… tükin aŋayu al aldaġ yoḳ-ın tėp 問ḳayu tıldaġ-ın nomladı ol abidarim-ıġ tėp答為擇簡法
bölgelir
adırġalır üçün nomuġ.
birök bulsar nom ad -ırtlamaḳ-ıġ niz-vanı-lar tuġmaz üçün anın bilmiş kergek nom adrtlamaḳ -nıŋ niz-vanı tarġardaçı al aldaġ ertükin aŋayu al aldaġ yoḳ-ın tėp 問ḳayu tıldaġ-ın nomladı ol abidarim-ıġ tėp答為擇簡法 bölgelir adırġalır üçün nomuġ.
… yörüg öz üz-e anın adı bolur aḳıġ-sız tėp亦无問答yme ök yoḳ üçün sėzik kikinç üz-e
bölgülük
adırtlaġuluḳ orun anın bilmiş kergek adı ködrülmiş-niŋ ḳayu yrlıḳamış-ı alḳu şa …
birök mundaġ söz-leser ödrü tegimlig erti uḳıdu söz-legeli inçe tėp bu yörüg üz-e anın adı bolur aḳıġ-lıġ tėp bu yörüg öz üz-e anın adı bolur aḳıġ-sız tėp亦无問答yme ök yoḳ üçün sėzik kikinç üz-e bölgülük adırtlaġuluḳ orun anın bilmiş kergek adı ködrülmiş-niŋ ḳayu yrlıḳamış-ı alḳu şasdr-a -karė baḫşı-lar-nıŋ abipiray alıġ-ı birle bir tek ermez amtı.
yol kėrtü-nüŋ yörügi kėŋ üçün amtı margapudgalakoş-ta kėn inçip
böle
adırtlayu tükedgey biz üç ėdigsiz-ler -niŋ yörügin birer baḫşı-lar böle adırtla …
yol kėrtü-nüŋ yörügi kėŋ üçün amtı margapudgalakoş-ta kėn inçip böle adırtlayu tükedgey biz üç ėdigsiz-ler -niŋ yörügin birer baḫşı-lar böle adırtlayu karikda söz-leti erti munda kök ḳalıḳ tıdıġ-sız töz-lüg erür tėp此中者munda tėptėmiş-i erser bu üç ėdigsiz-ler-te adırıp almış kergek.
yol kėrtü-nüŋ yörügi kėŋ üçün amtı margapudgalakoş-ta kėn inçip böle adırtlayu tükedgey biz üç ėdigsiz-ler -niŋ yörügin birer baḫşı-lar böle adırtlayu karikda söz-leti erti munda kök ḳalıḳ tıdıġ-sız töz-lüg erür tėp此中者munda tėptėmiş-i erser bu üç ėdigsiz-ler-te adırıp almış kergek.
adırtladaçı tört türlüg tüz-ün-ler kėrtü-sin bu ürlügsüz -te ulatı十六行相altı ygrm …
bir tek bir yörüglüg üçün öŋin öŋin adırıp böldeçi adırtladaçı tört türlüg tüz-ün-ler kėrtü-sin bu ürlügsüz -te ulatı十六行相altı ygrmi uġur-lar-ta bir bir kėrtü-ke ėrdeçi öŋin öŋin öz uġur-lar-ı üz-e adırıp bilig üçün bilige bilig-niŋ adırtı erser ol oḳ oḳsuz yol-taḳı bilge bilig erür.
