… -i makâm-ı Resûl üzre tâcı bir serâmed müzehheb ü mutallâ tâc-ı kiyâniyândır ve
zirvesinde
altun alemi alem-i mînâdır.
Ve bir serâmed mermer-i müşebbekden bir minberi var kim gûyâ bir kürsî-i vâlâdır. Üstâd-ı mermer-bür minbere eyle direfş, tilsimân, tîşe urup nakş etmiş kim gûyâ nakş-ı Mânîdir. Ve minber-i makâm-ı Resûl üzre tâcı bir serâmed müzehheb ü mutallâ tâc-ı kiyâniyândır ve zirvesinde altun alemi alem-i mînâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 60a ·
metinde göster ·
… etdi. Andan Zâkirî Efendi hânesine geldikde bir rîh-ı akîm zâhir olup minârenin
zirvesinde
destârı zemîne düşer. Ol gece tâc-ı devleti zemînde yatup ertesi gün kendüler f …
"Şununla borçları edâ edüp techîz [ü] tekfî[n]inize dahi masrûf eyleniz" buyururlar. Hikmet-i Hudâ gûyâ keşf etdi. Andan Zâkirî Efendi hânesine geldikde bir rîh-ı akîm zâhir olup minârenin zirvesinde destârı zemîne düşer. Ol gece tâc-ı devleti zemînde yatup ertesi gün kendüler füc’eten merhûm olup bedürüstî tâc-ı devleti başından gidüp cemî‘i âşıkân cenâzesine hâzır olup Kazancılar câmi‘i sâhibi Monlâ Hayreddîn hazretlerinin cenbinde medfûndur. Mazanna-i kerâme hâl-sâhibi bir sebük-rûh kimesne idi. Hâlâ bilâd-ı Rûm'da ehl-i tevhîdler mâbeyninde zâkirân ve şâkirânların âğâze etdikleri savt ve zecel ve zikir ve tasnîfât ve ilâhiyyât cümle Zâkirî Efendi'den münteşir olmuşdur. Rahmetullâhi aleyh. Mevtine târîh, güfte-i (---):
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 112a ·
metinde göster ·
Emîr Sultân câmi‘i: (---)(---) binâsıdır. Bir kûh-ı bâlânın
zirvesinde
çâr-kûşe harpüşte ve bir minâre-i rusâs ile mestûr bir câmi‘-i ziyâretgâhdır ki …
Emîr Sultân câmi‘i: (---)(---) binâsıdır. Bir kûh-ı bâlânın zirvesinde çâr-kûşe harpüşte ve bir minâre-i rusâs ile mestûr bir câmi‘-i ziyâretgâhdır kim ulu âsitânedir. Ve,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 125b ·
metinde göster ·
ve cânib-i erba‘asında niçe yüz bal fıçıları ile sular hâzırdır, ihtimâldir kim …
Ve bu damın tâ zirvesinde ve cânib-i erba‘asında niçe yüz bal fıçıları ile sular hâzırdır, ihtimâldir kim tuç eridirken âteşinden bir şerâre dama isâbet ederse dam üzre gezen âdemler sular ile ol âteşi teskîn ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 130b ·
metinde göster ·
… vtine târîhdir: Leyle-i ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin
zirvesinde
bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim çâr-kûşe dîvârının cânib-i erba‘asında niç …
Ziyâretgâh-ı Hazret-i Yahyâ Efendi {mevtine târîhdir: Leyle-i ıyd-i adhâ sene 978}. Deryâya havâle bir kûh-ı bülendin zirvesinde bir kubbe-i âlî içinde medfûndur kim çâr-kûşe dîvârının cânib-i erba‘asında niçe yüz bin uşşâkân-ı hattâtın gûnâ-gûn hatt-ı ebyât-ı eş‘ârları tahrîr olunmuş bir âsitânedir. Bizzât kendüleri Tarabefzûn'da mütevellid olup Süleymân Hân Gâzî ile süd karındaş olmuşlardır. Zîrâ Süleymân Hân ve pederi Selîm Hân-ı Evvel Tarabefsûn'da tevellüd etmişlerdir. Ba‘dehu Yahyâ Efendi, Süleymân Hân hilâfetinde cebren İslâmbol'a gelüp terk-i dünyâ edüp yine medfûn oldukları püşte üzre her leyle-i cum‘a Hızır Nebî ile mülâkât olup ilm-i ledünni anlardan tilâvet edüp terk-i dünyâ olmuşdu. Hâlâ ziyâretgâh-ı hâs [u] âmdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 135b ·
