… sne idi. Ve parmakları kalın ve mevzûn idi. Ve bâzûları kalın idi. Pençesin bir
zorâver
pehlivân çevirmeğe kâdir değil idi. Ve cemî‘i zamânda siyâbları kırık levendâne …
Netîce-i merâm bir halûk dervîş-meşreb şecî‘ ü cesîm ve cüst ü çâpük kimesne idi. Ve parmakları kalın ve mevzûn idi. Ve bâzûları kalın idi. Pençesin bir zorâver pehlivân çevirmeğe kâdir değil idi. Ve cemî‘i zamânda siyâbları kırık levendâne kesim esvâb-ı harîr-i dârây ve pûlâdî akmişe geymeğe mâ’il idi. Ve gâyet çâpük-süvâr idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b ·
metinde göster ·
El-hâsıl devlet-i Âl-i Osmân'da ve gayrı selâtîn-i islâmiyyeden bu kadar
zorâver
ve dilâver ü bahâdır ve zâbit ü râbit ve hûnhâr-ı adû-şikâr pâdişâh-ı sâhib-vak …
El-hâsıl devlet-i Âl-i Osmân'da ve gayrı selâtîn-i islâmiyyeden bu kadar zorâver ve dilâver ü bahâdır ve zâbit ü râbit ve hûnhâr-ı adû-şikâr pâdişâh-ı sâhib-vakâr gelmemişdir. Ve böyle hûn-rîz iken yine sagîr ü kebîr ile hüsn-i ülfet edüp bilâ-vâsıta kelimât ederdi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b ·
metinde göster ·
… nan lu‘bedebâzlıklardan kırk fen ve yetmiş bend ve yüz kırk hevâ oyunlardır kim
zorâver
[u] dilâver [u] server hünerverler iktizâ mahallinde bu fünûnlardan fenlenüp ga …
Ve bizzât Hazret-i Risâlet dahi pehlivân idi. 72a Niçe kerre Ebû Leheb ve Ebû Cehil la‘înler ile güleş edüp yenmişdir. Şe‘âir-i İslâm olup mehâbet [ü] salâbet olsun içün pehlivânlara i‘tibâr edüp cümleye Mahmûd Pîr-yâr-ı Velîyi kemer-beste edüp ser-çeşme-i pehlivân etdikde bâlâda tahrîr olunan lu‘bedebâzlıklardan kırk fen ve yetmiş bend ve yüz kırk hevâ oyunlardır kim zorâver [u] dilâver [u] server hünerverler iktizâ mahallinde bu fünûnlardan fenlenüp gazâda düşmandan intikâm alınur. Ammâ pehlivânlar mâbeyninde karakuş oyunu ve boğma ve girt etme memnû‘dur. Zîrâ yağ oyunudur ve hasmı düşman değildir. Eğer düşman ile cengde kucak kucağa olursa karakuş ve boğma ve kelle kesme bile makbûldür.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 71b–72a ·
metinde göster ·
Esnâf-ı pehlivânân-ı gürzbâzân: Dekâkîn 12, neferât 70, niçe yüz zorâver gürzbâz pehlivânlar vardır ammâ kârhâne sâhibi yetmiş neferdir. Sâ’ir pehlivânlar dahi bu kârhânelerde cem‘ olup orta çekme ve kesme ve asma ve dikme ve salma ve salık ve çârtop ve şeştop gürzlerden ikişer kantâr gürzlere varınca itmân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 190a ·
metinde göster ·
… ezîrdir. İkisinin dahi dutduğun Allah öğer, dîn [u] imân ile gide" deyüp bu iki
zor-âver
ve vezîr-i dilâvereyn-i servereyn-i hünervereyn-i vali-i mihtereynler birbirler …
Evvelâ cümleden biri; Ketenci Ömer Paşazâde Urfa'dan ma‘zûl Erzurûm'da dernek muhâfazasında iken etdüğü şûh-ı şengülliği budur kim; pâk, pâkize, müte‘azzım ve muhteşem ve müdebbir ve âkıbet-endîş, lâubâlî, âyine-vâr mücellâ, dil-i uşşâk gibi pür-safâ ve küşâde-meşreb bir âdemdir. Kendüden ba‘zı evzâ‘ı görülürdü kim ol ahvâl-i garîbeler zencîr-keş mecnûn-ı Melâmiyyûndan sâdır olmazdı. Hattâ Gönye gazâsından geldikden sonra cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve ümerâlar ile sımât-ı Muhammedî başında ta‘âm yerken Seydî Ahmed Paşa ile Bâkî Paşa esnâ-yı kelâmda azğaşup bu kadar huzzâr-ı meclis var iken ta‘âmı bırakup yaka yakaya gelüp, "Kalk Evliyâ! Biz iki paşa güleş ederiz. Bizi salavâtla. Aç karnına bir eyi gürüş edüp sonra ta‘âm yiyelim" deyince hemen hakîr nola deyüp "Şast ber-kabza, çekilmiş yay oku gibi hâzırum", deyüp sofra başından ayak üzre kalkup "Allah, Allah! Hâce-i âlem, seyyid-i kâ’inât ve mefhar-i mevcûdât ber-cemâl-i kemâl Muhammed Mustafâ-râ salavât. Engürü'de er yatır, Rûm'da, Sarı Saltık, tan giyer ve tumman çeker. Pîrimiz Hazret-i Mahmûd, pîr-i yâr-ı velî aşkına iki vezîrdir. İkisinin dahi dutduğun Allah öğer, dîn [u] imân ile gide" deyüp bu iki zor-âver ve vezîr-i dilâvereyn-i servereyn-i hünervereyn-i vali-i mihtereynler birbirleriyle koç koç gağ olup keşân-ber-keşân yaka çâk rûyları otâğ içre hâk yaka yakaya olup pehlivân-âsâ küşte-gîrlik edüp Bâkî Paşa zeber-dest ve pîl-ten bir dilâver ü server u zor-âver olmağıla Seydî Paşa'yı zorına dutup Seydî Paşa'ya galebe sadedinde iken iki hamle mâbeynden hatâ geçüp Seydî Paşa dahi gayret-i akrân çeküp var kuvveti bâzûya getirüp yan başı hânesinden dağ pâresi-misâl Bâkî Paşa'yı sımmât-ı Muhammedî içine eyle atdı kim yetmiş aded zî-kıymet Mertebânî ve fağfûr çinî, çin-ender-çîn kırk pâre iken cümle hurd-ı haşhâş-misâl niçe bin pâre olup her pâresi gûş-vâr ve mısır pâresi gibi oldu. Bu kadar mümessek ni‘met-i nefîse içre iki vezîr ni‘met ile mülemma‘ olup cümle ni‘met sarhoş kusmuğuna dönüp üstleri ve başları ve aşları ve işleri harâb [u] yebâb olup vezîr iken vizir olup zerve olup bî-meze işkembe çorbası oldular. Cümle huzzâr-ı meclis, mîr-i mirân, ümerâ ve a‘yânlar vâlih [u] hayrân [u] cey‘ân olup herkes haymelerine gitmek sadedinde iken sâhib-i hayme Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz "Tiz gayrı ta‘âm" deyüp der-‘akab yine gayrı yire elli aded sîm-i hâlis suhûnlar ile sükkerî ter ü tâze ta‘âmlar gelüp bu iki vezîre birer kat libas-i fâhireler ihsân etdikde Bâkî Paşa "Ben yenildim, karnım doydu" deyü ta‘âm yimeyüp gidince ol sâhib-i kerem Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz on altı aded gümüş sahanlar ile ve cümle sofra âvânı ve gümüş sinisiyle ve kâseler ve peşkîr ve leğen-ibrikle çâşnigîrbaşına teslîm edüp Bâkî Paşa'nın otâğına gönderdi. Ve on iki sahan ve cümle alât-ı sîm-âvâniyle Seydî Ahmed Paşa'nın otâğına gönderüp "Cümlesin karındaşım Bâkî Paşa'ya ve Seydî Paşa'ya hibe eyledim" deyü çâşnigîrbaşına tenbîh eyledi ve akîbince Çukâdar Behlül Ağa ile Seydî Paşa'ya bir semmûr ve Silâhdâr Filibeli Mehemmed Ağa ile Bâkî Paşa'ya birer semmûr kürk gönderüp "Sakının, birer şey verirse alman. Yohsa kelleniz tenlerinizden cüdâ ederim" deyü tenbîh buyurdular. Cümle huzzâr-ı meclis Defterdârzâde'nin keremkârlığına âlem-i hayretde kaldılar. Bu keremi meğer Ca‘fer-i Bermekkî ve Hâtem-i Tâyyî etmiş ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334a ·
metinde göster ·
… ân-âsâ küşte-gîrlik edüp Bâkî Paşa zeber-dest ve pîl-ten bir dilâver ü server u
zor-âver
olmağıla Seydî Paşa'yı zorına dutup Seydî Paşa'ya galebe sadedinde iken iki ham …
Evvelâ cümleden biri; Ketenci Ömer Paşazâde Urfa'dan ma‘zûl Erzurûm'da dernek muhâfazasında iken etdüğü şûh-ı şengülliği budur kim; pâk, pâkize, müte‘azzım ve muhteşem ve müdebbir ve âkıbet-endîş, lâubâlî, âyine-vâr mücellâ, dil-i uşşâk gibi pür-safâ ve küşâde-meşreb bir âdemdir. Kendüden ba‘zı evzâ‘ı görülürdü kim ol ahvâl-i garîbeler zencîr-keş mecnûn-ı Melâmiyyûndan sâdır olmazdı. Hattâ Gönye gazâsından geldikden sonra cümle vüzerâ ve mîr-i mîrânlar ve ümerâlar ile sımât-ı Muhammedî başında ta‘âm yerken Seydî Ahmed Paşa ile Bâkî Paşa esnâ-yı kelâmda azğaşup bu kadar huzzâr-ı meclis var iken ta‘âmı bırakup yaka yakaya gelüp, "Kalk Evliyâ! Biz iki paşa güleş ederiz. Bizi salavâtla. Aç karnına bir eyi gürüş edüp sonra ta‘âm yiyelim" deyince hemen hakîr nola deyüp "Şast ber-kabza, çekilmiş yay oku gibi hâzırum", deyüp sofra başından ayak üzre kalkup "Allah, Allah! Hâce-i âlem, seyyid-i kâ’inât ve mefhar-i mevcûdât ber-cemâl-i kemâl Muhammed Mustafâ-râ salavât. Engürü'de er yatır, Rûm'da, Sarı Saltık, tan giyer ve tumman çeker. Pîrimiz Hazret-i Mahmûd, pîr-i yâr-ı velî aşkına iki vezîrdir. İkisinin dahi dutduğun Allah öğer, dîn [u] imân ile gide" deyüp bu iki zor-âver ve vezîr-i dilâvereyn-i servereyn-i hünervereyn-i vali-i mihtereynler birbirleriyle koç koç gağ olup keşân-ber-keşân yaka çâk rûyları otâğ içre hâk yaka yakaya olup pehlivân-âsâ küşte-gîrlik edüp Bâkî Paşa zeber-dest ve pîl-ten bir dilâver ü server u zor-âver olmağıla Seydî Paşa'yı zorına dutup Seydî Paşa'ya galebe sadedinde iken iki hamle mâbeynden hatâ geçüp Seydî Paşa dahi gayret-i akrân çeküp var kuvveti bâzûya getirüp yan başı hânesinden dağ pâresi-misâl Bâkî Paşa'yı sımmât-ı Muhammedî içine eyle atdı kim yetmiş aded zî-kıymet Mertebânî ve fağfûr çinî, çin-ender-çîn kırk pâre iken cümle hurd-ı haşhâş-misâl niçe bin pâre olup her pâresi gûş-vâr ve mısır pâresi gibi oldu. Bu kadar mümessek ni‘met-i nefîse içre iki vezîr ni‘met ile mülemma‘ olup cümle ni‘met sarhoş kusmuğuna dönüp üstleri ve başları ve aşları ve işleri harâb [u] yebâb olup vezîr iken vizir olup zerve olup bî-meze işkembe çorbası oldular. Cümle huzzâr-ı meclis, mîr-i mirân, ümerâ ve a‘yânlar vâlih [u] hayrân [u] cey‘ân olup herkes haymelerine gitmek sadedinde iken sâhib-i hayme Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz "Tiz gayrı ta‘âm" deyüp der-‘akab yine gayrı yire elli aded sîm-i hâlis suhûnlar ile sükkerî ter ü tâze ta‘âmlar gelüp bu iki vezîre birer kat libas-i fâhireler ihsân etdikde Bâkî Paşa "Ben yenildim, karnım doydu" deyü ta‘âm yimeyüp gidince ol sâhib-i kerem Defterdârzâde Mehemmed Paşa efendimiz on altı aded gümüş sahanlar ile ve cümle sofra âvânı ve gümüş sinisiyle ve kâseler ve peşkîr ve leğen-ibrikle çâşnigîrbaşına teslîm edüp Bâkî Paşa'nın otâğına gönderdi. Ve on iki sahan ve cümle alât-ı sîm-âvâniyle Seydî Ahmed Paşa'nın otâğına gönderüp "Cümlesin karındaşım Bâkî Paşa'ya ve Seydî Paşa'ya hibe eyledim" deyü çâşnigîrbaşına tenbîh eyledi ve akîbince Çukâdar Behlül Ağa ile Seydî Paşa'ya bir semmûr ve Silâhdâr Filibeli Mehemmed Ağa ile Bâkî Paşa'ya birer semmûr kürk gönderüp "Sakının, birer şey verirse alman. Yohsa kelleniz tenlerinizden cüdâ ederim" deyü tenbîh buyurdular. Cümle huzzâr-ı meclis Defterdârzâde'nin keremkârlığına âlem-i hayretde kaldılar. Bu keremi meğer Ca‘fer-i Bermekkî ve Hâtem-i Tâyyî etmiş ola.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 334a ·
metinde göster ·
Lâkin Seydî Ahmed Paşa cümleden şecî‘ ve bahâdır ve
zor-âver
, server [ve] dilâver ve ince belli, yassı yağrınlı, kıtîfleri vâsi‘, bâzûları k …
Lâkin Seydî Ahmed Paşa cümleden şecî‘ ve bahâdır ve zor-âver, server [ve] dilâver ve ince belli, yassı yağrınlı, kıtîfleri vâsi‘, bâzûları kalın, parmakları iri arslan pençeli idi, ammâ mahbûbu'l-vech değil idi. Mısır'da mezkûr hâtûnun abd-i müşterâsıyken çiçek çıkarup bir hâne-i muzlimde üç ay zelîl [ü] zebûn girde-bâliş-i muhadde üzre nâliş edüp çiçeğin yerlerin nâhunlarıyla koparup vech-i münevveri dâne dâne çiçek nişâneli olup esmerü'l-levn, melîhu'l-manzar, hande-rûy, mahbûbü'l-kulûb idi. Dîn-i mübînin avânı, zamânın Rüstem-i Sâm-akrânı, meydân-ı ma‘rekenin fâris [ü] pehlivânı idi. Hafazekallahu Te‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 336b ·
metinde göster ·
… î Hudâvendigâr İslâm-ı cüyûş revnak bulsun içün bu âsitâneyi gürbüz ü tüvânâ ve
zorâver
ü dilâver [ü] server-i hünerver fetâ erler içün binâ etmişdir. Ammâ hakkâ ki as …