Süleymân Hân bu câmi‘i deryâya nâzır bir kûh-ı bülend üzre bir câmi‘-i bî-mânen …
Evvelâ zemîni mukaddemâ Ebü'l-feth binâ etdiği Sarây-ı Atîk'in nısfın bölüp Süleymân Hân bu câmi‘i deryâya nâzır bir kûh-ı bülend üzre bir câmi‘-i bî-mânend binâ etdi. Cemî‘i memâlik-i Âl-i Osmân'da ne kadar bin üstâd-ı kâmil mi‘mâr u bennâ vü ummâl u seng-trâş ve mermer-bür var ise cem‘ edüp üç sene kâmil üç bin pây-beste forsa pâyzen temelin ka‘r-ı zemîne endirüp kûhkenlerin darb-ı tîşeleri sadâsın ka‘r-ı zemînde hamele-i dünyâ olan sevr istimâ‘ ederdi. Tâ bu mertebe ka‘r-ı zemîne varınca hafr edüp andan esâsına rıhtım binâ ile üç senede vech-i arza esâs binâ çıkup zâhir oldu.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS I 43a ·
metinde göster ·
… i âteş-tâbın eline alup at sürüp önüne geleni tepere çalup alayları bölük bölük
bölüp
sübû‘ gibi ra‘d-vâr gürleyüp kılıç ururdu. Gûyâ Kassâb-ı Cömerd köçeği idi.
Amma beri tarafda Defterdârzâde efendimizin Şâmlı Osmân Ağa'sı ve Filibeli Silâhdâr Mehemmed Ağa'sı ve Nakışlı Bölükbaşı ve Kahveci İkbâli ve Kilârcı Hasan Ağa ve Çukadâr Behlûl Ağa, bunlar ol cenkde meydân-ı bezm [ü] rezmin nâmdârı ve şecâ‘at meydânının çâpük-süvârı, her biri şîr-i ner, belki her biri birer er oğlu er, server [ü] kâ’il-i nefs erdir, vâlî-i mihter olmağa lâyık birer dilâverler idi. Celâlîlerin kırkar ellişer dirhem dalyan tüfenklerine bakmayup Şâmlı Osmân Ağa siperin yüzüne dutup şemşîr-i âteş-tâbın eline alup at sürüp önüne geleni tepere çalup alayları bölük bölük bölüp sübû‘ gibi ra‘d-vâr gürleyüp kılıç ururdu. Gûyâ Kassâb-ı Cömerd köçeği idi.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS III 32b ·
metinde göster ·
bu Tihotine'yi Büyük Foça'dan karşu Alaca câmi‘ Foçasına iki yerden ağaç cisir …
Bu nehr-i sağîr, şehr-i kebîr Foça'nın şarkından cereyân eder, ammâ ibtidâ menba‘ı cânib-i kıbleden on merhale mesâfe-i ba‘îde olan Arnavudistân'da Prizren sancağında ve Bihor nâhiyesi dağlarından ve âsî Arnavudistân'ın Pive ve Nikşik ve Zatarnak ve Durobnak dağlarından gelüp kal‘a-i Plav altından geçüp andan şehr-i Taşlıca sahrâsından ubûr edüp andan şehr-i Foça içre akarken şehr-i Foça'yı iki bölüp bu Tihotine'yi Büyük Foça'dan karşu Alaca câmi‘ Foçasına iki yerden ağaç cisir ile ubûr olunur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VI 147a ·
metinde göster ·
Ammâ hakkâ ki İsmâ‘îl Paşa ve Zülfikâr Ağa ve İsmâ‘îl Alaybeği küffâra hamle etdiklerinde küffârı sokak sokak ve bölük bölük bölüp kassâb-ı ecel gibi küffârı kırarlardı.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 21b ·
metinde göster ·
… n Makla deresi kalın ve metîn demir pençerelerden su girüp bu varoş-ı azîmi iki
bölüp
şehr içre niçe su değirmenleri ve bâğ u bâğçeli hânedân-ı azîmleri var. Andan b …
