pinhân olan bıtrîk ve kıssîsden üç bin ruhbân şeref-i İslâm ile müşerref olup ü …
Ol cum‘a Ayasofya'nın zîr-i zemînlerinde pinhân olan bıtrîk ve kıssîsden üç bin ruhbân şeref-i İslâm ile müşerref olup üç yüz yaşında bir papasın ismini Baba Mehemmed kodular. Mihrâbın sağındaki muzlim künc Hazret-i Süleymân'ın ibtidâ binâ etdüği ma‘bed-i kadîmdir deyü Baba Mehemmed gösterüp Ebü'l-feth ibtidâ anda iki rek‘at sâlât-ı hâcet kılup inkırâzu'd-devrân ma‘mûr [u] âbâdan ola deyü du‘â edüp ol mahallin zîr-i zemîninden bir hafta kâmil niçe {bin} deve yükü mâl-ı Tâkyânûs-ı okyûnûs çıkarup kıral hazînesine ve Tershâne bâğçesine taşıdılar. Ba‘dehu,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 30b ·
metinde göster ·
… -ı Râbi‘ asrında İslâmbol içre bir zelzele-i azîm olup eyle münhedim olup zîr-i
zemînleri
bile harâb olup bizzât Gâzî Murâd Hân üzerine gelüp niçe bin ırgat ve bennâ ve …
Sene (---) târîhinde Ömer ibn Abdül‘azîz ve Mesleme, Hârûnu'r-Reşîd ve Yıldırım Bâyezîd Hân ve Ebü'l-feth Mehemmed Hân asrında bir câmi‘-i atîk idi. Âkıbet Sultân Murâd-ı Râbi‘ asrında İslâmbol içre bir zelzele-i azîm olup eyle münhedim olup zîr-i zemînleri bile harâb olup bizzât Gâzî Murâd Hân üzerine gelüp niçe bin ırgat ve bennâ ve mi‘mâr-ı kâmiller cem‘ edüp binâsına şürû‘ etdiler. Ammâ teng mahalde vâkı‘ olmağile bir ibâdullâhın hudûduna vaz‘-ı yed etmeyüp yedi yılda bir câmi‘-i zîbâ oldu kim gûyâ bir nûr-ı mübîn oldu. Ve metânet üzre olsun deyü üstâd-ı mühendis orta kubbenin cânib-i etrâfına hurde hurde kubbeler edüp gûyâ bir gül-misâl kubbe olduğıyçün Gül câmi‘ derler. Ve itmâm buldukda yüz güğüm gülâb ile derûn-ı câmi‘i gasl eylediler. Mihrâbı ve minberi sâde güzelidir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 62b ·
metinde göster ·
… ncak bir tabaka bir minâresi vardır. Zîrâ minâre ve câmi‘in zemîni serâpâ zîr-i
zemînler
olduğundan binâ-yı azîm etmeğe havf etdiler. Ve bu câmi‘ içre dâ’imâ hâl sâhibi …
Ma‘bed-i kadîm olmağile ba‘zı zamân bu câmi‘e istiskâ du‘âsına çıkarlar. Müstecâbü'd-da‘ve mahaldir. Ancak bir tabaka bir minâresi vardır. Zîrâ minâre ve câmi‘in zemîni serâpâ zîr-i zemînler olduğundan binâ-yı azîm etmeğe havf etdiler. Ve bu câmi‘ içre dâ’imâ hâl sâhibi kimesneler eksik değildir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 62b ·
metinde göster ·
kavîdir ve serâpâ kurşumlu kubbelerdir. İçinde cümle altı yüz dollâbdır. Ve cüm …
Bunun dahi zîr-i zemînleri kavîdir ve serâpâ kurşumlu kubbelerdir. İçinde cümle altı yüz dollâbdır. Ve cümle bin aded neferâtlardır. Ammâ bunda Bedâsten-i atîk gibi zî-kıymet cevâhir makûlesi eşyâlar satılmaz, Cümle harîre ve elbise-i fâhireye müte‘allik metâ‘lar bey‘ olunur. Bu ehl-i bedâstenin pîrleri (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---).
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 201b ·
metinde göster ·
… kârgîr soffalı biner âdem alır bozahâne ve buzhâneler vardır kim temmûzda zîr-i
zemînler
içre bozaların buzlar üstüne koyup bozaları göğreyüp bozarup sovuk olur, cüllâb …
İslâmbol kahvehâneleri, Murâd Hân-ı Râbi‘de kadâga-i (?) şâhî ile men‘ olaldan berü Bursa kahveleri iştihâr bulup tiryâkîlerinin yüzleri gülmüşdür. Ve meşhûr-ı âfâk olan doksan yedi yerde bozahâneleri var kim bir diyâra mahsûs değildir. Pâk kâşîli ve münakkaş tavanlı ve kârgîr soffalı biner âdem alır bozahâne ve buzhâneler vardır kim temmûzda zîr-i zemînler içre bozaların buzlar üstüne koyup bozaları göğreyüp bozarup sovuk olur, cüllâb-misâl pâk bozası olur. Cümle a‘yân-ı kibârı bozahâneye girmek ayb değildir. Zirâ kahvehâneler gibi bunlarda dahi hânende ve sâzendeler vardır. Ve mahbûb boza sâkîleri var kim her biri birer pençe-i âfitâb meh-pânlardır. Bellerinde Bursa'nın kırk kalem münakkaş peştemâlları ve pâk libâslarıyla reftâr eder, elindeki ayağına âşıklar ayak bağlayup bozaya büzilüp bozadır derd-i seri olur. Ve niçe yüz yerde bu gûne cilvegâh yerleri vardır, ammâ biz ihtisâr etdik. Ve iki yerde tahte'l-kal‘ası vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 228b ·
metinde göster ·
… da Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i
zemînlerde
olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derû …
deyüp bu meşveret üzre cümle Fâtiha tilâvet edüp cemî‘î guzât içre bir sürûr [u] şâdmânlar olup cebehâne-i âmireden yedi bin kılıç ve iki bin kalkan ve iki bin müsellah tüfenk ve beş bin yay ve kırk bin ok ve altı bin harbe ve beş bin şişe el kumbarası ve elvân u elvân âlât-ı silâha müte‘allık niçe bin mühimmâtları cemî‘î asâkir-i İslâma defter ile tevzî‘ olunup mâh-ı mezbûrun (---) günü sa‘d-sâ‘atde yedi koldan top ve tüfenklere âteşler olunup derûn-ı askerden sadâ-yı Allah kopup gülbâng-i Muhammedî ile Deşt-i Kıpçak pür oldu ve âlem sıyt u sadâyıla doldu. El-azametullah top u tüfengin dûd-ı siyâhından ve cünûd-ı müslimînin pây-ı gubârından âlem zulmânî olup gerd-i siyâh evc-i âsumâna peyveste oldu. Bu hâlde iken Cenâb-ı Bârî, yarı kılup bir rîh-ı tayyib zâhir olup gubâr-ı siyâhı ref‘ edüp dost u düşman birbirlerin görünce cümle guzât-ı müslimîn dal-satûrî-i Muhammedî olup derûn-ı kal‘aya varınca küffâr-ı bed-girdârın akîblerince kovarak, kırarak tâ iç kal‘ada karâr edüp alem-i Resulullah'ı burc [u] bârûları üzre diküp ezân-ı Muhammedîler tilâvet olundu. Ve top u tüfenk sadâsı munkatı‘ olup ancak ümmet-i Muhammed destinde şemşîr-i âteş-tâb kalup yedi buçuk sâ‘at-i nücûmî derûn-ı kal‘ada küffâr-ı hâksâra eyle satûr-ı Muhammedî urdular kim gûyâ aç kurd koyun kırar gibi kırdılar. Ve cümle guzât kassab-ı cömerd köçekleri gibi kızıl kana müstağrak oldular ve küffâr ile yaka yakaya gelüp bir mertebe ceng [ü] cidâl ve harb [u] kıtâl olmuşdur kim küffâr ile guzât-ı dîn kızıl kâna müstağrak olduklarından fark olunmadan kalmışlardı ve cû‘ [u] atşândan bî-tâb u bî-mecâl kalmışlardı. Netîce-i merâm, sekiz sâ‘at-i nücûm hücum, ceng [u] savaş-ı perhâş olmuşdur kim gûyâ ceng-i Çıldıran ve yâhûd ceng-i Kosova'dır. Devlet-i Âl-i Osmân'da böyle bir gazâ-yı alî olmamışdır, meğer Süleymân Hân'ın Budin kurbunda Mohaç gazâsı ola. Küffâr-ı dûzah-karâr bu hâli görüp bakıyyetü's-seyfi zîr-i zemînlerde olan domuz damlarına ve tırkarları ve kemîngâhlarına girüp pinhân oldular. Derûn-ı kal‘ada küffârdan nâm [u] nişân kalmadı, ammâ mel‘ûn küffâr niçe yerden lağımlar atup asker-i İslâm'ı tayr-ı ebâbîl-misâl hevâya perrân edüp muhîl [u] şeytanât ile tasnîf olunmuş çarh-ı felekler ve domuz ayakları ve paçarizler döküp cümle serdengeçdilerin pâylarına pâ-bend olup gâzîlerin bir cânibe hareket eylemeğe iktidârları kalmadı. Yine bu hâl ile