… zeytûn alup her tayr üçer dâne zeytûn hedâyâ ile İslâmbol'a gelüp mezkûr amûdun
zeylinde
olan kilar kubbesinin zirvesindeki delikden zeytûnları bırağup edâ-yı hidmet ed …
Biri dahi Bâb-ı Hümâyûn dâhilinde hâlâ cebehâne olan kubbe-i köhne bünyâddır kim ilâ yevminâ cebehâne-i Âl-i Osmân ile mâl-â-mâldır kim hisâb [u] kitâbdan hâric ve âric bir dahme-i Efrâsiyâb-misâl bir âlât-ı silâhhânedir. Bu gûne kubâb-ı azîmler ve dâr-ı şifâlar ve dâr-ı ulûmlar ve dâr-ı müsâfirîn ü mücâvirîn ve mihmânhâne ve tîmârhâneler ile Ayasofya etrâfın ârâste ve şehr-i Makdonya'yı pîrâste edüp mezkûr bin bir kubâbların tâ vasatında Tavukbâzârı nâm mahalde evc-i âsumâna ser çekmiş seng-i sumparadan bir serâmed amûd-ı müntehâ inşâ edüp tâ zirve-i a‘lâsına beyâz mermer-i hâm üzre bir tuyûr timsâlin ihdâs etdirüp her sene ol murg-ı bî-rîğ te’sîr-i vefk ile sayha urup perr [ü] bâlin küşâde edince azamet-i Hudâ ekâlîm-i seb‘ada ne kadar murg-ı zeyrek ve tuyûr-ı sığırcık-ı pür-reng var ise cemî‘i dünyâ hadîkalarına müstevlî olup minkârlarına birer zeytûn ve nâhuneynlerine ikişer zeytûn alup her tayr üçer dâne zeytûn hedâyâ ile İslâmbol'a gelüp mezkûr amûdun zeylinde olan kilar kubbesinin zirvesindeki delikden zeytûnları bırağup edâ-yı hidmet edüp giderlerdi. Aceb te’sîrât-ı mutalsamâtdır. Ve bu zeytûnları cemî‘i ruhbânlar tenâvül edüp def-i cû‘ ederlerdi. Bu gûne niçe bin mutalsamât-ı acîbler olduğu mahallinde tahrîr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 12b ·
metinde göster ·
bir gâr-ı azîm var idi. Her sene mâh-ı zemherîr şitâsı geceleri oldukda ol gârd …
On üçüncü mutalsam-ı ibret-nümâ: Zeyrekbaşı nâm mahaldeki Hazret-i Yahyâ nâmıyla binâ olunan deyrin zeylinde bir gâr-ı azîm var idi. Her sene mâh-ı zemherîr şitâsı geceleri oldukda ol gârdan niçe kara koncoloz nâm câdûlar çıkup arabalar üzre {süvâr olup} deverân [u] seyrân ederlerdi. Vakt-i seher karîb oldukda yine cümle koncolozlar mezkûr gâra girüp gâ’ib olurlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 17a ·
metinde göster ·
eş-Şeyh Hazret-i Adlî Efendi: Niçe sene seyâhat edüp ba‘dehu zâviyelerinde sâkin olup Kocamustafâpaşa şeyhi Hasan Efendi merhûm olunca yerine bu Adlî Efendi sâhib-i seccâde oldu. Âhir anlar dahi sene (---) âhirete intikâl eyleyüp Kocamustafâpaşa hareminde Zencîrli Servi zeylinde medfûndur. Adlî mahlasıyla hoş-âyende tasavvufâne eş‘ârları ilm-i edvâr üzre beste olunup devr-i tevhîdde ilâhiyyâtları tilâvet olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 107a ·
metinde göster ·
… rahmet olup âkıbeti hayr olup sa‘âdet-i dâreynde yüzü ak olup alem-i Resûlullâh
zeylinde
haşr olur. Allâhümme yessîr bi'l-hayr.
İşte uslûb-ı bî‘at bu hakîrin selef üstâdlarından gördüğü böyledir ve Fütüvvetnâme-i Resûlullâh dahi böyledir. Böylece irşâd olan cân, cihânda selâmet bulup vâsıl-ı rahmet olup âkıbeti hayr olup sa‘âdet-i dâreynde yüzü ak olup alem-i Resûlullâh zeylinde haşr olur. Allâhümme yessîr bi'l-hayr.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 149b ·
metinde göster ·
… r'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud
zeylinde
medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları …
Esnâf-ı ma‘âcinciyân: Dükkân 200, neferât 500, kadîm-i evvelde pîrleri Hazret-i Fisagores-i Tevhîdî idi. {Ammâ} Hazret-i Risâlet asrında pîr-i hakîkîleri Hazret-i Ubeyd-i Attâr'dır, Selmân-ı Pâris belin bağladı. Hazret-i Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bu ma‘cûncu tâ’ifesi tahtırevânlar üzre dükkânların ma‘âcin humları ve hokkaları ve gümüş hokkaları ve gümüş meblağlarla dükkânların zeyn edüp halîfeleri tuç havânlar içre besbâse ve kebâbe ve darçın ve dâr-ı fülfül ve kakule ve havlân ve havlıncân ve ûdü'l-kahr ve zencebîl makûlesi edviyeleri döğüp ba‘zı pençe-i âfitâb-ı dilberânları gümüş hokkalar içre nûşdârû-yı devâ-yı misk ve dilber-lebi ma‘cûnların gümüş meblağlarla tarafeynde duran temâşâcılara ma‘cûn bezl ederler. Ammâ her bir dilber bir nezâketle ma‘cûnu lebine sürüp yâhûd gerdeni altından geçirüp şîvekârlıklar ederek dilber-lebi ma‘cûnun ihsân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 158a ·
metinde göster ·
… , Hazret-i Hamza belin bağladı, pehlivân idi. Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud
zeylinde
medfûndur. Bunlar keçileri ve koyunların serâser çullar ile zeyn edüp süd sağar …
Esnâf-ı südciyân-ı ganem: Kârhâne 300, neferât 800, bunların pîri Hazret-i Şu‘ayb'dır. Ammâ Hazret asrında Abdü Verrâd-ı Lebbânî'dir, Hazret-i Hamza belin bağladı, pehlivân idi. Hamza ile şehîd olup Cebel-i Uhud zeylinde medfûndur. Bunlar keçileri ve koyunların serâser çullar ile zeyn edüp süd sağarak Arapça deyü ubûr ederler. 167bArapça
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 167a–167b ·
metinde göster ·
… adar metânet üzre binâ olunmamışdır. Bu dahi Keşiş Dağı ismiyle müsemmâ cibâlin
zeylinde
şarkdan garba tûlânî bir belde-i mu‘azzamdır. Tûlu kâmil bir fersahdır ve arzı …
Sene (---) târîhinde Fâtih-i Eğre Sultân Mehemmed-i Sâlis asrında Celâlî Karayazıcı ve Kalenderoğlu ve Deli Hasan ve Cennetoğlu nâm celâlîlerin Bursa üzre hücûmların a‘yân-ı Bursa istimâ‘ edüp fermân-ı şehriyâriyle şehrin cânib-i selâsesine burc [u] bârûlu ve kûşe-bendli ve dirsekli ve her tarafı mazgallı yalın kat bir kal‘a-i azîm binâ etmişlerdir, ammâ ol kadar metânet üzre binâ olunmamışdır. Bu dahi Keşiş Dağı ismiyle müsemmâ cibâlin zeylinde şarkdan garba tûlânî bir belde-i mu‘azzamdır. Tûlu kâmil bir fersahdır ve arzı nısf fersahdır ve dâiren-mâdâr iç kal‘a'nın üç tarafın ihâta edüp cümle etrâfı on beş bin adımdır. Der-i dîvârları ol kadar âlî değildir ve Tatarlar Kapusu cânibinde handakı vardır, gayrı câniblerinde handakı yokdur ve handak ihtiyacı yokdur. Zîrâ sulu yir olmağıla düşman gelüp sıfr bulup meteris kazacak alçak yerinden su çıkar. Anınçün handakı yokdur. Ve câ-be-câ kulleler üzre topları ve mazgalları çokdur, ammâ iç kal‘ada cebehâne ve tophâne firâvândır. Her ıydeynde ve donanmalarda azîm şâdmânlar olur. Dizdârı vardır, ammâ iç-el olmağıla bevvâblarından gayrı neferâtları yokdur, ammâ şehrin altı binden ziyâde pâsbânları çokdur. Ve bu aşağı kal‘a'nın dâiren-mâdâr cümle (---) kal‘a kapularıdır. Ba‘zısı demir kanatlı kapulardır, ba‘zıları belvan tahta kapulardır: ammâ her kapunun üzerindeki kullelerde baca ve fürûş mazgal yerleri etmişler kim kaçan düşman kapu önüne gelse bâlâdan düşman üzre taş ve kumbara bırağacak delikler vardır. Evvelâ cânib-i şarka Tatarlar Kapusu ve Filedâr Kapusu şimâle mekşûfdur ve Hasan Paşa Kapusu (---) nâzırdır ve
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 223a ·
metinde göster ·
… üp Girid fethi içün du‘â ve senâ olunup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. Ve nâmenin
zeylinde
yazmışlar kim "Bizim gibi fakîr, sizin gibi pâdişâh-ı azîmü'ş-şâna eylece mahsû …
