… ile dükkânların müzeyyen edüp gûnâ-gûn müsmirât-ı yâbis hoşâblarından kayısı ve
zerdâlû ve
âlû-yı Buhârâ ve encâs-ı Mardin ve emrûd-ı Âzerbâycân ve dud-ı Arabgîr ve engûr …
Esnâf-ı hoşâbcıyân: Dükkân 500, neferât 700, bunlar tahtırevânlar üzre münakkaş dükkânlarda azîm kalaylı badyalar ve tıhtâb ve pirinc tâslar ve fağfûrî ve mertebânî kâse-i Çînler ile dükkânların müzeyyen edüp gûnâ-gûn müsmirât-ı yâbis hoşâblarından kayısı ve zerdâlû ve âlû-yı Buhârâ ve encâs-ı Mardin ve emrûd-ı Âzerbâycân ve dud-ı Arabgîr ve engûr-i İzmir ve vişne-i Tekirdağı ve tüffâh-ı Kocaeli ve gügüm-i Tımışvar ve şeftâlû-yı İslâmbol ve kızılcığ-ı Çubuklu Bâğçe, bunun emsâli gûnâ-gûn memdûh müsmirâtdan mümessek ü mu‘amber hoşâblar edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 171b ·
metinde göster ·
Bunların alayında şekerden selviler ve şekerden elma ve emrûd ve
zerdâlû ve
kiraz ve şeftâlû ağaçlarında yine meyveleri dahi cümle sükkerdendir. Görenler a …
Bunların alayında şekerden selviler ve şekerden elma ve emrûd ve zerdâlû ve kiraz ve şeftâlû ağaçlarında yine meyveleri dahi cümle sükkerdendir. Görenler anı kudret meyvesi dırahtı sanır ibret-nümâ temâşâgâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 174a ·
metinde göster ·
… le kârhânelerin zeyn ederler kim ta‘bîr olunmaz. Ve turunc ve elma ve kayısı ve
zerdâlû ve
nâr ağaçları yapup her birin kızaklar üzre ellişer âdem çekerek azîm meyve dıra …
Dükkân 1007, neferât 3000, bunların pîri dahi bakâlların pîri Azî ibn en-Nebbâş'dır. Lâkin bu tâ’ife yaş meyve satarlar, gayrı şey satmazlar. Bu ehl-i san‘at cümle pür-silâh olup arabalar üzre dükkânların elma ve turunc ve nâr ve şeftâlû ve gûnâ-gûn âlûlar ile kârhânelerin zeyn ederler kim ta‘bîr olunmaz. Ve turunc ve elma ve kayısı ve zerdâlû ve nâr ağaçları yapup her birin kızaklar üzre ellişer âdem çekerek azîm meyve dırahtların köküyle yerden çıkarup böyle tezyîn ederler. Ve yine kızaklar üzre azîm münakkaş köşklerde havz u şâzrevânlar revân olup kasrların cânib-i erba‘asın limon ve turunc ve kübbât ve kestâne ve nârları iplere dizüp köşkleri müzeyyen edüp içlerinde bâzârcılar oğlanlarıyla bâzâr edüp halk üzre limon ve turunc ve kestâne nisâr ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 180a ·
metinde göster ·
… evânlar ve seyishâneler üzre dükkânların niçe yüz bin guruşluk semmûr ve şak ve
zerdevâ ve
sansâr ve zincâb ve semmûr paçası ve semmûr kafâsı ve kâkûm ve ördek boğazı ve …
Bu kürkcü esnâfıyla tabakların bir acâyib ma‘rekeleri olup âhir pâdişâh ve a‘yân [u] eşrâf kürk geymeğe muhtâc olduğundan bu esnâf mukaddem gidüp başka mehterhâne ile ubûr etmek fermân olunup bunlar tahtırevânlar ve seyishâneler üzre dükkânların niçe yüz bin guruşluk semmûr ve şak ve zerdevâ ve sansâr ve zincâb ve semmûr paçası ve semmûr kafâsı ve kâkûm ve ördek boğazı ve kuğu boğazı ve sakkâ kuşu boğazı ve tilki boğazı ve nâfesi ve çılkavası ve beyâz Maskov tilkisi ve zakan ve kebûtî ve kuzu bağanası ve düşüt bağana kürkleriyle dükkânların zeyn ederek ubûr ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 193a ·
metinde göster ·
… derler. Dülgerler pîrinin evlâd-ı kühterîdir. Bu zer-desteciler} dükkânlarında
zer-deste ve
çelik ve matrak ve nobut ve meçik ve asâ ve arka kaşağısı ve çevgân yaparak geç …
Ehl-i ihtirâ‘, zer-desteciyân: Dükkân 8, neferât 25, pîrleri Kâsım'dır kim neccârların pîrine bununiçün Ebü'l-Kâsım {Abdülvâhid derler. Dülgerler pîrinin evlâd-ı kühterîdir. Bu zer-desteciler} dükkânlarında zer-deste ve çelik ve matrak ve nobut ve meçik ve asâ ve arka kaşağısı ve çevgân yaparak geçerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 202a ·
metinde göster ·
… erkes Şâh'ı ve Nâzlı Yûsuf'u, kaçan bu mehpâre cüvânlar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve
zerdûz ve
çârkâb eteklikler ile meydân-ı mahabbetde tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi çevelân [u] r …
Sekinci, Akîde kolu: Neferât 200, serkârları Pehlivân Eyyûb'dur kim şâ‘ir ve kâtib ve ârif ve zarîf hânende ve seyyâh idi. İslâmbol halkının bu kâra iltifâtların görüp üç bin iryal pâymâl-i rimâl edüp bir kol peydâ etdi kim vâhidün ke‘elf oldu. Hüsn-i ülfeti olup ni‘meti mebzûl olduğundan cümle erbâb-ı ma‘ârif 209b başına çevzinüp bir cem‘iyyet-i kübrâ edüp bir ayda Sultân İbrâhîm Hân ma‘lûmu oldu. Zîrâ cümle fasîhü'l-lisân, erbâb-ı ma‘ârif-i hezârfen, üstâd-ı kâmil hânende ve sâzende ve mudhik ve mutrıbları ve şakîleri vardır. Husûsan Süğlün Şâh'ı ve Mahmûd Şâh'ı ve Edirneli Ahmed'i ve Çerkes Şâh'ı ve Nâzlı Yûsuf'u, kaçan bu mehpâre cüvânlar dîbâ ve şîb ü zerbâf ve zerdûz ve çârkâb eteklikler ile meydân-ı mahabbetde tâvûs-ı bâğ-ı İrem gibi çevelân [u] reftâr etdiklerinde âdem dem-beste olup ol dem meftûn olur. Zîrâ her birinin mergûle mergûle fetîle fetîle çim-ender-çim ve ham-ender-ham müşk-bâr, amber-bû geysûların perîşân etdikde kâkül-i perîşânları gibi gören âşıkların dahi akılları târumâr olur. Ve bir bâğçe ve bâğçevân Gürcî taklîdi te’lîf etdiler kim acâyibdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 209a–209b ·
metinde göster ·
… lesinden müte‘azzımâne yatır. Pâk kubbe-i mînâsı ve sandûkası ve sandûkası üzre
zer-dûz ve
münakkaş setri vardır. Saltanat-ı Murâd Hân sene 28 ve müddet-i ömr sene 49, {v …
Hicretin (---) sekiz yüz ellisinde [beşinde] Edirne'de vefât edüp na‘ş-ı şerîfin Bursa'ya getirüp Câmi‘i kurbunda türbe-i pür-envârında defn etdiler. Ammâ Bursa'da medfûn olan selâtînlerin cümlesinden müte‘azzımâne yatır. Pâk kubbe-i mînâsı ve sandûkası ve sandûkası üzre zer-dûz ve münakkaş setri vardır. Saltanat-ı Murâd Hân sene 28 ve müddet-i ömr sene 49, {vefâteş sene 855}.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 236a ·
metinde göster ·
… karşu Rûmeli'nde Keliğra dağları nümâyândır. Ve bu Bozdepe'de tilki ve çakal ve
zerdeva ve
ayu gâyet çok olur. Bu şehri üç günde seyr [u] temâşâ edüp andan yine gemilere …
Ziyaret etdiğimiz azîzler bunlardır. Bu şehrin cânib-i cenûbında cebel-i Bozdepe nâmıyla meşhûr bir kûh-ı bülend vardır, küşâde hevâda (---) mîl karşu Rûmeli'nde Keliğra dağları nümâyândır. Ve bu Bozdepe'de tilki ve çakal ve zerdeva ve ayu gâyet çok olur. Bu şehri üç günde seyr [u] temâşâ edüp andan yine gemilere süvâr olup (---) mîl,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 247a ·
metinde göster ·
… şılık her kabîleden kırkar ve ellişer gulâm ve bâkireler ve şem‘-i kâfûrîler ve
zerdeva ve
sansarlar ve 249b biner çift tüfenk çorâblar ve matbâh-ı âmire içün biner top …
Bu bâlâda tahrîr olunan cümle Gürcîstân [ve] Mikrilistân mutî‘ [ü] münkâd olup her sene tecdîd-i sulh içün harâclarına karşılık her kabîleden kırkar ve ellişer gulâm ve bâkireler ve şem‘-i kâfûrîler ve zerdeva ve sansarlar ve 249b biner çift tüfenk çorâblar ve matbâh-ı âmire içün biner top paçavra asdar bezleri ve niçe gûnâ hedâyâlar ile elçiler gönderüp Tarabefzûn paşalarına mutî‘ [ü] münkâd olmağiçün ahidnâmeler tahrîr olunup hâlâ her sene Tarabefzûn paşalarına Mikrilistân'dan elçilerle hedâyâlar gelir. Böyle Kânûn-ı Süleymân Hân olmuşdur. Ve kânûn üzre Tarabefzûn beş yüz akçe mevleviyyet pâyesidir, ammâ şerîf-i menâsıb-ı âlî değildir. Kırk bir nâhiyesi vardır, ammâ çoğu âsî dağlardadır. Senevî sekiz bin guruş hâsıl olur. Nâhiyeleri bunlardır kim tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 249a–249b ·