mücâhidîn var kuvveti bâzûya getirüp küffârın mazgal delikleri önüne varanları küffâr kurşum ile helâk edüp sâ‘at-be-sâ‘at asker-i İslâm şehîd olmada, gerü tarafdan imdâd dahi gelmemede. Âhiru'l-emr, cemî‘î gâziyân gördüler kim vakt-i asr oldu ve cân u başdan olduklarından mâ‘adâ açlıkdan batîü'l-hareke olup susuz şiddet-i hârda harâretden helâk mertebesine vardılar. Vakt-i gurûb karîb olunca bir ceng-i sultânî olmuşdur kim felekde melekler engüşt ber-dehen edüp hayrân olmuşlardı. Ba‘dehû kol kol alay çavuşları "Dönün gerü gâzîler, dest [u] bâzûnuza kuvvet, vakt-i gurûbdur, geliniz ta‘âm tenâvül edüp ale's-sabâh, olmaya illâ hayr" deyüp bu gûne tenbîh ile cümle guzât-ı 262a müslimîn küffârın bu kadar mâl-ı ganâ’imiyle ve niçe bin tüfenk, âlât-ı silâhlarıyla üç bin kelle ve bin altmış esîr alınmış ve cümle guzât-ı müslimînden şehîd olanları üsârâlara tahmîl edüp bu kadar mâl-ı firâvân ile herkes kollu kollarına çıkup bir yaylım tüfenk ve bir yaylım top şâdmânîleri olup cemî‘î şühedâların bir yerden namâzların kılıp defn edüp mecrûhlara tekâ‘üd vazîfeleri ihsânlar olup cerrâhlar ta‘yîn olundu. Ve kelle getirenlere yüzer guruş in‘âm ve dil getirenlere esîrlerden ihsân edüp serlerine gümüş çelenkler ve terakkîler ve timar ve ze‘âmetler sadaka olunup yeniçeriden yedi yüz şühedâ camedânı beytü'l-mâle teslîm olundu. Ve sâ’ir yedi koldan bin iki yüz âdem şehd-i şehâdet câmından nûş edüp rûh-ı pür-fütûhları evc-i ıllıyyinde karâr etdiler. Ol gice küffâr-ı dûzah-karâr karârgâhında tâ sabâha dek Ferhâd-vâr çalışup kal‘anın münhedim olan der-i dîvârların eyle metîn ve müstahkem edüp zemînden su zâhir olunca handak-i azîmler kazup taburlar çatup köşebendlere saçma toplar koyup ve niçe poso mazgalları inşâ edüp kal‘anın esâsın gûyâ sedd-i İskender etmiş. Bu hâli guzât-ı müslimîn görüp cümle müte’ellim oldular. Ne çâre eylesünler "el-abdu yudebbiru vallahu yukaddiru" deyüp cemî‘î umûrların Cenâb-ı Bârî'ye tefvîz eyleyüp yine câ-be-câ cenge âheng ederlerdi. Ammâ evvelki gibi derûn-ı dilden ve cân [u] gönülden değil idi. Lâkin yine gayret [u] hamiyyeti elden komayup şeb [u] rûz germâ-germ cengden hâlî değiller idi. Ve rûz-ı Kâsım'a kırk gün kaldı. "Ayâ! Hâlimiz neye müncer olur" deyü cümle vüzerâ ve vükelâlar, cemî‘î iş erleri bir yire cem‘ olup Arapça " mâ-sadakı üzre müşâvere edüp Bahâdır Girây Hân'ı yetmiş bin askeriyle ve sekiz kerre yüz bin atlarıyla Moskov diyârın nehb ü gâret etmeğe fermân edüp on üçüncü günde Moskov kralının (---) nâm şehrini gâret ve alan ve talan ve küffârların esîr-i nâlân edüp Ulu Nogay ve Kiçi Nogay ve Şıydak Nogay ve Urümbet (?) Nogay ve Çobanili ve Deveyili ve Arslan Beğili ve Nevrûzili ve Kırım askerinden Mansûrlu ve Şîrînli ve Sincivitli ve Arkınlı ve Dayirli ve Çikişkeli ve Arbatlı ve Mankıtlı ve Badraklı ve Sultânzâde olanlar ve'l-hâsıl cümle Tatar-ı sâbâ-reftâr-ı adüv-şikârlar on dördüncü gün Azak kal‘ası altında ordu-yı İslâma kırk beş bin esîr ile ve iki kerre yüz bin at ganâ’imiyle ve bî-hadd ü bî-kıyâs zî-kıymet mâl-ı firâvân ve bakır ve kalay âvânî makûlesi ile ve hadden efzûn semmûr ve balık dişi ve sâ’ir akmişe-i fâhireler ile gelüp vâsıl olunca asker-i İslâmın mürde dilleri tâze cân bulup mâh-ı (---) günü cümle esîri pây-beste ve dil-haste haçlı bayrakları ser-nigûn ve tablların döğerek Kal‘a-i Azağ'ın top altında bir alay-ı Tatar güzer etmişdir kim Âl-i Cengîz Hân'dan berü böyle bir ganâ’im-i azîm olmamışdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 261b–262a ·
metinde göster ·
… ssîs ü ruhbân ve papaslar hımâr-ı İsâ na‘şın mûmyâ edüp hâlâ bu deyr içre zîr-i
zemînlerde
gâyetü'l-gâye mahfûzdur kim anı ol deyrin huddâmları bile bilmezler. Hâlâ vücûd …
Garîbe-i acîbe: Bu cezîrede bir Ermenî deyri vardır. Hazret-i İsâ'nın hımârı (---) sene mu‘ammer olup fevt oldukda cemî‘i bıtrîk ü kıssîs ü ruhbân ve papaslar hımâr-ı İsâ na‘şın mûmyâ edüp hâlâ bu deyr içre zîr-i zemînlerde gâyetü'l-gâye mahfûzdur kim anı ol deyrin huddâmları bile bilmezler. Hâlâ vücûd-ı hımâr endâmiyle çârpâ üzre ber karâr olup şeb-çerâg gözlü zer-ender-zer çullu bir hımârdır deyü sikadan haber aldık, ammâ bu hakîr görmedim. Zamân-ı kadîmde millet-i Nasâra bu hara perestiş eylediklerinden {Har-put} şehri derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 83b ·
metinde göster ·
… a derûn-ı kal‘ada imâristândan bir nişân yokdur. Ancak ba‘zı mahzenler ve zîr-i
zemînler
ve buğday anbarları vardır. Cânib-i (---)(---) kapusu mekşûfdur. Aslâ handakı …
Rûm târîhleri üzre Filboz kral binâsı olmağıla Filiboz'dan galat-ı meşhûr Filibe derler. Hâlâ kal‘ası şehrin ortasında bir boz kaya üzre olmağıla derûn-ı kal‘ada imâristândan bir nişân yokdur. Ancak ba‘zı mahzenler ve zîr-i zemînler ve buğday anbarları vardır. Cânib-i (---)(---) kapusu mekşûfdur. Aslâ handakı yokdur. Zîrâ cânib-i erba‘ası yalçın kayalar üzredir. Ve dâ’iren-mâdâr cirmi (---) adımdır. Dizdârı ve mehterhânesi ve neferâtları yokdur. Zîrâ İç il olmağıla cebehâne ve neferât lâzım değildir. Ancak ıydeyn-i mübârekeynde i‘lân içün iki şâhî topları vardır. Filibe Nâzırı Mehemmed Ağa tarafından atlarda imâr olsa şîrîn binâ kal‘a-i zibâdır, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 134a ·
metinde göster ·
… yla ve cemî‘i zî-kıymet eşyâlarıyla ve cümle me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla zîr-i
zemînlere
ve gâr-ı yetîmânlara girüp mütehassın oldular. Ammâ niçe diller sayd olunup anl …
Ammâ bâğlarında olan engür-i gûnâ-gûnları Hudâ-yı 215a Müte‘âl Âlim'dir kim bu kırk bir sene seyâhatimde bu abd-i hakîr Evliyâ-yı fakîr görmemişdir. Bu kadar bin bâğların cümle mahsûlâtların vâsi‘ sahrâda olan hubûbâtların bırağup cân başlarına düşüp cümlesi ka‘r-ı zemînde mağaralara girüp cây-ı menâs edindiler kim her bir gâr-ı yetîmân biner ikişer bin bî-imân Ekrâd-ı Yezîdân alur. Cümle evlâd [u] ensâblarıyla ve cemî‘i zî-kıymet eşyâlarıyla ve cümle me’kûlât [u] meşrûbâtlarıyla zîr-i zemînlere ve gâr-ı yetîmânlara girüp mütehassın oldular. Ammâ niçe diller sayd olunup anların kelâmı üzre mukaddemâ ale'l-gafle Mehemmed Emîn Paşa gelüp bu cebeli muhâsara etdükde cümle sahrâda hâzır olan darıların ve hubûbâtların kaldırmamışlar deyü esîrleri ile haber verdiler ammâ ne çâre kırk elli bin tüfeng-endâz mel‘ûnlar mağaralara girüp mazgal deliklerinden kurşum urup yanlarına bir âdem varmak mümkin değil.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214b–215a ·
metinde göster ·
… -yı ziyâretgâhlar bunlar gibi kubbe-i âlî serdâblar içre yatmazlar. Cümle zîr-i
zemînlerde
mermerden sandûkalar içre yaturlar.
