Feth’i unudup aklım başımdan gidüp at üzre ne eğer ve ne kılıç ve kaddâre bir şey kalmamış. Gulâm sehel durup merhûm olup atı berk bağlayup gulâmı zemîne bırağup yine alem dibinde Feth-i Şerîf'e başladım. Zannetdim Arapça âyetin tilâvet ederdim. Hemân aklım başıma gelüp "El-hükmü lillâh" dahi neler olacakdır, deyü ileri at depredüp niçe temâşâlar etdik. Hulâsa-i kelâm, yedi kerre onlar bize, biz anlara hamleler edüp kâmil üç sâ‘at-i nücûmî ceng [u] savaş-ı perhâş oldu kim Azak cenginden berü böyle bir dilîrâne irâm(?)-â âver ceng olmamışdır. Ammâ anların dahi atları mukaddemâ bizimle vakt-i Şâfi‘îden berü ceng edeli bî-tâb u bî-mecâl kalup âhir-i kâr dağlara yan verir şeklinde olunca bizim asker şîrînleyüp üzerlerine hücûm-ı ziyâdece etdiklerinde cümlesi seyrek ağaçlı ormanlara "Ormanus keres", deyüp firâr edince Daşnık Mirza'nın kethüdâsı ve on iki nâmdâr ağası ve on iki iç ağası Çelebi Kethüdâ koluna düşdiler. Ol ân onlara amân vermeyüp hâke düşürdüler. Ve Celâlîler ormandan var kuvveti bâzûya getirüp bir dahi hû etdiler. Yetmiş aded âdemleri dahi ser-nigûn olduğun gördüklerinde karârları firâra mü’eddî olup ardlarında kova kıra kellelerin ârâyiş-i nîze edüp serdârımıza getirüp ihsân [u] in‘âmlar alınup "Herkes kellesin hıfz etsin" deyü fermânlar olup herkes sürûr [u] şâdımânda iken ânî istimâ‘ etdik kim dağlar içre bir sadâ-yı Allah Allah kopup, "Bre nedir o?", deyü ormanlar içre bizim asker girüp meğer Bektâşlı ve Kara Çavuşlu mukaddemâ girü omanlar ardın kollayarak gitmişlerdi. Hanifi Halîfe ve Daşnık Mirza askerinin bakıyyetü's-süyûfuyla firâr ederken anlar râst gelüp cenge âheng edüp Allah Allah demişler. Bizim Melekli anı dahi imdâda yetişüp ânî gördük, Dasnik İmirza kırk altı aded tevâbi‘iyle karşu getirdiler ve cümle kayd-bend etmişler. "Bre Hanifi Halîfe niçe oldu?, işte firâr ediyor", diyince "Yaralıdır, yetişirsiz" deyü akîbince at bırağup nîm sâ‘atde yetişüp on üç âdemiyle Melekliler anı dahi 101a dest ber-kafa kayd-bend edüp serdâr huzûruna getirdiler. Ta vakt-i zuhr olunca kelle ve dil gelmeden hâlî olmadı. Âhir Celâlîlerin haymelerin kurup ve ganîmet olunan esvâbların bir yire yığup şühedâlarımız ve mürde olan Celâlîlerin leşleri yanında meks olunup bir gün tekâ‘üd fermân olunup der-i devlet-masîre feth-i meserret haberi müjdecileri gitdi. Ammâ atlarımızda ve cümle gâzîlerimizde zerre mikdâr tâb u tüvân kalmamış idi. Derhâl fermân-ı serdâr ile Celâlîlerden alınan sekiz yüz aded ganîmet atlarına bizim asker süvâr olup isteyen kendi atıyla küme küme olup bakıyyetü's-seyf olan Celâlîleri akîblerince kovmağa me’mûr oldular. Derhâl serdar-ı