Andan Felemet kapusu bu dahi garb cânibine mekşûf iki kat kapudur ve iki kat kârgîr dîvârlı kal‘adır. Ve cümle dörd kapusu vardır ve kapusu önünde asma cisrler ile ubûr olunur metîn dervezelerdir. Ve bu Felemet kapusu üzre Kara Mahmûd Ağa'nın asılmış çizmesi mahmîzleri var, demirden bir gûne çarhları var. Hîn-i ma‘rekede ata bununla mahmîz edermiş, musanna‘ demir mahmîzdir. Ve bu kapudan taşra Makla deresi üzre niçesi ze‘âmet ve niçeleri mülk-i ibret-nümâ su değirmenleri vardır. Ve bu Felemet kapusu dibinde kemer altından Makla deresi kalın ve metîn demir pençerelerden su girüp bu varoş-ı azîmi iki bölüp şehr içre niçe su değirmenleri ve bâğ u bâğçeli hânedân-ı azîmleri var. Andan bu varoşun tâ ortasında,
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 37b ·
metinde göster ·
Bu kal‘anın cânib-i cenûbîsi Küçük Alman dağları dâmeninde Beç bayırları altında nehr-i Tuna'yı bir konak yerden bölüp mağribden maşrık cânibine akıdup kal‘anın şimâli tarafı dîvârın nehr-i Tuna döğerek ubûr eder, ammâ nehr-i Tuna bu kal‘a dibinden amelî akmak ile yukarudan kesüp yine büyük Tuna'ya akıtmak kâbildir, zîrâ biz bunda iken kal‘a altında nehr-i Tuna az kalup oğlancıklar berü bizim varoşdan karşu Beç'e su içre yürüyüp geçerlerdi. Sonra "Türk askeri suyun az akıtduğun görmesinler" deyü gulâmları suya girmeden men‘ etdiler. Ve bu Beç kal‘asının cânib-i cenûbdan nehr-i Beç akup kal‘anın kıblesi tarafı handakı içinden ubûr edüp haşeb cisr başında nehr-i Beç nehr-i Tuna'ya mahlût olur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VII 56a ·
metinde göster ·
… ummâl ve bennâlar cem‘ olup mezkû[r] iç kal‘a kayasının nısfından üstâd-ı bennâ
bölüp
tâ deryâya varınca ve leb-i deryâ ile tâ iç kal‘a kayasının deryâ içindeki burn …
Sebeb-i binâsı oldur kim sene (---) târîhinde Sultân Mehemmed Hân asrında bu kal‘a-i Benefşe'nin varoşu etrâfında rabât-ı ma‘mûresi olmadığı ecilden Venedik kâfiri donanma-i menhûsuyla yüz pâre keştî deryâdan ve Manya ve Malta küffârları karadan gelüp bu varoşu üç ay on gün muhâsara edüp yüz bin aded top gülleleri urup bir taş koparamayup hâ’ib ü hâsir olup kal‘a fethinden me’yûs oldukları mahalde karadan kırk bin aded güzîde asker-i İslâm imdâd yetişüp küffâr-ı bed-girdâr-ı murdârı ale'l-gafle basup küffârı kıra kıra deryâya döküp niçe bin 277b aded kefere [vü] fecereler gark-ı bahr-i Sefîd olup niçesi şinâverlik ederek gemilerine varup karârları firâra mübeddel olup cân ber-cehennem gitdiklerinde ahâlî-i vilâyet hâl-i diyer-gûnların der-i devlet-medâra arz etdiklerinde donanma-i hümâyûn ile sene (---) târîhinde Kapudan Fazlı Paşa ve on iki eyâlet askeri ve yetmiş bin re‘âyâ vü berâyâ ve ummâl ve bennâlar cem‘ olup mezkû[r] iç kal‘a kayasının nısfından üstâd-ı bennâ bölüp tâ deryâya varınca ve leb-i deryâ ile tâ iç kal‘a kayasının deryâ içindeki burnuna varınca bir hisâr-ı şekl-i müselles etmişlerdir kim henüz kal‘a-i Benefşe tâze cân bulup bir kal‘a-i hısn-ı hasîn ve sedd-i metîn olmuşdur.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 277a–277b ·
metinde göster ·
… -) târîhinde Bâyezîd Hân-ı Velî asrında bu kal‘anın kıble cânibinde bir köşesin
bölüp
şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acık binâ etmişler kim cirmi sekiz yüz adımdır.