Ziyâret-i Abdullah ve İzzeddîn Hân ve Sultân Hasan ve Sultân Meymendî ve Sultân Boğa Bay ve Sultân Tohta Bay ve Korkud Hân ve Sultân Alî Hân ve Sultân Kâzım ve Sultân Bendî Cân ve Zor Bay Hân ve İsmâ‘îl Hân ve Bedir Bay Hân ve Cığalı Hân ve Tohtamış Hân ve Selçuk Hân ve İsrâîl Hân ve Ma‘sûm Bay ve Kutlu Bay, andan havâtînleri başka yerde yaturlar. Evvelâ Mama Hâtûn ve Hurme Hâtûn ve Cân Hanım ve Nilfer Hanım ve Zübeyde Hanım ve Selviboy Hanım ve Zîbâ Hanım ve Vasfiye Hurme ve Hûrşîd Hurme ve Döndü Hurme ve Safiyye Hurme ammâ Âl-i Dânişmendiyye'den olan mevtâ-yı ziyâretgâhlar bunlar gibi kubbe-i âlî serdâblar içre yatmazlar. Cümle zîr-i zemînlerde mermerden sandûkalar içre yaturlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241a ·
metinde göster ·
… Hân ve Kara Şeyhî Hân, bunlar dahi cümle havâtînleriyle şehr-i Ahlat içre zîr-i
zemînlerde
serîrler üzre yaturlar. Târîhleriyle merkûmdur.
Evvelâ Kara Celâyir Hân ve Kara Yûsuf Hân ve Kara Durmuş Hân ve Kara Bora Hân ve Kara Şeyhî Hân, bunlar dahi cümle havâtînleriyle şehr-i Ahlat içre zîr-i zemînlerde serîrler üzre yaturlar. Târîhleriyle merkûmdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
{Bu bâlâda tahrîr olunan Âl-i Osmân ecdâdları kıbâblar içre serîrler ve mastabalar üzre katîfe eyvânlarıyla ve niçesi beyâz kefenleriyle saçları ve sakallarıyla cümle vücûdları ter ü tâze durup serîr üzre pâdişâhâne yaturlar. Birisi de türâb içre medfûn değiller. Niçesinin vücûdları pembe-misâl beyâz ve nermdir. Niçesi kurumuş, kadîd olmuşdur ammâ üzerlerinde esvâbları mukarrerdir. Kadd [ü] kâmetde tavîl ü cesîm âdemler ammâ cümlesi kubbe-i âliyesinin zîr-i zemîn-i muzlimde yaturlar. Hatta bir Zengi-çehre bir gulâmı elinde asasıyla ayağ üzre dîdebân gibi dîvâra dayanup durur. Ammâ gâyet mehîb ve mahûf çehredir. Türbedârları yokdur. Kapular yine fâtih-i Revân Murâd Hân ziyâret ideli mesdûdlardır. Cümle on bir aded kubbe-i âlîlerdir kim her biri eflâke ser çekmiş kubbe içre mermer sandûkaları etrâfında ve kapuları üzre esmâları mastûr olmağile tahrîr edüp pencere deliklerinden ipler ile zîr-i zemînlere inüp ziyâret etdim ve bu ebyâtı tahrîr etdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 241b ·
metinde göster ·
… e bir zâviyesi ve beğe mahsûs bir hammâmcığızı vardır. Gılâl anbârları ve zîr-i
zemînleri
ve müstevfâ cebehânesi ve on pâre şâhî topları vardır. Suyu bârân-ı rahmetden c …
Ba‘dehû Süleymân-ı zamân nâm bir azîmü'ş-şân bir hân bu kal‘ayı tevsî‘ edüp cânib-i şarkîsinde sehel havâlesi olmağile ol havâleye hâ’il Süleymân Beğ bir kal‘a-i Süleymânî inşâ etmiş kim her taşı fil-i Menkûsî cüssesindedirler ve her seng-i hârâsının tûlu yigirmi ayak uzunluğun dîvâra koyup uçlarını rûy-ı dîvâra komuş ve darabât-ı kûp-ı top te’sîr etmesin içün kal‘a dîvârın kaplıbağa arkası gibi şak yapmış. Ne kadar top ursalar aslâ gülle te’sîr etmeyüp kayar. Hattâ sene 1060 târîhinde Şemsî Paşa oğlu {Mehemmed Emîn Paşa} yigirmi gün bu kal‘ayı döğüp bir taşı koparamayup hâ’ib ü hâsir rücû‘ eder ve rüsvâ-yı âm olup gider. Ve cümle kal‘aların kapuları ağaç üzre hadîd kaplu kapulardır kim âteş eylesen ağacı yanup demirleri dökülür ammâ bu kal‘a-i Hoşâb kapusunun her kanadı üçer yüz kantar polâd-ı Nahşevânî'dir. Aslâ ağacı yokdur ve üstâd-ı bennâ bu kapuyu iki kal‘a mâbeynine pinhân etmişdir kim aslâ görünmez. Gûyâ kal‘a-i Bâbü'l-ebvâb'dır. Bu kal‘a içre hâkim Mahmûdî İbrâhîm Beğ'den gayrı kimesne olmazdır. Gâyet küçük kal‘adır. Dâ’iren-mâdâr cirmi bin iki yüz adımdır. İçinde bir zâviyesi ve beğe mahsûs bir hammâmcığızı vardır. Gılâl anbârları ve zîr-i zemînleri ve müstevfâ cebehânesi ve on pâre şâhî topları vardır. Suyu bârân-ı rahmetden cem‘ {olur su sahrınçları vardır}. Ve kal‘anın bir kayası fil hortumu gibi taşra uzanmış bir kayadır. Merhûm Süleymân Beğ ol kayalar üzre Süleymânî san‘atlar ile demir çarhlar eyleyüp yüz kulaç demir zencîrler ile aşağıda cereyân eden nehr-i Hoşâb'dan san‘at-ı dollâb ile su çekdikleri Aşağı Rabât halkı çârsûdan seyr ederler, garîb temâşâgâh-ı kal‘a-i seyrângâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 286a ·
metinde göster ·
… r kim hîn-i muhâsarada cümle metâ‘larıyla ve ehl [ü] ıyâlleriyle bu çâh-ı zîr-i
zemînlere
girüp mütehassın olup bâğî vü yağî vü dağîler ile ceng ü cidâl ederler.
Ve enhâr-ı zülâl-i âb-ı hayvân: Bu şehrin cânib-i garbîsinde kûh-ı Elvend-i serbülend vâki‘ olmağile cümle bu şehrin uyûn-ı câriyeleri ve âb-ı zülâl-i vâfireleri kûh-ı Elvend'den tulû‘ edüp şehrin gaytân-ı cinînlerin râyy edüp cümle imâretlere tevzî‘ ü taksîm olur. Ve cümle çâh-ı hânedân "Dokuz bin altmış aded çâh-ı mâlarımız vardır." deyü ehl-i Hemedân nakl etdiler. Sebebi aslı oldur kim hîn-i muhâsarada cümle metâ‘larıyla ve ehl [ü] ıyâlleriyle bu çâh-ı zîr-i zemînlere girüp mütehassın olup bâğî vü yağî vü dağîler ile ceng ü cidâl ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 310b ·
metinde göster ·
… ‘âviye'nin dam-ı bâmına düşüp Mu‘âviye havfinden ka‘r-ı zemînde serdâb ve zîr-i
zemînlere
ve muzlim künce ve bunca yerlere girerdi. Âhir Mu‘âviye havfından lakve marazın …
Ol vakit kim cesed-i İmâm Alî'yi Arab cemmâl götürdüğü gice hâlâ meşhed-i İmâm Alî mahallinden bir nûr zâhir olup cânib-i kıbleye kavs-ı kuzah gibi müdevver çekilüp tâ Hazret-i Risâlet-penâhın kabr-i şerîfi üzre bir ucu nihâyet bulup yedi gün yedi gice kehkeşân-âsâ semâya ser çeküp necm-i gîsûdâr gibi zâhir u bâhir ve sâbite idi kim zıyâsı cemî‘i ekâlîm-i seb‘aya fer verirdi. Ve birkaç kerre bu nûrdan şihâb gibi pâreler kopup Şâm üzre Mu‘âviye'nin dam-ı bâmına düşüp Mu‘âviye havfinden ka‘r-ı zemînde serdâb ve zîr-i zemînlere ve muzlim künce ve bunca yerlere girerdi. Âhir Mu‘âviye havfından lakve marazına mübtelâ olup andan vefât etdi derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 355a ·
metinde göster ·
… âret edebildik ve hâlâ bu harâbe niçe bin Buhtî kavmi ba‘zı kıbâblarda ve zîr-i
zemînlerde
ve hâne-i harâblarda haymeleriyle sâkin olurlar.