metinde göster ·
… e ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav,
zerde ve
yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Cümle (---) imâretdir. Evvelâ Orta Hisârda İmâret-i Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân: Cemî‘î bây u gedâya mâh u sâl ni‘meti mebzûldur. Ve imâret-i it‘âm: Hâtûniyye Câmi‘ine muttasıl bir dârü'z-ziyâfedir kim Tarabefsûn'da nazîri yokdur ve câmi‘in kıble tarafında matbah ve me’keli var. Âyende vü revendeye ve keştîbânlara ve pîr [ü] civânlara ni‘meti mebzûldür. Ve bir ekmek furunu var ve imâret içün hâs ve beyâz ekmeği tabh edüp cami‘i mürtezikasına (?) bezl ederler. Ve matbah zahîresi hıfz içün bir kilâr-ı azîmi var, cemî‘î ni‘met anda mevcûddur. Ve matbahına muttasıl cemî‘î fukarâ ve suhtevâta ma’kel-i it‘âmı var kim tâlib-i ilme mahsus dârü'z-ziyâfedir. Rûz-merre, merreteyn ale's-sabâh ve ba‘de'z-zuhr cümle ulemâya birer tas çobra ve birer nânpâre verirler. Ve her cum‘a gicesi pilav, zerde ve yahni tevzî‘ ederler. İlâ mâşâallah şart-ı vâkıf böyle ta‘yîn etmişdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 252a ·
metinde göster ·
… ileri gelüp tuz ve barud ve bakır âvânî ve âlât-ı silâh getürüp kız ve oğlan ve
zerdeva ve
balmumu bunun emsâli şeyler alırlar. Dağlar içre bâğlı ve bâğçeli, ma‘mûr ve âb …
Bu tahrîr olunan beş aded iskeleler cümle Mikrilistân hudûdundadır. Asla ammâr kurâları yokdur. Ancak mâh-ı temmûzda mahsûl mevsiminde bâzargân gemileri gelüp tuz ve barud ve bakır âvânî ve âlât-ı silâh getürüp kız ve oğlan ve zerdeva ve balmumu bunun emsâli şeyler alırlar. Dağlar içre bâğlı ve bâğçeli, ma‘mûr ve âbâdân Mikril'in âsî köyleri vardır. Ne‘ûzü billah deryâ-misâl asker olsa dağlarına çıkılmak muhâldir. Kırk elli bin Aznavur tüfenk-endâz Mikrilî vardır. Bâlâda mezkûr olan beş aded iskeleleri bir gün bir gicede ubûr edüp niçe bin seyr [u] temâşâlar edüp Gönye'den yüz mil olmuş, ertesi gün
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 255b ·
metinde göster ·
… şeyleri tüccârdan alup bâkireler ve gılmânlar ve rûgân-ı şem‘ ve asel-i şem‘ ve
zerdeva ve
asel verirler. Aslâ ve kat‘â bu diyârda altun ve guruş olmaz. Bey‘ [u] şirâları …
Evsâf-ı aşîret-i Suçalar : Beğlerinin ismi (---) Cümle on bin piyâde asker-i nâmdâr olur. Amma sengistân yerler olmağıla atlısı azdır. İskelesi vardır ammâ ismi ma‘lûmım değildir. Bunda bir gice Havdıka nâm bir köyde mihmân olup meğer ol gice bir düğünleri var imiş. Bize yüz tekne söğüş pişmiş koyun etleri ve böğrilce çorbaları ve bal suları ve bozalar ve pasta ve şılharcı ve sızballar getirüp niçe yüz pençe-i âfitâb gılmân ve bâkireler hizmet edüp ale's-sabâh Gönye ağası refîkımız sâhib-i hâneye bir dülbend bâğılsadıkda cihân anın oldu. Zirâ bu diyârlarda aslâ çârsû-yı bâzâr ve hân ve hammâm ve dükkân ve kenîse ve gayrı imâretlerden bir şey yokdur. Hemân dağlar başında kırkar ellişer hâneli köylerdir. İskelelerine yılda bir kerre her diyârın gemileri barut ve kurşu[m] ve tüfenk ve ok-yay ve fişenk ve kılıç ve kalkan ve mızrak ve gayrı âlât-ı silâh ve eski pabuç ve çuka kenarı ve gömleklik bez ve bogası ve ocak demirleri ve kazan ve ocak içine kazan asacak demir zincir [ve] tuz ve sabun (---)(---) bu makûle şeyleri tüccârdan alup bâkireler ve gılmânlar ve rûgân-ı şem‘ ve asel-i şem‘ ve zerdeva ve asel verirler. Aslâ ve kat‘â bu diyârda altun ve guruş olmaz. Bey‘ [u] şirâları değiş-tokuş iledir. Bu Suçalardan yine cânib-i garba leb-i deryâ ile iki konak gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b ·
metinde göster ·
… ir. Dağlarında 258a ayu ve hınzır ve tilki ve çakal ve semmûr-misâl sansar ve
zerdeva ve
sarı sığın ve koz tavuğu olur ulu dağlardır. Garâbet bu kim bu Abaza tâ’ifesini …
Evsâf-ı Üsüviş : Leb-i deryâda bir yalçın kaya üzre bir köhne harâb kal‘ası var. Bir gice eyyâm-ı muhâlif olup cümle tüfenk-endâz yoldaşlarımızla gâfil olmayup anda mihmân olup beş koyun ile Süviş beği yanımıza gelüp ikrâm etdi. Bu kavm ağaçdan yay yaparlar ve aldıç ağacından ok yaparlar ve tüfenk kullanır cümle üç bin piyâde kavmdir. Beğlerinin ismi (---) ve iskelesi irmen-Süviş'dir. Dağlarında 258a ayu ve hınzır ve tilki ve çakal ve semmûr-misâl sansar ve zerdeva ve sarı sığın ve koz tavuğu olur ulu dağlardır. Garâbet bu kim bu Abaza tâ’ifesinin ekseri beğlerinin leşini bir sandûk-misâl ağaç içine koyup bir azîm dıraht-ı müntehânın çatal dalına mıhlayup korlar. Başı ucundan sandûka bir delik delüp zu‘m-ı fâsîdlerince ol delikden cennete nazar ide. Niçe yüz bin bal arısı dahi ol delikden girüp Abaza leşinin koltukları ve budu arasında bal yapup mevsiminde sandûkının kapakların açup kıllı kıllı balları tulumlara doldurup satarlar. Halk Abaza balıdır deyü pâre pâre olup alırlar. Ammâ kubhunu bilmezler. Abaza balından gâyet ihtirâz lâzımdır. Bu Abaza diyârında niçe bin acâ’ibât ve garâ’ibâtlar vardır ammâ tahrîri mümkün değildir. Bunda dahi birkaç mahbûb Abaza civânları alınup yine cânib-i garba iki gün gidüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 257b–258a ·
metinde göster ·
… adar lezîz değildir. Ve bu nehrin sâhilinde olan kavmin ekseriyyâ reng-i rûları
zerdî-rûdır. Ve
boğazlarında kuşka ta‘bîr etdükleri bir lahm-ı zâ’id yumru şiş hâsıl olur ve bu …
Menzil-i Burabay nâm mahalde meks etdük. Bu mahalde dahi Azak kal‘asının cânib-i garbîsi mukâbilinde Azak denizine munsab olan nehr-i Ulu Tün'ün bir fırkası dahi cereyân edüp yine bahr-i Azağ'a munsab olur. Bu nehr-i azîm Moskov vilâyetinin (---) nâm şehrinin dağlarından gelüp üç yerden Azak denizine katılır. Sazlık ve kamışlık içinden gelmek ile ol kadar lezîz değildir. Ve bu nehrin sâhilinde olan kavmin ekseriyyâ reng-i rûları zerdî-rûdır. Ve boğazlarında kuşka ta‘bîr etdükleri bir lahm-ı zâ’id yumru şiş hâsıl olur ve bu nehr kenarında cümle Tatar-ı sabâ-reftâr askeriyle meks edüp bir çemenzâr ve şükûfezâr yer olmağıla bî-bâk u bî-pervâ alacıklarımızı kurup sekiz kerre yüz bin alaşa atlarımız çemenzâra cıvarup bir gice anda mihmân olup safâ edüp bu menzilde üç yüz at boğazlayup tenâvül olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 262b ·
metinde göster ·
… i iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve
zerdâlüsü ve
kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedi …
Gerçi şiddet-i şitâdan bâğı ve bâğçesi yokdur, amma Paşa sarâyında gül bâğçesi ve Hacı Murâd bâğı gülistânı ve Kefeniğnesioğlu güllüğü ve Bedros bâğı güllüğü ve niçe gül bâğları dahi vardır. Ammâ bu zikr olunan bâğların mutabbak gülleri meşhûrdur. Câbecâ kış elması ve ahlâd emrudu vardır, ammâ gayrı meyve aslâ olmaz. Lâkin mesîregâhlarında ve gül bâğlarında dıraht-ı kavak ve bîd-i sernigûnları firâvândır. Gayrı eşcâr-ı müsmirrâtı olmaz. Kışı katı olduğundan iki ayda ekerler ve biçerler ve secc edüp döğerler ve ale'l-fevr der-anbar ederler. Bizim senemizde atlar mâh-ı temmûzda çayırda iken bir ra‘d u berk u dipi vü boran ve bârân yağup cümle atlar boşanup Erzurûm sahrâsında olan Umudum köyüne ve Kâne ve Gez köyüne varınca atlar serseri gezdiler. Böyle şitâsı şedid olur. Hattâ efvâh-ı nâsda darb-ı meseldir kim bir dervişe "Kanden gelirsin?", derler? "Berf rahmetinden gelirim", der. Ol ne diyârdır, derler; sovukdan "Ere zulüm" olan Erzurûm'dur, der. "Anda yaz olduğuna râst geldin mi", derler? Derviş eydür: "Vallahi on bir ay yigirmi tokuz gün sâkin oldum, cümle halkı yaz gelir derler, ammâ görmedim", der. Hatta bir kerre bir kedi bir damdan bir dama pertâb ederken mu‘allakda donup kalır. Sekiz aydan Nevrûz-ı Harzemşâhî geldikde mezkûr kedinin donu çözülüp mırnav deyüp yere düşer. Meşhûr latîfe-i darb-ı meseldir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bir âdemin eli yaş iken bir demir pâresine yapışsa derhâl müncemid olup elinden demir ve demirden eli kopmak ihtimali yokdur. Âhenden eli bin âh-ı serd ile halâs ederse eli ayasının sehl derisi âhiyle âhende kalır. Bu şiddet-i şitâyı diyâr-ı Azak'da ve Deşt-i Kıpçak'da erba‘în ve zemherîr geçirdik, böyle keskin kış görmedik. Ammâ halkı gâyet ten-dürüstdür. Yine böyle şitâ iken bâğ u bâğçesi olmayup cümle meyvesi iki konak yerden İspir ve Tortum ve Erzincan'dan gelir. Âlü'l-âl şeftâlüsü ve zerdâlüsü ve kaysısı ve üzümü okka bir akçedir. Ve birer araba kavunu ve karpuzu on akçeyedir. El-hâsıl me’kûlât cihetinden lâ-nazîr şehr-i bî-bedeldir. Lâkin odunu yokdur, cümle dağlar uryândır, ammâ hikmet-i Hudâ odunı dahi ucuzdur. İki konak yerde (---) dağlarından gelüp gürân derler gemi direkleri olup kaddi kırk arşındır. Kırk akçeye verirler. Anı yakup def‘-i şitâ ederler ve develer ile pelid ve meşe odunları dahi iki konak yerde (---) dağlarından gelir. Bir deve yükü odunu otuz akçeye verirler. Paşanın odunun gümrüğe gelen cümle kârbân develeri birer sefer odun götürürler, kanûndur. Başka odun ağası vardır, ammâ re‘âyâlarının koyunları ve sığırları çok olmağıla fukarâlar sığır tezeği yakarlar. Fukarâ re‘âyâlarının cümle ocakları evlerinin ortasındadır. Cânib-i erba‘alarında hayvanları durup hâneleri hammâm gibi olur. Tennûrlarında herîseleri ve ekmekleri pişmededir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 288b ·
metinde göster ·
… her sene yüz deve bârı ordubârı ve melçe ve Abbâsî armudu kurusu ve aluncara ve
zerdâlü ve
kaysâlu ve encâlu ve huşk-ı engür ve niçe müsmirrât makûlesi hedâyâ getirirlerm …
Evsâf-ı şehr-i Karabağ-ı Küçük: Azerbaycân şehirlerinden ibtidâ bânisi (---) şâhdır. Kal‘asın sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed vezîrlerinden serdâr-ı mu‘azzam Koca Ferhâd Paşa münhedim etmişdir. Hâlâ câ-be-câ âsâr-ı binâları zâhir ü bâhirdir. Ol asrdan sonra imâr olup sene (---) târihinde Murâd Hân-ı Râbi‘ Van'ı feth edüp bu diyâra geldikde yine bu şehri hârâb u yebâb edüp hâlâ henüz imâr olmadadır. Tebrîz hudûdında başka sultânlıkdır. Bin askere mâlikdir. Kelenteri ve darûgası ve münşîsi ve binbaşısı ve dizçöken ağası vardır. Şehri bir vâsi‘ sahrâda bâğ-ı İrem-misâl üç bin hâneli ve yedi câmi‘li ve yedi hammâmlı ve üç hânlı ve altı yüz sûk-ı sultânîli şehr-i şîrîndir kim vilâyet-i vâsi‘-i ma‘mûrdur. Buk‘aları hûb u mergûbdur. Zenâne ve gılmânları mahbûb u matlûbdur. Mezra‘aları vâfir ve hayrât [u] berekâtı mütekâsir bir büleyde-i ma‘mûredir. Âb [u] hevâsı latîf ve enhâr-ı firâvânı nazîf ve bâb-ı rakîk-i uyûn-ı câriyeleri vardır. Ve bâğ u besâtînleri, deşt [u] sahrâ-yı bî-pâyânı zeyn etmiş. Ve bu şehrin dahi me‘kûlât [ü] meşrûbâtının memdûhâtından duvâzde-elvân, âbdâr [u] la‘l-gûn engûrları olur. Ve şarâb-ı nâbı ve vişnâbı ve âb-ı şüllesi ve on sekiz gûne alûsı ve abdâr şehribân narı-misâl rummanı olur. Bâ-husûs âdem kellesi kadar ayvası meşhûrdır. Ve câ-be-câ suları zîr-i zemînden kehrîzler ile cereyân edüp mâh-ı temmûzda yah-pâre-misâl âb-ı zülâlleri vardır. Ve kâr-ı kadîm cevâmi‘ u mesâcidlerinin kıbâbları sivri sivri binâ olunup sünbül ve silu ve nîlgûn Kâşîler ile mestûr kubâblardır. Ve cümle on bir minâre nümâyân idi. Ammâ sâkinân-ı bilâdı "Yetmiş mihrâbdır" deyü cevâb etdiler. Bu şehr ahâlîsi bu şehri imar etmeleri şartıyla cemî‘î tekâlîf-i örfiyyeden mu‘âf [u] müsellemlerdir. Ancak İrân-zemîn şâhına beher sene yüz deve bârı ordubârı ve melçe ve Abbâsî armudu kurusu ve aluncara ve zerdâlü ve kaysâlu ve encâlu ve huşk-ı engür ve niçe müsmirrât makûlesi hedâyâ getirirlermiş. El-hâsıl Azerbaycân vilâyetinde üç aded Karabâğlar var kim her biri hadîka-i ravza-i rıdvân-ı cinândan nişân verir. Bu şehrden dahi kalkup cânib-i kıbleye bir sâ‘at gidüp nehr-i Aras ile nehr-i Jan birbirine mahlût olduğu mahalde bu nehreyni niçe bin belâ ile ubûr etdik. Bu nehreynler dahi Van'ın Penyanişi ve Biredus ve Abağay dağlarından gelüp cem‘ olup bu mahalden güzer edüp sahrâ-yı Nahçivân'dan üç merhale aşağı nehr-i Zengî'ye, Zengî nehr-i Araz'a, Araz nehr-i Kür’e, Kür nehr-i Türk'e, Türk Bahr-i Haraz ki bahr-i Gîlân dahi derler, ana munsab olur. Ez-în-cânib bu nehr-i Aras'ı ve nehr-i Jan'ı geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 296b ·
metinde göster ·
… e razakîsi ve melikîsi ve tabarzesi ve cezîre-i Mecdeddîni ve bakrânı ve âlû-yı
zerdî ve
emrûd-ı zenânesi, bu envâ‘-ı meyveler Şam'da dahi olmaz, meğer İslâmbol'da ola, …
Der-vasf-ı me’kûlât u müsmirrât: Niçe bin elvân fevâkihesi var ammâ necm-i halef emrûdu, peygamber emrûdı ve sibet mîlânîsi ve zerdâlu-yi hulvîni ve necm-i Ahmedi ve engûr-i hurdesi ve razakîsi ve melikîsi ve tabarzesi ve cezîre-i Mecdeddîni ve bakrânı ve âlû-yı zerdî ve emrûd-ı zenânesi, bu envâ‘-ı meyveler Şam'da dahi olmaz, meğer İslâmbol'da ola, meşhûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 300b ·
metinde göster ·
… ltında giriftâr-ı bend-i esîr olup yüz baş esîr ve bin baş hayvânât ve niçe yük
zerdeva ve
niçe yük pârçe verüp halâs oldu. Hamd-i Hudâ bu sefer-i zafer-me‘serde bir esîr …
Andan yine bu mahallerde guzât-ı müslimîn deşt [u] dâğ ve râğ u bâğ ve ırâğ u yakıni şeb [u] rûz nehb u gâret ederken Mikrilistân Hâkimi (---) Beğ'in ammîzâdesi (---) Beğ Malâzgird Beği ekrâdının altında giriftâr-ı bend-i esîr olup yüz baş esîr ve bin baş hayvânât ve niçe yük zerdeva ve niçe yük pârçe verüp halâs oldu. Hamd-i Hudâ bu sefer-i zafer-me‘serde bir esîr on guruşa ve bir sığır nîm guruşa ve bir gûsfend beş akçeye bey‘ [u] şirâ olundu. Ve bu mahalde Başaçık beğinden Serdâr Seydî Paşa'ya beş gulâm ve beş mahbûbe kız hedâyâ gelüp bu hakîre bir kız ve bir gulâm ihsân eyledi. Andan yine cânib-i garba asâkir-i İslâm ile mansûr ve muzaffer gidüp etrâf [u] eknâfı nehb u gâret ederek on bir sa‘atde nâhiye-i (---) gelüp anda bir 332b sahrâ-yı Dadanlı içre kal‘a-i (---) Mikril binâsıdır. Uzun Hasan Şâh harâb etmiş, hâlâ Mikril hudûdunda Batum sancağına müşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332a–332b ·
metinde göster ·
… kırk vukıyye sîm-âvân ve yüz aded duhter-i pâkîze-ahter bintân ve bir katır ile
