ka‘ra varınca hafr-ı azîm edüp bir ay kâmil temeline rusâs-ı hâssı eridüp nehr- …
"Mühimmât [u] levâzımâtların benden alın ve şu resm-i musanna‘ üzre vaz‘-ı esâs eylen" deyü Hazret-i Hızır ta‘lîmiyle Ayasofya'nın binâsına şürû‘ etdiler. İbtidâ zemînin ka‘ra varınca hafr-ı azîm edüp bir ay kâmil temeline rusâs-ı hâssı eridüp nehr-i azîm gibi akıdup ibtidâ zemîne kurşum temel bırakdılar. Anın üzerine bin bir amûd-ı müntehâlar üzre tâklar ve toloz kubbeler inşâ etdiler kim altı su sahrîci olup âb-ı rahmet ile mâl-â-mâl ola. Ve İslâmbol'da zelzele-i azîmeler olmağile cümle binâların esâsın boş edüp zelzeleden emîn olmak mülâhazasıyla Ayasofya'nın zîr-i zemînin sahrîc etdiler. Hâlâ Kırkçeşme Suyu ile memlûdur. Ve câ-be-câ yerlerin ta‘mîr içün ve rahnedâr yerlerin gözetmek içün Ayasofya altında kayıklar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11a ·
metinde göster ·
… inâların esâsın boş edüp zelzeleden emîn olmak mülâhazasıyla Ayasofya'nın zîr-i
zemînin
sahrîc etdiler. Hâlâ Kırkçeşme Suyu ile memlûdur. Ve câ-be-câ yerlerin ta‘mîr i …
"Mühimmât [u] levâzımâtların benden alın ve şu resm-i musanna‘ üzre vaz‘-ı esâs eylen" deyü Hazret-i Hızır ta‘lîmiyle Ayasofya'nın binâsına şürû‘ etdiler. İbtidâ zemînin ka‘ra varınca hafr-ı azîm edüp bir ay kâmil temeline rusâs-ı hâssı eridüp nehr-i azîm gibi akıdup ibtidâ zemîne kurşum temel bırakdılar. Anın üzerine bin bir amûd-ı müntehâlar üzre tâklar ve toloz kubbeler inşâ etdiler kim altı su sahrîci olup âb-ı rahmet ile mâl-â-mâl ola. Ve İslâmbol'da zelzele-i azîmeler olmağile cümle binâların esâsın boş edüp zelzeleden emîn olmak mülâhazasıyla Ayasofya'nın zîr-i zemînin sahrîc etdiler. Hâlâ Kırkçeşme Suyu ile memlûdur. Ve câ-be-câ yerlerin ta‘mîr içün ve rahnedâr yerlerin gözetmek içün Ayasofya altında kayıklar vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 11a ·
metinde göster ·
Şehîdkapusu ile Balıkbâzârıkapusu'nun mâbeyninde Yahûdîler içinde kalmış bir garîb esâs idi. Bi-emrillâh cümle Yahûdî hâneler ihrâk bi'n-nâr olup cemî‘i Yahûdîleri ol tarafdan nefy edüp ihrâk olan hâne-i harâblarının zemînin Vâlide Sultân kendü mâlıyla alup câmi‘in haremine ve çârsû-yı bâzârlarına ihrâk edüp (---) senede tamâm bir câmi‘-i münevver olup Zulmiyye iken Adliyye oldu. Şimâl tarafı kal‘a dîvârı üzre, cenûb tarafı taşra harem-i kebîr içre bir vâsi‘ sahrânın vasatında kat-ender-kat kubâblar ile mebnî bir kasr-ı cihân-ârâ-misâl şîrînkâr bir câmi‘-i devr-i rûzgârdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 87b ·
metinde göster ·
… ommâkî ve zenbûrî ve seng-i ferah ve balgamî ve yemânî ve pîrûze-i Nişâbûrî ile
zemînin
üstâd-ı kâmil eyle sihr-i i‘câz 97b Hind püsüskârisi gibi nakş-ı bûkalemûn bi …
Ve serapâ döşemesi seng-i yerakânî ve mermer-i sommâkî ve zenbûrî ve seng-i ferah ve balgamî ve yemânî ve pîrûze-i Nişâbûrî ile zemînin üstâd-ı kâmil eyle sihr-i i‘câz 97b Hind püsüskârisi gibi nakş-ı bûkalemûn bir ruhâm-ı ibret-nümûn etmişler kim âdemin gözi hîrelenir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 97a–97b ·
metinde göster ·
Bunların kârhânesi Ebü'l-feth ve Bâyezîd Hân asrında Kurşumlu Mahzen kurbünde Kireçkapusu önünde leb-i deryâda bir azîm kârhâne idi. Galatasarây zemîninde çıkan Eski İslâmbol demiri ma‘denin bu kârhânede kılıç yaparlardı. Hâlâ Eski İslâmbol deyü sâhib-i süyûflar mâbeyninde şöhret bulan ol kârhâne işleridir. Sonra mürûr-ı eyyâm ile harâbe olup Gümrük Emîni Alî Ağa zemînin mîrîden iştirâ edüp kârhâne iken bekâr bî-kârhâne yapdı. Ammâ zamânımızda kârhâneleri Mahmûd Paşa hammâmı mukâbelesinde kârhâne-i azîmdir. Ser-çeşmeleri Dâvûd-ı Asamî'dir kim Sağır Dâvûd demeğile meşhûr-ı âfâkdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 181a ·