Bu ebyâtları Mıkdısî yahşı tahrîr etmişdir ammâ hakîr bu kadar ancak işâret edebildik ve hâlâ bu harâbe niçe bin Buhtî kavmi ba‘zı kıbâblarda ve zîr-i zemînlerde ve hâne-i harâblarda haymeleriyle sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 399a ·
metinde göster ·
… vilâyetine varınca nahlistân dırahtistânlı hıyâbân-ı Acem-misâl orman mahsûllü
zemînleri
var. Ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i âbâdând …
Hakkâ ki vilâyet-i vâsi‘i ma‘mûr ve dâ’imâ halkı ankâ ve mesrûr ve buk‘aları hûb ve hâk-i anber-pâki beyne'n-nâs mergûb ve mezra‘aları vâfir ve hayr [u] berekâtları mütekâsir ve niçe deşt-i hâmûnları tâ Krakov vilâyetine ve Daniska vilâyetine varınca nahlistân dırahtistânlı hıyâbân-ı Acem-misâl orman mahsûllü zemînleri var. Ve ni‘metleri firâvân ve uyûn-ı enhârları cârî ve revân bir şehr-i âbâdândır kim cümle ahâlîsi mün‘im ve mâldâr olup esbâb-ı ihtişâma mâlik olduklarından gûnâ-gûn libâs-ı fâhire ve elvân elvân akmişe-i nâdireler ile alaya çıkdıklarında cümle altunlu raht u gaddâre ve gümüş eğer ve bellerinde kılıç ve gaddâre ve ellerinde yeni dünyâ ağacından yalmanlı sırıklar ve başlarında gûnâ-gûn katîfe ve çukadan semmûrlu Tatar kalpakları üzre ablak 45b ve balıkçıl ve turna telli ve hümâ telli askerleri ellerinde niçe bin elvân harîr ve zerdûz sancağ u bayrağ ve alem şa‘şa‘asından gözlerimiz hîrelendi. Ve cümle esbâbları katîfe ve kâmha ve sof ve dârây ve semmûrdur ve atları cümle küheylân ve zer-ender-zer abâyîler ve kemer rahtlı ve dîbâ ve şîb ve zerbâf ve sereng ve harîr çadırlı kavimdir. Ve hinto arabalar içre me’kûlât [u] meşrûbâtları ve matbahları acâ’ibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 45a–45b ·
metinde göster ·
… e çavdar kuyuları var kim ağızları dar dipleri vâsi‘ yüzer aded âdem alur zîr-i
zemînlerdir
. Bunda dahi aslâ bâğ u bâğçe ve bir ağaç yokdur.
Bu Özü kal‘alarının kıble tarafına beş yüz adım gidüp ceng mahallinden alarka beş yüz aded saz örtülü kefere-i Eflâk ve Boğdan evleridir ve cümle iki yüz aded halaş ve çalaş ve balaş ve palaşdan ve saz ve kamışdan mebnî dükkânlardır. Aslâ kârgîr binâ yokdur, zîrâ her bâr ceng olup Kazak kâfiri gelüp yakar, ammâ bu dükkânların çoğu bozahâne ve meyhâneler ve at değirmenleridir ve yedi aded çalaşdan mebnî hânlar ve yüz mikdârı sehel metîn binâ olunmuş mahzenlerdir kim bunlar cümle toprak örtülü imâretlerdir. Ve bu mahallin zemîni sehel mürtefi‘ olmağile zîr-i zemînde iki bin aded buğday ve arpa ve darı ve çavdar kuyuları var kim ağızları dar dipleri vâsi‘ yüzer aded âdem alur zîr-i zemînlerdir. Bunda dahi aslâ bâğ u bâğçe ve bir ağaç yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 55b ·
metinde göster ·
seyr [ü] temâşâ ederek Bursa zemînine gelüp, Bursa, ‘Bulursa’dan galatdır, anda …
Andan yine Hazret-i Süleymân yele emr edüp niçe zemînleri seyr [ü] temâşâ ederek Bursa zemînine gelüp, Bursa, ‘Bulursa’dan galatdır, anda Bursa şehrin tûfân-ı Nûh kumu içinden çıkarup Süleymân Nebî Bursa'da meştâ edüp, andan bu Kapudağı zemîninde bu Aydıncık nâm âb [u] havâsı latîf cây-ı hoş-fezâyı beğenüp Belkıs'ın re’y [ü] tedbîriyle bu Aydıncığ'ı eyle amâr etdiler kim yedi yılda ins [ü] cin ve hûş u tuyûr ve dîv ü periler çalışmadan bî-tâb ü bî-mecâl kalup İremezâtü'l-imâd misilli bir şehr-i azîm olup hâlâ eser-i binâları Kapudağı boğazına ve Erdek sahrâlarına varınca ibret-nümâ amûd-ı müntehâlar ve tâk-ı kisrâlar ve kubbe-i gûnâ-gûnlar hisâbın Sâhibü't-tedbîr Sannâ‘-ı Lem-yezel bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 87b ·
metinde göster ·
… byaları ve beş yerde handaklı asma makaralı kapuları ile ârâste ve içinde zîr-i
zemînler
ile pîrâste olmuş bir tabur-ı azîm idi.
Andan Yaş şehri gölü kenârında Galata manastırı, kal‘a-misâl bir deyr-i dâl olmağile Burunsuz Kostantin bu deyre kapanup hâricinde bir tabur-ı azîm kazmışdı kim cirmi altı sâ‘atde devr olup yedi yerde tabyaları ve beş yerde handaklı asma makaralı kapuları ile ârâste ve içinde zîr-i zemînler ile pîrâste olmuş bir tabur-ı azîm idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 106a ·
metinde göster ·
Andan bu Yaş şehri içre cümle bin altmış aded zîr-i
zemînlerdir
kim üzerleri cümle meyhâne ve zinâhânelerdir. şarâbları azdır, zîrâ şiddet-i şi …
Andan bu Yaş şehri içre cümle bin altmış aded zîr-i zemînlerdir kim üzerleri cümle meyhâne ve zinâhânelerdir. şarâbları azdır, zîrâ şiddet-i şitâ yeri olmağile bağları yokdur, lâkin bal sularının envâ‘ından mümessek eşribeleri ve horilka rakılarının gûnâ-gûnu ve pivo ve arpa suyu ve yulaf ve çavdar suyu ve med suyu nâm elvân rakıları olur. Anıniçün cemî‘i kâfirleri hovarda ve tenbelân-ı Horasan gibi sermest-i evkâr-ı bî-kâr-ı bekâr gezerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 107a ·
metinde göster ·
ve mahzenlerde ol kadar mâl-ı ganâ’im zî-kıymet ve kâlâ-yı vâlâ-yı akmişe-i fâh …
Ve bu Erdel-i erzel küffârı memleketinin kefere ve fecereleri zemînî mezheb olmak ile cemî‘i zî-kıymet girân-bahâlı emti‘aların meşâdlarında ve bâğ [u] bostânlarında zemîne defn etdiklerin guzât-ı müslimîn sayd [u] şikâr giriftâr etdikleri üsârâlardan haber alup zîr-i zemînlerde ve mahzenlerde ol kadar mâl-ı ganâ’im zî-kıymet ve kâlâ-yı vâlâ-yı akmişe-i fâhire-i nâdireleri bî-zahmet aldılar ve ol kadar bisât-ı bî-kıymet âvânî bulurlardı kim tahmîl-i bâr etmeden acz izhâr edüp düşmana kalmasın deyü ol girân-bahâ âvânîleri ıhrâk bi'n-nâr edüp niçesin sulara bırağırlardı. Ve guzât-ı müslimîn ol kadar üsârâ çıkarırlardı kim kesretinden âciz olup niçesin katl ederlerdi. Ve her gün zîr-i kal‘ada olan guzâta üç dörd yüz araba mâl-ı ganâ’im gelüp kal‘a-kûp olan cüyûş-ı muvahhidîne ganîmet olurdu. Ve cümle hayme vü hargâhda birer ve beşer ve onar nâ-şüküfte ve nev-izâle duhter-i pâkîze-ahter dişleri mevzûn ve meknûn kelimâtları mevzûn kızlara ve pençe-i âfitâb muğpîçehâ-yı duşak uşakları Macar ve Eflâk füccârları esîrlerinin hisâb [u] kitâbların Cenâb-ı Bârî bilür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 124a ·
metinde göster ·
… cümle mâl-ı erzâk-ı ganâ’imlerin alup şehri ıhrâk bi'n-nâr etmişler ancak zîr-i
zemînlerde
mâl ü menâl ve bâğ u bâğçe kalup sonra varan asakir-i İslâm'a ganîmet oldu.