"Âl-i Osmân'ın güzîdesi, on altıncı pâdişâh-ı azîmü'ş-şân ebbedallahu devletehu ilâ inkırâzu'd-devrân, Mekke ve Medîne ve Kuds ve Irâk-ı Arab ve Acem pâdişâhı Sultan 274b Ahmed Hân pâdişâhımızsüz. Hak Te‘âlâ vücûd-ı şerîfiniz hatâlardan hıfz edüp devâm-ı devletiniz dâ’im ola. Bizcileyin bir pespâye ve ednâ Penç Pirim'den Girid cezîresin ricâ eylemişsüz. Altı kerre yüz bin re‘âyâsıyla ve yetmiş altı pâre kal‘asıyla ve senevî yedi Mısır hazînesi hâsıl olur yedi yüz yetmiş pâre kurâsıyla ve yedi aded altun ve gümüş ve gayrı me‘âdinleriyle yedi yüz yetmiş mil ihâta eder cezîre-i Giridimiz ki hasretü'l-mülûkdur, anı size verelim" dedikde hemân Mahmûd Efendi, bu niyyete "el-Fâtiha" deyüp cümle hâs u âm ve huzzâr-ı meclis Fâtiha-yı şerîfi tilâvet edüp Girid fethi içün du‘â ve senâ olunup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. Ve nâmenin zeylinde yazmışlar kim "Bizim gibi fakîr, sizin gibi pâdişâh-ı azîmü'ş-şâna eylece mahsûldâr cezîreyi verince sizcileyin pâdişâh-ı âlî-vekârdan ricâ [ve] temennâmız oldur kim bize Arabistân iskelelerinden Akka kal‘asın ve Sayda kal‘asın ve Beyrût kal‘asın ve ma‘bed-i kadîmiz ola[n] Hazret-i Mesîh âsitânesi kal‘a-i Kuds-i şerîfi ale't-temâm hudûdlarıyla ihsân olunmak bâbında fermân pâdişâhındır. Ve illâ cezîre-i Girid'e bundan gayrı çâre yokdur kim göz göre kimse kimseye mülkin vermek, hâmile avretin vermekden eşeddir. Ve bu bizim mülkümüzü istemeden ise sizin ecdâd-ı ızâmlarınızdan berü irsiyle intikâl eden vilâyetlerinizi celâlî ve cemâlî elinden halâs etseniz dahi ma‘kûl idi, ve's-selâm" dedikde Sultân Ahmed Hân hayli müte’ellim olup bükâ-âlûd oldular. Hemân Mahmûd Efendi eydür: "Hey beğim! Ne elem çekersin, sözü verenden alan uslu gerek. İbtidâ sernâmelerinde cezîre-i Girid'i size verelim, demişler, "elsinetü'l-halk aklamu'l-Hak'dır", anlara Girid'i verelim dâiren Cenâb-ı İzzet'dir kim anların lisânından verelim lafzı sâdır olup er ve geç elbette anlar ol cezîreyi vericilerdir kim Fâtîha-i şerîf tilâvet olunup hedef-i icâbetde vâki‘ olup gülbâng-ı Muhammedî çekildi. İnşâallah feth olunması mukarrerdir" deyü gayrı mükâlemeye şürû‘ etdiler. Hikmet-i Hudâ bu nâme-i küffâr dîvânda kırâ’at olunduğundan sonra sa‘âdetlü hünkâr def‘-i gam içün Hâsbâğçe içinde Çemensoffa nâm mahalde bir çetr-i mülemma‘ı, çemenzâr ve kiyâhât u nebâtât üzre kurup bâlâda tahrîr olunan musâhib ulemâ ve sulehâlar ile cân sohbetleri ederken ânî gördük, kızlarağası (---) Ağa, Harem-i bâb-ı Dârü's-sa‘âde'den berü yedi dâne şehzâde-i âzâde-i civân-bahtın önüne düşüp kızlarağası huzûr-ı padişâhîye gelüp cümle şehzâdeler pâdişâhın ve Mahmûd Efendi ve Evliyâ Efendi ve sâ’ir huzzâr-ı meclisin dest-i şerîflerin bûs ederler. Hemân Şehzâde İbrâhîm, Ahmed Hân'ın ve Mahmûd Efendi'nin pây-i pûşların bûs edince Mahmûd Efendi eydür "Meydân-ı ma‘reke bu İbrâhîm'e nazar olundu" der. Sultân Ahmed eydür "Sultânım! Bu şehzâdeler kullarınızdır. Hüsn-i nazarlarınız ricâ ederiz" derler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 274a–274b ·
metinde göster ·
bir şehr-i mu‘azzama imiş. Hülâgû Hân harâb etmişdir. İbtidâ bânîsi Peyjen ibn …
Evsâf-ı kal‘a-i şehr-i kadîm Ûcân: Tebriz'e hâ’il olan kûh-ı Ûcân'ın cânib-i şarkîsi zeylinde bir şehr-i mu‘azzama imiş. Hülâgû Hân harâb etmişdir. İbtidâ bânîsi Peyjen ibn Keyûmers b. Kûderiz binâ etdi. Azerbaycân hudûdunda şehr-i müzeyyen idi. Ba‘dehû yine mürûr-ı eyyâm ile harâb [u] yebâb olup cümle ahâlîsi Tebrîz'e intikâl etdiler. Andan sene (---) târîhinde Âl-i Cengiziyân'dan Muhammed Şâm-ı Gazan ta‘mîr u termîm edüp kûh-ı Ûcân dâmeninde şekl-i murabba‘ kâr-ı sengîn bir kal‘a-yı sûr-ı metin binâ edüp devri kâmil dü hezâr mâbeyni pâyeyndir, ya‘nî iki bin adımdır. Cânib-i şarka bir demir kapusu vardır. İçinde yüz hânesi var, neferâtı yokdur ammâ taşra varoşunda hânesi çokdur. Cümle üç bin hâk-i amber-i pâk örtülü evlerdir deyü kelenteri nakl etdi. Yedi câmi‘ ve üç hammâm ve yedi hân-ı mihmânsarây ve altı yüz dükkândır. Mahsûlâtından gendüm ve fûlü firâvândır. Âbı kûh-ı Ûcân'dan uçup revândır. Meyvesi az olur. Ve cümle ahâlîsi Şâfi‘iyyü'l-mezheb geçinirler ammâ "Üstur zehebeke ve zihabeke ve mezhebeke" kabîlesinden olup mezheb-i mestûrları nâ-ma‘lûmdur. Lâkin cümlesi ehl-i zevk ve meşreb sâhibleridir, mezheb sâhibleri değillerdir. Ve millet-i Mesîhiyyeden bî-mezheb-i sahîh bir cemâ‘at-i Nasârâ Ermenileri vardır ve iki deyr-i Mesîhâları vardır. Bu şehri tamâm seyr [ü] temâşâ edüp kûh-i Seylân câniblerinde sayd [u] şikâr ederek,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 305a ·
metinde göster ·
… p Lala Paşa Âsitâne tarafına revâne olur. Hâlâ bu şehr-i zîbâ-yı ra‘nâ Şâh kûhu
zeylinde
Bursa şehrine mânend, âb [u] hevâsı lâtîf, bâğ u bâğçeli ve gül-i gülistânlı ve …
Evsâf-ı menzil-i kal‘a-i şehr-i azîm Aras: Diyâr-ı Acem'de eyâlet-i Şirvân'dır. Zamân-ı kadîmde Keyümers Şâh binâsıdır. Sene 985 târîhinde Murâd Hân-ı Sâlis vüzerâlarından Lala Kara Mustafâ Paşa feth edüp andan üzerine kırk bin kızılbaş-ı bed-âyîni adüvv-i bî-dîn ile Emîr Hân Aras imdâdına gelince gördüler kim Âl-i Osmân'ın kabza-i tasarrufuna girmiş, hemân-dem şehri muhâsara edüp vakt-i zuhra dek ceng [ü] cidâl ideler. Hemân Lala Paşa nâm dilâver [u] server cümle guzât-ı müslimîn ile Acem üzre hücûm edüp otuz bin mikdârı Acem'i hâk-i mezellete düşürüp serdârları Emîr Hân giriftâr-ı bend-i hicrân olup bakıyyetü's-seyf olan Terekeme ve Gökdolağ ve Gürcî Âznâvûrları firâr ederken bunlara Şirvân askeriyle Özdemiroğlu Kethüdâsı râst gelüp nehr-i Kür kenarında kırup zemîn-i gûra salarlar. Niçe bini kılıç-ı Osmânlı havfinden nehr-i Kür üzre cisre izdihâm ile uğrayup hikmet-i Hudâ cisr münkesir olup cümle kızılbaş-ı nâ-tırâş [u] bed-ma‘âş başlarıyla nehr-i Kür'e gark olurlar. Hâlâ üstühânları püşte püşte yığılıdır ve meksûr olan Pul hâlâ harâbdır. Çam direkleri koyup üzerinden ubûr ederler. Ba‘dehû guzât-ı müslimîn bu kadar lipâçe-i Acem ile ve bu kadar mâl-ı ganâ’im ile muğtenim olup şâdmânlar ederler. Ba‘dehû serdâr-ı zafer-şi‘âr gördü kim bu şehr-i Aras, Gence ve Şirvân mâbeyninde elzem-i levâzimînden bir şehr-i azîmdir. Hemân cümle guzât-ı müslimîni ve bennâ ve ummâlları etrâf-ı vilâyetden cem‘ edüp Aras'ın hâricinde Şâh Hıyâbânı nâm bir İreme zâtü'l-imâd-ı be-nâm mahalli ortaya alup cânib-i erba‘asına sûr çeküp etrâfına handak-ı vâsi‘ [u] amîk inşâ edüp üç kapulu ve on yedi tabyalı çım ve rıhtım binâ-yı sedd-i metîn [ve] kal‘a-i hısn-ı hasîndir, dâiren-mâdâr cirmi tokuz bin altı yüz adımdır, kırk günde tamâm edüp Murâd Hân hareminde neşv ü nemâ bulmuş Kaytas Beğ'e mîr-i mîrânlık ile ihsân edüp Lala Paşa Âsitâne tarafına revâne olur. Hâlâ bu şehr-i zîbâ-yı ra‘nâ Şâh kûhu zeylinde Bursa şehrine mânend, âb [u] hevâsı lâtîf, bâğ u bâğçeli ve gül-i gülistânlı ve müşebbek bostânlı şehr-i şîrîndir kim cümle on bin hâk-i pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrlardır ve kırk câmi‘dir. Kal‘a içre Murâd-ı Sâlis câmi‘i ve Ferhâd Paşa câmi‘i ve Kara Sinân Paşa câmi‘i, niçe câmi‘ler var ammâ ma‘lûmum değildir ve cemâ‘atden garîb olmuş câmi‘lerdir. Bu şehrin ismi elifin, rânın fethasıyla ve sîn-i meczûm ile Aras'dır, ammâ Acem Terekemeleri ve Dağıstân Kumuğu lisânında Araş derler. Ba‘dehû sene (---) târîhinde Sultân Mustafâ'nın ibtidâ cülûsunda Acem bu diyâra istîlâ edüp hâlâ dest-i Acem'de mânend-i şehr-i Merend âvâdân olmuşdur. Hâlâ kırk mahalle ve kırk mîhrâb add olunur. Medrese ve tekye ve mekteb-i dârü's-sıbyân [u] tıflân-ı ebced-hân ve on altı hammâm-ı dilsitân ve sekiz yüz dükkân ve yedi kahvehâne ve hân-ı tüccârân ile ârâste ve bâğ-ı gülistân ile pîrâste olmuş şehr-i müzeyyendir. Cümle mahbûb ve mahbûbeleri marâlî ve gazâlî-çeşm-i Hotenli pençe-i âfitâb dilberleri vardır. Zîrâ zenâneleri Gürcî ve Dâdyân ve Açıkbaş ve Şavşad kabâyillerinin duhterlerinden mütevellid olmuş civânlardır. Zirâ âb [u] hevâsı gâyet latîfdir. Şâh kûhundan niçe bin uyûn-ı câriyeleri, şehrin hadîka ve gülistânlarına uğrayup bu şehri atşândan müstağnî eder. Cânib-i etrâfında yedi aded nâhîye-i kübrâları vardır kim her birinde yüzer pâre âbâdân kendleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 310b ·