metinde göster ·
… sahrâlar içre câh-ı mâlardan âb-ı hayâtlar nûş ederek ubûr etdik. Ekseriyyâ bu
zemînin
mâ-i cârîleri tahtu'l-‘arzdan cereyân eder. 12 fersah gidüp,
Evsâf-ı şehr-i Tesuy: Tebrîz hâkinde Merend sultânı hudûdında nehr-i Aras kenarında üç bin toprak örtülü hâneli ve yedi câmi‘li ve üç hammâmlı ve altı hânlı ve esvâk-ı muhtasarlı 297a kenddir. Hâkimi sultândır. Bin nökere mâlikdir. Münşî ve kelenteri ve darûgası ve kadısı vardır. Bâğ u bâğçesi dünyâyı dutmuşdur. Bunı dahi Murâd Hân harâb edüp henüz imâr olmadadır. Bu şehr şehr-i Merend'e on iki fersah karîbdir. Âb [u] hevâsı ve mahbûb u mahbûbesi memdûh-ı âlemdir. Gûnâ-gûn âbdâr meyve-i Tesuy'ı dahi meşhûr-ı âfâkdır. Bunun dahi halkı cümle Şi‘îlerdir. Kâr [u] kesbleri; bâğ u bâğçe ile kâr [u] kesb edüp kifâflanırlar. Andan cânib-i cenûba deşt [u] sahrâlar içre câh-ı mâlardan âb-ı hayâtlar nûş ederek ubûr etdik. Ekseriyyâ bu zemînin mâ-i cârîleri tahtu'l-‘arzdan cereyân eder. 12 fersah gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b–297a ·
metinde göster ·
… p kârbân halkı ol hafr içine tancere ile lahm ve gayrı ta‘âm koyup ân-ı sâ‘atde
zemînin
herâretinden ta‘âm pişüp tenâvül ederler, aceb hikmet-i Hudâdır. Bu şehrin câni …
Bu kal‘a ile Demirkapu kal‘ası mâbeyni leb-i deryâ ile dörd konakdır. Mâbeynde nevâhî-i Müskir kendleri vardır kim her bir kendi birer büleyde-i ma‘mûredir. Ve göçer-evli Terekeme kavmi vakt-i zemistânda obaları ile konup göçerler. Ve yine bu Bakü'nün cânib-i şarkîsinde şehr-i Şaburan üç menzildir ve kal‘a-i Şemahı yine şarkîsi tarafında beş konakdır ve yine Bakü'nün şîmâlî tarafında şehr-i Gîlân (---) konakdır ve Şamâkî'nin bender iskelesidir. Çîn-i Hıtâ ü Hoten'den ve Fağfûr ü şehr-i Zenândan ve Kalmah ve Moskov'dan dâ’imâ elçiler ve ağır bâzargânlar gelüp metâ‘ getirirler. Ve dâ’imâ Moskov elçileri gelüp rehn dururlar. Acem diyârına ekseriyyâ semmûr ve balık dişi ve zincâb ve Bulğarî telâtin ve niçe elvân metâ‘-ı gûnâ-gûn Moskov diyârından Gîlân'a ve bu Bakü'ye çıkar ve bu Bakü'den tuz ve neft ve za‘ferân ve harîr alup Moskov'a götürürler. Zîrâ za‘frânı ve harîri Lahîcân'dan şeffâflı ibrişimi olur ve Anadolu'da Za‘ferânborlu'sunda latîf za‘ferânı olur. Ve bu Bakü nâhiyelerinde ba‘zı şûre yerler vardır. At ve âdem basup sehl dursa atın tırnağı ve âdemin ayağı yanar. Ba‘zı yerleri hafr edüp kârbân halkı ol hafr içine tancere ile lahm ve gayrı ta‘âm koyup ân-ı sâ‘atde zemînin herâretinden ta‘âm pişüp tenâvül ederler, aceb hikmet-i Hudâdır. Bu şehrin cânib-i şimâli kurbunda nehr-i Kür deryâ-misâl olup Bahr-i Haraz'a munsab olur. Ba‘zı zemân Moskov'un Kazak-ı Akı kenarı sazlı gemileriyle bu Kür nehrine girüp âmedânî Acem şehirlerin nehb ü gâret edüp niçe bin Acem esîriyle mâl-ı ganâ’im alup esîrleri Gîlân bâzârına götürüp emân ile fürûht eder. Bir nehr-i azîmdir kim Tuna'ya mânend arîzdir, lâkin amîk değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 314b ·
metinde göster ·
… hukemâ-yı kudemâ-yı dûr-bîn efkâr-ı cihân-ârâlar ile meşveret edüp bu Demirkapu
zemînin
irtifâ‘a alup bu Bahr-i Haraz'ın arzını Karadeniz'den 316a ziyâde irtifâ'da b …