Tekye-i Küşte-gîrân ya‘nî Güreşçiyân: Âsitâne-i Seyyîd Cemâleddîn Sultân: Ba‘de'l-feth Gâzî Hudâvendigâr İslâm-ı cüyûş revnak bulsun içün bu âsitâneyi gürbüz ü tüvânâ ve zorâver ü dilâver [ü] server-i hünerver fetâ erler içün binâ etmişdir. Ammâ hakkâ ki asker-i İslâm'a revnak vermişdir. Hâlâ bunda olan Rûmeli dilâverleri cem‘ olup haftada bir kerre rûz-ı cum‘ada cem‘ olup yetmiş seksen çift yağa müstağrak olmuş selefin sâhib- 158b -kırânları gibi Rüstem-akrân şecî‘ ü tüvânâ pehlivânân birbirleriyle musâfaha edüp dest-bûsdan sonra kepiş-misâl baş dokuşup gülbâng-ı Muhammedî çekilüp meydân-ı muhabbetde küştegirlik etdiklerinde âdem vâlih [ü] hayrân ve dem-beste ser-gerdân olur. Hakkâ ki pîr-i perverleri olan Hazret-i Mahmûd-ı Püryâr [vü] velînün rûh-ı şerîfin yâd edüp cümle guzât-ı müslimîni râh-ı gazâya tergîb ederler. {Bu tekye} zemîni seng-i siyâh-vâr yağ ile mülemmâ‘ bir meydân-ı arbededir. Ehil olmayan âdemler ol âsitâneye kadem bassa yağ üstinde tepesi üzre gelüp kendi kendüye yenilir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 158a–158b ·
metinde göster ·
bu Şeref Hân-ı servere kal‘a-i Kefindir'i ber-vech-i hükûmet ihsân etdi. Bitlîs …
Ve bânîsi (---)(---)(---)(---)(---)(---). Bu dahi bilâd-ı Ermendendir, ammâ hâk-i Kürdistân-ı Rujikistân'dır. Sene (---) târîhinde hâkimi olan Hazret-i Şeref Hân ser-çeşme-i müverrihân, Selîm Hân-ı Evvel'e itâ‘at etdüğinden Selîm-i zor-âver bu Şeref Hân-ı servere kal‘a-i Kefindir'i ber-vech-i hükûmet ihsân etdi. Bitlîs hâkimi hükmünde subaşılıkdır ve Bitlîs kazâsı nâhiyesindendir. Kal‘ası bir dere içinde bir çay kenârında sarp kaya-yı sebz-gûn üzre havâleli bir seng-tıraş kal‘a-i hâzır-bâşdır. Cânib-i erba‘asında asla handakı yokdur ammâ ne kadar adım cirmi vardır ma‘lûmum değildir, ammâ küçükdür. Cânib-i (---) bir kapusu vardır. İçinde bir câmi‘i ve yetmiş seksen kadar hâneleri var, gayrı imâretden eser yokdur. Dizdârı neferâtları Bitlîs hânı tarafındandır ammâ bir mahalle dahi Van eyâleti add olunur. Kal‘adan {taşra} yetmiş seksen kadar yine hâk-i pâk ile mestûr hâne-i ma‘mûrları vardır, ammâ yine imâret-i çârsû-yı bâzâr aslâ yokdur. 221a Bu kal‘a-i Kefindir'de,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 220b–221a ·
metinde göster ·
… a ve Gürcî ve Tatar ve gayrı benî Âdem-i mütenevvi‘den "Benem diğer nîst" diyen
zor-âver
fetâlardan on iki bin güzîde asker koyup bunlara beleğan-mâ-belağ ihsân [u] in‘ …
{Hikâye-i garîbe [vü] acîbe}: Hatta Süleymân Hân bu kal‘a-i Van'ı feth etdükde derûn-ı kal‘a-i Van'a asla Ekrâd kavmi komayup la‘netnâme tahrîr edüp cümle kavm-i Ervâm'dan Arnavud ve Boşnak ve Çerkes ve Abaza ve Gürcî ve Tatar ve gayrı benî Âdem-i mütenevvi‘den "Benem diğer nîst" diyen zor-âver fetâlardan on iki bin güzîde asker koyup bunlara beleğan-mâ-belağ ihsân [u] in‘âmlar edüp âhir ulûfeler ve me’kûlât [u] meşrûbâtların müstevfâ ta‘yîn edüp "Bu kal‘a-i vakfullahı size emânet kodum. Dîn-i mübîn uğuruna bu sedd-i üstüvârı ale'l-ittifâk gözedesiz!" deyüp çetr-i mülammâ‘ında hâb-âlûd oldukda hemân Hazret-i Ebâbekrini's-Sıddîk radıyallahu anh Süleymân Hân'ın vâkı‘asına girüp eydür: "Ey Süleymân! Ne hoş bu kal‘ayı Van kuluna emânet verdin. Bu kal‘aya Hazret-i Risâlet-penâh efendim ibtidâ nübüvvetinde ben İslâm ile müşerref olduğumda yarlığ-ı belîğle beni bu kal‘a-i Van'a elçiliğ ile gönderüp ibtidâ Van halkını ben İslâm ile müşerref edüp Câlût Melik deyrini câmi‘ etdim. Ol zamândan berü bu kal‘a-i Van benim himâyemdedir. Yürü {rumûz} "Gam yeme!" sene (---) târîhine dek evlâd-ı evlâdların mansûr [u] muzafferdir. Hemân sen diyâr-ı Alman'da Belgrad ve Malta ve Kızılelma ve Bağdâd ve gayrı diyâr deyrlerin feth [ü] fütûhâtına me’mûrsun. Yürü cenâb-ı Bârî sana yârî ola. Ben Van'ı bi-emrillah feth ederim." deyüp Süleymân Hân ol ân hâbdan bîdâr olup Ebussu‘ûd Efendi'ye nakl bi'l-mastar menâm-ı sâlihayı bir bir takrîr etdikde Ebussu‘ûd Efendi ve gayrı huzzâr-ı meclisler hamd ü senâ edüp Van kulları inkırâzu'd-deverân tenâsül bulmalarıyçün du‘â edüp cânib-i dârü's-saltanati'l-aliyye tarafına atf-ı ınân ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 256a ·