metinde göster ·
… erdârları olan Alacaatlı Hasan Ağa sâde nefere faslıyla ubûr edüp Gönye kal‘ası
zeylinde
hayme ve hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks etdiler. Bu zikr olunan kapucub …
Ertesi ale's-sabâh mâh-ı mezbûrun (---) günü yine nehr-i Çoruğ kenarından bir gerd-i gubâr evc-i âsumâna peyveste olup şukka-i alem şa‘şa‘ası ve cebe vü cevşen ve zırh-ı zireh-külâh nûru benî Âdemin merdüm-i dîdelerin hîrelendirüp sâf sâf [ve] mevc mevc asâkir-i ibret-nümâ nümâyân olup yaklaşdı. 330b Meğer Çıldır eyâletine mutasarrıf Vezîr Koca Sefer Paşa, Erzurûm Vezîri Mehemmed Paşa efendimizin emr-i şerîfiyle Ahıska'dan ılgar ile Gürcîstân içinden Gönye kal‘asına imdâda altı bin Gürcîstân askeriyle ve Tomris Hân oğluyla ve Levend Hân oğluyla ve Aleksandır Hân oğluyla imdâda geldüğü Seydî Paşa'ya haber gelince Bâkî Paşa ve Ketağaç Paşa ve sâ‘ir mîr-i livâlar ve alaybeğleri ve çeribaşılar cümle pür-silâh olup Sefer Paşa'ya istikbâle çıkdık. Azamet-i Hudâ bir temâşâ-yı ibret-nümâ dahi seyr etdik. Cebe vü cevşene gark olmuş küheylân atlı, eli sırıklı, beli şiş kılıçlı ve çiğini kalkanlı ve niçesi kılçıklı kebeli ve beli sadaklı ve tüfenkli Aznavurlar ve piyâde tüfenklileri ve sıkma çarıklı ve cümlesi kırçıl ihtiyârlar çoğu mutarraş ve saçlı Aznavurlardır kim her biri acebe-likâ ve garîbü'l-heykel âdemlerdir. Sefer Paşa alay-ı mahsûsası ve mataracı ve tüfenkcileri ve şâtırlarıyla geldikde Seydî Paşa ve Bâkî Paşa at üzre selâmın alup Seydî Paşa sağına ve Bâkî Paşa soluna geçüp alay-ı azîm ile Gönye kal‘ası altına gelindikde kal‘anın burc [u] bârûlarından bir yaylım sefâ geldin topu ve bir yaylım safâ geldin tüfenk şâdmânlar edüp Sefer Paşa cümle askeriyle zeyl-i hisârda meks edüp ba‘dehû Ordu-yı İslâma Gürcîstân ve Mikrilistân ve Lazistân'dan ve Batum sancakları nevâhîlerinden ordu-yı İslâma zehâ’ir-i firâvân gelmeğe başladı. Ertesi gün vakt-i seherde Gönye kal‘asının cânib-i cenûbunda Hopan ve Rize tarafında leb-i deryâ ile bir alay-ı azîm nümâyân olup meğer Tarabefzûn eyâletine mutasarrıf (---) Paşa eyâleti askeriyle üç bin yarar ve nâmdâr müsellah asker ve deryâdan yetmiş pâre sandal ve yüz pâre meneksile Laz gemisi ile piyâde asker ve zahâ’ir ve on pâre şâhî top ile Tırabzan paşası geldüğü Serdâr Seydî Ahmed Paşa'ya haberi gelüp aslâ ve kat‘â istikbâline ne kendüsü ve ne sâ’ir asakir göndermeyüp Tarabefzûn paşası, eyâleti askeriyle üç bin güzîde âdemle Gönye kal‘asının bir cânibinde meks edüp ba‘dehû derûn-ı kal‘ada Seydî Ahmed Paşa ile müşerref olmağa geldikde Seydî Paşa aslâ ta‘zîm etmeyüp cümle huzzar-ı meclise hıtâben eydür: "Bak a ümmet-i Muhammedim! Ben kankı sancâk hâkimiyim?" dedi. A‘yân-ı vilâyet eyitdiler: "Sultânım! Hâlâ Tortum sancâğına mutasarrıfsız" dediler. "Ya Tortum bu Gönye kal‘asına kaç menzildir?" dedi. {"Dörd beş menzildir" dediler}. "Ya dörd menzil yerden bir ılgar ile gelüp kal‘a-i Gönye'yi dest-i küffârdan halâs edem. Husûsen me’mûr değil idim ve sancâğım hâki dahi değildir. Ben dîn-i mübîn uğuruna yetişüp Gönye'yi istihlâsına bi-emrillah sebeb olam. Bak a Paşa! Sen Tarabuzen paşası olasın ve iki tuğlu mîr-i mîrân olasın ve Gönye kal‘ası eyâletin hâkinde Tarabuzun'a iki menzil yer ola. Sen niçün yedi günden berü bu Gönye kal‘ası imdâdına yetişmedin. Tiz cellâd!" dedikde, Bâki Paşa ve Sefer Paşa ve Kategaç Paşa Seydî Ahmed Paşa'ya: "Sultânım! Kânûn değildir. Sen bir tuğlusun, ol iki tuğludır, katl etmen" deyü cümle ricâ etdüklerinde "Vallahi dîn-i mübîne hâ’in oldukdan sonra yedi [tuğlu] paşa dahi olsa, askeriyle kırardım. Ammâ sizin hâtırınız içün katl etmem. Ammâ pâdişâhıma arz ederim. Tiz dîvân efendisin çağırın" deyü fermân edüp murâd [u] merâmı üzre arz tahrîr olunurken "Baş bölükbaşılar kaldıra şu Tarabuzun a‘yân-ı hâ’inlerin" deyüp yetmiş nefer kimesneyi kayd-bend edüp Gönye kal‘asında habs edüp "Niçün paşanızı bu kal‘anın istihlâsına terğîb etmediniz" deyü vâfir ıtâb u şitâb edüp cümlesin habs etdi. Dîvân efendisi kal‘anın fütûhnâmesin ve Tarabefzûn paşasının adem-i imdâdın tahrîr edüp üç aded mîr-i mîrânların ve sâ’ir iş erlerinin ve Gönye kadısı ve Tarabefzûn kadısının memhûrlu arz-ı mahzarlarıyla pâdişâha arzlar gönderilecek mahalde cümle Tarabefzûn a‘yânının yedikleri hapsi balıkları burunlarından fitil fitil çıkup "Amân Sultânım! Pâdişâha bizi arz eyleme" deyü Seydî Ahmed Paşa'nın hâk-i pâyine düşüp niyâz-mend olduklarınca Seydî Paşa aşağı komayup "Elbette bu âsîleri arz ederim" deyü sözünde sâbît-kelâm olup Çerkes inâdına musırr oldu. Âhir Tarabefzûnlılar yine paşalara dahi düşüp anlar yine Seydî Paşa'ya ricâ edüp mâbeyne niçe mu‘tedil muslihûn iş erleri ricâ edüp üç gün keşâkeşden sonra hâh-nâ-hâh Tarabefzûn paşasından ve a‘yân-ı vilâyetden ve eyâlet-i Tarabefzûn'dan cümlesinden pes-i perdece kırk üç kîse guruş ve üç tahta semmûr kürk ve on iki pençe-i âfitâb mahbûb gulâm-ı sührâb ve on iki mahbûbe-i zenâne ve fitne-i cihâne nergîs gözlü ve şîrîn sözlü Gürcî güzeli dûşîze ve pâkîze bintânlar ve Tarabefzûn paşası bir zerdûz harîr, münakkaş cedîd yedi aded cerekler (?) ile otağın verdi. Ve bir şemşîr-i murassa‘ ve bir mücevher gaddâre ve yedi çarkâb 331a tîrkeş ve niçe Tarabefzûn zergerinin memdûh kârlarından gûnâ-gûn sîm-âvânlarından buhurdân ve gülâbdânlar ve nice raht-ı gûn[â]-gûn ve sîm şa‘mdânlar ve topuz ve Tarabefzûn tarzı baltalar ve üç katar deve ve yedi katar katır ve "ılgar ile gelirken niçe atlarınız helâk oldu" deyü yüz yigirmi re’s atları ve cümle Seydî Ahmed Paşa'ya eyâlet-i Tarabefzûn ahâlîsi verüp kendüleri sa‘âdetlü pâdişâha arz olunmadan halâs olup ancak Gönye kal‘ası fethin ve imdâdında bulunan mîr-i mîrânları ve alaybeğilerini ve sâ’ir sancâk beğlerin hizmet-i pâdişâhîde bulundukların cümle pâdişâha arz edüp cemî‘î beğler ve paşalar ve iş erlerinden dahi belağan-mâ-belâğ mâl [u] menâl [ve] metâ‘-ı firâvân alup istihlâs-ı Gönye'yi, pâdişâha Gürcî Beğzâde nâmıyla ma‘rûf bir mütekellim kapucubaşısıyla der-i devlete arz eyledi. Ve bir kapucubaşısıyla Erzurûm Vâlisi Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimize arz etdüğü sâ‘atde nehr-i Çoruğ kenarından berü yine bir toz [u] gubâr evce peyveste olup bir asker-i İslâm zâhir oldu. Meğer Erzurûm Valisi Mehemmed Paşa efendimizin Alacaatlı Hasan Ağası, Gönye kal‘ası imdâdına serdâr olup Erzurûm sancağının cümle erbâb-ı timarları ve zü‘amâları cebelüleriyle ve Erzurûm ve Hasankal‘alarının nısf kal‘a kulları ve Paşa efendimizin cümle kendi kapu kullarıyla kırk bayrak sekbân ve sarıcalardan başbölükbaşı Küçük Acem ve Kulu bölükbaşı ve Çatal bölükbaşı ve Memü ve Çünûd heybeli ve Nakışlı ve Çalık Alî ve Zırhkenli ve Yamalı ve Uşkurta ve Sincânlı ve Kâdirli ve Mamalı ve Sücâhoğlu ve Cennetoğlu ve Kara Pîrî ve Solak Velî ve Gökçe Alî nâmân kağân-arslan bölükbaşılar cümle pür-silâh üç bin çatal fitilli nâmdâr şehbâzlarıyla sâf sâf ve çifte çifte gülbâng çekerek ubûr etdiler. Ardları sıra bir bayrak üç yüz yiğit deli ve bir bayrak üç yüz yiğit gönüllü ve altı bayrak asâkir-i Tatar-ı sabâ-reftâr-ı adüv-şikâr ve bir bayrak altı yüz yiğit müteferrikagân ve bir bayrak üç yüz aded vâcibü'r-re‘âyâ ağavât ve bir bayrak iki yüz yiğit çâşnigîr ve bir bayrak iki yüz serrâcân ve bir bayrak ile taşra kilârciyânlar dahi iki yüz müsellah fetâlar ve iki yüz cebe vü cevşene gark olmuş kargı sırıklı iç ağaları çarha ince bayraklarıyla miftâh gulâm ağası zâbitleri olup alay-ı mezbûr ile ubûr