Lisân-ı Macarca (---)(---) demekdir. Bânîsi Yejder ban imiş. Bu dahi Erdel kralları hükmünde, lâkin Redey İşvan oğlunun milkidir. Nehr-i Moriş kenârından ba‘îdce bir sahrâda bir kal‘a-i ra‘nâ imiş. Ve mefret manastırlar ve sarây-ı ma‘mûreler ve çârsû-yı bâzârı ve hânları ve gayri imârâtları gâyet ma‘mûr u müzeyyen imiş. Çarkacı İsmâ‘îl Paşa ile Tatar askeri ileri gidüp cümle mâl-ı erzâk-ı ganâ’imlerin alup şehri ıhrâk bi'n-nâr etmişler ancak zîr-i zemînlerde mâl ü menâl ve bâğ u bâğçe kalup sonra varan asakir-i İslâm'a ganîmet oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 5a ·
metinde göster ·
… k birkaç kârgîr binâ kenîseleri kalmış idi. Anları dahi Âl-i Osmân askeri zîr-i
zemînlerin
kazup bir hayli defîne mâllar bulup kileseleri âteş-i Nemrûd ile göyündürdüler. …
Lisân-ı Macar'da (---) demekdir. Bânîsi Matyaş kraldır kim vilâyet-i Ungurus'a ve vilâyet-i Leh'e mâlik olup Tuna Belgrad'ın Ebü'l-feth Sultân Mehemmed'e vermeyen kral-i dâllin oğlu Matyaş kral binâsıdır, ammâ Orta Macar'da Zolomioğlu milkidir. Ve Erdel krallarına tâbi‘ bir şehr-i Laboş'dur kim nehr-i Laboş kenârında bir sahrâya vâkı‘ olmuş ürd-i behişt bir şehr-i müzeyyen imiş. Tatar-ı saba-reftâr-ı adû-şikâr askeri serdârı olan Şâh Polad Ağa bu şehre uğrayup mâl-ı ganâ’im ve üsârâların alup şehr[i] âteş-i sûzân ile ziyân ve halkını esîr [ü] nâlân ve kurâların alan u tâlân etmişler. Hakîr vardıkda ancak birkaç kârgîr binâ kenîseleri kalmış idi. Anları dahi Âl-i Osmân askeri zîr-i zemînlerin kazup bir hayli defîne mâllar bulup kileseleri âteş-i Nemrûd ile göyündürdüler. Andan nehr-i Laboş'u ubûr edüp 4 sâ’atde bayırlar aşup nice köyler ıhrâk edüp giderek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 8b ·
metinde göster ·
… ı tâ Kaşa yaylağı dâmenlerine varınca tûlen ve arzen dörd sâ‘at mesâfe-i ba‘îde
zemînlere
varınca bâğ u bâğçe ve müşebbek bostân ve cinîn ve gaytânlardır kim "Cümlesi el …
Bu şehrin cânib-i erba‘ası tâ Kaşa yaylağı dâmenlerine varınca tûlen ve arzen dörd sâ‘at mesâfe-i ba‘îde zemînlere varınca bâğ u bâğçe ve müşebbek bostân ve cinîn ve gaytânlardır kim "Cümlesi elli bin aded bâğ öşür verir" deyü birovları nakl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 13b ·
metinde göster ·
… görenler dem-beste ve hayrân olurdu. Gerçi içinde âdemleri yok idi, ammâ zîr-i
zemînlerinde
bî-hisâb mâl u menâl bulunup ol nâzenîn musanna‘ sarây-ı ekâsire-misâl bir ayda …
Menzil-i Redey İşvan: Kurb-ı nehr-i kenâr-ı Şamos'da bir sarây-ı behişt-misâl iken benî Âdem gözü görse görenler dem-beste ve hayrân olurdu. Gerçi içinde âdemleri yok idi, ammâ zîr-i zemînlerinde bî-hisâb mâl u menâl bulunup ol nâzenîn musanna‘ sarây-ı ekâsire-misâl bir ayda ıhrâk bi'n-nâr olundu. Ve bâğ u bâğçesinde olan gûnâ-gûn müsmirât-ı âbdârları tenâvül olunup Âl-i Osmân askerin doyladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 16a ·
metinde göster ·
22a ol kadar mâl-ı firâvân çıkdı kim hisâb-ı kitâbın Cenâb-ı Bârî bilir.
Ol gece bu kal‘aya ve taşra varoşuna asâkir-i İslâm hücûm edüp sarıldılar. Kal‘a dahi âteş-endâz olup azîm vezni üzre bî-hisâb toplar atup âteş-i Nemrûd içinde kaldı. Hemân ol şeb guzât-ı muvahhidîn şeb-revânî esbâbların geyüp ol leyle-i muzlimde varoş-ı azîmine göz açdırmayup top-ı kûp ile döğmeden ve kal‘ası berbâd olmadan der-ceng-i evvel Allâh Allâh deyüp varoşu feth edüp tâ sabâha dek cümle mâl-ı ganâ’imlerin taşıyup guzât-ı müslimîn bay oldular, ammâ cümle kefereleri mâlların bırağup kal‘aya girdiklerinden bu varoşda ancak amel-mânde Nûhî kefereler ve fertûte pîrezenler kalmış. Anlara şikence edüp söyletdiklerinde bu varoşun zîr-i zemînlerinde 22a ol kadar mâl-ı firâvân çıkdı kim hisâb-ı kitâbın Cenâb-ı Bârî bilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 21b–22a ·
metinde göster ·
… şâhîyle bir gün cümle askeriyle pür-silâh olup bu deyri ale'l-gafle basup zîr-i
zemînlerinde
kırk elli kadar evlâd-ı ümmet-i Muhammed bulunup kimi dil bilür ve kimi bilmez. …
Memi Paşa câmi‘i: Tâ Eflâtûn-ı İlâhî halîfeleri binâ edüp bir deyr-i azîme imiş. Hattâ bunun bir köşesinde Eflâtûn'un savma‘ası var, niçe kefereler girüp ziyâret ederler. Ba‘dehu Memi Paşa fermân-ı pâdişâhîyle bir gün cümle askeriyle pür-silâh olup bu deyri ale'l-gafle basup zîr-i zemînlerinde kırk elli kadar evlâd-ı ümmet-i Muhammed bulunup kimi dil bilür ve kimi bilmez. Bu evlâd-ı püserân-ı ciğer-kûşe-i müslimîni guzât-ı müslimîn bu hâlde görüp "Bire urun gâzîler" deyince tarfetü'l-ayn içre cümle kıssîs [ve] bıtrîk ve ruhbân ve patirgâh-ı günâhkârlara bir kılıç urup bu câmi‘i feth edüp Memi Paşa bu deyrün mihrâbın velî edüp Fethiyye nâmında bir câmi‘-i zîbâ-yı pür-nûr etmişdir kim âdem derûn-ı câmi‘den çıkası gelmez. Serâpâ kurşumlu ve haremli ve bir serâmed minâreli eynegâh-ı kadîmdir. Andan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 67a ·
metinde göster ·
… ın ve Ungurus altunu ve guruşları aslâ ve kat‘â kîseler ile olmayup hemân zîr-i
zemînlerde
memlû olup âlât-ı silâhın ve cebehâne-i gûnâ-[gû]nun hisâb [u] kitâbın Cenâb-ı …
Andan Lagoş kralın hazînesine girüp görse kim anda olan mâl-ı firâvânın hadd [ü] hasrı yokdur. Köşe köşe la‘l [u] yâkût ve zümürrûd ve elmâs yığın yığın ve Ungurus altunu ve guruşları aslâ ve kat‘â kîseler ile olmayup hemân zîr-i zemînlerde memlû olup âlât-ı silâhın ve cebehâne-i gûnâ-[gû]nun hisâb [u] kitâbın Cenâb-ı Bârî bilir. Süleymân Hân bu vaslalara ve bu kal‘a-i Kızılelma'ya mâlik olduğundan hazz edüp buyururlar kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 74b ·
metinde göster ·
… -ender-kat hânedân-ı kadîmlerdir. Ve her bir sarâyların altında birer kat zîr-i
zemînleri
vardır. Hîn-i muhâsarada sademât-ı topdan yer altına girirler.