metinde göster ·
… Bucak Tatarı'yla hem-ınân olup sefer eşerler, zîrâ gâyet şecî‘ ve bahâdır fetâ
zor-âver
ve dilâver ve server-i hünerver yiğitleri var. Hîn-i gazâda hemân Babadağı kazâ …
Bu kurâlardan mâ‘adâsı Karasu kazâsı çölistânıyla müşâ olmağın ol kadar bâğ u bâğçeli kurâlar değildir. 67b Ammâ tereke mahsûlünde gâyet ziyâde gılâl kânı kurâlardır ve yine bizim Babadağı kazâsının kurâlarıdır, lâkin ekseriyyâ câ-be-câ re‘âyâsı Tatarşe olup Tatar ile ülfetleri olduğundan Tatar Hân bir sefere atlansa hemân bunlar dahi haber alup kübelenüp sadak savatlanup Bucak Tatarı'yla hem-ınân olup sefer eşerler, zîrâ gâyet şecî‘ ve bahâdır fetâ zor-âver ve dilâver ve server-i hünerver yiğitleri var. Hîn-i gazâda hemân Babadağı kazâsından yigirmi bin "Benem, diğer nîst!" diyen yiğit çıkar. Ve yigirmi bin zor-batırlar Karasu kazâsından çıkar ve otuz bin yiğit Dobruca ve Hacıoğlu kazâsından çıkup Âl-i Osmân "Ha dese" bu üç kazâ yerden altmış bin salt atlı yiğit çıkar ve kırk sekiz bin yiğit dahi Bucak Tatarı'ndan çıkar. İltifât olunsa belki dahi ziyâde asker çıkar, zâdekallâhu te‘âlâ.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 67a–67b ·
metinde göster ·
… r. Cengâversin ve bahâdır ve dilâversin ve asker-perver bir server-i hünerver-i
zor-âver
ersin. Bu kadar askerinle sizi elbette bir deliğe dıkup cümleye serasker olursu …
"Cânım Hasan Paşa, ben cengin görüp şerbetin içdim. Hakku'l-insâf Hudâ âlimdir. Cengâversin ve bahâdır ve dilâversin ve asker-perver bir server-i hünerver-i zor-âver ersin. Bu kadar askerinle sizi elbette bir deliğe dıkup cümleye serasker olursun, ammâ bu Haleb altında bu kadar asâkiriniz zarûret çekerler, zîrâ ma‘lûmunuzdur kim Haleb bir dar yerdir ve asker kesretinden re‘âyâlar da etrâfdan gelmez olup kaht [u] galâ olur oldu. Gelin izn-i şerîfiniz ile sizin ve bizim yakın ağalarımızdan mâ‘adâ ne kadar taşra varoşda ve Haleb içinde olan askere izn-i şer‘ ile etrâf kurâların yakınlarında konak ve kışlalar verelim. Askerin birazı kurâlara gidüp bunda sefâlet çekmeyüp refâhiyyetle bir mansıb-ı âlîye gidince duralar. Kal‘ada konakları olana kışlalardan zahîre getireler. Siz dahi ve biz dahi asker sıkletinden kurtuluruz ve ahâlî-i vilâyet dahi fitne ve fesâddan ve avrat ve oğlan gavgasından emîn olurlardı. Emir sizindir" deyü Murtazâ Paşa hâmûş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 73b ·
metinde göster ·
… kleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir
zor-âver
yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler …
Kendülerinin nakl-i sahîhleri üzre muhakkak kimyâdır, zîrâ bir kral-ı dâll-ı bed-fi‘âller eyle altuna mâlik olmamışlardır. Anıniçün diyâr-ı Rûm'da yaldız altunundan gümüş âvânî eşyâlara gayrı altun beyâz olur. İllâ bu Venedik altunu gâyet ahmerü'l-levn mutallâ yaldız olur ve bakıra ve gümüş üzre gâyet imtizâc edüp şa‘şa‘a verir. Hattâ zamân-ı kadîmde Hazret-i Mevlânâ nezerâtı içün kesdikleri altunun çubuğu üzre bir çatal bayraklı kan gibi kırmızı altundur. Anı bir zor-âver yiğit elinde ovalasa hamîr gibi yuvarlayup ezilir. Andan bulunup yaldız etseler anın bir altunu elli altun kadar mutallâ eder. Sultân Ahmed-i Hânî'de ol altunu pederimizde çok gördük, ammâ fî-zamânina vüzerâlarımızda değil bâlâlarda dahi göremeyüp hâlâ penez ile ve onu bir dirhem akçe-i nühâs ile geçiniriz. Hemân Hudâ berekât vere, ammâ gayret-i İslâmîmiz yok mu? Sikke tas[h]îh olup zabt u rabt gerek idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 150a ·