Cemî‘î müverrihân-i âlemân tahrîrleri üzre kıbel-i Hak'dan İskender-i Zülkarneyn'e Arapça âyeti ile fermân olunup İskender sedd-i Ye’cûc'u binâ edüp bu Demirkapu zemînine gelüp görse kim Dağıstân hudûdunda sahil-i bahrde bir cây-ı dilküşâdır. Vezîri Rîstalis ve Fisagores-i Tevhîdî ve hazînedârı Bitilîs ve Câlinus ve Bukrât ve Sokrât hukemâ-yı kudemâ-yı dûr-bîn efkâr-ı cihân-ârâlar ile meşveret edüp bu Demirkapu zemînin irtifâ‘a alup bu Bahr-i Haraz'ın arzını Karadeniz'den 316a ziyâde irtifâ'da bulup Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmeğe murâd edinüp Bahr-i Haraz ile Karadeniz mâbeynine ilm-i hendese sâhibleri ukalâ-yı zû-fünûn mühendisler gönderüp üçüncü günde Dağıstân ve kûh-ı Elburz dâmeninden Karadeniz sâhilinde Mikrilistân hudûdunda Karadeniz'in nihâyeti olan nehr-i azîm Faşa çayına varup anda dahi irtifâ‘ alup ilm-i hendese ile Karadeniz'i Bahr-i Haraz'dan yigirmi arz-ı süflîde bulup üçüncü günde yine İskender'e mâ-vaka‘ı üzre takrîr ederler. Hemân İskender Bismillah ile bu Demirkapu kurbunda Bahr-i Haraz kenarında üstâd-ı kûhken ve nakkâblara mühimmât ve levâzımâtlar verüp yetmiş gün ka‘r-ı zemînde yedi bin adım zemîn içre giderler. Cümle hukemâ-yı kudemâ "Yâ İskender! Sen sedd-i Ye’cûc'ü binâ etmeğe me’mûr edin, buna me’mûr değilsin ve buna mübâşeret etmen tûl-i emeldir. Gerçi bu Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeyni dağlar aşup piyâde âdem üç günde reh-revlik edüp varır. Lâkin kûh-ı Elburz dâmeninde yalçın çakmak taşlı kayalar vardır. Anlara tîşe urup nakb edince niçe bin hazîne telef olup ömre zamân ister. İlm-i nücûm üzre sizin müddet-i hilâfetinize otuz iki sene vardır. Şimden sonra taraf-ı Hakka yönelin ve dahi enfa‘ işler vardır, anı eylen" deyü cümle hukemâ, İskender'in Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e mahlût etmemesine zâhib olup Karadeniz'i İslâmbol boğazından kesüp Üsküdar ile Sarâyburnu'ndan aşağı Makedonya şehrin gark etdirip ve Kaydefâ şehirlerin gark-ı âb etdirmeğe sevk ederler. Hikmet-i Hudâ İskender dahi ol gice bir muhavvif vâkı‘a görüp Bahr-i Haraz'ı Karadeniz'e halt etmeden ferâğat edüp yine cümle hukemânın re‘yiyle İskender-i Kübrâ bu Demirkapu'dan yedi konak Dağıstân dağları içre Karadeniz'e varınca üç kat rasîf sedd-i İskender ve üç kat handak-i azîm çeküp Bahr-i Haraz ile Bahr-i siyâhın mâbeynin sedd etmişdir kim şark cânibinde İrân u Tûrân kavmi, garb cânibinde Deşt-i Kıpçak kavmi ve Benî Asfer ve Sal‘ât ve Kırım ve Rus-ı menhûs tâ’ifesi mâbeynlerinde hudûd etmişdir kim hâlâ kûh-ı Elburz içinde ve Irak-ı Dâdyân dağlarında üç kat dîvâr ve üç kat handak hafr-i azîmi bu hakîr Evliyâ-yı pür-taksîrin manzûru olmuşdur. Ekseriyyâ Kırım'dan Kumuk diyârına giden hânlar im‘ân-ı nazar ile nazar etse ma‘lûmları olur. Bir rivâyetde İskender binâ etdüğü bu sedd-i rasîfdir, derler. Ammâ İskender hılâfetinden vilâdet-i Resûlullah'a gelince bi-kavli Muhammed ibn İshak 882 sene idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 315b–316a ·
metinde göster ·
yâbisin bu cebel-i Sincâr'da bulmuşdur. Anınçün Nûh Nebî'den hayr du‘â almışdır …
Ammâ güvercin ibtidâ zemînin yâbisin bu cebel-i Sincâr'da bulmuşdur. Anınçün Nûh Nebî'den hayr du‘â almışdır. Hâlâ bu cebel-i Sincâr'ın kayalarında olan kebûter âşiyânlarının hisâbın Allahu Rabbi'l-âlemîn bilir kim her rakkâsı evc-i âsumâna tayerân etdükde âfitâb-ı âlem-tâbın zıyâsın bürüyüp zemîni muzlim eder. Ve kehle ve pire ve akrep ve çıyan bu cebel-i Sincâr'da halk olduğiyçün Kürd halkı üstünde olan pire ve kehle hisâbın yine kendüleri bilir. Hattâ başına bî-dermân olan saçlı Sincâr dağı Kürdünün saçında ve sakalında kehleler âşiyân edüp döl döş sâhibi kevâhileler vardır. Hattâ kulaklarının içinde ve burnu deliklerinde bile kehleleri vardır, ammâ kendüleri pire ve kehleden elem-zede olmak yokdur. Vücûdları hod tüğlü bir ak kelb gibi olmağile kehleden mürekkeb bir alây gûl-i beyâbân kavm-i bî-imân [u] bî-amândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213a ·
metinde göster ·
… ûniyyet üzre sudur kim yumurta pişer ve koyun paçası ve kellesi ütülenir. Ve bu
zemînin
şehr-i Şat aşrı karşusu (---) hâkidir.