Andan Paşa kethudâsı sarâyı (---)(---)(---)(---)(---) Ve Yeniçeri odaları, her biri birer mükellef sarâylardır kim çârsû-yı bâzârın iki tarafına vâkı‘ olmuş kat-ender-kat hânedân-ı kadîmlerdir. Ve her bir sarâyların altında birer kat zîr-i zemînleri vardır. Hîn-i muhâsarada sademât-ı topdan yer altına girirler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 81a ·
metinde göster ·
… d-i âferîde yokdur. Hemân zevk u safâsın dizdâr ağa eder, zîrâ bu sarâyın zîr-i
zemînlerinde
olan tüfeng ve ok ve yay ve kılıç ve kalkan ve harba ve şiş ve mızrak ve zember …
Bu sarây-ı İremi seyâhat ile uğrayup temâşâ edenlere hafî değildir, lâkin bu kal‘a niçe kerre muhâsara görmek ile sademât-ı top-ı kûpdan bu sarâyın niçe yerleri münhedim olup yine amâr olmuşdur, ammâ kâr-ı kadîmine göre amâr edememişler. Hâlâ bu sarâyda dizdârdan gayri bir ferd-i âferîde yokdur. Hemân zevk u safâsın dizdâr ağa eder, zîrâ bu sarâyın zîr-i zemînlerinde olan tüfeng ve ok ve yay ve kılıç ve kalkan ve harba ve şiş ve mızrak ve zemberek ve bârût ve hışt ve balta ve nacak ve kazma ve kürek ve neft ve katrân ve zift ve niçe kerre yüz bin âlât-ı mühimmât-ı mühmelâtlar var kim hadd ü hisâbın cebecibaşı ve dizdâr bilir. Ve bunda olan tuğulka ve cebe vü cevşen bir serhadde yokdur. Bu cebehâne hazînesinin miftâhları cümle dizdâr elinde olduğıyçün dizdârlar bu sarâyda sâkin olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 82b ·
metinde göster ·
… zkûr tophâne altı ve paşa sarâyı altı ve gayri hânedânların altları cümle zîr-i
zemînler
ve su sarnıçları ve mehâzinler ve cebehâne ve bârûdhâne ve gayri mühimmât [u] l …
Ve bu tophâneye muttasıl bir çâh-ı mâsı var, kâmil yüz kulaçdır, suyu tâ nehr-i Tuna'dan lağımlar ile gelir bir müdevver kuyudur kim suyunu dollâblar ile atlar çeküp paşa sarâyına ve ba‘zı hânedânlara ve kapu yanında olan kubbe su hazînesine âb-ı nâbı dolup ol kubbe çeşmesinden bay u gedâ su alup def‘-i atşân ederler bir kâr-ı küffâr vâcibü's-seyr bir çâh-ı nâmdârdır. Ve bu kuyu etrâfı ve mezkûr tophâne altı ve paşa sarâyı altı ve gayri hânedânların altları cümle zîr-i zemînler ve su sarnıçları ve mehâzinler ve cebehâne ve bârûdhâne ve gayri mühimmât [u] levâzımât duracak mahzenlerdir kim niçe yerde (yerde) Tuna'ya nâzır pençereleri cümle demir kafesli ve demir kapaklı manzaralardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 93b ·
metinde göster ·
… dgâh-ı muzlimi çirk-i şirkden ve televvüsât-ı müşrikden pâk ü pâkîze edüp zîr-i
zemînlerinde
olan cîfe-i murdârların cümle derûn-ı câmi‘den çıkarup bîrûn-ı kal‘ada eski gûr …
Ve Sadrıa‘zam ve cümle vüzerâ ve a‘yân-ı dîvân kal‘a-i Uyvar içre seyr [ü] temâşâ-yı deverân ederek bizzât pâdişâh-ı âlem-penâh içün bir câmi‘ inşâ etmek içün tecessüs ederek cümleden ma‘mûr u müzeyyen vâsi‘ ve mükellef ve münâsib çârsû-yı bâzâr yerinde âyîn-i millet-i Mesîhiyye edecek düyûrların metîni Macarların kenîsesi cümleden binâ-yı azîm olmağile ale'l-ittifâk pâdişâh-ı âlîcâh içün câmi‘ olmasın elyak görüp ol ân bu ma‘bedgâh-ı muzlimi çirk-i şirkden ve televvüsât-ı müşrikden pâk ü pâkîze edüp zîr-i zemînlerinde olan cîfe-i murdârların cümle derûn-ı câmi‘den çıkarup bîrûn-ı kal‘ada eski gûristânlarında bir hafr-i amîk kazup anda ilkâ etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 121a ·
metinde göster ·
aradı ve niçe yüz bin aded zî-kıymet tuhef âvânî eşyâlar bulundu. Eğer bu mezkû …
Ve cümle Tatar askeri zîr-i zemînleri aradı ve niçe yüz bin aded zî-kıymet tuhef âvânî eşyâlar bulundu. Eğer bu mezkûr şehirlerde alınan mâl-ı ganâ’imin adedin hisâb etsek ve bu seyâhatimizi mâ-vaka‘ı üzre tahrîr etsek Hudâ hakkı başka bir mücelled kitâb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 126b ·
metinde göster ·
küffâr mâl-â-mâl imiş. Hemân küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Tatar'ı görünce cân ha …
Ba‘dehu kal‘ayı yetmiş seksen yerden âteşe urduk. Meğer derûn-ı kal‘adaki zîr-i zemînlerde küffâr mâl-â-mâl imiş. Hemân küffâr-ı dûzah-karâr âteş-i Tatar'ı görünce cân havliy[l]e cümle evlâd [u] iyâlleriyle taşra çıkup âteş-i Nemrûd içinde bir feza‘ u çeza‘ ve vâveylâ kopup cümlesi giriftâr-ı kayd-ı bend oldular ve bakıyyetü's-seyf olup mahzenlerde kalanlar ıhrâk bi'n-nâr oldular. Ve bu yevm-i şûmun şeb-i zulmeti gidüp mâl [u] menâle mâlik olan gâzîlerimize leyle-i Kadr oldu, rûz-ı r[û]şenleri îd-i ekber oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 186a ·
metinde göster ·
ol kadar (ol kadar) mahfûz ve medfûn mâl-ı firâvân ve âlât-ı sîm âvân makûlesi …
Ve dahi Tatar-ı bî-rahimler birkaç avretlerin emceklerin, ya‘nî memelerin kesüp avretlerin başlarına geydirüp "Mâl kandadır?" deyü su’âl etdiklerinde zîr-i zemînlerden ol kadar (ol kadar) mahfûz ve medfûn mâl-ı firâvân ve âlât-ı sîm âvân makûlesi ol kadar medfûn eşyâlar çıkdı kim hattâ götürmeğe kâdir olmayup niçe Mısır hazînesi mâl-ı firâvânları hâk-i mezellete bırağup götürmeğe iktidârımız olmadı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 4a ·
metinde göster ·
… r gibi girüp Ferhâd-vâr ferhâdî külüngler ile kal‘anın der-i dîvârları ve zîr-i
zemînlerin
kazarak ol kadar mâl-ı ganâ’im ve ol kadar zî-kıymet akmişe-i fâhire ve ol kada …
Hemân Âl-i Osmân'ın askeri ac u zâc ve bir hıntaya muhtâc, kal‘anın içine aç kurd koyuna girir gibi girüp Ferhâd-vâr ferhâdî külüngler ile kal‘anın der-i dîvârları ve zîr-i zemînlerin kazarak ol kadar mâl-ı ganâ’im ve ol kadar zî-kıymet akmişe-i fâhire ve ol kadar elbise-i nâdireler bulunup "Neyleyelim bunlar yenmez" deyü aslâ bir metâ‘-ı kemyâba nazar etmeyüp hemân açlıkdan zahîre ararlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
Hikmet-i Hudâ firâr eden kapudanın sarâyında niçe zîr-i
zemînlerin
içlerinde birkaç amel-mânde kâfirler bulunup anlar ol kadar zehâyir makûlesi gö …
Hikmet-i Hudâ firâr eden kapudanın sarâyında niçe zîr-i zemînlerin içlerinde birkaç amel-mânde kâfirler bulunup anlar ol kadar zehâyir makûlesi gösterüp dağlar gibi arpa ve buğday ve beksumat ve un ve firik ve bakla ve nohud ve mâş ve bal ve yağ bulundu kim asâkir-i İslâm me’kûlât [u] meşrûbâtlar ile muğtenim olup zahîre taşımadan müstağnî oldular. Hudâ zikrin hayr eyleye.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 17b ·
metinde göster ·
şehrin mutâfları ve urgancıları ip bükerler. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm gâr-ı …
Ve bu mezkûr mağâralarda ve zîr-i zemînlerde şehrin mutâfları ve urgancıları ip bükerler. Tâ bu mertebe vâsi‘ ve azîm gâr-ı yetîmânlardır. Ve âb-ı hayât buz pâre kuyuları vardır. Ve bu Macar hisârında yigirmi aded dükkânlarından aşağı yüz elli adım kıbleye nâzır dörd kat kemer kapular var, ammâ bu kapuların mâbeynlerindeki kemerleri kasden karanlık etmişlerdir kim eğer taşradan gelen düşman içeri girirken gözleri görmeyüp yürüyüş edemeyeler, ammâ bu mahallerde oturanlar taşradan gelenleri görüp düşmanı ururlar. Ve yol üzre şâhâne topları dururlar, hîn-i iktizâda düşmanlara ururlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37a ·
metinde göster ·
… dir kim iki tarafı birer kat alçak sarâylardır ve altları cümle serdâb ve zîr-i
zemînlerdir
kim hîn-i muhâsarada avret ve oğlanlar bunda pinhân olurlar.