metinde göster ·
… yüz aded yarar ve bahâdır pâ-bürehne ve ser-bürehne kotur şehbâz ve dilâver ve
zorâver
u şehnâz yiğitleri var, şeb [ü] rûz Kotur kâfirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ …
Kara Dağ nâm bir sengistân-ı bî-amân içinde çâr-kûşe bin seng binâ metîn ve burc [u] bârûları ve dendân-ı bedenleri sedd-i hasîn bir kapulu ve kesme kaya handaklı bir kal‘a-i cedîddir. İçinde dizdârı ve yedi yüz aded yarar ve bahâdır pâ-bürehne ve ser-bürehne kotur şehbâz ve dilâver ve zorâver u şehnâz yiğitleri var, şeb [ü] rûz Kotur kâfirleriyle ceng [ü] cidâl ve harb [ü] kıtâl etmede mücâhid fî-sebîlillâh gâzîlerdir, ammâ libâsları gâyet mudhikâne libâslardır, sevâhil diyâr olmağile âb [u] hevâsı letâfetinden halkının kadd [ü] kâmetleri çınar-ı bâlâlar gibi serâmed fidâyî yiğitlerdir. Başları Adana kabağı kadar büyükdür ve bâzûları tohuma gelmiş dolma kabağı kadar kalın bâzûları var ve sîne-i pür-kîneleri husrevânî küp gibi güm gü[m] sadâ verir vâsi‘ [ü] arîz sadr-ı mücessemleri var, ya‘nî merd-i kelâm bu mertebe cüssede olan gâzîler ol kadar ten-dürüst ve zinde ve cüst ü çapük ü çâlâkdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 35a ·
metinde göster ·
ü dilâver ve server ü hünerver yiğit olmağile küştegîrlik ilminde yetmiş fen bi …
Ve zorâver ü dilâver ve server ü hünerver yiğit olmağile küştegîrlik ilminde yetmiş fen bilüp değme pehlivân arkasın yere getirmemişdir kim bu fende dahi bî-mânend idi, ammâ ba‘zı zamân tenâsül-i evlâd içün Kaya Sultân ehliyle ey güleşler ederdi. 48b Âhir Kaya Sultân'ı alt edüp yenerdi ve bir yılda kırk sekiz kerre böyle cihâd-ı ekber ederdi. Kesret [ü] vefret üzre cemmâ‘ değil idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 48a–48b ·
metinde göster ·
… â bu mezkûr Bucak Tatarı cümle kırk yedi bin aded güzîde mükellef ü mükemmel ve
zorâver
ve şehbâz ve dilâver ve server-i hünerverlerdir kim Akkirmân kal‘asın Sultân Bâ …
Mukaddemâ geçen Tatar Hân şehzâdesi askeri ve dahi ardı sıra cemapur askeri gibi Boğdan ve Eflak ve Erdel leşkerlerin iki İslâm askeri kanûn üzre ortaya alup alay ile getirdiler, ammâ bu mezkûr Bucak Tatarı cümle kırk yedi bin aded güzîde mükellef ü mükemmel ve zorâver ve şehbâz ve dilâver ve server-i hünerverlerdir kim Akkirmân kal‘asın Sultân Bâyezîd-i Velî {dest-i kâfirden feth etdikde} bu kırk bin aded Tatarı Eflak ve Boğdan ve Kazak ve Leh ve Maskov ve Çeh ve Macar küffârlarının böğürlerine mıh olsunlar deyü mu‘âf u müsellem edüp {Akkirmân Bucağında iskân etdirüp ol ecilden Bucak Tatarı derler. Ve} Kara Şemseddîn-i Sivasî hazretleriyle Bâyezîd Hân bu Bucak Tatarlarına hayr du‘â etmişlerdir. 113b
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 113a–113b ·
metinde göster ·
… ehu Hânzâde vezîri olan Sefer Gâzî Ağazâde İslâm Ağa on bin aded güzîde bahâdır
zorâver
ve dilâver batırlar ile nehr-i Vak'ı ubûr edüp tâ kal‘a-i Pojon semtlerin vurup …
Ba‘dehu Hânzâde vezîri olan Sefer Gâzî Ağazâde İslâm Ağa on bin aded güzîde bahâdır zorâver ve dilâver batırlar ile nehr-i Vak'ı ubûr edüp tâ kal‘a-i Pojon semtlerin vurup yakup yıkmak fermân olundu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 115a ·
metinde göster ·
… ‘anın kâmil beş yüz aded Beşevli nâm Tatar atlısı askeri var kim cümle yarar ve
zor-âver
ve dilâver ve server-i hünerver batır yiğitleri var. Şehrin dizdârı ve on beş a …