nusret-şi‘âr Kara Abdullah Paşa İznik ve Lefke ve Söğüd ve Eskişehir ve Seydî Gâzî kadîlarına hitâben Celâlîleri ele getirüp kayd-bend ile der-i devlete getirmeleriyçün on iki kadılara buyurdular yazılup kapucubaşılar ılgar ile revâne oldular. Hemân cümle re‘âyâ vü berâyâ "Nefîr-i âm emri geldi" deyü fürce bulup dağlarda hayvânât sayd [u] şikâr ederlerken benî Âdem avlamağa başlayup ertesi güne dek eli bağlı ve ciğeri dağlı ümmet-i Muhammedleri uryân [u] büryân edüp başlarında birer keçe külâh ile girîftâr-ı bend ederek serdâr huzûruna getirirlerdi. Ve ol meydân-ı ma‘rekede Ahmed Bey Çeşmesi kurbunda şâhrâhın tarafeynine yüz yetmiş şühedâlarımızı defn etdik. Ve yüz kırk altı âdem mecrûh bulunup cerrâhlar ta‘yîn olunup kimin arabalara ve kimin sallara tahmîl edüp Celâlîlerden kâmil altı yüz âdem "Beynehû beynallah" şehîd olmayup sahrâ-yı çemenistân-ı çerâgâhda olan dırahtistânın tahtında na‘ş-ı ibn-i Âdem şecere-i Vakvak zeyli gibi benî Âdem cesedi ile zeyn olmuşdu kim edîm-i arzda gûyâ yebrûhu's-sanem haşâyişi zeyn olmuşdu. Kimi bir çalışda dü-nîme olmuş kimi sünü yalmanıyla mürd olmuş, kimi kelle paça olmuş, kimi hamâyil bağı çalınup kol ve kelle perrân olmuş, kimi teper ber-kafa sadrına enince dünîme olmuş, kimi sepetleme çalınmış, kimi kurşum ile alınmış, kimi şast ber-kabza tîr-i kemândâra râst gelüp sûzen-i hayyât atlasından güzer eder gibi geçüp merhûm olmuş, hikmet-i Hüdâ, râdet-i ezelî böyle ta‘alluk edüp bu cengde dahi Azak ve Hanya gazâsından ziyâde ibret aldık, aceb sırr-ı Hudâ idi. Bu mevtâlar dahi tarîk-i âm tarafeyninde on beş aded çâhı re‘âyâya kazdırup cümle leb ber-leb edüp kelleleri ârâyiş-i nîze oldu. Ve mâl-ı ganâyimlerinden cümle sekiz yüz at ve bu kadar mâl-ı ganâyim ve hayme vü hargâh ve bâr-ı bengâh ganîmet olunup niçe kimesne yahşi kılıç u gaddâre ve zırh-ı zirîh külâh ve tüfenk ve kalkan ve esbâb [u] eskâl ve mahbûb gılmânlara mâlik oldular ammâ develeri yok idi. Ancak yigirmi katar-ı katır var idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 100b–101a ·
metinde göster ·
… n bu kıyâfetle kal‘ada nişlersin?" der. "Vallahümme pâdişâhım, ihsânın olan ata
ziyâdece
yem almak içün tobra ile kal‘aya vardım, der-ân geldim." der.
Derhâl fakîr Hüsrev gulâmı huzûruna getirirler. "Bre mel‘ûn sen bu kıyâfetle kal‘ada nişlersin?" der. "Vallahümme pâdişâhım, ihsânın olan ata ziyâdece yem almak içün tobra ile kal‘aya vardım, der-ân geldim." der.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 221a ·
metinde göster ·
… rbirine mahlût olduğu mahalle gelüp ikisinden dahi nûş edüp Şatt'ın nef‘in dahi
ziyâdece
müşâhade edüp Diyârbekr'e gelir.