Hâsıl-ı kelâm her lisânda birer gûne ismi vardır. Ve Rûm u Arab u Acem'de niçe yüz ılıcalara girüp seyr [ü] temâşâ etmişiz ammâ menâfi‘ cihetinde bu mertebe hâsiyetli germâb-ı latîf görmedim. Yetmiş yedi gûne emrâz-ı muhtelifeye dâ-i devâ olduğundan mâ‘adâ Allahümme âfinâ burnu ve dudakları düşmüş fireng zahmetine mübtelâ olmuş kimesneler kırk gün girüp âb-ı germâbında aç karnına nûş etse bi-emrillah vücûdu kırk günde dürr-i beyz-âsâ olur. Zîrâ bizzât Hazret-i Alî'nin nazargâhı olduğundan ve bir kubbe-i havzını Hazret-i Alî binâ etdiğinden Alî Hammâmı derler. Öbir kıbâblarını Âl-i Abbâsiyân selâtînleri binâ etmişlerdir. Her sene cânib-i etrâfında niçe bin kara çadırlı Kürd ve gûye-i Türkman u Urbân ve Acem-i uryân gelüp meks edüp her bir milel kırk gün meks edüp cümle marîzleri dâ-i devâ bulup giderler ammâ garâbet andadır kim bu germâbların havzları içre cümle zift döşenmişdir. Aslâ mermer ve ruhâm döşeli değildir. Zift ısıcak sudan eriyüp fenâ bulmak ihtimâli yokdur ve eyle suhûniyyet üzre sudur kim yumurta pişer ve koyun paçası ve kellesi ütülenir. Ve bu zemînin şehr-i Şat aşrı karşusu (---) hâkidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 404b ·
metinde göster ·
beyân eder: Evvelâ hisâr-ı Tikrit cezîre-i Dicle ve nehr-i Furât'dan olduğu tak …
Ve kal‘a-i Tikrit'in vâzı‘-ı esâsı olan zemînin beyân eder: Evvelâ hisâr-ı Tikrit cezîre-i Dicle ve nehr-i Furât'dan olduğu takdîrde Şattu'l-Arab'ın cânib-i garbîsinde bir püşte-i âlî üzre bir hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn havâlesiz bir kal‘a-i bî-hemtâdır. Ve Irâk-ı Bağdâd'a beş menzildir ve Musul hâki çölünde vâki‘ olup Musul'a beş konakdır kim Musul ile Bağdâd'ın kâmil mâbeynehümâlarına vâki‘ olmuş bir kal‘a-i musanna‘dır ve Şatt'ın garbîsindedir ve Şatt'ın cânib-i 406a şarkîsi tarîki hâk-i Bağdâd'dır. Ammâ Şehrezûl eyâletinde kal‘a-i Kerkük dahi yakîndir ammâ hudûd-ı Irâk bu Tikrit'in kurbünde nehr-i İshâk vardır, hudûd-ı Irâk ol nehirden add olunur. Tikrit'in şimâlîsi hudûd-ı Musul add olunur ve nehr-i İshâk'ın cânib-i şarkîsi ve cenûbîsi kal‘a-i Tikrit'dir ve cânib-i cenûbunda çöl ü çölistân içre beşinci menzilde Bağdâd kal‘ası mukâbelesinde Şatt aşrı vâki‘ olan Kuşlar kal‘asıdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 405b–406a ·
metinde göster ·
… inâ edüp üç yüz nefer âdemler bu derbend-i mûhişde nigehbânlık ederler, ammâ bu
zemînin
âb [u] havâsı latîf olduğundan mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân …
Be-kavl-i tevârîh-i Rûm-ı Yunan, ya‘nî müverrih Latin Yanvan bu şehrin ibtidâsı bir derbend beklemek içün Dubrovnik Kral-ı dâllı beş on aded hâne-i külbe-i ahzânlar binâ edüp üç yüz nefer âdemler bu derbend-i mûhişde nigehbânlık ederler, ammâ bu zemînin âb [u] havâsı latîf olduğundan mürûr-ı eyyâm ile ahâlî-i derbendân-ı derbederân tenâsül bularak bâğ u bâğçeler ederek bir ma‘mûr rabta olunca bu kerre bunlara Dubrovnik Kral bir kal‘a binâ eder. Gitdikçe bu şehir amâr olup bender-i azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 128a ·
metinde göster ·
… Bu mahalde cümle ordu-yı İslâm gûnâ-gûn meyve-i âbdâr ile ganîmet oldu, zîrâ bu
zemînin
cümle dağları ve yakın ü ı[ra]ğları bâğlardır. Andan yine 3 sâ‘atde def‘â,