metinde göster ·
… teşi karşu Rûmeli Boğazı tarafında evc-i âsumâna ser-çekmiş bir kulle-i bâlânın
zirvesinde
bir fânûs-ı azîm içre yûnus balığı yağı yakup cümle Karadeniz keştîleri ana naz …
{Der-sitayiş-i fânûs}: Ancak her gece âteşi karşu Rûmeli Boğazı tarafında evc-i âsumâna ser-çekmiş bir kulle-i bâlânın zirvesinde bir fânûs-ı azîm içre yûnus balığı yağı yakup cümle Karadeniz keştîleri ana nazar edüp şeb-i siyâhda boğazdan içeri girüp selâmete dâhil olup kurbân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a ·
metinde göster ·
… t-i Yûşa‘ Nebî'ye urûc ederler kim iki sâ‘atde ancak çıkılır bir kûh-ı bülendin
zirvesinde
kabr-i Yûşa‘ Nebî ve tekye ve fukarâları vardır.
Andan cânib-i cenûba leb-i deryâ ile Servi Burnu'na gelince sekiz bin adımdır kim ol burun üzre Süleymân Hân'ın bir seddi vardır, servler ile müzeyyen bir çemenzâr-ı cihân-nümâ zemîndir. Andan cümle ehl-i teferrüc cebel-i Yûşa‘'da ziyâret-i Yûşa‘ Nebî'ye urûc ederler kim iki sâ‘atde ancak çıkılır bir kûh-ı bülendin zirvesinde kabr-i Yûşa‘ Nebî ve tekye ve fukarâları vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 139a ·
metinde göster ·
olmak ile deryâdan bir sâ‘at ba‘îd bir susuz dağ başındadır. Cümle bin mikdârı …
Gekbize, "gel bize"den galatdır. Ammâ imâret-i sâlisi Ebü'l-feth Meğâzî, ya‘nî Sultân Mehemmed Gâzî, İslâmbol'u feth etdikden sonra imâr olmuşdu. Kocaili sancağı hâkinde yüz elli akçe kazâdır ve Süleymân Hân asrında köprü sâhibi Koca Mustafâ Paşa bir câmi‘-i azîm binâ etmeğile anın evkâfıdır. Mütevellîsi hâkimdir. Bir kûh-ı bâlânın zirvesinde olmak ile deryâdan bir sâ‘at ba‘îd bir susuz dağ başındadır. Cümle bin mikdârı âbâdân bâğlı ve bâğçeli tarz-ı kadîm büyûtlardır. Cümle üç câmi‘i var, ammâ cümleden mükellef selâtîn-misâl kurşum örtülü kubbe-i nîlgûn Câmi‘-i Mu‘azzam'dır kim İslâmbol'da vüzerâ câmi‘lerinde böyle bir câmi‘-i azîm yokdur. Edirne kurbunda Süleymân Hân'ın
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 276b ·
metinde göster ·
… : Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin
zirvesinde
medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd il …
Ziyâret-i Ferhâd: Amâlıka'dan idi. Ehl-i Amasiyye, "İslâm ile gitdi", derler. Ol kûh-i bülendin zirvesinde medfûndur. "Şîrîn öldü" deyü haberi'd-dürûğ eden Ferhâd öldüren câzû, Ferhâd ile Şîrîn mâbeyninde medfûndur. Garâbet bu kim Ferhâd u Şîrîn üzre gül bitüp nihâlleri birbirine sarılırken câdû avret üstünde kara çalı dikenleri bitüp Ferhâd [u] Şîrîn'in gül fidânların birbirinden ayırır, aceb sırdır kim dünyevî ve uhrevî mâni‘-i mülâkât olmuş mel‘ûnedir. Şehr-i Amasiyye'de bu ziyâretlerden mâ‘adâ niçe bin kibâr-ı evliyâullah ziyâretler vardır, ammâ ziyâret etdiğimiz bunlardır. Her birinin rûh-ı şerîfleriyçün Yâsîn ve Fâtiha tilâvet edüp âşinâlık kesb etdik ve rûhâniyetlerinden istimdâd taleb edüp inşirâh-ı sadr-ı derûn hâsıl etdik. Üçüncü nefîr-i irtihâller çalınup cümle yârân-ı asdıkâlar ile vedâ‘laşup ol gün Çengâllibel nâm dağlar ve ormanlar içre ber-muhavvif ü muhâtara yerleri geçüp 6 sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 282b ·