Ve bir kapu dahi Tuna kenârında mezkûr iskele kapusudır ve kal‘anın maşrık tarafı ucundan tâ yassı tabyaya varınca bu kal‘anın tûlı iki bin adım bir şâhrâh-ı azîmdir kim iki tarafı birer kat alçak sarâylardır ve altları cümle serdâb ve zîr-i zemînlerdir kim hîn-i muhâsarada avret ve oğlanlar bunda pinhân olurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 48a ·
metinde göster ·
mukarrer olup gûnâ-gûn hamr-ı la‘l-gûnlar ve balsuyu ve horilka ve med ve pivo …
Ve her dükkânların altlarında zîr-i zemînleri mukarrer olup gûnâ-gûn hamr-ı la‘l-gûnlar ve balsuyu ve horilka ve med ve pivo nâm müskirâtlı meşrûbâtlar doludur. Lâkin 102a bâğları yokdur, zîrâ şiddet-i şitâsı çokdur, zîrâ her bâr isyân etdiklerinden şehirleri ve bâğ u bâğçelerin Tatar ve Osmânlı harâb etdiklerinden bâğ u bâğçesi memdûh değildir ve olan bâğların dahi üzümleri ekşi olur. Ve cümle yedi aded bâzergân hânları ve gümrükhâneleri vardır. Hâlâ bu şehir günden güne amâr olmadadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 101b–102a ·
metinde göster ·
… tyarık derler. Nehr-i Turla kenârında olduğu ve bâlâda geçen konakların eşkâl-i
zemînleri
sâ‘at be-sâ‘at birkaç kerre Özü'ye ve Doğangeçidi kal‘asına ve Kırım vilâyetine …
Menzil-i Otyarık: Nâm mahal ki cemî‘i ulaklar ve yolcular bu mahalle geldiklerinde âteşler yakdıklarıyçün Otyarık derler. Nehr-i Turla kenârında olduğu ve bâlâda geçen konakların eşkâl-i zemînleri sâ‘at be-sâ‘at birkaç kerre Özü'ye ve Doğangeçidi kal‘asına ve Kırım vilâyetine niçe kerre gidüp gelirken bu menâziller kerrât ile tahrîr olunmuşdur. Ammâ bu Otyarık nâm mahal nehr-i Turla kenârında bir bayır üzre Kazak kâfirlerinin tasvîrleri olduğu muhâlif yerdir. Mâ-tekaddem bu mahalde bir kal‘a var imiş. Karşu tarafı kal‘a-i Akkirmân'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200b ·
metinde göster ·
Ve bu bölme hisârların enderûn [u] bîrûnlarında aslâ handak yokdur, zîrâ taşlık
zemînlerde
binâ olunmuşdur kim handak kazmak mümkin olmadığından düşman muhâsara etse taşl …
Ve bu bölme hisârların enderûn [u] bîrûnlarında aslâ handak yokdur, zîrâ taşlık zemînlerde binâ olunmuşdur kim handak kazmak mümkin olmadığından düşman muhâsara etse taşlığından lağım kazmak dahi kâbil-i imkân değildir. Hakkâ ki sa‘b rabât-ı müzeyyen-i refî‘u'ş-şândır. Hafizahullâh.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 224b ·
metinde göster ·
… bu Hunkâr câmi‘inin mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mehâfili tamâm olup zîr-i
zemînlerinde
olan medfûn lâşe-i keferelerden tathîr ve cemî‘i kenîselerd[e] mülevvesât-ı müş …
Hikmet-i Hudâ: Bir hafta içre bu Hunkâr câmi‘inin mihrâbı ve minberi ve mü’ezzinân mehâfili tamâm olup zîr-i zemînlerinde olan medfûn lâşe-i keferelerden tathîr ve cemî‘i kenîselerd[e] mülevvesât-ı müşrikînden tathîr ü termîm olunca donanma-i hümâyûn ile Hanya'dan seksen pâre kadırga ile altun alemli ve altun fenerli ve zer-ender-zer ü zîvere müstağrak olmuş başdarda-i hümâyûn ile ibtidâ Cum‘a gün Kapudan Kaplan Paşa vekîli Hanya vezîri Ankebût Ahmed Paşa donanma ile bile gelüp Kandiye limanında lenger endâht olacak mahalde Kandiye kal‘asından ve liman kullesinden donanma-i hümâyûna safâ geldin deyü bir fitilden bin altmış pâre top atup donanmaya şâdımânlar etdiler kim zemîn ü âsımân dir dir ditredi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 304b ·
metinde göster ·
… mi‘i kurbunda olan tâk-i Kisrâ'dan nişân verir kemerlerin altlarında olan zîr-i
zemînlerdeki
tophâne mühimmâtından hemân demir çemberli yedi bin aded top tekerlekleri var.
Evvelâ Hunkâr câmi‘i kurbunda olan tâk-i Kisrâ'dan nişân verir kemerlerin altlarında olan zîr-i zemînlerdeki tophâne mühimmâtından hemân demir çemberli yedi bin aded top tekerlekleri var.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 306a ·
metinde göster ·
… seksen sekiz bin küffâr üç yılda mürd olmuş ve hîn-i sulhda kal‘a içinde zîr-i
zemînlerde
pinhân olup ba‘de'l-feth meydâna çıkan cümle kavm-i Cuhûd Karay cuhûdlar üç yüz …
Ve kal‘a içinde bizim sademât-ı toplardan ve kumbaralar ve lağımlarımızdan ve sihâm-ı kazâ gibi peykân-ı hadenglerden ve kurşum-i tüfenglerden mürde olan küffârlar cümle seksen sekiz bin küffâr üç yılda mürd olmuş ve hîn-i sulhda kal‘a içinde zîr-i zemînlerde pinhân olup ba‘de'l-feth meydâna çıkan cümle kavm-i Cuhûd Karay cuhûdlar üç yüz nefer isrâ’îlîler idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 309a ·
metinde göster ·
… leleri vardır kim her tabyanın iç yüzlerinde birer aded kubbe-i azîmlerin zîr-i
zemînleri
bile bârûdhânelerdir. Hâlâ her birine birer aded cebeci çorbacıları ta‘yîn olun …
Ve cümle üç yüz aded müşebbek bostân-ı gül-i gülistânlar var kim her birinde birer ikişer aded âb-ı hayât çâh-ı mâlar vardır. Ve cümle on sekiz aded yerde bârûdhâne hazînesi kulleleri vardır kim her tabyanın iç yüzlerinde birer aded kubbe-i azîmlerin zîr-i zemînleri bile bârûdhânelerdir. Hâlâ her birine birer aded cebeci çorbacıları ta‘yîn olunup neferâtlarıyla muhâfaza edüp bârûd lâzım geldikde yakın olan tabyalara bârûd taşırlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 316a ·
metinde göster ·
… at seng-i hârâdan kesme çâh-ı azîmler olup üç katı ka‘r-ı zemînde tahtânî zîr-i
zemînler
imiş. Ve üç katı fevkânî olup cemî‘i der-i dîvârları demir tahta kaplı olup ba‘ …
Ve bu iç kal‘a kapusunun iç yüzünde muhtesibhâneye muttasıl çâh-ı gayyâ-yı derk-i esfelden nişân verir çâh-ı Bâbil-i Hârût-Mârût'dur yâhûd Mısır'daki Sicn-i Yûsuf'dan nişân verir bir mahpeshânedir kim görenin aklı gidüp vücûd-ı benî âdem çâk çâk olur. İçinde giriftâr-ı bend-i zencîr olanların nakilleri üzre niçe yüz ümmet-i Muhammed âh [u] enîn edüp eyitdiler kim bu sicn-i cahîm beş kat seng-i hârâdan kesme çâh-ı azîmler olup üç katı ka‘r-ı zemînde tahtânî zîr-i zemînler imiş. Ve üç katı fevkânî olup cemî‘i der-i dîvârları demir tahta kaplı olup ba‘zı hurde pençereleri beşer altışar kat kol kalınlığı demir pençereler olup cümle ümmet-i Muhammed esîrlerin her gece bu zindâna zencîrler ile bağlı ka‘r-ı zindâna endirüp yine ale's-sabâh çıkarırlar. Tâ bu mertebe bir muzlim mahpûshâne-i calenderdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 317a ·