Menzil-i nehr-i kenâr-ı Kokol: Bu mahalde cümle ordu-yı İslâm gûnâ-gûn meyve-i âbdâr ile ganîmet oldu, zîrâ bu zemînin cümle dağları ve yakın ü ı[ra]ğları bâğlardır. Andan yine 3 sâ‘atde def‘â,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 19b ·
metinde göster ·
… mahsûlâtları gibi bir gün bir gecede cânib-i erba‘ayı birer konak yer pîr-i pâk
zemînin
kara hâk edüp herkes hayme vü hargâhları önünde dağlar gibi mahsûlâtlar yığdıla …
"Bire meded bu Uyvar sahrâsın mahsûlün derelim ve çadırlarımıza yığalım" deyü asâkir-i deryâ-misâl bu Uyvar fezâsına dökülüp babaları mahsûlâtları gibi bir gün bir gecede cânib-i erba‘ayı birer konak yer pîr-i pâk zemînin kara hâk edüp herkes hayme vü hargâhları önünde dağlar gibi mahsûlâtlar yığdılar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 108a ·
metinde göster ·
cânib-i kıblesi Orta Macar'dır ve taraf-ı şarkîsi vilâyet-i Leh'dir ve Tot kavm …
Bu zemînin cânib-i kıblesi Orta Macar'dır ve taraf-ı şarkîsi vilâyet-i Leh'dir ve Tot kavminin lisânları da Leh gibidir. Ve şimâl semtleri Çeh vilâyetleridir ve garb tarafları Nemse diyârıyla hem-hudûddur, ammâ cümle Tot kavmi başka banlıkdır kim iki kerre yüz bin askere mâlikdir, lâkin Orta Macar'a tâbi‘ olduklarından bunlar dahi millet-i Mesîhiyye'dendirler ve Macar kavmi gibi mezhebleri dahi Luturyan mezhebindedirler. Putperest olmayup salîbe perestlerdirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 126a ·
metinde göster ·
… yedi köşe bir temel kazmağa elli bin re‘âyâ cem‘ olup ibtidâ ipler ile kal‘anın
zemînin
tarh edüp andan taşra handakları ve tabyaları ve kapuların tarh ederken azîm te …
"Düşman bu kal‘ayı muhâsara ederse bu kal‘a şu resimde gerek, böyle gerek şöyle gerek" deyü müşâvereler ile şekl-i müsebba‘, ya‘nî yedi köşe bir temel kazmağa elli bin re‘âyâ cem‘ olup ibtidâ ipler ile kal‘anın zemînin tarh edüp andan taşra handakları ve tabyaları ve kapuların tarh ederken azîm temâşâlar edüp temelleri kazdıklarının tozu ve toprağı eflâke peyveste olup hafirler kazarlardı. İçinde henüz dahi imâretden bir ev yok idi, ancak Tuna kenârında beş bin kadar soltat olacak sazdan ve kamışdan odalar ve azîm toprak tabyaları müfîd [ü] muhtasar yapup kırk elli pâre toplar koyup mukaddemâ ma‘mûr olan gümrükhâne köy bu kal‘aya varoş kalmış olur, ammâ eğer bu kal‘a itmâm bulursa gâyetü'l-gâye metîn kal‘a-i üstüvâr olur. İki yüz yerde hemân dağlar gibi kırmızı tula pişirüp âmâde dururdu. Bu kal‘a cümle tuladan olsa gerek. Bu kal‘anın üssü hafirlerin seyr-i temâşâ edüp yine şimâl tarafına sahrâlar ve ma‘mûr [u] âbâdân kurâlar içre 3 sâ‘atde gidüp, 74a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 73b–74a ·
metinde göster ·
tuz çıkar gârlarına kanlı ve hırsızlar koyup tuz keserler. Aslâ âdeme benzemez …
Bu mahallin dağlarından kaya kaya tuz keserler. Bu ibret-nümâyı görmeyen cihânı geşt etdim, demesin. El-ıyâzu billâh ka‘r-ı zemînin tuz çıkar gârlarına kanlı ve hırsızlar koyup tuz keserler. Aslâ âdeme benzemez bir alay gul-beyâbâna benzer âdem sıfatlı mücrimlerdir kim Ferhâd gibi Ferhâdî külünkler ile kûh-ken-misâl cibâl-i müntehâları mağâra mağâra delüp tuz çıkarırlar. Kırk bin altun hâsıl olur emânet-i azîmdir. Cemî‘i serhadlere tuz bu Turda şehrinden gider, gâyet lezîz tuzdur ve halkı cümle tuzculardır. Hattâ Alî Paşa sene (---) târîhinde bu şehri vîrân edüp niçe yüz esîr alduğu bâlâdaki cildde mufassal tahrîr olunmuşdur, ammâ şimdi acâ’ib ma‘mûr u âbâdân olup tuz gârlarını seyr [ü] temâşâ etdik, ne‘ûzü billâh. Andan 6 sâ‘at kıble tarafına gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 91b ·