metinde göster ·
… hâm-ı hâmdır kim nakş-ı bukalemûndur. Bu havzın ortasındaki fevvâre ta kubbenin
zirvesinde
cam tasa urup andan aşağı rîzân olur. Bu câmekânda cemî‘i huddâmları pençe-i âf …
Ve bu câmekânın ta vasatında âb-ı hayât ile memlû şadırvânları üç yüz yerden kubbeye pertâb etmededir. Ve ferşi Mısır tarzı serâpâ elvân ruhâm-ı hâmdır kim nakş-ı bukalemûndur. Bu havzın ortasındaki fevvâre ta kubbenin zirvesinde cam tasa urup andan aşağı rîzân olur. Bu câmekânda cemî‘i huddâmları pençe-i âfitâb Çerkes ve Abaza ve Gürcî gulâmlardır kim her birinin kemerlerinde ve libâslarında biner guruşluk zî-kıymet mücevher kuşak ve hançer ve bıçaklar vardır ve cümle sadefkârî na‘leynler ile reftâr etdiklerinde gûyâ her biri birer gûne tâvûs-ı bâğ-ı İremdir. Bu huddâmân-ı mahbûbân gassâlânlara ibrişim putalar ve sadefkârî na‘leynler verüp hürmet ederler. Bu câmekândan içre girdikde sovukluk ta‘bîr etdikleri bir kubbe-i azîm dahi budur, ammâ ortasında havz u şadırvânların mâ-i zülâlleri cümle ıssıdır ve cânib-i erba‘ası dîvârı nakş-ı bukalemun-ı ibret-nümûn-ı Çîndir. Bu dahi ruhâm-ı hurde ile mefrûş gül-i Sîndir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 229b ·
metinde göster ·
… -ricâl takli‘u'l-cibâl" deyüp yanında olan Ekrâd ümerâlarıyla ol kûh-ı bülendin
zirvesinde
meşveret edüp "İnşâallah hücûm günü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu …
Âhir "Himmetü'r-ricâl takli‘u'l-cibâl" deyüp yanında olan Ekrâd ümerâlarıyla ol kûh-ı bülendin zirvesinde meşveret edüp "İnşâallah hücûm günü sen şu mahalden ve sen şu dereden ve sen şu depeden ve sen şu püşteden atlı ve yayan yürüyüş edersüz." deyü on sekiz aded ümerâlara hücûm idecek yerlerin gösterüp "Şehr-i Bitlîs'in etrâfında sizler hâzır olup biz aşağı Rahova sahrâsında Van askeriyle ve Hakkarî askeriyle ve benim on iki bin askerimle büyük meterislere hücûm edüp "Allah Allah" deyüp balyemez toplara âteşler etdikde sizler dahi bu me’mûr etdiğim on sekiz yerden şehr-i Bitlîs'e hücûm edin, ammâ askerinize tenbîh ü te’kîd edin, evvel hân arısın söndürelim, sonra hânın balın yiyelim. Gayri re‘âyâ vü berâyâya ve ehl [ü] ıyâle vaz‘-ı yed edüp hâneleri nehb ü gâret etmesinler. Ancak hemân hânı ele getirsinler ve hânın bâğını kabz edüp kal‘ayı muhâsara etsinler" tenbîh etdikde cümle be-ser [ü] çeşm deyüp bu müşâvere-i hayr üzre yemîn billah ile Fâtiha-i seb‘u'l-mesânî tilâvet olunup paşa ile ordu-yı İslâm cânibine giderken Rahova sahrâsının bir köşesinde bir çemenzâr yerde tahte'l-kahve tenâvül etmeğe nüzûl edüp cânib-i erba‘aya karavullar koduk. Hikmet-i Hudâ asker-i bî-pâyânın kesretinden ve yağmacı ve kavm-i talancının vefretinden ordu-yı İslâm'dan bir alây şikârcı