Zemîne bir kazma ursan Tuna suyu çıkar ve ba‘zı mahal dîvârları Sava ve Tuna nehirlerine gark olup durur. Bu taraflardan bir vech ile meteris mümkün değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 113a ·
metinde göster ·
… edüp fermân-ı şehriyârî gelüp bu Gözlev limanı kenârına dâ’iren-mâdâr bin arşın
zemîne bir
temel bırağup kal‘a rûy-ı zemînden iki âdem kaddi âlî oldukda Sencüvân Paşa mer …
Ba‘dehu ol sene Kefe vezîri olan Sencüvân Paşa bu Gözlev limanına gelüp görür kim bir bender-i calender olacak iskele yeridir. Hemân der-i devlete arz edüp fermân-ı şehriyârî gelüp bu Gözlev limanı kenârına dâ’iren-mâdâr bin arşın zemîne bir temel bırağup kal‘a rûy-ı zemînden iki âdem kaddi âlî oldukda Sencüvân Paşa merhûm olup kal‘a-i Gözlev nâ-tamâm kalır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 118a ·
metinde göster ·
kîle buğday zirâ‘at edüp ba‘zı yerlerinde bir kîle buğdaydan yüz kîle gendüm-i …
Evvelâ dehkânîler zemîne bir kîle buğday zirâ‘at edüp ba‘zı yerlerinde bir kîle buğdaydan yüz kîle gendüm-i hâs dânedâr hâsıl olur. Bunun kîlesine mahsar(?) derler. Mısır'da erdeb derler. Diyârbekir ve Erzurûm'da somar derler. Bağdâd'da tağar derler. Rûm'da kîle derler. Ammâ bu Girid'in mahsarası (---) vukıyye gelir. Lâkin arpası ve sâ’ir hubûbât bukûlâtları az olur. Ammâ balı memdûh-ı âlemdir kim Atina vilâyetinin balı gibi misk-i amber-i hâm-misâl râyiha-i tayyibeleri olup kırk gûne asel-i musaffâsı olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 324b ·
metinde göster ·
… inde Şâmlı üstâdlardır. Hattâ bir gûne âsumânî fişenkler endâht edüp nüzûl edüp
zemîne bir
âdem kaddi kadar kaldıkda der-akab yine Y 328b semâya urûc edüp yine sernigûn …
Ammâ âteşbâzlıkda Mısır üstâdları hakkâ ki pehlivânlardır. Zîrâ Mısır'da Nîl kesiminde ve muhtesib gecesinde ve ba‘zı sûrlarda her bâr fişengbâzlık ederler. Anıniçün üstâd-ı kâmillerdir. Ammâ eşkâlât fişeğinde Şâmlı üstâdlardır. Hattâ bir gûne âsumânî fişenkler endâht edüp nüzûl edüp zemîne bir âdem kaddi kadar kaldıkda der-akab yine Y 328b semâya urûc edüp yine sernigûn olurken andan iki fişek dahi zâhir olup biri cânib-i şarka ve biri cânib-i garba sihâm-ı kazâ gibi gidüp herbirinden niçe yüz kanâdîller nüzûl ederdi. Hakkâ bu san‘atı Alman'da ve Frengistân'da görmedim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y328a–Y328b ·
metinde göster ·
… uddâmları ile meydân-ı ma‘rekede dest-ber-dâ’ire deyüp bir velvele verdi. Andan
zemîne bir
kazık kakdı ve cilbend-i mahabbetinden birkaç kırmızı turunc-misâl müdevver yuv …
İbret-nümâ-yı dîğer: Bu meydân-ı ma‘rekede manzûrumuz olan pesendîde sihr-i i‘câz ma‘rifetin biri dahi oldur kim Mağrib-zemîn'den pehlivân Nasreddîn-i Tancâvî nâmında bir üstâd-ı kâmil cümle hayemâtlarda olan a‘yân-ı kibârı birer berg-i sebz ile ve bir hilâl ile meydân-ı ma‘rekeye da‘vet edüp cümle ecnâs-ı mahlûkât meydân-ı ma‘rekeye kat kat belki kat-ender-kat oldular. Ba‘dehu pehlivân huddâmları ile meydân-ı ma‘rekede dest-ber-dâ’ire deyüp bir velvele verdi. Andan zemîne bir kazık kakdı ve cilbend-i mahabbetinden birkaç kırmızı turunc-misâl müdevver yuvarlaklar çıkardup güllebâzlıklar etdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y292a ·
metinde göster ·
… âhirete intikâl etdükde techîz ü tekfînine bir dirhem bulmada âciz olur. Derhâl
zemîne bir
püşt-i pâ urunca zemîn çöküp bir kenz-i azîm zâhir olur kim cenâzeye hâzır olan …
Ve bir çâr-gûşe divâr içinde dahi şeyh Abdurrahîm hazretlerinin halîfelerinden eş-şeyh İbrâhîm-i Ebüddünyâ: Ebüddünyâ künyesinin sebebi oldur kim bir cîger-gûşesi Y 381a âhirete intikâl etdükde techîz ü tekfînine bir dirhem bulmada âciz olur. Derhâl zemîne bir püşt-i pâ urunca zemîn çöküp bir kenz-i azîm zâhir olur kim cenâzeye hâzır olanlar ve ahâlî-i beledler bu mâl-ı firâvânı üç gün taşıyup ihtiyâcdan berî olurlar. Bu ahvâl karîbü'l-ahddir. Q 310aP 307a Anıniçün bu azîze Ebüddünyâ deyü lakab dediler. Ve bu şehr-i Kınâ ol kenz-i azîmin mâliyle ma‘mûr olmuşdur, derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y380b–Y381a ·
metinde göster ·