metinde göster ·
gubârı evc-i âsumâne peyveste olup bir dırahtın kökleri üzre esb-i sabâ-sür‘at …
Yine ol gece Or kal‘amızın kapusun Selîm Geray Sultân ve Hacı Geray Sultân ve Kırım Geray Sultânlar Or kapusun açdırup on bin aded güzîde Badrak ve Şıdak Tatarlarıyla Hân leşkerine erişüp Hân hazretleri yanında cümle iki kerre yüz bin asker olup hemân Hân hazretleri "Bismillâh niyyetü'l-gazâ" deyüp vilâyet-i Maskov'a deryâ-misâl asker ile müteveccih olup azamet-i Hudâ iki kerre yüz bin cüyûş-ı muvahhidînin sekiz kerre ve tokuz on kerre yüz bin alaşa atları olur, deryâ-yı benî âdem ve devâbât Bahr-i Ummân talattumu gibi temevvüc edüp atlandıklarında âdem deryâsı çalkanup fecc-i amîk-vâr bahr-i âdem akup zemînin gubârı evc-i âsumâne peyveste olup bir dırahtın kökleri üzre esb-i sabâ-sür‘at ayakları uğrasa ol ağacın kökleri sofî misvâkı gibi tiftik tiftik olur, allâhümme afûnâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112a ·
metinde göster ·
Derhâl ceng-i sultânî kebirgelerine turreler urulup cümle guzât-ı müslimîn yarar kazakdaş ağırmak atlarına süvâr olup cümle ağırlıkları yigirmi bin asker ile kazan tüp edüp her koşdan onar kişi {dahi} kalup seksen bin aded güzîde sadaklı {tirkeşli} ve savatlı {pusatlı} ve kübeli {zırhlı} zor batır {keskin bahâdır} yiğitler ileriye talî‘a-i 113a asker olup hemân küffâr askerine Allâh deyüp sadak cılovu(?) ve atların süheylleri eflâke peyveste olup çapul-ı azîm civerüp {sefer koyverüp} rûz-ı mahşerden bir gün olup rûy-ı zemînin hâk-i pâkinin gubârı âsumâna urûc edüp âfitâb-ı âlem-tâbın şu‘lesi dutulup münkesif oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 112b–113a ·
metinde göster ·
Ziyâret-i sâhib-kırân Ferîdûn Hân: Müverrihân-ı Arab bu Ferîdûn'a Ebü't-Tatar derler, zîrâ Arabistân ve Mekke ve Medîne ve Bahr-i Kulzum sevâhillerinde çok seyâhat edüp andan bu sahrâ-yı Heyhât'da kal‘a-i Balu Hân'ın zemînin ibtidâ amâr etmişdir. Be-kavl-i müverrihîn Hazret-i Nûh'a îmân getirüp Tûfân'da keştî-i Nûh'a girmişdir. Beş yüz yıl mu‘ammer olup Hûd Nebî aleyhi's-selâma yetişmişdir. Ve Şâm-ı şerîfden Ka‘be'ye Tûfân'da gâ’ib olan Ka‘be yolların bu açmışdır. Ve Hazret-i Nûh ile Ka‘be yerinde olan Beyt-i Ma‘mûr yerin bunlar Hazret-i Nûh ile tathîr edüp Ka‘be yerin ayân etmişlerdir. 172b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 172a–172b ·
metinde göster ·
… ç kal‘a odur. Bunda kral sarâyından gayri eser-i binâdan bir âsâr yokdur. Cümle
zemînin
dizdâr bâğçe etmişdir, zîrâ evler olsa her bâr âdem çıkup enmeğe âciz-mânde olu …
Bu kal‘adan yukaru iç kal‘a bir küçük bölme hisârdır. İçinde aslâ bir hâne yokdur, ancak bir tophâne ve bir su sarnıcı ve birkaç şâhî topları var. Ve bu orta hisârdan yukaruda bir bölme hisâr dahi var, asıl iç kal‘a odur. Bunda kral sarâyından gayri eser-i binâdan bir âsâr yokdur. Cümle zemînin dizdâr bâğçe etmişdir, zîrâ evler olsa her bâr âdem çıkup enmeğe âciz-mânde olurlar. Ammâ hakkâ ki ayyûka kad keşân olmuş bir sahra-i âlî üzre bir dürr-i beyz-âsâ kal‘a-i serâmeddir kim burc-ı bârû-yı üstüvârlarından âdem aşağı dereler ve kayalara bakmağa cür’et edemez. Ve bundan cümle zemîn nümâyân olduğundan mâ‘adâ Bahr-i Ebyaz bir buhayrecik gibi görünür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 246a ·