âdemler dağ taş ve kemîngâh dereler ve râh bilmezler birer mağaracı kimesneler ale'l-ittifâk şehr-i Bitlîs'in etrâfın nehb ü gâret etmeğe giderken meğer hân tarafından kemîngâh içre altı yüz aded güzîde asker-i Rujikiyân var imiş. Bizim asker yağmacısı bu hân askeri üstüne uğrayup bir azîm ceng edüp biz paşa ile otururken bir tüfeng sadâsı istimâ‘ etdik, ammâ ne idüğü ma‘lûmumuz olmayup paşa-yı müdebbirden ol mahalle âdem varınca bizim yağmacılardan iki yüz âdemi hân askeri amân vermeyüp kılıçdan geçirüp cümlesi câm-ı şehâdeti nûş ve gam-ı dünyâyı ferâmûş edüp kellelerin hâna götürürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 264b ·
metinde göster ·
üç aded azîm göyner ağaçları hâsıl olmuş. Subhân el-Hallâk el-Bâkî bu terkîm ol …
Ve bu kayanın tâ zirvesinde üç aded azîm göyner ağaçları hâsıl olmuş. Subhân el-Hallâk el-Bâkî bu terkîm olunan eşyâlardan mâ‘adâ yılan ve çıyandan gayri bir şey yokdur. Andan yine nüzûl edüp atlarımıza süvâr olup bu kayanın dibinden geçüp dörd buçuk sâ‘atde garba teper aşağı enüp mezkûr Şâhin kayasının zirve-i a‘lâsı ebr-i kebûdlar içinde kaldı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y29b ·
metinde göster ·
… 'da sûr nakılları-misâl bir surâhî nakıldır. Üçer dörder tabakadır. Y 314a Tâ
zirvesinde
bir sağîre cevârî, andan aşağı ehl-i beyt-i şürefâ zer-ender-zere müstağrak olu …
Hakkâ ki cemî‘i hevdecleri ya‘nî develer üzre mahâfeleri gayri mahâfe gibi değildir. Rûm'da sûr nakılları-misâl bir surâhî nakıldır. Üçer dörder tabakadır. Y 314a Tâ zirvesinde bir sağîre cevârî, andan aşağı ehl-i beyt-i şürefâ zer-ender-zere müstağrak olup giderler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y313b–Y314a ·
metinde göster ·
… lçuk'a mülâkât günü Konya sahrâsında bir azîm cenge duş olup bir cebel-i âlînin
zirvesinde
temâşâ edüp gördüler kim Tatar gâlib, karşu tarafda Selçukıyân tarafı mağlûb.
Yüz yetmiş sene hükûmetleri Ahlât'da olup yine âl-i Cingiz derdinden Ahlât memleketinde olan milk [ü] emlâkların terk edüp Konya'da âl-i Selçukıyân'a dâhil düşmeğe giderken nehr-i Murâd sâhilinde Ca‘ber kal‘ası dibinde Süleymân şâh serdârları gusl ederken gark olunca Erduğrul serdâr olup âl-i Selçuk'a mülâkât günü Konya sahrâsında bir azîm cenge duş olup bir cebel-i âlînin zirvesinde temâşâ edüp gördüler kim Tatar gâlib, karşu tarafda Selçukıyân tarafı mağlûb.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y25b ·
metinde göster ·
… alar var kim yüzer zirâ‘ kaddi vardır. Bir ucu Nîl'e isâbet eder. Ve sütûnların
zirvesinde
olan orsa bayraklar dahi hemçünân zerdûz elvân sancaklardır. Bu tertîb üzre Nîl …
Ve paşanın cânib-i erba‘asında iki yüz gılmân-ı hâssa ve cümle mellâhlar dahi iki yüz pâk libâslı keştîbânlardır. Ve bâdbân sereni ucunda iki çatal Cezâyir kârı zerdûz filandıralar var kim yüzer zirâ‘ kaddi vardır. Bir ucu Nîl'e isâbet eder. Ve sütûnların zirvesinde olan orsa bayraklar dahi hemçünân zerdûz elvân sancaklardır. Bu tertîb üzre Nîl üzre gider.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y153a ·