Ammâ hikmet-i Hudâ ol asırda Hızır Nebî İskender'in askerî tâ’ifesinden bir recül-i sâlih imiş, halkdan ba‘îd serserî gitmek mu‘tâdı imiş. Bir mahalde kendüye harâret-i bedeniyye ârîz olup bir âb-ı sâfîden nûş eder. Meğer ol âb-ı hayât-ı cennât imiş. İlâ hâze'l-ân Hazret-i Hızır zindedir kim deryâda ve gayrı cezâyirler hizmetine me’mûrlardır. Ammâ niçeler nübüvvetinde ihtilâf etmişler. Çoğu nübüvvetine zâhib olmuşlar. Netîce-i merâm âhir İskender âb-ı hayâtdan hayât-ı şifâyı bulamayup yine hukemâlarının ta‘lîmiyle "Dünyânın göbeği kûh-ı Bingöl'de âb-ı hayât olmak ihtimâli vardır." deyü "Azm-i kûh-ı Bingöl!" diyerek Basra önünde Şattu'l-Arab'a gelüp andan nûş edince karneyninin veca‘ı teskîn olur. Andan sâhil-i Şatt ile gelerek ve âb-ı nâbdan nûş ederek, kat‘-ı menâzil ü tayy-ı merâhil ederek nehr-i Batmân ile nehr-i Şatt'ın birbirine mahlût olduğu mahalle gelüp ikisinden dahi nûş edüp Şatt'ın nef‘in dahi ziyâdece müşâhade edüp Diyârbekr'e gelir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 222a ·
metinde göster ·
… her sene sekiz kise-i Rûmî hâsıl olur. Eğer hânlar ile hüsn-i ülfet ederse dahi
ziyâdece
olur. Hâkim-i sâlisi mezheb-i Şâfi‘î müftîsidir; müftî-i Hanefî yokdur. Zîrâ cü …
Bu nevâhî-i ma‘mûrelerden kadısına ber-vech-i adâlet beher sene sekiz kise-i Rûmî hâsıl olur. Eğer hânlar ile hüsn-i ülfet ederse dahi ziyâdece olur. Hâkim-i sâlisi mezheb-i Şâfi‘î müftîsidir; müftî-i Hanefî yokdur. Zîrâ cümle ahâlîsi Şâfi‘îyyü'l-mezhebdir. Ve hâkim-i râbi‘i nakîbü'l-eşrâfdır. Hâkim-i hâmisi serdâr ve hâkim-i sâdisi bâcdâr ve hâkim-i sâbi‘i şâhbenderdir ammâ bu mezkûrlar cümle hân tarafından hâkimlerdir. Ammâ harâc ağası ve yeniçeri serdârı pâdişâh tarafındandır. Muhtesibi ve kapândarı ve boyahâne emîni hân tarafındandır. Her vech ile zabt u rabtı ve adl-i adâleti yerinde hükûmetdir. 224a
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 223b–224a ·
metinde göster ·
… -i Kûfe'nin niçe yüz aded ziyâretleri tahrîr olunmuşdu. Ammâ şimdiki hâlde dahi
ziyâdece
ziyâret etdiklerimizi beyân eder:
Evvelâ mukaddemâ sene 1059 târîhinde Bağdâd'ın ve Hille ve İmâm Hüseyin ve İmâm Alî ve bu şehr-i Kûfe'nin niçe yüz aded ziyâretleri tahrîr olunmuşdu. Ammâ şimdiki hâlde dahi ziyâdece ziyâret etdiklerimizi beyân eder:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 357a ·
metinde göster ·
im‘ân-ı nazar ile nazar edüp "Hay hay fenâ dünyâ, vallâhi gerçek Evliyâ'nın güf …
Paşa dahi ziyâdece im‘ân-ı nazar ile nazar edüp "Hay hay fenâ dünyâ, vallâhi gerçek Evliyâ'nın güftesi ve resm-i bukalemûnudur. Sübhânallâh, işte Defterdârzâde Mehemmed Paşa oğlumuz da bu sarâyda bir âsâr eyledi. Niçe cânlar böyle eser edemeyeler. Anıniçün derler kim ‘Er ölür adı kalır’. El-hâsıl hayr ile yâd olunmağiçün niçe böyle hayrâtlar inşâ etmek gerek" deyü bu kasr içre gezer.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 17a ·
metinde göster ·
… ayri şey vermeyeler. Bunlara kisb-i havâ etdikleri yetişir. Bir iki günden dahi
ziyâdece
ta‘âmlar versinler, hemân bunları arabalara kosunlar ve kal‘a-i Uyvar'a götürsü …
"Amân sultânım, şimdi bu kadar ibâdullâh o kadar zifir ni‘metullâhı yeyince cümle kırılırlar. Hemân bunlar ekmek ve su vereler, gayri şey vermeyeler. Bunlara kisb-i havâ etdikleri yetişir. Bir iki günden dahi ziyâdece ta‘âmlar versinler, hemân bunları arabalara kosunlar ve kal‘a-i Uyvar'a götürsünler. Anda bunları Sadrıa‘zam kal‘a kulu etsinler. İsteyenleri vatan-ı aslîlerine gitsinler" dediğimde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 123a ·
metinde göster ·
… n [u] in‘âmlar aldıkda Cum‘a gün asker şîrînleyüp birkaç bin asker karşuya dahi
ziyâdece
geçdiler.
