… utlar arasında neçeme harislık ḳılsa siz emitmeŋ munça emitmek ḳoḍur sizler anı
asılmış
teg eger salah ḳılsa sizler ḳorḳsa siz ol taŋrı erür örtgen ulaşu yarlıḳaġan
129 hergiz yaraġlarıŋız bolmaz kim dad bėrseŋiz uraġutlar arasında neçeme harislık ḳılsa siz emitmeŋ munça emitmek ḳoḍur sizler anı asılmış teg eger salah ḳılsa sizler ḳorḳsa siz ol taŋrı erür örtgen ulaşu yarlıḳaġan
bir bal fıçısı vardır, Zelehor Durası nâm bir Bartın Türk'ü hammâl bahis ile bi …
Sinân bozahânesinin kapusu üstünde zencîr ile asılmış bir bal fıçısı vardır, Zelehor Durası nâm bir Bartın Türk'ü hammâl bahis ile bir günde mehterhâne ile bir fıçı bozayı sabâhdan ahşamadak nûş edüp 213b boza fıçısın kapu üzre asmışlardı, âyende ve revende temâşâ edüp içine üç âdem sığar fıçı idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 213a–213b ·
metinde göster ·
… erçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından
asılmış
, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd- …
Kırk senede bir cümle resenbâzlar ale'l-ittifâk cem‘ olup birbirlerini yola çeküp imtihân etmekiçün bu Istanoz deresinde ve Anadolu'da Gedüz şehri kal‘ası kayasında kârhâne kurup resen-bâzlık ederler. Bizler dahi işsiz güçsüz âdemler bu dere içinde temâşâlarına varup ânî gördük, ebr-i kebûdlarda nihâyet bulmuş yalçın kayalı dar boğazda kayaların tâ zirve-i a‘lâsında bir kayadan bir kayaya Frengi habl-i metînleri kayd-bend edüp ipleri kayalar kesmesin deyü resenlerin iki başına postlar bağlayup mu‘temed âdemleri silâhlarıyla komuşlar kim üstâd icrâ-yı ma‘rifet ederken bir hasımı ipi kesmeye deyü nigehbânlar ta‘yîn etmişler. Kayaların tahtânîsinde ve fevkânîsinde niçe bin âdemler cem‘ olup kayalar benî Âdem ile pür-nakl olmuş ve aşağı şehr içinde cereyân eden nehir kenarında bir hafta mukaddem soffa ve serîr ve mastabalar yapmışlar ve küşâde yerlere hayme ve hargâhlar kurmuşlar, bu kadar bin mahlûk-ı Hudâ temâşâya durmuşlar. Ve tarafeynde Engürü paşasının mehterhânesi kütür kütür döğülüp du‘â ve senâdan sonra ibtidâ pehlivânlar birbirlerin meydân-ı muhabbete da‘vet edüp ser-çeşmeleri Üsküdarlı Cânbaz Sipâh Mehemmed Çelebi Bismillah ile koca ve irice eline terâzûsün alup kârhâne başına varup bir gülbâng-ı Muhammedî çekdirüp ol kayalar içre sadâ-yı Allah Allah evc-i âsumâna peyveste olup dağlar ra‘d-vâr güm güm sadâ verirken tabllara tarralar urulup bu kerre Koca Mehemmed Çelebi o incecik imtihân habli dedikleri resen üzre berk-i hâtif gibi seğirderek şakılayup eyle giderken hemân kârhâne reseninin ortasından tarfetü'l-ayn içre bir gûne gerü döndü kim gûyâ bir tâzî önünden tavşan döner gibi sihr-i halâl edüp döndükde cemî‘î âşıkân-ı sâdıkân sıdk-ı derûn ile "aleyke avnullah yâ pehlivân" deyüp cümle ehl-i teferrüc engüşt-ber-dehen edüp âlem-i hayretde kaldılar. Meğer cemî‘î pehlivânlar mâbeyninde yıldırım gibi giderken ip üzre gerü dönmek makdûr-ı beşer değil imiş. Netîce, üç