zerdeva ve
sansar postu ve yedi görüge zırh ve niçe zî-kıymet eşyâlar hedâyası geldi. Ba‘d …
Menzil-i karye-i Umudum: Bundan cümle guzât-ı zafer-me’ser alay-ı azîm ile Erzurûm'a girecek mahalde Defterdârzâde efendimizin kethüdâsı Alî Ağa Paşa'nın cümle askeriyle ve cümle Revân derneğine cem‘ olan muhâfazacı asker ile Seydî Paşa'ya istikbâle çıkup bir tantana ve debdebe ve gulgule-i azîm alay ile cümle üsârâlar dest-ber-kafa keşân-ber-keşân çekerek Erzurûm Vâlisi Mehemmed Paşa efendimizin otâğına Gümüşli Künbet nâm mahalde nüzûl edüp Paşa-yı zî-şân "Gazân kutlu olsun" deyü Seydî Ahmed Paşa'ya otak kapusuna dek piyâde istikbâle çıkup birbirini bağrına basup Bâkî Paşa'yı soluna, Seydî Paşa'yı sağ cânibine alup meks etdiler. Ve Ketağaç Paşa ve sâ’ir mîr-i livâlar dahi cümle paşanın dest-bûsiyle şerefyâb olup cemî‘î guzâta 333b bir ziyâfet-i âlî olmuşdur kim diller ile ta‘bîr olunmaz. Ba‘dehû cümle gâzîlere yüz yetmiş pâre zerdûz hil‘at-i fâhireler ihsân olunup Seydî Paşa'ya ve Bâkî Paşa'ya ve Ketağaç Paşa'ya birer semmûr kürk ihsân olunup cümle guzât haymelerine mesrûr [u] şâdmân gidüp her mîr-i livâdan gazâ mâlı hedâyâlar gelmeğe başladı. İbtidâ Seydî Paşa hedâyâsı gelüp ibtidâ yüz elli Kazak dilîri ve on bir Hatman-ı Kazak ve Başsirke Kazak ve iki yüz Mikril Kazak ve yüz elli gulâm-ı nâresîde-i mahbûb-ı civân ve kırk vukıyye sîm-âvân ve yüz aded duhter-i pâkîze-ahter bintân ve bir katır ile zerdeva ve sansar postu ve yedi görüge zırh ve niçe zî-kıymet eşyâlar hedâyası geldi. Ba‘dehû Ahıçka Paşası Sefer Paşa hedâyâları bî-hisab geldi. Ba‘dehû Bâkî Paşa hedâyâsı geldi. Ba‘dehû Ketağaç Paşa tuhefâtı gelüp paşa sürûr [u] şâdmânından cümle pîşkeşleri cemî‘î kapucubaşılarına ve a‘yân-ı vilâyete ve pes-pâye tevâbi‘ [u] levâhıkına bezl edüp cümle tevâbi‘ini mesrûr [u] handân edüp kendiler dahi şâdân oldu. Ammâ günden güne şiddet-i şitâ müştedd olup cümle haymeleri kar basdı ve asâkirin kuvvet [ü] gümânları yasdı, deyü müşâvere olup Revân derneğine zamân kalmayup şimden gerü rûz-ı kasımı sicl edüp Erzurûm'da meştadır, deyü sâ’ir eyâlet mîr-i livâlarına destûr verilüp herkes vatan-ı aslîlerine revâne olup cânib-i Revân'a revân olmadan ferâğat olunup yine Gümüşlü Künbet nâm mahalde serâperdeler ile meks olunup hikmet-i Hüda hevâlar küşâde olup şeb [u] rûz zevk u safâya meşgûl olduk. Meğer Paşa efendimiz bu hakîre sehl dilgîr olmuş. Hakîr Seydî Ahmed Paşa'ya ricâ edüp ol dahi bir mahalde hakiri hüsn-i ta‘bîr ile paşadan ricâ edüp "Emr-i şerîfiniz ile bize hizmete geldikde hakîr Evliyâ Çelebi'yi Gönye istıhlâsına götürdüğümüz cürm ise afv eylemeniz ricâ ederiz. Zîrâ Gönye fethinde ibtidâ ezân-ı Muhammedî'yi Evliyâ Çelebi okuyup niçe kerre guzât-ı müslimîni cenge terğîb içün gülbâng-i Muhammedîler çeküp bir seyyâh-ı âlem ve nedîm-i âdem hâfız-ı Kelâmullah ve mücâhid-i fî-sebîlillah kulunuzdur, cürm bizimdir, afv eylesin" deyü latîfe-âmîz güft [u] gûlar edüp bizi Paşadan ricâ etdikde paşa efendimiz eydür "Ânın cürmü afv olunmaz. Zirâ biz anı sancakbeğlerinin Revân derneğine gönderdik. Ol me’mûr olmaduğu yere gider. Anın cürmü sekiz sâ‘atde bir hatm-i şerîf indirirse afv olunur. Ve illâ ana ta‘zîr-i lisân cerâhâtü's-sinândan eşedd lâzımdır" dedikde dest-bûs edüp Bismillah ile tûl-ı nehârda tokuz sâ‘atden ziyâdecede bir hatm-i şerîf edüp tekrâr zemîn-bûs edüp bir semmûr pâçası kürk ve bir sîm zeynli raht ile sâfinâtü'l-ciyâd misillü bir kula at ve bir kat esvâb ve iki pençe-i âfitâb Gürcî gulâm-ı mehtâb-âsâ çaker-i bâkir ihsân edüp Erzurûm eyâletinin bî-namâz hizmetin dahi ihsân edüp şeb [u] rûz zevk u şevke meşgûl olduk. Hikmet-i Hudâ her izzet [u] sürûrun sonu nâ-kâmlık imiş ve her günün âkıbeti telh-kâmlık imiş. Âdet-i mukarrere-i nâ-fercâm idüğüne şübhe yokdur. Hikmet-i İlâh işbu bin elli (---) senesinin mâh-ı (---) günü Âsitâne tarafından Tatar Alaş ulaklığile gelüp "Vezîr-i a‘zam Sâlih Paşa'yı Sultân İbrâhîm Hân bi-gayr-i hakkın katl edüp Tezkireci Ahmed Paşa vezîria‘zam oldu" deyince Paşa müte’ellim olup aslâ bir ferd-i âferîdeye haber etmeyüp şeb [u] rûz sâz [u] sözü sohbetin bozmayup eyâlet-i Erzurûm'da olan bekâyâlara mukayyed oldu. Zîrâ Sâlih Paşa, bizim paşanın pederi Mustafâ Paşa'nın gulâm-ı hâssalarından idi kim mahsûsan Paşa efendimize eyâlet-i Erzurûm'ı anlar ihsân etdi. Ve Hezârpâre Ahmed Paşa, Kara Mustafâ Paşa'nın baş tezkireciliğinden berü bizim Defterdârzâde efendimizin adüvv-i cânı idi. Bu ahvâli bir kimseye keşf-i râz etmeyüp Seydî Paşa ve Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve Deli Dilâver Paşa ile serâperdelerinde şeb [u] rûz Hüseyn-i Baykarâ meclisleri olup sâz [u] söz fasılları olmada idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 333a–333b ·
metinde göster ·
emrûd kurusu ve dud kurusunun beyâzı ve sarısı ve moru ve siyâh dudu meşhurdur. …
Ve memdûhâtından, bâğ u bâğçesi içre âb-ı hayât uyûn-ı câriyeleri vâfir ve sahrâlarda hayrât [u] berekâtları mütekâsir vâsi‘atü'l-aktâr ve rahîsatü'l-eş‘âr her hubûbâtı firâvân bir şehr-i Erzincân-ı âbâdândır. Ve me’kûlât [u] meşrûbâtının memdûhâtından yetmiş gûne âbdâr emrûdu sicill-i şer‘-i mübînde mestûrdur. Hattâ bu şehri temâşâ etdiğimiz Kâsım'dan kırk gün mürûr edüp şiddet-i şitâ idi. Paşa'ya on yedi elvân âbdâr emrûd-ı gûnâ-gûn hedâyâ getirdiler. Ve bâğ tepeğinde yapraklarıyla hâk-i amber-i pâkde gömülmüş avnik üzümü getirdiler. Ve zerdâlüsü ve emrûd kurusu ve dud kurusunun beyâzı ve sarısı ve moru ve siyâh dudu meşhurdur. Çârsû-yı bâzârında dud kurusı bey‘ edüp niçe bin diyâra dud kurusu yük yük götürürler, başka tüccârı vardır. Ve dud bekmezinin gûnâ-gûnunu bahâr ile terbiye edüp bir kâse nûş edene hayât [u] cân verir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 342a ·
metinde göster ·
… çengelistân ormanlar olmağıla kaplanı ve vaşakı ve yaban gûsfendi ve sığını ve
zerdeva ve
sansarı ve sırtlan kurdu ve andık kurdu ve kara kurdu ve tilki ve çakalı gâyet …
{Der-vasf-ı Esed-i Kûhî} şehre nâzır kapusunun iç yüzünde kapu üzre bir taht-ı revân-ı vâsi‘ ile bir arslan derisin pembe ile doldurup gözlerine iri turunç komuşlar ve ağzın ejder-i heft-ser gibi açup dili yerine bir kırmızı keçe pâresi komuşlar. İri dişleri var, her biri hançer-i Türkmândan ve sinân-ı Urbân'dan nişân verir. Burnundan kuyruğunun nihâyetine varınca kırk beş karış bir mefret subû‘ esed-i dağî, bir mehîb arslan-ı âsî imiş. Yedi sene bu dağlarda yaban koyunu ve keçisi ve sığını tenâvül ide ide pîl-i Mahmûdî-misâl olup dağlarda hayvânâtların ırkın kesüp dağlardan kurâ ve kasabâtlara nüzûl edüp at ve katır ve deve ve hımâr ve benî Âdem sayd [u] şikâr etmeğe başlayup âhir-i kâr kolu kuvvetli cânın birisi çatal kurguşum ile şikâr yerken urup kellesi hûrd olup ale'l-fevr mürd, ölüdür, postun yüzüp Tapan Ahmed Ağa'ya getirüp ol dahi ibret-i âlem içün bu taht-ı revân üzre koyup bezzâzistânının kapusunun iç yüzünde asmışdır. Ammâ Hudâ âlimdir, anı gören zî-rûh zann eder. Dörd ayakları sütûna benzer. Pençeleri arvana deve tabanına benzer. Kellesi