metinde göster ·
bir sürâhî altun top üzre bir altun alemi vardır. Ve cânib-i erba‘asındaki köşe …
Ve tâ zirvesinde bir sürâhî altun top üzre bir altun alemi vardır. Ve cânib-i erba‘asındaki köşelerinde dahi birer altun topları vardır. Ve serâpâ siyâh harîr üzre zer-ender-zer sırma bükme münakkaş içre Lâ ilâhe ilallâh Muhammedün Resûsullâh tahrîr olunmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y204a ·
metinde göster ·
… kaddi yüz zirâ‘-ı Mekkî'dir. Cânib-i erba‘asında Kabâbıta hatları çokdur. Ve tâ
zirvesinde
bir çârpâ üzre süvâr olmuş mücevveze sarıklı âdem sûreti var, Selîm Hân Mısır'a …
Evvelâ İslâmbol'da Atmeydânı'ndaki gibi çâr-gûşe bir amûd-ı serâmed vardır, kaddi yüz zirâ‘-ı Mekkî'dir. Cânib-i erba‘asında Kabâbıta hatları çokdur. Ve tâ zirvesinde bir çârpâ üzre süvâr olmuş mücevveze sarıklı âdem sûreti var, Selîm Hân Mısır'a gele, deyü işâretdir. Cânib-i erba‘ası Atmeydânı'ndakinin nakşı gibi münakkaşdır. Ve hâlâ bunda olan mesdûd tılısmât-ı garîbe bir diyârda yokdur. Hâlâ meftûh olmamışdır, cümle râyegândır, feth etmeğe cidd ü cehd edenler cümle anda medfûndurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y232a ·
metinde göster ·
on hazîneli bir tengetir çadır kurmak olur bir meydândır. Ve ba‘zı taş delikler …
Hakîr girdiğimiz ehrâmın üzerine çıkdım, tâ zirvesinde on hazîneli bir tengetir çadır kurmak olur bir meydândır. Ve ba‘zı taş deliklerinde şâhin ve doğan kündeleri ve cılkıları ve güvercin küpeleri ve halhâlları buldum. Cümle Mısır zîr-i pâda nümâyân idi. Tâ bu mertebe âlî cibâllerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y233b ·
metinde göster ·
… eşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyninde tâ
zirvesinde
birer salkım mevz verir. Ve her salkımı mûm sofrası gibi bir yeşil tekerlek ken …
Evvelâ mevz: bir turfe şeydir. Ağac desen değildir, ammâ kaddi ağaç kadar vardır. Her sene yerden iki âdem kaddi kadar çıkup ve âdem uyluğu kalınlığında olup içi mâl-â-mâl sudur, sıkarsan suyu çıkar, bunun hakkındadır. Ve yaprakları yorkan kilim kadar yeşil yeşil filandıra bayraklar gibi yaprakları olur. Ve yapraklar mâbeyninde tâ zirvesinde birer salkım mevz verir. Ve her salkımı mûm sofrası gibi bir yeşil tekerlek kenârında ikişer kat sıra sıra dizilmiş iki yüz dahi ziyâde ve noksân sarı patlıcan-misâl mevzlerdir. Kemâlin bulunca sapsarı kehrübâr olur. Andan koparup Y 238a tenâvül ederler. İbtidâsı yeşildir. Gerçi sûretde patlıcan-misâl mevzûndur, ammâ içinde patlıcan gibi tohumu yokdur, hemân leb-ber-leb bir ma‘cûn-ı mukavvîdir. Ucundan kabuğu soyulur. Ve şeker ile tenâvül olunsa dahi latîf olur. Dörd beş dânesi tenâvül olunsa, lahm yemiş kadar gınâ verüp gâyet tok tutar. Serî‘u'l-hazmdır ve gâyet nâfi‘dir. Bedene kuvvet verüp menîyi ziyâde edüp kuvvet-i basarı dahi ziyâde eder ve tabî‘atı i‘tidâl üzre eder.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y237b–Y238a ·
metinde göster ·
… yerleri zâhirdir. Ve içi katîfe kaplı nigendeli ve içi pembeli bir kavukdur. Tâ
zirvesinde