metinde göster ·
… rer kal‘a-i metîn ve kûh-ı Demâvend-vâr temkîn mânendi olup cehâresin ve ka‘r-ı
zemînlerin
feth [u] teshîre her dirsek tabyaları mâni‘ olup ale'l-husûs sa‘âdetlü sadr-ı â …
Evvelâ hamd ol Hâlık-ı Bîçûn'a kim bu sene-i mübârekde Kandiye kal‘asının fethi müyesser olup der-i devlet-masîre bu yüzden fetihnâme-i küstâhâne tahrîr olundu kim hâliyâ cezîre-i Girid ahvâl-i hasret-me’âli istihbâr olunur ise zîr-i nîlgûn tâk-ı lem-yekün mislühâ fi'l-âfâk olan Kandiye kal‘asının ibtidâ muhâsarasından 326b kemend-i feth-i teshîre gelince vâki‘ olan cidâl ü harb [ü] kıtâl ve darb ma‘lûm-ı cümle-i âlem ve mefhûm-ı kâffe-i ümem olup lâkin ol kal‘a-i metîne Deryâ-yı Sefîd'in sedd-i sedîdi ve umûmen Frengistân'ın âhenîn kilîd-i mekîni olmağla vâki‘ olan gazâ-yı kebîreyn ve cihâd-ı azîmeyn nakl-i takdîr-i bedîde gelüp muvahhidîn tahsîl-i sürûr-ı lâ-yuhsâ ve cünûd-ı zafer-karîn tekmîl-i hubûr-ı gayr-i ihsâ etmek muhakkak olmağla bir ay ceng-âşûbdan mıkatta-ı husûmet ü adâvete değin sûret-pezîr olan harb ü darbdan mümkinü't-takrîr olan vech üzre ihtisâr-ı ahbâr olunup ve'l-hâsıl kal‘a-i mezbûre bin yetmiş yedi senesinde vâki‘ olan mâh-ı Zilhicce'nin gurresinde cevânib-i erba‘asında muhâsara ve ma‘rûf olan Yüksek tabyadan garb (garb) tarafında leb-i deryâda vâki‘ olan metânet ile iştihâr bulan Kızıl tabyaya varınca meterislere mübâşeret ve mevâzı‘ adî(?) sekiz yerden mütecâviz kal‘a-kûb ra‘d-âşûb balyemez toplar tabya dîvârlarına havâle olup yevmen fe-yevmen meterisler handaklara doğru sürülüp ejder-dem ve âteş-fem top-ı serâmedler ile leylen ve nehâr kal‘a dîvârı ve tabyaları döğülüp lâkin kal‘a-i üstüvârın cânib-i berrîsi husûsan meterisler önünde nakş-ı dîvâr-ı kal‘anın esâs-ı ibret-nümâsı ekseriyyâ kemerler üzre mebnî olunup âlât-ı harb ile müştemil sanâyi‘-i garîbeler ile memlû olduğundan mâ‘adâ handakı iki yüz zirâ‘-ı Mekkî'den mütecâviz âriz ve kemâl mertebe amîk olup ale'l-ittisâl parmaklık cengleri vefret üzre olup kal‘adan munfasıl ve handak-ı kebîrden hâric tabya-i azîmeler dahi birbirlerine mukârin olup her birisi birer kal‘a-i metîn ve kûh-ı Demâvend-vâr temkîn mânendi olup cehâresin ve ka‘r-ı zemînlerin feth [u] teshîre her dirsek tabyaları mâni‘ olup ale'l-husûs sa‘âdetlü sadr-ı âlî-mikdâr hazretlerinin kolunda vâki‘ metânet ve istihkâm ile meşhûr [u] müte‘ârif olan Kanlı tabyanın etrâf [u] cevânibi kat-ender-kat parmaklıklar ve şaranpavlar ve domuz damları ve zîr-i hâkde cengci tabyaları ve ka‘r-ı zemînde beşer altışar kat lağımları âteş-i harbile memlû ve mâ-fevki top ve kumbaralar ile meşhûn olup vech-i meşrûh üzre mevâni‘-i garîbelerin ta‘tîl ü teshîr ve zîr-i hâkde olan düşmen-i dînin lağımları ibtâl ve mânend-i kal‘a-i metîn olan Kanlı tabya lağımlarıyla ma‘dûmu'l-eser ve zemîni zabt [u] rabta girüp handaklarına duhûl müyesser olunca vâki‘ olan ceng [ü] cidâl ve tarafeynden atılan lağım ve kazan kumbaraların tahrîr [ü] tavsîfi kalem-i serî‘u'l-beyân kendü lâl ve kemâ yenbağî takrîri emr-i muhâl olup bu esnâda vakt-i şitâ ve şiddet-i sermâ erişmeğile alâ tarîkı'l-muhâfaza kalmak müşâvere olunup meterisler handak kenârlarında karâr-dâde olup cemî‘i meterislerde i‘tidâl-i hevâ olunca meks ü ârâm ve ikdâm [u] ihtimâm ile meterislerde kıyâm olunup cünûd-ı muvahhidîn hiddet-i sermâda ve şiddet-i bürûdetde bilâ-hâ’il nâzil olan berf ü bârân leyl [ü] nehâr meterisler içre revân-ı seyl-i bî-pâyân meşakkatlerin uğur-ı dîn-i mübînde mahz rahmet bilmek[l]e ale'd-devâm peykâr olup bu hâl-i pür-melâl üzre mürûr-ı sermâ ubûr edüp sürûr-ı i‘tidâl-i hevâ mukârin olmağile asâkir-i deryâ-mevc fevc fevc ikdâm-ı cenge kıyâm ve ahz-ı intikâm ve kal‘anın feth [ü] teshîrine bezl-i ikdâm olunup cânib-i bahrden leb-i deryâ ile iki koldan meterislere girilmesin savâb-dîd-i cumhûr-ı asâkir-i zafer-mezâhir olmağla Kızıl tabya mukâbelesinde kadîmî meterislerden leb-i deryâya varınca meterisler ve medd ü tertîb olunup ve şark cânibinde Aktabya kurbunda Göllük ta‘bîr olunduğu mahalde leb-i deryâ ile tershâneye doğru ve ma‘rûf olan Kumlu tabyaya varılmak üzre meterisler mübâşeret olunup lâkin Kızıl tabya câniblerinde vâki‘ olup sa‘âdetlü sadrıa‘zam hazretlerinin kolunda vâki‘ olan meterisler önünde leb-i deryâ ile Taşlık ve Göllük tarafında kumluk olmağile iki koldan gayri dahi leb-i deryâ ile meterisler mübâşereti emr-i muhâl iken mücâhidân-ı gâziyân-ı dîn-i mübîn ve mübârizân-ı zafer-karîn uğur-ı dîn-i mübînde gayret ü hamiyyeti devlet-i uzmâ ve meşakkat ü zahmeti sa‘âdet-i ukbâ müşâhedesiyle cümle huzûr-ı râhatı vücûdlarına harâm mesâbesinde edüp cümle guzât hâb u râhat-ı istirâhati terk ü bî-ârâm edüp iki koldan meterisler içün mesâfe-i ba‘îdelerden zahrlıklarıyla toprak nakliyle meterisler i‘mâl olunup mavâzi‘-i gayriden ra‘d-gerdân-ı su‘bân-demâr balyemez top-ı kal‘a-kûblar getirüp tabya siperlerine vaz‘ edüp kal‘anın rû-yı dîvârlarına ve cümle tabyalarına topları havâle edüp kal‘anın dîvâr-ı tabyaları günden güne vîrân ve ser-nigûn olup limana gemilerinin hurûc [u] duhûlüne toplar mâni‘ olup lâkin a‘dây-ı dîn-i dûzah-karîn dahi zikr olunan iki koldan asıl dîvârdan gayri handaklardan hâric ve leb-i deryâda vâki‘ olan zîr-i hâkde ceng tabyaların püskürme lağımlar ile memlû ve mükemmel edüp bâ-husûs Kızıl tabyayı sanâyi‘-i ebniye ile metânet üzre edüp sedd-i râh olacak hiyel-i harbi müştemil mevâni‘-i acîbeler ile müretteb etmeğile cânibeyn-i mezkûreynde bir mertebe sanâyi‘-i acîbe ve garîbeler ihdâs ve bir derece mevâni‘-i takrîbe 327a îcâd eylemişdir kim zu‘m-ı fâsid ve hayâl-i kâsidleri üzre humâre dîn ve kumâre nusret-i karîn olup guzât-ı dîn yanına varmak ve karîb yanaşmak değil ejder-dehân âteş-feşân topların kesretinden ve lağım ve kumbaraların vefretinden nerre-i dîv-i Süleymânî yanına varmak değil bir hayli mesâfe-i ba‘îdeden mürûr etmek emr-i muhâl olup zi-dehşet-nişân lağımlar ve kumbaralar vefretinden ankâ-yı lâ-mekân evc-i a‘lâda tayerân-ı adem muhâl tasavvur ile kasd-ı guzât-ı islâmîden bî-bâk ve âheng-i kümât-ı Rahmâniyyeden bî-pervâ olup lâkin cünûd-ı müslimîn-i sâhib-kırân ve asâkir-i gîtî-sitân
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 326a–327a ·
metinde göster ·