husrevânî küp'e mânend bir gazanfer-i nerrende, lâkin Bağdâd ve Hille ve Cevâzir ve Kurna arslanları gibi mahbûb değildir. Yine asfaru'l-levndir amma Engürü keçisi gibi yünleri birer karış burma burma sakmış bir mehîb ve acebe- 343b likâ, garîbü'ş-şekl bir esed-i dağîdir. Arslan çölde halk olunmuşdur. Bu dağda hâsıl olmağıla bu gûne halk olunmuşdur. Hiç ol kıyâfetde arslan görülmemişdir. Ammâ hakîkatü'l-hâl bu Karahisâr dağları Rûm, Arab ve Acem'de meşhûr sarp dağlar ve beller ve sengistân ve çengelistân ormanlar olmağıla kaplanı ve vaşakı ve yaban gûsfendi ve sığını ve zerdeva ve sansarı ve sırtlan kurdu ve andık kurdu ve kara kurdu ve tilki ve çakalı gâyet çokdur. Dağlarına oduncular gitmeğe âcizlerdir. Tâ bu mertebe hayvânât-ı gûnâ-gûn ile memlû azîm kûh-ı bülendlerdir. Bir kerre "Karadeniz'den Kazaklar çıkup bu dağları ubûr edüp niçe kurâ ve kasabâtları nehb u gâret etmeğe dağlara çıkup cümlesini dağlarda kaplanlar ve kurdlar ve ayılar ve sâ’ir yırtıcı hayvânlar yırtup helâk edüp şikâr almak sadedinde iken kendüleri yırtıcı hayvânlara şikâr olup cân kurtarmadılar. Ol zamandan berü Kazak-ı Ak'dan şehrimiz emn [ü] emândır", deyü nakl etdiler. Zîrâ Karadeniz sâhilinde (---) şehri bu Karahisâr-ı Şarkî'ye (---) merhale yer karîbdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a–343b ·
metinde göster ·
… İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve
zerdeste ve
tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fak …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Merzifon: Evvelâ Ya‘kûbu'l-vâsılîn, matlûbü't-tâlibîn, menba‘-ı uyûn-ı müşâhede, mecma‘-ı fünûn-ı mücâhede eş-Şeyh Hazret-i Pîr Dede; Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî ile Horasân'dan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Rûm'a gelüp şehr-i Merzifon'un cânib-i şimâlîsi hâricinde şehre nâzır bir mürtefi‘ zemînde sâkin olup kâhîce hammâmlarda yatup meczûb-ı Hudâ bir ârif-i billah kimesne idi kim Orhân Gâzî asrından tâ Ebü'l-feth'e ermiş bir zât-ı şerîf idi. Bâlâda menâkıbı tahrîr olunduğundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Hâlâ âsitânesi Osmâncık'da Koyun Baba Tekyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar ve matbah u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem konup göçer mihmân-sarây-ı Bektâşiyân'dır. İki yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden dervîşân-ı dilrîşânları âyende vü revende müsâfirîne hizmet ederler. Ve Azîz hazretlerinin kubbe-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik. Kubbe-i münevveresinde müşk-i amber-i hâm râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Kabr-i şerîfi sandûkasının cânib-i erba‘asında ol kadar musanna‘ çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîl ve buhûrdan ve gülâbdânlar var kim bunda olan tuhef ve zî-kıymet âvânîler İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-fakru fahrî" hadîsine imtisâlen küstâhâne cümle fukarâların izniyle azîz Pir Dede Sultân'ın bozdoğanî (---) tereklü keçe külâh tâcını tekbîr ile tekye-nişîn Memi Dede Cân başımıza koyup cümle dervîşân gülbâng-ı Muhammedî çeküp hakîre hayr du‘â etdiler. Ve âsitânesi serâpâ kârgîr, binâ-yı azîm, rasâs-ı hâss-ı nîlgün ile mestûr âsitâne-i kübrâdır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b ·
metinde göster ·
… ollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve
zerdeste ve
pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-f …
Evsâf-ı ziyâretgâh-ı kibâr-ı evliyâ-yı Merzifon: Evvelâ Ya‘kûbu'l-vâsılîn, matlûbü't-tâlibîn, menba‘-ı uyûn-ı müşâhede, mecma‘-ı fünûn-ı mücâhede eş-Şeyh Hazret-i Pîr Dede; Hazret-i Hacı Bektâş-ı Velî ile Horasân'dan Türk-i Türkân Hoca Ahmed-i Yesevî izniyle Rûm'a gelüp şehr-i Merzifon'un cânib-i şimâlîsi hâricinde şehre nâzır bir mürtefi‘ zemînde sâkin olup kâhîce hammâmlarda yatup meczûb-ı Hudâ bir ârif-i billah kimesne idi kim Orhân Gâzî asrından tâ Ebü'l-feth'e ermiş bir zât-ı şerîf idi. Bâlâda menâkıbı tahrîr olunduğundan gayrı niçe bin menâkıbı vardır. Hâlâ âsitânesi Osmâncık'da Koyun Baba Tekyesinden ziyâde binâ-yı azîm kıbâb-ı âlîler ile ârâste ve müte‘addid meydânlar ve matbah u kilâr ve dervişân hücreleriyle pîrâste olmuş, her şeb iki yüz ve üç yüz âdem konup göçer mihmân-sarây-ı Bektâşiyân'dır. İki yüzden mütecâviz pâ-bürehne ve ser-bürehne erbâb-ı ma‘ârifden dervîşân-ı dilrîşânları âyende vü revende müsâfirîne hizmet ederler. Ve Azîz hazretlerinin kubbe-i pür-envârına girüp bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp rûhâniyyetlerinden istimdâd taleb etdik. Kubbe-i münevveresinde müşk-i amber-i hâm râyihasından âdemin dimâğı mu‘attar olur. Kabr-i şerîfi sandûkasının cânib-i erba‘asında ol kadar musanna‘ çerâğ ve şem‘dân ve kanâdîl ve buhûrdan ve gülâbdânlar var kim bunda olan tuhef ve zî-kıymet âvânîler İmâm-ı Mûsâ Rızâ'da yokdur. Hırka ve seccâde ve alem ve tabl u kudüm ve zil ve zerdeste ve tâc-ı Bozdoğanîsi ve sapan-ı Dâvûdî'si ve pâleheng-i Mûsavî'si hâlâ cihâz-ı fakr-ı fukarâlardır kim dollâblar içre mahfûzdur. Ve niçe bin seyyâhân-ı berr [u] bihârın niçe keşkül ve zerdeste ve pâlehengleri nişân içün maslûbdur. Ve bu hakîr muhibb-i Âl-i Aba olmağıla "el-fakru fahrî" hadîsine imtisâlen küstâhâne cümle fukarâların izniyle azîz Pir Dede Sultân'ın bozdoğanî (---) tereklü keçe külâh tâcını tekbîr ile tekye-nişîn Memi Dede Cân başımıza koyup cümle dervîşân gülbâng-ı Muhammedî çeküp hakîre hayr du‘â etdiler. Ve âsitânesi serâpâ kârgîr, binâ-yı azîm, rasâs-ı hâss-ı nîlgün ile mestûr âsitâne-i kübrâdır. Kaddesenallahu bi-sırrıhi'l-azîz.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 347b ·
metinde göster ·
… fakrlarından def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u] bemm ü teber ve pâleheng ve
zerdeste ve
sapan-ı dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile ve gayri eşyâ-yı gûnâ-gûnlar ile m …
Bu kapudan içeri cümle züvvâr dâhil olunca âdemin vücûdu lerzân olup âdeme dehşet hâsıl olur bir mehâbetli kabr-i tavîldir kim kaddi kâmil on adımdır. Cânib-i erba‘asında niçe yüz gûnâ-gûn zer-i hâlis-misâl çerâğdânlar ve buhûrdân ve gülâbdân ve şem‘dânlar ile kat-ender-kat müzeyyen olmuşdur. Dahi hârici etrâfında yetmiş aded hüsn-i hatt-ı kelâm-ı izzetler ile 8a tezyîn olmuşdur. Ve ser-i sa‘âdeti tarafında gûnâ-gûn alemler ve tîr [u] kemânları var kim okları harb-misâl kimi demir ve kimi hadeng oklardır ve cümle der-i dîvârında niçe bir âşıkânın cihâz-ı fakrlarından def ü kudûm ve nefîr ve tabl u zil [u] bemm ü teber ve pâleheng ve zerdeste ve sapan-ı dâverî-keşkül ve teber-i Müslimî ile ve gayri eşyâ-yı gûnâ-gûnlar ile müzeyyen olmuş kubbedir ve cümle rûy-ı dîvârda her gelen âşıkânın birer gûne âsâr-ı hatları vardır. Hattâ bu hakîrin dahi küstâhâne "Şefâ‘at yâ Muhammed evliyâya" bir hatt-ı müstekreh-i hem-züvvârdır. Bu âsitâneyi Murtezâ Paşa ile ziyâret edüp azîzin rûh-ı pür-fütûhu içün bir Yâsîn-i şerîf tilâvet edüp azîzin rûh-ı şerîfine hîbe edüp rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp âşinâlık kesb etdik. Paşa efendimiz cümle fukarâya yüz altun tasadduk edüp harem-i şerîfin ortasındaki şâdırvânda üç kurbân edüp andan kapu arasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 7b–8a ·