etdiler. Ve kırk aded sandelye sâhibi kırkar ve ellişer kafadârlarıyla süvâr olmuş kapucubaşılar kim her biri kırkar ve ellişer tevâbi‘li ve kantar sırıklı ve zırh-ı zireh-külaha müstağrak ve atları gümüş zeynli müzeyyen raht ve bahtlı ve bahrî hotaslı ve altı pâre çarkâb yancıklı küheylân atlı ve sâfinâtü'l-ciyâd, hassânlı muhteşem tevâbî‘leri polâd-ı Nahşivânîye gark olmuş tevâbi‘ [u] levâhıklara mâlik zorba zorba ser-bevvâbânlar çifte çifte ubûr edüp dahi ardları sıra serdârları olan Alacaatlı Hasan Ağa sâde nefere faslıyla ubûr edüp Gönye kal‘ası zeylinde hayme ve hargâhları ve bâr-ı bengâhlarıyla meks etdiler. Bu zikr olunan kapucubaşıların ekseri birer vüzerâyâ ve mîr-i mîrânlara kethüdâ ve kâ’immakâm ve müsellem ve sancak zabt etmiş akl-ı Aristo ağalardır. Bunlara Seydî Ahmed Paşa bir ziyâfet-i azîm edüp ertesi gün cemî‘î kurâ ve kasabâtlardan gelen üstâd-ı mi‘mâr ve bennâlar ile Gönye kal‘asının ta‘mir ve termîmine mübâşeret olunup deryâ-misâl cüyûş-ı müslimîn ummâl-vâr çalışup kal‘anın handakların tathîr etmeğe mübâşeret olunup yedi yerden mehterhâneler çalınup yetmiş seksen yerden sımât-ı Muhammedîler ile tâ‘am-ı firâvânlar ile ziyâfetler olup şeb [u] rûz cümle guzât-ı müslimîn sürûr [u] şâdmânda idiler. İbtidâ kal‘anın ihrâk olunan bâbını imâr edüp ve derûn-ı kal‘ada Bâyezîd Hân-ı Velî Câmi‘in imâr edüp gûyâ nûr-ı mübîn oldu. Ve yedi yüz yeni kul ve yeni dizdâr ve sâ’ir levâzımât [ve] cebehânesin ve küffârdan alınan cemî‘î tüfenklerin ve gayrı âletlerin kal‘a cebehânesine koyup kal‘a-i Gönye evvelkiden mahbûb u müzeyyen olup hamd-i Hudâ bu hakîr-i ahkar Evliyâ-yı pür-taksîr bin (---) târîhinde Azak gazâsına giderken bu Gönye kal‘asında ibâdet etmişdik. Hamd-i Hudâ istihlâsında bulunup ibtidâ fethinde ezân-ı Muhammedî tilâvet etmek müyesser olup gazâsında bulunduk. Ba‘dehû Tarabuzan eyâletiyle Batum sancakları Gönye kal‘ası muhâfazasında kalup altmış bin müte‘addid asâkîr-i nusret-mü’essir ile nehr-i Çoruğ kenarıyla sevâd-ı mu‘azzam Erzurûm'a gitmeğe azîmet edüp sâhil-i nehr-i Çoruğ'da bir çemenzâr ve çimşiristân dırahtları içre meks edüp cümle guzât-ı müslimîn ile meşveret edüp Seydî Ahmed Paşa eydür: "Bu Mikrilistân Tarabuzan eyâleti hâkinde olup küffâra imdâda gelirken kayıkların feth edüp pâdişâha böyle isyân etdiler. Ol kayıklarını ve Urus-ı menhûs şaykalarını pâdişâhıma arz etdim. Tarabuzan kal‘ası limanında dursunlar. Taraf-ı pâdişâhîden ne fermân sâdır olursa vali-i vilâyet ana göre amel ideler. Ve bu kadar bin üsârâ Kazak-ı ak ve imdâdlarına gelen Mikrîl-i rezîl 331b cümle guzât-ı müslimînin şikârı olduğun dahi pâye-i serîre arz eyledim. Ammâ şimdi bu cem‘iyyet-i kübrâ ile bu asâkir-i İslâm at üzre hâzır-baş iken bu Mikrilistân kâfirlerinden niçe intikâm alup bu kadar şedd-i rahl çeken cüyûş-ı muvahhidîn mâl-ı ganâ’imle mu‘tenim olalar" deyü meşveret edince meğer Gürcîstân Hâkimi Sefer Paşa Mikrilistân beğlerine dilgîr imiş, hemân cümle Mikrilistâna bu asâkir-i İslâm'ın piyâdesiyle atlıların pây-berâber ola deyü şikâra salalım ve bizim Ahıska gâzîleri ve Gürcîstân gâzîlerin bile kulağız verelim. Anlar dahi gazâ mâlından pay-berâber hisse-mend ola, deyü müşâvere tamâm olunup hakîr bu niyyete el-Fâtiha denilüp cümle guzât-ı müslimîn içre dellâllar nidâ edüp "At ve don ve mahbûb ve mahbûbe gulâmlar ve kızlar ve mâl-ı ganâ’im isteyen guzât-ı müslimîn silâhlarıyla âmâde olsunlar" deyü nâdîler nidâ edince azamet-i Hudâ ol gün ol gice cemî‘î guzât-ı müslimîn kanıkmış arslan gibi gerindiler ve sündüler ve av sayup avnadılar ve eşindiler ve kaşındılar. Herkes gasller edüp fermân-ı serdâra muntazır oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 330a–331b ·
metinde göster ·
… ikâr olundu kim her biri birer Mısır [u] Rûm harâcı değer. Andan kal‘a-i Tegrek
zeylinde
meks olundukda derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp der …
Ve Yovane nevâhîleri yedi günde bî-bâk ve bî-pervâ avlandı kim yed-i kudret ile mükehhal marâlî ve gazâlî gözlü mahbûb u mahbûbeler sayd [u] şikâr olundu kim her biri birer Mısır [u] Rûm harâcı değer. Andan kal‘a-i Tegrek zeylinde meks olundukda derûn-ı kal‘adan küffâr-ı dûzah-karâr velvele-i askeri görüp derûn-ı kal‘ada olanlar bîm ü havf [u] haşyete düşüp hedâyâlar ile taşra çıkup emân istediler. Ba‘dehû emân verüp yahşî bâkireler ve mahbûb gulâmlar hedâyâları getirüp ığmâz-ı ayn olundu. Anı ubûr edüp altı aded nâhiyeler dahi gâret olunup firâvân mâl-ı ganâ’im alındı. Ammâ nevâhîlerin isimleri ma‘lûmım değildir. Bu nevâhilerin hâneleri harâb u tâlân ve halkı esîr-i nâlân olup andan ubûr edüp on bir pâre kal‘alardan hedâyâlar gelüp ordu-yı İslâm sağîr u kebîr üsârâ-yı gûnâ-gûn ile ıskarça olup mâl-ı ganâ’imi ve bakır-âvânî eşyâları asker-i İslâm yüklenmede aciz-mânde oldular. Niçe gâzîler gerüye avdet edüp nehr-i Çoruğ'a varup anda metâ‘ [u] mâl-ı ganâ’imlerin Gönye kal‘asına, andan gemiyle Tarabefzûn'a götürüp girân-bahâ ile her metâ‘ın âkılâne fürûht edüp hamd-i Hudâ sene (---) târîhinde Azak gazâsına giderken Gönye kal‘asında meks edüp Mikrilistân'ın mutî‘ [u] münkâd olan yerlerine ticâret tarîkiyle Ketenci Ömer Paşa'nın kethüdâsı Hüseyin Ağa elçilik ile gitdikde ma‘an gidip Mikrilistân'ı seyr [ü] temâşâ etmişdik.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 332b ·
metinde göster ·
Evsâf-ı varoş-ı Karahisâr-ı Şarkî: Cümle tokuz mahalle ve bin altı yüz türâb-ı pâk ile mestûr, tarz-ı kadîm, ber-cânib-i kal‘a kayası zeylinde hevâdâr hâne-i zîbâlardır. Revzenleri cânib-i şimâle nâzırdır. Bir hayli hâneleri aşağı düzde, esvâk-ı sultânî olan yerde vâkı‘ olup havlıları vâsi‘ bâğlı ve bâğçeli beyt-i atîklerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 343a ·
metinde göster ·
Üç gün kal‘a zeylinde Tapan Ahmed Ağa'nın nev-binâ ma‘mûr [u] âbâdân cihân-nümâ sarây-ı âlîsinde mihmân olup esvâk-ı sultânîden kahve ve at na‘lı ve niçe levâzımâtlar alup yine refîklerimizle, avdet etdiğimiz menâzilleri beyân eder
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 344a ·
metinde göster ·
… inden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin
zeylinde
müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. …
Ve kal‘ası (---) vâkı‘ olmuşdur. Etrâfında bâğ u bâğçesi bî-hisâbdır. (---)(---)(---)(---) El-hâsıl cemî‘i müverrihân elsine-i muhtelife beyninde bu kal‘a meşhûr ve memdûh-ı âfâkdır. Hattâ cemî‘i ulemâ-yı musannifîn ü mü’ellifîn mâbeyninde munsarıf ve gayri munsarıf ve ilmü lâ yunsarıf-misâlinde ilm-i (---) bu Ba‘albek'e-misâl getirirler. Ba‘l bir pâdişâhın ismi idi. Bek anın sıfatı idi. Bu kal‘aya sekiz yüz sene mutasarrıf olup imâr etdüğünde anın ismiyle müsemmâ kal‘a-i Ba‘albek'dir. {Ve bu Ba‘albek'de Hazret-i İlyâs'ın bir câmi‘i var idi. İlyâs Nebî âlem-i seyâhatde iken Ba‘al pâdişâh bu câmi‘e bir sanem koyup ana, ibâdet ederlerdi. Ol sanemin ismine Ba‘al derlerdi. Hâlâ bu kal‘a ol pâdişâh ve ol sânem ismiyle müsemmâdır. Hazret-i İlyâs seyâhatden gelüp bu câmi‘ içre ol putu görüp halkı esnâm-perest olmadan men‘ edüp ol kavmin haklarında niçe kerre suhuf nâzil oldu. Ahâlî-i Ba‘albek İlyâs Nebî'yi tekzîb ederlerdi. Âhiru'l-emr Cenâb-ı Bârî ol kavme yârî kılmayup cümle halkı kaht [u] galâdan helâk oldular. İlyâs Nebî, bu şehr-i Ba‘al'i terk edüp Elyesa‘ Nebî ile ikisi Cebelü'l-Lübnân dâmeninde Kerk-i Nûh-zemîne gelüp makâm edindiler. Hâlâ Elyesa‘ Nebî Kerk-i Nûh'da medfûndur. Ammâ müfessirînler İlyâs Nebî hazretleri Hızır Nebî ile hayâtdadır, derler}. Ammâ ismi ibtidâ lisân-ı İbrî üzre Şezânde idi. İbtidâ Hazret-i İdrîs binâ edüp ismini Şezând kodu. Hâlâ makâm-ı İdrîs Nebî ve makâm-ı Halîlullah ve kasr-ı Süleymân-ı Emînullah makâmı vardır. (---)(---)(---) Ve bu kal‘aya karîb nehr-i Rabtân; yine Cebelü'l-Lübnân'ın cânib-i şarkından çıkup Ba‘albek kal‘ası kurbundan ubûr edüp Bukâ‘ sahrâsında niçe yüz kurâların mezâriâtların reyy edüp Tûfân-ı Nûh'da tennûr-ı Nûh'dan zâhir olan nehr-i Tennûr'e mahlût olup kal‘a-i Kâsımiyye dibinde Akdeniz'e munsab olur. Bu Ba‘albek kal‘asın seyr [u] temâşâ edüp gelirken Bukâ‘ sahrâsının sağ tarafının kıble cânibinde ziyâret-i Hazret-i Yahûda ibn Hazret-i Ya‘kûb aleyhimâ's-selâm. Hazret-i Yûsuf'un en uluca karındâşıdır. Hattâ Hazret-i Yûsuf'u gayri birâderleri kuyuya atmak murâd edindiklerinde bu Yahûda rızâ vermeyüp âhir sözü geçmeyüp Yûsuf'u kuyuya atdıklarına sûre-i Yûsuf'da Arapça âyeti ve âyet-i diğer Arapça âyeti delîldir. