… u üzre kel-evvel asker-i bî-pâyân ile Küçük Ahmed Paşa serdâr olup Ma‘ânoğlu'nu
zorâzor
kuvvet-i bâzû ile kal‘a-i (---)(---) çıkarup der-i devlete gönderüp huzûr-ı Mu …
Sene (---) târîhinde Kuds-i Şerîf, kefere-i Freng-i bed-renk destinde iken bu kal‘a-i Şıkıf'ı Şıkıf nâm bir Dürüzî beğinin i‘ânetiyle İşpaniye binâ etmişdir. Ba‘dehû Kudüs'ü Nûreddîn-i Şehîd feth edüp bu kal‘ayı dahi Nûreddînü'ş-şehîd feth etmişdir. Ba‘dehû sene 922 târîhinde Selîm Hân fethidir, be-dest-i Yûnus Paşa. Şâm eyâletinde Kerk sancağı hudûdunda Zeydâniyye kazâsı ve subaşılığı hükmünde evc-i âsumâna ser çekmiş bir yalçın beyâz kûh-ı bülend üzre bir kal‘a-i ibret-nümâdır. Aşağı Tennûr nehrinden tâ kal‘anın zirve-i a‘lâsına iki sâ‘atde urûc olunur. Sene (---) târîhinde Ma‘ânoğlu Âl-i Osmân'a karşu durup ısyân etdikde bu kal‘aya yigirmi bin fitil tüfenk-endâz asker ile kapanup cenge âmâde oldukda kara tarafından eyâlet-i Karamân ve Sivas ve Mar‘aş, Adana ve Haleb ve Şâm ve Şâm Tarablus askerleri bu kal‘ayı muhâsara etdiler. Deryâ tarafından iki yüz pâre kadırga ile donanma-i hümâyûna Kapudan Ca‘fer Paşa serdâr-ı mu‘azzam olup Bektâş Ağa donanma yeniçeri ağası olup yetmiş seksen bin asâkir-i İslâm ile bu kal‘ayı muhâsara edüp bir taşına Ma‘ânoğlu bin baş alup öskes kal‘ayı vermeyüp asker-i İslâm hâ’ib ve hâsir gitdiler. Hâlâ Âl-i Osmân'ın meteris yerleri âşikâre durup niçe bin şühedâ-yı Âl-i Osmân medfûndur. Kıble tarafı nehr-i Tennûr deresine nâzır câh-ı gayyâdır. El-ıyâzen-billah âdem aşağı bakmağa cür’et edemez ve aşağı derenin bir tarafında Ba‘albek kal‘ası vâdîsinden gelen nehr-i Rıtân nehr-i Tennûr'a mahlût olur ve Şıkıf kal‘asına gelen Ayn-i Sûl karyesinden tulû‘ eden nehr-i Sûl bu nehr-i Tennûr'a mahlût olup mezkûr üç nehrin feryâd [u] figânından âdemin kulağı asam olup bir fersah yerden istimâ‘ olunur. Mezkûr kal‘a-i Şıkıf'dan Ma‘ânoğlu üstâd-ı kâmil kûhkenler getirüp kal‘adan aşağı nehirlere gelince bin iki yüz kademe taş nerdübân kesüp kal‘adan suya inilir nihânî su yolları vardır kim râygân değildir. Sene-i âtîde yine Ma‘ânoğlu üzre kel-evvel asker-i bî-pâyân ile Küçük Ahmed Paşa serdâr olup Ma‘ânoğlu'nu zorâzor kuvvet-i bâzû ile kal‘a-i (---)(---) çıkarup der-i devlete gönderüp huzûr-ı Murâd Hân-ı Râbi‘de kellesi galtân olup oğlu (---) Beği harem-i hâsda odasına aldı. Ammâ bu kal‘a-i Şıkıf'da hâlâ âdem âdemî-zât yok, ma‘mûr u âbâdân bir burc [u] bârûsuna rahne isâbet etmemiş şekl-i muhammes bir seng-binâ bir kal‘a-i zîbâdır. Her taş fîl cüssesi kadar var. Kat-ender-kat sarâyları ve müte‘addid hücreleri ve kâ‘aları ve bir câmi‘i ve gılâl anbarı ve cebehâne 38a odaları ve bârân-ı rahmetden nâzil olan mâ-i zülâl içün su sarnıçları var kim cümle binâlarında aslâ ahşâbâtdan bir hatab makûlesi yokdur. Cümle kârgîr binâlardır kim henüz üstâd-ı mi‘mâr elinden çıkmışdır. Ammâ bu kal‘ada sâ‘at gibi kurulu bir gûne un değirmeni vardır, diller ile ta‘bîr olunmaz san‘at-ı acîbdir. Bu kal‘a imâr olup benî Âdem ile pür olsa vâhid ke-elf bir kal‘a-i üstüvâr olurdu. Bu kal‘ayı temâşâ ederken ba‘zılar Zeydâniyye kal‘asın medh etdiler. Hemân aşağı ordu-yı İslâm'a inüp paşadan me’zûn olup kırk elli yiğit başıma cem‘ edüp nehr-i Tennûr'u geçüp yedi sâ‘atde,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 37b–38a ·
metinde göster ·
dönderüp da‘vâ-yı merd ile Özü üzre gelirken hikmet-i Kadîr-i Kayyûm mukaddemâ …