kerre bu gûne arz-ı ma‘rifet edüp du‘â-i hayr [ü] senâ ile gıjlayup nüzûl edüp çergesine gelüp karâr etdi ve huddâmları pârsâ-yı Muhammedîye çıkup akçe devşirmeğe başladı. Andan Ispartalı Pehlivân Civelek Alî üstâd-ı atîklerden imiş. Pehlivânbaşı huzûrunda baş yire koyup du‘â ile ol dahi ser-i kârhâneye gelüp cemî‘î pehlivânların arz-ı ma‘rifetleri ellerinde terâzûyu mîzân-vâr berâber tutup gitmekdir ammâ bu Civelek Alî terâzûyu ucundan sağ eline alup bir ucun aşağı sarkıdup bir hâl üzre berk-i hâtif gibi ubûr etdi kim cümle pehlivânlar ve temâşâciyânlar "Bu dahi makdûr şey değildir" dediler. Menzil başına bu üslûb üzre varup andan terâzûyü yine ucundan sol eline alup yine bir ucun aşağı sarkıdır. Bu kerre avdet ederken gerü gerü gelirken cümle halk 360a "Allah âsân getire" deyü feryâd etdiler. Bî-bâk ü bî-pervâ halkın hüsn-i teveccühüyle gerü gerü yine menzilbaşına gelüp çârmıhdan sernigûn sıyrılup ser-çeşme önünde zemîn bûs edüp ser-çeşme "Bârekallah pehlivân" deyü bağrına basdı. Andan Harputlu Pehlivân Şücâ‘ terâzûsü iki destinde iki desti, mâ’-i zülâl ile mâl-â-mâl gidüp geldikde destiler destinde iken bir çârmıhdan kendüyü aşağı eyle uçurdu kim cümle ehl-i teferrüc "Vâh pehlivân" deyü acıdılar. Bi-emrillahi Te‘âlâ vücûduna bir zarar isâbet etmediğinden mâ‘adâ iki elindeki destileri bile şik[es]te olmadı. Meğer bir san‘at ile uçdu kim cümle âlem halkı hayretde kalup ser-çeşme huzûrunda el arkası yerde etdikde ser-çeşme "Hezâr ahsend ey pehlivân Şücâ‘" deyü elin bûs etdi. Andan Tokatlı Hasan-ı Tavîl Pehlivân, Hindistân pâdişâhı huzûrunda isbât-ı vücûd etmiş, sinni yetmişe yetmiş bir pîr-i merd-i hıredmend ve üstâd-ı zû-fünûn-ı derd-mend idi. Ol dahi ser-çeşme destin bûs edüp ayağında yeni kubâdî pâbuç ve başında mutallâ dülbend üzre bir kâse-i Mertebânî su ve eyninde kırmızı çuka-i muvahhidî ferâce, elinde terâzûsü yok. Muvahhidînin iki yenlerine terâzû gibi yapışup geçüp gerü döndü. Ammâ cümle temâşâcıların aklı gitdi. Andan Gergerli Pehlivân Sührâb, ayağında yüksek ayaklı avret na‘lini, omuzunda bir sığır danası, lâkin kolu üzre terâzûsü ile ubûr etdi ve avdet etdi. Hakkâ ki na‘lin ile ol rakîk habl üzre ubûr etmek pehlivânlıkdır. Andan Mağribli Pehlivân Nâsır, gözleri bağlı, omuzunda bir huddâmı tabıl çalarak ellerinde terâzû ile güzer etdi. Andan Arabgîrli Pehlivân Selîm, kisbetinden mâ‘adâ vücûdu uryân, iki elinde birer çakmaklı kol tüfenkleri atup ubûr eyledi. Karşuda yine tüfenkler sıkılayup avdetde yine tüfenkleri atarak geldi. Andan Cirbeli Pehlivân Nasreddîn, kâküllerinden kârhâne ipine asılup elinde karpuz gibi müdevver bir şey var, anı bir ip ile fırlak gibi dönderdikce pehlivânın perçeminde bağlı olan halka kârhâne ipinden kaya kaya pehlivân asılı perçemiyle gitmede. Ammâ ne terâzû var ve ne ayakları ip üzredir. Hemân saçından asılmış, elindeki karpuz gibi şey’i çevirdikçe karşu tarafa gidüp geldi. Buna