Hemân bir cisr dahi yapmağa fermân olundukda meğer bizden sonra bir iki bin asker bir tarafa tarfetü'l-ayn içre gidüp ma‘mûr kurâlar ve kasabâtlar bulup niçe bin nûr-ı mahz Alman güzelleri ve camlı hınto arabalar alup anlar dahi şâdımânlar ederek Sadrıa‘zama gelüp ihsân [u] in‘âmlar aldıkda Cum‘a gün asker şîrînleyüp birkaç bin asker karşuya dahi ziyâdece geçdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 18b ·
metinde göster ·
… âteş başında iki koyun kebâbımız var idi. Ana muntazır olup birkaç kadeh şarâb
ziyâdece
içüp uyuya kalmışız. İşte başımıza böyle hâl geldi" dedikde hemân bu kâfirleri …
"Vallâhi yuram, ya‘nî ağam, biz Yanık kal‘asından iki bin âdem bu mahalle gelüp iki gece idi yatup bu dereden gelen geçen Türk askeri üzre çıkalım, şikârlar alalım, Yanığ'a tafra ile varalım derken çaşıtlarımız gelüp bire burada ne durursuz, deryâ gibi Türk askeri üzerinize geliyor, demişler. Askerimizin cânları başlarına sıçrayup yoldaşlarımız kaçmışlar. Biz dahi şu âteş başında iki koyun kebâbımız var idi. Ana muntazır olup birkaç kadeh şarâb ziyâdece içüp uyuya kalmışız. İşte başımıza böyle hâl geldi" dedikde hemân bu kâfirleri soyup bellerine bakdım.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 25b ·
metinde göster ·
… edüp cebehâne ve ba‘zı bâr-ı sakîller sehel hiffet bulup bu menzilde sür‘at ile
ziyâdece
yüründü, zîrâ Leve kal‘ası altında {mukaddemâ} münhedim olan Sarı Abaza Hüseyin …
"Ayâ bu kahtda bu nân-pâreleri Evliyâ kanda bulur kim" deyü yüzüme aları aları bakarlardı. Ve bu Hacı Paşa ile gelen zahîre arabaları boş kalup kalan cebehâneleri ve ba‘zı şâhî topları bu arabalara tahmîl edüp cebehâne ve ba‘zı bâr-ı sakîller sehel hiffet bulup bu menzilde sür‘at ile ziyâdece yüründü, zîrâ Leve kal‘ası altında {mukaddemâ} münhedim olan Sarı Abaza Hüseyin Paşa'dan feryâdnâmeler gelüp,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 27a ·
metinde göster ·
tekellüm ederler. {Ekseriyyâ re‘âyâları Rûm, Bulgar ve Çıtak ve Yörük kavmidir …
Der-sûret-i çîn meh-cebîn-i mahbûbe-i mahbûbân: Merd [ü] zenân-ı cüvânân-ı perî rûyları gâyet çokdur. Evvelâ cümle dilberânları gâyet garîb-dost olup semmûr Boşnak kalpağı geyüp Rûmeli gâzîleri gibi sıkma çuka dolamaları gümüş düğmeli ve çakşırları yine gümüş kopçalı ve kubâdî ve pâbuçlu ve serhaddî kontoşlu dilberânları olur. A‘yân-ı eşrâf ihtiyârları yine gûnâ-gûn çuka ferrâce ve semmûr kürk kontoşlar geyüp destâr-ı Muhammedî sararlar. Ba‘zı elfâzlarında "varmısık, gelmısık" deyü ziyâdece tekellüm ederler. {Ekseriyyâ re‘âyâları Rûm, Bulgar ve Çıtak ve Yörük kavmidir kim beyâz abâ ve kebeler geyerler.}
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 220a ·
metinde göster ·
… drıa‘zam yerli yerlerine ve kollu kollarına koyup ceng [ü] cidâl harb [ü] kıtâl
ziyâdece
olmağa başladı.