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u kuyudan niçe kârbân halkı çıkarup Mısır'da azîz-i Mısır'a satup Cenâb-ı Bârî Yûsuf'u yine imtihân içün sicinde haps etdi ve niçe eyyâmdan sonra nübüvvet ile Mısır'a halîfe etdikde kaht-ı Yûsuf olup Hazret-i Ya‘kûb oğulları Ken‘ân elinden Mısır'a zahîre almağa Hazret-i Yûsuf'a gelince Hazret-i Yûsuf gördi kim kendüyi câh-ı Yûsuf'a ilkâ eden karındâşları Meyâ’il ve Hesyân ve Ruveyl ve Şem‘ûn ve Mesher ve ana baba bir karındâşı Hazret-i İbnyâmin ve Hazret-i Yahûda'dırlar. Hazret-i Yûsuf {bu mezkûr karındâşların gördükde safâ edüp cümlesine belagan mâ-belağ gılâller ihsân etdi. Ammâ birinin rûhlarının haberi yok idi kim halîfe-i rûy-ı zemîn Yûsuf-ı Sıddîk birâderleri idi. Bu kerre Yûsuf ana baba bir karındaşı İbnyâmin'i bir tarîkle alıkomak ister. Karındâşlarına altun kile ile buğday verirken İbnyâmin'in devesi yükü içre altun kileyi pinhân etdirüp "Bre kile gâ’ib oldu" diyerek kileyi tecessüs edüp İbnyâmin yükünde bulup "Hay harâmîyi bulduk" deyü İbnyâmin'i haps etdiklerinde sâ’ir birâderleri aslâ cevâb etmediler ammâ bu Yahûda hazretleri âteş-pâre olup eydür "Bak a halîfe! Bu İbnyâmin'in bir karındâşına Yûsuf derlerdi. Babamız Ya‘kûb Yûsuf'u pek severdi. Bu karındâşlarım Yûsuf'a hasedlerinden kuyuya atup babamıza "Yûsuf'u kurd yedi" dediler. Babamız da aşk-ı Yûsuf ile ağlaya ağlaya alîl oldu ve bu İbnyâmin'i Yûsuf yerine sevmeğe başladı. Şimdi sen bu oğlanı "Hırsızımdır" deyü haps etdin. Ken‘ân eline vardıkda ol ulü'l-azm peygamber pederimize ne cevâb edelim. Tiz şu İbnyâmin'i ver. Yohsa bir na‘ra ederim ki âsumândan bulutlar pâre pâre olup sayhamdan nehr-i Nîl ka‘ra geçüp Mısır âteşe yanup harâb olur" deyü eyle gazâb-alûd oldu kim cemî‘i vücûdunda olan tüğleri esbâbından taşra çıkdı. Hemân Hazret-i Yûsuf karındaşı Yahûda'nın bu gûne âteş-pâre olduğun görünce oğlu Efrâyim'e eydür: "Var şu darılan Yahûda'nın esbâbına elin sürüp bir nezâketle eli eline dokunsun" dedi. Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim varup bu Yahûda'nın yemîn ü yesârından ubûr ederken elin eline dokundurup Yahûda'nın hiddet-i gazabı teskîn olunca Yahûda eydür: "Ne hikmetdir. Benim yanıma Ya‘kûb evlâdlarından kimesne gelüp eti etime dokunmadı kim gazabım teskîn ola. İşte vücûdım süst olup nutka mecâlim kalmadı" dedi. Bu hâl üzre Hazret-i Yûsuf ile karındâşlarıyla niçe mücâdeleleri olup âhir İbnyâmin'i hapisden halâs etmeyüp niçe yüz deve yükü gılâl dahi birâderlerine hîbe eyleyüp İbnyâmin içün "Hapisdedir" deyüp pederine mektûblar gönderüp birâderleri Ken‘ân eline gidince İbnyâmin'i âlet-i mülâhaza-i kânûn hapisden ıtlâk edüp bağrına basup taht üzre beraber karâr ederlerdi. Hattâ Hazret-i Yûsuf Feyyûm şehrin hilâfeti mahallinde binâ etdüğü mahalde Hazret-i Ya‘kûb Mısır'a geldikde mekşûfu'l-ayn olup Hazret-i Yûsuf'u ve İbnyâmin'i görüp dünya kadar hazz edüp iki evlâdının hasretine kavuşup on yedi sene Hazret-i Ya‘kûb Nebî Mısır'da ehl [ü] ıyâliyle sâkin olup merhûm oldukda Hazret-i Yûsuf, pederi Ya‘kûb Nebî'yi Kudüs'de Halîlü'r-rahmân cenbinde defn etdi. Hâlâ anda medfûndur. Ba‘dehû Hazret-i Yûsuf'u da Hazret-i 37a Süleymân {tuç sandûka ile nehr-i Nîl'den çıkarup} Halîlü'r-rahmân'da Ya‘kûb Nebî cenbinde defn eyledi. Ammâ Hazret-i Yûsuf oğlu Efrâyim'e {Yûsuf} karındâşı İbnyâmin ve Hazret-i Mûsâ vâlidesi (---) Hâtun ve Hazret-i Yûsuf ma‘şûkası Züleyhâ Hâtûn cümle bunlar Mısır'da Kavâfe-i Kübrâda cebel-i Çûşî ki yâ‘nî cebel-i mu‘azzamdır, bu kûh-ı bâlânın zıll-i himâyesinde Abdullah Meğâverî ziyâreti mukâbelesinde bu peygamberzâdeler bir kubbe-i azîm içre medfûnlardır kim hâlâ ziyâretgâh-ı hâss [u] âmm-ı Mısır'dır. Ammâ bu mezkûr Yahûdâ hazretleri, pederi Ya‘kûb Nebî intikâlinden sonra mezkûr Bukâ‘ sahrâsında merhûm olup mezkûr mahalde bir kûh-ı pestin zeylinde müfîd ü muhtasar bir kabr-i münevverde medfûndur. Kaddi kâmil yüz kırk adımdır. Türbe-i pür-envâr cümle kârgîr ile mebnî toprak ile mestûr sutûhı vardır ve birkaç fukarâ Urbân dervîşânı vardır. Lâkin üzerinde sandûka mümkin değil, bir kabr-i tavîl olmağıla ba‘zı vâlîler rûhâniyyetinden istimdâd taleb edüp yeşil çuka ile setr ederler. Ammâ zamânımız kabirleri gibi kıbleye yan bükü değildir. Ser-i sa‘âdetleri Kuds-i şerîfe doğrudur. Hazret-i Ya‘kûb'un büyük evlâdı ve Hazret-i Yûsuf birâderi olduğuna şübhe yokdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 36b–37a ·
metinde göster ·
(---)(---) hâneli bâğsız ve bâğçesiz câmi‘ ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtas …
(---) hâkinde nehr-i Murâd'ın cânib-i garbında çölistân içre bir kûh-ı bülendin zeylinde (---)(---) hâneli bâğsız ve bâğçesiz câmi‘ ve hân u hammâmlı ve esvâk-ı muhtasarlı ma‘mûr kasabadır. Ve yüz elli akçe kazâdır. Dâ’imâ Birecik'e ilhâk olup nâhiye olur. Hârûnu'r-Reşîd asrında bu dahi şehr-i ma‘mûr imiş. Âsâr-ı binâları ve nehr-i Furât'dan tur‘aları hâk-i rimâl-i pâk ile memlû olmuş, müfîd ü muhtasar bir kasabadır kim hâlâ Ayntâb'a bir konakdır ve Ayntâb'ın cânib-i kıblesindedir. Piyâde âdem bir günde varır ve gelir. Andan yine cânibi şarka 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 53b ·
metinde göster ·
… ebel-i âlî vardır. Nemrûd-ı la‘înin yaylağı ve tahtgâhı idi. Bu cebel-i bâlânın
zeylinde
ve şehir içinde niçe bin mağaralar vardır kim her birine ikişer üçer yüz at ve …
Urfa iç kal‘asının şark tarafı ensesinde Damlacık nâmıyla ma‘rûf bir cebel-i âlî vardır. Nemrûd-ı la‘înin yaylağı ve tahtgâhı idi. Bu cebel-i bâlânın zeylinde ve şehir içinde niçe bin mağaralar vardır kim her birine ikişer üçer yüz at ve sâ’ir devvâbât makûlesi hayvânât sığar. Ve niçe bin Urbân ve Ekrâd kavimleri konar, gâr-ı yetimânelerdir, ammâ mağara-yı makâm-ı Hazret-i Halîl İbrâhîm ibn Âzer bir gâr-ı münevverdir. Ve bir mukassî kapusu vardır. Nemrûd-i la‘în Hazret-i İbrâhîm'i âteşe atmazdan mukaddem bu mağaraya aç ve susuz olsun deyü haps eder. Bi-emri Hudâ mağaranın bir tarafından bir âb-ı rakîk cereyân edüp taşra akmağa başlar. Bu mu‘cizeyi niçe münkirîn görünce "Lâ ilâhe illâllâh İbrâhîm Halîlullâh" deyü İslâm ile müşerref olurlar. Hâlâ ol gâr-ı makâm-ı İbrâhîm'den ol âb-ı sâfî cereyân etmededir. Her kim bu âbdan nûş etse koyun eti yemiş kadar olup tendürüst olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 57a ·
metinde göster ·
Vech-i tesmiyesi (---)(---)(---) ibtidâ bânîsi (---) Bu dahi Kömür dağı
zeylinde
(---) aded hâneli ve bâğlı ve bâğçeli ve hâne-i tarz-ı kadîmlerdir. Bunun dahi …