bir ferd-i âferîdenin aklı ermedi. Andan ser-çeşme şâkirdi Galatalı Kızkapan Pehlivân Süleymân, kisbetiyle ser-çeşme önüne gelüp çârkûşe bir sandûk[a] girüp cümle halka gösterdi. İçinde aslâ bir şey yok. Bir tahta, içi kâğız kaplı küçücük sandûk idi. Ol sandûku bir demir halka ile kârhâne ipine asup kendüsü sandûk içine girüp gâ’ib olup sandûk ipde mu‘allak kaldı. Ânî gördük, berk-ı hâtif gibi sandûk karşu çete varup geldi ve Pehlivân Süleymân taşra çıkup ser-çeşme huzûrunda temennâ etdi. Bu kâra dahi bir zî-aklın idrâki irmedi. Hulâsa-i kelâm üç gün üç gicede yetmiş aded üstâd-ı resen-bâzlar arz-ı ma‘rifet etdiklerin tahrîr eylesek meddâh-ı resen-bâz olmuş oluruz. Ancak murâd [u] merâm bu kadarcıyla iktifâ edüp üç yüz kadar şâkirdlerin başka çıkarup pîr-perver etdiler. Bundan gayrı her halîfe niçe bin lu‘bede-bâzlık etdiler ve üç günde cümle halkdan ve kasaba Ermeniler'den altı yüz sûf ve bu kadar muhayyer kâr edüp paşa efendimizden bir kîse guruş ihsân aldılar, ve's-selâm.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS II 359b–360a ·
metinde göster ·
bir kuru at kafasına gem urup ibret-nümâ olmağıçün komuşlardır. Zîrâ bu memleke …
Ba‘dehû sene 569 tis‘a ve sittîn ve hamse mi’e târîhinde seng-trâş ile Sultân Mu‘izzeddîn Kılıç Arslan b. Mes‘ûd inşâ edüp metânet verüp bânî-i râbi‘ olmuşdur ve bir eyvân-ı dîvânhâne-i sultânî etmişdir kim ol asrda eyvân-ı kisrâdan nişân verirdi. Zelzeleden münhedim olup ba‘dehû sene (---) târîhinde Keykubâd-ı Selçukî ta‘mîr ü termîm edüp bir handak-ı azîm inşâ edüp umkı on bir zirâ‘dır ve arzı elli zirâ‘dır ve kaddi surî otuz zirâ‘-ı melik-i âlîdir ve taşra katındaki hisâr-ı üstüvârı dîvârı dâ’iren-mâdâr on bir bin germe adımdır ve cümle (---) aded bürûclardır ve cümle (---) aded dendân-ı bedenlerdir ve cümle (---) aded kal‘a kapularıdır. Cânib-i (---) nâzır Atbâzârı kapusu üzre zencirler üzre asılmış bir kuru at kafasına gem urup ibret-nümâ olmağıçün komuşlardır. Zîrâ bu memleket fârisü'l-hayl sipâh diyârıdır. Anlara nasîhat olsun içün "Avrete ata i‘timâd etmeyüp, at kuru kafa olursa da başından gem eksik olmayup licâm-ı zimâmın elde zabt edesin" demekdir ve cânib-i (---) mükesser.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 11a ·
metinde göster ·
iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Diğer pesendîde-i ma‘rifet-i pehlivânî: Yine huddâmları def [u] kudüme el urup pehlivân meydân-ı muhabbetde deverân [u] seyerân ve lu‘bedebâzlık ve perendebâzlık ederken cilbendinden bir çekiş ve iki mismâr enseri çıkarup eydür: "Ey hanım! Eğer izn-i şerîfin olur, bu seksen arşın kaddi âlî olan dîvârın yüzünden ta sütûha çıkayım" deyü izin taleb etdikde Hân eydür: "Destûr der, Hudâ âsân getire" deyüp dîvârın dibine varup hayır du‘â edüp eli yetişdiği yerde dîvâra enserinin birisin kakup çekici yine beline sokup ya Allah deyüp perende ile enserinin üstüne çıkup oturdu ve hayli