Sene 1078 Ramazânu'l-mübârek'inin evvelki günü Kapudan Kaplan Paşa yine Çanak limanına İzmir'de kapuya çıkan üç bin yeniçeri gâzîleri ve on bin kadar Anatolu askeri ve niçe bin kantâr bârûd-ı siyâh ve niçe bin gûne âlât-ı silâh ve niçe yüz bin kantâr beksumât ve sâ’ir cebehâne ve mühimmât [u] levâzımât eşyâları Çanak limanına getirüp bir gecede döküp yine ordu-yı İslâm askeri tâze cân bulup ordu eyle ganîmet oldu kim ta‘bîr olunmaz. 292b Ve bu henüz gelen imdâdları dahi Sadrıa‘zam yerli yerlerine ve kollu kollarına koyup ceng [ü] cidâl harb [ü] kıtâl ziyâdece olmağa başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292a–292b ·
metinde göster ·
Ammâ küffâr dahi lağımları ve kumbaraları ve havân taşların hevâdan
ziyâdece
yağdırmağa başladı. Ve gece ve gündüz çanları ve torompete ve luturyan boruları …
Ammâ küffâr dahi lağımları ve kumbaraları ve havân taşların hevâdan ziyâdece yağdırmağa başladı. Ve gece ve gündüz çanları ve torompete ve luturyan boruları ve nâkûs u erganon gumâmelerin çalup her gece kal‘anın cemî‘i tabyaları ve burc-ı bârûları üzre niçe kerre yüz bin meş‘al ve neft ve katrân ile çerâğân edüp handaklarının içlerini asma zencîrli meş‘aller ile şeb-i muzlimi rûz-ı [rû]şen edüp kal‘anın rûy-ı dîvârı ve handakların içlerini ziyâdesiyle hıfz [u] hırâset etmeğe başladı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 292b ·
metinde göster ·
… nehri kenârında Tuna Belgradı ve biri Budin serhaddinde Budin'e bir merhaleden
ziyâdece
ba‘îd Üstolni-Belgradı ve biri de hükm-i Âl-i Osmân'da Erdel Belgradı ve biri d …
Devlet-i Âl-i Osmân'da hâlâ (---) aded kal‘a-i Belgrad nâm sûr-ı benâmlar var. Evvelâ biri Tuna nehri kenârında Tuna Belgradı ve biri Budin serhaddinde Budin'e bir merhaleden ziyâdece ba‘îd Üstolni-Belgradı ve biri de hükm-i Âl-i Osmân'da Erdel Belgradı ve biri de bu dördüncü Arnavud Belgradı'dır kim hâlâ Süleymân Hân tahrîri üzre Rûmeli eyâletinde Avlonya sancak beğinin tahtıdır. Taraf-ı pâdişâhîden beğinin hâssı 229.000 akçedir ve erbâb-ı ze‘âmet 28 ve erbâb-ı tîmârı 489 dur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 357a ·
metinde göster ·