metinde göster ·
… siyâh harîr münakkaş kisve ve zer-ender-zer kuşak ve Bâb-ı Mekke perdesi serâpâ
zer-dûz ve
Makâm-ı İbrâhîm sütrü zer-dûz cümle üç yüz kîse masrûf ile işlenür bu kisve-i ş …
Sene (---) târîhinde Mısır hulefâlarının hâtûnlarından Şecerü'd-dür nâm bir Râbi‘a-i Adviyye Diyârıbekr eyâletinde Hısn-ı Keyfâ'da oğlunu ziyârete giderken bu mahalde Şecerü'd-dür Hâtûn'u hârâmîler basup ceng-i azîm ile halâs olup oğluna Hısn-ı Keyfâ'da Mısır hilâfeti müyesser olup avdetde bu mahûf u muhâtara yerde bu kal‘ayı binâ etdüğünden ol hâtûnun ismiyle müsemmâ kal‘a-i Şecer derler. Ba‘dehû Mısır'da hatûna hilâfet müyesser olup zamân-ı Fir‘avn'da Deluke nâm hâtûn şehr-i Menuf'da niçe pâdişâh olduysa eyle bir melike olup Mısır sultânlarının cümle ağavâtlarına ve iç gılmân-ı hâssalarının üç bin âdeme varınca yıllık hil‘at-i fâhire vakf etmişdir ve Ka‘be-i Şerîf'i siyâh harîr münakkaş kisve ve zer-ender-zer kuşak ve Bâb-ı Mekke perdesi serâpâ zer-dûz ve Makâm-ı İbrâhîm sütrü zer-dûz cümle üç yüz kîse masrûf ile işlenür bu kisve-i şerîfler hâlâ dâ’imdir. Bu kal‘a sâhibi Şecerü'd-dür Hâtûn'un hayrât [u] hasenâtıdır. Merhûme bizzât kendüleri Mısır içre Sitt-i Nefîse kurbunda Sirkeciler mahallesinde câmi‘-i latîfi içre bir kubbe-i âlîde medfûndur. Sebeb-i vefâtı ehli sultân Aybeği et-Türkmânî'yi câriyelerine hâmmâm içre katl etdirirken meğer Aybeğ et-Türkmânî derûn-ı hâmmâmda gâfil değil imiş. Hançer ile hâmmâm içre cevârîlerle ceng ederken mezkûr Şecerü'd-dür ayâ niçe oldu, deyü ol lahm-i şahmıyla hammâm kubbesi üzre câmdan Aybeğ et-Türkmânî'nin cengin seyr ederken hemân hammâm kubbesi çöküp Şecerü'd-dür Aybeği et-Türkmânî önüne düşünce Aybeğ "Eyi geldin" deyüp Şecerü'd-dürr'ü hançerle katl eder. Câriyeler de Aybeği yaman günde şehîd ederler. İkisinin dahi şehâdeti böyle vâki‘ olmuşdur. Ammâ bu Şecer kal‘ası anların asrında gâyet imâr idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 24b ·
metinde göster ·
Bunlardan mâ‘adâ mahalle mesâcidleridir. Bir medrese ve bir imâreti var, mâh u sâl bi'l-guduvvi ve'l-âsâl ganî vü fakîre, cüvân u pîre merreteyn cemî‘i âyende vü revendegâna birer sahan çobra ve birer nân-pâre ve her ocağa birer şem‘-i revgan ve her esb-i hüssân başına birer yem verilüp subh u mesâ ni‘meti mebzûldur. Eğer müslim ve eğer gayr-ı müslim ve leyle-i cum‘ada birer sini pilav ve yahni ve zerde ve çobrası dâ’imdir. İnkırâzu'd-devrân dâyim ola, âmîn yâ Mu‘în.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 108a ·
metinde göster ·
… ı gâyet şedîd olur. Lâkin mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ekseriyyâ a‘yânı semmûr ve
zerdeva ve
zincab u kakum ve tilki boğazı kürkler giyerler. Vasatü'l-hâl olan ehl-i hırefi …
Ve şehr-i Baba'nın âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Ammâ şiddet-i şitâsı gâyet şedîd olur. Lâkin mahbûb u mahbûbesi çokdur. Ekseriyyâ a‘yânı semmûr ve zerdeva ve zincab u kakum ve tilki boğazı kürkler giyerler. Vasatü'l-hâl olan ehl-i hırefi ve tüccârı elvân bogasiyeya kuzu kürkü kaplı ton giyüp başlarına Tatar kalpağı şıprıtma çalma börk geyüp her sene Bucak Tatarlarıyla sefere atlanup adüv-şikâr ederler. Gâyet er ve bahâdır, server-i hünerver fetâları olur. Ve ganîmet şehir olmağıla âyende vü revende müsâfirîne ni‘metleri mabzûldür. Ve kış giceleri sıra sohbetlerinde her gice ziyâfetleri meşhûrdur. Ve cümle halkı gâyet garîb-dost ve muhibb-i fukarâ ve muhibb-i hânedânlardır. (---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 127b ·
metinde göster ·
… niçe bin hüsn-i hat kıt‘alar ile ârâste ve dervîşân-ı zî-şân pâlhengleriyle ve
zerdeste ve
keşkülleriyle pîrâste olmuş âsitânedir. Ve azîzün ser-i sa‘âdeti tarafında zamâ …
Bu âsitâne-i pür-envâra dâhil olup bizzât sultân hazretlerinin harem-i muhteremine Bismillah ile kadem basup mü’eddebâne "Es-selâmü aleyke yâ ebü'l-fukarâ!" deyüp ber-zânû olup Yâsîn-i şerîfi hasbeten-lillah kırâ’at edüp sevâbın rûh-ı Muhammed-i Buhârî'ye hîbe edüp derûn-ı âsitâneyi seyr [u] temâşâ etmeğe şurû‘ etdik. Kabr-i münevveresinin sebz-gûn sûf kaplı sütri etrâfında niçe hüsn-i hat kelâm-ı şerîfler rahleler üzre durur. Her biri birer pâdişâh-ı Cem-cenâbların hedâyâlarıdır kim İslâmbol'da Ayasofya ve Yenicâmi‘ ve Süleymâniyye'de eyle mushaflar yokdur. Ve başı ve ayağı ucunda âdem kaddi müzehheb ve mutallâ şem‘dânlar vardır. Dahi etrâfında kat-ender-kat niçe yüz gûne şem‘dân ve çerâğdân ve buhûrdân ve gülâbdân ve mermerler vardır. Ve ol kıbâb-ı pür-envâr içre gûnâ-gûn zî-kıymet ibret-nümûn âvîze-i maslûbâtlar var kim bir âsitâne-i ma‘mûr [u] âbâdânda misilleri yokdur. Ve kabr-i münevverenin cânib-i erba‘asında niçe bin hüsn-i hat kıt‘alar ile ârâste ve dervîşân-ı zî-şân pâlhengleriyle ve zerdeste ve keşkülleriyle pîrâste olmuş âsitânedir. Ve azîzün ser-i sa‘âdeti tarafında zamân-ı sa‘âdetlerinde isti‘mâl etdikleri tuğ ve tabl [u] alem ve nefîr ü zil ü kudûmler hâlâ âmâdedir. El-hâsıl bu âsitânenin medhinde lisân kâsırdır. Ve türbedâr Süleymân Dede ile müşerref olup dest-i şerîfiyle hakîrin dostâne mâ-i gülâb nisâr edüp râyiha-i tayyibe-i sultâna nâ’il olup türbedâr pîrin du‘â-i hayriyle şerefyâb olup behremend olduk.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 128b ·
metinde göster ·
… hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn pesendîde kemânkeş darbları ve salıkları ve
zerdeste ve
matrakları ve kırkar ellişer vakıyye gelir câmûs derilerinden yağlı kısbetleri …
Bu Edirne tekyesinde sayf [u] şitâda yüz çift dervîşân-ı küştegîrân hâzır olup âyîn-i Püryâr-ı Velî üzre idmân ederler. Ve bu tekye gerçi kârgîr kıbâblar ile mebnî değildir ammâ ma‘mûrdur. Müte‘addid hücreleri ve matbahı ve sehel bâğçesi vardır. Ve meydânında selef pehlivânlarının demirden yayları ve hadengleri ve gürzleri ve gûnâ-gûn pesendîde kemânkeş darbları ve salıkları ve zerdeste ve matrakları ve kırkar ellişer vakıyye gelir câmûs derilerinden yağlı kısbetleri ve nice elvân âlât-ı pehlivânları meydân-ı muhabbetleri üzre maslûbdur. Ve bu dergâh-ı küştegirân Alî Paşa çârsûsu kurbunda Balıkbâzârı kapusunun iç yüzünde vâkı‘ olmuş Güleşçiler tekyesidir. Bundan sonra binâ olunan,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158b ·
metinde göster ·
Der-sitâyiş-i me’kûlât-ı müsmirrât: Evvelâ yedi elvân kaysısı ve
zerdalüsü ve
seksen gûne âbdâr emrûdu sicillâtda mastûr olup yedi gûne ayvası ve yigirmi elv …
Der-sitâyiş-i me’kûlât-ı müsmirrât: Evvelâ yedi elvân kaysısı ve zerdalüsü ve seksen gûne âbdâr emrûdu sicillâtda mastûr olup yedi gûne ayvası ve yigirmi elvân elması ve dürbili üzümü ve kirazı meşhûr-ı âfâk olup aşağıda tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 195a ·
metinde göster ·