elma kadar Seylân taşı var. Kenârları cümle pîrûze akîk-i yemenî taşlar ile müz …
Deve gönünden sekiz köşe bir büyük tancere kadar bir kavukdur, lâkin her köşesi zerdûzdur. Mâbeynleri zamân-ı kadîmde incü ve murassa‘ imiş, hâlâ yerleri zâhirdir. Ve içi katîfe kaplı nigendeli ve içi pembeli bir kavukdur. Tâ zirvesinde elma kadar Seylân taşı var. Kenârları cümle pîrûze akîk-i yemenî taşlar ile müzeyyendir. Kenârı künküre künküre ya‘nî beden beden bir turfe garâyib tâcdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y244a ·
metinde göster ·
İsvân'ın cânib-i şarkîsinde rub‘ sâ‘at ba‘îd bir vâdî-i Tîh-misâl bir kumluk içinde bir püşte-i âlî üzre bir cesîm sommâkî zenbûrî bir amûd-ı âlîdir kim Allâhu a‘lem kaddi yüz zirâ‘-ı Mekkî vardır. Tâ zirvesinde siyâh elvân seng-i hârâdan Hazret-i İdrîs Nebî'nin sûreti vardır. Görenler anı bir Habeşî âdem oturur zann eder. Gûyâ zî-rûhdur kim hande-künân tebessüm edüp şehâdet parmağın kaldırup gûyâ âsumânı gösterir şekilli tasvîr olunmuş. Hazret-i İdrîs bu İsvân şehrinde hâsıl olup bu diyâr halkına ba‘s olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y387b ·
metinde göster ·
Alatları ve halatları acâyibdir. Meselâ kal‘anın tâ
zirvesinde
iki amelî pâye var kim semâyâ ser çekmiş. İki pâyenin üstüne azîm hûrmâ dırahtl …
Alatları ve halatları acâyibdir. Meselâ kal‘anın tâ zirvesinde iki amelî pâye var kim semâyâ ser çekmiş. İki pâyenin üstüne azîm hûrmâ dırahtları komuşlar ve fîl derisinden üç dâne urganlar urmuşlar. Bu üç urganın yukaru ucları mezkûr hûrmâ ağaçlarında bağlıdır. Aşağı ucunda yine fîl derilerinden örülmüş bir sofra-misâl şeydir, anın içine seng-i hârâları koyup Rûm ıydlerinde sıbyânlar içün salıncak binâ ederler, gûyâ eyledir. Fîl derisi kolanlarla taşı sallaya sallaya murâd [u] maksûdları merkezine taş vardıkda üçüncü ipin birin halâs edince ol müdevver taş tayerân ederek murâd edindikleri yere varup düşmeni helâk eder. Ammâ saded anda kim evvelden düşmen geleceği mahalle atup tecrübe etmişler. Ve mancınık amûdları üzre müte‘addid ipler komuşlar, mahall-i merâma geldikde ipin birine rehâ verüp atarlar. Ammâ bu dâ’imâ kal‘ada dâyimdir, cânib-i erba‘aya atılır, gayrı yere gitmez. Ammâ taşra sefere gitdikleri zamân gayrı âsî hûrmâ direklerinden mancınıkları vardır, develer ile götürüp bununla dahi ceng ederler. Garîb temâşâdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y396a ·
metinde göster ·
bir vâsi‘ meydânın cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn seng-i hârâlardan sandaliyyeler …
Evvelâ bu eşkâl-i garîbe bu püşte-i âlînin tâ zirvesinde bir vâsi‘ meydânın cânib-i erba‘asında gûnâ-gûn seng-i hârâlardan sandaliyyeler ârâste olmuş, bu meydânın garbîsi nihâyetinde yedi amûd-ı müntehâ-yı sommâkî bir yere cem‘ edüp birbirine muttasıl Y 406a dikmişler. Bu yedi sütûnun zirve-i âlîsinde bir hacer-i yekpâre vaz‘ [u] nasb eylemişler. Yedi amûdu setr edüp amûdlara bâr olup amûdlar anınla ber-karâr olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y405b–Y406a ·
metinde göster ·