Der-vasf-ı kal‘a-i Dırac: Bir düz tuz sahrâsının deryâ kenârisinde Venedik körfezinden bir küçük körfezcik dahi yetmiş seksen mîl içeridir. Anın kenârında şekl-i murabba‘ bir kal‘a-i azîm imiş. Mürûr-ı eyyâm ile niçe divelden divele intikâl edüp hıfz [u] hırâseti mümkin olmadığından gözden düşüp vîrân olmuşdur. Ammâ dâ’iren-mâdâr cirmi beş bin adımdır. Zamân murûriyle içinde âdem az kalup kefere tuğyânından anlar dahi sâkin olmağa iktidârları olmamağın sene (---) târîhinde Bâyezîd Hân-ı Velî asrında bu kal‘anın kıble cânibinde bir köşesin bölüp şekl-i murabba‘ bir küçük kal‘acık binâ etmişler kim cirmi sekiz yüz adımdır.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS VIII 363a ·
metinde göster ·
… sağ köşesinde bir iç kal‘a vardır, Ebü'l-feth Sultân Mehemmed bu büyük kal‘adan
bölüp
iç kal‘a etmişdir. İçinde dizdârı ve yigirmi neferâtı ve yigirmi kiremit örtülü …
Ve bu câmi‘in cemâ‘ati, câmi‘in sağ tarafında kal‘anın sağ köşesinde bir iç kal‘a vardır, Ebü'l-feth Sultân Mehemmed bu büyük kal‘adan bölüp iç kal‘a etmişdir. İçinde dizdârı ve yigirmi neferâtı ve yigirmi kiremit örtülü hânelerde sâkin olanlar bu câmi‘in cemâ‘atidir. Gâyet metîn küçük iç kal‘adır. Şekl-i murabba‘ ve cirmi sekiz yüz adımdır. Ammâ taşra dîvârı yine eski hisâr dîvârındandır. Ancak içerisinden Ebü'l-feth bölüp bir kat dîvâr ile bir küçük iç kal‘a olmuşdur. Ve kıbleye nâzır bir demir küçük kapusu vardır. Ve dîvârları gâyet metânet üzre ellişer mi‘mâr arşını dîvârları âlî olmağile cümle a‘yân-ı İzmir'in yüz Mısır hazînesi mâlları bunda mahfûzdur, zîrâ İzmir'in aşağı şehri gâyet ma‘mûrdur ammâ mahfûz değildir. Levendât-ı haşerât kânıdır. Ve celâlî ve harâmî havfi ihtimâliyle cümle kibârın mâlları ve zî-kıymet eşyâları bu yukaru iç kal‘ada pinhândır. Ve bu kal‘a ile leb-i deryâda olan kal‘a mâbeyninde şehr-i İzmir bir sevâd-ı mu‘azzam bender-i cedîddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y45a ·
metinde göster ·
… . Ammâ taşra dîvârı yine eski hisâr dîvârındandır. Ancak içerisinden Ebü'l-feth
bölüp
bir kat dîvâr ile bir küçük iç kal‘a olmuşdur. Ve kıbleye nâzır bir demir küçük …
Ve bu câmi‘in cemâ‘ati, câmi‘in sağ tarafında kal‘anın sağ köşesinde bir iç kal‘a vardır, Ebü'l-feth Sultân Mehemmed bu büyük kal‘adan bölüp iç kal‘a etmişdir. İçinde dizdârı ve yigirmi neferâtı ve yigirmi kiremit örtülü hânelerde sâkin olanlar bu câmi‘in cemâ‘atidir. Gâyet metîn küçük iç kal‘adır. Şekl-i murabba‘ ve cirmi sekiz yüz adımdır. Ammâ taşra dîvârı yine eski hisâr dîvârındandır. Ancak içerisinden Ebü'l-feth bölüp bir kat dîvâr ile bir küçük iç kal‘a olmuşdur. Ve kıbleye nâzır bir demir küçük kapusu vardır. Ve dîvârları gâyet metânet üzre ellişer mi‘mâr arşını dîvârları âlî olmağile cümle a‘yân-ı İzmir'in yüz Mısır hazînesi mâlları bunda mahfûzdur, zîrâ İzmir'in aşağı şehri gâyet ma‘mûrdur ammâ mahfûz değildir. Levendât-ı haşerât kânıdır. Ve celâlî ve harâmî havfi ihtimâliyle cümle kibârın mâlları ve zî-kıymet eşyâları bu yukaru iç kal‘ada pinhândır. Ve bu kal‘a ile leb-i deryâda olan kal‘a mâbeyninde şehr-i İzmir bir sevâd-ı mu‘azzam bender-i cedîddir.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y45a ·
metinde göster ·
… suluğ'da Cemşîd'i kam‘ [u] rem‘ edüp münhezim etdiler. Ve Cemşîd'i erre ile iki
bölüp
halk-ı cihân şerr [ü] şûrundan emîn oldular.