{Der-beyân-ı ummân-ı kerâme-i simyâ}: Ba‘dehû Monlâ Muhammed'in harârı meydân-ı muhabbetde kalup hân eydür: "Getirin şu harârı, Monlâ Muhammed'in cihâz-ı fakrın temâşâ idelim." dedikde paşa eydür: "Hey hân gider şu mel‘ûnun şeylerini." dedi. Hân eydür: "Cığıcığı paşa! Hele bir temâşâ edelim." deyince harârın ağzın küşâde edüp ekser koyun ve deve yününden alaca ince ipler ve kendir sicimleri ve kutular içre gûnâ-gûn edviyeler ve kara çalı dikenleri ve kâfûrî ve asel-i bend ve kara günlük ve öd u anber ve zift u katran ve yelisan u zakkum ve gûnâ-gûn kâfûrî mum mâl-â-mâl ve eski bezler ve alaca bezler ve Keşân katîfesi ve Şâm kutnîsı ve pâreler ki asla bir münkeratımız (?) ve hokkalar içre gûnâ-gûn dühniyyât ü ma‘âcin-i hulviyyât ve kavun ve karpuz ve hıyar ve kabak çekirdekleri ve bunun emsâli niçe bin gûne tohm-ı mekûlât ve kalay-ı kumkumalar içre mürekkeb ü arak ve sirke vü şarâb ve neft ü sandaloz ve koyun ve keçi kelleleri ve paçaları tüğleriyle tuzlanmış ve bir arslan kellesi ve bî-hisâb yılan ve sakankur ve kertenkele ve akrep ve çıyan mürdeleri ve eşek ve at ve katır ve deve ve hınzîr ayakları ve dişleri ve niçe hokkalarda hayâtda kara sülük ve çıyan ve domuzlan böceği ve yer solucanı ve iri karıncalar ve kutularda diri yılanlar ve akrepler ve sümüklü böcekler, Van deryâsında hâsıl olur gûnâ-gûn böcek haşerâtları ve hatta bir kurumuş âdem kafası ve kaplan u arslan ve bebr ü pelenk {kafası} ve'l-hâsıl cümle hayvânın derileri ta semmûr u zerdevâ ve kakum [u] vaşak derisine varınca cümle post-ı gûnâ-gûn mevcûd idi. Ammâ cümlesi bir nükre etmez, lâkin cemî‘i mevcûdât bu harâr-ı ummân-ı kerâmede mevcûd idi. Ve bunda olan edviye-i ahşâbât ispeçer dükkânlarında ve sûk-ı fehhâmînde bulunmak ihtimâli yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232a ·
metinde göster ·
… al çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u
zerdevâ ve
vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-h …
On bin âdemi hân-ı âlîşân nökeridir kim bellerinde Şeyhânî ve Ma‘arravî kılıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin telli ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh ve kırmızı ve zırnîhî ve hınnâ ile boyanmış sekiz elvân reng-i ebrî sakallı âdemlerdir ve kıllı Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim karşudan bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı zerdeçavî ve bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rûm âdemi anları gördükde hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b–234a ·
metinde göster ·
… bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı
zerdeçavî ve
bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rû …
On bin âdemi hân-ı âlîşân nökeridir kim bellerinde Şeyhânî ve Ma‘arravî kılıçları ve çepkenlerinde Halebî kalkanları ve ellerinde köpal çevgânları başları telli ve alaca serbendli ve gözü sürmeli ve çoğu semmûr u zerdevâ ve vaşak u zincâb ve kebûtî kürklü müte‘azzım âdemlerdir. Hân nökerinin vasatu'l-hâlli olanı serbendli ve başları turna ve şahin telli ve şal u şapikli ve beli çap tîrkeşli ve eli kûpâlli ve mavi ve sarı ve siyâh ve kırmızı ve zırnîhî ve hınnâ ile boyanmış sekiz elvân reng-i ebrî sakallı âdemlerdir ve kıllı Kürd tâ’ifesi 234a olmak ile kesîrü'l-lıhye ve vecîhü'l-manzar âdemlerdir kim karşudan bir âdeme nazar etsen sekiz gûne sakalı vardır. Bir cânibi kumral ve bir tarafı zerdeçavî ve bir yanı mavî ve ortası kırmızı gûnâ-gûn ablak ve palâk sakalları vardır kim Rûm âdemi anları gördükde hayrân olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 233b–234a ·
metinde göster ·
… i yüz aded şukka-bend-i Şâmî ve -Mardinî ve seksen aded elvân çukadan zîl-pûş-ı
zerdûz ve
iki yüz aded sırmalı dikdik-i Şâmî ve Mardinî ve Bağdâdî ve iki yüz aded sırma …
Ve üç yüz aded zemberek yaylar ve seksen aded gümüş zeyn-i musanna‘lar ve bin aded sırma mebrûm katîfe ve çuka eğerler ve iki yüz aded şukka-bend-i Şâmî ve -Mardinî ve seksen aded elvân çukadan zîl-pûş-ı zerdûz ve iki yüz aded sırmalı dikdik-i Şâmî ve Mardinî ve Bağdâdî ve iki yüz aded sırma mebrûm abâyîler ve yüz aded hânın kendi işi sarı ve beyâz sırma ile bükme hotaslar kim her biri birer kise guruşa bey‘ olundu. Zîrâ hânın kendi icâd-ı cedîdi idi kim her biri sihr-âsârlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 277b ·
metinde göster ·
… içinde kalup hakkâ ki Salman-ı la‘înin başın getirdi" deyü eynime bir hil‘at-i
zerdûz ve
yüz aded guruş-ı Balyoz verüp mübârek eliyle başıma bir çeleng sokup el açup ha …
Hemân bu mahalde hakîr eyitdim: "Yâ sultânım, meteris cengi günü bu hakîri Mahmûdî beğine gönderdiğiniz gün sultânıma imdâd isteme feryâdına geldiğimde Salman-ı la‘înin başın getirdiğimde bizim kellemiz ol ân araya gideyazdı. Şimdi bu ân ol kellemizin kanı bahâsı ricâ olunur." dediğimde hemân Paşa-yı kadir-şinâs bahâne eri idi. "Tîz Evliyâm bu gazâda bulunup Feth-i şerîfleri tilâvet edüp vâkı‘larımız hayr ile ta‘bîr edüp meterislere gidüp iş içinde kalup hakkâ ki Salman-ı la‘înin başın getirdi" deyü eynime bir hil‘at-i zerdûz ve yüz aded guruş-ı Balyoz verüp mübârek eliyle başıma bir çeleng sokup el açup hayr du‘â edüp beyne'l-akrân bu abd-i kemteri mümtâz-ı a‘yân etdi. Hâzâ min fazlı Rabbî.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 280a ·
metinde göster ·
… mûdî ve Benî Helâl ve on katar-ı katır yüküyle post-ı bebr ü kaplan ve vaşak ve
zerdevâ ve
sâ’ir akmişe-i fâhire ve haliçeler gelüp cürmü afv olup mektûblar ile Kâ’immakâ …
Üçüncü gün Evliyâ'nın tarafından Yeniçeri Ağası Deli Abdî Ağa mâbeyne girüp Paşa'ya yüz on kise mâl ve on tula küheylân-ı Mahmûdî ve Benî Helâl ve on katar-ı katır yüküyle post-ı bebr ü kaplan ve vaşak ve zerdevâ ve sâ’ir akmişe-i fâhire ve haliçeler gelüp cürmü afv olup mektûblar ile Kâ’immakâm Arganalı Ahmed Ağa ile hakîr gidüp Ahmed Ağa kendüye hil‘at-i vezîri giydirüp Ahmed Ağa'ya bir kise ve beş at ve hayli pârçe harîr-i Gucerât verdi. Hakîre bir kise ve bir at ve bir gulâm-ı bihzâd verüp üçüncü gün yine nâmeler ile Van'a geldik. Ammâ Evliyâ Beğ kendüsi ibtidâ gelmedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 283b ·
metinde göster ·
… la konağımıza gitdik. Sehel istirâhatde iken gördüm ki hândan beş girde bâliş-i
zerdûz ve
beş câme-hâb yorkan-ı zerbâf ve üç yüz guruş ve bir boğça câme don ve bir şemmâ …
Ba‘de't-ta‘âm hânı yine hapse gönderüp bizler dahi Murtezâ Paşa ağasıyla konağımıza gitdik. Sehel istirâhatde iken gördüm ki hândan beş girde bâliş-i zerdûz ve beş câme-hâb yorkan-ı zerbâf ve üç yüz guruş ve bir boğça câme don ve bir şemmâme amber-i hâm ve bir kara çubuk at Acemâne raht u bisâtıyla geldi ve ol gice bedüristî şâha kâsıdlar gönderüp Allahu a‘lem hânı derûndan Paşadan getirdiğimiz kır atı murassa‘ eğeriyle şâha gönderdi. Ve ol gice hakîr de şâh eşiğinde bizim Alî Ağa'ya hânın halâsı 302b ricâsıyçün muhabbetnâmeler tahrîr edüp hân tarafından vâfir va‘de-i kerîmeler tahrîr edüp Rûmiyye hânının çaparıyla haber gönderdim.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 302a–302b ·
metinde göster ·
… Hudâ mümessekdir. Engür-i âbdârı ve âlû-yı hoş-horu ve badem pısdıkı ve âlû-yı
zerdi ve
şeftâlû ve harbûze ve Hindîvânesi gâyet memdûhdur.