Vech-i tesmiyesi (---)(---)(---) ibtidâ bânîsi (---) Bu dahi Kömür dağı zeylinde (---) aded hâneli ve bâğlı ve bâğçeli ve hâne-i tarz-ı kadîmlerdir. Bunun dahi cümle ahâlîsi tâ’ife-i Türkmândır. Hâkimleri Malâtiyye paşasının subaşısıdır. Ve yüz elli akçe şerîf kazâdır. Halkı şerî‘at-ı mutahhareye gâyet mutî‘lerdir. Serdârı ve kethüdâyeri hâkimleri vardır. Bu şehrin hâ’ilindeki Kömür dağının verâsı Malâtiyye aspuzusı bâğ-ı İremidir. Bu şehr dahi nehr-i Furât'dan ba‘îddir. Müte‘addid câmi‘leri ve hânları ve hammâmı ve esvâk-ı sultânîsi var bir ma‘mûr kasabadır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 61a ·
metinde göster ·
cânib-i garbında kal‘a kayasından aşağı cânib-i garba ve kıbleye nâzır bâğlı ve …
Kal‘a-i Zile'nin zeylinde cânib-i garbında kal‘a kayasından aşağı cânib-i garba ve kıbleye nâzır bâğlı ve bâğçeli üç bin aded turâb-ı pâk ile mestûr büyût [u] hânedân-ı ma‘mûrlardır kim cümle yigirmi bir aded esmâ-yı mahallâtlardır: Evvelâ mahalle-i Ulucâmi‘ ve mahalle-i Küçük Minâre ve Dudlu Bınar mahallesi ve Mumcu Ömer mahallesi ve Yeni mahalle ve Tabahâne mahallesi ve Pazar mahallesi ve Tekye mahallesi ve Paşa mahallesi ve Kethüdâ mahallesi ma‘lûmumuz olan mahallâtlar bunlardır. Bu mezkûr mahallât imâretler içre,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 91a ·
metinde göster ·
… nur şehr-i ma‘mûrdur. Şehrin nısfı çârsû-yı bâzârının ma‘mûru kal‘a kayalarının
zeylinde
vâkı‘ olmuşdur. Nısfı garb tarafı kayaları tahtında sarây-ı âlîler ve bâğlı ve …
İki yalçın kayanın mâbeyninde bir kayadan bir kayaya bir ok menzili vâsi‘ dere içre çemenzâr düz yerde kıbleden şimâle tûlu iki bin adım tavîl bir şehr-i imâr (---) dır kim lâ nazîrdir. Bu şehrin vasatında (---) deresi cereyân edüp yedi yerden taş cisrler ile ubûr olunur şehr-i ma‘mûrdur. Şehrin nısfı çârsû-yı bâzârının ma‘mûru kal‘a kayalarının zeylinde vâkı‘ olmuşdur. Nısfı garb tarafı kayaları tahtında sarây-ı âlîler ve bâğlı ve bâğçeli ve âb-ı revânlı hânedânlar vâkı‘ olmuşdur. Vasat-ı şehirden cereyân eden ayn kalîldir. İsmine (---) derler. (---)(---) tulû‘ edüp cânib-i kıbleye şehir içinden cereyân eder, bir sâ‘atde nehr-i Kamçı'ya mahlût olur. Bu şehir cümle (---) aded mahalledir. Evvelâ mahalle-i (---)(---) ve mahalle-i
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 110a ·
metinde göster ·
Evsâf-ı mesîregâh-ı Balı Efendi korusu: Kûh-ı Vitoş'un
zeylinde
bir hiyâbânistân-ı kûyâgistân, dağistân-ı ormanistândır kim ok ursan geçmez ve …
Evsâf-ı mesîregâh-ı Balı Efendi korusu: Kûh-ı Vitoş'un zeylinde bir hiyâbânistân-ı kûyâgistân, dağistân-ı ormanistândır kim ok ursan geçmez ve kurguşum atsan işlemez bir ormandır. Evc-i âsumâna kadd-i bâlâ çekmiş serâmed dıraht-ı çınar, mişe ve kavak ve ar‘ar vardır. Misli meğer Bosna diyârında Revâne dağlarında ve Çemirne yaylalarında ola. Ammâ bu Balı Efendi korusunun her tarafında uyûn-ı câriyeler cereyân edüp her dıraht-ı bîd-i sernigûnun zıll [u] himâyesinde cemî‘i âşıkân-ı züvvâr-ı müştâkân zevk u safâ edüp tâ‘at [u] ibâdet-i Sübhân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 141b ·
metinde göster ·
Menzil-i karye-i Kızlar Derbendi: Sofya hâkinde Vitoş dağı tetimmâtı
zeylinde
üç yüz hâneli mu‘âf u müsellem sâfî Bulgarlardır. Hakkâ ki kızları bir diyârda …
Menzil-i karye-i Kızlar Derbendi: Sofya hâkinde Vitoş dağı tetimmâtı zeylinde üç yüz hâneli mu‘âf u müsellem sâfî Bulgarlardır. Hakkâ ki kızları bir diyârda olmak ihtimâli yokdur. Evlerinde müsâfirîn meks edüp beyâz poğaça ve bal peynir getirüp halk ile yâğ u bâlî kelimât ederler. Andan yine taraf-ı şarka:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 146a ·
metinde göster ·
… rir toloz kârgîr binâdır kim cümle kurşumludur. Ve köşede olmak içün kemerlerin
zeylinde
birer demir kapaklı hadîd pencereler vardır. Pâsbânlar her gice ol manzara bâdg …
Süleymân Hân vüzerâlarından sâhib-i tab‘ ve sâhib-i kerem Alî Paşa hayrâtıdır. Ve Süleymân Hân mi‘mârbaşısı Koca Mi‘mâr Sinân kârıdır. Hakkâ ki bunda dahi var makdûrun sarf edüp Balıkbâzârı nâm kapu dibinden tâ İğneciler kapusu dibine gelince bir şâhrâh-ı azîmin tarafeynine koca mi‘mâr bir çârşû-yı hüsündâr tarz-ı tarh etmişdir kim hakkâ ki yed-i tûlâsın bu kârda ayân etmişdir. İki başında azîm vezni üzre kal‘a-misâl demir kapular vardır kim gûyâ her biri bahr-i Haraz kenarında dest-i Acem'de kal‘a-i Bâbu'l-ebvâb'ın demir kapularıdır. Yâhûd Ümm-i Dünya olan Mısır'ın Bâb-ı Nâsır'ıdır. Ammâ bir nazarda ol mezkûr kapulardan kavî bâb-ı metînlerdir. Zîrâ her gice yüzer aded pâsbânları keşik beklerler. Zîrâ bunda dahi bî-hisâb mâl-ı Kârûn genc-i Hâmân vardır. Bu sûk-ı sultânî şimâlden cenûba tûlânî vâki‘ olup bir demir kapudan bir bâb-ı hadîde varınca kâmil bin adem şâhrâhdır. Yemîn ü yesârında cümle üç yüz altmış hapenk ve dekâkîn add olunur. Cümle hapenk üstâd eyle çırpı ile hemvâr binâ eylemiş kim bir hapenk birinden bir ser-i mû hâric değildir. Yemîn ü yesârda cümle hapenkler cenâheyn-vâr per açup dururlar. Ve bu sûk-ı sultânînin üzerleri cümle tâk-i Kisrâ'dan nişân verir toloz kârgîr binâdır kim cümle kurşumludur. Ve köşede olmak içün kemerlerin zeylinde birer demir kapaklı hadîd pencereler vardır. Pâsbânlar her gice ol manzara bâdgîrleri sedd ederler. Bundan dahi ankâ bâzergânlar vardır. Beyt:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 162a ·
metinde göster ·
Bu tahrîr olunandan mâ‘adâ bir câmi‘ ve bir medresesinden gayrı hân u câmi‘ ve imâret ü hammâm ve çârsû-yı bâzâr dahi (---)(---). Ammâ ol sengistân içre bâğları var kim gûyâ Ayntâb diyârının bâğları gibi mahsûldâr ve lezîz ü âbdâr üzümü olur. Bu kal‘a cezîre-i Dicle'nin vasatında bir sahrâ-yı azîme vâki‘ olmuşdur kim elbette vilâyetine bilâd-ı rebî‘ derler. Sahrâ-yı Hâmûn'dur kim cümle Kîş ve kabîle-i Tay ve kabîle-i (---)(---)(---) Urbânları sâkin olurlar, bir vâdî-i bî-pâyândır. Bu sahrâ-yı Tîh'in vasatında havâlesiz bir sûr-ı muhkemdir. Cümle halkı darı ekmeği tenâvül ederler ve gâyet beyâz ve mümessek balı olur. Ve bu kal‘a kal‘a-i Nasîbîn'in taraf-ı cenûbundadır ve kal‘a-i Musul'a iki günde sür‘atle ve üç günde râhatla varılır. Ammâ kal‘a-i Sincâr bu kal‘a-i Musul'un cânib-i garbîsindedir ve kal‘a-i Musul, kal‘a-i Sincâr'ın cihet-i şarkındadır. İnşâallah bu müsevveddâtımız hey’et üzre kal‘asının eşkâliyle ve sahrâları ve âb-ı revânlarıyla atlas kitâbı tahrîr etdiğimizde böyle tasvîr oluna. Ve bu cebel-i Sincâr'ın cânib-i etrâfı zeylinde kayalardan yetmiş seksen aded uyûn-ı câriyeler tulû‘ edüp bilâd-ı rebî‘i reyy ederek cânib-i garba cereyân ederek nehr-i Furât'a munsabb olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 213b ·
metinde göster ·
Firârî Mustafâ Paşa, deryâ-misâl asker ile meks ederken cebel-i Sincâr-ı azîmin …
Bu kal‘a-i Sincâr zeylinde Firârî Mustafâ Paşa, deryâ-misâl asker ile meks ederken cebel-i Sincâr-ı azîmin bir cânibine Saçlı dağı derler, o cebel-i bî-amânların içinde kırk dörd ve kırk beş bin Yezîdî ve Bapırî kelb-perest kefere ve fecereden eşed bir alây dağî ve bâğî ve zâğî gûl-ı beyâbân-sıfât tüğlü bî-dîn Yezîdî Ekrâdları vardır. Anlar Firârî Paşa'dan zerre ve şemme havf u haşyet çekmeyüp bir hedâyâ-yı cüz’î ile Serdâr Mustafâ Paşa'yı anmadıklarından serdâr-ı mûmâ’ileyh gâyet müte’ellim oldular. Ol gün Serdâr Mustafâ Paşa-yı Firârî eydür: "Evliyâ Çelebi, mesmû‘um olmuşdur kim pederimiz Melek Ahmed Paşa efendiniz bu mahalle bizim gibi meks etdikde anlara dahi bu Saçlı dağı kâfirleri ri‘âyet etmediklerinden bu Sincâr cebel-i menhûsunda olan kâfirlerin niçe haklarından gelüp nehb ü gâret eyleyüp mâl-ı ganâ’im aldı. Bize bir şemme ol feth [ü] fütûhdan haber ver." deyü niçe ihbâr-ı sahîhalardan su’âl etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 214a ·