metinde göster ·
Ve ol gece kal‘anın cümle der-i dîvârları üzre cemî‘i asâkir-i İslâmda ne kadar kerre yüz bin meş‘ale ve fânûslar ve cebehânede ne kadar neft ü katrân ve zift ü yağ ve yel mûmları ve bal mûmları ve niçe kerre yüz bin aded kanâdîller var ise kal‘a dîvârı üzre aslâ âteşsiz yer kalmayup eyle çerâğân oldu kim kal‘a-i Kandiye nûr-ı pür-nûr olup ahşamdan tâ sabâha dak top u tüfeng kırkar kerre yaylım yaylım atılırken meğer Sadrıa‘zam ve Defterdâr Ahmed Paşa ve Yeniçeri Ağası Abdurrahmân Paşa ve Defterdâr-ı sâbık Şâm vezîri Melek İbrâhîm Paşa ve Kethudâ İbrâhîm Paşa ve Kulkethudâsı Zülfikâr Ağa ve gayri vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve gayri a‘yân-ı kibârların kollarında niçe kerre yüz bin aded serrâka âsımânî tarakalı fişengler ve badaluçka nâm muşkat ve tüfengler atup tâ vakt-i sabâha dek fişeng ü kumbaralar hevâda tayerân edüp bir gûne âteş-feşânlık oldu kim âsımânda pervâz eden murğ-ı hevâyîlerin per ü bâlleri ihrâk olup bî-cenâh hâk-i pâke düşüp niçe bin hûş [u] tuyûr zemînin rimâli üzre purputur gezerlerdi tâ ol mertebe hevâda âteş-i sûzân fişenglerden rîzân olurdu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 305a ·
metinde göster ·
yarup kehrîz yolların tâ liman kapusu hâricine varınca kârgîr binâ ile edüp hen …
Ve'l-hâsıl cemî‘i vüzerâ ve vükelâlar niçe bin hayrât [u] hasenâtlar inşâ edüp şehr-i Kandiye gül gibi olup güldü. Ve kâfir zamânı bu şehir içre aslâ kehrîz olmamak ile Sadrıa‘zam fermân edüp tâ Vâlide câmi‘i önünden yokuş aşağı tarîk-i âmmın ka‘r-ı zemînin yarup kehrîz yolların tâ liman kapusu hâricine varınca kârgîr binâ ile edüp henüz pâk ü pâkîze bir şehr-i tâhir oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 316a ·
metinde göster ·
… Harîs- 363b -zâde Ağa bir çârsû hammâmı inşâ etmeğe ta‘ahhüd edüp çârsû içre
zemînin
dahi görüp tedârik eyledi. Hudâ itmâmın müyesser ede. Lâkin bu şehrin a‘yân-ı k …
Ve cümle iki aded hân-ı tüccârânı vardır. Bunlar dahi kârgîr binâ olup gûyâ bezzâzistân gibi her kumâş kâlây vâlây mevcûddur. Ammâ çârsû hammâmı yokdur. Lâkin "Sarây hammâmları kırkdan ziyâdedir" deyü nakl etdiler, ammâ Harîs- 363b -zâde Ağa bir çârsû hammâmı inşâ etmeğe ta‘ahhüd edüp çârsû içre zemînin dahi görüp tedârik eyledi. Hudâ itmâmın müyesser ede. Lâkin bu şehrin a‘yân-ı kibâr hammâmlarına akrabâ ve ta‘allukâtlar girüp çârsû hammâmına ihtiyâcları olmadığından çârsû hammâmı yapmağa bir kimesne sa‘y etmemişlerdir, ammâ ankâ ve bâzergân ve mün‘im hânedân sâhibi âdemleri vardır. Ve âb [u] hevâsı gâyet latîf olup halkı gâyet garîb-dostlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 363a–363b ·
metinde göster ·
… alı vardır. Cümlesinin balyozları ve konsolozları vardır. Ve bâzergânları rûy-ı
zemînin
mahsûlâtların ve cemî‘i diyâr halkının metâ‘ların getirüp beher sene bin gemi g …