Sitâyiş-i me’kûlât-ı müsmirrât: Bu şehrin cemî‘i fevâkihesinden kırk elvân emrûdu olur ammâ Beybini emrûdu bi-emri Hudâ mümessekdir. Engür-i âbdârı ve âlû-yı hoş-horu ve badem pısdıkı ve âlû-yı zerdi ve şeftâlû ve harbûze ve Hindîvânesi gâyet memdûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 316a ·
metinde göster ·
… kavm-i Acem'e muhabbet ederler. Kûhlarında kaplanları ve gürbe-i beyâbânları ve
zerdevâları ve
kebş-i beyâbânı ve teys-i kûhîleri gâyet çok olur. Beğleri Cân Ata ile bir gün …
Menzil-i kend-i Vestân: Hıyâbân içre bin hâneli câmi‘ ve hânlı ve hammâmlı ma‘mûr karyedir ammâ çârsûsu yokdur. Hafta bâzârı durur. Cümle ahâlîsi kavm-i Ekrâd-ı Vestânîdir. İçlerinde aslâ Yezîdîleri yokdur. Görseler amân u zamân vermeyüp Yezîdîyi katl ederler. Ammâ Acem ile müşâ olmak ile kavm-i Acem'e muhabbet ederler. Kûhlarında kaplanları ve gürbe-i beyâbânları ve zerdevâları ve kebş-i beyâbânı ve teys-i kûhîleri gâyet çok olur. Beğleri Cân Ata ile bir gün sayd-ı şikâra gidüp beş aded gûsfend ve yedi aded erkeç teys-i beyâbânî şikâr etdik. Gâyet lezîz eti olur. Andan yine cânib-i şarka meyyâl dıraht-ı müntehâlar içre 10 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 374a ·
metinde göster ·
… idir kim şeb [u] rûz başlarında alaca serbendleri üzre cığalı ve turna telli ve
zerdevâ ve
sansar ve tilki kürklü ve atlas haftânlı ve beli şemşîrli ve kemerinde hançerli …
Der-beyân-ı kâr [u] kisb-i ahâlî-i İmâdiyye: Bir sınıfı hânın hizmetinde askerî tâ’ifesidir kim şeb [u] rûz başlarında alaca serbendleri üzre cığalı ve turna telli ve zerdevâ ve sansar ve tilki kürklü ve atlas haftânlı ve beli şemşîrli ve kemerinde hançerli ve ayağında poçuklu pabuçlu kapu kullarıdır. Dâ’imâ kalkanlarıyla ve sâ’ir âlât-ı silâhlarıyla gezer hân nökerleridir. Ve bir sınıfı kavm-i tüccârdır kim Bağdâd'a ve Şehrezûl ve Musul ve Hasankeyfâ ve Mardin ve Diyârbekir'e metâ‘ götürürler. Ve bir zümresi alaca şal u şapik ve çarık kuşak giyüp kuşanup el-kâsibü habîbullah deyüp çârsû-yı bâzâr dükkânlarında ehl-i hırefdir. Ve bir fırkası ulemâ ve sulehâ-yı müfessirîn ü muhaddisînden kimesnelerdir kim Monlâ Şervî takrîri üzre "Diyâr-ı İmâdiyye'de kırk üç bin aded ulemâ-yı fuzalâ vardır kim tekâlîf-i örfiyyeden berîlerdir." deyü nakl etdi ammâ yine cümlesi pür-silâh hançeri belinde hîn-ı cengde kağan gibi destârı elinde cengâver şecî‘ ve bahâdır ulemâlardır. Bunlardan mâ‘adâ re‘âyâ şekilli âdemlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 380a ·
metinde göster ·
Andan pâdişâha lâyık müsmirât kısmından gûnâ-gûn alû ve
zerdâlû ve
rümmân ve şeftalü ve Meleçe emrûdu ve Abbâsî emrûdu ve Ordubârî emrûdu ve yedi …
Andan pâdişâha lâyık müsmirât kısmından gûnâ-gûn alû ve zerdâlû ve rümmân ve şeftalü ve Meleçe emrûdu ve Abbâsî emrûdu ve Ordubârî emrûdu ve yedi gûne engür-ı âbdâr tenâvül olunup andan mümessek vişne hoşâbı ve Mardin acası ve âl Buhârâ hoşâbı ve şehrebân rûmmânî hoşâbları tenâvül olunup dest-hânlar gelüp ellerimiz gusl edüp câme-hâblar döşenmek fermân olunca hânın büyük bürâderi Bedreddîn ve Nûreddîn-i bî-dîn ve çaşnigîrbaşı miskin üç kişi "Hânım ahşamınız hayr ola" deyüp hücrelerine gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 12b ·
metinde göster ·
… kılıçlar ve tîrkeşler verilüp ol gün üç yüz koyun kebâb ve elli kazgan pilav ve
zerde ve
çorba ve yetmiş gûne ni‘met ile altı bin sahan ta‘âm-ı gûnâ-gûn ve elli bin ekm …
Ve niçe mirzâlara zırh [u] zereh-külâh ve kılıçlar ve tîrkeşler verilüp ol gün üç yüz koyun kebâb ve elli kazgan pilav ve zerde ve çorba ve yetmiş gûne ni‘met ile altı bin sahan ta‘âm-ı gûnâ-gûn ve elli bin ekmek summât-ı Muhammedîlere yetmiş yerde ni‘metler döşenüp Akkirmân çayırları üstüne kebâb ve pilav yahni konup Tatar askeri birbirine girüp yedi günlük ta‘âmı bir günde yeyüp pilav zerde ve çorbayı kalpaklarına koyup koşlarına götürdüler. Bu ziyâfet-i azîm hâlâ Akkirmân'da ve Kırım diyârında dâsitân-ı dûstândır. 51a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b–51a ·
metinde göster ·
… hni konup Tatar askeri birbirine girüp yedi günlük ta‘âmı bir günde yeyüp pilav
zerde ve
çorbayı kalpaklarına koyup koşlarına götürdüler. Bu ziyâfet-i azîm hâlâ Akkirmâ …
Ve niçe mirzâlara zırh [u] zereh-külâh ve kılıçlar ve tîrkeşler verilüp ol gün üç yüz koyun kebâb ve elli kazgan pilav ve zerde ve çorba ve yetmiş gûne ni‘met ile altı bin sahan ta‘âm-ı gûnâ-gûn ve elli bin ekmek summât-ı Muhammedîlere yetmiş yerde ni‘metler döşenüp Akkirmân çayırları üstüne kebâb ve pilav yahni konup Tatar askeri birbirine girüp yedi günlük ta‘âmı bir günde yeyüp pilav zerde ve çorbayı kalpaklarına koyup koşlarına götürdüler. Bu ziyâfet-i azîm hâlâ Akkirmân'da ve Kırım diyârında dâsitân-ı dûstândır. 51a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 50b–51a ·
metinde göster ·
"Beher yevm ikişer kerre yetmiş yerde {ta‘âm summât-ı Muhammedî'de} ellişer bin ekmek ve beş yüz koyun ve ellişer sığır ve onar at kulunu ve yigirmişer at eti kebâb pişirüp onar kazgan yahni ve onar kazgan pilav ve onar kazgan karanfilli aselî mümessek zerde ve onar kazgan pirinç çorbası ve onar kazgan herîse" pişmek içün vekîlharca tenbîh olup bunlardan mâ‘adâ {Tatar} Hân'a rûz-merre üçer kerre summât-ı Muhammedîler çekilüp Hân tevâbi‘lerine mahsûs otuz üç yerde summâtlar keşîde kılınup her summâtı üçer yüz matbah-ı Keykâvusî sahanları çekilmek içün fermân olunup Akkirmân şehrinden kâmil on yedi bin sahan defterle cem‘ olup üzerlerine dîdebânlar ta‘yîn olundu, zîrâ Tatar ba‘de't-ta‘âm yağmaya öğrenmişlerdir, ammâ Hân huzûruna ale's-sabâh yüz aded münebbet fağfûr tabaklar ile mümessek hulviyyât ve zülbiyyât ve katr-ı nebât-ı hamevi ve mümessek hamîre ve külbe şekerler ve gûnâ-gûn emlec ve kâbülî ve mümessek ve mu‘amberîn reçel-i gûnâ-gûnlar ile perhîz çorbaları ve maslûkalar ile nebâtî hoşâblar gelirdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 51a ·
metinde göster ·
… a ve boybeğlerine ve kapu kullarına ve Karaçilere ve yüz aded kuşaklık hil‘at-i
zerdûz ve
elli çift hil‘at-i evsat ve yüz çift hil‘at-i ednâ ve yüz yetmiş kereke çuka çe …
Ve andan cemî‘i mirzâlara ve boybeğlerine ve kapu kullarına ve Karaçilere ve yüz aded kuşaklık hil‘at-i zerdûz ve elli çift hil‘at-i evsat ve yüz çift hil‘at-i ednâ ve yüz yetmiş kereke çuka çekmanlar ve hil‘atlar geydirilüp ba‘dehû gülâb ve buhûr verilüp ba‘de'd-du‘â ve senâ Hân kalkacak mahalde Paşa koltuğuna girüp otak bâbına dek piyâde giderken Hân hazretleri Paşa'ya, Rakofçi Kral'ın taburdan alınan vezîri Kemen Yanoş'u ve Apopi Mihâl'ı Paşa'ya hedâyâ verdikde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 51b ·
metinde göster ·
… ebr ve ayu ve kurd postlu vakâr sâhibi semmûr tâclı ve kurd ve bebr ve vaşak ve
zerdeva ve
tilki kürkü tâclı ve Sâlihli ve Yahyâlı ve Balı Beğli ve Semindirâvî ve Kâsım B …
Andan sağ kolda deli alayı ve sol kolda gönüllüyân alayı bayrağı altında biner aded müsellâh ve müzeyyen kaplan ve bebr ve ayu ve kurd postlu vakâr sâhibi semmûr tâclı ve kurd ve bebr ve vaşak ve zerdeva ve tilki kürkü tâclı ve Sâlihli ve Yahyâlı ve Balı Beğli ve Semindirâvî ve Kâsım Beğli ve Haydarî ve Kalenderî ve Gâzî Porçavî ve Gâzî Kerş İlyâsî ve Deli Horozî ve Gâzî Evrenosî ve Mihâlî tâc-ı gûnâ-gûnların kec kılup üzerlerinde her tâcların gûnâ-gûn cığalar ve çelenkler ve turna telleri ve şahin ve zağanos ve karakuş kanatların tâclarına zeyn edüp yine tâclarının tepelerinde cevz-i rûmî kadar billûr ve necef ve moran ve gayrı şa‘şa‘alı taşları zeyn kılmışlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 81a ·
metinde göster ·
… nna‘âtından seyyâhân-ı berr u bihâr ellerinde gezdirdikleri âlet-i silâh ki ana
zerdeste ve
çeltik ve çelik ve meçik ta‘bîr etdikleri nobûtların envâ‘ın kızılcıkdan ve çim …
Ve memdûhât-ı musanna‘âtından seyyâhân-ı berr u bihâr ellerinde gezdirdikleri âlet-i silâh ki ana zerdeste ve çeltik ve çelik ve meçik ta‘bîr etdikleri nobûtların envâ‘ın kızılcıkdan ve çimşirden ve sindiyân ve yeni dünyâ ve abanos ağaçlarından üstâd-ı kâmiller bu şehirde inşâ edüp şehirden şehire hedâyâ getürürler. Gâyet musanna‘ meçik olduğundan Malkara meçiği meşhûrdur, lâkin bu meçiklerin sarı ve kırmızı ve başı kalaklı olanlarını ekseriyyâ tâze cüvânlar alup isti‘mâl ederler, bir garîb temâşâ meçiklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 99a ·
metinde göster ·
… pür-envârın rûy-ı dîvârlarına on iki imâm tesbihleri ve gûnâ-gûn pâlhengler ve
zerdesteler ve
teber ve zil ve nefîr ve sapan-ı Dâvûdîler komuşlar, cânım.
Bu azîz sultân Hacı Bektaş Velî hazretlerinin tarîki hulefâlarındandır. Hattâ Deliorman diyârında medfûn olan Demir Baba Sultân bu Memi Baba Sultân'dan cihâz-ı fakrı kabûl edüp telâmîzlerinden olmuşlardır ve bu Memi şâh Sultân âsitânesi gibi Rûm ve Arab u Acem ve Horasan'da böyle bir binâ-yı azîm âsitâne görmedim, îmânım. Hattâ bizzât kendü vücûd-ı şerîfleri bir mürtefi‘ yerde çâr-kûşe bir kubbe-i âlî içinde âsûdedir. Ba‘zı cânlar bu türbe-i pür-envârın rûy-ı dîvârlarına on iki imâm tesbihleri ve gûnâ-gûn pâlhengler ve zerdesteler ve teber ve zil ve nefîr ve sapan-ı Dâvûdîler komuşlar, cânım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 180a ·
metinde göster ·