metinde göster ·
… ırk gün kırk gice ceng-i İskender-i Kübrâ olunca kırkıncı gün kal‘anın kayaları
zeylinde
bir gâr deliğinden bir gürûh zenbûr zâhir olur kim her biri serçe-i sanâfîr kad …
Netîce-i kelâm kırk gün kırk gice ceng-i İskender-i Kübrâ olunca kırkıncı gün kal‘anın kayaları zeylinde bir gâr deliğinden bir gürûh zenbûr zâhir olur kim her biri serçe-i sanâfîr kadar sarı arı bu asker-i İskender'in içine müstevlî olup İskender askerinin cümle hayvânâtları demlerin hotas-vâr edüp cümle üştür ü ester ve at ""Firâren an tevâli'l-kesürât" deyüp cümle hayvânât [u] insânât "Meded yâ sahrâ-yı Heyhât!" deyüp kararları firâra mübeddel oldu. Fakîr İskender-i Zülkarneyn karnına dermân ararken burundan kulakdan çıkayazdı. Âhir-ı kâr İskender dahi cânından bezdi ve sahrâ-yı Muş'a doğru gezdi. Hemân derûn-ı kal‘adan hazînedâr Bedlîs bî-hisâb mâl-ı firâvân ile lâ-yu‘âd u lâ-yuhsâ girân-bahâ tuhaf u tefâruk ile kal‘anın miftâhların mücevher zarf içre koyup doğru İskender'in pây-ı semendine yüz sürüp kal‘a miftâhların huzûr-ı İskender'e koyup zemîn bûs eder. İskender eydür: "Bre mel‘ûn, niçün bana âsî olup bu kadar askerim helâk eyledin?" der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222b ·
metinde göster ·
… lâlden nûş etmesi sebebiyle gâ’ib olduğiyçün bu ayn-ı hayâtın tulû‘ etdüği kaya
zeylinde
bir çemenzâr ve lâle-ızâr zemînde bir hıyâbân mastaba inşâ etmişdir. Bâlâda evs …
Dokuzuncu teferrücgâh: Kal‘a ardında ayn-ı İskender başıdır kim İskender'in boynuzu bu ayn-ı zülâlden nûş etmesi sebebiyle gâ’ib olduğiyçün bu ayn-ı hayâtın tulû‘ etdüği kaya zeylinde bir çemenzâr ve lâle-ızâr zemînde bir hıyâbân mastaba inşâ etmişdir. Bâlâda evsâfı tahrîr olunup hâlâ bir şükûfezâr mesîregâhdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 234b ·
metinde göster ·
âşikâre gezmez. "E‘ûzü Billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm" deyüp sadaka ile te‘avvü …
Hamd-i Hudâ ol zamândan berü ümmet-i Muhammed zeylinde âşikâre gezmez. "E‘ûzü Billahi mine'ş-şeytâni'r-racîm" deyüp sadaka ile te‘avvüz eden bi-emrillah şeytandan emîn olur ammâ sâhib-i sülûk olan kimesnelerin bu du‘âsına dahi müdâvemet gerekdir kim ol du‘â budur:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 394a ·
metinde göster ·
ehl-i tüccâr ve mücâhid fî-sebîlillâh halkı vardır. Ekseriyyâ cümle Tatar kalpa …
Ve a‘yân-ı kibârdan halkı yokdur. Cümle fukarâ zeylinde ehl-i tüccâr ve mücâhid fî-sebîlillâh halkı vardır. Ekseriyyâ cümle Tatar kalpağı geyüp at eti yeyüp kuzu postu {kürkü} geyüp boza ve bal suyu içüp ayda bir kerre beş baş gazâsına "Tevekkülen-alallâh" deyüp Kazak vilâyetine akın edüp ya bay, ya hay veya vay doyum gelüp kılıçlarıyla geçinir gâzîlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 36b ·
metinde göster ·
… -ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın
zeylinde
Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şü …
Ammâ sene 1062 târîhinde Melek Ahmed Paşa efendimiz ile Rûmeli eyâletine mutasarrıf olduğumuzda nefs-i Sofya-i sâfiye şehri ahâlîsinden yüz otuz yaşında Mahmûd Paşa câmi‘i imâmı Koca İmâm ve Leysîzâde Çelebi ve Koca Ya‘kûb Çavuş ve Koca Mü’ezzin Mahmûd Çelebi'ler ile şeb [ü] rûz ihtilât edüp mu‘tâdımız üzre cümle ehl-i kubûru ziyâret ederken şehr-i Sofya-i sâfiyenin cenûbu tarafına cebel-i Vitoş nâmıyla şöhre-i şehir olmuş bir kûh-ı bâlâdır kim şehr-i Sofya'ya sâfî havâle bir tell-i bâlâdır. Ol kûh-ı bâlânın zeylinde Koru Bâğları nâm bir hıyâbân-ı Acem-misâl dıraht-ı kiraz vişne ile zeyn olup şükûfesinin râyiha-i tayyibesinden âdemin demâğı mu‘attar olur. Ol İremezâtü'l-imâd misilli merâmı teferrüc ederken Koca İmâm-ı hümâm el açup bir kabr üzre du‘â ve senâ edüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 96b ·
metinde göster ·
Lisân-ı Latince kamin taşlık demekdir. (---) rinde Venedik kralları binâsıdır kim iki aded kal‘alar birbirine mukâbil seng binâ kal‘a-i ra‘nâcıklardır. Sene 961 Gâzî Malkoç Beğ Süleymân Hân asrında feth edüp ba‘dehû yine küffâr bu kal‘alara istîlâ etdi, ammâ şimdi bu sene (---) de Melek Ahmed Paşa deryâ-misâl asker ile bu kal‘a zeylinde meks etdikde, asker-i İslâma ihsânlar edüp derhâl Büyük Kamin kal‘asının varoş-ı müzeyyenin ıhrâk bi'n-nâr edüp kal‘a meydân-ı mahabbetde kaldı. Hikmet-i Bârî Cenâb-ı Kibriyâ yârî kılup bu varoşu(n) âteşin rûzgâr-ı zorkâr Küçük Kamin kal‘ası içine girüp ol dahi âteş-i sûzân ile ıhrâk olurken derhâl Bosna serdengeçdileri İsmâ‘îl alaybeği kolundan "Allâh Allâh" deyüp Büyük Kamin'e yürüyüş edüp ân-ı vâhidde hamd-i Hudâ feth edüp derûn-ı hisâra guzât-ı müslimîn duhûl edüp ezânlar okundu ve bî-hadd ü bî-kıyâs mâl-ı hazâ’inler alındı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 138b ·
metinde göster ·
nehr-i (---) kenârında bir vâsi‘ ova içinde mezkûr nehrin yemîn [ü] yesârında b …
Zemîn-i şehr-i Manastır: (---) dağı zeylinde nehr-i (---) kenârında bir vâsi‘ ova içinde mezkûr nehrin yemîn [ü] yesârında bir şehr-i azîmdir kim on yerden ağaç ve kârgîr cisirler ile geçilir şehr-i kebîrdir. Cânib-i erba‘ası ve şehir içi niçe bin dıraht-ı kebîrler ile zeyn olmuş bir hıyâbân-ı Rûm içinde kalmış dırahtistânlı şehirdir. Bir âdem tâ şehir içine girmeyince hıyâbândan şehri göremez. Tâ bu mertebe koyah u sâyedâr şehirdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 176a ·
metinde göster ·
Rakofçi Kral ile mukâbil olup yine seksen sekiz bin askeriyle on dörd bin aded …
Dördüncü gazâmız yine ol sene-i mezbûrede bahâr eyyâmında yine Erdel vilâyeti içre Kolojvâr nâm kal‘a-i be-nâm zeylinde Rakofçi Kral ile mukâbil olup yine seksen sekiz bin askeriyle on dörd bin aded Seydî Ahmed Paşa askeri Rakofçi Kral askeriyle kâmil yedi sâ‘at ceng-i azîm (...) olup hamd-i Hudâ küffâr-ı dûzah-karâr münhezim olup karârları firâra mübeddel olup yigirmi binden mütecâviz küffâr-ı hâksâr kellesi ve yigirmi bin katana küffâr esîr ve (...) olup bakıyyetü's-suyûfları mecrûhen firâr edüp Rakofçi Kral-ı dâl dahi mecrûhen firâr edüp Vârat kal‘asına varup anda dahi havfinden karâr edemeyüp andan nehr-i Tisa kurbunda Namin kal‘ası nâm sûr-ı be-nâma varup anda mürd (...) beri tarafda küffârın ordusunu cemî‘i guzât-ı müslimîn yağmâ ve gâret ve (...) edüp yüz elli pâre alay topların ve on yedi pâre balyemez topların ve bu kadar bin araba yükü cebehâne ve sâ’ir mühimmât u levâzımâtların cümle guzât-ı müslimîn ahz u kabz edüp hamd-i Hudâ bu kadar mâl-ı ganâ’imler ile diyâr-ı Erdelistân'dan mansûr [u] muzaffer yine Tımışvâr sahrâsına selâmet çıkdık.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 187b ·
metinde göster ·
… yı simîn inşâ etmişler kim on iki pâyeli bir kürsî-i minâ-fâm idi ve her pâyesi
zeylinde
palasanta Hazret-i Îsâ'nın on iki havâriyyûnlarının heyâkil [ü] timsâlleri var …
Ve bir temâşâ dahi mihrâb-ı münharifinin yanında cümle mencûkları cevâhir ile musanna‘ ve murassa‘ bir çelipay, ya‘nî İncîl kitâbı konacak bir sepâ-yı simîn inşâ etmişler kim on iki pâyeli bir kürsî-i minâ-fâm idi ve her pâyesi zeylinde palasanta Hazret-i Îsâ'nın on iki havâriyyûnlarının heyâkil [ü] timsâlleri var gûyâ her biri âdâb üzre karâr-dâde tasvîrâtları ceseden binâ etmişler kim gûyâ her biri zî-rûhdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 14a ·
metinde göster ·