Ve derûn-ı kal‘ada cümle seksen aded Tatar evleri var. Cümlesi toprak örtülüdür. Dizdârı ve beş yüz aded tüfengli sekbân neferâtları var, ammâ cümle Rûm yiğitleridir, zîrâ Tatar kavmi tüfeng atmak bilmezler ve tüfengden korkup tüfengin olduğu yere "Mıltık kop" deyü varmazlar. Kavm-i Tatar tüfenge mıltık derler. Ve bu kal‘anın kâmil beş yüz aded Beşevli nâm Tatar atlısı askeri var kim cümle yarar ve zor-âver ve dilâver ve server-i hünerver batır yiğitleri var. Şehrin dizdârı ve on beş aded kal‘a ağaları ve topçubaşı ve cebecibaşısı vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 108b ·
metinde göster ·
… iki bin asker ile uruşa giderdi, zîrâ Or beği olan Kara Kıraş Beğ nefsinde bir
zor-âver
ve dilâver server batır yiğit idi, zîrâ bu Or Kırım'ın gâyet sedd-i sedîd kilid …
Der-beyân-ı hâkimân-ı Ferahkirmân: Cezîre-i Kırım içinde hân-ı âlîşânlar eyâletinde Or beği tahtıdır kim üç yüz pâre kurâya mâlikdir. Beği hîn-i savaş-ı perhâşda üç bin sadaklı ve kübe geyimli askere mâlik olup her uruşa hânlara talî‘a-i asker olmak kânûn-ı Âl-i Cingiziyân'dır. Ammâ bizim Mehemmed Geray Hân'ımız asrında Or beği on iki bin asker ile uruşa giderdi, zîrâ Or beği olan Kara Kıraş Beğ nefsinde bir zor-âver ve dilâver server batır yiğit idi, zîrâ bu Or Kırım'ın gâyet sedd-i sedîd kilididir. Her ne kadar düşman Kırım'a kasd etse bu Or cânibinden gelir. Anıniçün dâ’imâ on iki bin koş kol atlı şehbâz askerler atlarıyla âmâdedirler. Ve şeyhülislâmı ve nakîbü'l-eşrâfı ve yüz elli akçe pâyesiyle kazâdır kim bunların azli nasbları cümle hân elindedir. (---)(---)(---)(---)(---)(---)(---)
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 109b ·
metinde göster ·
… p Arslan Beğelinden ve Çobaneli'nden ve Nevrûzelinden ve Devey elinden bî-hisâb
zor-âver
batır yiğitler ol ma‘rekede hâke helâk düşüp bakıyyetü'n-nâr olan asâkir-i Tata …
Hemân bu ceng içre Tatar'ın gerüde kalan nısfı taburu kabza-i tasarrufa almağa at sürüp gitdiler. Meğer dahi tabur içinde küffâr mâl-â-mâl imiş. Ve niçe bin gûne hıyel-i şeytanatlar ile tabur memlû imiş. Varan Noğay askerin âteş-feşânlıklar ile ihrâk bi'n-nâr edüp Arslan Beğelinden ve Çobaneli'nden ve Nevrûzelinden ve Devey elinden bî-hisâb zor-âver batır yiğitler ol ma‘rekede hâke helâk düşüp bakıyyetü'n-nâr olan asâkir-i Tatar yine büyük askerimiz içine girüp meydân-ı ma‘rekede olan küffârlara ihtimâm-ı tâm edüp küffâra bir sâtûr-ı Mehemmed Hânî uruldu kim vakt-i zuhurdan gurûba dek ceng mütemâdî olup vakt-i şâm mâni‘-i savaş oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 114b ·
metinde göster ·
ve dilâver hünerver-i server erlerdir. Cümle halkı develeri çifte ve arabalara …
Ve cümle Tatar tütünü pek içerler, aslâ dumanın taşra çıkarmazlar. Hemân dumanın içüp mest olup yıkılup "Esrik olganmız" deyü sarhoş olurlar, ammâ gâyet bahâdır ve şecî‘ kavm-i zor-âver ve dilâver hünerver-i server erlerdir. Cümle halkı develeri çifte ve arabalara koşup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 200a ·
metinde göster ·
… rları cârî ve revân olduğundan gâyet semîn ü cesîm dâbbetü'l-arz gibi dîv-sıfat
zorâver
dilâver ü tüvânâ kâfirleri olup ekseriyyâ Benefşe şehrine ve Anapoliye şehrine …
Ammâ âb [u] hevâsı hûb câvidân ve enhârları cârî ve revân olduğundan gâyet semîn ü cesîm dâbbetü'l-arz gibi dîv-sıfat zorâver dilâver ü tüvânâ kâfirleri olup ekseriyyâ Benefşe şehrine ve Anapoliye şehrine avret ve oğlanları ile bu şehre gelüp hamâllık ederler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 276a ·
metinde göster ·
… ı sihâm-ı kavs-i kazâ ve hişt ve harbe ve sapan ve tüfengdir. Ve gâyet şecî‘ ve
zor-âver
ü dilâver kefereleri vardır.