ma‘rifetler icrâ etdi. Andan bu mismâr üstünden dîvâra yapışarak ayak üzre kalkup belinden çekici ve bir mismârı dahi çıkarup kaddinde anı dahi iki taş mâbeynine kakdı ve yine 233a çekici beline sokup ankebût-vâr ol mismâr üzre karâr edüp anda dahi niçe gûne lu‘bedebâzlıklar gösterdi. Ammâ garâbet bunda kim enserinin ikisi de birer buçuk karış ancak var, üçer parmak mikdârı dîvâra girdiği zamân beri tarafda icrâ-yı ma‘rifet idecek yer yok, âlet yok. Anı gördük, yukarıdaki mismardan yılan gibi süzülüp baş aşağı olup aşağıdaki mismâra berk yapışup yukaruda kalan mismâra ayağının üsteki mesh olacak yerlerin ve ayaklarının parmakların devirüp çengel edüp aşağı mismardan ellerin boş koyup baş aşağı ayağı üstünden asılup ser-nigûn niçe fünûnlar gösterirken belinden çekicin çıkarup ayağı üstünden asılmış iken aşağı mismârı çekiç ile ura ura çıkarup yine yukaru mismâra süzüldü.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 232b–233a ·
metinde göster ·
Niçe kimesneler de bir iki sâ‘at yerden kayaları dolaşup "Varalım leşinde kemerinden kılıcı ve tüfengi ve gayrı bisâtından bir kelepirin alırdık." derlerken birkaç âdem gelüp "Bre koman, Çomar işte atıyla deryâ içre yüzüp karşu Van denizi kenârına gidiyor." dediklerinde anı gördük. Atının sağ tarafına asılmış atından ayrılmayup atıyla yüze yüze karşu tarafa bî-bâk gidiyor.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IV 282a ·
metinde göster ·
… lunmuş kalın demir kafeslerin aşağıları harba ve şişler ile âmâde zincîrler ile
asılmış
demir kafeslerdir kim hîn-i yürüyüşde düşman üzre bırağup cümle küffâr şişlere …
Ve her kapu üzre ola[n] kemerlerde gûnâ-gûn muhîl [ü] şeytanatlar ile inşâ olunmuş kalın demir kafeslerin aşağıları harba ve şişler ile âmâde zincîrler ile asılmış demir kafeslerdir kim hîn-i yürüyüşde düşman üzre bırağup cümle küffâr şişlere sancılup yolları sedd olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 80a ·
metinde göster ·
… mmâ büyük kapuda dâ’imâ zencîr gerilidir. Ve taşrasında handakı üzre zencîr ile
asılmış
cisrden geçüp cânib-i kıbleye yüz adım yokuş aşağı enüp bir kat kapu dahi olup …
Ve bu kapu üzre bir azîm tabya vardır, cânib-i erba‘aya Sedd-i İskender-vâr sedd olup bunda dahi azîm serâmed balyemez topları olup bu tabya üzre bir sâ‘at kullesi var kim çanının sadâsı bir konak yerden istimâ‘ olunup ve bu kapunun kemeri altında bir küçük kapu dahi vardır, andan aşağı varoşa otuz ayak nerdübân-ı hacer ile enilir küçük kapudur. Ammâ büyük kapuda dâ’imâ zencîr gerilidir. Ve taşrasında handakı üzre zencîr ile asılmış cisrden geçüp cânib-i kıbleye yüz adım yokuş aşağı enüp bir kat kapu dahi olup bu bâb-ı azîm taraf-ı cenûba nâzırdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37a ·
metinde göster ·
… ubûr olunur metîn dervezelerdir. Ve bu Felemet kapusu üzre Kara Mahmûd Ağa'nın
asılmış
çizmesi mahmîzleri var, demirden bir gûne çarhları var. Hîn-i ma‘rekede ata bun …