Ve zamânında cümle halkı dörd fırka eyledi. Birin ulemâ birin sipâhî ve birin ehl-i san‘at ve birin ehl-i zirâ‘at eyledi. Ve şehr-i İstahır'ı vâsi‘ eyleyüp taht edindi. Ve adl [ü] dâd ederken kendüye cünûn ârız olup rübûbiyyet da‘vâsına başladı. Ve rûy-i arzda olan pâdişâhları Y 70b kendüye tâbi‘ etdi. Lâkin Şeddâd bin Âd mutî‘ olmayup oğluyla Dahhâk'i yer götürmez asker ile Cemşîd üzerine gönderüp Ayasuluğ'da Cemşîd'i kam‘ [u] rem‘ edüp münhezim etdiler. Ve Cemşîd'i erre ile iki bölüp halk-ı cihân şerr [ü] şûrundan emîn oldular.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS IX Y70a–Y70b ·
metinde göster ·
… furunu gibi üstü kubbe ve altı boş bir büyük furundur. İçi tula ile bölük bölük
bölüp
her hâne ikişer parmak kalın yanmamış penbe-misâl atılmış yumuşak fışkı döşer. …
U‘cûbe-i dehrden biri dahi budur kim on bin yumurtayı at fışkısı içine gömüp yigirmi günde on bin tavuk yavrusu çıkup civ civ diyerek ol ân gezmeğe başlar. Akl-ı insân perîşân olur, aceb ibret temâşâdır. Ammâ bu kârı herkes edemez, Âbyâr kazâsında Mısır ümerâlarından Serdâr Süleymân beldelerinden Berme nâm bir köydür, anda bir asıl nesil nesle vardır, fışkıda tavuk çıkarmak anlara mahsûsdur. Piliç çıkarmak murâd edinen kimesne anlardan bir âdem alup kankı kazâya götürmek murâd edersen gidüp anda ibtidâ bir furun inşâ eder kim piliç çıkmak içün mahsûs furundur. Gûyâ etmek furunu gibi üstü kubbe ve altı boş bir büyük furundur. İçi tula ile bölük bölük bölüp her hâne ikişer parmak kalın yanmamış penbe-misâl atılmış yumuşak fışkı döşer. Ve her hâneye ellişer yumurta kor. Ammâ her yumurtayı güneşe tutup nazar eder. Eğer tâze yumurta ise, kor, eğer cılk ise komaz. Zîrâ fışkı harâretinden pârelenüp sâ’ir yumurtalara dahi zararı isâbet edüp yavrular çıkmaz. Ol ecilden cümle tâze yumurta korlar. Ve kankı yumurtadan horos ve kankı beyzden dişi piliç çıkacağın yumurtasından bilürler.
Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi · EÇS X Y229a ·
metinde göster ·