Ve'l-hâsıl Âl-i Osmân'ın kabza-i tasarrufunda iki yüz altmış bender sevâd-ı mu‘azzam iskele vardır kim yük çözülür ve yük bağlanır şehirlerdir. Ammâ İzmir benderi cümleden iştihârlı şehirdir. Zîrâ ekâlîm-i seb‘ada Âl-i Osmân ile dost olmuş on sekiz kefere kralı vardır. Cümlesinin balyozları ve konsolozları vardır. Ve bâzergânları rûy-ı zemînin mahsûlâtların ve cemî‘i diyâr halkının metâ‘ların getirüp beher sene bin gemi gelir ve bin gemi gidüp metâ‘lar bu İzmir şehrinde fürûht olunur. Böyle bir derbend-i calender bender yerdir kim velvele-ârâ iskeledir. Ve Freng-i bedreng gemileri eyle gelirler kim şehr-i İzmir'in nısfı gûyâ Frengistândır. Ve bir kimse bir kâfire bir sille urmağa kim kâdirdir derhâl derbân ve dîdebânlar âdemi der-çember edüp der-ân emân vermeyüp tâ hâkime götürürler, yâ hâkim katl eder, yâhûd kefereler katl edüp na‘ş-ı müslimîni ol ân gâyib eder. Bir cânibi böyle Malta gibi muzlim Frengistân-misâl yerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y47a ·
metinde göster ·
Ve bu şehir bir düz sahrâya vâki‘ olmağile ibtidâ esâsına temel bırağan üstâd-ı kâmil ilm-i hendeseye mâ'il olmağile bu şehrin zemînin sadrenc nakşı tarh edüp ba‘dehu vaz‘-ı esâs etmiş. Cümle yetmiş şâhrâh etmiş. İki taraflarına piyâde kaldırımları etmiş, ortaları serâpâ pâk rimâl-i hâkdir. Ve cümle tarîk-ı âmları vâsi‘, şehrin bir ucundan öbür tarafı nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y91a ·
metinde göster ·
… râda vâki‘ olmuşdur. Sene 751 târîhinde Urbân beğlerinden İbn Îsâ hazretleri bu
zemînin
âb [u] havâsın beğenüp bu şehri amâr eder. On bin katar deveye ve niçe kerre yü …
Şehri bir çöl çölistânın tâ ortasında bir düz sahrâda vâki‘ olmuşdur. Sene 751 târîhinde Urbân beğlerinden İbn Îsâ hazretleri bu zemînin âb [u] havâsın beğenüp bu şehri amâr eder. On bin katar deveye ve niçe kerre yüz bin ganeme ve câmûs [u] sevre ve teyse mâlik olup dâ’imâ Evcile tibrin zabt edermiş. Eyle ankâ olur kim bin deve ile her sene hac edermiş ve cümle huccâca ni‘metin mebzûl edüp herkesin tatyîb-i hâtıriyle takayyüd edüp gider gelirmiş. Bu Emîr Îsâ'nın ihsân [u] in‘âmı sebebiyle bu şehr-i Hûş ol kadar amâr olur kim şehir içinde bir harâb hâne ve bir arz-ı hâlî virâne kalmayup cümle halkı mâl-ı Kârûn'a mâlik olurlar. Zîrâ koyun ve deve yeridir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y310b ·
metinde göster ·
… nra kehene Mısrâyim binâsıdır kim iklîm-i Mısır'ı devr edüp ilm-i nücûm üzre bu
zemînin
âb [u] havâsın beğenüp bu şehri inşâ etdi. Mürûr-ı eyyâm ile niçe bin mülûkleri …
İbtidâ bânîsi bi-kavli Tevârîh-i Hıtat-ı Makrîzî Tûfân-ı Nûh'dan sonra kehene Mısrâyim binâsıdır kim iklîm-i Mısır'ı devr edüp ilm-i nücûm üzre bu zemînin âb [u] havâsın beğenüp bu şehri inşâ etdi. Mürûr-ı eyyâm ile niçe bin mülûklerin tasarrufuna girüp sene (---) târîhinde Mısır pâdişâhlarından Tâhir Baybars evâyil-i hâlinde bu şehirde kâşif iken ol dahi âb [u] havâsından haz edüp zamân-ı hilâfetinde bu şehri taht-ı sânî edinüp sâkin olurdu. İle'l-ân şehrin tâ vasatında kâşifler sarâyı kurbunda şehir içinden cereyân eden tur‘a üzre üç göz bir cisr vardır, her vakt-i işâda ol cisr üzre sekizer kat mehterhâne üç nevbet çalınur, Tâhir Baybars hazretlerinin asrından berü kânûn-ı selâtîndir, çalınup vazîfe ve cirâyelerin kâşifden alup dâ’imâ mehterhâne çalarlar, zîrâ taht-ı sânîdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y356a ·
metinde göster ·