Andan Felemet kapusu bu dahi garb cânibine mekşûf iki kat kapudur ve iki kat kârgîr dîvârlı kal‘adır. Ve cümle dörd kapusu vardır ve kapusu önünde asma cisrler ile ubûr olunur metîn dervezelerdir. Ve bu Felemet kapusu üzre Kara Mahmûd Ağa'nın asılmış çizmesi mahmîzleri var, demirden bir gûne çarhları var. Hîn-i ma‘rekede ata bununla mahmîz edermiş, musanna‘ demir mahmîzdir. Ve bu kapudan taşra Makla deresi üzre niçesi ze‘âmet ve niçeleri mülk-i ibret-nümâ su değirmenleri vardır. Ve bu Felemet kapusu dibinde kemer altından Makla deresi kalın ve metîn demir pençerelerden su girüp bu varoş-ı azîmi iki bölüp şehr içre niçe su değirmenleri ve bâğ u bâğçeli hânedân-ı azîmleri var. Andan bu varoşun tâ ortasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37b ·
metinde göster ·
Yedi katında yedi sıra dîvânhâne-i azîmler var kim her birine üçer dörder bin kefere alır dîvânhânelerdir. Her biri birer gûne tarh olunmuş birbirlerine aslâ müşâbeheti yokdur. Dîvârları nakş-ı bûkalemûn zerdûz hâlîçeler asılmış görünüş dîvânhânelerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 65a ·
metinde göster ·
… ve turvin ve elçiler geldiği günlerde çâsârın başı üstünde mezkûr zencîrler ile
asılmış
durur. Taşradan gelen âdemler çâsâr tâcı geymiş zann ederler. Bir zî-kıymet tâc …
Bu tâcın kıt‘ası bir kîle-i Rûmî kadar vardır. Bed-nâm günlerinde ve turvin ve elçiler geldiği günlerde çâsârın başı üstünde mezkûr zencîrler ile asılmış durur. Taşradan gelen âdemler çâsâr tâcı geymiş zann ederler. Bir zî-kıymet tâc-ı Hûşeng Şâh'dır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 170a ·
metinde göster ·
… lesi mezkûr gârın kubbeleri deliklerine minkârı ve pençelerin sokup ölmüşler ve
asılmış
dururlar idi. Ve zîr-i gârda pâymâl olan lâşe-i murgân bu minkârından asılup dü …
Mukademmâ cemî‘i murglar bu cebele geldüklerinde her ecnâs-ı tuyûrdan birer murg bu gârın içine girüp kalmışdı. Ol murg ecnâsın cümlesi mezkûr gârın kubbeleri deliklerine minkârı ve pençelerin sokup ölmüşler ve asılmış dururlar idi. Ve zîr-i gârda pâymâl olan lâşe-i murgân bu minkârından asılup düşenlerdir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y370a ·
metinde göster ·
… bâ vü ecdâdlarından berü tecrübe etmişlerdir kim eğer bu gâr içinde minkârından
asılmış
kalmış bir kuş kalmayup cümlesi yere düşmüşse kaht [u] galâ alâmetidir, derler, …
Her sene temâşâgâh-ı ibret-nümâdır. Ammâ ahâlî-i vilâyet bu kuşların her sene gelüp böyle cem‘iyyet ile bu gâr içre birer cins murgu kurbân edüp gitdiklerin âbâ vü ecdâdlarından berü tecrübe etmişlerdir kim eğer bu gâr içinde minkârından asılmış kalmış bir kuş kalmayup cümlesi yere düşmüşse kaht [u] galâ alâmetidir, derler, cümle halk terekelerin der-anbâr edüp hıfz etmeğe başlarlar, hakkâ ki yine mülâhazaları üzre kaht-ı azîm olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y370b ·
metinde göster ·