… e muhtesibi vardır, ammâ gayri zâbitleri yokdur. Kal‘ası bir kûh-ı bâlâ-yı azîm
zeylinde
bir sivri sarp kaya üzre havâleli bir küçücük taş bir hisâr-ı ra‘nâdır. Hattâ m …
Ba‘dehu sene (---) târîhinde Ebü'l-feth Sultân Mehemmed Hân asrında be-dest-i Koca Mahmûd Paşa Sırf keferesi elinden al[ın]mışdır. Vidin sancağı hâkinde voyvadalıkdır ve yüz elli akçe kazâdır. Kethudâyeri ve yeniçeri serdârı ve kal‘a dizdârı ve elli aded hisâr neferâtları ve muhtesibi vardır, ammâ gayri zâbitleri yokdur. Kal‘ası bir kûh-ı bâlâ-yı azîm zeylinde bir sivri sarp kaya üzre havâleli bir küçücük taş bir hisâr-ı ra‘nâdır. Hattâ mürûr-ı eyyâm ile harâb olmuşken celâlî olan Abaza Paşa Budin vâlisi iken bu kal‘ayı ma‘mûr edüp kullelerin şindire tahta padavra ile örtmüş ve kifâyet mikdârı neferât ve şâhî toplar ve cebehâne komuş. Ba‘dehu Budin diyârına gitmiş. Hâlâ ma‘mûrdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 58b ·
metinde göster ·
… Ancak semt-i kıbleye nâzır bir kapusu var. Bu kapu çâr-kûşe bir kulle-i bâlânın
zeylinde
bir tarz-ı âhar vâkı‘ olmuş bir bâb-ı musanna‘dır kim atebe-i ulyâsı üzre zolta …
Mevsûf olan taşra kal‘anın cânib-i garbîsinde olan köşede Peçoy'un iç kal‘asıdır kim Şeddâdî gâyet metîn ü müstahkem hisâr-ı üstüvârdır kim cemî‘i Peçoy halkının cümle zî-kıymet metâ‘ları bunda mahfûzdur, zîrâ iki kat vâsi‘ ve âlî ve arîz sedd-i kavî refî‘u'l-bünyân cümle hisârlardan sâhibü-şân bir iç kal‘a-i cây-ı amândır ve metîn handak-ı amîki var. Ancak semt-i kıbleye nâzır bir kapusu var. Bu kapu çâr-kûşe bir kulle-i bâlânın zeylinde bir tarz-ı âhar vâkı‘ olmuş bir bâb-ı musanna‘dır kim atebe-i ulyâsı üzre zolta nâm guruşda olan iki başlı ve iki kanatların açmış ve iki ayaklarında pençelerin germiş bir beyâz mermer üzre bir kuş tasvîri var kim gören anı ânsız zî-rûh zann eder. Ammâ cânsız bir kâr-ı îmânsızdır. Ve bu tasvîr-i murg-ı bî-rûha muttasıl bir beyâz mermer üzre Eflâtûn-ı İlâhî'nin kendü hattıyla bir gûne 67b hatt-ı Latin ile bu kal‘anın târîhin eyle tahrîr etmiş kim,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 67a–67b ·
metinde göster ·
Evvelâ aşağı kal‘a yukaru hisârın cânib-i garbîsi zeylinde 96a nehr-i Tuna kenârında kıbleden cânib-i şimâle tûlânîce yukaru kal‘ayı ihâta etmiş ve yukaru kal‘a kayası dahi bu varoşu göğsüne almış durur bir varoş-ı ma‘mûr u müzeyyendir kim aslâ bir karış arz-ı hâliyesi yokdur. Nehr-i Tuna kenârındaki dîvârı bir alçak hâ’it-i üstüvârdır, ammâ gâyet metîn ü müstahkem ve enli ve Şeddâdî dîvâr-ı arîzdir ve bu dîvâr-ı kavînin tûlu Öziçeli Hacı İbrâhîm câmi‘i yanındaki burun bedenden bu Tuna kenârı dîvârıyla yürüyüp cânib-i kıblede tâ handak ılıcası kullesine varınca bu Tuna dîvârının tûlu kâmil altı yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 95b–96a ·
metinde göster ·
İbrâhîm Paşa efendimiz dahi bu re’y-i ahsen ile cânib-i erba‘asın bu tertîb üzre karavulları berk edüp kendü askeriyle Lara dağı ve Lak bayırları zeylinde atından enüp bir seccâde üzre oturup cümle gâziyâna alay çavuşları tenbîh etdiler kim "Kimse âteş yakmaya ve hây hûy ve feza‘ u çeza‘ etmeye ve tüfeng atmayup tütün âteşi ve fitil nârı göstermeyüp herkes yerinde sâbit kadem olup askerden taşra gezişmeye, her kes atlarının dizginleri elinde pür-silâh âmâde duralar" deyü İbrâhîm Paşa askerine bu yüzden alay çavuşlarla tenbîh ü te’kîdler edüp vakt-i ışâ dahi oldukda edâ-yı salât olup herkes küme küme cavk cavk olup yârânlarıyla zevk u şevke meşgûl oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 100b ·
metinde göster ·
bir hafr-i azîm kazdırup cümle bin altmış aded şehîdânın henüz bir gün bir gece …
Bu kıssa-i pür-hisseden Sadrıa‘zam hissedâr ve haberdâr olunca hemân ale's-sabâh cemî‘i şühedâlarımızın na‘şe-i münevverelerin sahrâ-yı Ciğerdelen'de buldurup cümle Üstürgon tarafına getirdüp serâperde-i Berhayâ kurbunda Süleymân Hân depesi zeylinde bir hafr-i azîm kazdırup cümle bin altmış aded şehîdânın henüz bir gün bir geceden berü kanları revân olarak Ordu Monlası Ünsî Efendi cenâze-i şehîdân-ı gâ’ibân namâzına muktedâ olup iki kerre yüz bin aded guzât-ı muvahhidîn şehîdân namâzına bir kümeden hâzır olup {namâz-ı şehîdân kılınup} cümle şühedâyı biri biri üzre balık istifi gibi yığup defn etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 107b ·
metinde göster ·
kal‘a-i Litre'nin cânib-i kıblesinde bir düz çemenzâr yerde bir varoş-ı azîmdir …
Bu rabât-ı ma‘mûre kal‘a-i Litre'nin zeylinde kal‘a-i Litre'nin cânib-i kıblesinde bir düz çemenzâr yerde bir varoş-ı azîmdir kim etrâfı dolma çit dîvârlı ve rıhtım dolma palankalı kavî ve metîn rabât-ı şîrîndir kim dâ’iren-mâdârı altı bin hatve hisâr-ı üstüvârdır. Her tarafda cümle yedi aded tabyalardır. İçinde olan evleri cümle üç bin aded kârgîr binâ musanna‘ ve müzeyyen ve ma‘mûr u âbâdân hânedânlardır kim serâpâ şindire tahta örtülü yokuş aşağı vâkı‘ olmuş birbirinden âlî binâ olunup cümle revzenlerinden ve cümle dam u bâmlarından Uyvar'a varınca medd-i basarlı cihân-nümâ hânedân-ı ra‘nâlardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123a ·
metinde göster ·
olan kurâların fezâsındaki mezra‘a yerleri şiddet-i harâretden çatır çatır ça[t …
Mezkûr karlı yaylaların zeylinde olan kurâların fezâsındaki mezra‘a yerleri şiddet-i harâretden çatır çatır ça[t]layup bal arıları yerdeki çatlaklar içre bal petekleri yapup bir gûne râyiha-i tayyibeli bal hâsıl olur kim gûyâ müşk-i amber-i hâm gibi kokar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 128a ·
metinde göster ·
… ltun haç alemlerinin şu‘lesi nûr gibi berk urur ve şehri bir kûh-ı ser-bülendin
zeylinde
vâkı‘ olmağile cemî‘i uyûn-ı câriyelerin selsebîl-âsâ şehir içinde cereyân etdi …
Evvel ve âhir Nemse çâsârının tahtıdır, ammâ bu sefer-i meserretde seyr [ü] temâşâ etdiğimiz büldânlardan bu medyen-i azîm ma‘mûr u müzeyyen ve âsâr-ı binâları kat-ender-kat bir belde-i medyendir kim bir merhale yerden nümâyân oldukda cemî‘i kubâb-ı nîlgûnlarının ve cümle düyûrlarının nâkûs kullelerinin altun haç alemlerinin şu‘lesi nûr gibi berk urur ve şehri bir kûh-ı ser-bülendin zeylinde vâkı‘ olmağile cemî‘i uyûn-ı câriyelerin selsebîl-âsâ şehir içinde cereyân etdikleri nümâyândır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 129a ·
metinde göster ·
… olduğu bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur. Lâkin şimdi Sadrıa‘zam gelüp bu kal‘a
zeylinde
meks etdikde kânûn üzre top şâdımânları edüp kal‘a ağaları ve neferâtları Sadrı …
Ustolni-Belgrad'ından cereyân eden Şarviz gölünün geçit başında şekl-i murabba‘ olup bir küçük palanka olduğu bâlâda mufassal tahrîr olunmuşdur. Lâkin şimdi Sadrıa‘zam gelüp bu kal‘a zeylinde meks etdikde kânûn üzre top şâdımânları edüp kal‘a ağaları ve neferâtları Sadrıa‘zamdan ihsân u hil‘atler alup gitdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27a ·
metinde göster ·
ensesi bâğlar ve dereler ve depeli yere vâki‘ havâlesi azacık iki iç kal‘ası va …
Evvelâ cânib-i şarkîsi ve cânib-i kıblesi ve cânib-i cenûbîsi tarafları köy köy üzre ma‘mûr u âbâdân sahrâ-yı mahsûldârın cânib-i garbîsi nihâyetinde Karabağdala nâm bir bayır-ı mürtefi‘ zeylinde ensesi bâğlar ve dereler ve depeli yere vâki‘ havâlesi azacık iki iç kal‘ası vardır, ammâ ol havâle mülâhaza olan yerlerden bu kal‘aya zevâl yokdur, zîrâ ol havâle add olunan mahallerden bu kal‘aya top atılsa gülleleri aşırı gider ve topları aşağı atsalar toplar kendülerin kundakdan taşra atar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 36a ·
metinde göster ·