Ekseriyyâ Girid cezîresinin âb [u] hevâsı hükmünden cümle halkının evlâd [u] ensâbları böyle hilkat üzre olup gâyet necîb ve reşîd sıbyânları vardır, ammâ hakkâ ki isfakiye keferesinin ecinneye müşâbehetleri vardır kim bir turfe hey’et-i mecmû‘a-i müdhikleri var kim görenler hayrân olup hande ederler. Ve kendüleri de dâ’imâ pişmiş koyun başı gibi sırıdup güler şeklinde gezer bir alay zeber-dest ifrît sıfat kavimdirler. Hattâ cemî‘i kâfiristânda ok yay yok iken bunların silâhları sihâm-ı kavs-i kazâ ve hişt ve harbe ve sapan ve tüfengdir. Ve gâyet şecî‘ ve zor-âver ü dilâver kefereleri vardır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 319b ·
metinde göster ·
… ûm ve lisân-ı Arnavudca kelimât ederler. Halkı gâyet şecî‘ ü tüvânâ ve bâlâ-kad
zorâver
ü dilâver ü server hünerver firkateci gâzîleri vardır ve gâyet garîb-dostdurlar …
Istılâhât-ı ahâlî-i şehir: Cümle halkı fasîh ü belîğ Türkçe kelimât etdiklerinden mâ‘adâ lisân-ı Rûm ve lisân-ı Arnavudca kelimât ederler. Halkı gâyet şecî‘ ü tüvânâ ve bâlâ-kad zorâver ü dilâver ü server hünerver firkateci gâzîleri vardır ve gâyet garîb-dostdurlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 339a ·
metinde göster ·
… iyân'dan el-Vâsıkbillâh Hârûn ibn Mu‘tasımbillâh Muhammed kuvvet-i bâzûya mâlik
zor-âver
âdem imiş ve gâyet sâhib-i kerem merd-i Hudâ imiş. Müddet-i hilâfetleri 5 sene …
Ve buna karîb Âl-i Abbâsiyân'dan el-Vâsıkbillâh Hârûn ibn Mu‘tasımbillâh Muhammed kuvvet-i bâzûya mâlik zor-âver âdem imiş ve gâyet sâhib-i kerem merd-i Hudâ imiş. Müddet-i hilâfetleri 5 sene ve sene 232 Zilhicce'sinde otuz iki yaşında merhûm olup Ümmü Safiyye cenbinde medfûndur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y297a ·
metinde göster ·
… de Hazret-i Ömer'le berâber İslâm ile müşerref oldular. Mücâhidün fî-sebîlillâh
zor-âver
tüvânâ ve şeyh-i muzaffer min-indillâh idi. Niçe gazâlara serdâr olmuşdur. Âhir …
Hazret-i Hamza'nın neseb-i şerîfleri ammi-i Resûlullâh'dır kim hazretin pederi Abdullâh'ın li-ebin ve ümmin birâderleridir. Hamza ibn Abdülmuttatib'dir, Âl-i Hâşimî'dir. Ve Hazret-i Resûl ile süd karındaşlardır. Nübüvvetin iki senesinde Hazret-i Ömer'le berâber İslâm ile müşerref oldular. Mücâhidün fî-sebîlillâh zor-âver tüvânâ ve şeyh-i muzaffer min-indillâh idi. Niçe gazâlara serdâr olmuşdur. Âhir bu Uhud gazâsında hazretin mübârek dendân-ı şerîfi şehîd olduğu mahalde Hazret-i Hamza da küffâr-ı Hayber içinde kalup ceng ede ede niçe yüz küffârı dendân-ı tîgden geçirüp kendüyi dahi pâre pâre edüp şehîd etdiler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y302b ·
metinde göster ·
… adan giderler. Bu mahallin kayaları birbirine karîb dar boğazdır kim bir tüvânâ
zorâver
fetâ el kayası atsa bir tarafdan bir tarafa taş yetişir, tâ bu mertebe dar boğa …
Bu mahalde gemiler ra‘d gibi Nîl ile dağlardan uçar. Urbân gemicilerinden gayrı bir âdem bu cür’ete tahammül etmeyüp cümle tüccârı taşra çıkup boğazı ubûr edince karadan giderler. Bu mahallin kayaları birbirine karîb dar boğazdır kim bir tüvânâ zorâver fetâ el kayası atsa bir tarafdan bir tarafa taş yetişir, tâ bu mertebe dar boğazdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y388b ·
metinde göster ·