"Bire nereye gidersiz? Özü altında işte bizi cümle Türk kırup ancak bizler cânsız cânımız kurtardık. Bire dönün gerü" dediklerinde hemân Andırya Kazağı bu firâr edenleri zor-â-zor dönderüp da‘vâ-yı merd ile Özü üzre gelirken hikmet-i Kadîr-i Kayyûm mukaddemâ firâr edenleri kovmağa giden Akkirmân Tatarı ve Silisre ve Nigebolı ve Paşalı ve Özülü el-hâsıl cümle guzât-ı müslimîn bu sahrâda küffârı tabursuz görüp hemân "Allâh Allâh" deyüp berk-i hâtif gibi gıjgırup içlerine at korlar.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 61a ·
metinde göster ·
Hemân 77a Sultân eydir: ‘Ey imdi cânım Paşa, bi-eyyi vechin kân ben senden
zor-â-zor
elbette boşanırım. Eğer ben hâcetin isem, üç yıldan sonra yine bana gelüp nikâh …
Hemân 77a Sultân eydir: ‘Ey imdi cânım Paşa, bi-eyyi vechin kân ben senden zor-â-zor elbette boşanırım. Eğer ben hâcetin isem, üç yıldan sonra yine bana gelüp nikâh eyleyüp alasın, ammâ gayrı yanıma yaklaşma nâ-mahremsin’ dedi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS V 76b–77a ·
metinde göster ·
… rîr etsek mecmû‘a-i nâ-matbû‘umuz bir Kânûn-ı Ebû Alî Sînâ olur. Ve her kârları
zor-â-zor
değildir cümle âsân vech ile işlerler.
Ve'l-hâsıl bu Beç'de olan hukemâ-yı hâzık ve niçe yüz cerrâh-ı fâsıd bir diyârda yokdur ve bunlarda gördüğümüz kemâl-i ma‘rifetleri birer birer takrîr ve tahrîr etsek mecmû‘a-i nâ-matbû‘umuz bir Kânûn-ı Ebû Alî Sînâ olur. Ve her kârları zor-â-zor değildir cümle âsân vech ile işlerler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 63b ·
metinde göster ·
… i biz yeni hâna Şeremetsiz vardığımızda yeni hân bizlere ne der?" deyüp Hân'dan
zorâ-zor
Şeremet esîri aldılar. Hân eydir:
"Hânım şu kolunda olan Maskov vezîri Şeremet banı bize elbette verirsin, sen anı bizim kuvvetimizle aldın, mâl ziyâde versin deyü tama‘a düşüp bu kadar zamândan berü haps edüp saklardın. Şimdi ma‘zûl oldun. Ol kâfir yeni hânlık oldu. Sen anı kanda götürürsün? Şimdi biz yeni hâna Şeremetsiz vardığımızda yeni hân bizlere ne der?" deyüp Hân'dan zorâ-zor Şeremet esîri aldılar. Hân eydir:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 152b ·
metinde göster ·
… alanları Şeremet taburunda alınan Maskov vezîrlerin ve kapudanların Hân elinden
zorâ-zor
alup Kırım'a dönüp gitdiler. Hân-ı fakîr dahi bunlara el kaldırup,
Ve cümle Şîrîn beğlerinin bâkî kalanları Şeremet taburunda alınan Maskov vezîrlerin ve kapudanların Hân elinden zorâ-zor alup Kırım'a dönüp gitdiler. Hân-ı fakîr dahi bunlara el kaldırup,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 154b ·
metinde göster ·
… dan yâhud pîş kabzadan ve'l-hâsıl yüz altmış nakş-ı fend-i bendden bir lu‘b ile
zorâzor
yenüp öğdilleri ve hedâyâyı bizim pehlivânlarımız alagelmişlerdir" deyü tefâhür …
"Ve şehrimiz etrâfında ve sâ’ir vilâyetlerde düğünler ve gencerler olsa şehrimiz pehlivânları ol cem‘iyyet-i kübrâlara varup cümle kasaba pehlivânların birer elden elleşüp kündeden yâhûd Cezâyir sarmasından yâhûd taşlamadan veya kirdmandan yâhud pîş kabzadan ve'l-hâsıl yüz altmış nakş-ı fend-i bendden bir lu‘b ile zorâzor yenüp öğdilleri ve hedâyâyı bizim pehlivânlarımız alagelmişlerdir" deyü tefâhür kesb ederek söylediler. Ve Kütâhiyye müftîsi bürâderi Yûsuf Efendi ve Abdullâh Y 23a Efendi ve Süleymân Efendi ve niçe ihvân-ı bâ-safâ safâ edüp bu gûne şehâdet etdiler. Hemân hakîr eytdim:
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y22b–Y23a ·
metinde göster ·